Etiket arşivi: Mason Tarikatı

Akademi Dergisi yazarı muhterem hocamız Mehmet Fahri Sertkaya’nın muhtelif yazılarında geçen, Mason tarikat, Mason, Masonik Örgütler, Yahudi/Mason Medyası, Mason/Satanist Ayin, Mason Teşkilatı, Freemasonry, Masonluk, Masonlar gibi etiketlerin tamamını istafade edilmesi temennisiyle, Mason Tarikatı konusu altına toplamaya çalıştık.

Editör | MFS.TV

Salim Dağ, Akademi Dergisi aleyhinde hazırlanan sahte yasaklama yazısı ihanetinde çok aktif rol almıştı.

Salim Dağ ve diğer malum münafıklar bir zafer olarak nitelendirdikleri planı gerçekleştirmekte, etraflarındaki inancı zayıf, merkeze bağlılığı zayıf kişileri “ileten” konumunda kullandılar. Dinimizin, yolumuzun düşmanları (Yahudiler, Masonlar) tarafından kendilerine söylenen en parlak fikri icraate geçirdiler.

Bu yasaklama yazısı fikrini münafıklar bile aslında çok mümkün göremediler. Geri durmak istediler. Son olarak kendilerine Tayyipgiller familyasından “sonucu ne olursa olsun” denilerek talimat verildi ve mecburen yaptılar.

Ellerinde patlayacağını da düşündüler, topluca ihraç edileceklerini de…
Lakin Akademi’nin daha fazla kitle oluşturmaması ve daha fazla güçlenmemesi için bu fitneyi çıkarmayı elzem gördüler.

Bir de merkeze bağlılık adı altında aylarca hatta senelerce sürüp gidecek bir şüphe elde etmiş olacaklardı. Ayrıca büyüğümüzün buna sinirlenerek Akademi’nin yanında “açıkça” yer almasıda aleyhine olacaktı.


Karar verdiler, Salim Dağ, Arıkanlar, Kangeller ve şürekası toplanıp ağız birliği ile, üzerinde oynama yapılmış, aslından bozulmuş, parantez açılarak Akademi Dergisi ismi ve bazı URL’leri eklenmiş metnin yayılmasını onayladılar…

Hatta öncesinden de münafıklar, “Yasaklama getirecekler bu kişiye, az kaldı, herkes anlayacak.” gibi konuşmalar yapmışlardı. Hazırlık aşamasında olan planlarını dillendirmişlerdi.

Çok yakında herkes, merhum büyüklerimizin de, şimdiki reisimiz Alihan Bey Ağabeyimizin de ve sahada benim de nasıl imkansız yükler taşıdığımızı, nasıl akıl almaz oyunları bozduğumuzu iyice anlayacak. Zaten anlamak isteyenler şimdiye kadar çoktan anladılar da yakında inkarı mümkün olmayacak kesinlikte herkesin gözleri önüne serileceği gelişmeler olmasını bekliyorum.


Dünyadaki beyin takımı arasında bazı yerlerde özetle ve birbirine benzer şekilde şöyle konuşmalar yapıldı:

“Mfs en başından beri bir gün cemaatin başına geçeceğini biliyormuş. Her şeyi bu plana göre yapmış. Şimdilerde bu gerçek daha net görülebiliyor. Bu, çok büyük bir plan… Bunu o genç yaşında kendisi yapmış olamaz. Bunu Arif Ahmet Denizolgun planlamış olmalı. Mfs de üzerine düşenleri çok iyi yapmış ve şu anda durdurulamaz bir güç haline geldi.”

Salim Dağ’ın gerçek yüzünü meydana seren yayınlarımın altına, kendileri gibi birkaç münafık gelir de onu savunan yorumlar yazar diye bekleyenler, birkaç yorumla bile moral bulacak olanlar, o derece çaresiz, güçsüz, bitmiş olanlar var. Gerçekten tükenmiş haldeler…

Cemaatimiz içindeki tesirim-ağırlığım son zamanlarda iyice artıyor ve bu, düşmanlarımızı kahrediyor. Öyle zan ediyorum ki son bir çılgınlık denemek zorunda kalacaklar ve bu da hem onların hem de cemaatimiz içindeki münafıkların sonunu getirecek.

Münafıklar…


Endişe etme Zeki Çalışkan! Sen metafizikle ölmeyeceksin. Senin mühletin var ve senin çarpılmana müsaade yok. Senin ibret-i alem olman isteniyor. Gerçek yüzün, şeytanlığın, içinde bulunduğu bütün kara para işleri, nasıl canlar yaktığın, yaptığın organ işleri, cemaatimiz içinde defalarca çıkarttığın fitneler, bu dine, bu davaya, bu devlete ve millete neler yaptığın gözler önüne çıkacak da sonra öleceksin. Artık o anda intihar mı edersin, idam mı edilirsin bilemem…

O günlere kadar sağlığını koru, kendine dikkat et. Zaten bitik bir bedenin var, birkaç sağlam darbe almana müsaade edilse çoktan kabirdeydin.

Az daha unutuyordum, ben içeri alındıktan sonra çevirdiği o dolaplar, bağlantılar, işlediğin o büyük suçlar da ispatlarıyla gözler önüne çıkacak.


Muhterem büyüğümüz benden, mücadelemden, yayınlarımdan, dünyaya rest çekişimden son derece memnun… Bu güne kadar olduğu gibi bu günlerde de benden ve mücadelemden herhangi bir rahatsızlık duymuyor. Bu güne kadar yasaklanmadığım gibi bu günlerde de yasaklanmadım. Dava edilmediğim gibi bu günlerde de dava edilmiş değilim. Sürekli dualar ediyor kendisi bana ve ekibime… Bunu da münafıklar dahil, cemaatimizin içinde olan ya da olmayan bütün taraflar net, tartışmaya mahal bırakmayacak netlikte görüyorlar.

Akademi Dergisi bu güne kadar hiçbir zaman “gerçekten” yasaklanmadı, dava edilmedi ve tart edilmedi hatta tenkit bile edilmedi.

Mason teşkilatı ve CIA da dahil olmak üzere farklı farklı taraflar-kesimler son zamanlarda paniklediler. “Bunlar, bizim cemaatleri içinde kullandığımız herkesi nasıl biliyorlar. Kullandığımız kişiler hakkında bu kadar detaylı bilgileri nasıl elde ediyorlar. Mfs’nin YİT dediği teşkilat bu kadar büyük, güçlü ve başarılı bir teşkilat mı?” ve benzeri şekilde konuştular, tartıştılar.

Çok yakında, içimizdeki bütün adamlarını bir hamlede topluca oyundan düşüreceğimiz endişesini taşıyorlar ve bunun üzerinde çok durdular, konuştular, tartıştılar.

Biz o münafıkları aramızdan topluca temizleyip attıktan sonra “güç” ne imiş bütün dünya gözleriyle daha net görecek.

Her şey, muazzam bir planın parçası olarak ilerledi, ilerliyor, ilerleyecek.

Heyecan yok, endişe yok, acele yok, hata yok ve kimsenin gözünün yaşına da bakmak yok… Herkes hak ettiği muameleyi mühletleri doldukça görecek.

