Etiket arşivi: Ankebut operasyonu

Kapatmış

Yıllardır gerçek, hain, terörist, mafya yüzünü gözler önüne serdiğim sözde avukat Zeki Çalışkan sosyal mecralardaki hesaplarını kapatmış. Akademi Dergisinde son günlerde yayınlanan, Süleymanlılar cemaatinin dününe, bu gününe ışık tutan, gizlenen binbir türlü ihanetleri ve suçları gün yüzüne çıkartan yazılardaki sarsıcı iddiaların birinci dereceden muhataplarından biri de Zeki Çalışkan.

Bu hususların birinci derecede şüphelileri arasında da bulunan ve normal bir hukuk devletinde, seneler önce gerçek yüzünü anlatmaya başladığımda tutuklanıp yargılanması gereken sözde avukat Zeki Çalışkan, sosyal mecralardaki hesaplarını kapattı. Bir önceki sefer karşımda çok sıkıştığında, mensubu bulunduğu milletler arası suç, terör, ihanet, misyonerlik ve kara para teşkilatının, Türkiye ayağındaki en üst isimlerinden biri olan gizli Hristiyan/Ermeni Devlet Bohçalı’ya koşmuş, onunla aynı fotoğraf karesine girerek, fotoğrafı sosyal mecralardaki hesaplarında paylaşarak bir yerlere “ince” mesajlar vermişti. “Beni göz altına da alamazsınız, tutuklayamazsınız, yargılayamazsınız. Benim arkamda kimler var, siz biliyor musunuz?” demişti. O hareketiyle o sıralarda kendisiyle beraber Bohçalı’yı da “ölüm çukuru”nun içine çekmişti. Böyle bir neticeyle bitecek bir hareket başlattığının muhtemen farkında bile değildi.

Bir zamanlar Süleymanlılar cemaatinin en önde gelen isimlerinden biri olan, cemaatin en üst idari kadrosu arasında uzun süre bulunan Zeki Çalışkan, Sabetaycı gizli Yahudi ve mason, ayrıca kara paracı Kemal Kacar’la birlikte uzun süre binbir türlü suçlar işlemişti. Adnan Oktar suç, terör ve ihanet örgütüyle… Türkiye’deki gizli Ermeni suç, terör ve ihanet örgütleriyle… Türkiye’deki Sabetaycı suç, terör ve ihanet örgütleriyle… Türkiye’deki mason hainler, kara paracılar ile… Türkiye’deki üst seviye siyasetçiler ve yüksek rütbeli subaylarla… MİT ile, CIA ile, İngiltere ile, ABD ile, Almanya ile, AB’nin ve NATO’nun kontrolünde olan milletler arası suç, terör ve ihanet teşkilatlarıyla ve Türk/İslam düşmanlığı yapan herkesle paslaşan, bunu yaparken bir yandan da Türk ve Müslüman rolü oynayan, diğer yandan Süleymanlılar cemaatinin idaresini elinde bulunduran derin ihanet çetesinin en faal ve en üst isimlerinden olan biri idi Zeki Çalışkan… Süleymanlılar cemaati kısmında işler istediği, beklediği gibi gitmedi ama o hız kesmedi ve Tayyip’e daha yakın durarak, onunla daha içli dışlı olarak her türlü pis, kanlı ve kara işlerine devam etti, ediyor.

Kemal Kacar’ın ölmesinden sonraki süreçte, Arif Ahmet Denizolgun’un (AAD) da bulunduğu grubun cemaatimizin tepe noktalarını elinde tutmasıyla, Zeki’nin içinde bulunduğu grubun hesapları epeyi bozuldu. Zeki ve cemaat içindeki grubu AAD ile yıllarca uğraştı. Onu çok daha önce oyundan düşürürlerdi ama Akademi Dergisi bu çetenin yıkıcı ve bölücü faaliyetlerinin önünde hep aşılmaz bir koca duvar gibi durdu.

Gün geldi AAD de oyundan düşürüldü ve hemen Zeki Çalışkan’ın da içinde bulunduğu muhalif çete “açıkça” sahneye çıktı. Bütün dünya anbean takip edip gördü ki karşılarına yine Akademi Dergisi aşılmaz ve yıkılmaz bir duvar gibi çıktı. Zeki sinirden çılgına döndü. O kadar çetesi, bağlantıları, maddi imkanları, adalet sisteminde emrine amade olan savcılar, hakimler, hiçbir işe yaramadılar. Sadece birkaç gün sonrasında şahsi profilinde Akademi Dergisini açıkça hedef gösterip karalayan bir paylaşım yapmaktan da geri duramadı. O sıralarda Akademi Dergisindeki yayınlarda “Hepinizi isim isim, cisim cisim biliyoruz. Akıllı olun, her şeyinizi buralarda açıkça yazdırmayın” şeklinde açıkça mesajlar veriliyordu. Neticede Akademi Dergisi kazandı, mfs kazandı ve cemaatin başına Alihan Kuriş isimli budala, gereksiz, şuursuz, vasıfsız, ahlaksız, namussuz, yediği içtiği haram, hasedçi, fitneci, hayatı boyunca bir baltaya sap olamamış, oturup kalkmayı bile bilmez, korkak, aciz, sünepe ve cahil kişi getirildi. Onun oraya gelmesi de gelebilseydi orada durabilmesi de imkansızdı, Akademi Dergisinin sayesinde mümkün oldu. O korkaklığı, vasıfsızlığı, acizliğiyle yine de Zeki gibilerin istediği pek çok şey gerçekleşiyordu ama Alihan, o şartlarda kötünün iyisiydi biz gerçek Süleymanlılar için…

Çıldıran sadece Zeki değildi. Sabetaycı gizli Yahudiler ve bir yandan mafya anaları olup da çok eskilerden beri cemaatimiz içinde cemaat olan Tansu Çiller ve Meral Akşener ikilisi de çıldırıyordu. Onlarla birlikte iş tutanlar da çıldırıyorlardı. Aydın Doğan’dan tutulsun da Türkiye’nin en büyük iş adamları listesinde bulunan onlarca kişiye kadar, milletvekillerine, bakanlara, sözde siyasi partilerin genel başkanlarına, Tayyip’e ve daha saymakla bitmez kişilere kadar herkes çıldırıyordu. Bunların iplerini ellerinde tutan yurt dışındaki taraflar da çıldırıyorlardı. O sıralarda zaten Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet teşkilatının dibini de oymuştu Akademi Dergisi ve onlar en çok çıldıranlar arasındaydı. Yine de mfs karşısında hiçbir açık hamle yapamıyorlardı. Yapa yapa Adnancılar adalet sistemimizi akıl almaz, anlatılınca inanılamaz şekilde oyuncak gibi kullanıyorlardı, bir yandan da her biri kendini dev gören söz konusu taraflar, cemaatimiz içinde, hiç şahıs ismi geçmeden, güya Akademi Dergisinin takip edilmesini yasaklayan bir sahte yasaklama yazısı paylaşılmasını sağlayabiliyorlardı. Onu da dünyanın bir yarısına hiç Akademi Dergisi ismi ve linkleri geçmeyen genel bir yasaklama yazısı şeklinde, diğer yarısındaki teşkilatlarımıza ise, parantez açılarak Akademi Dergisi ismi geçen şekilde dolaştırdılar. “Bu ne rezilliktir, böyle yasaklama yazısı mı olur? Teşkilatın yarısına başka, diğer yarısına başka metin mi gönderilir? Hani, kim Akademi Dergisini yasaklamış?” denildiğinde ise yıllarca susmak, geri durmak zorunda kalıyorlardı.

Yıllarca, okuyucuların tam olarak anlayamayacağı surette bir karşılıklı mücadele yaşandı. Senelerce hakkımda bir tek açık bile olsa, aradılar, aradılar ama bulamadılar. Çünkü yok. O Adnancılar ayrı bir yandan, o Zeki Çalışkan ayrı bir yandan ve daha onlarca taraf ayrı ayrı araştırdılar, soruşturdular, didik didik ettiler ve bulamadılar. Tamamen sessiz kalamayacakları anlarda “Deli, raporu var” dediler. Senelerce bunu deyip başka hiçbir şey diyemediler. Sonra da kendilerinin beslediği hakiki bir deli üzerinden, o deliye verilen gerçek deli raporunun montajlanması suretiyle güya hakkımda deli raporu çıkarttılar ve devletin resmi kayıtlarında “var olmayan” sözde raporu sosyal ağlardan yaydılar.

