Kategori arşivi: PROJELER

Çölleri yeşillendirmenin “temel” tekniği

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Vaktim dar ama yettiği kadar sorularına cevaplar vereceğim ve sana çölleri nasıl yeşillendireceğinin “temel” kısmını anlatacağım.

Sonra da yazışmayı tek taraflı olarak Telegram’daki resmi Akademi Dergisi hesabına yönlendireceğim.

Dün de öyle yaptım ama en çok da bu proje yazışmaları sansürleniyor. Üstelik dünyanın iyileşmesini, güzelleşmesini, geçimin kolaylaşmasını, insanlığın maddi ve manevi refaha ulaşmasını en çok da o İblis istemiyor. Bu nedenle de durmaksızın insanlardan ve cinlerden olan büyücülerine bu konularda büyüler yaptırıyor.

Yağmur misali büyüler yağıyor insanlığın üzerine, bu gibi konular açıkça, en anlaşılır şekilde anlatılsa bile anlamasınlar diye… Anlamışlarsa, düşünceleri yönlendirilsin, kararları bozulsun, yine de bu işlerden uzak dursunlar diye.

Ben dünkü kısma bir şekilde ulaşamamış olanlar da vardır diye, o kısmı özet geçeceğim şimdi. Bu hususları sana anlatırken temsili resimler bulup atacağım. O resimlere sadece en genel görüntüyü anlamak maksadıyla bak. Resimdeki tekniklerle, malzemelerle ilgilenme.

Bu herkesin bildiği gördüğü bir uydu teknolojisi

Bu uyduda çok gelişmiş bir yansıtma özelliği var. Ta yeryüzünden gönderilen dalgalar/sinyaller bunun özel malzemelerden yapılmış kanatlarına çarpıyorlar, sonra kanatlara çarpan sinyaller tekrar yeryüzünün başka noktalarına iletiliyor, yayılıyor.

Yerde o konumda bulunan cihazlar ve araçlar da bu sinyalleri işleyip kullanıyorlar. Dünyada bu uyduları yapan adamlara gidilecek ve “Biz, güneş ışınlarını deniz sularını ısıtmakta kullanacağız. Lakin en yüksek verimle çalışacak, en yüksek sıcaklık dereceleri elde etmemize yarayacak güneş ocaklarına ihtiyacımız var.” denilecek.

Güneş ocağı denilen şeyler de temel olarak şu görüntüde olan şeyler uydu/çanak antenlere benziyorlar, hatta çoğu kişi güneş ocaklarını, eski çanak antenlerini kullanarak yapıyor. Bazısı üzerine alüminyum bant çekiyor, bazısı alüminyum folyo kaplaması yapıyor, bazı kişiler ise tabelacıların kullandığı özel bir tabela malzemesi kullanıyor. imkanı olanlar ise bazı metalleri altıgen olarak kesiyor, bunları çanak anten üzerinde birleştiriyor ve en yüksek verimi alabiliyor. Bu kadar amatör imkanlarla yapılan güneş ocakları bile yer yer bin derecenin üzerinde ısı üretebiliyorlar. Söz konusu işin uzmanı kişilere gidilirse, güneş ocağının en alasını hemen yapabilirler. Zaten bu işlerin yani ışık ve ısı enerjileri ile çalışmanın uzmanı olan kişiler ve en doğru malzemeleri de zaten biliyorlar. Gerekiyorsa altın kaplama da kullanacaklar ama muazzam derecede ısı üreten güneş ocaklarını hemen yapabilecekler.

Bir prototipini iki günde yapar, denerler, olması gereken özelliklerde bir güneş ocağını ise en fazla bir aya hazır ederler. Onlar güneş ocağını yaparken, sen bir yandan da diğer kısımları hazırlatacaksın.

Bu güneş ocakları güneş ışınlarını denizde az açıkta ya da sahilde/karada bir yerde yapılan büyük su tanklarına yöneltecekler. Zaten yılın büyük kısmında yoğun güneş gören sahil şeridi yerlerde çalışacaksın ya da zaten çöl olan ve yanında deniz/sahil de bulunan yerde çalışacaksın ya da akarsuyun miktarının yeterli olduğu, kesintisiz aktığı yerlerde de çalışabilirsin. Mesela Mısır’da Nİl nehrinin kenarında çalışabilirsin. Ya da hem Mısır’da hem Suudi Arabistan’da Kızıldeniz’in kenarında çalışabilirsin. Suriye’de, Lübnan’da, Türkiye’de ise Akdeniz sahillerinde çalışabilirsin.

Güneş ocakları dev su tanklarını bin derecenin bile üzerinde ısıtacak, içindeki deniz suyu da aşırı sıcaklıklara yükselecek ve sürekli buharlaşacak, buharlaştıkça kazanlarda su azalacak, su azaldıkça denizden takviye edilecek.

Yüksek sıcaklığa ve basınca sahip olan buharları bir boru ile kazandan tahliye edeceksin. Boru içinde giden buhar, az ileride türbin odasına girecek, oda içindeki türbinleri çevirerek yoluna devam edip boru içinde ilerlemeye devam edecek.

Türbinler sürekli döndüğü için, türbinlere bağlı olan büyük jeneratörler de sürekli dönecekler ve sürekli elektrik üretilecek. Yoluna devam eden buhar ise soğuk bir yüzeye çarptırılacak ve sıvı suya dönüştürülecek.

Sıcak su buharı mikrop taşımaz, aniden soğuk yüzeye çarparsa da su damlacıklarına dönüşür. İhtiyaç duyacağın soğuk yüzey için de boruları kullanacaksın, kasıtlı olarak boruları uzatacaksın, gerekiyorsa onlarca kilometre boyunca bu borular denizin içinde ilerleyecekler. Borunun içindeki buhar da ilerledikçe soğuyacak, soğudukça suya dönüşecek. Sonunda bu boru sisteminin son kısmından bol bol su akarak çıkacak, çıkan su saf su ayarında olduğu için dünyanın en temiz su kaynağına sahip olacaksın. İnsan ve hayvan sağlığı için içilecek sularda bazı mineraller olmalı ve saf su içilmemeli. Bu nedenle bu sudan insanların ve hayvanların içeceği kısmına oranını tutturarak toz karbonat katacak ve karıştıracaksın. Aynı anda hem çok bol miktarda içilebilir ve ziraatta kullanılabilir su elde edeceksin hem de yüksek güçte elektrik enerjisi üreteceksin.

Zaten şehirlerde elektrik enerjisinin en yüksek oranda kullanıldığı zamanlar gündüzler ve geceleri çalışan sanayi tesisi de az, gece boyunca elektrik kullanan hane sayısı da az.

Asıl elektrik gündüzleri lazım ve bu elektriği yakınındaki şehrin ya da şehirlerin gündüzleri takviye edilmesi için satacaksın. Sistemi biraz geliştirirsen geceleri de kesintisiz şekilde su ve elektrik üretecek hale getirmek mümkün oluyor.

Şimdi…

Gece cevaplamaya vakit bulamadığım kısma gelelim. Böyle bir sistem kısa sürede, az emekle ve nispeten az parayla nasıl yapılabilir? Önce deniz kenarında olan ve çalışacağın bölgeyi seçeceksin. Sahil kısmı yeterli düzlüğe ve sağlamlığa sahip değilse hafiften bir düzelteceksin.

Şu gördüğün, daha çok orduların kullandığı tak-sök bir köprü… Kamyon kasaları gibi görünen, kullanma yerine getirilince açılan, sonra birbirlerine kolayca bağlanan ve bu şekilde köprü vazifesi gören bir sistem.

Senin buna benzer ama bundan basit, bundan ucuz bir sisteme ihtiyacın var. Birbirine bağlaya bağlaya sahilden açığa doğru göndereceksin. Bir ucu hep sahilde sağlamca bağlanmış şekilde duracak. Bunları istersen o sahil bölgesinde yap ve denize bırak, istersen başka yerde yap ve oraya da denizden getirip bırak, sana kalmış. Çalışacağın bölgenin şartlarına, sermayene ve bu işe ne seviyede girdiğine de bağlı bunlar…

Bu sök tak köprülerin her bir parçasının üzerine, ona uygun boylarda birer tane su kazanı/deposu koyacaksın.

Anlaşılması için şu temsili resmi atıyorum. Kullanacağın su deposu çok yüksek sıcaklıklara dayanacak. Yüksek basınca dayanacak. Ayrıca ısı yalıtmalı yaparsan ve ısıyı, havaya/rüzgara ve ayrıca üstünde durduğu köprü parçasına yani platforma geçirmezse, yüksek verim elde edeceksin. Aynı süre içinde daha fazla su ve elektrik üretebileceksin.

Bu depoların her birinin üzerinde bir tane buhar çıkış borusu olacak. Sonra sistem kurup buhar çıkışlarının hepsini ortak bir boru hattına bağlayacak ve buharın karaya doğru ilerlemesini sağlayacaksın.

Bu sisteme istersen 20, istersen 40, istersen 60 köprü parçası ve depo bağla, istersen zamanla peşine ekle ve uzat, sistem tek parça ile bile başlamaya müsait, yüzlerce parçayı peş peşe bağlamaya da müsait.

Tak-sök köprü parçalarının her birinin iki yanına iki güçlü güneş ocağı da takıyorsun. Bunlar, güneş enerjisini sürekli olarak depolara yönlendiriyorlar ve yüksek ısı elde edilmesini sağlıyorlar. Buhar da karaya doğru gidiyor ve karada bu sistemin bağlı olduğu yerde yine tak-sök bir türbin odası, devamında bir jenaratör odası olacak. Buhar türbini ve jeneratörü çevirecek. Aynı anlarda hem su hem elektrik hem de sağlığa çok faydalı deniz tuzu üretilecek.

Deniz suyunu soğutmak için, türbinden çıktıktan sonra yeniden denize doğru borularla yönlendireceksin. Bulunduğu sahil bölgesinde bir sağa, bir sola S’ler yapa yapa borular toplamda gerekirse on kilometre bile uzasın, sonunda boru hattı S’ler yaparak dolaşıp karaya yine çıksın, işte oradan bol miktarda temiz suyu da alabileceksin. Peş peşe bağlayıp denize doğru gönderdiğin bu köprü sistemi, sert rüzgarlarda ve dalgalanmalarda sorun yaşamasın diye.

Özel kalıplarla dökülen, çok büyükçe ve ağır olan, sahilleri düzenlemede ve dolgu yapmakta da kullanılan şu betonlardan kullanacaksın. Bunların bir ucuna çok sağlam çelik halat bağlayacaksın ve denizin dibine yavaşça bırakacaksın. Diğer ucunu da tak-sök köprünün iki yanına, hesaplanan noktalara bağlayacaksın. Yeterli sayıda taş bağladığında bu köprüye hiç bir şey olmaz. Üstelik, bir gün başka bir yerde çalışman ve çalıştığın bölgeyi terk etmen gerekebilir. Bu nedenle zaten türbin ve jeneratör odalarını da tak-sök tekniklerle kurdun. Hem karadaki bir iki kısmı hem deniz üzerindeki kısmı alıp istediğin yere hem karadan hem denizden götürebilirsin. Tesis etme maliyeti en düşük olan, kullanma maliyeti en düşük olan, en kısa sürede tesis edilebilen, istenilen büyüklükte tesis edilebilen ya da istenilenden daha küçük başlanarak sonra kısım kısım, imkanlar genişledikçe genişletilebilen sistem bu, en mantıklı sistem şu anda bu ve buna benzer sistemler…

İfade edeyim, soğutma kısmında kullanılacak borular da denizin zeminine oturtulacak, icap eden yerlerde beton ağırlıklar bağlanacak, sonra bunlar tak-sök sistem olacağı için kolayca ve kısa sürede toplanıp götürülebilecek milyar dolarlara ihtiyaç kaldı mı?

Afrika’nın zor şartlardaki devletleri hatta bazı firmaları bile bunu yapamazlar mı?

Hani tamamına yakını Ankebut ağı projesi olan sözde insani yardım teşkilatları başta İHH, Kızılay, Kızılhaç ve BM bünyasindeki diğerleri…

Oraya buraya su kuyusu açtıkları iddiasıyla paralar toplayıp da masonlara aktarmayı keserlerse ve o paralarla bu işleri yapmak isterlerse öyle çok ileri seviyede bilim adamlarına ve mühendislere de ihtiyaç duymadan çok kısa süreler içerisinde yapabilirler.

O bölge normale dönmüş ve ihtiyaç duyulan başka bölge varsa, söküp oraya götürebilirler. Ya da bazı büyük işletmeler bu teknikle kendi elektriklerini ve sularını devamlı olarak üretebilirler. Ya da sorunun cevabı olarak denilmeli ki bu sistem çalışıyorsa ki sorunsuz çalışıyor.

O halde artık dünyada hiçbir yer çöl kalmaz. Misal vererek anlatayım;

Suudi Amerikalılar, artık kendi özlerine dönerler ve satanist Ankebut Ağından çıkarlarsa Kızıldeniz’e, sadece birkaç ay içinde, bu sistemden yüzlerce indirirler, yüzlerce farklı noktadan su ve elektrik üretilir.

Bununla beraber hemen karadan içeri yani çöl bölgeye doğru ilerlenir. Önce sahil şeridi devamlı temiz su ile sulanır ve yeşillenir. Zaman geçikte kısım kısım proje genişletilir içeri doğru gidilir ya da şu var, Kızıldeniz’den içeri doğru suni kanallar açılır ya da büyük boru hatları çekilir, deniz suyu ülkenin iç noktalarına kadar taşınır. Borular zaten çölün üstünde, doğrudan güneş görür halde olur. Bu kısımdan geçerken bile epeyi ısınırlar ve içlerindeki deniz suyu da ısınır.

İç bölgedeki sisteme ulaşana kadar serin değil, ısınmış bir su elde edilir ve zamandan tasarruf edilmiş olur. İç bölgedeki sistem de yeterli güneş ocakları kullanır, kazanları hep ısıtır ve buhar elde eder. Buhar da hem hareket enerjisi, hem elektrik enerjisi hem de temiz su demektir, bu da oraları kısa sürede yeşillendirmek demektir. Lakin… daha daha ince/faydalı teknikler de mümkün ve bunlar da kullanılabilr. Öyle güneşin yakıcılığı altında kalmış toprağı sürekli sulayarak bitki yetiştirmeye kalkmak da mantıklı değil. Farklı tekniklerle bu kısım daha da hızlandırılabilir, kolaylaştırılabilir, ucuzlaştırılabilir.

Bu kadar sistemi yapmışken, uzaylı ya da dünyalı bazı taraflardan, yüksek teknoloji ile ekinleri yakan, toprağı bile yakanlara karşı tedbirler de alınır. Faraday kafesi denilen sistem akla gelebilir ve bunun da yapılması doğru bulunabilir. Lakin söz konusu tarafların, elektromayetik tekniklerle ve bazı sinyal yayıcı cihazlarla yaptıkları saldırıları, yine karşı enerji göndererek durduran hatta saldırganların araç ve cihazlarını bozan araçlar ve cihazlar da kullanmak mümkün. Bu ikinci ihtimal hem en sağlamı, en ucuzu, en kolayı, en kullanışlı olanı ve sorunu temelden çözeni…

Bir de meselenin “Acilen hangi bitkiler yetiştirilmeli” kısmı var ki onu da sen sormadın ama müsait olunca anlatasım var.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Sarsıntı oldu


Dünyadaki çöllerin, çok ucuz, çok temiz ve çok yüksek enerji elde etmede kullanılabileceğini son defa yazmam… Bir de çöllerin altında hep uzaylıların yer altı şehirleri olduğunu ve o yer altı şehirlerinin enerji/ışık ihtiyaçları için de çöllerin kullanıldığını yazmam… “Bundan sonra bu çöller dünya insanlığının enerji ihtiyacını karşılamada kullanılmalı” demem… “İstersem çöllerde temiz su akan suni nehirler akıtabilir, suni göller oluşturabilirim.” demem…

Dünya üzerinde kasıtlı olarak kuraklık ve kıtlık oluşturmak isteyenlerin planlarını istediğim safhasında bozabileceğimi iddia etmem…

Bütün bunlar ve ayrıca söylediğim, iddia ettiğim, bilgilendirme yaptığım pek çok husus, herkesin tahmin edebileceği üzere birilerini çok fena gerdi.

Oysa ben daha hiçbir şey söylemedim. Söylemedim ama neler söyleyeceğimi, yapacağımı tahmin eden hatta neredeyse kesinlik seviyesine yakın seviyede bilen birkaç kişi var bu dünyada… Bunlardan biri cin taifesinden olan İblis… Diğeri ise uzaylı da olsa insan taifesinden olan, uzun zamandır dünyamızın dengelerini elinde tutan, son zamanlarda ise aklının almadığı kadar hızlı bir şekilde bu dengeleri elinden kaçıran, yukarıda bahsettiğim yazıları da yazınca çıldıran ve hadis-i şeriflerde kendisine deccal de denilen kişi…

İblis’i bir kenara atın, onun işi bitti. Cinler alemindeki teşkilatı da dibi gördü. Dünya insanları arasındaki masonik/satanist teşkilatı da tükendi, çöktü. Kendi sağlığı da hiç iyi değil. Her gün düzenli olarak onu çarpmaya devam ediyorum. Lakin o deccal diye de bilinen uzaylı lider, işte o biraz tehlikeli…

Biraz bilgi, biraz tecrübe, biraz mantık, biraz dini kaynaklar, biraz rüya tabirleri, biraz metafizik usullerle anlıyorum ki o herif rahat durmayacak. Çok sıkıntılı şeylere sebep olacak. Belki de dünya tarihinde bu güne kadar görülmemiş şeylerin görülmesine, yaşanmasına sebep olacak. Elinde ne varsa, bu güne kadar kullanmadığı hangi teknolojiler, hangi ekipler, hangi araçlar, cihazlar varsa, hepsini bir arada ya da peş peşe kullanacak. Asıl hedefi ben olacağım ve benim işimi bitirip “İşte gördünüz mü, bu kadar” demek isteyecek. Lakin ben buna izin vermeyeceğim, gerekli karşılıkları vereceğim, verdireceğim. Ben bu kadarını söyleyeyim, zaten bu yazının asıl muhatapları da ayrıca konunun üzerinde çalışırlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Denizler ve okyanuslar varsa, kuraklık ve kıtlık yok

Akdeniz’de dev gibi bir alanda ziraat yapacağım. Çok yaklaşık olarak 350 kilometre karelik alanda, bilinen dünya tarihinde görülmemiş bir ziraat projesi gerçekleştireceğim.

Güneş bol, oksijen bol, ihtiyaç duyulan su denizden, tarım zararlıları yok, kimyevi ilaçlama yok, zehir yok. Yağmur yağmış, yağmamış ya da havalar fazla sıcak olmuş, olmamış hiç fark etmeyecek. Bu sistemde ekinlerin zarar görme ihtimali olmayacak. Sigorta firmaları burayı sigortalamak için birbirleriyle yarışacaklar ama sigortalamaya gerek duyulmayacak.

Öyle sulu tarımdaki gibi besin değeri düşük, kimyası bozuk, sağlığa zararlı, şişirilmiş biktiler değil, dünyanın en kaliteli, en lezzetli, en besleyici meyveleri ve sebzeleri yetişecek. İlaç niyetine yiyenler olacak, yendikçe şifa bulunacak.

Dev gibi alanda sadece bir avuç insan çalışacak ve sistemin işlerliğini sağlayabilecekler. Her şey otomatik olacak. Fırtınalar değil, kasırgalar bile sisteme zarar vermeyecek. Elektromanyetik saldırılar, uydulardan yapılacak atışlar bile sisteme zarar veremeyecek. Bu sistemin kendini koruyan manyetik kalkanı olacağı gibi, ayarı kaçıran art niyetli tarafların gemilerini, denizaltılarını, uçaklarını hatta uydularıyla UFO’larını bile vurup imha edebilecek.

Tesis etmesi biraz maliyetli olacak ama getirisine kıyasla uçuk bir maliyeti de olmayacak. Tesis etmesi çok çok uzun bir zaman almayacak. Çalışmaya başlaması için tamamının tesis edilmesi de gerekmeyecek. Tesis edilirken de otomatik sistemler, robotlar ve teknolojinin son imkanları kulllanılacak.

Kendine ait limanları ve bir de hava limanı olacak. Kendi elektriğini de üretecek. İstenirse aynı anda balık çiftliği olarak da kullanılabilecek. Adeta Türkiye Merkez Bankası misali para basacak ama elbette ki orası gibi karşılıksız, değersiz, sahte para basmayacak. Dürüst şekilde ve temiz iş yapanların, hiç sıkıntıya girmeden ve sürekli olarak ne kadar büyük paralar kazanabileceğinin sembolü olacak. Çok çok uzun ömürlü olacak. Kısım kısım yenilenebilecek. Temiz kullanılır ve kısım kısım yenilenirse, binlerce sene bile sorunsuz kullanılabilir olacak.

Alan 350 kilometre kare olsa da öyle bir alandan elde edilebilecek mahsülün yaklaşık 10 ila 40 katı arasında mahsül elde edilebilecek. Her şey o kadar otomatik olacak ki bu sistemde traktörler, biçerdöverler ve karada ziraat yaparken kullanılan muhtelif araç ve gereçler neredeyse hiç kullanılmayacak.

Çok yüksek kalitede ballardan binlerce ton yetişecek orada…

İstendiğinde yeri değiştirilebilecek. İstenirse birkaç parçaya ayrılarak da çalışabilecek. Önce küçük yapılıp sonra büyütülebilecek, önce büyük yapılıp sonra küçültülebilecek. istenirse toprakları ziraata elverişli olmayan ama deniz kıyısında olan başka ülkelere satılabilecek. Zaten birini yapmakla durmayacağım ve onlarca kopyasını yapacağım.

Kim bu dünyada kuraklık ve kıtlığın hep hakim olmasını istiyormuş, buna izin vermeyeceğim.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Sükunetim asaletimden değil

Her şey hazır, üzerime düşenleri fazlasıyla yaptım ve pek çok büyük hadisenin yaşanmasını bekliyorum.

İkazlarımı da yapmıştım. Dinleyen dinledi, dinlemeyen kendi yolunu seçti. Hangi tarafın isabetli olduğunu çok kısa süre sonra bütün dünya görecek.

Benden yana duruyormuş rolü oynayan taraflar da hala çok. Onlar da beni değil, kendilerini kandırmaya devam ediyorlar ve çok çok yakında onlar da oyunlarının feci sonunu görecekler.

Söylediğim gibi, metafizik çatışmalar da çok. Bunlar da çok olsun, devam etsin, zorlandığım düşünülsün diye yayınları azalttım. Çok iyi oldu, ümitlendiler, büyük kalabalıklarla saldırdılar ve perişan oldular. Eskisi kadar devasa çatışmalar yaşanmıyor ama yine de bu sefer çok adam kaybettiler. Ölüleri yine çok sayıda…

Bu süre zarfında projeler de çalıştık. Bir proje çalıştık ki yakın zamanda beyaz eşya sektörü tamamen değişiyor. Mutfak eşyaları sektörü de büyük oranda değişiyor. Ankebut Ağının o hala dev görünmeye çalışan ve sorunlar yumağı haline gelmiş şirketlerinin, bu ani ve kökten değişmeye yetişebilmesi, ayak uydurabilmesi mümkün görünmüyor. Zaten değişme patentli buluşlarla olacağı için de ayak uydurmaları imkansız oluyor. Yani bizim tarafta işler mükemmel ayarda devam ediyor. Bazen kırk yıl sonra Türkiye’yi ve dünyayı nasıl değiştirmiş olacağımızı çalışıyoruz. Bazen de bizden sonraki Ademlerin nesillerine/evlatlarına hangi eserleri bırakacağımızı çalışıyoruz. Bazen de uzaydaki diğer gezegenlerde de zulüm ve gözyaşını nasıl bitireceğimizi, oraları da nasıl düzelteceğimizi çalışıyoruz.

“Ölmeyeceğim” demekten artık sıkıldım ama hala “Mfs’ye bir şey olursa biz yolda kalırız” endişesiyle yerinde sayanları görmekten de sıkıldım. Ben en az elli yıl daha yaşayacağım.

Artık hareket vakti, değişmeli bu dünya… Bu dünya değişmekteyken ve değişme tamamlandığında kazananlar kulübünde olmak isteyenler, tam kadro halinde iş başı yapmalılar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Fikirlerime, projelerime itibar ediyorsanız;

– İstanbul boğazındaki yalıları, köşkleri, restoranları elinizden çıkartın, çünkü tıraşlamalar yapılacak. Boğaz genişletilecek. Bu, mümkün olabilen en kısa sürede yapılacak. Lüzumu halinde tarihi mekanlar/eserler bile yıkılacak, tıraşlanacak. Hukukçular buna “olur” verecekler. Kamu vicdanı da gerekli bilgilendirmelerden sonra buna “olur” verecek.

Ayrıca her eski eşyanın, meskenin ya da eserin “tarihi eser” ya da “değerli eser” olarak görülmeyeceği, isabetli bir kabullenişe geçilecek. İki ya da üç asır önce inşa edildiği ya da imal edildiği zaman bile kıymet verilmemiş, beğenilmemiş, fayda sağlamamış eşyanın, meskenin, alet edavatın bu asırda kıymete binmesi, sizce de çok tuhaf değil mi? Kamunun çok büyük menfaati olacaksa, hayatın akışına çok büyük fayda sağlayacaksa, asırlar boyu faydası devam edecek ve toplamda yüz milyonlarca insan ferahlayacaksa, onlarca tarihi eser ya da mesken tereddüt edilmeden yıkılabilecek.

– Kanal İstanbul projesi hakkında en baştan beri “Hiçbir zaman yapılamayacak” demiştim ve son sözü de çoktan söyledim. Bütün dünya da duydu. Duymayan kaldıysa, işine geldiği her anda mfs taklidi yapan ve mfs rüzgarının peşinden yol almaya çabalayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun çıkışlarından duymuş, anlamıştır. Dünya ittifak etse bile o proje yapılamayacak. Buna izin vermeyeceğim. İstanbul’a bu darbenin vurulmasına da buradan vurgun vurulmasına da izin vermeyeceğim. Zaten son sözü söylememden sonra dünyada beklenen oldu, aklı başında herkes geri durdu. Bunun istisnası olabileceğini ve paranın ya da mason olmasının kendisine güç verdiğini düşünen, bu projeyi yaptırabileceğini düşünen taraflar kaldıysa, parasını istediği gibi toprağa/araziye gömebilir. Beklediği gibi değer kazanma asla olmayacak. Bu proje yapılmayacak.

– Karadeniz ile Hazar denizini birleştiren kanal kesinlikle yapılacak, açılacak. Gayet uzun, gayet geniş ve derin olacak. Çok çok büyük faydalar sağlayacak. Geçiş güzergahı şu an için belirli değil ama inşaasına başlandığında bütün güzergah Türkiye devleti sınırları dahilinde olacak.

– İstanbul’daki yeni havalimanı kapatılacak, farklı maksatlarla kullanılacak ya da kiraya verilecek ya da arazisi satılacak. O kule diye yapılan mason/satanist sembolü de yıkılacak. Oralarda gayr-i menkul yatırımları yaptıysanız, elinizden çıkartın. İstanbul’da hava trafiği çok azalacak. Sabiha Gökçen Havalimanı bile tek başına yeterli olabilecek hatta ihtiyaç duyulandan daha büyük bir havalimanı olarak görülecek.

– Büyük şehirlerde ekmek işi tek bir firmada ya da 3-5 firmada toplanacak ve küçük fırınların faaliyetini devam ettirme imkanı kalmayacak. Ekmeğin sağlıklı ve temiz olması bir milli güvenlik meselesi olarak görülecek.

– Gıda güvenliği de milli güvenlik meselesi olarak görülecek ve asla taviz verilmeyen meselelerden biri olacak. Gıdada tağşiş yapanlara bile çok ama çok ağır cezalar verilecek. İnsan sağlığını, hayatını hiçe sayacak kadar ileri giderek gıda üretenler ve bunu bilerek satanlar ve aracılık edenler… Sureten hala insan gibi görünseler de sireten şeytanlaşmış ve canavarlarmış bu kişilere idam cezaları verilecek. İnsan nevinden sayılmayacaklar ve insanlara bir kez daha zarar vermelerine meydan/fırsat verilmeyecek. Aynı şekilde ilaç endüstrisi üzerinden milletin sıhhatine ve hayatına kastetmiş ya da bunlara yardım ve yataklık etmiş herkes idam edilecek.

– Marketler ve AVM’ler daha da büyüyecekler, yaygınlaşacaklar ve devletten “olur” alacaklar. Birlik olmayan, kendini geliştirmeyen, doğru kararlar almayan küçük esnaflar daha da azalacaklar ve zararlar edecekler. Hukuk sisteminde, kamu vicdanında, basın ve medya kuruluşlarında, belediyelerde ve genel kabullenişte hep bu tavır olacak. Birlik olan, kendini yenileyen, çok çalışanlar çok kazanacaklar. Kimse bundan rahatsız olmayacak. Geri kalan, batan, doğru zamanda doğru kararları almayan kişilere hak da verilmeyecek, destek de kredi de verilmeyecek. Mümkün olabilen her eşyanın/ürünün İnternet üzerinden satılması teşvik edilecek, büyük şehirlerde bir iki saat içinde teslimat yapılması sistemi teşvik edilecek ama bu sahada dönen türlü türlü hilelere ve hukuksuzluklara artık devlet kurumları müdahale edecekler, işlerini tam yapacaklar.

– Sulu tarım sahasından tamamen çekilin. Çok yakında Türkiye’de sulu tarım tamamen yasaklanacak ve Türkiye bu kararıyla da dünyaya örnek olacak. Vatandaşlarının zehirlenmesine asla izin vermeyecek. Çok yakında Türkiye devleti, su kaynaklarının kurutulmasına, topraklarının kurutulup kuraklaştırılmasına, ekinlerin hasat zamanı yaklaşırken tarlalarda kurutulmasına karşı gerçekçi tedbirler alacak. Bu türlü elektromanyetik saldırılar yapan devletlere karşı gerekirse harp ilan edecek. İleri teknolojiler kullanarak ormanlarımızı uzaktan yakan devletlere de harp ilan edilecek.

– İlk bakıldığı anda bile “Bu nedir böyle, bu apaçık bir şekilde soygun, hırsızlık, dolandırıcılık, sömürücülük. Başımızdaki yetkililer nasıl böyle bir işe girişip böyle ağır bir sözleşmeye imza atabilirler.” denilen sözleşmeler, anlaşmalar, her ne kadar resmi taraflarca imzalanmış olsalar da anında iptal edilecekler. Ödemeler o anda durdurulacak. Oturulup ilk önce o köprülerin, yolların, havalimanlarının, hastahanelerin ya da benzeri yerlerin gerçekten sözleşmedeki şartlara uygun şekilde yapılıp yapılmadığı konuşulacak. Yapılmadıysa ve kamu zararı varsa hemen tazmin etmeleri sağlanacak. Şartlara uygun yapıldıysa ama çok fahiş bir fiyatla yapıldıysa, o fahiş fark silinecek. Ödenmeyecek. Hatta o ana kadar rayiç bedelinin üzerinde ödeme yapıldıysa, fazla yapılan ödeme de geri alınacak. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı, herkesten alınacak. Bu milletin vergileri, başka milletleri ve onların firmalarını haksız ve hukuksuz şekilde zengin etmek için kullanılamaz.

Koca Türk milleti, milletler arası ve mason üç beş tane sömürücü firmaya para yetiştirmek için gece gündüz, aç karna çalışmak zorunda değil. Bu adilikleri yapan ülkeler/firmalar, götürebiliyorlarsa köprüleri, yolları, hastahaneleri, ne varsa hepsini söküp kendi ülkelerine götürsünler. Sorana da “Biz 80 milyon insanı toptan geri zekalı zan ettik. Korkak zan ettik. Soyup soğana çeviririz de hiçbir şey yapamazlar zan ettik.” desinler. “Halbuki başlarındaki idarecilere paylarını anlaştığımız şekilde de verdik. Bu iş böyle olmayacaktı. Fena çuvalladık.” desinler.

Götüremiyorlarsa, daha şimdiden oturup sözleşme maddelerini değiştirsinler. Bu sayede, o gün geldiğinde yargılanmamış ve cezalar almamış olurlar. Yabancı firmaların sahipleri ve yetkilileri de milletler arası mahkemelerde yargılanacaklar. Türkiye sınırları içinde olanlar zaten hemen tutuklanacaklar. Devletimiz, bu şahısların kendi devletleri tarafından da yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, malzemeden çalma, rüşvet, dolandırıcılık gibi ceza maddelerinden yargılanmaları talep edecek. Adaletin gereğini yerine getirmeyen ve vatandaşı olan dolandırıcılara ceza vermeyen devletlere de gerekli karşılıkları verecek.

Türkiye’de öyle bir devlet otoritesi ve adalet sistemi olacak ki karşısında hiç kimse yalan beyanda bile bulunamayacak. Bu vurgunlar vurulurken ve bu projeler sözleşmeye uymayan şartlarda yapılırken şahit olmuş toplamda on binlerce kişi bülbül olup şakıyacaklar. Ayrıca hesaplar, kitaplar, videolar, belgeler de gözler önünde olup adliyelere aktarılacak. Bu memleketten bir toplu iğne çalınmışsa bile onu söke söke geri alacağım.

Akıl almaz oranda ödediğimiz vergilerimizin/paralarımızın aktığı batı ülkelerinden ve bunların firmalarından, patronlarından bu paraları söke söke alacağım. Veremez hale gelirlerse, onlarca sene bu borca karşılık ücretsiz çalıştıracağım. İcap ediyorsa onların köprülerine, hastahanelerine, santrallerine, otobanlarına el koyacağım. Oraların hepsinden toplanan paraları Türkiye’nin hazinesine aktaracağım. Bu hususta bu dediklerimin asla yapılamayacağını düşünenler varsa, çok yakın gelecekte büyük şok yaşayacaklar. Bakalım, yaşayıp göreceğiz, uçtum mu yoksa ayaklarım yere basıyor mu, bu dünya kendini çok zeki ama koca koca milletleri aptal zan eden ahlaksız ve namussuz bir avuç kişilere kalıyor mu, göreceğiz. Yaşadıkları devletler, hükumetler, onları savunabiliyor mu, göreceğiz.

Az daha unutuyordum. Daha yenice yapılmış olmasına rağmen felaketlerde, musibetlerde çöken, çökecek, yıkılan, yıkılacak, bozulan, bozulacak köprünün, yolun, binanın, hastahanenin, postahanenin, ve her ne şey varsa hepsinin ödemesi anında durdurulacak. Ödemelerin kalanı yapılmadığı gibi, o ana kadar yapılan ödemelerin de çoğu geri alınacak. Üstüne, bu kamu sistemleri hizmet veremez hale geldiği için oluşan maddi ve manevi zararlar tazmin edilecek. Hazineye aktarılacak. Hazineye el uzatanın o eli kesilecek.

Herkes kafasına yazsın, şu andan itibaren Türkiye, eski Türkiye değildir. Bu güne kadar burada yanlış işler yapmış olanlar, neye müstahaklarsa onu bulacaklar, yaşayacaklar. Aklı başında olanlar, hiç değilse şu andan sonra yanlış işler yapmazlar. Türkiye’yi sağılacak inek gibi görmezler. Bu çiftliğin artık eli silahlı ve iyi nişancı ve korkusuz bir sahibi var.

– Bu ülkede bu kadar büyük oranda vergiler toplanıyor olmasına rağmen, bir de kamu imkanları kullanılırken her şeyden ücret alınmasına en kısa sürede son verilecek. Bu kan emici çark kırılacak.

Köprülerden, yollardan, tünellerden geçiş ücretleri alınmayacak. Okullarda, üniversitelerde hiçbir mazeretle para alınmayacak. İmtihanlardan, sınavlardan para alınmayacak. Eğitim sistemi üzerinden türlü türlü para vurma oyunları tek kalemde bozulacak. Adliyelerde mahkeme masrafı, tebliğ/tebellüğ masrafı ya da başka herhangi bir masraf alınmayacak. Adliyeler, para basan yerler olmaktan derhal çıkartılacak. Türkiye’de hükumete kendi adamlarını getirmiş devletlere ve milletler arası mafyalara ve tefecilere buralardan para akışı kesilecek. Öyle bulduğu her fırsatta adli ve idari para cezası yağdıran bu sözde hukuk sistemi sıfırdan yeniden tesis edilecek. Bu güne kadar kesilen milyonlarca para cezasından toplanan dağlar kadar paranın nereye gittiğinin izi sürülecek. Her halükarda o paralar geri alınacak. Bu kadar kötülüğün bu millete onlarca senedir yapılmasına aracılık eden ve Türk/İslam düşmanlarına çalışan mason tarikatı gerçek yüzüyle ve somut delillerle milletimize ve dünya insanlığına anlatılacak ve bu hain tarikat Türkiye’de tamamen yasaklanacak, bütün locaları kapatılacak. Tek tek adaletle yargılanacaklar ve suçlu olanlara hukukun izin verdiği en ağır cezalar kesilecek. Mason tarikatının gayr-i resmi (yeraltı) faaliyetine bile izin verilmeyecek.

Mehmet Fahri Sertkaya