Dünya üzerinde sübyancılık suçlularına, çetelerine, teşkilatlarına karşı daha da bir hassasiyet oluştu ve devletlerin güçleriyle bunlara operasyonlar yapılmasına Ankebut Ağı tamamen mani olamıyor. Operasyonlar giderek artıyor ve büyüyor. Bu, basın ve medyaya yansıdı, yansıyacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Artık metafizikte dünyanın en iyisi Türkler oldu

Biz Türkler, pek çok önemli sahada olduğu gibi, metafizik sahada da çok ama çok geri bırakıldık.

Dünyada bu işin öneminin farkında olan ve yoğun şekilde kullanan devletlerin/milletlerin çok gerisinden yola çıkıp, kısa sürede, sessiz sessiz ve gayr-i resmi şekilde ilerleyip, son zamanlarda en iyiler arasına girdik ve şu anda dünyanın tartışmasız olarak en iyisiyiz. Karşı konulamayan, karşılarında durulamayan tarafız.

Çok çok yakın gelecekte, 100 sene süren bir örtülü işgal sürecini sonlandırarak devletimizin idaresini gizli Yahudilerden, gizli Ermenilerden, Masonlardan tekrar elimize alacağız. Bunu yaptığımızda resmi kurumlarımız da metafizik sahada dünyanın en iyileri olacaklar.

Ordumuz içinde dünyanın en iyisi olan metafizikçi ekipler/birimler yetiştirip görevlendireceğimiz gibi, İstihbarat ve Emniyet Teşkilatlarımız için de dünyanın en iyisi olan metafizikçi ekipler yetiştirip görevlendireceğiz.

Hangi cihetten/sahadan bakılırsa bakılsın açıkça gözler önünde ki bir çağ kapanıp yeni bir çağ açılıyor. Çünkü uzun bir aradan sonra Türkler yeniden tarih sahnesine çıkıyor. Hem de muazzam bir kudret, inanç, kararlılık, azim, mücadele ve ihtişamla…

Önce Osmanlı, sonra Süleymanlı…

Mehmet Fahri Sertkaya

Sanhedrin Hahamlarını idam kapsamında yargılayacak bir uluslararası mahkeme…

Sanhedrin hahamlarının idam cezası kapsamında yargılanmaları için uluslararası bir mahkeme kurulmalıdır.

İsteyen her ülke bu mahkemenin duruşmalarını canlı yayınlamalıdır. Mahkemenin/davanın bütün dosyaları/evrakları/delilleri dünya insanlığıyla şeffafça paylaşılmalıdır. İnsanlık görecek ki o dava bitip de o hahamlar topluca asıldıktan hemen sonra, dünyada bütün sorunlar hızlıca düzelmeye başlayacaktır.

O Sanhedrin hahamlarının uluslararası bir mahkemede yargılanıp asılmaları, insanlığın hakkıdır, hukuka uygundur ve insanlık için bir zarurettir. Buna mani olmak isteyecek İsrail, ABD ve diğer devletlerle harbe girmek bile bir zaruret olacaktır.

Dünya genelinde;

  • Fuhuş işi bunlarda…
  • Uyuşturucu işi bunlarda…
  • Organ işi bunlarda…
  • Silah işi bunlarda…
  • Terör örgütlerinin kontrolü bunlarda…
  • Art niyetle üretilen zararlı aşılarla insanlığı kısırlaştırma ve hasta etme, sakat doğumlara sebep olma işi bunlarda…
  • Milletleri kasten hasta edip hastahaneler üzerinden vurgun vurma işi bunlarda…
  • Devletlerin hazinelerini boşaltma işi bunlarda…
  • Milletlerin su kaynaklarına zehirleyici ve hasta edici maddeler katma işi bunlarda…
  • Aileyi, namusu, ahlakı yıkma işi bunlarda…
  • Uydurma bilim psikiyatri ve uydurma ilaçlarıyla trilyonlarca dolar vurgun vurma işi bunlarda…
  • Gıda ürünleri ve katkı maddeleriyle oynayarak insanlığı hasta etme işi bunlarda…
  • Hükumetleri devirme, liderleri öldürme, eğitim sistemlerini ve hukuk sistemlerini kasten bozma işleri bunlarda…

İnsanlığa zarar olan her ne iş varsa hepsinin arkasında İblis var ve İblis de bizim alemimizde bu işleri işte bu Sahnedrin hahamları, İsrail ve Amerika üzerinden yaptırıyor.

Sanhedrin Hahamları ve üzerinde bulunanlar…

Sanhedrin hahamlarından oluşan 13’ler Meclisinin üzerinde, 3 Kabalacı haham meclisi var. Bunlar, doğrudan İblis ile görüşüp ondan talimatlar alıyorlar.

3 Kabalacı haham da 13’ler Meclisine talimatları veriyor. 13’ler meclisi üzerinden talimatlar/planlar dünya genelindeki Satanist etkili ve yetkili kişiler üzerinden uygulamaya konuyor.

Adına ne derseniz deyin. Derin Dünya Devleti, Gizli Dünya Devleti, İlluminati, Şeytani İmparatorluk, Ankebut Ağı ya da başka bir şey…. İblis’in varlığının ve bunlara talimatlar yağdırdığının gözle görülür somut delilleri yok ama… 3’lerin, 13’lerin, dağıtılan 7’lerin dünya siyaseti üzerinde ve dünyadaki her türlü kara para işlerinde yönetici kadrolar olduklarının, bir saçak gibi aşağıya doğru kollara ayrılan bir teşkilatı yönettiklerinin, durmaksızın her türlü suçu işlediklerinin ve işlettiklerinin ve insanlık düşmanı olduklarının çok sayıda somut ispatı var.

O kadar çok ki şu Epstein meselesinden bile yola çıkılsa, bu sistem çökertilebilir. Daha somut ispatlarla yol alınabilecek binbir türlü mesele var…

Çok sayıda Amerikan başkanının o makama konmuş figüranlar olduklarını, Mason teşkilatı üzerinden Amerika’yı ya da daha çok sayıda başka ülkeyi onlarca senedir Satanistlerin yönettiğini, dünyayı da “Cumhuriyet” ve “demokrasi” diye diye ayakta uyuttuklarını, yüz seneden fazladır cehennem misali bir dünya düzeninin kasten sağlandığını ve insanlığın topyekun felaketinin hedeflendiğini, hukuki zeminde ve her türlü somut şüpheden uzak şekilde ispat etmek, evet mümkün…

Bu gerçekleşmesin diye zaten bu konuları bu şekilde konuşanları, Mason teşkilatının gerçek yüzünü anlatanları, İlluminati diyenleri, kendilerinin kontrolündeki basın ve medyada hemen alaya aldırıyorlar. Konuyu sulandırıyorlar.

Dahası, bu gibi tartışmalarda kendilerine çalışan adamların öne çıkmasını sağlayıp zihin bulandırıyorlar. Bu maksatla insanların kafalarını karıştıran açıklamalar, yönlendirmeler yaptırıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye’de cezaevleri rant kapısı…

Bakın bu kişinin adı Hüseyin Erkılıç…

Ümraniye E Tipi toplama kampının müdürü. Ben oraya konulduktan çok kısa süre sonra, daha önce adını hayırla andığım müdür İrfan Gültekin başka yere sürüldü ve bu Hüseyin Erkılıç müdür yapıldı.

Hüseyin Erkılıç da Sabetaycı gizli Yahudi ve Mason. Uzun zamandan beri Türkiye’de cezaevleri rant kapısı olarak görüldü ama AKPKK hükumetleri zamanında bu işin cılkı çıktı. Hem AKPKK kabinelerinin üyeleri hem de Ankebut Ağı’na bağlı üst seviye gizli Yahudi ve gizli Ermeni ve Mason isimler, cezaevlerinden elde edilen ranttan pay aldılar, alıyorlar.

Çok sayıda ceza alıp cezaevine girecek olan Hüseyin Erkılıç hakkında, bana neler çektirdiği ve ne kadar vahim suçları açıkça işleyerek benim cezaevinde daha uzun süre kalmamı sağladığı hakkında daha sonra delilli, kanıtlı, şahitli paylaşımlar yapacağım. Şimdi ben size cezaevlerinden nasıl para kazanıldığını ve cebe indirildiğini mümkün olabilecek en özet şekilde anlatayım.

Bundan sonraki paylaşımı okuduğunuzda neden af çıkartılmadığını çok iyi anlayacaksınız.


Cezaevlerinden nasıl para vuruyorlar

Bunu birkaç kalemde yapıyorlar ve biri de faiz geliri…

Cezaevine giren kişinin üstündeki paralar ve daha sonra yakınlarının ziyarete geldikçe bıraktığı paralar ya da yakınlarının hesap nosu üzerinden cezaevindeki tutuklu ve mahkumlara gönderdiği paralar bir havuzda toplanıyor ve faizde işletiliyor. Bu paralar, hiçbir şekilde peşin harcamalara, masraflara kullanılmıyor. Her şeyin merkezileşmesi, merkezi bir UYAP sistemi olması vurgun vurmalarını çok kolaylaştırıyor.

Cezaevlerinde “Emanet para birimi” denilen bir sistem var. Tutuklu ve hükümlülerin paraları bu sistemde tutuluyor. Cezaevinin içinde mahkumlar para nedir görmüyor, bilmiyor, kullanmıyor. Cezaevine düşmemiş insanların bir kısmı bilmezler ama koğuşlara para girmiyor. Tutuklu ve hükümlüler bir ihtiyaçları olduğunda haftada bir kere kantin yapma haklarını kullanarak ihtiyaçlarını kantinden alıyorlar. Bir katin fişi doldurup ihtiyaçlarını yazıyorlar ve altına imza atıyorlar. Siparişleri kendilerine veriliyor ve ücreti emanet para birimindeki hesaplarından otomatik olarak düşülüyor. Ya da bazı cezaevlerinde mahkumlara banka kartı veriliyor ve bankadaki hesabından düşülüyor. Ama bu gibi tutuklu/hükümlü banka hesapları bile merkezi bir havuz sistemine bağlı.

Cezaevlerinin kantinlerinde satılan neredeyse hiçbir şeye peşin para verilmiyor. Üç, altı, dokuz ya da oniki aylık vadelerle alınıyor. Bu süre zarfında yaklaşık 350 bin kadar tutuklu ve hükümlünün emanet para birimindeki paraları faizde işletiliyor. Bu sistemde biriken toplam nakitin 4-5 milyar lira civarında olduğu konuşuluyor.

Vurgun vurdukları ikinci alan şu…

Cezaevlerinde uyuşturucu ile alakalı suçlardan yatan 60 binden fazla kişi var. Bunun haricinde zaten hükümlü ve tutuklular arasında uyuşturucu kullanma oranı çok çok yüksek. Bütün Türkiye genelinde cezaevlerinde kendi kurdukları gizli sistemle uyuşturucu satıyorlar. Uyuşturucu müptelası olmuş tutuklu ve hükümlülerin çok zor durumda kaldığını, uyuşturucuyu başka şekilde içeri sokamayacağını ve kendilerine mahkum kaldıklarını bildiklerinden, onlara el altından sattıkları uyuşturucuları piyasa fiyatının çok üzerinde satıyorlar.

Bu şu demek; hem çok yüksek sayıda uyuşturucu müşterisi var, hem kendilerine mahkumlar, hem sürekli müşteriler hem de iyi para vermek zorundalar.

Beni yatırdıkları Ümraniye E Tipi toplama kampında da bu uyuşturucu sistemi faal ve ben bir ay yatıp çıktıktan sonra bu hususa temas etmiş “Bu çarkı bozacağım. Pişman olup tevbe edip çıkmak isteyenler çıksınlar. Çok can yakacağım” mealinde yazmıştım. Sözüm söz, şimdi bozuyorum ve kimse benim bunu yapmama mani olamaz, bana güç yetiremez.


Üçüncüsü kalem de şu…

Cezaevlerinde sürekli sarfiyat var. Bakım, onarım var. Sürekli masraf edilmesi gereken hususlar var. Sarf malzemeleri alınması, cezaevlerinde tadilat, bakım, onarım yapılması bahanesi ile vurgun vuruyorlar.

Kağıt üzerinde ve resmiyette bu gibi masraflar yapılmış gibi gösteriyorlar ama onlar yapılmıyor. Ya da çok ucuz bir malzemeyi çok pahalı gibi gösteriyorlar. Bazen tadilat başlatıyorlar, her şey tam takır işliyormuş gibi görünüyor ama gerçek manada tadilat yapmıyorlar, masraf yapmıyorlar.

Toplama bakıldığında bu gibi oyunlarla da çok büyük paralar vuruyorlar.


Dördüncü kalem de şu…

Cezaevlerinin çoğunda üretim yapılıyor. Mahkumlar işçi gibiler. Koskoca, yetenekli, üretken, bazıları gerçekten bazı sanatlarda usta olan adamlar/mahkumlar, ayda sadece 250-300 liraya çalışıyorlar. Zaten bu komik miktardaki para da kantin harcamalarına gidiyor ve ellerinden alınmış, bedavaya çalışmış gibi oluyorlar.

Bu işçi mahkumlara çok yüksek miktarda üretim yaptırıyorlar. Ürettikleri çay, temizlik malzemesi, tekstil ürünü, tütün, makaron, gıda ürünleri, çiğ köftesine ve peynirine kadar varan her şeyi yine cezaevlerindeki kantinler üzerinden mahkumlara dayatıyorlar.

Düşünelim, mekan maliyeti yok. Devlete ait cezaevlerinde imalat yapılıyor. Elektriği devlet ödüyor. Başlarındaki infaz memurlarının maaşını devlet yani millet, yani siz-biz ödüyoruz. Mahkumlar da bedavaya çalışıyor. Sosyal haklar ya yok ya çok çok sınırlı. Sıfıra yaklaşan ve piyasa ile çok çok büyük rekabet imkanı sağlayan bir üretim maliyetleri oluyor. Buna rağmen üretilen bu düşük maliyetli, düşük kaliteli ve bazıları kusurlu ürünleri, yaklaşık 350 bin tutuklu ve hükümlüye kantinler üzerinden adeta dayatılıyor. Şuraya bakın ki “Bu insanlar çok zordolar. Aileleri de çok zorlanıyorlar. Yıllarca para göndermek zorundalar.” deyip de piyasanın en az yarısı fiyatına satmak varken, piyasadaki kaliteli markaların fiyatıyla aynı fiyatlarda kantinlerden satıyorlar. Muazzam bir kâr oranı oluşuyor. Zan etmeyin ki bunlar döner sermayeye, devletin/milletin hazinesine dahil ediliyor. Bu şekilde de toplamda çok büyük paralar vuruyorlar.

Düşünelim ki bir marketler zinciriniz var ve 350 bin sürekli müşteriniz var. Fazlaca da tercih hakkı ve itiraz hakkı vermiyorsunuz, istediğiniz ürünü fahiş fiyatlara onlara dayatıyorsunuz. Her aşamasından ayrı bir vurgun vuruyorsunuz.


Bu haram paralar bunlarda tuzlu su içmek misali bir hal oluşturmuş. Bunları kudurtmuş. Nasıl ki susuz kalınca tuzlu su içen kişi, tuzlu suyu içtikçe daha da susuyor. Bunlar da haram parayı yedikçe iyice şeytanlaşıyor ve doymak nedir bilmiyor. Zaten bu gibi pis işlere bulaşan infaz memurlarının, başmemurların suratlarından şeytanlık, zulmet, pislik akıyor. Çok tertemiz, bu işlere karıştırılmamış, neler döndüğünü anlamamış infaz memurları da var ve onların halleri, enerjileri, simaları, tavırları bambaşka. Diğerleri ile yanyana durduklarında akla kara gibi duruyorlar. Böyle haram işlerl yıllarca yapa yapa o infaz memurlarında bir gram insanlık, merhamet, adalet, vicdan kalmadığını görüyorsunuz. Bu da zaten hükümlü ve tutukluların ayrıca çok kötü muamele görmesine ve türlü psikolojik sorunlara hatta intiharlara sebep oluyor.Bu kan emici çarkın başında bulunan insan şeytanları, daha da fazla vurgun vurabilmek için cezaevlerine çorap, iç çamaşırı, nevresim, havlu daha benzeri pekçok şeyi alınmasını çoktan yasaklamışlar. İçeri düşen birinin yakını hemen ziyaretine geliyor, mahkuma getirdiği giysilerin, malzemelerin en az yarısı içeri kabul edilmiyor. Bir şok geçiriyorlar ve “Neden” diyorlar. Onlara “Bunlar katinde var” deniyor, başka da bir şey denmiyor.

Kantinde onlar olabilir ama imkanları zaten dar olan o mahkumun evinde de var? Öyle bir çark oluşmuş ki içeri giren bir kişi ilk anda yüzlerce lira harcama yaparak iç çamaşırı, el ve banyo havlusu, sabun, şampuan, jilet, traş kremi, diş fırçası, diş macunu, nevresim, yastık, yastık kılıfı derken birçok şeyi almak zorunda kalıyor. Evet, yanlış okumadınız, içeri düşene bunlar yatak örtüsü ve yastık ve yastık kılıfı bile vermiyorlar. Sırf bu sömürü çarkının hızı artsın diye…

Bu aşamaya kadar okuyanlardan bazılarının akıllarına düşmüştür. Evet, böyle bir çark döndüğü için de kısa süreliğine hapse girenlerin oranını artırıyorlar. “Yeni düzenlemeye göre birkaç gün de olsa herkes cezaevine girecek” deyip durdular. Kısa süreliğine gelip, neyin ne olduğunu anlamadan yüzlerce lira harcama yapıp tahliye olanlar da işlerine geliyor. Bu nedenle zaten kısa süreli zorlama hapis cezalarının daha çok verilmesini sağlayacak şekilde sistemi oynadılar, oynuyorlar. Tabii ki görünür sebepler ayarlıyorlar. Bunların başlıcalarından biri “Kadına şiddet”

Yani bu derece insanlık dışı sömürü yaparlarken bir yandan da kara para aklamak misali bir tavır alıyorlar ve kendilerini bir de çok adil, merhametli, hassas, insanlığın ve kadınların iyiliğini isteyen kişiler gibi gösteriyorlar. Konu dağılmasın diye detaylara girmiyorum, aslında pek çok düzenlemelerinin arkasında türlü türlü hileler var.


Yüksek sayıda hükümlünün olması bir açıdan daha işlerine geliyor.

Türkiye’de denetimli serbestlik uygulamasından faydalanan ve cezasının tamamını cezaevinde çekmek yerine bir kısmını dışarıda karakollarda imza atarak, denetim altında kalarak çeken 750 bindan fazla insan var.

Bunlara kısa bir süre içinde sigortalı bir iş bulup çalışma zorunluluğu getiriliyor. Bunu yapamayanlara ki sayıları çok yüksek, devlet kurumlarında yarım gün çalışma zorunluluğu getiriliyor.

Bu kişiler hiç ücret/maaş almadan, sosyal hakları olmadan, yol ve yemek parası bile verilmeden yarım gün bedava devlete çalışıyorlar. Bu da bunların çok işine geliyor ve memurlara ödenecek paraları büyük oranda vurup ceplerine indirip ekonomiyi felç ettikleri şu zamanlarda sıkıntılarını biraz olsun hafifletmiş oluyorlar.

Denetimli serbestlikle yarım gün çalışmak zorunda olan bir adam, kendi geçimini nasıl temin eder, çoluk çocuğuna nasıl bakar, türlü sıkıntısını nasıl aşar, umurlarında bile olmuyor.

Cezaevlerinden nasıl vurgun vurdukları konusunda yazılması gereken daha çok şeyler var. Şimdilik bu kadarı ile iktifa ediyorum. Zaten bu konunun Türkiye’de ve cezaevlerinde duyulmasını çoktan sağladım. Herkesin gözü açıldı. Şu anda cezaevlerinin fokurdamasının en büyük sebeplerinden biri de bu ki bu insanlar idarenin kendilerine sağımlık inek gözü ile baktığını çoktan duydular, anladılar.

Şimdi şu yayınlarımdan sonra da zaten aynı anda birkaç ayrı yerden bu sömürü çarkına çomak sokulacak. Gürültü çıkacak, bu işin içinde olanlar kendilerini kurtaramayacak. Ben de “Tam zamanı” dediğim anda bu hususlara dair elimizdeki delilleri adli makamlarla ve milletimizle paylaşacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Korku imparatorluğu kurmak…

“300’ler Komitesi” kitabını yazan ve sözde bu komiteyi ifşa eden Dr. John Coleman aslında “300’ler Komitesi”nin bir üyesi…

Bunların bütün işi bu: korku imparatorluğu kurmak… Yalanlarla, propagandayla, ifşa görünümlü propaganda ile kendilerini/sistemlerini dev, acımasız, çok güçlü, mücadele edilemez, karşılarına bile çıkılamaz şekilde göstermek…

Kontrolleri altındaki ABD’yi ve AB ülkelerini de bu zamana kadar böyle gösterdiler, gösteriyorlar. Aslında onlar da abartıldığı kadar güçlü olmadılar, şu anda da o kadar güçlü değiller.

Dünyanın dört bir yanında, Siyonizmin teşkilatlarını, Masonluğu, İlluminati’yi yani Ankebut Ağı’nı ifşa ediyormuş gibi görünerek korku imparatorluğu kurma planlarına hizmet eden hainler oldu ve hala var. Türkiye’de ilk akla gelenler Aytunç Altındal ile Ramazan Kağan Kurtoğlu ama daha başkaca da çok kişiler var.

Ankebut Ağı, Satanist ve bütün insanlığa düşman bir ağdır/teşkilattır.

Ankebut Ağı’nın teşkilatı pramit şeklindedir. Pramitin en üstündeki göz, sözde her şeyi gören ve yöneten Şeytan’ın yani Azazil’in gözüdür. En üst yönetici Şeytan’dır. Mason teşkilatı da bu ağ ile bütünleşmiş bir teşkilattır/ağdır.

Ankebut Ağı’nın ve dolayısı ile Masonluğun alt kademelerinde olanlar pek bilmese de ve onlara açıkça söylenmese de üst kademedekiler hep Satanisttir. Bu nedenle cinler, büyüler bunların vazgeçilmezidir. Azazil, emrindeki cinlerle bu ağı korumak, kollamak ister. Bu ağın mensuplarının cin, büyü kartına karşı sağlam duramayanlar, bunlarla mücadele edemezler.

Zaten bu güne kadar böyle güçlü görülmelerinin en temel üç sebebi var:

1- Şeytani bir şekilde “Zafere ulaşmak için her yol mübahtır” diyerek, güç/para bulabilmek için organ, uyuşturucu, fuhuş, her türlü kaçakçılık, terör, tefecilik dahil insanlık dışı her işi yapmaları. Hiçbir ahlaki sınır, değer tanımamaları…

2- Basın ve medyayı kendi ellerinde tutmaları. İnsanlığı basın/medya kanalı ile kendilerinin istediği şekilde yönlendirmeleri. Bu arada kendi adamlarını, kendilerini ifşa eden adamlar gibi oynatıp da insanlık üzerinde bir korku imparatorluğu kurmak istemeleri…

3- Cin ve büyü kartı ile, normalde aşamayacakları pek çok engeli aşmaları. Önemli rakipleri/engelleri büyülerle yok etmeleri. Cinleri kullanarak yaptıkları büyülerle bazı önemli kişilerin zihinlerini büyük oranda kontrol altına almaları ve onlar farkına varamadan kendilerine hizmet ettirmeleri.

Mehmet Fahri Sertkaya

Size ABD’nin gerçek yüzünü biraz da Bob Lazar üzerinden anlatayım…

Bob Lazar 51. bölgede gerçekten çalıştı ve iddia ettiği şeylerin çoğunu gerçekten gördü. İddiasının aksine olarak, aslında Bob Lazar çok ileri seviyede bir fizikçi değil ve yine iddiasının aksine, UFO’lar üzerinde yapılan tersine mühendislik çalışmalarına da katılmadı. Canlı uzaylıları gördü, onlarla konuşmak ve çalışmak istedi ama konuştuğu uzaylıların anlattığı teknik mevzulardan hiçbir şey anlamadı.

Bob Lazar da bir Yahudi, bir Mason ve Ankebut Ağı’nın mensubu. Ayrıca CIA personeli. Bob Lazar da bir proje… 51. Bölgede kendisinden istifade etmek istediler ama çok verimli olamadı. Bir işe yaramayınca “Sen bari çık, konuş” dediler. Bunca yıldır bu görevi yerine getiriyor. İnsanların ABD’yi çok olağanüstü bir devlet gibi görmesi… Akıl almaz teknolojileri ele geçirmiş bir devlet gibi görmesi… Aramızda uçuk bir bilim ve teknoloji farkı bulunan uzaylı insan türleri ile anlaşmış gibi görmesi için oynanan kirli bir oyundu bu ve başrolde Bob Lazar oynadı.

Dün de yazdığım gibi, ABD ve aslında Ankebut Ağı, dünyamızdakinden binlerce sene ileri seviyede bilim ve teknoloji ile üretilmiş sistemleri hazır olarak ele geçirdiği halde bile hala bilim ve teknolojide pek çok dünya devletinden geride…

ABD ve İsrail, yalanlarla, propaganda ve reklamlarla, kara (karalıyor gibi gösterirken devleştiren, korkutan) propagandalarla ve kara paralarla ayakta duran sanal güçler. ABD’nin ve İsrail’in elinden bu kartları alırsanız, geriye bir hiç kalır.

Bu yüzden Netenyahu, Sanhedrin hahamları ile hakkımda konuşurken “İnsanlar üzerinde oluşturduğumuz korkuları, kontrolleri yıkıyor. Bu adam bizim felaketimiz olacak” demek zorunda kalmıştı ve geçmiş paylaşımlarda bunu yazmıştım.

Bazı belgesel yapımcıları Bob Lazar’ı ciddiye almak için öncelikle yalan makinesi testinden geçmesini istediler. Kabul etti ve testlere dahil oldu ama testleri geçemedi. Bu nedenle belgesel yapmaktan vazgeçenler oldu ve isabet etmiş, doğru karar almış oldular.

Yalan makinesi testlerini geçmesine ihtimal yoktu, çünkü çok sayıda doğrunun arasına çok sayıda yalan karıştırarak anlatıyordu.

Aslında 51. Bölgede tutulan uzaylı insanları gördüğü halde, sorulan bir soruya yalanlarla, kasten yanlış yönlendirmelerle şu cevabı vermişti:

“Hayır, uzaylıları görmedim. Sadece bir iki fotoğraf gördüm. Otopsi yapılırken çekilmişlerdi. Bütün vücut kadraja girmemişti ve uzaylının boyu, fiziki yapısı hakkında bir şey de söyleyebilmem mümkün değil. Fotoğrafta bu uzaylıyı karnı açılmış ve bir iç organi çıkartılırken gördüm. Bir başka karede de bu organın içi açılmış halde gördüm”

Bob Lazar, reklam/propaganda maksatlı kullanılırken, gerçekten işe yarar bilgilerin insanlar ve başka devletler tarafından öğrenilmemesi hususuna da hep dikkat ederek konuştu.

Bob Lazar’ın yalanlarından biri de şu…

Bob Lazar mealen şöyle cümleler kurdu: “51. Bölgeye Rus bilim adamları ve yetkilileri de gelirlerdi. Bir gün 51. Bölgede çok büyük bilimsel keşifler yapıldı. Sonra uygulama değişti ve oraya girebilenelr iyice sınırlandırıldı. Rusların da girmesine izin verilmedi.”

  1. Bölgenin tarihi boyunca Ruslar hiçbir zaman resmi ya da gayr-i resmi görevlerle oraya gitmediler. Böyle bir şey hiçbir zaman yaşanmadı. Ruslar da kaza yapmış UFO’lar ve ayrıca hayatta kalmış uzaylı insanlar ele geçirmişti. Tersine mühendislikle çok şeyleri gerçekten çözüp bilim ve teknoloji de hızlı mesafe almışlardı. Fark şu ki ABD gibi reklam yapmak hatta yalanlarla reklam ve propaganda yapmak ihtiyacı duymuyorlardı.

Bob Lazar da Rusların kendilerinden çok ileride olduğunu biliyordu. Böyle konuşuyordu ki insanların zihinlerinde şunlar çakacaktı:

  • Bu ABD uçmuş, Ruslar bile ABD’nin peşinde koşuyor
  • ABD, öyle bir fark atmış ki en büyük rakibi olan Rusları bile takmıyor.
  • Rusların bile peşinde koştuğu ama yanına yanaşamadığı süper teknolojilere sahip oldu. v.s.

Karar konseyden çıktı. Bizde şebeke suyuna virüs katıp hashahane ve ilaç harcamalarının birden büyük oranda artmasını sağlıyorlardı, bu planlarını bozduk ama şimdi ABD’de ise bu yolu tercih ettiler. Dün 13’ler Meclisi ile Şeytan’ın Konseyi ortak oturum yaptı. Detaylarını sonraki paylaşımlarda yazacağım ama para kaynakları kurudu diye isyanlardalar.

Şu meselede ikinci bir hedefleri var. ABD iç muhalefetini meşgul etmek. Son zamanlarda yayınlarımızın tesiri ile ABD iç muhalefetinin de eli epeyi güçlendi. Onlardan sert hamleler almaktan endişe ediyorlar ve onları uğraştıracak, meşgul edecek gündemler/meseleler oluşturmak taktiği sergiliyorlar.

(Kızamık virüsü burun ve boğaz içindeki salgılarda bulunur. Kişi hapşırdığı ya da öksürdüğü zaman mikroplar damlacık ile etrafa yayılır.)

Bob Lazar “Pekiyi, bu UFO’lar ne ile çalışıyor, yakıtı nedir?” sorusuna cevap verirken hep dünyada bulunmayan 115. elementten bahsediyordu. O zamanlar dünyamızda keşfedilmiş 114 element vardı. 30 Aralık 2015’te kimya bilimi periyodik cetvele dört yeni element daha ekledi ve bilinen 118 element oldu.

Bob Lazar, 115. elementin dünyamızda bulunmadığını, başka dünyaların elementi olduğunu ve element sayesinde UFO’ların enerjisinin sağlandığını anlatıyordu. Diğer yüzlercesi gibi bu kısmı da yalan ve çarpıtmaydı. Bunu da kasten yapıyordu. UFO’larda kullanılan elementin, dünyamızda da bulunan bir element olduğunu çözmüşlerdi.

Kendisinden önce iki bilim adamının 51. Bölgede tersine mühendislik çalışması yaptığı… Bu sırada UFO’ların enerjisini nasıl elde ettiğini çözmek isterlerken bir UFO içindeki küçük nükleer reaktörü kaza ile patlattıkları… Bu iki bilim adamının ölmesinden sonra görevin kendisine verildiği şeklindeki iddiası da yalan. Bob Lazar’ın karakter analizi yapıldığında ve hayatı soruşturulduğunda, yalancı, fitneci, övünmeyi seven, zevk ve uçkur peşinde yaşayan, darmadağın ve sözüne hatta yeminine itibar edilmeyecek alçak karakterli biri olduğu görülebiliyor. Herhangi bir adil mahkeme, bu haldeki bir şahsı adil şahit olarak bile kabul etmez, edemez.

Lazar’ın, sözde kaza neticesinde küçük çapta bir atom bombası patlamasına eş değer bir patlama olduğunu söylemesi ve “Gizlice yapılan bir atom bombası denemesi sırasında yaşanan bir patlama denilerek olayın üstü örtülmüştü” cümlesi, kahkahalar ile gülünüp geçilecek kadar basit ve desteksiz yalanlar… Öyle bir tesiste küçük bir nükleer patlama bile büyük can ve mal kaybına sebep olur. UFO’lardaki nükleer kısmın fiziki boyut olarak küçük olsalar da muazzam bir enerji sağlayabilecek kadar büyük güçte olduğu da gözler önünde…

Ayrıca öyle bir üsde, hiç kimse öyle bir reaktörü incelemez. En azından, patlama ihtimaline karşı her türlü tedbiri almadan orada incelemezler. Bob Lazar, bu gibi uydurmaları ilköğretim öğrencilerine anlatsa, çok faydalı olur, detaylara ve gerçekçiliğe takılmazlar, yine de ufuk açıcı gelir. Neyin doğru, neyin yalan olduğunu yaşları, bilgileri arttıkça zaten öğrenirler. Lakin bunca uzman profesör ve bunca dikkatli basın/medya mensubu neden Bob Lazar’a gereken karşılığı vermedi, asıl soru bu… Bob Lazar’ı kimse bozmadı, çünkü Ankebut Ağı’nın mensubu olduğunu biliyorlardı.

Bir Ankebut Ağı projesi olan Bob Lazar’ın, ABD’yi olağanüstü bir süper güç olarak göstermek için oyun oynarken söylediği ve bazı gerçeklerle süslenmiş yalanlarını şuradan izleyebilrsiniz.

https://ok.ru/video/1471682054798

Mehmet Fahri Sertkaya

Karaktersizlik ve ihanetin adı sözde Türk Tabipleri Birliği…

Toplanıp alınsın artık şu omurgasız hainler, alçaklar, yalancılar, aldatıcılar, kural tanımaz insan şeytanları…

İsminden başka hiçbir şeyi Türk olmayan, tepe kadrosu tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermeni omurgasız hainlerle dolu olan sözde Türk Tabipleri Birliği yöneticileri, damarlarında akan kana kadar Türk/İslam düşmanı olduğunu bir kez daha sergiledi.

Tabiplerin hatalı teşhisleri ve müdahaleleri nedeni ile her sene milyonlarca kişinin can verdiği şu dünyada… Her sene beş milyon ameliyatın yapılmak zorunda olduğu ve tıbbın kâr getiren bir sektöre dönüştüğü şu Türkiye’de… Kadınların yarısından çok fazlasının, hekimler ve hastahaneler daha çok para kazanacağı için normal doğum yerine sezaryana zorlandığı ve neşter vurulduğu şu Türkiye’de… Her sene milyarlarca dolar ilaç masrafı yapılan, senelerce aynı ilaçlar kullandırıldığı halde kimsenin şifa bulamadığı ve her köşe başının hastahane ile eczahane dolduğu şu Türkiye’de… Müslümanlarca sünnet kabul edilen hacamatın yanlış uygulandığı bir vak’a buldular diye son derece terbiyesizce hatta yargılama gerektirecek suç kapsamına giren tarzda paylaşım yaptılar.

Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyen, bu yolda on binlerce masum vatandaşımızı acımasızca katleden terör örgütleri ile bağlantıları da herkesçe bilinen bu sözde tabipler, münferit hadiseleri art niyetli şekilde genele yorarcasına bir çirkinlikle ve kimseyi şaşırtmayan, kendilerinden her zaman beklenen tarzda bir paylaşım yaptılar.

Oysa hacamat ya da diğer tabiri ile alternatif tıp, sadece Müslümanlar tarafından değil, dünyadaki pekçok millet tarafından binlerce senedir şifa vesilesi görülen bir uygulama. Bu sahada iyi yetiştirilmiş ve samimi/dürüst kişilerden destek alındığında, modern tıp dedikleri sömürü sistemini dumura uğratan mükemmel neticeler alınabildiği de herkesin gözleri önünde…

Osmanlı’yı içten yıkan, zorla, kanla, katliamla Cumhuriyet rejimi kuran ve o günlerden beri Türkleri kendi vatanında kendinden kopuk tarzda yaşatmak için her türlü çirkinliği ve ihaneti yapan gizli Yahudi, gizi Ermeni, Mason kişilerin torunları tarafından yönetilen Türk Tabipleri Birliği’ne artık milli güvenliğimiz göz önünde bulundurularak gerekli hukuki müdahaleler yapılmalı.

Artık tahammül edilemez derecede haddini aşan bu omurgasızlara bir süre daha hukuki zeminde müdahale edilmezse, endişe ediyorum millette biriken enerji patlayacak ve istenmeyen, suç kapsamına giren hadiselerin önü alınamayacak. Şu küstahlar artık hukuki zeminde durdurulsun.

Mehmet Fahri Sertkaya

Nurettin Yıldız!

Kendini kandırmayı ve faydasız görüşmeler yapmayı bırak da bunca insan sana yazdı, sordu, onlara cevap yaz. Bu saat oldu hala cevap alamamışlar. Ne zaman cevap yazacaksın?

Çıksana karşıma, yalanlasana beni, neyden çekiniyorsun? Şürekan da senin haline düşmüş. Onlara da hep yazıp sormuşlar ama cevap alabilen yok. Ne olacak bu işler böyle? Nasıl çıkacaksınız bu işin içinden? Kendini kurtaramayacak hale düşmüş AKPKK ve Masonlar, sizi kurtarabilir mi?

Telefonda asıp kesiyorsun ama koca koca devletler, ordular, devlet liderleri, devlet gibi olmuş holdingler ve NATO bile karşımda ne hale düşmüş, ellerinden bir şey gelmiyorken, siz gerçekten beni ortadan kaldırabileceğinize inanıyor musunuz da öyle konuşuyorsunuz? Bak, gırgırı, takılması bir yana da bu sorunun cevabını gerçekten çok merak ediyorum. Beni ortadan kaldırabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz?

İHH Başkanı Bülent Yıldırım, sen ve Yavuz Baysan falan bir araya gelip de Numan Kurtulmuş’un fuhuş sisteminden fahişeler çağırdığınızı, ortalama on günde bir belli bir mekanda buluştuğunuzu bu millet bir öğrense, kandırdığınız ve sömürdüğünüz Müslümanlar bir öğrense iyi gürültü çıkar değil mi?

Bu görüntüler internette dolaşsa, Numan’ın fahişelerinin yüzlerinin göründüğü ve kimliklerinin belli olduğu, mekanın da belli olduğu bu görüntüler üzerinden bir fırtına kopsa, sizin teşkilatın hali ne olur?

Mehmet Fahri Sertkaya

O, Şi’ra’nın da Rabbidir

On binlerce yıldır, dünyadaki bazı milletlerin başına, başka gezegenlerden gelmiş başka insan türleri geçti. Bunu, günümüzde olduğu gibi gizlenerek, dış beden giyerek de yapmadılar. O zamanlar, açıkça gelmelerine ve dünya işlerine müdahale etmelerine izin vardı.

Böyle kişilerin dünyamızda hükümdarlık yapmalarından birkaç nesil sonra, bu milletlerin soyundan gelenler, her şeyi birbirine kattılar. Eskiden başlarına geçmiş olan başka dünyaların çok yüksek teknolojili insanlarını tanrılaştırdılar.

Antik Mısır’ın Firavunlarından bazıları da başka dünyaların insanıydılar. Günümüzde Ankebut Ağı’nın mensuplarının, Masonların, gizli Yahudilerin çok kıymet verdiği ve olağanüstü güçlere sahip olduğuna inandığı bazı kadim Mısır liderleri, dünyamızın insanı değillerdi. Onların zan ettiği gibi olağanüstü güçlere de sahip değillerdi. İlah da değillerdi, peygamber de değillerdi. Sadece olağanüstü teknolojiye sahiplerdi. Bu durum, Hindistanlıların büyük bildiği bazı kişiler için de böyle… Daha önce yazmıştım, dünya tarihinde çok önemli bir yeri olan Süleyman aleyhisselamın veziri Asaf bile Merih insanlarındandı. Vezir Asaf da tıpkı Süleyman peygamber gibi bilim ve teknolojide uçuk seviyede idi.

Dünya tarihinde, başka dünyalardan gelen uzaylı insanların sık sık tanrılaştırıldığı da oldu/yaşandı ama sadece kullar/insanlar değil, önem verilen bazı gök cisimleri de zamanla tanrılaştırıldı. Bazı milletler bu gök cisimlerini ilah bildi, taptı. Bunlardan biri de Sirius yıldızıdır.

Geçmişte çok yüksek sayıda insan Sirius yıldızını ilah bildi, ona taptı ve feci bir sona, sonsuz cehennem azabına gitti. Allah-ü teala bunu bizlere haber vermek ve tanrılaştırılan Sirius yıldızını yaratanın da kendisi olduğunu bildirmek muradı ile Kur’an-ı Kerim’de Necm suresi 49. ayet-i kerimesinde “O Şi’ra’nın da Rabbidir” buyurdu. Şi’ra yıldızı, günümüzde Sirius denilen ve iki yıldızdan oluşan ikili yıldız sistemidir.

Detail of sitting Egyptian Pharaoh Statue isolated on black background

“Mısır Tanrısı” denilen ve kadim Mısır tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisi olan Osiris bile bu dünyanın insanı değildi. Sirius güneş sisteminden gelmişti.

Herhangi bir insandı. Ne ilahtı, ne peygamberdi ne de manevi bir liderdi. Masonların ve Ankebut Ağı’nın mensuplarının sembollerinden bazıları bu dünyaya ait değil. Osiris ve benzerleri sayesinde dünyamızda bilinen/tanınan semboller bunlar… Yani Ankebut Ağı sadece günümüzde değil, binlerce sene önce kadim Mısır zamanında da uzaylı insanların kazıklarını yiyordu. Şimdi de Grilerin ve Yeşillerin yani Ye’cüc ile Me’cüc milletinin oyuncağı oldular.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

.

YİT, milletimizden gizlenen kesin sonuçları açıklıyor.

AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü, 15 büyük şehirde belediye başkanlığını kazandığını açıkladı ama YİT, milletimizden gizlenen kesin sonuçları açıklıyor.

  1. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadı. Hile ile aldı.
  2. Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadı. Hile ile aldı.
  3. Denizli Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadı. Hile ile aldı.
  4. Erzurum Büyükşehir Belediyesi’ni kazandı.
  5. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ni kazandı.
  6. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’ni kazandı.
  7. Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadı. Hile ile aldı.
  8. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadı. Hile ile aldı.
  9. Konya Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadı. Hile ile aldı.
  10. Malatya Büyükşehir Belediyesi’ni kazandı.
  11. Ordu Büyükşehir Belediyesi’ni kazandı.
  12. Sakarya Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadı. Hile ile aldı.
  13. Samsun Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadı. Hile ile aldı.
  14. Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadı. Hile ile aldı.
  15. Trabzon Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadı. Hile ile aldı.

Bize inanmayanlar YSK Başkanı, gizli Yahudi, gizli Mason, vatan haini alçak herif Sadi Güven’e ve oradaki çetesine sorabilir. Sadi’yi zaten herkes biliyor. Meslek hayatı usulsüzlükler ve rüşvet ile dolu. Meslek hayatı boyunca bir kere dik durmamış bir vatan haini… Koca devletin kurumlarının ve milletin iradesinin böyle çift kimlikli, omurgasız, ahlaksız, hırsız, yalancı, şeytanlaşmış tiplere bırakılmasına isyan ediyoruz. Laçkalaşmış bu sisteme ve kadroya, devletimizin ve milletimizin güvenliği için itaat etmiyoruz. Sonuçları tanımıyoruz.

(AKPKK’nin kazandığı büyük şehirleri listesi AA sonuçlarına göredir.)

Mehmet Fahri Sertkaya

İbrahim Kalın ara ara Tayyip’e raporlar verdi

İbrahim Kalın ara ara Tayyip’e raporlar verdi. “İstediğimiz gibi bir sonuç çıkmadı. İnsanlar birbirine düşmedi. Birkaç provokasyondan başka bir şey olmadı.” dedi.

AKPKK teşkilatı içindeki cahil ve samimiyetsiz, kullanılmaya müsait tipleri kullanmak istediler. Bunları tahrik ettiler ve aslında daha çok sayıda ölümlü ve yaralanmalı hadise yaşanmasını planladılar. Bunlar da istedikleri gibi olmadı.

Saadet’in Malatya’daki sandık müşahitlerinin öldürülmesine dair soruşturma da verdiğim bu bilgiler etrafında yapılmalı. O vak’adaki katillerin de kullanıldığı, birilerinin ortalığı kasten karıştırdığı kanaatindeyiz.

Kural/değer tanımaz Allahsızın teki olan Tayyip, danışıklı dövüştüğü CIA personeli ve gizli Ermeni Kemal Kılıçdaroğlu ile bir telefon görüşmesi yaptı.

“Ben sizin bu insanları ayağa kaldırıp istediğimiz sonuçları veremeyeceğinizi biliyordum. Ne kadar vurursanız vurun o şekilde olmayacak. Siz yine vurmaya, söylemlerinize devam edin. Ben Soysuzla görüşüp Emniyet’i ayarlayacağım (operasyonlar yaptıracağım, ortamı gereceğim), siz üzerinize düşeni yapın (Sert karşlıklar verin, çatışma çıkartın)”. dedi.

Tayip daha sonra gizli Yahudi ve Mason bir çete lideri olan Solomon Soysuz’la görüştü:

“Bu iş artık kontrolümüzden çıktı, ne gerekiyorsa yapın (şu kaosu bir şekilde çıkartın artık, hiçbir şeye takılmayın, her yolu deneyin). İçeri almanız gerekiyorsa içeri alın. İnsanları zorlayın, eğer olmazsa çatışmaya da girin. Görelim bakalım tokat nasıl oluyormuş (‘Millet AKPKK’ye tokadını vurdu’ şeklindeki haber başlıklarına karşılık olarak söylüyor)” dedi.

Bu telefon görüşmesinden sonra Soysuz talimatları iyice anlamış oldu ve hamlelere başladı. CHPKK’li sandık müşahitlerini gözaltına aldırması bir şey değil, ortalığı çok karıştıracaklar.

Ne şekilde oyunlar kuracaklarını, nerede nasıl gösteriler yapacaklarını, nasıl polis müdahaleleri yapılacağını, neticesinde ortalığı nasıl iyice karıştıracaklarını hep planladılar. Şu anda bu partilerin yönetici kadrosundaki hainler başta olmak üzere içimizdeki İsrail bu planları bir an önce uygulamaya dökmek için harıl harıl çalışıyor. Geceden beri irtibat halindelerdi. Sürekli konuşmalar ve yoğun mesai yaptılar.

Seçim sonrası oylarının çalındığını ve itiraz edeceklerini söyleyen AKPKK’li gizli Hıristiyan Mehmet Özhaseki’nin seçimler öncesi “’Oylar çalındı’ Yapma ya… ‘Oylara sahip çıkamadık abi’ Ağlak ağlak gezmeyin, biraz dürüst olun dürüst” dediği video sosyal medyada gündem oldu.

Özhaseki’ye “Haydi sen de artık harekete geçebilirsin” dediler. O da planlar dairesinde hamlelerini yapıyor.

Bizim yönlendirmemize gerek yok. Sahadaki vatansever gruplar da oyun içinde oyun kurmaları gerektiğini biliyorlar.

Ortalık karıştığında çok fazla müdahil olmamalılar. Bu kaosun elbette zararlı yönleri de olacak ama çoğunlukla bu memlekete, millete, insanlığa faydalı yönleri olacak. Bırakılsın, bunlar kendi adamlarını birbirlerine kırdırsın. Akıllı olmayan, nasihat almayan, samimiyetsiz olan, cezasını kendisi bulsun. Onları, besledikleri yılanlar soksun.

Vatanseverler, beyin takımına yönelmeliler. Bunların sahada kullandığı beyin takımı denecek kişileri ele geçirip konuşturup gizli operasyonlarına devam etmeliler. Alttan alttan temelleri yıkmalılar. Mümkün olduğunca somut deliller toplamalılar ve iyice düşünüp hesap etmeden hamleler yapmamalılar.

İcabı halinde gayr-i resmi surette tetik çekmekten geri durmamalılar. Bu, gerçek ve meşru bir harp ama devlet gücümüzün içine İçimizdeki İsrail sızmış durumda…

Onlarca senedir olduğu gibi, bu defaki haince ve kanlı planlar da gizli Yahudi ve Mason Aydın Doğan üzerinden yönetilen basın ve medya kuruluşlarına aktarıldı.

Defalarca yazdım ki Aydın Doğan karşımızda çok sıkıştığı için bir satış/devir tiyatrosu oynadı. Kağıt üzerinde devredilen bu basın ve medya kuruluşlarını aslında hala kendisi yönetiyor. Kendisi de bu kuruluşları içimizdeki İsrail adına yönetiyor. Kendine ait değil. Bunlar onun gazeteleri, TV kanalları değil. Hiçbir zaman da şahsına ait olmadı. Şu anda da Demirören grubuna ait değil. Gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan olup Ankebut Ağı’nın bir mensubu olan Demirören sadece resmiyette sahip gösteriliyor.

Türkiye’ye yapılacak ihanetlerin bir ayağında da içimizdeki İsrail’in basın ve medya kuruluşları ve dolayısı ile Aydın Doğan ve yakın çevresindeki adamları olacak.

Rolünü oynuyor bu CIA casusu İbrahim Kalın. Bakmayın böyle yazdığına, arka planda tam tersini yapıyor.

Kaos çıkartıp kendi kontrollerinde AKPKK’yi devirme… CHP’yi ve İyi Part’yi, Tayyip’i deviren partiler rolüne büründürme ve yine kendilerine çalışan Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’i iktidara getirme projesinin en kilit adamlarından biri, işte bu paylaşımı yapan İbrahim Kalın…

Bizim için büyük şehirlerde AKPKK’nin kazanmış olması ile CHPKK’nin ya da İYİ partinin kazanmış olması arasında hiç fark yok. Hepsi de Ankebut Ağı’nın partileri… Şeytan’ın Konseyi’nde, dün yazdıklarımı da değerlendiler. Kibirli, tepeden bakan yorumları devam etti. “Bunlar neden bu kadar sevindi. İki tarafın da bize çalıştığını zaten biliyorlar ve yazıyorlar.” dediler. Lakin yine oyun içinde oyun kurduğumuzu, planlarını büyük oranda sekteye uğrattığımızı, zora düşürdüğümüzü, ülkemizdeki adamlarının morallerini iyice çökerttiğimizi, vatansever grupların elini ve moralini iyice güçlendirdiğimizi ve meselenin pek çok yönünü görmek istemediler.

Mehmet Fahri Sertkaya