Gün geldi, Ankebut Operasyonu başladı, neye uğradıklarını iyice şaşırdılar. Üzerine aylar geçti, korkudan titreye titreye riske girdiler, girmek zorunda da kaldılar ve ABD’den, Fransa’dan, Almanya’dan ve daha pek çok ülkeden gelen talimatlarla ve baskılarla da beni içeri aldılar. Hiç bir şey yapamadılar. Oradan sağ çıkmama da mani olamadılar. Hukuksuzca üzerime belki yüzlerce sene cezalar yığacaklardı, her ceza yığma denemesinde bir ya da birkaç hakim ve savcıyı yaktılar. Suç üstü olmalarını sağlamış oldular. Bu süreçte şeytanlaşmışçasına hukuk ve tıp sistemini ayarından çıkarttılar. Ortada ne hukuk/adalet, ne insanlık bıraktılar. Sözde devlet memuru olan ve kendileri gibi kripto olan adamlarına çok sayıda suçlar daha işlettiler ve şahitler, deliller bıraktılar. Kendilerine sorulsa koskoca bir sistem gördükleri şey, bütün umudunu, bir şekilde bana deli raporu yamamaya bağlayacak kadar düşmüştü, hiç olmuştu. Israrla, kuralsızca denediler, bu defa sözle değil, evrakla delilik yamamayı da denediler ama yine de yapamadılar.

Yapmayacakları ve benim kazanacağım ve benim cezaevinden de çıkacağım kesinleşince Solomon Soysuz istifa oyunları bile oynamak zorunda kaldı. Boğazlarına kadar pisliğe batmış ve bu hallerini her yerde açık etmişlerdi. İşte bütün bu insanlık dışı süreçte en etkili olan kişilerden biri de Zeki Çalışkan’dı. Bütün bağlantılarını, imkanlarını seferber etti. Kendini bu yolda adeta heder etti. Bir yandan cemaatimizin içine, bir yandan adalet sistemine, bir yandan hastahane sistemine ve içindeki düşük seviyeli personellere kadar, nereye karışabiliyorsa, her yolu denedi ama istediği gibi olmadı. Belki de hayatında ilk defa böyle gerçek bir Süleymanlı dava adamı gördü, zaman ilerledikçe neler neler gördü ama kabullenmedi ve kendini bitirdi. Kendisiyle birlikte daha pek çok kişiyi de bitirdi. Şimdi Zeki Çalışkan’dan bir tutulacak, “Alın onu da getirin” denile denile, peşinden birbiriyle bağlantılı binlerce insan şeytanı daha toplanacak ve yargılanacak. Vakti geldi ve buna artık Kraliçe bile, İblis bile mani olamayacak. Olmaya çalıştıkça sistemleri daha da batacak, daha çok kayıplar verecek.

Zekat diyerek, kurban hissesi diyerek onlarca senedir organize şekilde çaldıkları paraların…

Kurslarımıza, talebelerimize yapılan yardım/destek paralarından onlarca senedir çaldıklarının….

“Kurs yapıyoruz” diyerek çaldıklarının…

Güya dernekler, vakıflar üzerinden çaldıklarının…

Çaldıkları devasa meblağda paralar, çok sayıda araziler v.s. bir yana, organize insan ve organ kaçakçılığı, organize fuhuş işleri kapsamında pek çok ülkede çaldıkları çocukların, kaçırdıkları insanların, kadınların, kızların…

Kuruluşundan beri Türk/İslam düşmanlığı yapan, devlete ve millete ihanet eden, her türlü kara para işleri yapan ve hala yapmaya devam eden MİT’le el ele, kol kola çalışmanın…

MİT’in tasmalarını elinde tutan kara paracı ABD gizli servislerine çalışmanın…

ABD’yi ilan edilmemiş bir sömürge devlet ayarında tutan ve onu perde arkasından yöneten İngiltere’ye çalışmanın…

Bu güne kadar dünya genelinde en az 25 milyon çocuk ve gencin kaçırılarak tecavüz edilmesi, ayinlere kurban edilmesi, fuhuş ve organ mafyalarına kurban edilmesinden sorumlu olan Kraliçe’ye çalışmanın…

Daha detayları yazmakla bitmeyecek kadar geniş olan insanlık dışı, şeytanca bir milletler arası sisteme çalışmanın ne demek olduğuna dair yargılamalar yapılmadan, gerekli cezalar kesilmeden, suçluların milletimizin elinde lime lime parçalanmasına imkan verilmeden, en ağır şekilde cezalandırılmaları sağlanmadan, şüpheli hiç kimsenin kaçıp kaybolmasına izin verilemez, verilmeyecek.

İşte böyle… Keser döner, sap döner, gün gelir mfs adamı gömer.

Herkes şimdi kara paracı gizli Hristiyan Behlül Karak’a, kara paracı kripto kimlikli Seyfettin Alkan’a, kara paracı kripto kimlikli Zeki Çalışkan’a ve benzerlerine yazdıklarımı soracak. Daha da bir şey yazmadım aslında, bundan sonra yazacaklarım da sorulacak. Bunların ortadan kaybolmasının zamanı mı, yeri mi… Aksine, inadına meydanlarda olmalılar, sesleri çok gür çıkmalı, öfke ile bağırarak karşılıklar vermeliler, bir gün bile geçirmeden o tamamen kontrollerinde tuttukları adalet sistemine gitmeliler, benden davacı olmalılar ama neredeler bu kişiler? Neden susuyorlar, neden kuyruklarını sıkıştırıp geri duruyorlar, neden kaçışıyorlar? Ya adli yetkililer, onlar neden geri duruyorlar ve susuyorlar?

Yemin olsun, dünyadaki en feci ölüm şekilleri ile infaz ettireceğim o sözde hakimleri, o sözde savcıları. Laf olsun diye demiyorum, hakikaten yemin ediyorum ki yargılanıp da haklarında idam kararları verildikten hemen sonra, topluca gruplar halinde infaz edilirlerken ben de o meydanda olacağım. Devletin televizyon kanalları başta olmak üzere, yerli yabancı özel kanallardan her isteyenin oradan canlı yayınlar yapmasını sağlayacağım. Zaten yargılamaları da hep dediğim gibi TBMM’de son derece şeffaf şekilde yaptıracağım. “Durun, herkes bir yana, en canileri, organcıları, tecavüzcüleri, ayincileri, hainleri bile ikinci sıraya koyun. Birinci sıradan o sözde hakimleri, sözde savcıları hemen şurada topluca infaz edin” diyeceğim. “Kaçırılan milyonla bebek ve çocuklar nasıl parçalandıysa, en vahşi/yırtıcı hayvanları koyun şuraya, parçalasınlar bu insan şeytanlarını” diyeceğim. “Leşleri bile kalmasın, bunlar için bir hainler mezarlığı bile olmasın. Buraya bir anıt dikin, üzerinde şu yaşananın özet şekilde hikayesi anlatılsın. Altında da – İnsanlık namına lanet- yazılsın” diyeceğim.

Yazılacak çok şey var da hem vaktim yok, hem de yıllardır takip edenler biliyorlar ve yazmadığım kısımları da tahmin edebiliyorlar. Benim adım mfs, ölmedim, ölmeyeceğim ve yemin ederim ki bu seviyede şeytanlaşmış Yahudilerin, satanistlerin, Hristiyanların, masonların, kripto/münafık müslümanların hepsini dünyanın her yerinde en feci şekillerde öldüreceğim. Hepsi de hukuka uygun olacak. Ben bunları yaparken dünya insanlığı “Yak onları”, “Parçala onları”, “Kolayca öldürme onları” diye tempo tutacak. Ankebut Ağını, dünya insanları kısmıyla, uzaylı insanlar kısmıyla, cinler alemindeki kısmıyla birlikte yok edeceğim.

O Adnancılarla da hususi şekilde ilgileniyorum, ilgileneceğim. Devlet sistemi içinde onlarla birlikte bunca zamandır milletimize her pisliği yapmış olan başta hakim ve savcılar olmak üzere her yetkili ve etkili kişi, şimdiden feci şekillerde ölmeye hazırlansın.

Dünya denilen şu gezegen üzerine gücü kalmış bir taraf varsa da haydi çıkıp beni durdursun.

Az daha unutuyordum. Bakalım, Sabetaycı gizli Yahudi ve kara paracı pislik herif Tuğrul İnançer gibi kaç kişi daha öldürülecek de bu şeytani sistemin topluca alınmasına, yargılanmasına ve insanlığın/hukukun gereği olarak topluca katledilmelerine mani olunabilecek. Binlerce kişi öldürülse ve ortadan kaldırılsa bile mani olunamaz. Kraliçe kendini feda etse bile mani olunamaz.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Tehlikesi çok, mantığı yok

Bir devletin, herhangi bir başka devlete kendi topraklarında nükleer enerji santralleri yaptırması, vahim seviyede bir milli güvenlik sorunudur. Milli güvenlik uzmanlarından ve ayrıca nükleer bilimcilerden bir heyet oluşturup “Mfs ne demek istedi? Bir nükleer enerji santrali art niyetle yapılmak, kullanılmak istenirse, başımıza nasıl sorunlar açar? Biz fark edemeden bize nasıl oyunlar oynanabilir?” diye sorulduğunda, alınacak cevaplar da sarsıcı cevaplar olacaktır. Dahası, Türkiye’deki nükleer enerji santrali projelerinde “Türk tarafı” olarak bilinenler, yığma mason, gizli Ermeni, gizli Yahudi, vatan haini kişiler, odaklar… Koca bir milletin, çoluk çocuğun hatta yetimlerle dulların haklarını bile yemeyi/çalmayı güya “dava” gören insanlıktan çıkmış, karaktersiz, ahlaksız, acımasız tipler… En başta da ihanetlerini, hırsızlıklarını, yalanlarını, tuzaklarını, zararlarını anlatmak günlerce sürecek olan Zapsu ailesi…

Bu yazdıklarımdan yanlış manalar da çıkartılmasın. Türkiye, gerçek Türk ve gerçek Müslüman bilim adamları vesilesiyle nükleer santraller yapabilecek olsa bile, yapmayacak. Yapılmışsa bile kullanmayacak. Zaruri sayıda kendi nükleer silahlarını yapacak, bunları elinde her an hazır tutacak, zaruret olmuşsa bu nükleer silahları kullanacak ama daha ötesine gitmeyecek.

Zaten nükleer maddeleri “enerji” elde etmek için kullanmanın bir mantığı da yok. Sadece Kuzey Afrika’nın çöl halindeki arazileri, dünyanın büyük kısmının enerji ihtiyacını çok ama çok uzun süre karşılayabilir. Daha ABD’nin, Avustralyanın ve Asyanın devasa çölleri de var.

Çoktan üretilmesi gereken çok verimli güneş enerjisi panellerinin üretilmesine, satılmasına da izin verilmedi. Bu mesele de istenirse hemen çözülebilir. Şu anda “oyuncak” denilebilecek kadar basit güneş enerjisi panelleri kullanılıyor. Türkiye’de Karapınar’da yapılan güneş enerjisi santrali bile Türk görünen, Müslüman görünen vatan hainlerinin oyalama, vurgun, geri bırakma projelerinden biri, başka bir şey değil. Araplara da benzer oyunları oynadılar, oynuyorlar. Çölleri yeşertecekleri iddiasıyla çember şeklindeki sürekli sulanan arazilerle güya çiftçilik yaptırdılar. Bunca sene geçti, arazi serinlemedi, yeşermedi. Toprak kendine gelmedi, canlanmadı. Bölge serinlemedi. Gerekli ağaçlandırma faaliyetleri yapılmadı, elde mevcut olup işe yarayacak teknolojiler bile kullanılmadı, arka planda bırakıldı ve şimdilerde yeraltı sularının da tamamına yakını bitmek üzere… Hangi mühendis ekibi, hangi bilim adamı ekibi, böyle bir sona varılacağını en başından itibaren göremez. Bu, art niyet değil de nedir. Deniz suyundan temiz su elde etme sisteminde de aynı kandırma, aynı insanlık düşmanlığı, aynı sömürücülük ve oyalama görülüyor. Dünyanın çölleri, çöllerin altındaki devasa uzaylı üslerine, yerleşme alanlarına enerji sağlamak yerine artık dünya insanlığına enerji sağlamalıdır.

Türkiye’de İstanbul Boğazının akıntısı hala boşa akıyor. En fazla üç ay içinde oraya mükemmel, tertemiz, atıksız ve büyük güç üreten bir santral kurulabilir. Ayrıca Türkiye jeotermal sahasında dünyanın belki de en şanslı ülkesi… Neden hep jeotermal hakkında konuşuluyor da işe yarar jeotermal projeleri yapılmıyor. Büyük İsrail projesi için on milyondan fazla onursuza baktırılan Türkiye, neden kendi vatandaşı için zaruri olan projeleri yapmadı, yapmıyor. Neden imkanlarını onursuzlara harcamak yerine projelere harcamıyor.

Jeotermal sahasındaki taktik, sinsi engellemeler de kaldırılır, devletimizin gücüyle gerçekten teşvikler ve gerçekten işe yarayacak projeler yapılır ve böylece kısa sürede mükemmel neticeler alınabilir. Rüzgardan, deniz dalgalarından elde edilecek enerjileri ve daha başka alternatifleri de “gerçekten” değerlendirmek gerekir. Türkiye bunların hepsi için münasip bir devlet. Türkiye’nin asla enerji, temiz su ve gıda sorunu olamaz. Lakin bütün dünya nükleer enerji santrallerinden kurtulmanın yolunu ararken, şimdilerde yakıtsız kalan Avrupa “Yine de nükleer enerji santrallerine geri dönmeyeceğiz” derken, bize hangi siyasi/idari yetkililer, hangi akademik yetkililer nükleer enerji santralleri dayatıyorlar. Bunu neden yapıyorlar, asıl bu kısmın derhal meydana çıkartılması gerekiyor.

Gece yazdığım yazılarda petrol ve doğalgaz kaynaklarımıza da temas etmiştim. Türkiye doğalgazdan en yüksek seviyede elektrik enerjisi üreten ülkelerden biri olabilir. Bu hakikaten çok az vaktini ve emeğini alır. Doğalgazla çalışan daha güçlü arabalar yapılabilir. Bilim ve teknoloji bu kadar ayağa düşmüşken hala koca Türkiye’nin yerli motor sorunu yaşaması da nedir. Hangi devlet kurumu, hangi devlet yetkilisi bu sorunu gerçekten çözmek istemiş de en fazla üç ayda çözememiş? Çözememiş mi, çözmek istememiş ve oyalamış mı, bunun soruşturulması gerekir. Türkiye çok kısa süre içerisinde her sahada kendi kendine yeten bir ülke olabilir.

Bunun ilk şartı yönünü sömürgeci batı/NATO çetesinden, her devirde medeniyetin menbaı olan doğuya çevirmesidir. İçimizdeki İsrail’in, İçimizdeki Ermenistan’ın ve ülkedeki bütün vatan hainlerini bünyesinde toplayan mason tarikatının başları derhal ezilmelidir. Aksi halde Türk milleti varlık içinde yokluk yaşamaya, akıl almaz geniş imkanlar içinde açlıkla/yoksullukla boğuşmaya devam edecektir. Sorun imkanların olmayışı ya da çok kısıtlı oluşu değil, sorun devletin her kademesine hainlerin sızmasıdır. Üç tarafı deniz olduğu halde balık yiyemeyen, her yeri tarla olduğu halde toprak mahsullerini yurt dışından getiren ve ekmeğe para yetiştiremeyen bir milleti/devleti, sadece organize bir ihanet çetesi bu hale getirebilir.

İşte Türkiye’deki nükleer santral projeleri de bu hainlerin yeni ihanet projelerinden başka bir şey değildir. Söz konusu nükleer santral projelerine hala milletin parasını akıtma vatana ihanet eylemidir. Söz konusu projeleri şu andan sonra savunan, öven, faydalı ve zaruri gösteren basın, medya ve sosyal medya aktörleri de bu gün değilse yarın yargılanırlar.

| Mfs

Teyakkuz halinde olacağız

Kısa süre içerisinde dünya üzerinde pek çok hususta dengeler değişebileceği gibi, Türkiye içinde ve çevresinde de pek çok denge değişebilir. Sınırlarımızdaki ülkelerle ve bunların kontrol ettiği ya da göz yumduğu terör örgütleriyle aramızda çok ciddi sorunlar hatta bir anda askeri çatışmalar yaşanabilir. Bütün bölge savaş alanına dönebilir. Kısa süre sonrasında bu savaş bütün Avrupayı da sarabilir.

Türkiye olarak, İranla, Irakla, Suriyeyle ayrı ayrı ya da bunların üçüyle aynı anda askeri çatışmalar yaşanması ihtimaline de hazır olacağız. Ayrıca, lüzumu halinde İstanbul ve Çanakkale boğazlarını Batı/NATO cephesinin askeri unsurlarına tamamen kapatacağız. Buna ve bunu yaptığımızda peşi sıra gelişecek risklere/hadiselere karşı hep hazırlıklı olacağız.

Türkiye içinde, hususiyle büyük şehirlerle, sınırlardaki şehirlerimizde peş peşe ve sarsıcı terör saldırıları yapılması ihtimaline karşı hazırlıklı olacağız. Böyle saldırılar yapılırsa, cumhuriyet tarihinde ilk defa bu terör saldırılarının peşini/izini hakikaten sürerek CHPKK’ye, HDPKK’ye, MHPKK’ye, AKPKK’ye ve İsrail ile batılı ülkelere kadar götüreceğiz. Ülke içinde kim alınması gerekiyorsa, makamına ve rütbesine bakılmadan hemen toplayıp alacağız. Ülke dışında, hangi terör destekçisi ülkeye misilleme yapmamız gerekiyorsa, hiç zaman kaybetmeden yapacağız.

Türkiye içindeki ABD ve NATO üslerine karşı teyakkuz halinde olacağız ve lüzumu halinde buraları kuşatıp içlerindeki personelleri tutuklayacağız. Elçilik ve konsolosluk vazifelerinin haricinde, Türkiye’de adeta işgal valisi tavırlarıyla hareket eden, sürekli iç işlerimize karşısan, sürekli terör örgütleriyle paslaşan, sürekli ülke içindeki kripto kimlikli hainlerle ve bunların sözde siyasi partileriyle ve sözde vekilleriyle paslaşan, her gün ve her dakika Türkiye’ye zarar veren ve suçlar işleyen sözde diplomatik temsilcileri de toplayıp alacağız. Bunların kara para ve terör üsleri haline gelmiş sözde elçilik ve konsolosluk binalarını da kapatacağız. Öncelikle ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa gibi terör ve kara para ülkelerinin, Türkiye’deki sözde diplomatik temsilcilerine ve temsilciliklerine bunu yapacağız.

Bunlar yaşanıyorken, Türkiye’de iktidarı sadece resmen elinde tutan resmi yetkililerin, devletin/hukukun işlerleğini en ufak bir şekilde bile olsa durdurmaya dönük hamleleri olursa, işte o kısımda volkan gibi, atom bombası gibi patlayacağız ve milli güvenliğimizi tehdit altında görerek idari kadroyu bütünüyle al aşağı edeceğiz. Ordumuz hain subay kadrosunu da toplayıp alacağız .Türkiye’deki önde gelen mason kişileri de aynı anlarda toplayıp alacağız. Bütün bu hain kadrolara kulluk eden hukuki/adli yetkilileri de toplayıp, onları herkesten önce asacağız.

Duruşumuz çok net, çok kesin, çok keskin… Hukukun gereği ne ise, milli güvenliği korumanın gereği ne ise, devletin ve vatanın bekasını sağlamanın gereği ne ise, onların hepsi, hiçbir tereddüt yaşanmadan yerine getirilecek. Suçlu ve hain her kimse ve her neredeyse gerekli müdahaleler yapılacak.

Türkiye, batı dünyasının, ABD’nin, İsrail’in ya da NATO’nun ne sömürgesidir, ne ucuz askeridir. Ne de kara para merkezlerinden biridir. Türkiye artık hür bir devlettir, NATO üyesi de değildir, yüzü batıya dönük de değildir, daha fazla sömürülmeyecektir ve milletinin can, mal, ırz, din, fikir, vicdan hürriyetlerini koruyan bir hukuk devletidir. Bu hürriyetleri ve emniyetleri tehdit eden iç ve dış suçlu/düşman unsurlar, hür bir hukuk devletinden beklenen karşılıkları görecekler.

Öyle görünüyor ki, hala batı dünyasına kulluk etmekte ve Türk milletine/devletine ihanetler etmekte ısrar eden siyasetteki, bürokrasideki, ordudaki, iş dünyasındaki, adalet sistemindeki, kolluk kuvvetleri içindeki gizli Ermeni çeteleri ve bunlara bağlı diğer silahlı çeteler, kısa sürede tarihe gömülecekler. Bunlar yaşanırken, hakikatler göz önüne çıkarken, onlarca yıldır bu ülkede terörün, göz yaşının, zulmün, sömürünün, acıların neden son bulmadığını, bütün vatandaşlarımız en açık şekilde görmüş, anlamış olacaklar.

Ümit ederim ki İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkeler, batı dünyasının, insanlık düşmanlarının, kara paracıların, sömürgecilerin, katliamcıların beleş askeri olmak yerine, onurlu bir duruş sergileyen ülkeler olmayı tercih ederler ve iç dinamikleri de başlarındaki idarecileri bu yöne sevk ederler. Aksi takdirde, karşımızda, bu hatalarının ceremesini topluca ve çok ağır şekilde onlar da çekerler.

Bıçak kemiğe dayanmadı, iliğe saplandı… Artık yeter.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Çanlar Japonya için çalıyor

Japonya, Ankebut Ağının insanlık dışı işlerinde çok ileri seviyede kullandığı, varlığı bütün insanlık hatta gelecek nesiller için tehlike ve zarara dönüşmüş bir ülke… Ankebut Ağı Japonyanın maliyesini/ekonomisini de kara paralarla ve zorlana zorlana ayakta tutmaya çabalıyor. Japonya’dan faydalanarak, kontrolü altındaki başka ülkeleri de ayakta tutmaya çabalıyor. Zaten bunu gereğince yapamıyor ve Japonya’nın aslında çok büyük açıkları ve sorunları var.

Ben, bu günden itibaren Japonya’nın kara paralarını kısa sürede ve büyük oranda kesecek ve ayrıca Japonya içindeki Ankebut Ağı mensuplarını hızlıca oyundan düşürecek dengeler kuracağım, müdahaleler yapacağım. Kısa süre içinde Japonya’ya ani ve derin darbeler vurabileceğime inanıyorum. Bunu da en açık şekilde izah etmiş olayım ki bütün taraflar ve hususiyle büyük sermaye sahipleri “MFS bunu söylememişti.” ya da “MFS’nin bunu yapmasını beklemiyorduk.” demesinler.

Şu andan sonra anca “MFS’nin bunu yapacağını ilan ettiğini biliyorduk ama yapabileceğini beklemiyorduk. Yine şok olduk” diyebilecekler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Neler oldu?

Prof. Dr. Canan Karatay bu gerçekleri en başından beri bu kadar net ifade ediyordu da sonra birden ona ne oldu? Neden sustu? Tehdit mi edildi? Susturuldu mu? Zihin kontrolü mü uygulanıyor? Neden televizyon kanallarında görünmüyor? Neler döndü, dönüyor?

Dünya genelinde korona yalanlarını en başından beri en net şekilde ifade eden gerçek bilim adamlarının hep sıkıntılarda olduğu, başlarına bir şeyler geldiği anlaşılıyor. Hususiyle Afrika kıtasındaki devlet reislerinin, korona yalanlarını gün yüzüne çıkartan açıklamalar yaptıktan bir süre sonra öldürüldükleri de biliniyor.

Dünyanın her yerinde, şu korona da korona dedikleri vakaların bilmem kaç katı grip vakası yaşanıyordu, hala yaşanıyor. Bunların bazıları da çok ağır vakalar halinde yaşanıyor ve eskiden beri vefatlara da sebep oluyor. Son yıllarda, Ankebut Ağının kontrolündeki devletlerde, bu vakalara da hep korona teşhisi konduğu, PCR testlerinin itibar edilir bir yanı olmadığı açıkça gözler önünde…

Gerçek sahibi CIA olan Facebook’un, Instagram’ın, WhatsApp’ın, Google’ın, Youtube’un, Twitter’ın ve benzerlerinin, hukuk ve bilim tanımaz tavırlarla, kendilerini devletlerin otoritelerinin ve adalet sistemlerinin üstünde gören tavırlarla ve son derece art niyetli davranışlarla, korona gerçeklerini anlatan herkesi hatta dünyaca en saygın profesörleri ve yayın organlarını bile sansürlediği, engellediği, kapattığı açıkça gözler önünde… Dünya kadar vahim suçun vahim delilleri ve bağlantıları açıkça gözler önünde…

Bütün insanlığa kastedilmiş olduğu açıkça gözler önünde… Bu vahşi sistemin, insanlığı felaketten felakete sürüklemeyi vazife edinecek kadar ayardan çıkmış olan Ankebut Ağının, dünyanın onlarca ülkesinde adalet sistemlerinin işleyişini de bozduğu açıkça gözler önünde… O halde, yeniden onlarca ülkede eş zamanlı olarak bu virüs oyunlarının artırılmak istendiği, insanların canlarına, organlarına, evlatlarına, paralarına kastedildiği şu günlerde, bütün bu ülkelerde, bütün bu milletlerin aynı anda isyana kalkması ve Ankebut Ağını, bu ağa çalışan hükumetleri ve ayrıca siyasi, adli, askeri bütün yetkilileri dünya genelinde yok etmesi şart olmuş.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Ankebut Ağı Bulgaristan’a yoğunlaşıyor

Bulgaristan’da gelişmeleri kendi lehine çevirmeye çabalıyor. “Burada mfs’nin sözü geçmeyecek, istediği olmayacak” diye söyleniyorlar. Sonrası için de kendilerince planlar yapıyorlar. Lakin boşa uğraşıyorlar. 

Bulgar halkı da Ankebut Ağından çok çekti ve hala çekiyor. Bulgar halkı, kendisine yakışır şekilde dik durur ve sonuna kadar mücadelesini bırakmazsa, ben ve benimle birlikte olan onca güç unsuru da yanlarında olacağız. Bölünmüş, emir komuta sistemi çökmüş, çokça ifşa olmuş ve maddi sıkıntılarla boğuşan, her geçen gün kritik adamlarını kaybetmeye devam eden Ankebut Ağının bu şartlar dahilinde Bulgaristan’da kazanan taraf olması, Bulgar halkını sömürmeye devam edebilmesi mümkün değil. Bulgaristan’daki sömürü sistemini, hain adamlarını muhafaza edebilmesi mümkün değil. 

Bu bütün ülkeler için böyle… Öyle bir dengeye getirdik ki dünyayı, şu anda dik durup gereğince mücadele ederek gerçekten hür olmak, ülke kaynaklarının sömürülmesine mani olmak, adaletsizlikleri ortadan kaldırmak, maddi ve manevi refah içinde olmak, korona bahanesiyle uygulanan hukuk ve bilim dışı kısıtlamaları/yasaklamaları kaldırmak, bunların arka planında dönen kara para işlerini sonlandırmak isteyen halkların bunu yapamama ihtimali yok. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Karmakarışık ve parça parça bir Amerika…

ABD’nin idari kadrosunda da iç karışıklık korkusu var. Hem askeri darbe ihtimalinden hem de halkın ayaklanmasından korkuyorlar. Dünyada neredeyse her yer karışacak iken, ABD’nin karışmama ihtimali bulunmuyor. ABD’nin en önden karışacak ülkelerden biri olma ihtimali bulunuyor. Hem laboratuvarlarda üretilen ve ABD’nin Avrupa ülkeleri ve Çin’le danışıklı şekilde dünyaya yaydığı korona virüslerinden dolayı hayatın iyice zorlaşması, getirilen kurallar, kısıtlamalar, hastahanelere sağlam girip bir iki gün içinde ölen insanlar, yapılan organ kaçakçılığı… Hem bunların neticesi olarak artan maddi sıkıntılar, alım gücünün çok çok azalması… Hem de son ABD seçimlerinde hilelerin yaşandığına halkın büyük çoğunluğunun kani olması, Trump’ın danışıklı dövüştüğünün meydana çıkması, şu anda ABD idaresinin adeta Çin hükumetinin ABD müdürlüğü gibi hareket etmesi, Amerikan halkının geleceğine ümitle bakamaması iç karışıklıklara sebep olacak. Daha siyahlara yapılan muameleden tutun da devlet eliyle bir halkın her türlü maddi ve manevi/ahlaki felaketlere sürüklenmiş olmasının sebep olduğu yozlaşma da ABD halkını sokaklara dökecek.

ABD’nin devlet eliyle yaptığı kara para işlerinin dünyanın dört bir yanında büyük darbeler alması da bu neticeyi oluşturan sebeplerden biri… Korona ve varyant oyunlarıyla yapılan organ işlerinin açıkları kapatamadığı aşikar. Artık dev gibi büyüyen maddi açıkları kapatamıyorlar ve dünya milletlerini istedikleri gibi sömüremiyorlar. ABD siyasetindeki akl-ı selim kişiler çok yakın geleceği görebiliyorlar. ABD’nin karışmama ve bölünmeme ihtimali kalmadığını çoktan anladılar. ABD halkının aslında çoktan karışmış ve bölünmüş olduğunu da kabulleniyorlar.

ABD halkının sabır etmesine, dayanmasına, azimle mücadele etmesine sebep olacak dini ve ahlaki altyapı da kalmadığı için ABD, en hızlı ve en şiddetli şekilde karışan ülkelerden biri olacak. Zaten ettiklerini bulacaklar. 1945’ten beri Ankebut Ağı, o satanistler, o masonlar, o Yahudiler, dünya insalığına en çok ABD üzerinden kan kusturdular. Ve ABD halkını bu vahşetlerin, sömürülerin, zulümlerin, katliamların farkında olduğu halde, ezici çoğunluğu bu vahim gerçeği hiç umursamayarak, başkalarının kanlarının üzerinde saadet dolu bir hayat yaşamayı denedi ve işte sonucu…

Söz konusu siyasetçiler, ABD halkı sokağa dökülünce halkı kontrol etmenin mümkün olmadığını, herkesin sokağa silahla çıkabileceğini de görebiliyorlar. Bu nedenle ABD idaresi şimdiden tedbirlerini almaya çalışıyorsa da ümitsizce bir mücadele veriyor. Mümkün olduğu kadar uzun süre devlet dairelerini, idari kısımları ayakta tutmaya çabalayacaklar ama boşa uğraşmış olacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Ankebut Ağı parçalanıyor

Ankebut Ağının piramidinde (örgütlenme sisteminde), piramitin en sivri ucu ile oradan aşağıda kalan koca kısmı arasında kocaman bir kopukluk var. Şu andan sonra düzeltilmesi asla mümkün olmayan bir kopukluk bu…

Dünyanın her yanındaki Ankebut Ağı mensupları, sistemlerinin çok büyük darbe aldığını, artık yok oluşa sürüklendiklerini, buna rağmen bile tepe/üst isimlerin hala doğru kararlar alamadıklarını düşünüyorlar ve büyük bir hızla ağ içinde emir komuta sistemi çöküyor. Herkes öncelikle kendini kurtarabilmeyi hedefliyor. Taban, üst isimlerin tamamına yakınının artık Yahudi, Satanist ve de Mason değil de (biyonik robotlu) uzaylı unsurlar olduğunu da biliyor.

Tabandakiler, düşmanları tarafından çoktan çözüldüklerini, bilinir olduklarını, çokça ifşa olup güç kaybettiklerini, her an ele geçirileceklerini, topluca idam edileceklerini, bu şartlarda üst yöneticilerin aldığı kararların skandal kararlar olduğunu, bütün dünyaya ve hususiyle Türk dünyasına karşı rest çekercesine adımlar atmalarının felaketi hızlandıracağını, bu restlerin arkasında durabilecek güçleri olmadığını biliyorlar.

Piramitin en tepe kısmı, piramitin diğer alt kısımlarında olanlara bile büyüler yaptırıyor, cinleri musallat ediyor, zihin kontrol tekniklerini kullanıyor. Kimsenin kimseye değer verdiği, saygı duyduğu ve kimsenin kimseyi kolladığı yok. Ankebut Ağı bu kadar rezil bir halde iken şu mevcut şartlarda karşımızda dik durabilmeyi deniyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

The Ankebut Cult is falling apart

In the pyramid (organizational system) of the Ankebut(Cobweb) Cult, there is a huge disconnection between the most pointed end of the pyramid and the huge part below it. It’s a disconnection that can never be fixed from now on…

Members of the Ankebut Cult all over the world think that their system has taken a huge blow and that they are now on the verge of extinction, and even so, top/senior names still are not able to make the right decisions, and the command system within the Cult is collapsing at a rapid pace. Everyone intends to save themselves first. The base also know that almost all of the top names are now not Jewish, Satanist or Mason, but alien elements (with bionic robots).

Those who at the base said that they had already been disintegrated by their enemies, that they have become known, been exposed and lost power at any moment, would be captured at any moment, executed en masse, that the decisions taken by the top executives under these conditions were scandalous, that their taking steps to challenge against the whole world and especially the Turkish world would accelerate the disaster. They know that they do not have the strength to stand behind the challenges.

The top part of the pyramid even casts spells on those at the other lower parts of the pyramid, haunts demons, and uses mind control techniques. No one values or respects anyone, and no one cares for anyone. While the Ankebut Cult is in such a disgraceful state, it tries to stand upright against us under the current conditions.

Herkes haddini bilecek

Türkiye, bundan böyle hainlerin millete atarlanabileceği, milleti tehdit edebileceği bir ülke değildir. Türkiye, bundan böyle eski Türkiye değildir.

Türkiye tarihinin gelmiş geçmiş en büyük ve en muzır hainlerinden biri olan Devlet Bohçalı, yine açmış ağzını, yummuş gözünü… Yine MİT’ten yazmışlar, vermişler önüne kağıdı, o da okumuş. Okumuş ama bu defa nasıl bir zamanda neler okuduğunun ve o anlarda aslında ne yapmış ve ne demek istemiş olduğunun farkında değilmiş gibi…

Bohçalı yazılanları okurken, bir yerinde “Barışçıl protestolar diyerek neyin hazırlığını yapıyorsunuz? Zamları, enflasyondaki artışları sokak tepkisiyle birleştirip Türkiye’den Kazakistan çıkarmayı mı düşünüyorsunuz?” diyebilmiş.

Öncelikle ifade edilmeli ki Kazakistan’da suç, günah, ayıp, kusur yok. Kazakistan’da yüz kızartıcı bir mücadele de yok. Kazakistan’da, Ankebut Ağının tesis ettiği dünya düzenine yani zulme, katliama, sömürüye, soyguna, asimilasyona, ahlaksızlığa, dinsizliğe, namussuzluğa, peşkeşe, köleliğe dayalı dünya düzenine karşı onurlu, insani, vicdani ve kahramanca bir dik duruş var. Bu duruş, Bohçalının durduğu konumu geçtik, sokaktaki sade vatandaşın bile ilk bakışta net şekilde görebileceği kadar açıkça gözler önünde… Evet, sözde Türk basın medyası bu gerçeği Türkiye halkından gizlemek istese bile Türkiye’deki herkes Kazakistan’da aslında böyle bir duruş sergilendiğini biliyor. Bunu görmemek için kör olmak bile yeterli olmaz. İnsan duyar, dinler, anlar, ten gözü görmese de kalp gözü görür. Vicdanı titrer ve anında doğru safta durur. Lakin, hep dediğim gibi, insan doğan herkes, insan kalmıyor. Bazıları Bohçalı gibi insan şeytanına dönüşebiliyor. Türkçülük/milliyetçilik mücadelesinin başına Türk ve İslam düşmanı taraflar, ülkeler, gizli servisler tarafından konulmuş Bohçalı gibi bir hainin ve o yazıları yazıp kürsüde ona okutturanların, şu şartlarda başka bir tavır sergilemesini beklemek zaten abesle iştigal olurdu.

On yıldır yazdıklarımı burada uzun uzun tekrar edecek değilim. Çoktan bütün Türkiye MHPKK’nin ne olduğunu da Bohçalının aslında nasıl bir Türk ve İslam düşmanı gizli Ermeni vatan haini olduğunu da duydu, öğrendi. Bohçalı üzerinden bu hainler güruhunun, tıpkı şu anlarda Kazakistan’da olduğu gibi kendi devletimizin gücünü bize karşı çevirdiklerini de duydu, öğrendi ve buna bilendi. Bu oyun aslında çoktan bitti ama son kısmını yaşayıp geçirmek kaldı. Bohçalıların ve onlar gibileri arkalayanların da bu gerçeğin farkında oldukları, çok korku ve panik içinde oldukları, zaten kontrolsüz tavırlarından, çıkışlarından da iyice anlaşılabiliyor.

Evet… Biz her zaman söylediğimiz gibi, “Tam vakti” dediğimiz anda Türkiye’de meşru bir millet darbesi yapacağız. Bunu yapabilmek için dünya genelinde şartları/dengeleri de iyice ayarlamak lazımdı ki son yıllarda bunu yaptığımı/sağladığımı ortalama zeka seviyesindeki herkes anladı. Son birkaç ince ayar kaldı.

Ve, biz böyle bir mücadeleyi sadece mali sıkıntılar nedeniyle vermeyeceğiz. Devletimizin kurumları, milletimizin karşısına çoktan geçirilmiş vaziyette. Bu ülkede Türk ve Müslüman olmak ilan edilmemiş bir suç. Devlet sistemi içine sızmış on binlerce kripto kişi, arka plandan gizli bir paralel devlet sistemi işletiyor. Bunun on binle ayrı delili var. Benim davalarımın dosyalarını, yaşanan süreci inceleyen ta fizandaki kişiler bile “Bu Türkiye devleti ne hale gelmiş. Şu yaşanana bakın, bunlar akıl alır şeyler değil. Ülkede her şey gibi hukuk sistemi de çökertilmiş.” demek zorunda kalıyorlar.

Türkiye’de devlet eliyle fuhuş, uyuşturucu, organ, insan kaçakçılığı, mazot ve petrol kaçakçılığı ve her türlü kaçakçılık ile kara para işleri yapılıyor. Peygamber ocağı bildiğimiz ordumuz, son yıllarda kara para işlerini muhafaza etmek ve varlıkta tutmak için başka başka ülkelere gönderiliyor. Katliam suçlarına bile bulaştırılıyor. Milletler arası harp, terör suçlarına ve insanlığa karşı işlenmiş suçlara bile bulaştırılıyor.

Türkiye’nin hemen her şeyi peşkeş çekildi ve hala çekiliyor. Türkiye’de toplanan aşırı vergilerle, tamamen batmak üzere olan İsrail ve batı ülkeleri ayakta tutulmaya çalışılıyor. Türkiye’de pek çok il emniyet müdürlüğü ve müdürü, gayr-i meşru hükumetin kara para sistemi içinde faaliyet gösteriyor. Daha saymakla bitmez şeytanca işler, devletimizin eliyle yapılıyor. Devlet, kontrolümüzden neredeyse tamamen çıkartılmış. Sokağa oynamaya bırakacağımız çocuklarımızı MİT’in siyah transporterları kaçıracak ve Almanya, ABD, Fransa, İngiltere başta olmak üzere dünyanın başka başka ülkelerine organa, fuhuşa ya da ayine gönderilecek diye endişemiz bitmek bilmiyor. Ülkede Tayyip’in ve gizli Hristiyan olan karısı Emine’nin ortakları olduğu hastahaneler sistemiyle, İsraille, ABD ile ve Avrupa ülkeleriyle birlikte organ işleri yapılıyor. Kasten dünyanın farklı yerlerinde otorite boşlukları oluşturuluyor, sorunlar çıkartılıyor ve yüksek sayıda insanın mülteci olması sağlanıyor. Bunların bir kısmı bu hastahanelerde parça parça ediliyor. Kazakistan şu sıralarda bu maksatla da hedefe alınıyor. Nihayet, Türkiye’de insanlar karınları aç yatıyor ama ülkenin bunca zenginliği hala İsrail’in, ABD’nin, AB ülkelerinin, İngiltere’nin, Rusya’nın, Çin’in menfaatine olarak kullanılıyor

Böyle bir ülkede, aldığı talimatlar icabı Tayyip’i girdiği ilk seçimde tek başına iktidara getiren ve o günden beri iktidarda tutan ve onu piyon olarak kullanarak her türlü hukuksuzluğu, kara para işini, hainliği onun üzerinden çeviren Bohçalı, yani bu millete ve devlete yapılan her türlü fenalığın baş sorumlusu olan o Bohçalı, önünü sonunu hesap etmeden çıkıp kürsüden atıyor tutuyor. Tahammül sınırlarını da zorluyor.

Ülkede seçimlerin de referandumların da meşruiyeti yok. Mevcut gayr-i meşru cumhurbaşkanının diploması bile yok. Skandalların bini bir para… Hukuk ve demokrasi nerede, Türkiye nerede… Seçimlerde kurtuluş ihtimali yok. Referandumla da kurtuluş yok. Adalet sisteminden hiç fayda yok. Ordu ve Emniyet bile kısmen kara para çarkına dahil edilmiş. Ülke maddeten ve manen ve kasten çoktan çökertilmiş. Kaybedilen her gün, acıları, zararları, ölümleri, peşkeşleri, krizleri derinleştiriyor. Öyle ise bu millet ne yapsın?

Bu millet sokaklara inecek. Bütün hainleri de alaşağı edecek, bütün kurumlarını kriptolardan ve kara paracılardan temizleyecek ve bunları cezalandıracak. Kazakistan halkı gibi, bu millet de elindeki son meşru çareyi aslanlar gibi kullanacak. Bu meşru, bu kanunlara uygun, bu bir millet darbesi, bu insanlığa ve vicdana da uygun. Şu anki Kazakistan’a benzemek, bizim için şeref ama hainler, kara paracılar, başka ülkelere ve milletlere çalışanlar için başka şekilde yorumlaması bizim için şaşırtıcı değil. Herkesin maskeleri çoktan Akademi Dergisi tarafından ve ayrıca Ankebut Operasyonu sayesinde tamamen indirilmiş vaziyette.

Bohçalı ve çetesi, adalet sistemimiz içine sızmış gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Rum, gizli Mason ve cümlesi vatan haini adamları üzerinden mi bu milletin meşru darbesini, savunma refleksini durduracak? Kolluk kuvvetleri içindeki kripto kimlikli kara paracılarla mı durduracak? Yoksa… Kazakistan’da denendiği gibi anında rezil olmaya ve çuvallamaya sebep olan o sistemi mi deneyecek. Bohçalı da Tayyip de milli mücadele veren millete karşı anında başka ülkelerin ordularını mı Türkiye’ye çağıracak? Kendilerini koruyamaz hale getirdiğimiz malum kara paracı devletler mi bunları daha fazla süre başımızda tutacak? Hayaller bunlar… Gerçek hayattan çoktan koptular bunlar. Bohçalının o meşru millet darbesi gününe kadar yaşayacağı bile kesin değil. Belki de bu milletin evlatları onu daha öncesinde cezalandıracaklar. Zira, “Ben öyle bir şeytanım ki bu millete etmediğim zulüm, kötülük ve ihanet kalmadı. Ayarım da çok fena kaçtı. Yaşamaktan nefret ediyorum. Şeytanın teki olduğumu kendim de biliyorum. Beni buraya koyan güç unsurları izin vermeyince ölmeye de ölemiyorum. Milletin içinden birileri çıksın da bu kadar ileri gittiğim anlarda beni öldürsün” dercesine çıkışlar yapıyor.

Biz daha sokaklara inmeye başlarken, isim isim ve cisim cisim bildiğimiz o kripto kimlikli ve resmi yetkili hainleri toplayıp alacağız. Hatta bunların bir kısmını, sokağa tam manasıyla inmeye başlamadan az öncesinde toplayıp alacağız. Ordumuz içindeki hainleri, ordumuz içindeki vatanseverlerle de alacağız. Emniyetimiz içindeki hainleri ve kara paracıları, Emniyetimizin içindeki vatan evlatlarıyla da toplayacağız.

Kalbinin korkudan güm güm atışı Washington’dan, Londra’dan, Berlin’den, Paris’ten, Moskova’dan, Pekin’den, Tel Aviv’den ve o diğer malum yerlerden uzun zamandır duyulan ama onlardan beklediği çıkışları, destekleri, kararları onlarda epeyidir bulamayan/göremeyen Bohçalı ve çetesi bilmeli ki bir gece ansızın bir meydan yerde bu millet tarafından asılmış olabilirler.

Bundan sonrasında da bir yandan korkudan titrerken, bir yandan oraya buraya güçlü görünmeye ve mesaj vermeye kalkacaklarsa… Bu güne kadar her türlü cinayeti, katliamı, soygunu, peşkeşi, yolsuzluğu, kara para işini beraber yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri sözde muhalif liderleri ve partileri muhatap alarak yani danışıklı dövüşerek değil, gerçekten yürekleri ve güçleri varsa adımı anarak atarlanmalarını beklerim.

Böyle olmadıktan sonra, ben gerçek hayattan hayal alemine geçiş yapmam, sahayı her zaman gerçekçi kalarak takip ederim, kimsenin kuru sıkı atışlarına ve şovlarına kanmam, bir daha küstahça çıkış yapana da o sözlerini dünyanın gözleri önünde yalatarak sildiririm.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Safha safha cihad-ı ekbere geçeceğiz

Kazakistan’da etkili ve yetkili hainlere sıkılması emrini ben verdim. Bundan rahatsız olan ve bana karşılık verebilecek, güç yetirebilecek bir güç unsuru varsa, beklerim, her zamanki yerimdeyim.

Yaptıkları yanlıştan/ihanetten hemen dönmezlerse Kırgıztan’daki etkili ve yetkili hainlere de sıkılması emrini vereceğim. Bu iki ülkeye çok çok özel yetiştirilmiş milis güçler de göndereceğim. “Sınırları kapattık” demekle, böyle profesyonellerin önleri kesilemez. Bu profesyoneller, Kırgız ve Kazak ordularındaki hatta Rus ordusundaki askerlerle durdurulamaz. Gücümün nerelere kadar uzanacağını, neler yaptıracağımı bütün dünya kısa sürede görecek.

İş adamları, yatırımcılar ve “finans çevreleri” denilen taraflar da tedbirlerini alsınlar, Türkiye de büyük karışacak. Bu kadar büyük ve geniş çaplı karışıklığın sonu Türk devletleri için de dünya için de çok hayırlı olacak. Safha safha cihad-ı ekbere geçeceğiz. Batı ülkelerindeki nüfuzumu da değerlendireceğim. Sadece Türk ve Müslüman unsurlar yanımda olmayacak. Batı dünyasında şeytanca yaşamak istemeyen, satanist olmayan, sömürgeci olmayan, insan hak ve hukukuna saygılı gruplar da var. Zaten görülüyor ki sadece Türk devletlerinde değil, Rusya ve pek çok batı ülkesinde de iktidarlar değişecek. Hatta zihniyetler değişecek.

Sömürgecilik yok edilecek. Ankebut Ağı yok edilecek. Dünya üzerinde yeşiller ve griler başta olmak üzere, uzaylı tarafların nüfuzu da yok edilecek. Ankebut Operasyonu hız kesmeden devam edecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yakıtsız, zararsız ve yüzde yüz Türk malı…

Hiç yakıt kullanmayan, çevreyi hiç kirletmeyen, enerjisi hiç bitmeyen, sık arıza yapmayan ve bakım gerektirmeyen, çok dayanıklı malzemelerden yapılacak ve çok uzun ömürlü olacak, emsali görülmemiş seviyede güçlü ve süratli bir araba projem var. Bu araba, elektrikli araba da olmayacak, bataryalardan da güç almayacak. Hidrojenden ya da başka gazlardan da enerji almayacak. Hareket enerjisi üretmek için katı, sıvı ya da gaz türünden hiçbir şeyi sarf etmeyecek. Gerçek manasında yazıyorum ki tamamen yakıtsız olacak. Aslında bu teknikle sadece araba da yapılmayacak. Aynı sistem hava, kara, deniz vasıtalarında kullanılabilecek.

Piyasaya çıktığı gibi dünyadaki siyasi, askeri ve mali sahalarda ani ve çok büyük bir devrime sebep olacak. Yer yerinden oynayacak. Önümüzdeki 20-30 yıl bu projeyi açıklamayı düşünmüyordum ama Ankebut Ağının insanlık düşmanı holdinglerini, şirketlerini, üst yöneticilerini, siyasi liderlerini, dünyayı kontrol etmekte kullandıkları batı ülkelerini, bunların pazar paylarını bir anda yerle bir etmek için bu projeyi henüz uygulamaya geçirmeden bile açıklayasım geliyor. Birkaç kere bu çılgınlığı yapacak gibi oldum ama her defasında son anda kendimi bundan geri tuttum. Bundan kazanacağım muazzam meblağdaki parayı bile hiçe sayıp da patent hakkı dahi gözetmeden hemen şimdilerde dünyaya bu tekniği ilan eder miyim diye… Her seferinde “ederim” diyorum. Kaybettiğim paranın bilmem kaç mislini kısacık sürede Ankebut Ağına kaybettirmek ve bütün kısımlarıyla birlikte onu tarihe kısacık sürede gömmek, bir iki sene içinde yepyeni bir dünya düzeni kurmak varken, bence bu kararım doğru bir karar olur.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Körler sağırlar, birbirini ağırlar. Kim kimi af ediyormuş?

“Erdoğan ve ailesi için af çıkarılsın, ordu garantörlük yapsın”

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nde çalışan Türk uzman Soner Çağaptay, ABD’nin önde gelen dış politika dergilerinden Foreign Affairs’e yazdığı makalede, Türkiye’de iktidar değişiminin sorunsuz yaşanması için muhalefetin AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü lideri Tayyip’e, kendisinin ve ailesinin görev yaptığı sırada işlediği tüm suçlardan affedilmesini içeren bir anlaşma önermesinin “mevcut en iyi seçenek” olduğunu savunabilmiş.

“Türk uzman” denilen ama gizli bir Ermeni olan, buna rağmen daha çok insanlık düşmanı ve her türlü kara para işini yapan Yahudilere çalışan ve mason da olan Soner Çağaptay, siyaset ve hukuk tarihine geçen “skandallar ötesi bir skandal” denilebilecek bir yazı kaleme almış. Aslında kendisinin de mensubu bulunduğu Ankebut Ağının hal-i pür melalilini gözler önüne sermiş.

Acınası, zavallı, dibe vurmuş halleri iyice zahir oldu. Biz, her türlü ihtimali hesaplayarak, kılı kırk yayarak hazır kıta bekliyoruz, onlar dünya genelinde seferberlik yaparak metafizik saldırılar yapmanın haricinde bir karşılık veremiyorlar. Sonra da işte kamuoyu oluşturmak, zihinleri, kabullenişleri, siyaseti yönlendirmek için ve kara para çaklarını varlıkta tutmak için böyle haberler çıkartıyorlar. Çok fena çuvalladılar. Tam kadro halinde korkudan titriyorlar. Oynayabilecekleri pek bir kartları kalmadı. Zaman aleyhlerine işliyor. Gece gündüz doğru düzgün vakit geçiremiyorlar, rahat uyuyamıyorlar. Her an bir gümbürtü kopacak da topluca enselenecekler ve idam edilecekler ya da müebbet hapis cezaları alacaklar diye korkuyorlar. Hele tabandakileri korkuları ve tepedekilere baskıları çok ileri seviyede…

Her geçen gün daha fazla siyasi, askeri ve mali güç kaybediyorlar. Metafizik çatışmaların sebep olduğu can, mal/araç/cihaz ve para kaybı bile çok çok yüksek miktarda. Gerçek çatışmalardan önce bile eridiler, bittiler. Ümitleri bile tükendi. Azılı Türk ve İslam düşmanı sözde Türk uzmanın skandallar ötesi skandal olan yazısını her yerde bulup okuyabilirsiniz. Benim söyleyecek birkaç sözüm var.

– Vatana ve millete ihanet, devlet düşmanlarına hizmet etmiş kişileri, hiçkimse hiçbir mazeretle af edemez. Meclisten öyle bir af yasası çıktığı gibi o meclisin meşruiyeti tamamen biter. Hiçbir Türk vatandaşının o meclisi tanıma zorunluğu kalmaz. Hatta öyle bir meclisi, vatan hainlerine bile af çıkartan sözde Türk vekillerinin başına yıkmak, her vatan evladına vacip olur.

– Ordu siyasete asla, hiçbir gerekçeyle, hiçbir zaman karıştırılamaz. Her zaman demokrasiden, adaletten, eşitlikten, insan hak ve hürriyetlerinden, fikir ve vicdan hürriyetinden ve şaibesiz seçimlerden bahseden batının bu çirkin ve iki yüzlü siyaseti asla kabul edilemez. Ordunun siyaset sahnesine davet edilmesi kabullenilebilir ve tahammül edilebilir şey değildir. Ordunun siyasete davet edildiği bir ülkede, batıda ve dünyada demokrasiden bahsedilemez. Ayrıca ordumuzun çoğunluğu Tayyip’ten ve onu arkalayan Türk/İslam düşmanı güç unsurlarından yana değil. Ben, hususiyle son iki senede Türkiye’den pek çok denge gibi bu dengeyi lehime olacak şekilde değiştirdim.

– “Türkiye demokrasisinin daha geniş ve daha hızlı bir çöküşünü önlemek için mevcut en iyi seçenek bu olabilir.” diyerek ordumuzu siyaset çekmek, demorasi denilen sistemin anlatıldığı gibi bir sistem olmadığının, “Batıdaki demokrasi anlayışı” diye burada konuşup duranların da hep sahtekar ve vatan/millet düşmanı kişiler olduklarının tek başına delilidir. Batı dahil, dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zamanında demokrasi, kağıt üzerinde ve dillerde anlatıldığı gibi bir sistem olarak uygulanmadı ve tarif edildiği o şekilde uygulanabilirliği de yok. Yıllardır yazıyorum, demokrasi, satanistlerin, masonların, yahudilerin dünya insanlığını her yönden çökertmek için kullandıkları bir araçtan başka hiçbir şey değil. Demokrasi ile idare edilen devletlerin maddeten ve manen çökmekten başka bir seçenecekleri olmadı, olamaz.

– Yazar neyin kafasını yaşıyor ya da nasıl köşeye sıkıştırmışlar da böyle skandal bir yazı yazıp hem kendini, hem dergisi Foreign Affairs’i, hem de Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nü tarihin karanlık sayfaları arasına tek hamlede gömüyor, bu kısmı çok tartışılır. Lakin, yazara bu skandal cümleleri peş peşe yazdıran güç unsurlarının iddiasının aksine olarak, Tayyip ABD, İngiltere, Almanya, İsrail gibi ülkelerin ülkemizde çevirdiği haince işler neticesinde iktidara getirilmesinden on sene sonra iktidarı bıraksaydı, Türkiye’nin en başarılı liderlerinden biri olarak kabul edilmeyecekti. O zaman da vatan haini, katliamcı, savaş suçlusu, polis ve asker katili, hazine soyguncusu, peşkeşçi, hak/hukuk tanımaz bir mason olarak bilinecekti ve yargılanacaktı. Ayrıca on sene önce de Türkiye her sahada bataktı. Para da yoktu, iş de yoktu, adalet de yoktu, huzur da yoktu, toplumsal barış dedikleri şey de yoktu. Şaibesiz seçimler de yoktu. Fikir, vicdan ve ifade hürriyetleri de yoktu. Ona oy verenlerin yarıdan fazlası, girdiği ikinci seçimde ona oy vermedi. Girdiği ikinci seçim bile meşru değildi, abartılı şekilde hileliydi. O seçimde MHPKK’nin oyları da hileliydi. MHPKK o zaman da bitik/tükenmiş bir tabela partisiydi. Seçimler hilesiz olsaydı Tayyip on seneye kadar iktidarda asla kalamazdı. Bütün bu hileler yapılırken sözde muhalefet de onunla danışıklı dövüşmekteydi. Türkiye’de neler döndüğünü batı ülkeleri de çok iyi derece bilmekteydi. Çünkü Türkiyeye ve Türk milletine karşı yapılan bunca hukuksuzlukları planlayanlar, AKPKK’ye ve MHPKK’ye bu yönde talimatlar verenler ve bunları sahada uygulatanlar ve basın/medyayı bu yönde kontrol edenler hep bu batı ülkeleriydi. Giderek fakirleşen, giderek alım gücü düşen, giderek türlü iş sektörlerinde daha da dibi gören, kaşıkla verilen maaş artışları, yapılan zamlarla adeta kepçeyle geri alınan bir Türkiye vardı. Bütün bu hırsızlıklar ve yolsuzluklar batı ülkeleri ile İsrail için yapılmaktaydı. Sözde Türk uzman, bu gibi işlerin kitabını yazabilecek kadar bu sistemin içinde olan birisi. Şimdi, bunca senedir oynattıkları piyonları, inanamadıkları şekilde köşeye sıkışınca, hak, hukuk, demokrasi v.s. palavralarını bile unutarak skandallar ötesi bir skandal yazı yazıyor ve piyonları kurtarmaya çabalıyor. Buna susacak batılıların hepsine de yazıklar olsun. Buna da susarlarsa, en fazla bir iki seneye bu sessizlikleri ve tepkisizleri onların da suratlarına şamar misali çarpılır. Onlar da o gün biterler.

– AB ve ABD ya da başka bir devlet ya da milletler arası teşkilat, Türkiye’nin içişlerine ve hukuk/adalet işlerine hiçbir mazeretle karışamaz. Suçları arşa kadar varmış bir vatan hainini ve çetesini ve onlarla danışıklı dövüşen sözde muhalifleri korumak AB’nin de ABD’nin haddi değildir. Vazifesi de değildir. Bu, zaten dünya siyasetinde çok büyük bir çatışma çıkartır. Şu yazının küstahça yazılmış ve yayınlanmış olması bile şu günden itibaren pek çok devletin ve teşkilatın başına pek çok büyük sıkıntılar çıkartacak. Ayrıca, herhangi bir devletin Tayyip’i ‘sürgündeki siyasi lider’ olarak kabul etmesi bile hem o devlete, hem de o devleti arkalayan diğer devletlere çok çok büyük sıkıntılar çıkartacak. Bu saatten sonra Tayyip’i ve çetesinin mensuplarını elinde tutmak ve himaye etmek isteyen taraflar/ülkeler, bir ateş korunu elinde tutmak kadar imkansız bir şeyi denemiş olacaklar. Boş yere ellerini yaktıkları ile kalacaklar.

Kim, kimi af edecek, kim kime af çıkartacak? 80 küsur milyon aç, eliğine kadar sömürülmüş, zulüm edilmiş, kandırılmış insan toptan ahmak mı? AKPKK’yi arkasındaki bunca İngiltere, Amerika, AB, NATO, İsrail ve mason tarikatı desteğine rağmen ezip geçebilen vatanseverler, AKPKK ile şu anda bile, şu şartlarda bile danışıklı dövüşebilen muhalefetten mi çekinecek?

Bunların hepsi beyhude çabalar. Sadece Tayyip ve çetesi AKPKK değil, MHPKK, CHPKK, HDPKK ve aynı alfabenin harfleri olan bütün siyasi partiler bitmiştir. Türkiye’de demokratik cumhuriyet sistemi/rejimi an itibariyle resmen değilse de fiilen bitmiştir. Sadece bunlar değil, şimdilik Türkiye’de gizli Yahudi, gizli Ermeni çeteleri Mason tarikatı da bitmiştir. Kısa süre sonra dünya genelinde mason tarikatı tamamen bitmiş/tükenmiş ve gerçek yüzü ifşa edilmiş olacak. Bu kadarla da sınırlı değil, an itibariyle Türkiye’de batıya dönük siyasi ve fikri duruşlar bitmiştir. Türkiye’de NATO bitmiştir. Türkiye’de, başımıza geçirilen hainler vesilesiyle kırk yıldır kapısında süründürüldüğümüz AB hedefi bitmiştir. Her sahada dibe vurmuş, kısacık süre sonra son darbeleri vuracağım ABD de Türkiye için bitmiştir. Bir bütün olarak Ankebut Ağı artık bitmiş, tükenmiştir. Gürültülü şekilde son darbeleri vurup, sebeplerine uydurup temizlemek kalmıştır. Bu arada Soner Çağaptay, Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü ve Foreign Affairs da bitmiştir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi