Etiket arşivi: Kırgızistan

Bize her yol hürriyet…

Ruslar, Kazakistan’ın siyasi yetkililerini tanımayıp onları tehdit atlında tutup emirler yağdırdıkları gibi, Kazakistan ordusundan da hiç kimseyi takmıyor, tanımıyor ve orduya da emirler yağdırıyorlar. Kazakistan’daki sözde barış gücünün Rus komutanı adeta işgal ordusu komutanı gibi tavırlar sergiliyor.

Üstelik bu sözde barış gücünün de marifetiyle Rusya, Kazakistan’da çoktan organ kaçırmaya başladı. Vatanını, milletini, toprağını, canını, namusunu korumak için son çare görerek sokaklara inmiş Kazaklardan vurulanların bazılarının cenazeleri hiçbir şekilde bulunamıyor. Morg morg gezerek yakınlarının cenazelerini arayan ama asla bulamayan Kazaklar var.

Böyle bir anda Kazakistan’ın hain İçişleri Bakanı da çıkıp “Ordu ve emniyet teşkilatı içerisinde hainler var” şeklinde açıklama yapabiliyor. Hainler baş olmuşlar, ipleri tamamen Ruslara da vermişler ve vatanseverce duran siyasi, idari ve askeri yetkililer “hain” ilan edilir olmuş.

Bu, düpedüz bir işgal teşebbüsüdür. Bunların derhal son bulması için gerekli ikazları yapmıştım. Bir daha işgalcileri ve onlarla danışıklı dövüşen devletleri ikaz edecek değilim. Bu gidiş, iyi bir gidiş değil ama bu gidişi biz tercih etmedik. Memleket dahilindeki ve haricindeki bütün taraflar, dünyanın onlarca ülkesinin aynı anda büyük oranda karışmasına, yer yer devletler arası silahlı çatışmaların yaşandığı cepheler oluşmasına hazır olsunlar.

Türkiye, Kırgizistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan, Pakistan, İran ve Rusya Federasyonu içindeki Türk ve Müslüman devletler başta olmak üzere, dünyanın sorunlu pek çok yeri karışacağı gibi, batı dünyasındaki Türk ve Müslüman unsurlar da üzerlerine düşenleri yapacaklar ve batı da çok büyük karışacak. Dünyanın her yerinde siyasi su-i kastlar de yaşanmaya başlanacak. Bu işgale, bu tahakküme, bu despotluğa ve haydutluğa, bu küstahlığa, bu organ işlerine az ya da çok sebep olmuş ve arka çıkmış hiçbir devlet, hiçbir hükumet, hiçbir sözde STK, sözde dernek, sözde vakıf, sözde dini cemaat rahat edemeyecek. Her an, tetikçilerden, piyonlardan ziyade azmettirici olan asıl katiller, asıl sorumlular cezalandırılacaklar.

Hiç kimse, dünya üzerindeki bu kadar Türk ve Müslüman unsurlara karşı bu kadar pervasızca bir işgal, sömürü, katliam mücadelesi veremez. Verirse, sonuçlarını, kendisine arka çıkan bütün taraflarla birlikte yaşar.

Kısa süre sonra Kazakistan’daki Rus, Ermeni, Belarus ve Kırgız işgal kuvvetlerinin komutanları ve askerleri vurulacaklar. Aynı anlarda Türkiye’deki gizli Yahudi, gizli Ermeni, gizli Mason rütbelilere sıkılması emrini vereceğim. Bunları korumak isteyen kripto kimlikli ve vatan haini siyasi ve adli yetkililere de sıkılacak. Hepsi zaten listeli… Teşkilat halinde çoktan ifşa oldular, çoktan çaptan düştüler, hiçbir güçleri de yok. Bu güne kadar dünya siyasetini de buna ayarlamak gerekmeseydi ve şu Tayyip’in mühleti olmasaydı, hep bahsettiğim dini hususlar olmasaydı, şu AKPKK’yi, MHPKK’yi, onlarla danışıklı dövüşen CHPKK’yi ve bir bütün halinde içimizdeki İsrail’i şimdiye kadar yüzlerce kere toplar alırdım.

