Etiket arşivi: Videolu yayınlar

Hamdiiiiiiii

Normalde de kafa tam yerinde değildi, artık kuru mu çekmiş, sulu mu çekmiş, ne halt etmişse, nirvanaya varmış… O haline rağmen münafıkların mekanı Nakit TV’ye çıkartılmış. Ciddi ciddi sorular sorulmuş.

AKPKK İstanbul militanı Ahmet Hamdi Çamlı (nam-ı diğer Yeliz) yine canlı yayında çamları devirmiş.

Şu Türkiye’nin neden bu kadar çok ve büyük dertlerle boğuştuğunu ve bir türlü bu dertlere derman olunamadığını soran olursa “İşte… Bakın bu adam Tayyip’in şoförüydü, bu bile sözde vekil yapıldı. Kaç senedir kaç kere rezil oldu ama hala canlı yayınlara çıkartılıp memleket meseleleri soruluyor. Meclis ve devlet kurumlarının idari kısımları bile bunlarla dolu.” dersiniz. Sözü AKPKK’den alır, demokrasinin ne kadar büyük bir baş belası olduğuna kadar götürürsünüz ve “Demokrasi denilen cahilce sistem olmasaydı, bu kadar cahiller, gafiller, hainler, mafyalar, hırsızlar, yolsuzlar devlet kurumlarını ele geçirebilirler miydi?” diyebilirsiniz.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Türkün gücünü gördünüz, hep göreceksiniz.

Sizin “en şiddetli” ve “en organize” kabul ettiğiniz metafizik saldırılarınız bile beni güldürüyor. O anlarda bile en ciddi konularla ilgilenebiliyor, raporları takip edebiliyor, ciddi kararlar alabiliyor, sahayı yönlendirebiliyor ve ciddi yazılar yazabiliyorum.

Birkaç gündür ekibimden bazı kişiler zorlandılar, çok zorlananları da oldu, oluyor ama onların haricinde tam kadro halinde dağ gibiyiz. Bizi Allah’ın izniyle hiçbir kuvvet yıkamaz, durduramaz.

Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayan ve güle güle ölüme koşan dev bir orduyla karşınızdayım. Ben ölmeyeceğim, metafizikle, su-i kastle, suni afetlerle de beni öldüremezsiniz. Hepinizi tarihin karanlık sayfaları arasına gömmeden bu dünyadan göçmeyecek, gitmeyeceğim.

Dünyanın her yerinden metafizikçiler, nasıl ezilip yenilip erimekte olduğunuzu izliyorlar. Haydi, onların seyir zevkini düşürmeyin, yeni hücumlarla üzerimize gelin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Neler oldu?

Prof. Dr. Canan Karatay bu gerçekleri en başından beri bu kadar net ifade ediyordu da sonra birden ona ne oldu? Neden sustu? Tehdit mi edildi? Susturuldu mu? Zihin kontrolü mü uygulanıyor? Neden televizyon kanallarında görünmüyor? Neler döndü, dönüyor?

Dünya genelinde korona yalanlarını en başından beri en net şekilde ifade eden gerçek bilim adamlarının hep sıkıntılarda olduğu, başlarına bir şeyler geldiği anlaşılıyor. Hususiyle Afrika kıtasındaki devlet reislerinin, korona yalanlarını gün yüzüne çıkartan açıklamalar yaptıktan bir süre sonra öldürüldükleri de biliniyor.

Dünyanın her yerinde, şu korona da korona dedikleri vakaların bilmem kaç katı grip vakası yaşanıyordu, hala yaşanıyor. Bunların bazıları da çok ağır vakalar halinde yaşanıyor ve eskiden beri vefatlara da sebep oluyor. Son yıllarda, Ankebut Ağının kontrolündeki devletlerde, bu vakalara da hep korona teşhisi konduğu, PCR testlerinin itibar edilir bir yanı olmadığı açıkça gözler önünde…

Gerçek sahibi CIA olan Facebook’un, Instagram’ın, WhatsApp’ın, Google’ın, Youtube’un, Twitter’ın ve benzerlerinin, hukuk ve bilim tanımaz tavırlarla, kendilerini devletlerin otoritelerinin ve adalet sistemlerinin üstünde gören tavırlarla ve son derece art niyetli davranışlarla, korona gerçeklerini anlatan herkesi hatta dünyaca en saygın profesörleri ve yayın organlarını bile sansürlediği, engellediği, kapattığı açıkça gözler önünde… Dünya kadar vahim suçun vahim delilleri ve bağlantıları açıkça gözler önünde…

Bütün insanlığa kastedilmiş olduğu açıkça gözler önünde… Bu vahşi sistemin, insanlığı felaketten felakete sürüklemeyi vazife edinecek kadar ayardan çıkmış olan Ankebut Ağının, dünyanın onlarca ülkesinde adalet sistemlerinin işleyişini de bozduğu açıkça gözler önünde… O halde, yeniden onlarca ülkede eş zamanlı olarak bu virüs oyunlarının artırılmak istendiği, insanların canlarına, organlarına, evlatlarına, paralarına kastedildiği şu günlerde, bütün bu ülkelerde, bütün bu milletlerin aynı anda isyana kalkması ve Ankebut Ağını, bu ağa çalışan hükumetleri ve ayrıca siyasi, adli, askeri bütün yetkilileri dünya genelinde yok etmesi şart olmuş.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

İran halkının da yanındayız

Zenginlik denizinin üstünde yüzerken fakirlik içinde yaşatılmak son bulmalı.

İran halkının doğalgaz ve petrol zenginlikleri de her türlü yeraltı ve yer üstü zenginlikleri de emeklerinin karşılıkları da sömürülüyor. Asırlardır İran halkı da rahat, huzur ve refah bulamıyor. Molla gibi görünen, Müslüman rolü oynayan ve iktidarı elinde tutan gizli hristiyan hainler, İran’ın batı dünyasıyla sürekli danışıklı dövüşmesini ve bu dövüşlerin arasında batı tarafından sürekli sömürülmesini sağlıyorlar. İran’ın maddi ve manevi gelişmesine kasten mani oluyorlar.

Ben sömürüye de zulme de haksızlıklara da karşıyım. Mazlumun ırkına, lisanına, ülkesine, dinine, deri rengine bakmam. Bütün mazlumların yanındayım. İran halkı, insan onuruna yakışır şekilde yaşamak isteyecek, kendi hakkı olan şeylerin hesabını soracak ve haklarını hainlerden, sömürgecilerden söküp alacaksa, istedikleri gibi bir rejim ve hükumet tesis edecekse, ben ve benimle birlikte yol alan bütün güç unsurları da bu mücadelesinde İran halkının yanında yer alırız. Ve biz kimseyi sömürmeyiz, asla adaletten ayrılmayız, zulüm etmeyiz.

İran halkının hakkı olan paralar, kara paracı mollalara ve onlar üzerinden batı dünyasına ve Rusya’ya daha fazla akmamalı. Bu soygun, bu sömürü, bu zulüm artık son bulmalı.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Gerçek sahibi CIA olan Youtube bunu hep yapıyor

Gerçek sahibi CIA olan Youtube bunu hep yapıyor

Dünya siyasetinde tam bir orta oyunu, tam bir danışıklı dövüş sergileniyor. Rusya, ABD, AB, NATO, hepsi Türklerin daha fazla sömürülebilmesi için danışıklı dövüş yapıyor.

Kazakistan’da gerçekte neler olduğunu uzman görüşleriyle anlatan Kozmik Oda isimli Youtube kanalının “Kazakistan’da yaşananların perde arkası” isimli videosu, yayınlandıktan 17 saat sonra bile sadece 1.650 kişiye gösterildi. Oysa kanalda 134 bin abone bulunuyor ve bütün Türkiye, tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermenilerle doldurulmuş sözde Türk basın ve medya kuruluşları da aslında bu videoda anlatılanları öğrenmeye çalışıyor.

Çok yakın geleceğin hava, kara, deniz araçları

Çok yakın geleceğin hava, kara, deniz araçlarında cam, cam sileceği, buğu önleyici ve farlar olmayacak. Bu araçlar aşırı soğuk ve aşırı sıcak ülkelerde dahi çok memnun kalınarak kullanılacaklar. Sürücü ve yolcular bu araçlarla nereye giderlerse gitsinler hava sıcaklığı, nem oranı, görüş mesafesi gibi değerler araç içinde hep sabit kalacak. Üstelik bu gibi araçlar, bu değerleri korumak için çok çok düşük enerji harcayacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Türkiye’den tanıdığımız birilerini mi kastediyorsunuz?”

Şu meşhur kripto Yahudiler de Ruslar kadar fena çuvallamışlar.

Müslüman Türk milletine Kazakistan’a dair hakikatleri anlatmamak için sözde Türk basın ve medyasında çok büyük bir sansür uyguluyorlar. Linkini verdiğim bu televizyon programına da çıkmışlar, hakikatleri anlatmak yerine laf kalabalığı yapmayı ve bundan istifade ile milletimizin duruşunu yönlendirmeyi denemişler. Lakin hakikatler o kadar sarsıcı ki kendileri de tesirinden çıkamamışlar. Şok halini atlatamamışlar, Kazakistan’da yaşanan hadiseleri ve bu kadar kısa sürede yaşanmasını kabullenememişler. Bu şok haliyle ve yetersiz bilgiyle ekrana çıkartıldıkları için de konuları saptıramamışlar. Açık vermekten kurtulamamışlar.

Mete Yarar sözlerine bu şok hali ile başlamış. Görünürde lideri olmayan ama aslında bir lideri bulunan ve çok profesyonelce başlayıp devam eden bir hareketten net ifadelerle bahsetmiş. O anlarda kısa süreliğine sunucu Başak Şengül, Mete Yarar’ın anlattıklarından da kopmamaya çalışarak bir yandan telefonuna odaklanmış. Kim bilir, o anlarda telefonundan ya da kulaklığından belki bir yönlendirme almıştır. Birileri belki “Sustur şu Mete’yi, kötü girdiniz konuya, başka yöne yönlendir. Hareketin lideri konu edilmesin. Milleti uyandırmayın.” demiştir.

Başak da “Ben bunu Mete’ye sorayım, Mete konuyu bir şekilde kıvırsın, bir cevap uydursun” niyetiyle/beklentisiyle “Kim o lider? sorusunu yöneltmiş olabilir. Mete bu kadar net soruya tuhaf ki cevap vermemiş.

Sunucu Başak’ın, ilerleyen dakikalarda “Türkiye’den tanıdığımız birilerini mi kastediyorsunuz?” şeklinde sormasına da stüdyodaki hiç kimse ilginçtir ki cevap vermemiş. O andan sonra laf kalabalığı artırılmış ve konu iyice sulandırılıp dağıtılmış. Nedim Şener, konuyu yine ve yine ve yine bu hadisede de FETÖ’ye bağlarken “Şimdi her şeyi FETÖ’ye bağlıyormuş gibi oluyoruz ama…” mealinde cümle kurarak bağlamak zorunda kalmış. Sonrasında ise daha da saçmalamış. Körler, sağırlar, birbirini ağırlar denilen hal bilmem kaç yüz bininci kere sözde Türk televizyon kanallarında tekrarlanmış. Yönetmen, programı bitirene kadar bence sıkıntıdan çatlamıştır. Bu programı izleyen hiç kimse, Kazakistan’da gerçekte neler döndüğünü anlayamamıştır. Hareketin liderinin kim olduğunu, batı ülkelerinde bulunan biri mi, Türkiye’de bulunan biri mi olduğunu da anlayamamıştır. Zaten Kazakistan’da neler yaşandığını, aslında bir hürriyet mücadelesi verildiğini bilen ama detaylarına dair kafalarında soru işaretleri bulunan insanların, kafalarındaki soru işaretlerini birkaç katına çıkartmaktan başka bir şeye yaramayan ama ekrandaki bu ekibin kesinlikle iyi niyetli ve dürüst olmadıklarını açıkça gözler önüne seren bir yayın olmuş.

Türkiye’deki herkes bilmeli ki Kazakistan’daki meşru halk hareketlenmesinin içine Ruslar başta olmak üzere, dünyadan türlü taraflar sızdılar. Herkes ana oyun içinde kendi oyununu oynuyor. Kuyunun içinde onlarca farklı kuyu da var. Bunlar doğru ama bunlar her zaman her yerde olur, olabilir, beklenir. DEAŞ da girer, FETÖ de karışmış olabilir, Alman istihbaratı da girer, Çin gizli servisi de karışır. Dünyanın dört bir yanından gizli servisler ve onların kontrolleri altında bulunan terör örgütleri ya da topluluklar da karışmış olabilirler. Kazakistandaki yerli halkın içindeki hain unsular da birilerine çalışır ve meşru harekete, gayr-i meşru görüntüsü vermek için çırpınır. Kimisi de bu niyetle terör, cinayet ve yağma suçları işletir. Bunlara hiçbir zaman tamamen mani olunamaz. Su bile uyur ama düşman uyumaz. Bu, hayatın olağan akışıdır. Bunların da araya sızmış olmaları, hakikati değiştirmez. Meter Yarar, Nazarbayev ailesinin Karun gibi şişmiş olduğuna dair soruyu da bir kelime ile bile cevap vermeyip geçiştirdi ama hakikat odur ki kanına, iliğine kadar sömürülmüş bir Kazak halkı var. Buna daha fazla tahammül etmeyen ve başındaki sömürgeci hainleri tam kadro halinde alaşağı etmek isteyen bir Kazak halkı var. Kazakistan’da bir kurtuluş hareketi, bir hakiki hürriyet mücadelesi var.

Bu nasıl bir programdır ve bunlar nasıl yorumlardır ki bütün dünyanın açıkça gözleri önünde duran Kazak halkının talepleri tam buralarda mevzu edilmeliyken, hiç edilmemiş. Nazarbayev’i de Tokayev’i de Rusya yanlılarını da Batı yanlılarını da Çin yanlılarını da iktidarda tutmak istemediklerini, Kazak halkı içindeki kanaat önderlerinin tesis edeceği geçici bir hükumet istediklerini, zamların geri çekilmesi gerektiğini, Tutukluların derhal serbest bırakılmasını istediklerini, Rusya yanlısı bir siyaset yapılmaması gerektiğini yani Kazakistan’da mevcut bulunan sömürü ve ihanet rejiminin kökten değiştirilmesi ve Kazak halkının istediği bir sistemin tesis edilmesi gerektiğini zaten açıkça en başından beri ifade ediyorlar. Yani bizim Kurtuluş Savaşımız misali bir savaşı şu anlarda açıkça cephe savaşlarına dönmemiş haliyle veriyorlar.

O halde, bu temelde mücadele veren, askerinin ve polisinin çoğunluğu kendi yanında yer alan Kazak halkı, iktidarı değiştirmek isterken neden önce havalimanı, devlet kurumları, basın ve yayın kuruluşları gibi yerleri hedef almasın? Bu, sadece sokaklara inip protesto gösterisi yapmak ve hain hükumete bazı konularda geri adımlar attırmak için yapılmış bir protesto değil, halkın bir sivil darbe çabası ve halk bunun adını baştan doğru şekilde koymuş. Niyetini, hedeflerini en başından beri açıkça ilan etmiş ve ediyor. O halde başta o gizli Yahudi Mete, sonra gizli Yahudi Nedim, gizli Yahudilerin kanalı CNN sözde Türk’te ne saçlamaladılar böyle? Bunlar mı milleti toptan ahmak zan ediyorlar, yoksa bunları talimatlı şekilde bir araya getirip talimatlar çerçevesinde konuşturan ve çerçeveyi aşacak olsalar, daha yayın sırasında bunları yönlendiren kişiler mi bu milleti toptan ahmak yerine koyuyorlar? Türkiye’ye ve Türk milletine bu kadar aleni şekilde ihanet etmek, bu derece serbest mi? Türkiye gerçekten hür bir hukuk devleti ise şu programa dair soruşturma bile başlatılır. Bu, özgürce bir tartışma programı değil, bunun art niyetle ve milleti kasten hatalara düşürmek maksadıyla yapılmış ama ele yüze bulaştırılmış bir ihanet programı olduğu çok açık. Burada Türk ve Müslüman gözüyle hadiselere/konulara bakılmadığı, baştan son ana kadar sürekli ve kasıtlı çarpıtmalar yapıldığı, bunun da başka devletler, milletler, gizli servisler için yapıldığı çok açık. Türkiye’ye ve bütün Türk dünyasına ihanet edildiği çok açık…

Adalet sisteminin bağımsızlığını bırakmayıp emirleri altına çoktan almış olan başımızdaki hainler, bu programdaki hainlerin yargılanmalarına izin vermezler. Lakin şu kriptocukları başka yerde bir daha çıkartıp böyle çuvallamalarına bari izin vermesinler. Biraz derslerini çalıştırsınlar. Orada biri çıkıp “Kazakistan’ın nüfusu kaç?” diye sorsa bile, zan ediyorum ki aralarında doğru cevabı veremeyecek kişiler de vardı.

Dakikasını yaklaşık olarak ayarladım, bu alçak ve hain ekibi şu aşağıdaki köprüye tıklayıp izleyebilirsiniz. Bu ekibin üyelerine ve Yahudilerin/Masonların CNN’ine de gerekli tepkileri yasalar çerçevesinde ve medenice gösterebilirsiniz. Hatta bu şahıslar ve kuruluş hakkında suç duyurusunda bile bulunabilirsiniz. Şimdi bir şey olmaz ama yine de suç duyuruları yapın, yakında o bütün dosyalar gerçek Türk hakimleri tarafından yeniden açılacak ve adaletle kararlar alınacak.

https://youtu.be/1pt7SoIkyfM?t=586

Mehmet Fahri Sertkaya

Ayin sırasında yangın çıktı

İrlanda’nın başşehri Dublin’de, bir mason locasında, bize karşı satanist büyü ayinleri yapılmakta iken aniden yangın çıktı. Üst dereceli masonlar ayin yapmakta iken çıkan yangını söndürmek için itfaiye ekipleri gönderildi.

Şeytanperest (Satanist) bir tarikat olan mason tarikatında, giriş seviyesindeki masonlara, masonluğun gerçek yüzü anlatılmaz. Masonların derecesi yükseldikçe, masonluğun aslında ne olduğu onlara anlatılır ve bu kısımdan itibaren İblis’e tapınma ve büyücülük kısmına başlarlar. İblis’e tapınma ve büyücülük maksatlı yapılan ayinlere katılırlar. Yüksek dereceli masonların yaptıkları büyü ayinlerinde sadece keçiler değil, bebek, çocuk, genç ve yetişkin insanlar da çok çok feci şekilde İblis’e kurban edilirler.

Üst dereceli masonlar, mason tarikatının insanlık düşmanlığı için kurulmuş bir tarikat olduğunu da öğrenirler. Masonların sık sık “Kainatın ulu mimarı” derlerken Allah’ı değil, İblis’i kastettiklerini de bilirler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

“Büyük cami bu işte”

Türkiye’nin gayr-i meşru cumhurbaşkanı ve iş yaptırdığı holding patronu… Olmayan seviyeleri, çapları, vizyonları açıkça gözler önünde… Ne iş yaptıklarını, hangi işi yapmakta olduklarını bile doğru düzgün bilmiyorlar. Nasıl yapılacağını, ne zaman tamamlanacağını da bilmiyorlar. Çok yaklaşık bir süre de belirleyemeyecek kadar, meşgul oldukları işten uzaklar. Taşra mahallelerde çiğ köfteci açılısı yapılırken bile bundan daha seviyeli olunuyor bu ülkede ve daha düzgün cümleler kuruluyor, daha düzgün tavırlar sergileniyor. Daha bilgili olunuyor.

Yazık, mahvettiler Türkiye’yi…
Kendilerine benzettiler. Dibe vurdurdular.

Mehmet Fahri Sertkaya

Akademi Dergisi paylaşımları nerede? Telegram, Tamtam, Okru, Twitter… | mfs

Mehmet Fahri Sertkaya (mfs) yazıları nerede?

Twitter’daki Mehmet Fahri Sertkaya profili ve akademi dergisi hesabı, gerçek sahibi CIA olan Twitter tarafından yıllardır sansürlenmektedir. Birkaç saat içinde sadece Türkiyeyi değil, bütün dünyayı sarsması gereken paylaşımlarımız, yıllardır bu hesaplarda öylece, kendi halinde durmaktadır.

Twitter, insanlığın faydasına olan bu paylaşımların herkes tarafından görülmesine ve herkese yayılmasına algoritmalarıyla sansür uygulayarak mani olmaktadır. Yine CIA’ya ait olan Facebook, Youtube, Instagram, WhatsApp, Google gibi platformlarda da yıllardır sansürleniyoruz ve buraları çoktan terk ettik. Paylaşımlarımız şimdilik ok.ru platformundaki hesaplarımızda her gün düzenli olarak devam etmektedir.

Bunun hâricinde, tamtam uygulamasındaki, Viber uygulamasındaki ve daha pek çok uygulamadaki akademi dergisi hesaplarında da paylaşımlarımız devam ediyor. Lâkin söz konusu diğer hesaplara paylaşımlarımız gecikmeli olarak yükleniyor.

Ayrıca, www.mfs.tv adresindeki bloğumdan da yazılarımı sürekli olarak takip edebilirsiniz. Bunun hâricinde, telegramda ve daha başka platformlarda, takipçilerimizin açtığı gayri resmi akademi dergisi hesapları bulunmaktadır. Buralardan da paylaşımlarımızı takip edebilirsiniz.

Telefon numarası ile kullanıcıların, yayıncıların bulunabildiği platformlarda, 0554 360 56 66 numarasını ekleyerek hesaplarımızı bulabilirsiniz. Herhangi bir iletişim kopukluğu söz konusu olursa, nereden yayın yapmaya devam ettiğimizi, www.akademidergisi.com, www.mfs.tv adreslerindeki duyuru yayınlarından öğrenebilirsiniz.

Okru hesabım şurada: https://ok.ru/akademidergisi

Mehmet Fahri Sertkaya

Oyalanıp dursunlar

Ankebut Ağının Türkiye ayağındaki gizli Yahudiler, yine kendi çaplarında mücadele vermekteler.

Öyle üst perdeden bir giriş var ki şu videoda, konu edilen otomobil dünyayı değiştirecek zan edersiniz. Hiç kimselerin düşünemediği ve son derece gerçekçi, son derece faydalı hususiyetler bir araya getirilmiş zan edersiniz. Sakince ve sorgulayarak izlediğinizde ise masonların, satanistlerin, yahudilerin her zamanki işgüzarlıklarından başka bir şey olmadığını birkaç dakika içinde anlayabilirsiniz.

Gösterdiği arabada, abarttığının yüzde biri kadar bile teknik hususiyet/özellik yok.

Vermişler yine talimatı, biraz da anlaşılan krizlere girmiş, öyle oyalanıyor kendi çapında… Kelimeleri birleştirerek yeni kelimeler türetme denemelerine de başlamış hemen… Bir yandan, mensubu bulunduğu satanist teşkilatın kontrolünde olan BMW isimli araba firmasını, bir yandan da çoktan köşeye sıkışmış olan diğer batılı araba imalatçısı firmalarını dolaylı yollardan kollamaya ve reklam yapmaya çabalıyor. Bir yandan, teşkilatlarının mensubu olan yazarı ve kitaplarını reklam etmeyi de ihmal etmiyor.

Zaten dünyanın hemen hemen yer yerinde Barış Özcan gibi yahudiler/masonlar var, hepsine talimatlar eş zamanlı veriliyor ve satanist mekanı Youtube da bunlara meydanı bırakıyor, insanlığın kabullenişleri, basın ve medyanın haricinde bir de böyle yönlendiriliyor. Şimdi de panik haldeki satanistler, araba markalarının/firmalarının bir anda iflas etmesi ihtimalini gördüler, zihinleri sıkı kodlayarak, kabullenişleri yönlendirerek vakit kazanmaya çabalıyorlar, çabalayacaklar.

Hala farların, hala camların, hala sileceklerin, hala aynaların, hala sıcağın, hala soğuğun, hala kirli havanın olduğu, hala kazalarda paramparça olan teneke kutu misali arabaları, nasıl olur da geleceğin arabaları olarak tanıtılırlar. “Daha iyi bir gelecek için, 2040’lı yılların tasarımlarını, 2020’li yıllarda düşünmeye başlamalıyız” diyor. Oysa gösterdiği tasarım ve teknikler, 2020 yılı için bile geri kalmış tasarım ve teknikler… Bu dünyada 1906 yılında elektrikli/şarjlı otobüsler vardı ve şehirlerde kullanılıyordu. Dünya, bundan yüz kusur sene önce bile teknolojiyi daha gerçekçi, mantıklı surette kullanıyordu. Barış Özcan’ın mensup olduğu insanlık düşmanı satanist teşkilat bu gidişe mani oldu. Araba sanayii de olağan şekilde gelişmedi, önü hep satanistler tarafından kasten kesildi. Akademi Dergisinin çığır açan, insanlığa büyük hizmetler edilmesine vesile olan, dünyanın sorunlarını temelden çözmeye yarayan yayınlarını büyük bir dikkatle takip eden Barış Özcan, tam da bu zamanlamada, böyle bir video hazırlamanın ne demek olduğunu bilmiyor mu… Biliyor, onu bu sahada var edenler, varlıkta tutanlar, o bütün insanlığı düşmanı olan satanistler, talimatları verince, onun gibiler için tercih hakkı bitiyor.

Gün gelecek, kripto yahudi, satanist ayinci, vatan haini, gerçek kimliğiyle yaşayamayan omurgasız şu herifi ve hatta onunla aynı anlarda benzeri yüzlercesini, tek bir Akademi Dergisi videosu bile bitirecek, oyundan düşürecek. O güne çok fazla zaman kalmadı.

Dünyanın her yerindeki akl-ı selim kişiler, Ankebut Operasyonunun dünyayı ne yöne götürdüğünün idraki içindeler. Bu yöndeki gidişin, bu yeni dünya nizamının, asırlar geçmeden geri döndürülemeyeceğinin de idraki içindeler. Kabullenmek istemeyenler, hala bütün insanlığı maddi ve manevi yönlerden şeytani bir çarkla sömürebileceğini düşünenler, şimdilik karanlığa karşı kürek çekip oyalanmaya devam etsinler. Günü gelince cezaları da kesilir.

Sizi temin ederim ki geleceğin arabaları, TIR’ları, kamyonları, gemileri, elektrikli olmayacak. Elektrikli vasıtalar, bir geçiş süreci boyunca çok yaygın olarak kullanılacaklar ama sonrasında elektrik/şarj bile gerektirmeyen farklı teknolojiler kullanılacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ukrayna Bandosundan istiklal marşı dinliyordum rüyamda…

Ben Türkiye’deydim, bir arkadaşım Ukrayna’da, merkezi bir yerdeki bir stadyumdaydı.

Türk milli marşını çalıyordu Ukrayna Bandosu… Değişik müzik aletleriyle çaldığı için de bana biraz tuhaf geliyordu ama hemen anlaşılabiliyordu bizim milli marşımızı çaldıkları… Sonra, telefon görüşmesi devam ederken çok şiddetli bir gürültü kopmaya başladı. İnsan o sesi duysa, dünya ortasından ikiye yarılıp uzaya savruluyor bu sırada kocaman bir kara/toprak parçası, başka bir dev parçaya sürtüyor zan eder. O kadar güçlü, o kadar sarsıcı bir ses…

İlk şoku atlattıktan sonra, o anda Ukrayna tarafında şiddetli bir deprem olmaya başladığını anladım. Telefon görüşmesinde de sorun oldu ve koptu. Sonra rüya bu ya, ben sanki bir anda oraya gittim ve yaşananları az uzaktan, çok iyi bir açıdan izledim.

Stadyum, dünyada son yapılanlar kadar büyük ve gösterişli değildi ama ufak da denilemezdi. Rüyada, o an o stadyumda yaklaşık elli bin kişi olduğunu biliyordum. Tam da yayına eklediğim şu videodaki gibi kıyafetler giyinmiş Ukrayna Bandosu, tam da İstiklal marşımızı çalmakta iken koptu o gürültü. Bando mensupları askeri disipline uygun şekilde sakin kaldılar ve hatta marşı çalmaya devam ettiler. Lakin saniyeler geçtikçe stadyumun bir yerleri yıkılıyordu. Yıkılma bir kenarından başladı, sıra sıra yıkıla yıkıla, tam bir tur atarak aynı noktaya kadar geldi. İlk anından itibaren, bu kademe kademe yıkılışı dikkatle izliyordum. İnsan yığınları bir anda aşağı çekiliyor, yıkılan zeminle birlikte aşağı düşüyor ve toz bulutuyla karışık halde enkazın altında kalıyordu.

Yıkılma yaklaşık yarısına geldiği sırada ise Ukrayna Askeri Bandosunun şefi daha fazla dayanamayarak kaçtı. Kaçarken beden diliyle “Siz de kaçın hemen” diyordu arkadaşlarına… Bu kısmı tam hatırlayamıyorum. Galiba bandodaki arkadaşlarının hepsi kaçamadı.

Deprem bitti, geriye çok az sayıda sağ insan kaldı. Rüya bu ya, onlar da bir anda Türkiye’de benim bulunduğum yerde oluverdiler. Cemaatimize ait geniş ve yeni bir kursumuz/yurdumuz gibiydi bulunduğum yer. Kurstaki geniş koridora bağlı lavabolarda abdest alanları çoktu. Orada lise talebesi gibi görünen bir erkek talebemiz vardı. Baktım ki bu talebemiz, sağ kalmış bu insanlara topluca hitap ediyor, konuşup yönlendiriyor. Bir boşlukta sordum “Sen Türkiye Türkçesine de benzer bir lehçe ile konuşuyorsun ama emin olamadım, nece konuştun?” diye…

“Kırgızca (Türkçenin Kırgız lehçesiyle) konuştum.” dedi.

Bu rüyamı detaylı tabir edecek değilim. Bu, türlü türlü gereksiz sıkıntılara sebep olur ve olağan akışı da bozmuş olurum. Lakin hiç şüphe duymadan şunu söyleyebilirim:

– Ukrayna artık bitmiştir. Zamanı tam kestirmek güç ama çok uzun zaman almayacak bir zaman dilimi içinde Ukrayna gürültüyle çökecek ve sapıtıp yoldan çıkarak helak edilen on binlerce kavim/millet arasında tarihteki yerini alacak. Ukrayna’da hala insan kalmış kimler varsa, hala namuslu kalmış kimler varsa, imkanlarını zorlayarak Ukraynayı acilen terk etmelerini tavsiye ederim.

Mehmet Fahri Sertkaya