Kategori arşivi: DİNİ MESELELER

Menzil Çukuru’na dair sarsıcı gerçekler

Devletimizin bütün kurumlarına sızmış halde olan, hala müdahale edilmeyen gizli Ermeni/Çingene çetesi Menzil Çukuru’na dair sarsıcı gerçekler, hatıralar… Merhametsizlik, cahillik, fiziki ve manevi eziyet, bağnazlık, fiziki kirlilik, dinde sapıklık… Mevcut kanunlara göre suç kapsamında olan ama hala müdahale edilmeyen davranışlar/fiiller…

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

Hicr suresi…

Hazret-i peygamberimize “Sen kesinlikle bir delisin” dediler.

Tarih boyunca bütün peygamberlere deli, meczup, kahin, sihirbaz, büyücü dediler.

Kibirlendiler, alay ettiler, düşmanlık ettiler, saldırdılar, en ağır iftraları attılar, organize şekilde karalardılar, işkenceler ve eziyetler ettiler. Ve sonra da acı akıbeti hepsi de gördüler.

Hicr suresi…

Aslında hepsi de her şeyin farkında idiler. Aile-akraba düzenlerinin, iş düzenlerinin bozulmasını istemediler. Çevrelerini kaybetmek istemediler. Dışlanmak, horlanmak istemediler. Mallarını, mülklerini kaybetmek istemediler. Tehlikelere düşmek istemediler. Bu nedenle inadına peygamberlere karşı mücadele eden kişilerle birlikte hareket ettiler. Nefislerine uydular, şeytanlarına uydular ve sonlarını bile bile cehenneme doldular.

Şimdi her biri acı fertyatlar içinde… Orada son diye bir şey yok. Cehennemin de cennetin de bir sonu yok. Cehennemde azabın da bir sonu yok.

Üç günlük ve imtihan maksatlı dünyayı güya kendileri için cennete çevireceklerdi ama şimdi sonsuz cehennemdeler.

Bundan daha büyük bir iflas, bundan daha büyük bir kaybeyiş, bundan daha büyük bir ahmaklık yok.

Şimdi ellerinde aileleri, akrabaları, malları, mülkleri, çalışanları/hizmetlileri yine yok. Şimdi, çok korktukları acı, yaralanma halleri ise hep üzerlerinde ve sonu yok.

Allah, onları bir anda helak da etmedi. Nefislerini ve şeytanlarını yenebilsinler diye onlara önce bulaşıcı hastalıklar, geçim darlığı, tabii afetler, malda ve mülte zararlar da verdi. Kaybetmelerini istemedi ve onları onlarca kere sarstı. Yine de evet yine de şeytanlarına ve nefislerine uydular ve cehenneme doldular.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Evradı şerifler izinsiz okunabilir

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Akademi Dergisi takipçisi: Selamün aleyküm abi kandiliniz mübarek olsun bize yurtlarda evradı şeriflerin izinle okunabildiği aksi halde faydasının değil zararının olacağı söylenirdi bunları kendimiz okuyabilir miyiz? Birde rabıtadan sonraki zikirde tarif edildiği adete bağlı kalmamız gerekir mi yoksa arttırabilir miyiz

Mehmet Fahri Sertkaya: = v.a.s. Amin. senin de kandilin mübarek olsun. Okuyabilirsin ve dinleyebilirsin. Dinlerken namaz abdestinin olması da şart değil. Necaset bulaşmadan temiz bir iş yapıyorsan, bir kulaklık takarak iş sırasında da dinleyebilir ve beyninden sinyaller yayabilirsin.

Zikirde sayıyı artırman gerektiği sana salih rüyalarla malum edilir.

Akademi Dergisi takipçisi: – Sağolun abi Allah razı olsun

Mehmet Fahri Sertkaya: Okurken de ayet-i kerimelere elinle temas etmeden, kenardan tutarak okuyorsan, namaz abdesti olmadan okuyabilirsin. Hanım kardeşlerimiz de müsait değil hallerinde dinleyebilirler.