Lakin bu, her şartta böyle olmak zorunda değil ve zaruretler kararları değiştirir. Hal böyle ise ben hiçbir şeyi beklemem, gözlemem ve hiç vakit kaybetmem. Türkiye’deki söz konusu hainlerin bazılarının yakınları da toplanıp alınacaklar ya da onlara da sıkılacak. Türkün gözünün içine baka baka, damarına basa basa ihanet edilemeyeceği, Türkün devletlerinde Türkün aleyhinde kararlar alınamayacağı bütün dünyada görülecek. Eş zamanlı bir operasyon başlayacak. Restleşme bu şekilde bu başlayacak. Üzerine dikleşme görürsek, bütün dünya yangın yeri olsa da geri adım atmayacağız. Hangi kuvvet, hangi devletin kara paracı, organcı ordusu gelip de bu hainleri elimizden almaya kalkarsa, bu milletin de hürriyet mücadelesinin karşısına dikilerse, onları sadece Türkiye sınırları içinde değil, kendi memleketlerinde de vuracağız. Yerin altı da üstü de karışsın, umurumuzda olmayacak.

Herkes bilsin, bu işlerin tadı çok kaçtı. Kısa süre sonra, gerçek Türk komutanların ve gerçek Türk siyasi hükumetinin kontrolündeki Türk ordusu Kazakistan’a destek gücü de gönderecek. Diğer Türk devletlerinin hürriyet mücadelesine de destek olacak. Onlarla ortak askeri güç de tesis edecek. Daha ortak güç tesis edilmeden bile Rusya, Belarus, Ermenistan ve hatta Kırgızistanla harbe girmekten geri durmayacağız. Kazakistan halkının kahramanları nefsi müdafaaya çok yakında başlayacaklar ve sonrasında kopsun fırtına… Bize her yol hürriyet… Bize yaşamak da ölmek de ancak şerefle, namusla, insanca bir düzenle mümkün. Gayrısı zaten ölmekten beter… Türk ölür ama esir olmaz, sömürge olmaz. Türk ölür ama namussuz, vatansız, dinsiz, ahlaksız olmaz.

Onların ölümden korktuğu ve kaçtığı nispette, ölümü seven ve arzulayan ordularla üzerlerine gideceğim.

Derhal o işgalci kuvvetler Kazkistan’ı terk etmezlerse, ben de bu dediklerimi hemen yapmaya başlayacağım. Bu restten dönersem, devlet ve ordu gücüyle her şeytanlığı yapan bu alçaklara, bu kara paracılara, bu organcılara, bu sömürgecilere, bu sadistlere, bu kanun tanımaz insanlıktan çıkmış şeytan ordularına daha fazla mühlet verirsem kanım kurusun. Bu vahşeti, bu şeytanlığı görüp tepkisiz kalabilen zaten insan değildir ve kanı kurusun.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Safha safha cihad-ı ekbere geçeceğiz

Kazakistan’da etkili ve yetkili hainlere sıkılması emrini ben verdim. Bundan rahatsız olan ve bana karşılık verebilecek, güç yetirebilecek bir güç unsuru varsa, beklerim, her zamanki yerimdeyim.

Yaptıkları yanlıştan/ihanetten hemen dönmezlerse Kırgıztan’daki etkili ve yetkili hainlere de sıkılması emrini vereceğim. Bu iki ülkeye çok çok özel yetiştirilmiş milis güçler de göndereceğim. “Sınırları kapattık” demekle, böyle profesyonellerin önleri kesilemez. Bu profesyoneller, Kırgız ve Kazak ordularındaki hatta Rus ordusundaki askerlerle durdurulamaz. Gücümün nerelere kadar uzanacağını, neler yaptıracağımı bütün dünya kısa sürede görecek.

İş adamları, yatırımcılar ve “finans çevreleri” denilen taraflar da tedbirlerini alsınlar, Türkiye de büyük karışacak. Bu kadar büyük ve geniş çaplı karışıklığın sonu Türk devletleri için de dünya için de çok hayırlı olacak. Safha safha cihad-ı ekbere geçeceğiz. Batı ülkelerindeki nüfuzumu da değerlendireceğim. Sadece Türk ve Müslüman unsurlar yanımda olmayacak. Batı dünyasında şeytanca yaşamak istemeyen, satanist olmayan, sömürgeci olmayan, insan hak ve hukukuna saygılı gruplar da var. Zaten görülüyor ki sadece Türk devletlerinde değil, Rusya ve pek çok batı ülkesinde de iktidarlar değişecek. Hatta zihniyetler değişecek.

Sömürgecilik yok edilecek. Ankebut Ağı yok edilecek. Dünya üzerinde yeşiller ve griler başta olmak üzere, uzaylı tarafların nüfuzu da yok edilecek. Ankebut Operasyonu hız kesmeden devam edecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

O halde karışsın bütün dünya…

Kırgızistanın da karışmasının ve halkın bir hürriyet mücadelesi vermesinin vaktinin geldiği anlaşılıyor. Hatta bütün Türk dünyasının karışmasının vaktinin geldiği anlaşılıyor.

Bu şartlarda Kazakistandaki soydaşlarımızın hürriyet mücadelesini baltalayacak bir sözde barış gücüne, askerlerini göndermemek için Kırgız soydaşlarımız her şeyi yaptı. Direndiler, dik durdular. Sonrasında dünya gördü ki vatan haini, Rus, Çin ve batı casusu, kara paracı cumhurbaşkanları Sadır Caparov başta olmak üzere, idari kadrodaki çok sayıda hain, bu direnişi gayr-i meşru şekilde kırdılar. Kırgızistan’da hukuk ve halkın iradesi ayaklar altına alındı.

Kırgızistan’da Kazakistan’a asker gönderme ve Kazakların hürriyet mücadelesinin karşısına dikilme kararı mecliste alınırken, o meşum tezkere çıkartılırken, meclis baskı ve tehdit altındaydı… Şu anda da meclis baskı ve tehdit altında. Kırgızistan’ın hürriyeti açıkça kaldırmış vaziyette. Şu anda Kırgızistan’ın idari kadrosu açıkça Türk ve İslam düşmanlarına çalışıyor. Vekiller hür iradeleriyle hareket edemediler, edemeyecekler. Meclis hükmünü, itibarını tamamen yitirdi ve Kırgız halkının can, mal, ırz, din, vatan emniyeti büyük tehlikeye düştü.

Kırgızistan’ın da örtülü bir işgal altında olduğunu bütün dünya en net şekilde görmüş oldu. Biz, Kırgız Türkü soydaşlarımızın da yanındayız. Onların da hürriyete bir an önce kavuşmaları, onların da sömürge sisteminden kurtulmaları için gereken her ne ise, yapacağız. Zaten akl-ı selim olan her insan görüyor ki, Türklere karşı birleşmiş düşmanların haklarından en kısa sürede gelmenin yolu, gerçek bir Türk birliğinin, gerçek bir Türk lider etrafında birleşmesidir. Ve en kısa zamanda, dünyanın dört bir yanındaki Türk ve Müslüman unsuların da bulundukları ülkelerde hak/hürriyet mücadelesi vermeye başlamalarıdır ve ortak hareket etmeleridir.

Çok çok kısa süre sonra Türkiye’de iktidar resmen de el değiştirecek. O gecenin sabahından itibaren, şu anlarda damarımıza basarcasına kararlar alanlar ve tehditlerle kararlar aldıranlar, dünyanın hangi noktasına kaçarak hayatta kalabileceklerinin, idamlardan nasıl kurtulabileceklerinin paniği ile oradan oraya koşturmaya başlayacaklar.

Madem ki bu kadar ikazımız, hukuka riayet edilmesi çağrımız, insan hak ve hürriyetlerine dikkat edilmesi çağrımız dikkate alınmıyor, o halde yıkılsın dünyanın bütün hain ve kara paracı hükumetleri… O halde karışsın başta batı ülkeleri ve Rusya olmak üzere bütün dünya… Karıştıranı karıştırmak, boynumuzun borcudur. Soydaşlarımızdan birinin öldürülmesi karşısında, bu çığırı açan, bu fitneleri çıkartan, bu felaketlere sebep olan milletlerin fertlerinden yüzünü öldürmek, boynumuzun borcudur. Hiç kimse Türkün kanını keyfince dökebileceğini zan etmesin. Hiç kimse Türk dünyasını keyfince sömürebileceğini zan etmesin. Kan dökenin kanı dökülecek. Karıştıranın, kendi ülkesi de karışacak. Eden, bulacak… Hem de hemen bulacak. Bu dünyada yapılan zulümlerin cezalarının tamamı ahirete kalmayacak.

Rusya’yı hak ettiği üzere parçalara ayırdıktan sonra, o Ermenistan’ı ve Belarus’u da birer günde cezalandıracağımı da bütün dünya görecek. Soydaşlarımın sömürgecilere karşı kahramanca dik durduğu şu süreçte, Türk dünyasında ölen/ölecek her bir Türk için, Rusya’da, Belarus’ta, Ermenistan’da ve ABD’de, Almanya’da, İngiltere’de yüz kişiyi idam etmezsem ya da bir şekilde öldürmezsem, hepsini ibret-i alem etmezsem, bana da mfs denilmeyecek.

İşte meydan… Kimin gücü ve cesareti varsa ve damarımıza basabileceğini düşünüyorsa, haydi bassın. Bassın da karışsın bütün dünya ve görsünler Türkün esir de sömürge de olmayacağını.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Avatar filmi de bilimkurgu değil

İzlenecek bir yanı yokmuş. Defalarca dondurup başka şeylerle meşgul oldum, sonra yeniden zorladım kendimi, izlemeliyim diye… Yine de mümkün olmadı, kapattım.

Ahlaksızca hazırlanmış, dişiliğin, erkekliğin ön plana çıkartıldığı, çok sıradışı sinema tekniklerinin kullanılmadığı, senaryosu gülünesi tezatlarla, canlandırmaları basit zekanın ürünü sahnelerle dolu bir film…

Bizi alakadar eder bir yönü var

O da bu Avatar filminin bilimkurgu kategorisinde bir film olmayışı..

Sarsıcı ama gerçek…

18 bin alem içinde böyle bir uzaylı insan türü gerçekten var. Bir gezegende, bu Avatar filminde canlandırılmış/resmedilmiş dış görünüşe sahip insan türü yaşıyordu. “Yaşıyordu” diyorum, çünkü artık yaşadıkları gezegenin üstünde hayat sahibi kimse kalmadı. O gezegen varlıkta duruyor ama üstünde hiçbir canlı yaşayamıyor. Başka bir gezegendeki başka bir insan türü, o gezegene saldırdı ve üstündeki hayatı yok etti.

Lakin aralarından bir kısmı son anlarda kaçıp başka başka gezegenlere gittiler. Bir kısmı bizim gezegenimize de geldi.

Gerçek hayatta da filmde canlandırıldığı gibi bizden çok uzun boylu ve iriler. Gerçek hayatta da ciltleri filmde canlandırılan renkte…

Gerçekte de vücut biçimleri bu kadar insansı, yüzleri bu kadar insansı ve bizim türümüzün yüz şekline bu kadar benziyor. Gerçek hayatta da bu insan türünün saçları/tüyleri var. Saçlarını aynı filmdeki gibi hep uzun tutuyorlar. (Pek çok başka türde hiç saç, tüy yok). Gerçek hayatta da bu türün kuyrukları var. Kuyrukları da aynı filmde canlandırıldığı gibi… Şu Avatar filmini çekenlerden çok daha fazla “insan”lar. İnsanı insan yapan meziyetlerini kaybetmemişler. Kadınları da erkekleri de gayet medeni şekilde giyiniyorlar.

Kulakları da tam Avatar filminde canlandırıldığı gibi… Birebir aynı… Lakin filmi yapanların, bildikleri halde Avatar filminde bahsetmedikleri gerçekler de var. Gizledikleri gerçeklerden biri de şu ki bu insan türü hem suda hem karada yaşayabiliyor. Karada tıpkı bizim gibi nefes alan bu tür, suya girip saatlerce, günlerce, haftalarca hiç zorlanmadan suda da kalabiliyor.

Balıkların kafalarının arkasında solungaç solunumu için “solungaç kapağı” olduğu gibi, bu insan türünün kulak kepçelerinin hemen arkasında da solungaç kapağı var. Filmde gözler de gerçeğe sadık kalınarak canlandırılmış. Bizde gözbebeğinin çevresi beyaz iken onlarda gerçekten sarı. Hem de sarı rengin tonuna kadar, gerçeğe tam sadık kalınarak bir canlandırma yapılmış.

Nedense burun kısmını gerçeğe sadık kalmayarak yapmışlar. Burunlarını abartmışlar, gerçekte o kadar geniş ve şekilsiz durmuyor.

Bu türün bebekleri de gerçekten bu görüntüde… Bu canlandırmada fark edilen hata, kuyrukta… Bunların bebekleri de kuyruklu doğuyor ama çok küçük kuyruk oluyor. Kuyrukları daha sonra büyüyor. Bu türde doğum yumurtlama ile oluyor. Bebekler katı çepere sahip yumurtanın içinde doğuyorlar, bir süre yumurtada kalıyorlar, sonra kendileri kırıp çıkıyorlar. Kadınları erkeklerden daha narin, daha kısa ve ilk bakışta fark edilecek bir kadınsı duruşa sahipler. Kadınlarında bizim türümüzün kadınları gibi göğüsler de var. Erkeklerinde bizim türümüzün erkekleri gibi sakal ve bıyık da var.

Bunlar, Müslüman olmamışlar ama çok zararlı, saldırgan, vahşi de değiller. Dünyamızda gizlendikleri yeri tespit edip inceleme hatta ele geçirme operasyonları yapan bazı devletlerin personelini öldürmekten ise geri durmadılar. Kendilerini tehlikede gördüklerinde şiddet sergiliyorlar.

Resmi kayıtlara geçen bir vak’ada, bunlardan bir tanesi su içinde iken ağ atılmak sureti ile ele geçirilmek istendi. Yaklaşık 20 Sovyetler Birliği su altı askeri bunlardan birini su içinde sıkıştırdı, ağ attılar, tam yakaladıklarını düşünürlerken av oldular.

Ağa takılan bu başka gezegenin insanı, ağı atan yirmi kişiden üçünü öldürdü, ağı koparttı/kesti ve kaçtı.

Üç Rus askerini, üçünü aynı anda çok derine çekerek ve vurgun yemelerini sağlayarak öldürdü.

Bu başka insan türü, bizim dünyamıza gelince, Kızgızistan sınırları içindeki Issık gölünün altına ve çevresine yerleşti.

Issık gölü, Kırgızistan’ın kuzey doğusunda, Kazakistan sınırına yakın bir bölgede, kuzeyinde Küngöy Ala dağları ve güneyinde Teskey Ala dağları arasındaki tektonik çukurda yerleşmiş, ortalama deniz seviyesinden 1606 m yükseklikte bir göldür. Güney Amerika’daki Titicaca gölünden sonra dünyanın ikinci en büyük dağ gölüdür.

Karla kaplı dağlarla çevrelenmiş olmasına rağmen, gölün suları hiçbir zaman donmaz; bundan dolayı gölün adı “ısı veya sıcak, ılık göl” anlamına gelen Kırgız Türkçesi’nde “Isık Köl”dür. Kırgız Türkleri bu göl için “Kırgızistan’ın bermeti (incisi)” diye adlandırmışlardır.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..