Etiket arşivi: Yeşiller ve Griler

Kalkan gibi…

İbn-i Mace’de geçen hadis-i şerifte şöyle buyruldu: “Deccal, doğuda Horasan denilen bir bölgeden çıkar. Yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavim ona tabi olur.”

Ye’cüc ve Me’cüc kavimlerinden bahsedilen sahih hadislerde de onların bazılarının derilerinin kalkan gibi, zırh gibi olduğu açıkça ifade edilmiş. Bu gibi gerçekleri yıllardır izahlar yaparak da anlatıyorum. Çok sayıda dini mesned/dayanak, delil bir araya getirildiğinde… Öncü deccallerin değil, ahir zamanda hz. Mehdi ile hz. İsa’nın beraberce öldürecekleri asıl/gerçek Deccal’ın uzaylı insan türlerinden birinin mensubu olduğu ve çok çok yüksek bilim ve teknoloji kullandığı anlaşılıyor. Yine dini deliller, hz. İsa ile hz. Mehdi’nin, Deccalı ve adamlarını, nefesleriyle yani metafizik kabiliyetleriyle uzaktan öldüreceklerini anlatıyor.

Şunca şey vuzuha/açığa çıktıktan sonra, hala Deccal’ın uzaylı bir İslam hatta insanlık düşmanı kişi olduğuna kanaat etmeyenlere, ben daha başka bir şey anlatmam, susarım. Zira o şahsın dürüst olmadığına, samimiyetle davranmadığına, gerçekleri çok iyi kavradığı, anladığı halde, bile bile inkar ettiğine, dünyalık menfaatinin peşinden koştuğuna kanaat ederim.

Asıl Deccal’ın uzaylı olduğuna şüphe yok ama hangi uzaylı türden? Asıl Deccal, reptilian da denilen yeşiller arasından çıkmış olabilir mi?

Yeşillerin asıl hallerinin/görünüşlerinin çok itici olmadığını hatta sempatik/sevimli bir görünüşleri olduğunu ama kendilerini daha savaşçı, daha dayanıklı yapmak maksadıyla kendi genlerine/kodlarına müdahale ettiklerini ve şimdilerde reptilian denilen çok çirkin hala büründüklerini, yıllar önce de yazmıştım. Günümüzde de dünyamızda genetiği bozulmamış yeşillerden mevcut ama reptilian/sürüngen denilenlerde de çok yüksek sayıda var. Hatta genetikle oynaya oynaya türetilmiş daha acayip şekilli insan türleri de var. Bunlardan “üç yumruk” dediğimiz ve boyları çok çok kısa olan türü ise yıllardır konu ediyoruz.

Üç yumruklar da büyük çoğunlukla Deccal’ın sistemine tabi olan bir insan türü… Dünyadaki biyonik robotların içinde bu insan türü çok sık olarak kullanılmaya devam ediliyor.

Yakın zamanda söz konusu biyonik robotların büyük gruplar halinde, topluca bozulacakları… Dünyanın çok farklı noktalarında dünya insanı rolü oynuyorlarken bir anda devrelerinin kapanacağı ve diz kapakları üzerine çöküp yerlere serilecekleri de dini delillerden anlaşılabiliyor. Bu da yaşandığında Deccal çok daha büyük nispette güç ve hakimiyet kaybetmiş olacak. Buna da hz. İsa ile hz. Mehdi beraberce sebep olacaklar. Tabut-u Sekine de Musa’nın asası da Süleyman’ın mührü de diğer mukaddes emanetler de hatta Hüdhüd kuşu bile bu ikilinin yardımcısı olacaklar.

Hz. Süleyman zamanındaki meşhur Hüdhüd kuşu bile bir biyonik robottu. Tek değildi, kuşların suretlerinde yapılmış biyonik robotlar ordusu vardı. O kadar ileri seviyede yapılmış araçlardı ki bunlar, görünüş olarak normal kuşlardan ayırt edilemezlerdi. Lakin… Enerji silahlarıyla, ışın silahlarıyla, metafizik sinyal yayan kısımlarıyla ve daha başka başka silahlarla ağır saldırılar yapabilir, düşman unsurlara ağır kayıplar yaşatabilirlerdi.

Kablosuz iletişimi dinleme, aynı dinlenen çok yüksek sayıdaki görüşmeyi anında ayırt etme, anlama ve buna göre yapay zekasıyla karar verme hususiyetlerine/teknolojisine sahipti bu kuşlar.

Gerçek kuşların ve hayvanların hatta bitkilerin dilini, her devirdeki peygamberler ve evliya zaten bilir. Bu, çok çok nadir görülen bir şey değildir. Süleyman peygamber aslında “kuşların” yani yapay zekalı biyonik robot olan kuşların dilini bilirdi. Onları bizzat kendisi kodlar, yapay zekalarını yazar ve programlardı. Hazret-i Zülkarneyn’den kısa bir süre sonra yaşayan ve peygamberlik vazifesi yapan, dünyayı tek bir devlet halinde yöneten Hazret-i Süleyman zamanında, şu dünyamız mümkün olabilen en yüksek bilim ve teknoloji seviyesine yükselmişti. Bunu da on yıldan fazladır anlatıyorum.

O zamanda Hüdhüd, diğer biyonik robot kuşlardan çok daha özel/gelişmiş bir teknolojiye ve yapay zekaya sahipti. Onu bir Süleyman peygamber, bir de Tabut-u Sekine kontrol edebilirdi. Hazret-i Süleyman, Hüdhüd’ün başka birilerinin eline geçmesinden ve kodlarının çözülmesinden/kırılmasından, kendi aleyhine kullanılmasından çok endişe ederdi. Hüdhüd kuşu, havada uçarken sadece iletişimi dinlemekle ve ayırt ederek Süleyman peygambere raporlar vermekle kalmaz, o çevredeki yeraltı uzaylı şehirlerini de tespit eder, oraları da dinlerdi. İsterse yeraltındaki su kaynaklarını, maden kaynaklarını da kolayca tespit edebilir, bunlar hakkında detaylıca raporlar verebilirdi.

Üzerine geçen binlerce sene sonra… Ebrehe isimli azılı İslam düşmanı kişi, ordusuyla beraber Kabe’yi yıkmaya teşebbüs ettiğinde… Onu ve ordusunu, üstlerinden attıkları küçücük kızgın taşlarla delip geçen ve Ebabil kuşları olarak bildiğimiz kuşlar da Hüdhüd ve emrindeki biyonik robot kuş orduları olabilir mi?

Bu dünya sahipsiz değil. Bu dünya müslümanların, İslam ve insanlık düşmanlarının değil… Birkaç tane uzaylı insan türünün de değil. İmtihan dünyası olduğu için, Allah adil olduğu için, çalışıp gayret edenler gayr-i müslimler de olsalar onlara zaferi verdiği için, bu dünyanın genelinde birkaç bin senedir zulüm, küfür ve Deccal sistemi hakim… Birkaç asırdır ise dünyanın tamamında Deccal sistemi hakim…

Şimdi ise müslüman dünya insanları çok çalıştılar, çok mücadele ettiler, çok taktik oynadılar, ağır bedeller ödediler ve bu günlere geldiler. Allah adil ve bu defa zaferi müslümanlara yaşatacak.

Bundan sonra hiç kimse, Deccal’ın ve İblis’in uydurduğu saçma sapan insanlık tarihi anlatımını ayakta tutamayacak. Herkes, türlü türlü sırları, hakikatleri duya duya sarsılacak. Bu süreçte İstanbul merkezli yeni dünya düzeni iyice şekillenecek, köklenecek ve kuvvetlenecek.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

“Müthiş bir gösteriydi”

Gece gece canım sıkıldı. Metafizik çatışmaların da hiç tadı kalmadı. Sahada çatışma gücüne sahip düşman unsur kalmadı. Öyle ki Hindistan’ın ve Çin’in büyücüleri, medyumları ve bunlara çalışan cin kabileleri dahi günlerdir, gecelerdir eridiler, yıkıldılar. Oysa onlar son ümitleriydi. Dünyanın dört bir tarafından tek tük kalan metafizikçiler, varlık göstermeye çalışıyorlar. Sahayı boş göstermemeye çalışıyorlar. Onların da işi bana kalmıyor, ekibim hallediyor, gerekli karşılıkları veriyor. Karşımızda dünya genelinde tesis edilen bir seferberlik daha sonuç alamadı. Bundan sonra almalarına ihtimal de kalmadı. 

Ben de zaten her sahada her işimi çoktan ayarladım, hazırladım ve gece gece uğraşacak iş de bulamadım da tuttum bir film senaryosu yazdım. Çalakalem, dakikalar içinde yazdım geçtim ama senaryonun içinde neler neler var. Devletler, hükumetler, ordular, entrikalar, uzaylılar, aksiyon, yüksek bilim ve teknoloji, casuslar, robotlar, masonlar, patlamalar, bombalamalar, hainler, kin, nefret, intikam, satanizm ve dahası… 

Böyle bir senaryoyu özetle yazmak çok zor iş ama denedim, oldu gibi…

Kaba hatlarıyla senaryo şöyle: 

Bir biyonik robot olan, yeşillere çalışan ABD başkanı Biden, yine bir biyonik robot olup da yeşillere çalışan Rusya başkanı Putin’le danışıklı dövüşür. Günler boyunca peş peşe dikkat çekici açıklamalar yaparken, gün gelir “O Putin artık iktidarda kalamaz” şeklinde açıklamalar da yapar ve sonraki günlerde de arkasını getirir. Dünya bu açıklamalara çok şaşırır. Arkasından daha ne gelecek diye bakarlar, beyin fırtınaları yaparlar, ihtimal hesapları yaparlar ama çok yaklaşsalar da asıl gerçeğe, sahada aslında neler döndüğü bilgisine ulaşamazlar. 

Biden’ın “Yeni dünya düzeni kuruluyor. Hepimiz tek bir kralın emrine girmek zorunda kalabiliriz. Ortak düşmanımız olan o şahsa ve teşkilatına karşı birlikte hareket etmeliyiz.” şeklindeki açıklamasından ve perde arkasında hükumetlere/liderlere yaptığı tehditlerden kısa süre sonra, Biden’ın öncülüğünde devletler arası bir askeri organizasyon harekete geçer ve Rusya’yı baskı altına alır. Kara ve hava çatışmalarından ziyade deniz savaşlarını tercih ederler. Türkiye’nin boğazlarından donanmalarını da geçirirler. Bu kısımda Türkiye’deki masonlar da etkili olurlar. Ruslar buna çok kızmış rolü oynarlar. Dünya insanlığını çok sarsan karşılıklı restleşmeler, kurulan onca ağır cümleler herkesi şaşırtır. “Üçüncü dünya savaşı mı çıkıyor” tartışmaları, dünyanın dört bir yanındaki devletlerdeki TV kanallarında saatlerce yapılır ve izlenir. Gazetelerde ve haber sitelerinde toplamda yüz binlerce köşe yazısı yazılır. 

Sonunda ABD ve Rusya donanmaları Karadeniz’de karşı karşıya gelir. Karşılıklı top atışları yapılır. Numaradan birkaç ABD gemisi batırılır, birkaç asker kaybı yaşanır. Saha şartları ayarlanır. Aynı anlarda, bu danışıklı dövüşün oyuncuları arasında Türkiye’den yetkililer de olur. 

Bir biyonik robot olan Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar da rolünü oynar. Ruslar, ABD’nin ve ABD öncüğünde hareket eden ülkelerin kendilerine bu zararları vermesinde Türkiye’nin mühim bir rol oynadığını ve bunun kabul edilemez olduğunu en sert şekilde açıklarlar. Hulusi ve çetesi ise Rusların damarlarına basan açıklamalar yaparlar. 

Bu yetmezmiş gibi ABD donanmasına ait birkaç askeri gemi Türkiye’nin Karadeniz kıyılarına yanaşmak, sığınmak zorunda kalır. Türkiye’nin gayr-i meşru hükumeti bu sığınmaya da izin verir. Dikkat çekicidir ki bu gemiler Türkiye’de batı Karadeniz kıyılarına yanaşırlar. Sonra Rusya ABD’ye ve Türkiye’ye karşı aşırı sinirlenmiş rolü oynar. Önce, o güne kadar danışıklı dövüşler sergileyerek milyonla sivil insanı organ ve fuhuş mafyalarına sürükledikleri Ukrayna’ya çok sayıda füzeler atarlar.

Sonra hatlar daha da gerilir. Yavuz ve Midilli gemileriyle geçmişte sergilenen danışıklı dövüşün çok benzeri bir kez daha sergilenmeye devam eder. Rusların “Yakarız, yıkarız, vururuz” seviyesine gelen restlerine, açıklamalarına karşı, Biden da “Yakamazsınız, vuramazsınız, yıkamazsınız” tarzında kışkırtmalar yapar. Yine bir biyonik robot olup da içinde yeşil uzaylı bulunan ABD Savunma Bakanı Austin de o anlarda Biden’ı destekleyen, Rusları kışkırtan, Türkiye’yi ateş hattına atan açıklamaları üst üste yapar. Yine biyonik robotlar olan Putin, Şoygu, Lavrov, Peskov, Zaharova, Macron, Scholz, Stoltenberg, Ursula, Elon Musk, Bill Gates gibi kişiler de yangına körükle koşarlar. Herkes rolünü kusursuz oynar ve bu sayede planlarının son kısmına gelirler. Planın buraya kadar olan kısmı, son kısmının görünür sebeplerini/mazeretlerini oluşturmaya dönüktür ama son kısmı gerçekten de küçük bir kıyamet kopartmaya dönüktür.

Dünya insanlığı danışıklı dövüşü seyrederken, neler olacağını bilemezken, Batı Karadeniz taraflarına uzun menzilli Rus füzeleri atılır. Görünürde bu füzeler Batı Karadeniz açıklarındaki ABD ve müttefiki ülkelerin deniz unsurlarını hedef almakta, Türkiye açıkça vurulmamaktadır. Lakin bu da bir oyundur. Rusya ile danışıklı dövüşen ABD hükumeti/yetkilileri, o anlarda bir nükleer denizaltıyı o bölgede bulundurur. Nükleer denizaltının kasten vurulması sağlanır.

Söz konusu nükleer denizaltının patlamasından kısa süre sonra, patlama neticesinde oluşan yüksek basınç rüzgarı ve yakıcı sıcaklık, İstanbul’un ve Sakarya’nın Karadeniz kıyılarından içeriye doğru girer ve Tüpraş İzmit tesisi dahil olmak üzere bölgedeki pek çok tehlikeli tesisi, depoyu, boru hatlarını infilak ettirir. Çok ilginç ve daha önce kimsenin aklından geçmeyecek şeyler de yaşanır. Nasıl oluyorsa eş zamanlı olarak bölgede deprem de olur. Tüpraş’ın patlamasıyla birlikte İzmit körfezinden başlayan peş peşe patlamalar Gebze, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe hattı boyunca devam eder. O anlarda Büyük ada başta olmak üzere civar adalarda da patlamalar olur. Felaket bu safhaya gelmeden önce bile yüzbinlerce sivil insan çok feci şekillerde can verir. Aralarında ne kadarının bebek, çocuk, kadın ve hamile kadın olduğunu kesin şekilde bilmek asla mümkün olmayacaktır. 

Dünyada çok sayıda TV kanalı, yayınlarını keserek son dakika gelişmesi halinde bu yaşanan facianın haberini verir. Dünyanın dört bir tarafındaki biyonik robotların en üst yöneticilerinden biri olan İngiliz Kraliçesi rolündeki biyonik robot, adamlarına “Müthiş bir gösteriydi” der. 

Seyirciler filmin hazin bir sonla bitmesine kendilerini şartlandırmışken, filmin sahneleri devam ettikçe üst üste sarsılırlar ve şaşırırlar. Bütün bunların yapılacağını önceden bilen, Türkiye merkezli ve devletler arası bir teşkilat meydana çıkar. Öylesine dahiyane bir planla, o kadar cesurca ve organize şekilde hareket ederler ki danışıklı dövüşen tarafları, kısacık sürede kazdıkları kuyulara düşürürler. Yaptıkları müdahalelerle dünyanın önde gelen onlarca ülkesinde peş peşe halklar ayaklanır, iktidarlar yıkılır, liderler devrilir, darbeler olur, yargılamalar olur. İdam cezaları alanların sayısı kısa sürede içinde bile on binleri bulur. 

Dünya insanlığı büyük bir nefretle mason, yahudi ve biyonik robot avına çıkar. Bunların kontrolündeki milletler arası teşkilatlar hemen feshedilirler. Türkiye’de yaşanan facianın hemen ardından ABD’de Biden-Kamala çetesinin devrilmesi, onun hemen ardından Rusya’da Putin çetesinin devrilmesi ise izleyiciyi şok eder ama o anlarda ya da film bittiği anda hiç kimse “Yok, o kadar da olmaz. Bu mantık dışıydı. Bu sahneler gerçekçilikten uzaktı” diyemezler. Filmin bu kısımları da izleyiciyi ayrıca ve üst üste sarsmaya devam eder.

Birkaç yıl içinde dünya düzeni tamamen değişmiş ve dev bir devrim gerçekleşmiş olur. Yeni dünya düzeni kurulur. Dünyanın yeni merkezi, yeni lideri Türkiye olur.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Son şanslarını kullanıyorlar

Yakında Türkiye’deki biyonik robot sayısı ABD’deki, Avrupadaki ve Çin’deki biyonik robot sayısını bile geçer. Uzaylı taraflar çok aciz kaldılar. Dünyanın siyasi, askeri, mali, dini dengelerini her geçen gün hızla ellerinden kaçırıyorlar. Tamamen çökmemek ve mağlup olmamak için son şanslarını kullanıyorlar. Bu maksatla, Türkiye başta olmak üzere, bu güne kadar yoğun alaka göstermedikleri pek çok ülkede, çok yüksek sayıda kişilerin yerlerine biyonik robotlarla geçtiler. Hala daha durmaksızın böyle yapıyorlar. Zaman zaman, bu güne kadar açıklamadığım bazı kişilerin aslında biyonik robotlar olduklarını açıklayacağım ve çok yüksek sayıda insan şaşıracak. Bunun neticesi olarak ayrıca çok yüksek sayıda teşkilat/örgüt, cemaat, tarikat, terör örgütü, organize suç örgütü ve sözde siyasi parti de dağılacak. 

Bunlardan ilkini de bu yazının sonunda duyurmuş olayım. Cübbeli Ahmet Hoca diye de bilinen, o çok meşhur münafık ve dolandırıcı Ahmet Mahmut Ünlü, bir süredir bir biyonik robot. Onun da yerine geçtiler. Şu sıralarda biyonik robotun içinde İngiltere merkezli grilere çalışan bir üç yumruk uzaylı var. Son zamanlarda Doğu Perinçek’e güzellemeler yapıp durması da sebepsiz değil. Doğu Perinçek’in de biyonik robot yapıldığını da içinde İngiltere merkezli grilere çalışan uzaylının bulunduğunu çoktan yazmıştım.

Hiç tartışmaya da gerek yok. Bizim dünyamızdaki teknolojiyle de laboratuvarlarda gerçek insan derisi, gerçek insan kası, gerçek insan saçı, gerçek insan kanı, gerçek insan kemiği, gerçek insan iç organı mükemmel ayarlarda üretilebiliyor. Yapay zeka teknolojisi de aklımızı döndürüyor. Bizden 20-30 bin sene ileri teknolojiye sahip uzaylılar, gerçek insan gibi görünen robotlar mı yapamayacaklar? On binlerce senedir yapıyorlar. 

Ayrıca, hiç de zor şey değil biyonik robotları tespit etmek. Biyonik robotlar gelişmiş  teknolojik aletlerle tespit edilebilir, arıza yapması ve ele geçmesi de sağlanabilir. Buna herkes imkan bulamaz ama etrafınızda ileri seviyede tecrübeli bir metafizikçi varsa, ona sorsanız, sadece bir iki dakika içinde size hakikati söyleyebilir. Evet, evet… Günümüzde Türkiye’de de varlıkları bilinen, sosyal ağlarda bile yüz binlerce kişinin takip ettiği o medyumların bir kısmı, biyonik robotları medyumluk kabiliyetleri ile görebilirler, size söyleyebilirler. Hatta biyonik robotun içindeki uzaylıyla metafizik tekniklerle uzaktan uzağa bile konuşabilirler. Telepati yapabilirler. Bu, öyle uçuk kaçık bir şey değil. Dünyada bunu yapabilen milyonla insan var. Dünyadaki psikiyatrların arasında bile böyle psişik kabiliyetlere sahip insanlardan çok var. Dünyada bunun eğitimini veren merkezler de var. Bunun varlığını kesinlikle ve ciddiyetle kabul eden ve üzerinde çalışan üniversiteler de var. Metafizik kabiliyetlere inanmayan ve kullanmayan gizli servis ise hiç yok. Afrika kabilelerinde bile metafizik kabiliyetli insanlar var, gizlemezler, karşısına geçin ve sorun, size anlatsınlar. Lakin onların arasında bile biyonik robotlar var. Afrika kabilelerinin büyücülük gücü, uzaylı taraflara çok lazım oluyor. 

Ve bu güne kadar metafizik sahada yaşananlara dair yüzden fazla yazı yazdığı halde yalanlanamamış bir MFS var. Cinlerle çatışmalar olsun, medyumlarla çatışmalar olsun, büyücüleri ya da muhtelif insan şeytanlarını metafizikle çarpıp öldürmeler olsun, hepsini dünyanın dört bir yanından milyonla metafizikçi biliyorlar. Gizli servisler zaten takip etmek zorundalar ve çok geniş çerçevede takip ederek biliyorlar. 

Hatta CB yardımcısı biyonik robot Fuat Oktay’ı canlı yayında çarpmıştık. Bozuk plak gibi takılıp, bedeni kilitlenip acayip bir hal yaşamıştı. Bilerek beklemiş ve sosyal medyadaki medyumların konuya dair benden önce yorumlar yapmalarını gözlemiştim. Sonra Fuat Oktay’ın metafizik saldırıya maruz kaldığını açıkça yazan sosyal medya medyumlarının paylaşımlarının ekran görüntülerini de paylaşmıştım. İşte Türkiye’de de bunlardan çok var, bu gibi medyum insanlara sorun, dürüst karakterli iseler, size kimlerin biyonik robot olduklarını bu kişiler de söyleyebilirler. 

Yani bunlar deli saçması denilerek geçilecek şeyler değil ve insanlık tarihi boyunca var olan, bilinen şeyler. Biyonik robotlar ise bizim dünyamızda binlerce senedir varlar. Ye’cüc ve Me’cüc yani yeşiller ve griler… Şu anda dünyamızda en çok da bu iki uzaylı kavmin dünya insanları suretinde imal ettiği biyonik robotlar var. Ye’cüc ve Me’cüc’ün artıkları binlerce senedir gizlice ve yeraltındaki dev üslerinde dünyamızda yaşıyorlar. Kaf dağı, onların dünyamızdan kaçıp gitmelerine mani oluyor. Daha önceki yazılarıma denk gelmeyip de ilk defa bu yazıma denk gelenler, bu konularda yıllardır neler neler yazdığıma baksınlar. 

Hakikatin üç safhası vardır;

1- Araştırılmadan, soruşturulmadan dalga geçilir

2- Dikkate alınır olur, araştırılır, soruşturulur

3- Ne kadar sarsıcı da olsa kabul edilir ve hakikatin karşısında durulamaz olur

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hormonlu büyütülmenin acı sonu

Ankebut Ağına bağlı konseyler ve ülkeler tarafından, en çok da yeşiller tarafından hormonla, kısa sürede ve dengesiz/sağlıksız şekilde büyütülen Çin, sert bir kayaya çarpmasından sonra, içinin ne kadar kof olduğunun, bir işe yaramaz olduğunun, bünyesinin hastalıklı olduğunun, tedaviye cevap vermeyeceğinin iyice gözler önüne çıktığı bir süreci yaşıyor.

Çin’in bundan sonra neler yaşayacağına, parçalanıp parçalanmayacağına, varlıkta kalıp kalamayacağına ya da yok olacaksa sonunun nasıl ve ne zaman olacağına Ankebut Ağı değil, çarptığı o sert kaya karar verecek…

Çünkü çok çok yakın zamanda ABD merkezli bir Ankebut Ağı kalmayacak. Çin merkezli yeni bir Ankebut Ağı ise hiçbir zaman örülemeyecek. Dünyanın başına bela olan, yakında son darbeleri de vuracağım ve büyük bir gürültüyle çökecek olan ABD merkezli Ankebut Ağının yerine, kimler Çin merkezli yeni bir Ankebut Ağı kurmak isterse, kimler bu projeye kenarından köşesinden bile destek verirse, kendi sonlarını hazırlamış olacaklar. Çin merkezli yeni bir Ankebut Ağı örülmesini önlemek için çok çok fazla sayıda müdahaleler yapabilirim. Çok sayıda tarafa ağır yıkımlar yaşatabilirim. Yerin altını da üstünü de yönlendirebilirim. Ne yeşilleri tanırım, ne grileri, ne de başka uzaylı türleri… Yerin üstünde de gerekirse üçüncü dünya savaşını bile çok kısa sürede çıkartırım ama bu hedeflerine varmalarına asla izin vermem. 

Başta Türk ve İslam diyarları olmak üzere, dünyanın dört bir yanındaki mazlum milletlerin menfaatine olacak dengeler kuracağım. Dünyanın doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde, hatta Çin’de ve İsrail’de, insan kalmış, medenice yaşamak isteyen hiç kimseye düşman değilim, hiç kimseye kastetmiş değilim ve hepsinin iyiliği için de bu mücadeleyi veriyorum. Bu, sadece bir Müslüman Türkün mücadelesi ya da Türk/İslam aleminin mücadelesi değil. Bu, bu dünya insanlığının iyiliği için verilen bir mücadele… Başta Avrupa’daki ve ABD’deki medeni insan toplulukları olmak üzere, dünyanın dört bir yanındaki medeni insan toplulukları, dünyanın nereye, nasıl felaketlere sürüklenmek istendiğini görmek ve buna karşı mücadele etmek zorundalar. ABD’nin başındaki Biden-Kamala ve çetesi, Çin’in başındaki Şi ve çetesi ile danışıklı dövüşüyorlar. Bazı Avrupa devletleri ile Çin ve Rusya da danışıklı dövüşüyorlar. AB ve NATO gibi teşkilatlarda dünya insanlığının değil, biyonik robotlar üzerinden uzaylı türlerin hükmü geçiyor ve bu teşkilatlar da danışıklı dövüşlere dahil ediliyor. Ortada büyük bir sahne var ama dünya insanlığı bu sahnedeki biyonik robotlardan yüz binlerce kat daha büyük… Artık bu danışıklı dövüşleri, oynanan bu tiyatroları yıkıp bozup geçmenin vakti gelmedi mi?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İşte bunlar tamamen algı oyunları

Ismarlama bir haberle karşı karşıyasınız ve haber metnindeki iddialar doğru da değil. Bu iddiaların ve ısmarlama haberin arkasında da uzaylılar var. “Kutup bölgelerinde tabiatın yeniden canlanması hiç mümkün değildir.” diyemiyorlar ama işte böyle üst başlıklarla algı oyunları yapıyorlar. Kutup bölgelerine bakış açısı değişirse, dünyada gizlice yaşayan uzaylılar çok büyük sorunlar yaşayacaklar. Yaptığım yayınlardan sonra aralarında panik hakim ve bir şeyler yapmak, bir şekilde karşılık vermek istiyorlar. Bu da onlardan biri…

Kendi aralarında “Birçok çalışmamız var oralarda ve mfs yine ayağımızın altındaki halıyı çekecek. Buna kayıtsız kalamayız. Bir şeyler yapmalıyız” diye konuşa konuşa bir çıkış yolu aradılar. Yeşiller de Griler de aynı haldeler ama dediğim gibi, bu dünya bizim. Yerin altı da üstü de kutupları da her yeri de her karşısı da bizim.

O kutuplar küçücük bir hale gelene kadar eritilecek. Buzlardan arındırılmış devasa sahalar yeşillendirilecek, yeniden tabiat canlandırılacak ve buna uzaylı unsurlar mani olamayacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ne kadar çok paniklediler

Ne kadar çok paniklediler

Gece yazdığım Nazca çizgilerine ve gerçek dünya tarihine dair yazı, zaten bu sahada yıllardır yazdığım onlarca yazımın üstüne artık tamamlayıcı bir yazı gibi oldu.

Dünya üzerindeki etkili ve yetkili kişiler arasında hemen ilk saat içerisinde büyük bir mevzu oldu. Herkes birbirine farklı lisanlara çevrilmiş hallerini gönderdi. Çok yüksek bir haberleşme trafiği de oldu, görüşmeler yapıldı ve hala yapılıyor.

Dünya üzerindeki müesses nizamın, satanistlerin kurulu sisteminin en büyük taşıyıcı kolonuna da devasa bir bomba koyup patlatmış ve yıkmış bulundum. Bundan sonra satanistler, yahudiler, masonlar, tapınakçılar, evrimciler, sözde bilim adamları, bir bütün olarak Ankebut Ağı, fikir, bilim ve eğitim sahasında da tuzla buz olacak.

Pek çok farklı dinin, tarikatın, cemaatin, ülkenin/milletin ve kültürün mensupları arasında şaşırıp kabullenenler de inanmak istemeyip ısrarla ret edenler de oldu, olacak. Ancak konuşmalardan anlaşılıyor ve akıl, mantık da bunu söylüyor ki kabullenemeseler de çok kısa sürede şu müesses nizam yıkılacak, bunun farkındalar, inatla ret etmenin fayda vermeyeceğinin de herkes farkında… Artık hiç kimse dünya tarihine bu güne kadar olduğu gibi bakmayacak. Dürüst karakterli hiç kimse evrim teorisi safsatasına dönüp bakmayacak ve bunların kitaplarını, belgesellerini ve programlarını izlemeyecek. Bunların okullarda ders kitaplarında bulunmasına da izin vermeyecek.

Bu gidişatın çok yakında bu neticeyi vereceğini gören, bu son yazımla birlikte buna emin olan ve ümitsiz de olsalar her şeye rağmen sabaha kadar uyuyamayıp hemen bir şeyler yapmak isteyen kişiler de çok oldu. Bunların başını da yine Yahudi/Satanist kişiler çektiler.

Türkiye’de de gizli Yahudi Youtuberlara hemen talimatlar verildi. Gizli Yahudi Barış Özcan bu gecenin sabahında “Nazca çizgilerinin sırrı” başlığı ile kuru gürültü bir video paylaştı.

Herkes izlesin, bu video, bu gizli Yahudi ve art niyetli Barış Özcan’ın gerçek yüzünün kısa sürede görülmesinde büyük paya sahip olacak. Çünkü video büyük panikle, dersini çalışmadan, art niyetle, çok sayıda açıklar verilerek ve aceleyle hazırlanmış

https://www.youtube.com/watch?v=4AgrxE11hG0

Satanist Barış Özcan’dan zaten başka bir şey beklenmezdi

İblis’e insan kurban edilen satanist ayinlerine de katılan gizli Yahudi Barış Özcan’ın hazırladığı bu videoda, dördüncü dakikada, şu gördüğünüz görüntü paylaşılmış.

Nazca’da görülen çizgilerin bir benzerinin Kentucy’de, 7 Ağustos 1982 tarihinde, altı kişi tarafından, sadece sopalar ve ipler kullanılarak çizildiği iddia edilmiş. Zaten bakarsanız internette, onlarca farklı lisanda bu iddia hep yazılmış. Lakin iddia edilenler doğru değil, bu hususta da gerçekleri bilenler var ki bu çizimi de dünyadaki uzaylılar çizdiler. O altı kişinin arasında biyonik robotlar vardı, gayet de yüksek teknoloji kullandılar ve o çizim de havadan çizildi.

CIA’ya bağlı olduğunu bildiği Yahudi kişilerden sürekli talimatlar alarak videolar hazırlayan ve on binlerce çok zeki ve bilgili Müslüman Türk Youtuber sansürlenirken CIA’nın Youtube’nda haksız şekilde markalaştırılan Barış Özcan, isterse yanına beş normal insan alsın, biraz da sopalar ve ipler alsın, 350 metreyi bulan Nazca çizimlerinden birini Türkiye’de istediği yerde çizsin. Ben yanlarına, onları gözetleyecek ve hile yapıp yapmadıklarını fark edecek onlarca kişiyi gönderir ve her safhasında video kayıtları aldırırım. Yapabilecekse kendisi bunu yapsın ve biz de sadece ip ve sopa ile yapılabildiğine kani olalım.

Bu hususta zorlanırsa, bu videosuna sponsor olan KAFT’ın kabalacı, büyücü, ayinci ve sadist ekibinden de yardım alabilir. Hatta KAFT’ın bünyesindeki hatta sözde eğitim verdiği bütün Yahudi, Satanist kişileri de yanına alsın, iddia ediyorum ki yine bu şekilleri bu isabetle ve bu büyüklükte çizemezler.

Eskisi gibi değil… Bu oyunu dünya genelinde bitirdik. Bu satanistlerin/yahudilerin her şeyini içlerinden, en derininden biliyoruz. Hepsini tanıyoruz, bütün inanç esaslarını, bakış açılarını, oyunlarını, ihanetlerini, teşkilatlarını ve tarih boyunca da insanlığa ve milletimize neler yaptıklarını da biliyoruz.

Bu yazıyı okuyan herhangi bir kişi, Barış’la gerçek bir görüşme ya da internet üzerinden bir sesli görüşme yapmamızı sağlayabilir. Ben buna şu anda da hazırım ve 10 dakika bile karşımda kale alınır cümleler kuramayacağını, CIA tarafından şişirilmiş bir piyon gizli Yahudi olduğunun tamamen meydana çıkacağını garanti ederim.

Merak edenler çoktur

Çok yıllar önce bu hususa dair paylaşımlar yapmıştım ama şimdi tekrar etmekte fayda var. Ben ömründe bir tek Erich Von Daniken kitabı bile okumadım. O en meşhur kitabı olan Tanrıların Arabası’nı da okumadım. Önsözünü ya da özetini de okumadım. Bir tane bile Daniken makalesi okumadım. Bir tane bile Daniken belgeseli izlemedim. Başka bir belgeselin bir iki dakikasında onun da görüşü sorulmuştu, o kadarını izlediğimi hatırlarım.

Erich henüz beş yaşlarında iken Türkiye’de, İstanbul’da Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, hem geçmişte yüksek bilim ve teknoloji çağları yaşandığını, hem de uzaylıların varlığını anlatıyordu. Bunları açıkça da anlatıyordu. Bu konulara dair giriş seviyesindeki bilgileri camilerde cemaate vaz ederken de anlatıyordu.

Yıllar önceki söz konusu paylaşımlarımda bu hususa temas etmiştim. Bizim cemaatimizin samimi ve gayretli mensupları bu hususları 1940’lardan beri biliyorlar. Hatta benim bu güne kadar anlattıklarım devede kulak misali, azıcık bilgi kırıntıları. Daha neler neler biliyoruz.

Bu mevzulara girilince sözü hemen Daniken’e götürüp onun üzerinden konuyu sulandırmak da ayrıca bir art niyet. Şu sayfalarda, kanallarda, bundan 7-8 sene önce bile, uzaylıların binlerce sene önce dünyamızda bulunduklarına, dünyada pek çok eser bıraktıklarına dair onlarca somut delil paylaştım. Dürüst olan hiçbir insan bunları görmezden gelemez ve tartışma hemen biter. Hem uzaylıların varlığı, hem binlerce sene önce de dünyamızda oldukları hem de dünyanın dört bir yanında izler ve eserler bıraktıkları en somut şekliyle ispatlı…

O halde Barış’ın ve benzerlerinin derdi nedir? Asıl endişeleri nedir? Daha dün bile Meksika hükumetinin bulduğu tabletleri gösteren videoyu bilmem kaçıncı tekrarla paylaştım. Bu Barış Özcan gibilerin şifası yok. Çünkü gerçekleri bilmiyor değiller. Görmüyor değiller. Uzaylıları getirip karşılarında konuştursanız bile inkar etmek zorundalar. Zaten en başından beri gerçek olduğunu bile bile inkar ediyorlar.

Şu kısmının tartışması gerekiyor: Bunlar bu gerçekleri kabul edince dünyada ne gibi değişmeler olacak, neler yaşanacak ve bunlar neler kaybedecekler.

Mehmer Fahri Sertkaya

Müsilaja sebep olan araçlar

Marmara denizinde ve Ege denizinde, suyun altında, toprak zeminde, müsilaja sebep olması için konulmuş araçlar var. Bunlar uzaylılar tarafından çok çok ileri teknoloji ile üretilmiş ve oralara konulmuş araçlar olsalar da bizim dünyamızın teknolojisi ile de bu denizleri taramak, bu araçları bulmak ve imha etmek mümkün.

Ayrıca şu lazer silahlarını artık temin edip en iyi şekilde kullanmaya başlamalıyız. Yoksa yazık olacak Türkiye’ye…

Dünyalarından kaçtılar, dünyamıza bela oldular

Bundan çok yaklaşık yüz milyon yıl önce, başka bir dünyanın insanları çok büyük bir harp yaşadılar. Bu harpte çok perişan oldular ve çok yüksek sayıda can kaybı yaşandı. Canını kurtarabilenlerden bir grup, çok sayıda uzay aracı ile dünyamıza geldi.

Öncelikle güney Amerika’da yerleştiler. Arkalarından takip edilmek ve saldırıya uğramak endişesi yaşadılar. O zaman dünyamızda bir Adem ile Havva ve bunların evlatları/nesilleri yoktu. Yani dünyada o gelenlerden başka insan yoktu. Böyle olsa da yeraltında yaşamaya karar verdiler. Çünkü bir gün peşlerinden gelineceğine ve saldırıya uğrayacaklarına emin gibiydiler.

Bizden kısa boyluydular, gri renkli derileri vardı. Bilim ve teknolojide uçuk seviyeye gelmişlerdi. Din, namus ve ahlakta ise o nispette gerilemiş, dibe vurmuşlardı. Kural tanımaz, merhamet etmez, utanmaz, sürekli birilerine ya da bir yerlere zarar vermezlerse uyuyamaz hale gelmişlerdi. Adeta kötülükle beslenir, gıdalanır olmuşlardı.

Sığındıkları dünyamızda, daha çok Peru, Bolivya, Şili, Arjantin taraflarında ikamet ettiler. Yer üstünde çok az sayıda bina inşa ettiler. Yerin kilometrelerce altında ise çok geniş yeraltı şehirleri tesis ettiler. Gelirken yanlarında kendi dünyalarından bazı hayvanlar, bitkiler, toprak numuneleri ve sular ve teknolojik cihazlar da getirdiler.

Dünyamıza kurulduklarından bir süre sonra, dünyamızı, üzerindeki hayatı çok ileri teknoloji ile incelediler. Daha sonrasında ise niyetlerini bozdular ve hiç yapmamaları gereken işlere giriştiler.

Kendi dünyalarından getirdikleri hayvan ve bitki türlerinin bizim dünyamızın tabiatına uyum sağlayıp sağlamayacağına bakarak işe giriştiler. Onları tabiata tam olarak salmadan önce bazı yerleri çitlerle çevirdiler ve onları oralara salarak gözetlediler.

Sonra dünyamızın tabiatına uyum sağlayabilenleri tabiata saldılar. Uyum sağlayamayacaklarını düşündükleri hayvanların ise genleriyle oynadılar. Bir zaman geldiğinde bu işte daha da ileri gittiler ve bizim dünyamızın hayvanlarıyla, kendi dünyalarından getirdikleri hayvanların genetik kodlarını birleştirmeye başladılar. Melez hayvan türleri türettiler. Bunları da hemen tabiata salmadılar da etrafı çevrilmiş geniş alanlara bırakarak gözetlediler, incelediler.

Dünyamızdaki hayvan ve bitki türlerini de sınıflandırdılar. Her sınıftaki hayvanları detaylıca incelediler. Bunların hepsinin genetik kodlarını elde ettiler. Sonra Peru Nazca merkezli kurdukları o muazzam tesiste yüzyıllar boyunca hayvanların ve bitkilerin genleriyle oynadılar. Çok ileri seviyede genetik mühendisliği yaptılar.

Uçan daireleri bol miktarda vardı ve bu tesisi havadan da gözetliyor, inceliyorlardı. Çok geniş ormanlık arazide, havadan gözetleme yaparken, hangi hayvan türü için ayrılmış sahanın üzerinde bulunduklarını karıştırdıklarından ötürü, bir süre sonra her sahaya o hayvanın resimlerini çizdiler. Yukarıdan net görülebilmesi için hayvan çizimlerini yüzlerce metre büyüklüğünde ve kusursuz bir şekilde çizdiler.

Toprağa çizdikleri bu şekilleri, uçan daireleriyle çok kolayca ve toprağın kimyasını bozarak, atomlarını yakarak yaptılar. Böylelikle uçan araçlarıyla havadayken, yüzlerce hayvan sınıfından hangisinin testlerinin yapıldığı arazinin üzerinde olduklarını hemen anladılar.

Resimde gördüğünüz sahaya da maymun şekli çizdiler. O zamanlar dünyamızda bu görülen şekle benzeyen üç beş maymun türü vardı. Maymunlar öyle fazlaca insana benzemezlerdi. İşte bu gelen kuralsızlar, başka bir dünyadan cennet misali olan dünyamıza gelen bu başka insan türü, maymunlar üzerinde de çok oynadı.

Yaptıkları genetik mühendisliği çalışmaları sırasında maymunlarla kuş türlerinin, maymunlarla aslanların, maymunlarla mümkün olabilen her türlü hayvanın kodlarını birleştirdiler. Bu denemelerde suni rahimler de kullandılar. Yani taşıyıcı anne bir hayvana bile ihtiyaç duymadılar. iyi netice elde edilmediği hemen görüldüğünde, türettikleri o yeni türleri hemen itlaf ettiler. İlk bakışta sorunsuz görünen hayvanlar türetebildiklerinde ise etrafı çitlerle çevrili geniş sahalara yayarak bir süre incelediler. Bu süreçte bir zaman geldiğinde maymunlara kendi insan genlerinden bile eklediler. O zamanlar orangutanlar da yoktu, bu kadar geniş maymun çeşitleri de yoktu, maymun insanların bu derece benzerliği de yoktu.

Sadece maymun türleri türetmek için çok çalışmadılar. Akıl almaz hayvan türleri türetmek için de çok çalıştılar, çabaladılar.

Bir zaman geldiğinde dünyamızın yırtıcı kuşlarıyla, yırtıcı sürüngenlerinin kodlarını da birleştirmeye başladılar. İşte dünyamıza ve kendilerinden sonra milyonlarca sene boyunca dünyamıza gelecek ve dünyamızda yaşayacak olan dünya insanlarına, en büyük kötülüklerden birini de bu şekilde yaptılar.

Bu kısımda çılgınca sonuçlar aldılar. Kuş denilse değil, yırtıcı sürüngen denilse değil, acayip bir canlı türünü, dinozorları türettiler. Hatta çeşit çeşit farklı kod birleştirmeleri yaparak, çeşit çeşit dinozor türleri de türettiler. Zaten bir süre sonra dinozor çeşitleri de kendi aralarında çiftleşerek ayrıca yeni dinozor türlerinin türemesine sebep oldular. Üzerine tahminen 30-40 milyon yıl geçene ve soyları tamamen kurutulana kadar, bu dinozorlar hep insanlığın başına bela oldular. Çok canlar yaktılar. Tabiata da çok zararlar verdiler. Kendileri de gün yüzü görmediler, rahat etmediler.

Tıpkı timsahlar gibi…

Daha önce yazmıştım. Deniz iguanalarından, ahtapotlara ve timsahlara kadar pek çok hayvan türünün gerçek hikayesi, hiç de zan ettiğimiz gibi değil…

Gelirken yanlarında getirdikleri hayvan türlerinden biri de timsahtı. Lakin onların kendi gezegenlerinden alıp getirdikleri timsahlar, aslında nispeten çok daha uysal, daha az yırtıcı hayvanlardı. Getirdikleri timsahın sonra burada genleriyle oynadılar. Daha vahşi, yırtıcı, zararlı bir hayvana dönüştürdüler. Derilerinin kalınlığını ve doku yapısını bile değiştirdiler.

O günden beri de ne timsahlar rahat ettiler, huzurlu yaşadılar, ne de insanlar ve hayvanlar… O günden beri sayısız dünya insanı bu kasten vahşileştirilmiş timsahlar nedeniyle can verdiler ya da ağır aralandılar hatta uzuvları koptu ve bu hala devam ediyor. O günden beri kilometrelerce yol giderken yol üstünde su bulan hayvan sürüleri, suya korka korka yanaşır oldular. Çünkü timsahlar hep buralarda pusular kurdular, kuruyorlar. Daha da önce de dediğim gibi, timsahlar bu dünyanın tabiatına hiçbir fayda sağlamadılar ve aksine olarak hep zararlı oldular. Şimdi yok olsalar, hem kendileri, hem hayvanat, hem insanlık kurtulmuş olur.

Bu genetik mühendisliği işinde o kadar sınır tanımaz tavırlar sergilediler ki bir süre sonra kendileri üzerinde de ileri seviyede denemeler yaptılar.

Dünyada kuvvetli, bazı yönleri değişik ve faydalı gördükleri hayvanların genlerini kopyalayarak kendi türleri üzerinde denediler. Bir anne ve baba uzaylıya ihtiyaç bile duymadan, suni rahimlerde kendi türlerinin doğmasını zaten sağlayabiliyorlardı. Bunun üzerine söz konusu hayvan kodlarını da eklediler ve neticelerini gözetleyip incelediler. Kendi türlerini bile değiştirmeye, bozmaya kalktılar. Bir süre sonra kanlarının rengi yeşile döndü. Ciltlerinde ise artık grinin haricinde yeşile çalan kısımlar da görülür oldu. Bu denemelere de yüzlerce sene devam ettiler.

Dünyayı her geçen gün daha çok bozuyor, darbeliyorlardı ki saldırıya uğradılar.

Şükür ki bunların düşmanı olan başka bir uzaylı insan türü bunların izini buldu. Hiç beklemeden çok ağır bir saldırı yaptılar. Nükleer bomba teknolojisinden çok çok daha ileri silahlarını, bunların üzerlerine üst üste attılar. Bu insanlıktan çıkmış uzaylı insan türü, nihayet belasını buldu. Aralarından çok çok azı sağ kaldı. Diğerleri cehennemi dünyada yaşarcasına dehşetli saldırılar altında feci şekillerde can verdiler. Saldırı ihtimalini hep göz önünde bulundurarak sığınaklar ve ihtiyaç duyulacak araçlar, cihazlar hep hazırda bekletiliyordu. Buralara sığınarak kaçanları bir avuçtular ama iki farklı gezegene giderek insan şeytanlığı yapmaya oralarda devam ettiler. Bize de çok yaklaşık yüz milyon yıldır bunların şeytanlıklarının sıkıntılarını çekmek kaldı ve hala çekiyoruz.

Peru, Şili, Bolivya ve Arjantin’de bir kısım toprak, bu saldırıda tamamen yanarak çölleşti. Yeraltı üslerinin tamamına yakını imha edildi.

Bu konularda çok daha fazla şeyler yazacağım, anlatacağım.

O zaman o büyük saldırı yaşandığında, Nazca ve çevresinde pek çok yer aniden yandı. İnsanlar, binalar, ağaçlar, hayvanat ve hatta toprak yandı.

Hemen çölleşme olduğu için Nazca çizgileri denilen bu çizgiler, bu izler milyonlarca senedir kaldılar, yok olmadılar. Çünkü güneş hep kuru tuttu, yağış almadı ve öylece kalakaldı.

Aslında oraya sadece çizgi çizmediler. Toprağı lazer benzeri bir teknikle yaktılar, çizgiler boyunca kanal açtılar ama o çizgilerin/kanalların içine bu gün hologram dediğimiz teknolojiye benzer bir teknoloji de yerleştirdiler. Bu kanallardan yukarı doğru lazer ya da hologram diyebileceğimiz ışıklı görüntü verildi. Gökte bile bu hayvanatların şekilleri görülüyor ve bu şekillerin altına düşen kısımda bu tür hayvanların toplandığı, incelendiği hemen anlaşılabiliyordu.

Bu çölleşme bu güne kadar kaldı.

Milyonlarca yıl geçti ama bölge yeşermedi, yeşermiyor. Dünyanın en sıcak ve en kurak çölü de bu bölgedeki Atacama çölü…

Şili, Peru, Arjantin ve Bolivya sınırları içinde yer alan bu koca çöl, bilim adamlarına sorarsınız, Büyük okyanusun yakın kısmındaki soğuk su akıntısı nedeniyle hep çöl olarak kalmış. Su soğuk olunca güneş oralarda okyanus suyunu buharlaştırmamış ve bu da göğe suyun/nemin yükselmemesine sebep olmuş, neticesi olarak da oralar hiç yağmur yağmayan yerler olarak kalmışlar.

Okyanusa bu derece sıfır/yakın bir arazinin/çölün, milyonlarca yıldır hiç yeşermemesi, izah edilebilir şey değildir. Bunun izahı için Humboldt Akıntısı denilen bu soğuk akıntı sebep gösterilir.

Sarsıcı bir gerçek de şudur ki Humboldt Akıntısı denilen şey de suni yollarla ve uzaylılar tarafından sağlanmış bir akıntıdır.

Söz konusu yerlerin hep çöl olarak kalmasını uzaylılar istediler ve istiyorlar. Çünkü milyonlarca yıldır dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, bu bölgede yeraltında da uzaylı tesisleri var. Bölgedeki çok geniş çölleşmiş arazilerin altında, çok geniş yeraltı şehirleri günümüzde de var.

Bunu, oralarda daha rahat yaşayabilmek, geceleri ve gündüzleri uçan dairelerle ya da başka araçlarla yeryüzüne ya da gökyüzüne çıktılarında nispeten daha rahat olabilmek için de yapıyorlar ama bir sebebi daha var. Kızgın kumlar güneşin yakıcı ışınları sayesinde aşırı derecede ısınıp ısıyı daha alt tabakalara geçiriyorlar. Bu alt tabaka kısmında ısıyı, elektrik enerjisine çeviren sistemler var. Yani yerin kilometrelerce altındaki gizli şehirlerin, üslerin sarf ettiği enerjinin bir kısmı bu çölleşmiş sahada oluşan ısı sayesinde elde ediliyor. Bu teknoloji, bizim güneş panelli elektrik üretme teknolojimizden çok çok ileri bir teknoloji…

Söz konusu dehşetli saldırı sırasında, buna karşılık vermeye de çalıştılar. Zaten kuzey Amerika’ya da az çok tesisler kurmuşlardı ve oralara da yayılmışlardı. Saldırı gelince, söz konusu yakıcı bombalardan kuzey Amerika’ya da atıldı.

ABD’deki Nevada Çölü de bu saldırıdan nasibini alıp çölleşen bir arazi. Bu saldırılarda düz zeminli araziler hemen yanıp kavrulup kuru toprak oldular ama dağlık, engebeli yerler de saldıraya maruz kalınca, adeta içten kavruldular. Aslında atılan bu yakıcı bombalar, yerin çok altındaki üsleri, şehirleri de yakması için atıldılar. Tesir güçleri çok fazlaydı. Böyle olunca, yerin üstündeki tepeliklerin ve dağların da sadece yüzeyini değil, iç kısımlarına kadar her yerlerini yaktılar. Dağlar içindeki kayalık kısımlar bile bu saldırıdan nasiplerini aldılar. Onların bile fiziki şekilleri değişti.

Böylelikle Nevada Çölünde ve daha başka çöllerde görülen o tuhaf yanık, kurak, tepelik/kayalık sahalar oluştu.

Bazı bölgelere atılan yakıcı bombaların şiddeti ise nispeten düşüktü. Oralara çok kuvvetli bombalar atmaya gerek görmediler. Hal böyle olunca da oralarda bir süre sonra yeniden yeşermeler oldu. Hiç değilse kısmi yeşermeler oldu. Bir de bombaların atıldığı yerden daha uzak çemberde olan yerlerde, nispeten daha az sıcaklık oluştu, daha az yanmalar oldu ve bu da kısmi çölleşmelere sebep oldu.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Merkel çok sık ve büyük arızalar yapıyor

Dünyanın her yerinde biyonik robotlar dalga dalga bozuluyor. Mehmet Haberal suretinde imal edilmiş robotun içindeki uzaylı bile son bir ayda iki kere değiştirildi.

Putin suretinde imal edilmiş robot ve içindeki yeşil uzaylı cayır cayır yandıktan sonra yeni robotun içine uzaylılar nöbetleşe giriyorlar.

Merkel suretinde imal edilmiş robot için de aynı şeyler geçerli. Merkel’in bazı sorunlar yaşayıp bunları gizlediği fark edilmeye başladı. Merkel’in içindeki uzaylı, mümkün olduğunca Merkel suretindeki biyonik robottan çıkarak duruyor.

Dediğim gibi, uzaylı insan türlerinin, biyonik robotlarla aramıza sızıp dünyanın her meselesine yön verme devri bitiyor. Bu devri bitiriyoruz.

Yeraltı üslerinde bile duramaz oldular. Neler yaşadıklarını saatlerce sesli anlatmak gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Tedbir alınmazsa çok daha fazlası patlayacak.

Exploding Activity With Lava – Natural Phenomenon – Illustration

2021 yılında şu ana kadar,

İtalya’da bulunan Etna,
Japonya’da bulunan Sakurajima,
Endonezya’da bulunan Merapi
ve yine Endonezya’da bulunan Sinabung yanardağları patladı.

Bunlar aslında patlamadılar, patlatıldılar. Yeşillerin, Grilerin ve benzeri dünyaya/insanlığa düşman uzaylı türlerin ellerindeki teknolojiler, uyuyan yanardağları da hiç zorlanmadan faal hale getirebiliyorlar.

Her şeyin başında bütün devletler çok gelişmiş lazer silahları temin etmeliler. Bu lazer silahlarını uçan dairelere (UFO) karşı kullanmalılar. Dünyamızda, yanardağların içine hiç sorun yaşamadan giren uçan daireler defalarca görüntülendiler ve çok tartışıldılar. UFO’ların yanardağların içine girerek yanardağları faal hale getirmesi önlenmeli ama ayrıca çok yüksekten hatta zaman zaman uzaydan yanardağlara doğru gönderilen ışınları ve manyetik alanları kırıp geri gönderecek sistemler de kullanılmalı.

https://ok.ru/video/2547937318289

Mehmet Fahri Sertkaya

Korona virüsü kim üretti?

Herkes tartışıyor, “Laboratuvar ürünü olan Covid-19’u ABD mi üretti yoksa Çin mi üretti.” diye…

Aslında ikisi de üretti. Daha önce de bu konuda birkaç satır yazmıştım. Bu virüs önceleri ABD’de üretilmeye başlandı ve sonra Çin’de Vuhan’daki o meşhur laboratuvara götürülüp oradan yayıldı. Hatta daha önce yine yazmıştım, aynı anlarda İspanya’dan da yaydılar.

Bunları yapanlar ABD ve Çin devletlerinin resmi kimlikli adamları olabilirler ama oyun içinde oyunlar vardı, var.

Yeşiller, hem ABD içindeki hem de Çin devleti içindeki adamlarını bu işte kullandılar. Hem de daha başka devletlerdeki adamlarını da daha az oranda olsa da kullandılar. Covid-19, bu güne kadar dünyamızda yayılmış yüzlerce bazı başka virüsler gibi uzaylılar tarafından üretildi, programlandı. Bu defa fark şu ki çok kapsamlı ve büyük ve uzun süreli bir plan yapıldı.

Yeşiller, bütün dünya insanlığına düşmanlar ve toplu bir yok oluş istiyorlar. Dünya insanlığı, gezegenine kıymet vermemiş, sahip çıkmamış, korumamış ve hor kullanmış ve bunun neticesi olarak da küresel ısınma yaşanmış, hayvan türleri yok olmuş, iklimler bozulmuş, kutuplarda buzullar erimiş, tabii felaketler hakim olmuş ve dünyada hayat sona ermiş gibi görünsün istiyorlar. Bunun için dünyada güçlerinin yettiği her şeyi düzenleyip yönlendirirken, bir yandan da sık sık virüsler yayıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ege uzaylılara ait gizli yeraltı üssü var!

Ege denizin altında, toprağın/zeminin onlarca kilometre altında bir gizli yeraltı üssü var.

Bu üs, bir şehir kadar büyük bir üs ve başka dünyaların insanları tarafından tesis edildi ve kullanılıyor.

Akademi Dergisi’nin son yıllarda başka dünyaların insanlarının dünyamızdaki hedeflerine dair yaptığı yayınlara denk gelmemiş bir okuyucu, bu yazıda buradan sonra yazacaklarımı okuyunca sarsılacaktır ama eskiden beri takipçi olanlar kolayca anlayacaklardır.

Yeşillerin, Grilerin ve daha başka uzaylı türlerin, dünyamızın dört bir yanında çok sayıda gizli yeraltı üssü var. Türkiye’nin pekçok ilinin altında da bu gizli yeraltı uzaylı üslerinden var. Bunların arasında Yeşillerin ve Grilerin ittifak halinde tesis edip kullandığı çok sayıda üs de var. Türkiye’nin altında bulunan ve Yeşillerin-Grilerin ittifakıyla kullanılan bu üslerin hepsinde de yüksek miktarda suya ihtiyaç var.

Hem içilebilir temiz suya ihtiyaç var hem de ondan çok daha fazla miktarda kullanma suyuna ihtiyaç var.

Bu koca üslerin hepsinin de ihtiyaç duyduğu kullanma sularını, yeraltı su kaynaklarından elde edebilmesi ise mümkün değil. Bu nedenle, Ege denizinin altında, bütün bu üsleri besleyen/destekleyen bir ana üs var. Söz konusu bu yeraltı üssü, deniz suyunu toprağın altına hızlıca çekerek, doğusunda, batısında, kuzeyinde ve güneyinde kalan bağlantılı bütün yeraltı üslerine su pompalıyor.

Deniz suyu, böyle yeraltı üslerinde pek çok maksatla kullanılıyor. Söz konusu yeraltı üslerini yıllardır anlatıyorum. Bu üsler, içine girilince, sanki yeryüzünde bulunuluyormuş gibi hissettiren yerler. Çünkü, bizden on binlerce sene ileri bilim ve teknoloji sayesinde yapılan bu üslerde, ayak basılan zemin ile, tepelerindeki tavan arasında da onlarca kilometre mesefe var. Gelişmiş teknojiler ile buralarda suni yağış, suni rüzgar, suni güneş/aydınlatma, suni göller oluşturulmuş. Bu üslerin içinde havada uçan daireler uçabiliyorken, karada ziraat da yapılıyor. Aynı zamanda yüksek bilim ve teknoloji ile üretilmiş araçlarla ve cihazlarla teçhiz edilmiş bir hayat yaşanıyor.

Bu kadar gelişmiş sistemlere de sürekli olarak ve bol miktarda su gerekiyor. Buraların ısısı ve nemi ayarlanırken de bol miktarda kullanma suyuna ihtiyaç duyuluyor. Söz konusu üsler zaten istendiğinde tuzlu suyu kısa sürede tuzdan arındırabiliyor.

Bu üslerin ihtiyaç duyduğu suyu üslere aktarmak için, Türkiye’nin etrafındaki denizlerden her zaman deniz suyu çekiliyor. Lakin kış aylarında daha çok suya ihtiyaç duydukları için, çok daha fazla miktarda deniz suyu yeraltına kısa sürede çekiliyor. Böyle anlarda da bazı illerimizin sahillerinde ani deniz suyu çekilmesi hadiseleri görülüyor

Mehmet Fahri Sertkaya