Evrad-ı Bahaiyye’yi ya da Evrad-ı Fethiyye’yi ilk defa okuyanlar ya da dinleyenler… Aşırı seviyede zorlanabilirler, darlanabilirler, iç sıkıntıları yaşayabilirler. Hemen kapatmak, durmak isteyebilirler.

Çünkü bu virdler, okuyan ya da dinleyen kişilerdeki cinleri hemen yakmaya, darbelemeye başlarlar. Cinler de o acıyla gayrete gelirler ve kişiye zihin kontrolü yaparak, enerji/sinyal göndererek onu içten içten aşırı seviyede daraltırlar.

Kişi buna tahammül edebilirse, ilerleyen saatlerde ya da cinlerin gücüne göre, en geç ilerleyen günlerde kesinlikle büyük bir rahatlama yaşar. Bu süreçte kişiye tesir eden her türlü büyü de çözülür.

Okuyan ya da dinleyen kişi, niyetini geniş tutarsa, kendisi haricinde başka kişilerin de rahatlamasını ya da saldırgan tarafların çarpılmasını, cezasını bulmasını niyetine alırsa, bu da mümkün olur.

Yine kişi bu virdleri bir de tevbe ve istiğfar niyetiyle okur ve dinlerse… Bu usule devam ettikçe günahlarının affına sebep olur. Bu da maddi ve manevi sıkıntıların üzerinden kalmasına sebep olur. Bir yandan da manevi/metafizik enerjisi hızla düzelir. Cinlere, büyülere, metafizikçilerin saldırılarına karşı manevi bünyesi çelik gibi sağlam olur.

Bu usule devam edenler, geçim sıkıntılarına da sağlık sorunlarına da insanlardan gördüğü eziyetlere, haksızlıklara da hep kolayca çare bulur. Allah onun sıkıntılardan çıkması için sebepler yaratır. Çünkü hadis-i şerifte de buyrulduğu gibi, hastalıklar, sıkıntılar hep günahlara keffaret olması içindir. Dünyada sıkıntısının çekilmesi ve ahirete kalmaması için bir rahmettir. Aksi halde ahirette azap çok çok daha elimdir.

Akademi Dergisi takipçisi: – Sa ,
Evradi şerife izinsiz okunabiliyorsa akla ilk gelen şey bu zamana kadar pis işlerini rahat yapmak ve carpilmamak için mi hep bu şekilde kisitladilar. Hatta musa dogruer demişti ki bize bir sohbette evradi şerife okuyabilmek için kalp ruh ve sirra rabita yapmak gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya: v.a.s.

Evet, tamamen öyle…

Musa Doğruer de kripto bir münafık pisliğin tekiydi.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kaçacak yer yok

Ad kavminin ne kadar dehşetli şekilde helak edildiğini bilen Semud kavmi, çok yüksek, günümüzden bile çok çok yüksek teknoloji ile dağları, kayaları evlere dönüştürmüşlerdi.

Kibirleri de arşa varmıştı. Çok ahlaksız, namussuz, işkenceci, satanist, ayinci, yalancı, zalim, hırsız, sömürgeci, katliamcı kişiler olmuşlardı. Salih peygamber defalarca sabır etti, nasihat etti, mühlet verdi ama nasiplenmediler. Sonunda Semud halkı da şiddetli şekilde helak edildi. Sonra Medyen halkı da öyle…

Çok uçuk seviyedeki teknolojileri ve taşlardan oyarak yaptıkları evleri onları koruyamadı.

Bu dünyada sayhadan, saikadan, kariadan kaçılabilecek hiçbir yer yok.

Yerin üstünde yaşayanlar da yerin altındaki uzaylı şehirlerinde yaşayanlar da kaçamazlar, kurtulamazlar. En gelişmiş UFO’lara binip uzaya kaçanlar bile bunlardan kaçamazlar.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Ne anladık şimdi?

“Cübbeli Hoca’nın Ölmüş Olarak Görüldüğü Rüyâda Yanında Bulunan Yazıda Neler Yazılıydı”

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=cx2e3-d0zYM

Yayın tarihi: Şu andan 6 saat önce, 2 Aralık 2022 Cuma

Ne anladık şimdi?

Anladık ki yeterince canı yanmamış. İçindeki uzaylıyı ayrı, dışındaki biyonik robotu ayrı çarpmak lazımmış ki tabir etmeyi bilemediği o rüya da bir yanıyla bunu haber vermiş.

Herife “Sahte hoca! Madem ki mütevatir hadisin inkarı ve ayakların kayması gibi büyük bir tehlike var, o halde Deccal hakkında tevatür seviyesindeki hadisi inkar eden o kişi ve görüşleri hakkında derhal reddiyeler/ikazlar yapmak için daha neyi bekliyorsun? Bak rüyasını da görmüşsün? İkaz etsene bunca müslümanı? Hemen birkaç satırla, birkaç paylaşımla ya da birkaç dakikalık kayıtla ikaz et, detaylara sonra da girersin? Sana mani olan nedir?” diye sorarlar…

Sorarlar da daha oraya gelene kadaaaarrrr… Oraya gelene kadar şu pislik herife daha neler neler soruluyor. Hangi birine cevap vermiş. Şimdi eski defterleri özetle tekrarlasak bile, günlerce yayın yapmak lazım. Öyle bir pislik bu herif…

Hani ben dış güçlerin maşasıydım? Hani ben vatan hainiydim? Hani benim hakkımda cemaatim davacı olmuştu da elinde güya bunun dilekçesini sallıyordu? Yedi sene olacak hala bu hususta bile gık diyemiyor. Ondan önce de yedi sene beklemişti bana çatmak için… Bir oldu bitti ile güya haklı çıkacak ve benim yolumu kesecek, cemaatimle beni çatışmaya sürükleyecekti. İki-üç gün arayla çektiği videolarda, nasıl bir yalancı, nasıl bir inkarcı, nasıl bir münafık, nasıl bir laf cambazı olduğunu da kalbinin korkudan gümlediğini de gözler önüne kendisi serdi. Daha dün denilecek tarihte bile, elinde dosyalarını tutan ve kendisine şantaj yapan Doğu Perinçek’e güzellemeler yapan rezil herif, bu gün bana reddiye mi yapabilecek?

Müteşabih ayetler bile varken, neden müteşabih hadisler olmasın? Bu husus bu güne kadar binlerce tekrarla vuzuha kavuşturulmamış mı? Haşa Allah’ın eli mi var ya da Allah gökte mi? Kim, ne hakla bizi hadisler konusunda ille de zahiri manasında kalmaya zorluyor? Alnında (gerçek manada) kafir yazan bir Deccal’a kim kanar, kim aldanır? Bir hadiste “Deccal Medineye giremez” deniyorken, diğer hadiste Deccal’ın Medineden nasıl bir süreçle çıkartılacağı anlatılıyorsa, kendini zahiri manada çakılı kalmak zorunda görenler, nasıl bir tehlikeli sonuca çıkarlar? Uzun mevzu, şimdilik kenarda dursun bunlar… Bunlar, gerçek müslümanlarla, gerçek alimlerle münazara edilir. Münakaşaya da izin verilmez, seviye de düşürülmez. Yalan, dolan, aldatma, laf cambazlığı, iftira, karalama, fitne mi… Öyle şeyler akıldan bile geçirilmez.

Herkesin rüyası da tabir edilmez. Rüya sahibinin salih ya da saliha bir kişi olduğuna, rüyasının da salih rüyalardan olduğuna baştan emin olmak lazım. Lakin, ondan da öncesinde rüya tabiri bilmek lazım.

Kişi salih ise, rüyası salih rüya ise, o halde söz konusu edilen rüyada, rüya sahibi kişi, başkasını temsilen kendini görüyor. İnsanların istisnasız tamamı, toplumu ilgilendiren konularda, kendilerini temsili olarak gördükleri rüyaları sık sık görürler.

Kendini, başka birini temsilen rüyasında gören rüya sahibi kişi, Cübbeliyi ölü gördüğüne göre… Kendini kimin yerine görüyorsa, işte o kişi çok hayırlı işler yapacak demektir. Çünkü “Rüyada ölünün dirilmesi ve konuşması, rüyayı gören kişinin, iş hayatının ve aile hayatının çok güzel gittiğine ve yüklü miktarda kazanç elde ettiğine ancak bu durumu çekemeyen insanların rüya sahibi hakkında dedikodu çıkardığına ve insanlar ile arasına fitne soktuğuna delalet eder.” Ben demiyorum, rüya tabiri ilmi böyle söylüyor… Cübbeli de farkında olmadan kendini ifşalamış oluyor. Kaç kere rüya tabiri yayını yaptım ve tekrarla ifade ederek anlaşılmasını sağladım ki rüyalarda görülen şeyler, hemen ilk akla gelen manalarına, zahiri manalarına yorulmazlar. Rüyalarda da teşbih var, temsil var, türlü yanları var. Rüyada ilmi reddiye yapmak da gerçek hayatta ilmi reddiyeler yapılacağı manasına gelmez, tabir edilmez. İşte rüyada ölüm görmek bile gerçek manasına değil, hiç ölen kişi dirilir ve konuşur mu? İstediği kadar bu rüyayı da zahiri manasına zorlasın, gerçek hayatta, şu rüyada görülen şeylerin birebir yaşanacağını değerlendirsin… Hiç öyle değil ve öyle olmadığı, yaşanacak süreçte bütün insanlık tarafından görülebilecek.

Bu rüya, önümüzdeki süreçte Cübbeli’nin hükmünü yitireceğine, iyice ifşa olacağına, şeytanlaşmış halinin (hiç kimse tarafından inkar edilemez kesinlikte meydana çıkacağına), devlet sisteminin ona müdahale ederek yargılayacağına, oyundan düşeceğine ve buna da Cübbeli’nin reddiye yaparmış görüntüsü altında saldıracağı, iftira edeceği bir kişinin sebep olacağına delalet ediyor. Dahası bu rüya, Cübbeli’nin dalalet ehli biri gibi göstermeye çabalayacağı kişinin, bu işin sonunda bütün halk tarafından büyük takdir göreceğine de delalet ediyor. Azıcık rüya taibiri bilen her kime sorulsa, bu rüyayı bu şekilde tabir eder. Bunun bile farkında değil…

Oyalansın dursun… Ne reddiye yapabiliyorsa da yapsın, laf cambazlığını bıraksın. Ben buradayım, içim dışım da bir. Onun gibi bir ileri, iki geri adım attığım hiç görülmemiştir. Adımı vermeden bile iki satır sözde reddiyesini yapamamış, çünkü konuya girince, kime karşı konuştuğu ve yine nasıl atıp savurduğu herkesçe görülecek… Belli ki dünkü yazımdan sonra ağır baskı, yönlendirme altında kalmış. Böyle böyle etrafını da oyalamaya çabalıyor.

“Şeyhim” dediği, “Efendi hazretleri” dediği kişi, gerçekte Türk de değildi, müslüman da değildi. Nerede kaldı ki veli bir zat olsun. Nerede kaldı ki mürşid-i kamil olsun. Jet Fadıl üzerinden vurulan vurgun paralarıyla, sözde sempozyumlarda oynanan oyunları/aldatmaları/münafıklıkları da yıllar önce anlatmıştım. O günden beri o hususları konuşmak, hatırlatmak bile istemiyorlar. “İşte bu hizmetler, Fadıl abimizin helal/temiz paralarıyla mümkün oluyor” diyebilecek kadar ipini kopartmıştı o vakitlerde de şu cübbesi çıkasıca lanet herif…

Haydi bakalım, kimin ne hüneri varsa ben de göreyim, bu millet de görsün, beni dünya genelinden hatta dünyadaki yeraltı uzaylı şehirlerinden takip eden bütün gerçek müslümanlar da görsünler. Hemen başlayalım…

Ve bakalım, Deccal konusunda sarsıcı hakikatlerin meydana çıkmasını asla istemeyen Cübbeli ve onun gibi Deccal’a bile isteye çalışan lanetliler mi haklılar, yoksa hakiki bir mürşid-i kamilin ve aynı zamanda mehdi olan zatın eteklerine tutunmuş olan, himmetleri altında olan mfs mi…

Deccal elindeki bütün sistemi, bütün gücü ve kadroları kullansa bile, bakalım Cübbeli Ahmet denilen münafığı ne kadar süre daha oyunda tutabilecek.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Ne kadar da dikkat çekici…

Dabbetü’l arz’ın ebced hesabı ile karşılığı 2020 imiş…

Hicri değil de miladi takvime göre 2020’ye mi denk geldi şimdi ve dikkate alabilir miyiz?

Dikkate alacaksak, miladi 2020 yılından beri… Yanında Musa’nın asası ve Süleyman’ın mührü dahi bulunan… Müslümanların yüzünü güldüren, şeytanlaşmış gayr-i müslimleri hayata küstüren, insan şeytanlarını yıkıp geçen… Bütün insanlığı aynı anda ayağa/isyana kaldırmaya oynayan… Namı hızla dünya genelini sarmaya başlayan bir kişi sahada/faaliyette olmalı…

Gel de çık şimdi bu işin içinden…

Cübbeli Ahmet’e mi sorsak. O, işine gelmediğinde kıvırmayı, kakara kikiri ile oyalayıp geçiştirmeyi çok iyi biliyor. Lakin son zamanlarda çarpılmaktan canı çok yanıyor. Belki can acısından ötürü biraz da olsa nefsi terbiye olmuştur, münafıklığı bırakıp da bu defa bu meselede gerçekleri anlatır… Belli mi olur, bozuk saat bile günde iki kere doğru vakti göstermiyor mu…

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

“Semûd kavminin öldürülüşü gibi…”

Vehhabiler de Semud kavmi gibi toptan öldürülecekler mi…

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) den işittim, şöyle diyordu:

Ali ibn Ebî Tâlib (r.a.) Yemen’den Rasûlullah (s.a.v.)’e karez/selem ağacı ile tabaklanmış bir deri içinde, henüz toprağından arıtılmamış altın cevheri göndermişti.

Ebû Saîd devamla dedi ki: Rasûlullah bu altın cevherini şu dört kişi arasında paylaştırdı: Uyeyne b. Bedr, Akra’ b. Habis, Zeydu’l-Hayl, dördüncüsü ya Alkame b. Ulâse yâhut da Âmir İbnu’t-Tufeyl idi.

Peygamberin sahâbîlerinden bir kişi: “Bu taksime biz bunlardan daha haklı idik” dedi. Bu söz Rasûlullaha erişince: «Siz bana güvenmiyor musunuz? Halbuki ben göktekinin eminiyim/güvendiği kişiyim! Sabah akşam bana gökyüzünün haberi geliyor!» buyurdu.

Râvî (rivayet eden kişi) dedi ki: Bunun üzerine iki gözü çökük, yanağının elmacıkları çıkık, alnı yüksek, gür sakallı, başı tıraşlı, izârını yukarı çekmiş bir kişi ayağa kalktı da “Yâ Rasûlallah! Allah’tan sakın/kork!” dedi. Rasûlullah ona: «Sana yazıklar olsun! Ben yeryüzündeki insanların Allah’tan sakınmaya en lâyık olanı değil miyim?» buyurdu.

Râvî dedi ki: Sonra o kişi arkasına dönüp gitti. Hâlid İbnu’l-Velîd: “Yâ Rasûlallah! Şunun boynunu vurmayayım mı?” dedi. Rasûlullah «Hayır, vurma! Bunun da ileride namaz kılan bir kişi olması umulur!» buyurdu. Bunun üzerine Hâlid: “Yâ Rasûlallah! Namaz kılanlardan nice kimseler vardır ki, onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler» dedi. Rasûlullah «Ben insanların kalplerini açmaya, karınlarını yarmaya memur değilim!» buyurdu.

Râvî dedi ki: Sonra Rasûlullah, o kişi dönüp giderken, arkasından ona bakıp: «Şüphesiz şunun soyundan öyle bir nesil türeyecektir ki, onlar (Vehhabiler) her zaman güzel sesle Allah ‘ın kitabını okuyacaklar. Fakat Kur’ân’ın tatlılığı onların boğazlarından ileriye geçmeyecektir. Onlar, okun avı (çabuk delip) çıktığı gibi dinden çıkacaklar!» buyurdu.

Zannediyorum ki Rasûlullah «Yemîn olsun, eğer ben onların zamanına yetişseydim, muhakkak onları Semûd kavminin öldürülüşü gibi (Salih peygamberin yaptığı gibi) toptan (çarparak) öldürürdüm.» buyurdu.

(Hadis-i şerif, Muttefekun Aleyh)

Kalkan gibi…

İbn-i Mace’de geçen hadis-i şerifte şöyle buyruldu: “Deccal, doğuda Horasan denilen bir bölgeden çıkar. Yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavim ona tabi olur.”

Ye’cüc ve Me’cüc kavimlerinden bahsedilen sahih hadislerde de onların bazılarının derilerinin kalkan gibi, zırh gibi olduğu açıkça ifade edilmiş. Bu gibi gerçekleri yıllardır izahlar yaparak da anlatıyorum. Çok sayıda dini mesned/dayanak, delil bir araya getirildiğinde… Öncü deccallerin değil, ahir zamanda hz. Mehdi ile hz. İsa’nın beraberce öldürecekleri asıl/gerçek Deccal’ın uzaylı insan türlerinden birinin mensubu olduğu ve çok çok yüksek bilim ve teknoloji kullandığı anlaşılıyor. Yine dini deliller, hz. İsa ile hz. Mehdi’nin, Deccalı ve adamlarını, nefesleriyle yani metafizik kabiliyetleriyle uzaktan öldüreceklerini anlatıyor.

Şunca şey vuzuha/açığa çıktıktan sonra, hala Deccal’ın uzaylı bir İslam hatta insanlık düşmanı kişi olduğuna kanaat etmeyenlere, ben daha başka bir şey anlatmam, susarım. Zira o şahsın dürüst olmadığına, samimiyetle davranmadığına, gerçekleri çok iyi kavradığı, anladığı halde, bile bile inkar ettiğine, dünyalık menfaatinin peşinden koştuğuna kanaat ederim.

Asıl Deccal’ın uzaylı olduğuna şüphe yok ama hangi uzaylı türden? Asıl Deccal, reptilian da denilen yeşiller arasından çıkmış olabilir mi?

Yeşillerin asıl hallerinin/görünüşlerinin çok itici olmadığını hatta sempatik/sevimli bir görünüşleri olduğunu ama kendilerini daha savaşçı, daha dayanıklı yapmak maksadıyla kendi genlerine/kodlarına müdahale ettiklerini ve şimdilerde reptilian denilen çok çirkin hala büründüklerini, yıllar önce de yazmıştım. Günümüzde de dünyamızda genetiği bozulmamış yeşillerden mevcut ama reptilian/sürüngen denilenlerde de çok yüksek sayıda var. Hatta genetikle oynaya oynaya türetilmiş daha acayip şekilli insan türleri de var. Bunlardan “üç yumruk” dediğimiz ve boyları çok çok kısa olan türü ise yıllardır konu ediyoruz.

Üç yumruklar da büyük çoğunlukla Deccal’ın sistemine tabi olan bir insan türü… Dünyadaki biyonik robotların içinde bu insan türü çok sık olarak kullanılmaya devam ediliyor.

Yakın zamanda söz konusu biyonik robotların büyük gruplar halinde, topluca bozulacakları… Dünyanın çok farklı noktalarında dünya insanı rolü oynuyorlarken bir anda devrelerinin kapanacağı ve diz kapakları üzerine çöküp yerlere serilecekleri de dini delillerden anlaşılabiliyor. Bu da yaşandığında Deccal çok daha büyük nispette güç ve hakimiyet kaybetmiş olacak. Buna da hz. İsa ile hz. Mehdi beraberce sebep olacaklar. Tabut-u Sekine de Musa’nın asası da Süleyman’ın mührü de diğer mukaddes emanetler de hatta Hüdhüd kuşu bile bu ikilinin yardımcısı olacaklar.

Hz. Süleyman zamanındaki meşhur Hüdhüd kuşu bile bir biyonik robottu. Tek değildi, kuşların suretlerinde yapılmış biyonik robotlar ordusu vardı. O kadar ileri seviyede yapılmış araçlardı ki bunlar, görünüş olarak normal kuşlardan ayırt edilemezlerdi. Lakin… Enerji silahlarıyla, ışın silahlarıyla, metafizik sinyal yayan kısımlarıyla ve daha başka başka silahlarla ağır saldırılar yapabilir, düşman unsurlara ağır kayıplar yaşatabilirlerdi.

Kablosuz iletişimi dinleme, aynı dinlenen çok yüksek sayıdaki görüşmeyi anında ayırt etme, anlama ve buna göre yapay zekasıyla karar verme hususiyetlerine/teknolojisine sahipti bu kuşlar.

Gerçek kuşların ve hayvanların hatta bitkilerin dilini, her devirdeki peygamberler ve evliya zaten bilir. Bu, çok çok nadir görülen bir şey değildir. Süleyman peygamber aslında “kuşların” yani yapay zekalı biyonik robot olan kuşların dilini bilirdi. Onları bizzat kendisi kodlar, yapay zekalarını yazar ve programlardı. Hazret-i Zülkarneyn’den kısa bir süre sonra yaşayan ve peygamberlik vazifesi yapan, dünyayı tek bir devlet halinde yöneten Hazret-i Süleyman zamanında, şu dünyamız mümkün olabilen en yüksek bilim ve teknoloji seviyesine yükselmişti. Bunu da on yıldan fazladır anlatıyorum.

O zamanda Hüdhüd, diğer biyonik robot kuşlardan çok daha özel/gelişmiş bir teknolojiye ve yapay zekaya sahipti. Onu bir Süleyman peygamber, bir de Tabut-u Sekine kontrol edebilirdi. Hazret-i Süleyman, Hüdhüd’ün başka birilerinin eline geçmesinden ve kodlarının çözülmesinden/kırılmasından, kendi aleyhine kullanılmasından çok endişe ederdi. Hüdhüd kuşu, havada uçarken sadece iletişimi dinlemekle ve ayırt ederek Süleyman peygambere raporlar vermekle kalmaz, o çevredeki yeraltı uzaylı şehirlerini de tespit eder, oraları da dinlerdi. İsterse yeraltındaki su kaynaklarını, maden kaynaklarını da kolayca tespit edebilir, bunlar hakkında detaylıca raporlar verebilirdi.

Üzerine geçen binlerce sene sonra… Ebrehe isimli azılı İslam düşmanı kişi, ordusuyla beraber Kabe’yi yıkmaya teşebbüs ettiğinde… Onu ve ordusunu, üstlerinden attıkları küçücük kızgın taşlarla delip geçen ve Ebabil kuşları olarak bildiğimiz kuşlar da Hüdhüd ve emrindeki biyonik robot kuş orduları olabilir mi?

Bu dünya sahipsiz değil. Bu dünya müslümanların, İslam ve insanlık düşmanlarının değil… Birkaç tane uzaylı insan türünün de değil. İmtihan dünyası olduğu için, Allah adil olduğu için, çalışıp gayret edenler gayr-i müslimler de olsalar onlara zaferi verdiği için, bu dünyanın genelinde birkaç bin senedir zulüm, küfür ve Deccal sistemi hakim… Birkaç asırdır ise dünyanın tamamında Deccal sistemi hakim…

Şimdi ise müslüman dünya insanları çok çalıştılar, çok mücadele ettiler, çok taktik oynadılar, ağır bedeller ödediler ve bu günlere geldiler. Allah adil ve bu defa zaferi müslümanlara yaşatacak.

Bundan sonra hiç kimse, Deccal’ın ve İblis’in uydurduğu saçma sapan insanlık tarihi anlatımını ayakta tutamayacak. Herkes, türlü türlü sırları, hakikatleri duya duya sarsılacak. Bu süreçte İstanbul merkezli yeni dünya düzeni iyice şekillenecek, köklenecek ve kuvvetlenecek.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Deccal İstanbul’da duramayacak

İstanbul’un ilk ve tek fethi yani gerçek fethi, manevi usullerle yani metafizik tekniklerle olacak.

İstanbul’da tarihi yarımadanın altını ve üstünü, ayrıca boğaz içi denilen bölgenin altını ve üstünü, dünyalı ve uzaylı ve hatta cinlerden ve hatta biyonik robot olan adamlarıyla beraber mesken tutmuş olan, merkez yapmış olan o gerçek/asıl Deccal, orada tutunamayacak.

Buhari ve Müslim’de geçen bir hadis-i şerifte, peygamberimiz hz. Muhammed Mustafa (sav) “Medine, körüğün, demirin pasını çıkardığı gibi, Deccalı çıkarır” buyurdu.

Buhari, Müslim ve Tirmizi gibi kaynaklarda geçen meşhur bir başka hadisinde ise “Deccal, Mekke ve Medine’ye giremez.” buyurdu.

Bir kişi, giremediği, duramadığı, hükmetmediği bir yerden nasıl çıkartılabilir? Bu, olamayacak, yaşanamayacak bir şeydir.

Medine, şehir manasına gelir. Pek çok hadis-i şerifte “medine” denildiğinde İstanbul şehrinin kastedildiği hatta Kudüs denildiğinde de İstanbul şehrinin kastedildiği, tartışmasız kesinlikle anlaşılabildiği gibi… “Medine, körüğün, demirin pasını çıkardığı gibi, Deccalı çıkarır” hadis-i şerifinde de İstanbul şehrinin kastedildiği anlaşılabiliyor.

Geçmiş yayınlarımı düzenli olarak takip edenler zaten şuraya kadar her şeyi anlamış oldular. Mehdi, öylesine şiddetli, tazyikli/basınçlı ve kesintisiz şekilde metafizik saldırılar yapacak ki Deccal ve emrindeki uzaylı, dünyalı ya da cin kişiler, tarihi yarımada ve boğaz içi bölgesinde duramayacaklar hatta İstanbul şehrinde duramayacaklar.

Süreç ilerledikçe, sadece bedenleri hastalanmakla ya da ölmekle kalmayacak, yer altındaki gizli uzaylı şehirleri de cismani/maddi zararlar görecek hatta yer yer çökecek. Oralarda kullanılan yüksek teknolojili araçlar, cihazlar, robotlar da iş görmez olacaklar. Bu şekilde hz. Mehdi, İstanbul’u manen/metafizikle fethedecek.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi