Etiket arşivi: Yeşiller

Neden?

Çünkü dünyanın her yerindeki metafizikçiler, çok ileri seviyede olmayan metafizikçiler bile bu kadarını görebiliyor, bilginin bu kadarına ulaşabiliyor.

Dünyada uzaylı ve farklı insan türleri olduğunu, binlerce yıldır yer altı şehirlerinde gizlice yaşadıklarını, yüksek teknolojileri olduğunu, yeryüzünün dengelerine sinsice ve yüksek teknolojilerle müdahale ettiklerini görebiliyorlar.

Yeşilleri de grileri de başka türleri de görebiliyorlar. Ye’cüc ve Me’cüc kavimlerinin de yeşiller ve griler olduğunu görebiliyorlar. Bunları görmek, bunları bilmek işten bile sayılmaz… Buna rağmen mason, satanist, gizli Yahudi birileri ekranlara çıkartılarak hala zihinler bulandırılmak isteniyor.

Metafizikçiler, onların çoğunun biyonik robotlar olduğunu, yerlerine geçilmiş karakterler olduğunu da görebiliyorlar.

Hatta metafizikçiler, onlara, uzaylı taraflara neler yaptığımızı, bu oyunun sonuna geldiğimizi, kazanan ve en sonunda da kazanacak taraf olduğumuzu da görebiliyorlar.

Öyle metafizikçiler, o yeşillerin, grilerin arasında da var. Onlar da sonlarının geldiğini görüyorlar ve biliyorlar. Kur’an ayetlerinin ve ayrıca hadis-i şeriflerin hak olduğunu da kesinlik seviyesinde biliyorlar ama inatla red ediyorlar. Bu nedenle yeryüzünde ABD, İngiltere, İsrail, Çin, Rusya, Japonya, Tayvan, Hindistan, Pakistan, İran, Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, BAE, Suudi Amerika, Katar, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya üzerinden organize halde ve tamamen ahmakça planlar deniyorlar. Sonlarını bile bile… Kaderi değiştiremeyeceklerini bile bile…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hala şaşıranlar kaldı mı?

Yine F35 yine alıştığımız bir son…

ABD’nin Teksas eyaletinde bir F-35B tipi savaş uçağı şu hale gelmiş…

Eğitme uçuşu sırasında bu hadisenin yaşandığı söylense de gerçekten eğitime sırasında mı yaşandığı iyice sorgulanmalı/doğrulanmalı. F35 projesi en başından beri çöp bir proje ama tek sorunları o değil. Son zamanlarda Ankebut Ağına bağlı ülkelerin her şeyleri bozuluyor, düşüyor, yanıyor, patlıyor…

Doğru düzgün uçak uçuramaz, gemi ve denizaltı yüzdüremez, füze fırlatamaz oldular. Üstelik kendi hava, kara ve deniz sahalarında bile bu hallerdeler.

İstanbulla restleşip sonrasında bu hallere düştüklerinden, düşen her uçağa “Eğitme sırasında düştü”, bozulan her gemiye ya da denizaltıya “Bakıma alındı” şeklinde açıklamaları anında yapıyorlar.

Türkiye’de Ankebut Ağına bağlı insan şeytanları tek pervaneli küçük bir uçakla organ ve uyuşturucu nakliyesi yaparlarken uçak düşüyor. Anında bir açıklama geliyor ve “Eğitme uçuşu sırasında düştü” deniliyor. Aynı havalimanından kısa süre önce de başka bir küçük uçağın havalandığı, az ileride düştüğü de biliniyor ama yine de bu konuların üzerine gidilmiyor. Bu uçaklar neden düşüyor, o havalimanında o kişiler/gruplar ne haltlar çeviriyor, bu konuda yetkili ve mesul olan kişiler bile konunun üzerine gitmiyorlar.

Sadece Türkiye’de son süreçte onlarca UFO düşmüş olabilir. Ne oldukları meçhul şeyler, alev almış şekilde defalarca düştüler. Daha düşme görüntüsü sosyal medyaya yeni düşmüş, gizli Ermeni ve gizli Yahudi yetkililerden hemen açıklama geliyor ve “Göktaşı düştü” deniliyor. Kriptoların kontrolündeki basın ve medya da üzerine düşeni yapıyor, bir iki kısa haber geçiyor, sonra konuyu unutturuyor. Bu, dünya genelinde böyle aslında…

İşte son seferinde İngiltere’de çok çok enteresan bir şeyler oldu, büyük bir hadise yaşandı. Bütün İngiltere halkı çok korktu ama ne düştüğü hala meçhul… Bir kere de gidip olay yerine bakan, bulguları toplayan, şahitlerin ifadelerini alan, sonra açıklama yapan, sonra açıklamasının arkasını somut bulgularla ve şahitliklerle doldurup olay yerinden görüntüler paylaşan yok.

Ruslarla/Yeşillerle restleştiğimiz süreçte, ormanlarımızı peş peşe yaktıkları süreçte Türkiye’ye kısa süre içinde gökten onca şey düştü, hepsine de göktaşı dediler, hani birinin bile ispatı? Belki de uydu düştü? Belki değişik bir füzeydi? Belki UFO idi? Belki gizli ve gelişmiş bir savaş uçağı alev alıp düştü? Nasıl olur da birinin bile düştüğü yere dair devlet ve hatta ordu imkanlarıyla inceleme yapılmaz? Yapılıyorsa neden bunlar basında, medyada açıklanmaz, konuşulmaz, tartışılmaz? Ormanlarımızı kasıtlı şekilde peş peşe yakıldığı o süreçte, gökten onca şeyin düşmesi nasıl olur da basında, medyada bile sorgulanmaz?

Sahi, dün gece Bursa’da ne patladı? Patlama basında ve medyada neden konu edilmedi? Yine neler gizlendi?

Türk milleti olarak emniyette miyiz yoksa ne yapmalıyız?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kaçmayın, kaçmayın

Kaçmayın, kaçmayın!

Her yer yıkılacak…

Bir bakarsınız, kaçtığınız yerler, buralardan önce yıkılır. Ecelden kaçılmaz ama sizin gibi hainlerin, kriptoların, kara paracıların, faizcilerin, sömürücülerin, kan emicilerin, tecavüzcülerin, işkencecilerin, insanlık düşmanlarının ölüm korkusu da kainat kadar büyük olur, bilirim. Hepinizi ciğerinize kadar tanırım, bilirim.

Hiçbir şeye benzemez sizin gibilerin ölüm korkusu… Haydi, ayinler yapın, kedileri köpekleri parçalayın, ayaklarını kesin? İblis babanıza sığının, korusun, kurtarsın sizi?

Bundan sonra dünyanın neresine giderseniz gidin hatta yapabiliyorsanız yer altı uzaylı şehirlerine girin, yine de helak olacaksınız. Bin kere tekrarla söylediğim o “mühlet devri” bitti.

Harp ilan ettiğiniz hazret-i Allah, hepinizi cehenneme dolduracak, bizleri de bu insanlık vazifesine vesile edecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hepsi bir arada, hepsi iç içe…

Batı alemi, Tayyip’in ve çetesinin iktidarda bir süre daha durabilmesi için çabalıyor. Rusya’nın içindeki Amerika ya da Rusya’nın içindeki İsrail de dediğimiz malum çete de bir süredir bunun için çabalıyor ve bu maksatla İstanbul’un iradesine ters işler yapıp duruyorlar. Boşa uğraştıklarını açıkça ve tekrarla ifade etmiştim, “The End” de demiştim ama beni dinlemediler.

Aslında şu zamanda Tayyipin düşmesi de onlar için bir dert, kalması ise ayrı bir dert… Lakin dünya genelinde perişan haldeler. O eski hallerinden eser yok şimdi… Eskisi gibi oyunlar kuramıyorlar, kurmaya kalksalar da sahada gerektiği gibi oynayamıyorlar. İstanbul’un kesin sonuca varmak üzere olduğu şu günlerde, İstanbul baskısından nefes alamadıkları şu günlerde, batılısı doğulusuyla, hep beraber şu son Taksim saldırısını yaptırmaları, kendi ayaklarına sıkmaları demek oldu. Suç üstü oldular.

Artık bu gibi adice, vahşice oyunlarını oynarken tabanlarını tam birlik/ittifak halinde ve organize davranabilecek halde tutamıyorlar. Bu güne kadar beraber paslaştıkları, hep danışıklı dövüştükleri, hep beraber terör, kaçakçılık ve türlü kara para işleri yaptıkları Ermeni/Hristiyan çetelerinden sivrilmek isteyenler de kendileri için sorun oluyor. Ekrem İmamyan da bunlardan biri…

İşin daha arka planında uzaylı gruplar arasındaki çatışmalar da var ki son zamanlarda bunlar iyice arttı. Bir yandan iyice ayrışmamak, çatışmamak istiyorlar, bir yandan da duramayıp çatışıyorlar. Ekrem İmamyan da içinde yeşillerden taraf olan bir uzaylının bulunduğu bir biyonik robot ve bu pis işlerin hepsinin içinde…

Sözde bombacı kadına gelince… Başka adi/basit suçları bulunabilir ama kesinlikle gerçek bombacı değil. Ayağında bot ve kamuflajla… Üzerinde haki renk tişört ve siyah montla… Bir elinde bağ makası ve diğer elinde iki gülle… Yetmeyip zihnini kontrole alan ilaçlar ve metafizik yüklenmelerle/müdahalelerle onu oraya gönderenler, insanlığın aklıyla dalga mı geçmek istemişler… Kadın bir senedir belli bir yerde ikamet ediyor. Bombacı biri, her yerde boy boy resimleri paylaşıldığı halde, aynı adreste, aynı çevresinin içinde polisin gelip kendisini almasını mı bekler. O kadını oradan almaya giden ekipteki kadın polis bile Emniyet Teşkilatımız içindeki çetelerin mensuplarından. Konuyla ilgilenen müdürler, amirler, savcılar, hakimler hepsi ayarlanmış kişiler. Aynı benim yaşadıklarım gibi…

İlk bakışta karşımda devlet, devletin kurumları ve personelleri varmış gibi… Buna rağmen aslında karşımda devlet içinde bir devlet gibi duran bir çetenin bulunması gibi… Baştan sona her şeyi hukuksuz, zorbaca, suçlara bulaşarak ve suçluları korumak maksadıyla yaparken, sanki resmi geçerliliği olan işler yapıyorlarmış görünmeleri gibi…

Oysa ben, beni aldıklarında “Beni aldığınız çok iyi oldu. Terörle mücadele şubesinden gelsinler ya da beni götürün. Somut delillerle bütün hükumet üyelerinin de içinde bulunduğu bir suç, terör ve ihanet örgütünü ifşa edeceğim” dedim. Şaşırdılar, sarsıldılar. Konunun ciddiyetini sorguladılar, yayınlarıma baktırdım. Beş altı polis ve bir komiser, hepsi ayakta ve telefondan paylaşımlarıma baktılar. Diyarbakır Emniyet müdürlüğüne attığım iki e-postayı okudular. Emniyet Teşkilatının o kadar süre nasıl da sessizliğe gömülmesinin, lehimde ya da aleyhimde hiçbir şey yapamamasının ne demek olduğunu, bir polis olarak çok iyi kavradılar, anladılar. Dar vakitte en çok ona takıldılar ama sonra onlar da işlerini yapmadılar. Kanunlara uygun hareket etmelerinin önüne set çekildi. Sonrasında kaç savcı ya da hakim karşısına çıkmışsam, hiçbiri işlerini yapmadı. İfademi bile düzgün, hukuka uygun şekilde almadılar. Krize giren, istediği gibi sözde muhakemeyi ilerletemeyen ve hakaretlerle tehditler savurmaya başlayan sözde hakimi ben dava ettim. Milletler arası sistemle korumaya aldılar. Şikayet dilekçemi aleyhime çevirecek hiçbir bahaneleri yoktu da “sözde hakim” dediğim için hakime hakaretten sözde dava açtılar. Devletimizin ellerinde oyuncak gibi bir hale geldiğini, Türkiye’de hiç kimsenin can, mal, ırz güvenliği olmadığını tam kadro halinde ispat etmiş oldular. Bunca senedir de kilitlendiler ve herhangi bir savcı ya da hakim önüne çıkmamam için abartılı kararlar aldılar, alıyorlar. Ortada korona diye bir şey yok ama açık ceza evine teslim olması gerekenlerin teslim tarihini öteleyip duruyorlar. Sıkışıp da işi hastahane kartı ile bitirmek istediler. O da ayaklarına dolandı, somut delilere ve şahitlere dayanarak yaptığım suç duyuruları ceza evinden savcılığa gitmedi. Şimdi oradan bile bir temiz eller operasyonu başlatılması hukukun gereği ama artık Türkiye hukuk devleti değil, çete devleti… Tartışmalarla, restler çekerek sonraki dilekçelerimi işleme aldırdım, sonu değişmedi. Orada da baş suçlular Tayyip Erdoğan, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz ve bilinen diğerleriydi, şu son Taksim saldırısında da baş suçlular yine onlar… Evet, şunları yine tekrar ettim, çünkü o günlerden bu güne hiçbir şey düzelmedi, devlet kurumlarımız daha da bunların elinde oyuncak oldu. Şimdi bu sistem masum bir kadını parçalamaya oynuyor.

Bu saldırının içinde yok yok. Bir Ankebut Ağı seferberliği var ama iş iplik söküğü misali meydana çıkmasın, tepeye doğru çıkmasın diye, şu anda bu hadisede masum olan bir kadına her şey yüklenip kapatılmak isteniyor. En başından en sonuna kadar da devlet kurumları içindeki mason, Sabetayist, Ermeni, Yahudi, Rum vb kişilerden oluşan çeteler devreye alınıyor. Basında ve medyada da bunlar dolu ve iş onlara düşüyor, şu anlarda kendi idam fermanları denilebilecek yayınları yapmaya devam ediyorlar. Bu oyunun tutacak bir yanı yok. Şu haldeki bir sözde hükumete yardım ve yataklık yapanlar için de çember çok daralıyor. İfşa olmaları ve toplanıp alınmaları an meselesi… İnternet yavaşlatmaları değil, internetin tamamıyla kesilmesi, aynı anlarda elektriklerin ülke genelinde kesilmesi bile, her türlü terör, vahşet, katliam, kaçakçılık işlerine devletimizi 20 seneden fazladır bulaştıran sözde iktidarları ve onlara karşı sözde muhalefet yapan suç ortaklarını koruyamayacak. Bu millet öyle bir sel olacak ki askeriyle, polisiyle, devlet memurları olan evlatlarıyla birlikte bu pisliği temizleyecek. O sözde savcı ve hakimler de kefenlerini şimdiden biçsinler. Çünkü Ankebut Ağı artık dünya genelinde seferber olsa bile işte bu kadar aciz ve suç üstü bir halde… Çünkü artık hep haber verdiğim son sahneye geldik.

Vatansever herkes bilsin ki bu ülkede bu danışıklı çetelerin, vahşilerin, Londra piyonlarının, bir seçim tiyatrosu daha sergilemelerine izin vermeyeceğim. Aralarından bazılarının iç çatışmalar sırasında Türkiye’ye büyük zararlar vermelerine de izin vermeyeceğim. Ortamı bilerek, isteyerek geriyorum ve daha da gereceğim. Bu restleşme büyüyecek, ortam iyice gerilecek ve sonra çatışma kısmına geçeceğiz. Mahkemeler satın alınabilir, devlet kurumlarının başlarına vatan hainleri doldurulabilir ama sokakların adaleti de vardır. Böyle her şeyin ayardan çıktığı, devletin çetelerin ve katillerle teröristlerin eline geçtiği anlarda milletin buna dur demesi, ayağa kalması hak değil mesuliyettir, mecburiyettir. Hala ayağa kalkmayan millet, topluca insanlıktan çıkmıştır demektir ve başına artık topluca ölümler yaşanan felaketler gelir.

Söz konusu kişilerin, grupların, kesimlerin hepsi beraber toplanılıp alınacaklar ve Türkiye gerçekten hürriyetine kavuşacak. Londra merkezli sistemden tamamen ve en somut şekilde çıkacak.

Ukrayna krizi de ABD’yi, İngiltere’yi, İsrail’i varlıkta tutmak içindi, şu Taksim’de patlayan son bomba da bunun içindi. Birilerinin ayakta kalması için bu millet ölmeyecek bundan sonra. Onların ayakta kalması için buralarda terör, katliam, soygun, vurgun, peşkeş, aşırı vergiler, türlü sektörlerin kasten çökertilmesi v.b. olmayacak bundan sonra… Bundan sonra sokakların adaleti olacak ama yine de o ABD ve İngiltere batacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Ben burada oyun oynamıyorum

– Tayvan’ın çevre ülkelerle yaşadığı sorunlar bizim meselemiz değildir. Tayvan’ın Çin’e bağlanması ya da bağlanmaması da bizim için mühim değildir.  Tayvan meselesinden büyük bir askeri çatışma çıkması da bizim için çok mühim değildir. İhtimal dahilindeki bu askeri çatışmanın tarafı değiliz, olmayacağız. Zaten fiilen NATO üyesi de değiliz. Türkiye’de bu hususlarda da çatlak sesler istemiyorum. Herkes neye, kime destek verdiğini, nasıl oyunlar içinde kalacağını, Türkiye’yi nasıl bir ateşe atacağını ve dolayısıyla ne şiddette bir karşılık göreceğini iyice hesaplasın, kendi sonunu da düşünsün ona göre konuşsun ya da yazsın. 

– Kuzey Kore’yi ya da herhangi bir ülkeyi demokrasiye zorlayan biri değilim. Ben demokrat değilim. Hiçbir zaman da olmayacağım. Hiç kimseyi de demokrasi denilen şeytani sisteme zorlamayacağım. Hiç kimsenin de hiç kimseyi demokratik sisteme zorlama hakkı yok. Kuzey Kore’nin hali açıkça gözler önünde ve iyi bir halde değil. Sorunlarının çözümü demokraside de değil. Bunların haricinde, Kuzey Kore’nin şu anda Tayvan, Güney Kore ve Japonya meselelerinde taraf olması, hatta askeri çatışmalara dahil olması beni rahatsız etmiyor. 

– Benim haritamda Güney Kore, Tayvan, Japonya, Ukrayna, Finlandiya, İsveç, Norveç, İngiltere, İsrail, BAE, Katar, Kuveyt, Singapur, Danimarka, Hollanda, Ermenistan, İran denilen yerler yok. Bunlara çoktan çizik çektim. Bu coğrafyalarda siyasi haritalar değişecek. Bunların çoğuna zamanında gerekli eli uzattım, mühleti verdim, ikazlar yaptım ve kararlılıkla tercihlerini yaptılar. Sonlarını kendileri belirlediler.  Türkiye ve gerçek müttefikleri bu gibi devletler ve devletçikler konusunda batı dünyasından bu yana doğru esen suni rüzgarlara kapılmayacaklar. Batı dünyasının daha doğru ifadeyle grilerin, Asyanın söz konusu bölgelerine dair nasıl planları varsa, kendileri o planları uygulama peşinde koşacaklar. Bizi ve gerçek müttefiklerimizi bu işlere karıştırmayacaklar. Karıştırmaya kalkarlarsa safımız Asya safı olacak. 

– Batı dünyasının Türkiye’deki piyonlarından olan gizli Ermenileri/Hristiyanları ben listemden sileli yıllar oldu. Son süreçte de beni gizli Hristiyanlar hususunda kızdırdılar, öfkemi ve kararlarımı kısmen de olsa ilan ettim. O günden beri Türkiye’deki gizli Hristiyan hainlerde yaprak dökümü devam ediyor. Maddi kayıpları da can kayıpları da hızla artıyor. Daha da devam edecek. Buna rağmen, benimle ortak paydalarda hareket ediyormuş gibi görünen dünya genelindeki bazı unsurlar, ülkemizdeki gizli Hristiyan siyasetçilerin üzerine oynamaya başladılar. Bu, vahim bir hata… Hususiyle Amerika Birleşik Devletçiklerinde bulunan, kendilerine bir süredir sahayı/meydanı açtığım bazı unsurların, böyle bir anda bu kadar vahim bir karar vermeleri, akıl alır gibi değil. Bu hususta da ikazlarımı yapmış bulunayım.

– Tayyip’in ve çetesinin işi bitti. Bitti diye, gizli Hristiyanların sözde siyasi partilerini ve sözde siyasi liderlerini muhatap almak, alternatif görmek zorunluluğu yok. Ben Tayyip’i seçimle indirmeyeceğim. Meşru bir halk, adalet sistemi ve ordu darbesiyle indireceğim. Bunu yaparken hep söylediğim gibi gizli Hristiyanların sözde partilerini ve teşkilatlarını da toplayıp alacağım. TBMM’yi merkezi bir mahkeme salonu yapacağım. Bunu birkaç tekrarla ifade ettim. Nesi anlaşılamıyor, anlaşılıyorsa kime güveniliyor da karşımda aksi kararlar alınır, anlamak mümkün değil. Abdullah Gül başta olmak üzere, bu memlekete ve millete bu güne kadar her türlü ihanetleri etmiş, her türlü terörün ve bölücü faaliyetin içinde yer almış, her türlü kara para işlerinde faal olmuş gizli Hristiyanları kim desteklerse, onlara kimler meydan verirlerse, ben dünya genelinde onların hepsini boğarım. İşlerini de siyasi dengelerini de kara para işlerini de hep bozarım. İktidarlarını da dev şirketlerini de yıkarım. Benden söylemesi… Ben ülkemi İngiltere’nin örtülü işgalinden, sömürmesinden, dayatma rejiminden kurtarmak için bu kadar bedel ödüyorken, “Ben İngiltere’ye Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak için geldim” diyen gizli Ermeni hainin, ayağımın altında bile yeri olamaz. Onu da çetesini de onlarla birlikte hareket eden dünyadaki bütün tarafları da yerle yeksan ederim. Ben burada oyun oynamıyorum, vatan ve millet müdafaası yapıyorum. 

– Mısır denilen ülkede korku, endişe havası hakim. Ben Mısır’ı muhatap almaya bile değer görmüyorum. Geri çekilecekse çekilsin. Çekilmeyecekse, ne hüneri varsa karşımızda sergilesin. Yunanistan’dan sonraki hedefimiz olur. Mısır’ı da diktatörlerden, kara paracılardan, insan kasaplarından, insanlık düşmanlarından, satanist büyücülerden kurtarır ve topraklarımıza da dahil ederiz.

– Sadece Güney Azerbaycan değil, bütünüyle İran denilen o kadim Türk toprakları, ülkemizin topraklarına dahil olacaklar. Bunu bozmak için bölgeye askeri unsurlarını getirmek isteyenler, çok bahaneler aramasınlar, danışıklı oyunlar kurmasınlar, açıkça hemen getirsinler. “Getiremezler” demiyorum ama geri götüremezler.

– Avustralya da İngiltere’nin kontrolünden çıkacak. Bu süreçte Avustralya’ya hep beraber gereken destekleri vereceğiz. 

– Nükleer bir savaşa artık karşı değilim. Kim kime karşı kullanabiliyorsa kullansın, engellemeyeceğim. Sadece Türkiye’nin ve gerçek müttefiklerinin karşısında kullanılmasını engelleyeceğim. 

– Yerin altı cehenneme döndü. Uzaylı şehirlerinden bazıları çok perişan hallerde. Yananlar, çökenler, patlayanlar, toplu can kayıpları aldı yürüdü… Sürekli benimle irtibat kurmayı deniyorlar “Dur, dur” diye yalvarıyorlar. İkaz etmiştim. Yeryüzünde suni kuraklık, kıtlık, suni enerji krizi, insanlara ve hayvanlara yüksek teknolojili saldırılar devam ettikçe, LGBT baskısı devam ettikçe, terör devam ettikçe, organ ve insan kaçakçılığı devam ettikçe ben de yerin altında büyük sıkıntılara sebep olmaya devam edeceğim. Yeryüzünde İblis’in planlarına, Deccalin planlarına izin vermiyorum, vermeyeceğim. 

– Türkiye’de bulunan sivil ya da asker bütün Katarlıları ayrıca Türkiye vatandaşları arasından Katarla ya da Katarlılarla iş tutan herkesi oyundan düşüreceğim. Bunların büyük çoğunluğu kısa sürede ölecekler, diğerlerinin de başlarına gelmeyen kalmayacak. 

– Yeşillerin grilerin ya da diğer türlerin çatışmaları beni ilgilendirmiyor. Pakistan’ın başında İmran Han’ı, Brezilya’da Bolsonaro’yu görmek istemiyorum.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Şüphe ile karşılanmalı

Büyükçe göktaşları gibi görünen, çıplak gözle bakılınca gerçek göktaşlarından ayırt edilemeyen uzay araçları var. Dağdaki kocaman kaya gibi görünen, denizdeki kayalık gibi görünen uzay araçları var. Yanına gelen, üzerinde yürüyen, çekiç vuran insanların bile gerçek kaya zan edeceği kadar gerçekçi yapılmış uzay araçları bunlar…

NASA ve suç ortağı olan uzay ajansları, dünya insanlığını kandırmaya devam ediyorlar. Söz konusu uzay araçları, güneşte patlamalar olduğunu, dünyaya büyükçe göktaşı yaklaştığını iddia ettiklerinde, hepbir ağızdan bile iddia etseler, şüpheci olmak, hemen itibar etmemek gerekiyor.

| Mfs

“İstanbul Washington’ı deviriyor”

Anca mı görmüş şu gören kör? İşine gelince nasıl da görüyor ve yazıyor.

Son zamanlarda dünyanın dört bir yanındaki metafizikçiler/medyumlar, astrologlar aynı rolü oynuyorlar. Akademi Dergisi’ni dikkatle takip ediyorlar. Anlatılan, yapılacağı söylenen şeyler somutlaşmaya, kısmen yapılmaya başlayınca hatta geri dönülemez safhaya gelmeye başlayınca… Artık akılla, mantıkla da emin oluyorlar ve sonra ‘öngörü’ gibi, astroloji gibi, rüya tabiri gibi göstererek yazıyorlar ya da konuşup anlatıyorlar. Müneccimsen, astrologsan, kahinsen ya da her ne isen, baştan görür yazarsın… Aylar, yıllar öncesinden yazarsın. Olmaz böyle şey…

Bu konularda Akademi Dergisinde kaç tane yazı yazılmış, kaç sesli paylaşım yapılmış, kaç tane atar var, ayar var, kaç rüya tabiri yapılmış, kaç karar alınmış, kaç kere saha yönlendirmesi yapılmış, restleşmeler yaşanmış, kaç siyasi hamle yapılmış, dünyada neler neler yaşanmış ve mevzu nerelere gelmiş, hepsini takip ediyorlar da neler olacağını şimdi biraz biraz yazıyorlar, söylüyorlar. Uyanıklar… Sanki Biden’ın sübyancı bir cinsi sapık olduğu, rüşvetçi olduğu, vatan haini olduğu, seçimlerde hile yaptığı v.s. daha önceden bilinmiyordu… Sanki daha önceden bunların delilleri yoktu. İnsana sorarlar, “Neden şimdi, neler dönüyor? Asıl mesele sübyancılık ve diğer suçlar mı, yoksa başka birileri bir şeyler mi çeviriyor?” derler. Kahin olmaya gerek yok bu sorulara doğru cevabı çoktan vermek için… Dürüst olmak, namuslu olmak ve Akademi Dergisini takip etmek yeterli “İstanbul Washington’ı deviriyor” demek için…

Dağdaki çobanlar bile anladılar ki Biden ve Kamala çetesini çok yakında devireceğiz hatta devirdik de boşuna direnip uzatmaları oynuyorlar. “Pislik çıkartmayın” da dedik anlamıyorlar, biz sükuneti muhafaza ederek yol alıyoruz. ABD’yi istediğimiz şekle sokacağız ve dünya genelinde büyük dalgalanmalara da sebep olacağız. Dünyanın siyasi, askeri, mali dengelerini yeniden yazacağız, belirleyeceğiz. Hep söylediğim ya da yazdığım gibi, bu süreç çok gürültülü, sancılı olacak. Bütün dünya genelinde karışıklıklar olacak. Arada kan da dökülecek ve vebali üstüme olmasın diye de ağırdan aldım süreci, defalarca ikazlar yaptım.

Şunların yaptığı işe bir de ‘öngörü’ diyorlar. Ne öngörüsü, ‘songörü’ bu son… Nerede görülmüş en son kahinlerin, astrologların gördüğü, yazdığı, anlattığı… Kahinlerin, astrologların da ayarları iyice kaçtı. Dünya o kadar hızla tersine dönmeye başladı ki onlar da ne yapacaklarını bilemez oldular. Dünyanın onlarca hükumeti, gizli servisleri ve dev şirketleri gibi…

Takipçimiz olan Türkiyedeki onlarca astrolog ve medyum, Türkiye’de neler yapacağımızı, bir sıkıntılı süreçten sonra Türkiye’nin nasıl şahlanacağını anlattılar. Bazıları projelerden bile biraz bahsettiler. Benim adımı veremeden epeyi bir anlattılar, ne söylediysem aynını ya da çok benzerlerini söylediler astroloji diye diye… Lakin iş ABD’ye gelince dut yemiş bülbül kesildiler. ABD hususunda söylediklerimi, yazdıklarımı, “yapacağım” dediklerimi anlatmak istemediler, istemiyorlar. Çok üstüne gidilen ve sorular sorulan bazıları ise üç-beş yuvarlak cümle ile konuşup geçiştirdiler. Çünkü Türk değiller, Müslüman da değiller, çift kimlikle yaşayan omurgasız sürüngenler… ABD’ye Türkiye’den çok kıymet veren kişiler. Bazıları ise üç buçuk moduna da geçtiler. Anlatmaya cesaret edemediler. İçinde bulundukları milletler arası satanist sistem yani Ankebut Ağı, onları da bir çırpıda siler atar hatta gömer geçer.

Bir de öyle bir hal oldu ki son bir ay içinde, astrologlar, gördükleri ve daha önceki tecrübeleriyle kesinlik seviyesinde doğru yorumladıkları öngörüleri bile anlatmaktan çekiniyorlar. “Dur bakalım, Akademi Dergisinden gidişatı iyice anlayalım, ne yapacaklarını anlayalım, planlarını anlayalım, yayınlarının üzerinde tekrar tekrar çalışalım, ona ters ise elimizdeki bu bilgiyi vermeyelim, konuşmayalım, mahcup oluruz” diyorlar. Akademi Dergisinde yazılanların tamamen hakikat olduğunu, söylenenlerin yapıldığını, yapılacağını kesinlik seviyesinde biliyorlar. Ters düşmenin ahmaklık olacağının, çok yakında rezil olacaklarının farkındalar. İki arada, bir derece kaldılar.

Şu kendine Kızıl Deli Kahin diyen ‘gören kör’, kalbi kör şahsın gördüğü gemi de biziz. Görülen gemi, tren, otobüs, uçak gibi toplu ulaşım vasıtaları, bir hedef/dava için bir araya toplanmış insan gruplarını, teşkilatları, ekipleri temsil eder. Bazen de resmi teşkilatları, gizli servisleri, orduları temsil eder. Deniz de devlet otoritesi ve devlet sistemi demektir. Dünya genelinde her gün daha da büyüyen dev gibi teşkilatımız, yıkıcı güce sahip teşkilatımız, şov yapmadan sakince ABD’yi silkelemeye çoktan başladı, çok kısa süre sonra da şekle sokacak.

Evet, İstanbul çok yakında Washington’a diz çöktürecek. Görüp görüp de açıkça anlatamadıkları şey bu… Ben bombanın pimini çekmek dediğim şeyi, en doğru/isabetli gördüğüm zamanda yapacağım ve bu iş kısa sürede bitecek. “Gece güneşi” başlığı ile yayınladığım rüyam da bunu önden haber verdi. “Önce ABD mi Türkiye mi emin olamadım” demiştim. Herkes anladı, emin oldu ki önce ABD…

Öyle bir yakın gelecek var ki önümüzde, Bay Biden ve Bay Kamala’nın yerine gelecek olan yeni ABD idaresi, İstanbul’la ters düşemeyecek. Dünyaya yön veren kararlar hep İstanbul’da alınacak. Bu sarsıcı gerçek, İçimizdeki İsrail’in, İçimizdeki Ermenistan’ın kahinlerini, astrologlarını da kahrediyor. Kabullenmek, anlatmak istemiyorlar. Hatta bu konuyu duymak bile istemiyorlar. Bu nedenle gören körler. Gözlerin kapatılmasıyla, görmek istememekle hakikatlar, yaşanacaklar değişseydi, bu kişiler muzaffer olurlardı. Lakin, kısa süre önce yazdığım gibi, artık Ankebut Ağı köprüden önceki son çıkışı da kaçırdı, yıkıldı, bitti, bir daha doğrulamayacak.

Eee, ne yapıyoruz şu ABD’nin batı tarafındaki devasa çölleri? Oraları kısacık sürede yeşillendirmenin, bunu yaparken akıl almaz miktarda enerji üretmenin, besi hayvanları yetiştirmenin vakti gelmedi mi? Altındaki Yeşillerin, Grilerin üslerinden çekinenler varsa, çekinmesinler. Ben o kısmı da halledeceğim.

Mfs – Ezberbozan – Akademi Dergisi

Bir insan şeytanı yüzünden koca ülke karışacak

Dikkatli olmak lazım

Türkiye’nin gerçek manada hürriyetine kavuşmak için çok büyük mücadeleler verdiği ve gözünü kararttığı şu günlerde, ortam bu kadar gerginken değil bir kişi, silahlı binlerce hatta on binlerce kişi bile devlet erkanının bulunduğu yerlerde dolaşabilir. Milletin damarına damarına basmak, son derece tehlikelidir. 

Üzerinde üç silah bulunan şahıs şüpheli görülerek göz altına alınırken Tayyip AKM’de konuşma yapmakta imiş ama İngiltere’nin kara para işlerinde maşa olarak kullandığı devletçiklerden biri olan Katar’ın diktatörü Tamim’i göremedik? 

Bu kadar yazdım, çizdim ama bana ve teşkilatıma rest çekermiş gibi, benimle birlikte hareket eden dev gibi teşkilatlara ve Türk milletine/devletine rest çekermiş gibi tuttu geldi İstanbul’a… Tamam, gelmeye geldi de bir tuhaf geldi. Neden son derece sade bir şekilde geldi. Neden ortada yok? Neden hakkında doğru düzgün, bilgilendirici haberler yok? Sözde Türk basın ve medyasında yok, Katar Haber Ajansı’na kadar, yabancı basın ve medyada da bir şey yok. Neredeee, neredeee bu had bilmez Tamim? 

Bazı Türkçe haber kaynaklarında Tamim’in Tayyip’le beraber söz konusu AKM’deki sergiye katılacağı da yazılmıştı. Lakin orada da yoktu…

Bu nasıl bir ziyaret, anlamak mümkün değil.  Ne yapsın bu millet, “Tamim, pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım” diye diye ihtimal dahilindeki her yerde dolaşsın mı?

İşte hemen yazmışlar ve “Şüphelinin gözaltına alındığı anlarda Erdoğan’ın AKM’de konuşuyor olması, kafalarda soru işaretleri oluşturdu” demişler. 

Türk milletine bu kadar kötülüğü yapmış ve yapmaya devam eden bir insan şeytanını, milletle restleşircesine ve “Sizin ülkenizde bile sizin hükmünüz geçmez. Gelir hepinizi ezerim” dercesine Türkiye’ye gönderenler kimler? Kraliçe mi? Masonların en üst üstadları mı? CIA mı? Her kimlerse onlar da gelsinler Türkiye’ye, hiç değilse onları bir görelim. Haydi bu el yakmayan basit maşayı, bu boyu uzun aklı kıt Tamim’i gönderiyor birileri, ya Türkiye’nin idaresini gayr-i meşru şekilde elinde tutanların hiç mi akılları yok? Nasıl böyle bir riske girebiliyorlar? O insan şeytanı yüzünden ülke bir anda yangın yerine dönerse, neyle söndürebilecekler?

Nereye saklandıysa çıksın o Tamim meydana… Bu seviye birikmiş olan öfke dinmeli, bunun için, her neyeye saklandıysa o Tamim bu milletin karşısına geçmeli. Bu millete rest çekiyorsa, şöyle bir salına salına İstanbul’da dolaşabilmeli. 

Korkuyorsa, piyonlarından olan Soysuz’u ve Bohçalı’yı da yanına alabilir. Onların emrinde olan Türkiye’deki insan kaçakçısı, organ kaçakçısı, uyuşturucu kaçakçısı kara para çetelerini de yanına alabilir. Katar’ın doğru düzgün ordusu, emniyeti bile yok ama Kraliçe’nin emrindeki bütün orduları ve silahlı unsurları da yanına alabilir. Bütün samimiyetimle yazıyorum, Çin ordusunu bile yanına alabilir. Kimleri yanına alıyorsa alsın ama karşımızda iki dakika dik dursun.

Öncelikle onların hepsinin hakkından gelip sonra Tamim gibilerin sürekli nakite çevirdikleri ve Türkiye’yi her manada çökertmek maksadıyla kullandıkları şu sözde mültecileri bu ülkeden Avrupa yönüne sürmezsek, devamında ise söz verdiğimiz gibi Katar’a bir ziyaret gerçekleştirmezsek, bize Türk milleti demesinler. Başka başka isimler taksınlar.

O Tamim karşımıza çıkacak. Bunun başka yolu yok. Onu basit bir piyon olarak kullananlar da karşımıza çıkacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Tercihler ve sonuçlar

Sputnik Türkiye’de, gazeteci-yazar Ceyhun Bozkurt ile, zamanlaması çok manidar bazı değerlendirmeler yapmışlar. Dün yazdığım ve Yunanistan ile ABD’ye de haklı olarak çattığım yazılardan hemen sonra bu değerlendirmelerin Sputnik’te yer alması dikkat çekici.

Çok hakkaniyetli değerlendirmeler var. Lakin yersiz endişeler ve gerçekleşmesi artık mümkün olmayan ümitler/beklentiler de var. Yunanistan Ege’yi Yunan gölü haline getiremez. ABD ya da NATO ya da o İngiltere Kraliçesi, Yunanları daha fazla arkalayamaz. Egedeki adalarda tutamayacağı gibi ABD/NATO/Kraliçe, Yunanistan ana karasında da askeri varlığını daha fazla tutamaz, tutamayacak.   

Kuzey Kıbrıs kısmı değil sadece, bütünüyle Kıbrıs adasına dair planlarımızı da engelleyemezler. Bu güne kadar Kıbrıs üzerinden çevirdikleri dolapları, yaptıkları hukuksuzlukları da daha fazla çeviremezler, yapamazlar. Suriye’nin kuzeyindeki PYD/PKK/YPG teröristlerini de daha fazla ayakta tutamazlar. Türkiye ve Suriye kısımları da dahil olmak üzere BOP projesi bütünüyle ÇÖP projesi oldu. Sadece son olarak temizlik/süpürme harekatları yapmamız kaldı. 

Bütün bu hususlarda Türkiye, gerçek dostları/müttefikleriyle birlikte, ABD ve Yunanistan da dahil olmak üzere bütün düşmanlarına karşılık verebilecek ve hepsini mağlup edebilecek güce sahip. Türkiye’nin, düşmanlarına karşılık verip onları mağlup edebilmesi için açıkça ve tamamen parçalanıp çökmek üzere olan Rusya Federasyonunun desteğine ihtiyacı yok. 

Zelenski’nin nerede ne konuştuğu, kimlerle hangi şartlarda anlaştığı da meselemiz bile değil. Toptan batmış, çökmüş bir sistemin, hala kendini güçlü göstermek için sahadaki piyonlarını ekranlara oynatmasından başka bir şey değil son yaşananlar. Herkes görüyor ki biz fazlaca tartışmıyor, konuşmuyor ve icraatlarımızla yolumuza bakıyor, mesajlarımızı veriyoruz.

İstanbul, şu anda yaşanmakta olan sürecin içinde Rusya’nın da Ukrayna’nın da bulunması için birçok kere fırsatlar verdi. Rusyaya yıllarca maddi ve manevi çok büyük kazanma imkanları oluşturdu. Uzun süre mühlet de verdi ama fayda etmedi. Rusya hep bencil, her ama her hususta kendi dediğinin olmasını isteyen ve hep sadece kendisinin kazanmasını isteyen bir duruş sergiledi. Kadim Türk ve İslam düşmanlığından da taviz vermedi.


Ukraynayı, imkansız görülen bir anda uçurumun kenarından aldık ama hiç umurlarında bile olmadı. Rusya da Ukrayna da en baştan yanlış yöne gittiler. Çıkmaz sokağa çoktan girdiler. Rusya ve Ukrayna, Ankebut Ağının kıymet bile vermediği basit piyonları olmayı ve danışıklı dövüşmeyi ve üç kuruş kara para geliri peşinde koşmayı tercih etmek yerine İstanbul’la yoluna devam etmeyi seçmiş olsalardı, şu anda birbirleriyle danışıklı dövüşerek batmak yerine, İstanbulla birlikte devleşip dünyaya ferman okutan ülkeler arasında yer alacaklardı. Rusya doğru tercihler yapmış olsaydı, şu anda yaşanmakta olan süreç belki de bitmişti. Hep dediğim gibi Rusya’nın yanlış tercihleri sonucu değiştirmiyor, sadece süreci uzatıyor. Her şeye rağmen İstanbul yine de dünyanın başkenti oluyor. Şimdi AKPKK’nin aynı yanlış tercihi yapması da sonucu değiştirmeyecek. Sadece süre uzayacak ve bazı detay kısımlar değişecek.

Şu anda dünyada İstanbul’dan başka bir güç unsuru “hakikatta” yok, sadece görüntüde/ekranlarda, lüzumsuz tartışmalarda ve yayınlarda var. Ve İstanbul’un, kendilerine sunulmuş bunca fırsatlara, karşılarında sergilenmiş bunca insanlığa ve güzel ahlaka rağmen yanlış yola gitmekte ısrar ederek kendilerini “hiç” edenlerle bundan sonra da işi yok.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi 

Sahi, neler dönüyor?

İçinde kadın bir uzaylının bulunduğu Elon Musk suretindeki biyonik robot, iddialara göre Twitter’ı satın almış. Çok büyük de para vermiş. O para gerçekten verilmiş mi yoksa kripto Yahudi, satanist, insanlık düşmanı ve çok büyük hain olduğunu gözler önüne serdiğim ve bir an önce yargılanmasını talep ettiğim Aydın Doğan’ın, çok köşeye sıkışınca onca gazete ve tv kanalını sözde satması gibi mi olmuş bu iş, çok tartışılır. Görünene bakarsanız o da satmıştı ama aslında sadece resmiyette başka bir emanetçiye devir teslim olmuş, kendisi işlerin başında kalmış ve gerçekte bir para/ödeme hareketi bile olmamıştı. 

Gerçek sahibinin hala değişmediğini düşündüğüm Twitter’da evlere şenlik bir anket başlattım. 

Yaklaşık bir saat oldu ve anket paylaşımını üç beş kullanıcı gördü. Şaşırmayın, bu da çok iyi… Hiç kimse görmeyebilirdi. Beterin beteri de var. 

Dünya genelinde en çok kullanılan ve itibar edilen sosyal mecralar listesinde ilk 20’ye bile giremeyen ve batıp tükenmek üzere olan, eskisi kadar da istihbarat faydası sağlamayan Twitter’ı, hala aynı art niyetlerle ve sansürlerle devam ettirirlerse, sizce ayakta tutabilirler mi? 

Şöyle de sorulabilir, aslında Twitter’ı gerçekten kurtarmaya mı çalışıyorlar? Çin’in, Rusya’nın, ABD’nin, İran’ın idaresini elinde tutan yeşil uzaylılarla bağlantılı olan o kadın uzaylı, Elon Musk suretinde yapılmış robotun içinde aslında tam olarak ne yapmaya çalışıyor? Twitter’ın bir an önce ve tamamen çökmesi için oyunlar mı kuruyor, yoksa kurtarmaya mı çalışıyor? Çin merkezli o sözde sosyal ağların daha fazla kullanılmasını, batı toplumlarında da çok yayılmasını mı istiyor? Çin merkezli yeni bir Ankebut Ağı projesine mi hizmet ediyor? ABD’ye ve batı dünyasına ihanet mi ediyor?

Bu, Amerika Birleşik Devletlerinin bir milli güvenlik sorunu. Hem de dev gibi ve en acil milli güvenlik sorunlarından biri… Öncelikle onların meseleleri… 

Şu kısmı da var… Yıllardır anlatırım ABD’nin gerçekte nasıl batmış halde olduğunu, NASA’nın bile bitik halde olduğunu…  Elon Musk’ın Ankebut Ağı tarafından şişirilmiş bir balon olduğunu… Anlatıldığı gibi bir adam olmadığını… Projelerin ve şirketlerin anlatıldığı kadar büyük ve gelecek vaat eden şeyler olmadığını… Şu yıllarda bile Elon Musk karakterinin ve onun üzerinden çevrilen işlerin bütünüyle batak olduğunu… 

Cümle alem biliyor ki uzay işlerinde de araba işlerinde de aslında rezil bir haldeler. Projelerin tamamı sorunlu ve bunlar büyük büyük sorunlar… Tesla arabalaları bile çok sorunlu, zarar ziyan çok fazla ve çoktan sonuçları “yıkıcı” ve “bitirici” olan yargılamalar yapılmalıydı da Ankebut Ağı “şimdilik” buna  izin vermiyor. Yakında o gücü de kalmayacak ve yargılamalar yapılacak. 

Elon Musk piyonu üzerinden çevrilen bunca işin yanında yapılan kara para işlerliyle, CIA’nın havuz sistemi marifetiyle bu projeler, bu Elon Musk, bu şirketler “şimdilik” ayakta tutuluyor. Son yıllarda Elon Musk’ın balon misali şişirilmiş itibarına bir iğne batırdığımı ve hızla hava kaçırıp küçüldüğünü de herkes görüyor. Onun ve onun üzerinden çevrilen işlerin en az Boeing kadar batık halde olduğunu aklı başında herkes anladı. O halde gerçek sahibi CIA olan Twitter, Elon Musk’a, itibar, popülerlik, saygınlık, sevgi ve dolayısıyla para ve ayrıca siyasi nüfuz kazandırmak için mi devir edildi? Artık herkes biliyor, dünyanın önde gelen en zengin kişilerinden diğerlerinin de Ankebut Ağının piyonları olduğunu, çoğunun CIA üzerinden kullanılan saha elemanları olduğunu… Hepsi üzerinden aynı hedeflere ulaşılmaya çalışılıyor. Aslında batak olan bütünüyle Ankebut Ağı ve son kurtulma çırpınışlarını sergiliyor.

Öyle de olsa, böyle de olsa Elon Musk’ın içindeki kadın boşuna uğraşıyor. Olmayacak duaya amin diyor. Şunun şurasında sahaya inmeme ne kaldı? İçimde yılların birikmişliği var. O kadar doluyum. Dostum ve düşmanım olan herkes tahmin ediyor ki Ankebut Ağına daha öldürücü darbeleri sahaya indiğimde peş peşe vururken, öncelikle Facebook’u, Youtube’u, Twitter’ı ve gerçek sahibi CIA olan diğer sözde sosyal ağları en kısa sürede yıkıp geçeceğim. Bunların gerçek yüzlerini bütün dünya insanlığına göstereceğim. Lanetlerle anılacaklar. 

O parça parça olmuş CIA de artık bir duruş sergilemeli… Çin’in mi ABD’nin mi istihbarat teşkilatı olduğuna karar vermeli. Bir Çin piyonu olan Biden’a ve çetesine mi hizmet edeceğine, ABD’ye mi hizmet edeceğine karar vermeli. Hiçbir zaman gerçekleşmesine izin vermeyeceğim Çin merkezli yeni bir Ankebut Ağına hizmet etmenin akıl işi olmadığını kabullenmeliler. Doğru tarafta olmalılar. 

İyice birbirine katıldı, karıştırıldı şu dünyada her şey… Hakikaten sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde at izi, it izine karışmış vaziyette. 

Artık bu kaos ortamını darmadağın edecek bir ani çıkış lazım…

(Anket şu adreste: https://twitter.com/mfahrisertkaya/status/1519759277501689857?s=21)

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Süleymanlılar cemaati hakkında sarsıcı gerçekler

Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri 16 Eylül 1959 tarihinde vefat etmedi ve “kabr-i şerif”te medfun değil. Cemaatimize dair bilinen pek çok şey doğru değil. Alakalı ses kaydını Soundcloud kanalımız üzerinden dinleyin…



Ses kaydında bahsedilen 9 Aralık 2018 tarihli yayın şu adreste: https://t.me/AkademiDergisi/16039

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi