Etiket arşivi: Mehmet Haberal

Başka türlü çözülemez

Genetik kod sorunları çözülmedikten sonra, Kuştepe’nin ve TR’deki benzeri yerlerin sorunları asla çözülemez. İhtiyacın fazlasıyla para olsa da devlet destekleri olsa da teknolojik imkanlar olsa da eğitici personel ve tıp personelleri olsa da sorunlar asla çözülemez. Hırsızlık, arsızlık, fuhuş, kirlilik, hastalık, kavga, cahillik ortadan kaldırılamaz.

Devletin yapması gereken ilk iş, aklın ve ilmin gereği olarak, hukukun ve tıbbın gereği olarak, bu insanları derhal kısırlaştırmak… Bu insanlara, bundan daha merhametli bir müdahale yapmak, mümkün değil…

Böylelikle bu insanların çocukları/nesilleri olmayacak, böyle çileler çekmeyecekler ve kimseye de çok büyük çileler çektirmeyecekler.

Bunun yapılabilmesi için de ilk iş, içimizdeki Ermenistan’ın çökertilmesi… Kendilerine Ermeni denilen, köklerinin Çingene olduğunu bilen kesimler, Çingeneleri toplumda “Aslında sorunsuz, neşeli, geçimli insanlar” gibi kabullendirme ve onları hukuk dışı şekilde kollama mücadelesini terk etmeyecektir.

Çingeneler üzerinden kara para işleri de dahil olmak üzere suç kapsamındaki türlü işleri yaptırmak yolunu da terk etmeyeceklerdir. İçimizdeki Ermenistan da türlü yabancı ve Türk düşmanı unsurlar da Çingeneler üzerinden besleniyorlar.

Türkiye’de Çingenelik sorunu çözülse, TR’nin çözülemez gibi görülen devasa sorunlarının yarıdan çok fazlası hemen çözülür.

Şu videoyu çekip yayınlayan Mert Öztürk bile İzmir’li bir yarı Çingene… Günümüzde onlara “gizli Ermeni” de diyoruz. Kendilerini Ermeni/Hristiyan olarak görüyorlar ama köklerinin Çingenelik olduğunu bazıları biliyorlar, bazıları ise bilmiyorlar. Videosunun sonuna doğru konuşturduğu “Metin Dede” de Ermeni ve pisliğin teki…

TR’de Çingene mahallelerini MİT, böyle karakterler üzerinden de kontrolde tutuyor, besliyor, yönlendiriyor ve her türlü kara para, fuhuş, uyuşturucu, hırsızlık, gasp ve diğer suç işlerinde kullanıyor. Tamamen ihanet ve kara para teşkilatı olan MİT de zaten tıka basa gizli Ermeni/Çingene dolu… TR’nin ceza evleri de Çingene dolu ve resmi kayıtlarda, değerlendirmelerde/istitatistiklerde Türk olarak görülüyorlar. Sonra birileri çıkıp “Her suç, her rezillik Türklerde” diyorlar. Bakıyorsunuz, bu şartlarda bunu diyebilenler de kendini Ermeni, Süryani, Rum, Yahudi zan eden Çingene kişiler çıkıyorlar.

İblis’in, dünya insanlığına karşı elindeki en büyük kartlardan biri Çingeneler…

Buna rağmen, ırkçılık yapılmamalı, Çingeneler sınıflandırılmalı ve sayıca az da olsalar da sakin, kendi halinde, zararsız, suç işlemeyen Çingenelere haksızlık yapılmamalı. Çingene çocukları da olsalar, çocuk olan kimseye eziyet edilmemeli, zarar verilmemeli.

Lakin şu beladan artık TR temizlenmeli, kurtulmalı…

Mübadelede Türk kabul edilerek Yunanistan’dan TR’ye getirilen Çingenelerin devam eden soyları tespit edilerek, tekrar topluca Yunanistan’a gönderilmeli. Tek hamlede hepsi vatandaşlıktan çıkartılmalı. O gün terör de biter, mafyalar da çöker, sanat camiası denilen ve halkı kasten namussuzlaştırmak, dinsizleştirmek isteyen teşkilat da çöker. Daha pek çok ciddi sorun da çözülür. TR’nin çözemeyeceği sorunu yok, yeter ki içimizdeki kriptolar çökertilsin, devletin kurumlarından temizlesin ve her meseleye karışmaları önlensin.

Ben bu devletin ceza evlerinde kaldım, tıka basa mahkum doluydu, mahkumların aralarında gerçek Türklere denk gelmek pek mümkün değildi.

Çoğunlukla Çingene, Kürt, Ermeni, Sabetaycı, Rum, Laz mahkumlar doluydu.

İlk defa ceza evine alındığımda sadece 20 gün yattım ve sonra çıktım. Hiç muhatap olmadığım infaz memurları, zaten benim farklı olduğumu anlamışlar, kendi aralarında konuşmuşlar, çıkışta bunu anladım, öğrendim.

Tahliye olacakken beni çevirdiler ve sordular. “Senin dosyana baktık biz, bir şey yok. İlk defa da içeri girdin, şimdi çıkıyorsun. Hani bize devlet diyor ya ıslah olmak, yeniden topluma kazandırılmak, bu sence mümkün mü? Bu gördüğün kişiler ıslah olurlar mu?” dedi.

Beni çoktan bir sandalyeye kibarca oturtmuşlar, çevreme yarım çembere yakın şekilde kendi sandalyelerini koymuş ve onlar da oturmuşlardı.

“Ben, kısa sürede buradan çıkacağıma emin olmasaydım, kesinlikle burada bir değil birkaç suç işlerdim. Bunlara tahammül edemez ve anladıkları dilden konuşurdum. Çıkacağımı bildiğim halde bile aşırı zorlandım. Neredeyse daha fazla tahammül edemeyecek ve patlayacaktım. Bunların bir daha insana dönüşmesi ihtimali sıfır. Aralarında, insan kalmışların oranı belki yüzde bir ya da ikidir.” dedim.

Soruyu soran infaz memuru, o kadar içten, candan odaklanmıştı ki değerlendirmelerime, ben sözlerimi bitirdiğim gibi yerinde duramadı, ayağa kalktı ve arkadaşlarına “İşte gördünüz mü?” dedi.

Ben o ceza evine apar topar konulmuştum, yazdığım yazılardan dolayı ceza evine konulmak, aklımdan bile geçmezdi. Ceza evine konulma kısmında, girişte çok iyi muamale görmüştüm. “İyi olan birkaç infaz memuruna denk geldim” galiba demiştim.

Tahliye olacakken ise aynı kısımda daha uzun süre geçti, evrakları tamamlıyorlardı. Koridordaydım, önümden sürekli infaz memurları geçiyordu. Geçtikçe şaşırıyordum. Az sonra içimden “Bu nasıl olur, bu kadroyu kim seçmiş? Kesinlikle insan tanıyan birileri özenle seçmiş. Bu kişilerin hepsi seçmece ve kodları düzgün, davranışları düzgün, çok iyi kişiler” dedim.

İçimden bunu dediğim gibi de başka bir infaz memuru geldi. Onu da hemen süzdüm, o tam tersineydi ve yaşı da vardı. Birkaç dakika bulunduğum yerdeki masada evrak işleri yaptı, uzunca süzdüm ve emin oldum ki kendini orada azınlık, ezik görüyordu. O ceza evi ona ve onun gibilere kalsa, her şey çok başka olurdu. Orada insanlıktan iz bulunamazdı.

Daha sonra, yine yazdığım yazılardan dolayı, yine gizli Ermeni/Çingene savcılar ve hakimlerin ihanetleriyle ve tamamen haksız/hukuksuz şekilde cezalar aldım. Ümraniye’de, hırsızların, dolandırıcıların konulduğu ceza evine konuldum. On buçuk ay kaldım ve o süre boyunca hep fark ettim ki hırsızların, dolandırıcıların en az yarısı şaşı gözlü, uzun boylu, ince omuzlu…

O ceza evinin bütün koğuşlarında kalmam mümkün değildi. Sadece iki koğuşunda kaldığım halde, o koğuşlarda ve koğuşlar harici ortak alanlarda denk geldiğim mahkumların en az yarısında göz kusurları vardı. Çoğu da şaşıydı. İnsan, bu tabloyu gözüyle görmese, yaşamasa belki inanamaz ama o kadar sık şaşılık vakası vardı.


20 seneye yakın yatmış, hala benimle aynı koğuşta ceza evinde ceza yatmakta olan ve yaşı 64 olan bir mahkumu, herkesten daha çok ve aylar boyunca uzun uzun inceledim, analiz ettim.

Kalpazanlık da yapmış. Suçları türlü türlü… Arada birkaç kez çıkmış, yeniden suçlara devam etmiş, yine yatıyordu. Bilinenin haricinde bir çocuğu daha varmış ki sadece bir kere, bebekken görmüş. Ne o kadın, ne o çocuk, bir dakika bile kendisinde vicdan azabına sebep olmamış. Bunları anlatırken bile gülüyordu. Kadını, çocukla birlikte sınır dış etmişler, Azerbaycan’a geri göndermişler ve kendisi için mevzu orada bitmiş. Hepsi bu… Bitmiş, o kadar. Bilinen çocuklarıyla da kedi-köpek gibi didişiyorlardı, görüşmelerde yaşadıklarını bile içeride herkese anlatıyordu.

Böyle bir hayat yaşamış, defalarca ceza evinde yatmış ama insanlık dışı işleri bitmemiş. Bir gün koğuşun avlusunda şeytani bir tarzda gülerken “Biz miyiz suçlu, asıl onlar ahmak” diyordu. Sahte paralar ile kandırdığı ve canlarını yaktığı insanları kastediyordu.

İşine gelince, “Ben bunca sene yattım içeride, senin gibi birini görmedim. Seninle bir ömür ceza yatarım” diyordu. İşine gelmeyince, koğuşta da yapmak istediği üçkağıtlarına, suç kapsamındaki işlerine meydan vermediğimde de gıyabımda diğer mahkumlara “Bunu kesmek lazım” diyordu. Dediği kişi de benden hiçbir yanlış tavır görmemiş olduğu halde, onu tasdik ediyordu. “Evet, kesmek lazım” diyordu. Bunlar için, yanlışı olmayan bir adam olmak, hayat hakkı bile verilmemesi gereken bir vahim suç haliyle yaşamak demek… İş tersine dönmüş bunlarda ve körler memleketinde görmek hastalık sayılırmış.


On buçuk ay içinde, insana benzeyen sadece üç beş kişi gördüm. Biri de Çingene/Roman bir gençti. Ben, bir asır gibi gelen bir buçuk aylık bir sürecin sonunda, herhangi bir suça bulaşmadan, başımı yakmadan ama bin dereden su getirerek bulunduğum koğuşu patlatmıştım. Bu yaptığıma içeride “koğuş patlatmak” diyorlar.

Koğuş büyük oranda dağıtılmıştı, başka koğuşlara… Ceza evi idaresi eminim ki o güne lanet etti. Çünkü, onların aksi yöndeki bütün çabalarına hatta sık sık açıkça suç işlemelerine rağmen, ben o koğuştan hem çıktım, hem de kavgalara karışmadan, başımı yakmadan çıktım.

Sonra ikinci bir koğuşa kondum. Öncelikle, ömrümde hiç sigara bile içmedim, içilen yerlerde de pek durmadım. Sırf bana inat, bütün itrazlarıma rağmen ikinci defa beni sigara içilen koğuşa koydular.

İçeri girdim, bir dakika bile geçmeden anladım ki daha da beter bir koğuştayım. Kasten, daha da kötü haldeki bir koğuşa konmuştum. “Orada başını yakamadık, sana suçlar işletemedik. Nasıl yapabildiğini de anlamadık ama sabır ettin, oyununu oynadın ve koğuşu dağıtmak zorunda kaldık. Haydi seni şimdi burada görelim” demiş gibilerdi…

Zemin katın kapalı kısmında birkaç mahkum vardı, selam verdim ve sonra avluya doğru yürüdüm. Daracık avluda sekiz on kişi voleybol oynuyorlardı. İçlerinden kısa boylu, fazlasıyla zayıf, teni fazlasıyla soluk biri dikkatimi çekti. Yaşı vardı, ağabey hatta amca diyorlardı bazı mahkumlar ona… Birkaç saniye onu süzdüm ve “Bu, çok pislik bir kişi, çok tehlikeli bir kişi, kapkara bir kişi” dedim içimden…

Sonra oyunları bitti. Onlarla da usul gereği tanıştım. Sordukları sorular oldu, cevapladım. Sonra kalabalık biraz dağılır gibi oldu. O Çingene genci iyice fark ettim. Hemen anlaşılıyordu beden dilinden bile, kötü biri olmadığı…

Bir döndü baktı bana, sanki yıllardır tanıyormuş ve güveniyormuş gibi tavırlarla yanaştı. Hemen hasbihal etmek etmek istedi. Çok dolmuş olduğu anlaşılıyordu. Beş dakika bile geçmemişti ki anladım o koğuşta kaldığı için çok ama çok aşırı bunaldığını, koğuşta insanlık görmediğini, bulamadığını…

Bir oradan, bir buradan anlatıyordu. Hemen sözü, koğuşu değiştirmek istediğine ama idarenin kendisinin bu talebini defalarca ret ettiğine getirdi.

Daha o koğuşa konulduğumun üzerinden 24 saatten biraz fazla zaman geçmişti ki gece vakti ortalık karıştı. Koptu bir gürültü ama öyle, böyle değil. Zemin katta değil, koğuşun üst katındaki yatakhane kısmında koptu o gürültü. Anladım ki kavga çıktı.

Yatış saati gelmişti. Mahkumların bir kısmı üst kata birkaç dakika önce çıkmıştı. Sistem değişikti. Eski mahkumlar yataklarına gidip yatıyor, ben dahil yeni mahkumlar ise sabaha kadar masada, sandalyede oturuyor, sonra sabah sayımdan sonra, eski mahkumların yataklarına en fazla 3-4 saat yatabiliyorduk. 8 kişilik koğuşta 38 kişi kalmaya zorlanıyorduk, güya mahkumları ıslah etmeye odaklanmış olan sistem tarafından…

İşte biz yeni mahkumlar ve birkaç eski mahkum aşağıda iken, yukarıda kavga çıktı. Hemen merdivenler koştum baktım ki o delikanlı Çingene gencin, bir kişi kollarını arkaya çekmiş tutuyor, diğeri o gence kafa atıyor. Bir başkası yüzünün sol yanına yumrukları saydırıyor. Diğeri ise neresine denk gelirse vuruyordu. Peş peşe vuruyorlar, çok sert dövüyorlardı. O halde bile onlardan birine kafa attı, sağlam darbe vurdu o genç… Ne döndüğünü ve kimin haklı olduğunu anlamam 30 saniyemi bile almadı.

O Çingene genç haklıydı. Zaten üç beş dakikada bile fark edilebilecek kadar dürüsttü, samimiydi, içten/candan biriydi ve bu nedenle o koğuşa uyum sağlayamıyordu. Çünkü koğuşta insanlıktan eser yoktu ve bunun böyle olmasını en başta ceza evi idaresi istiyordu. Koğuşlarda birileri çıksın, gruplaşsın, keyfine göre hüküm sürsün, bastırsın koğuşu ve idare koğuşlarla uğraşmasın… Bu nedenle, kanuni izin olmadığı halde bile koğuş mümessili/temsilcisi sistemini işletiyordu. Zaten mümessil olanlar, yanlarına üç beş kişi daha alıp koğuşlarda adeta krallıklarını ilan ediyorlardı.

Neyse.. O arada bağırışmalardan hemen anladım meseleyi… O Çingene genç haklı, o kapkara suratlı, kısa boylu ve cılız ihtiyar herif haksız. O ihtiyar “Bu yaşımda bana attığı iftiraya bak” diye ağlıyordu. Hatta bir ara da kendisini tutanlara rağmen bayılacak gibi oldu. Ben ise, o gencin gözlerimin önünde ve haksız şekilde dayak yemesine yanıyordum. Her şey çok hızlı oldu, yaşandı. Yine de müdahale edecektim ama neyin ne olduğunu ispat edebilecek şartlarda değildim. Yaklaşık bir gün önce başka bir koğuşu patlarak oraya gönderilmiştim. İdare, hastahane/rapor kartı oynayabilmek için ille de bir kavgaya karışmamı istiyordu. Suçişleri Bakanı Soysuz ve çetesi, bunu çok istiyorlardı. Destek olamadım o gence…


O genci iyice dövdüler, ağzını yüzünü dağıttılar. Fimlerde görülebilecek sahnelerin aynıları oluştu ve her bir yandan vurdular. Sonra da aşağıya indiler, zile basıp infaz memurlarını çağırdılar. Baş belası biri imiş gibi o genci onlara teslim ettiler.

Ben iyice şaşırdım. Ben elimi kaldırıp bir kişiye hem de nispeten çok hafif bir şekilde vursaydım, hem de haklı olarak vursaydım, başıma gelmeyen resmi prosedür kalmayacaktı. Bu eşkıya takımına hiçbir şey olmadı. Kurallar gereği, kavganın ikinci tarafını, o ihtiyar pisliği de koğuştan aldı infaz memurları.


Kavga sırasında o Çingene genç “Yatmış oraya, bana baka baka kendini eliyle tatmin ediyor” diyordu. Çok sinirliydi, ihtiyarın sapığın teki olduğunu anlatmaya çabalıyordu ama kimse onu dinlemiyordu. Ben zaten koğuşa girdiğimden az sonra, yüzüne bakarak, en fazla beş saniyede anlamıştım. O kadar pislik bir herifti…

Memurlar, kavgaya karışan iki kişiyi de koğuştan çıkarttıktan sonra… Koğuş içinde konuşmakta olan iki mahkumun tavırlarından, ortaya konuşmalarından ben iyice anlamıştım, o ihtiyarın cinsi sapık bir pislik olduğunu… Onlar da açıkça konuşamıyorlardı. Biri sadece kısık sesle “Çocuk haklı olabilir” dedi. Belli ki bildiği bir şeyler vardı. Onu da anlatmadı, zaten kimse dinlemek istemiyordu. Herkes neyin ne olduğunun zaten farkındaydı ama şeytanlaşmışlar ve numaralarını oynuyorlardı. Çingene gence vururken de çok delikanlı, adaletli, hassasiyet sahibi kişi rolü oynuyorlardı.

Sabah oldu, haberler gelmeye başladı. “Şöyle olmuş, böyle yapmışlar. Başka koğuşa konulmuşlar” diye konuşuyorlardı. Galiba ondan üç gün sonra yeni yeni haberler geldi. Koğuş mümessili Volkan Ç.’ye haberler geldi, o da koğuş içinde bir kısmını söylemek zorunda kaldı.

O ihtiyar daha önceki koğuşlarında da böyle sapıklıklar yapmış, çoktan adı çıkmış, idare bu hali gizliyormuş, o koğuştan şu koğuşa onu sevk ederek oyalanıyormuş. Devlet uğraşıyor, memur uğraşıyor, mahkum uğraşıyor, vatandaş vergi yüküyle bunları taşıyor. Sırtındaki kambur artıyor. Devlet gücü ile, hayatın her yerinde ve anında, suçlular, şeytanlaşmış olanlar kollanıyor. Masumlar, iyi niyetliler ise eziliyor, sürülüyor, intihara sürükleniyor, akıl hastahanelerine düşürülüyor.


Sonra ben düşündüm. Müdahale etmediğime içim çok sıkılıyordu. O genç gönderilmiş olsa bile, arkasından o koğuştakilere hesap sorardım. Bir yandan da o ceza evinden çıkmam lazımdı, bu imtihanların da geçilmesi lazımdı. O Çingene gencin bu hadiseyi yaşamasında da hikmetler olduğunu, ancak bu şekilde böyle bir koğuştan kurtulabildiğini düşündüm. “Sıra sende, burada nasıl duracaksın bakalım” dedim kendi kendime…

O koğuştaki onlarca insan şeytanıyla ki bir konuşsanız onlarla, hepsi de kendilerini alemin en kral adamları görüyorlar, yaklaşık sekiz ay o koğuşta kaldım. Neler neler yaşandı, nasıl mücadeleler verdildi, Kısım kısım anlatılsa, kitap olur, okuyanları da çok sarsar. İnsanın, dinsiz, namussuz, utanmaz olunca nasıl bir vahşi varlığa dönüştüğünü herkes anlar. Haram yiyenin nasıl da haramiye dönüştüğünü ve idam cezasının milletler için ne kadar büyük bir rahmet olduğunu, herkes anlar.

Sonunda, birinci koğuş gibi ikinci koğuşu da patlattım. Lakin bu defa, dağıtılanlardan, başka koğuşa gönderilenlerden de olmadım. O şartlarda bu kadarını yapabilmem , oyunu bu kadar iyi oynayabilmem de mümkün değildi. Himmetlerle mümkün oldu. Bazı şeyler denk getirildi. Planladıkları akış bozuldu. Bir gün gelir detaylı anlatırım. O ceza evinin birinci ve ikinci müdürü ki ikisi de gizli Ermeni kişilerdi, o gün kahrolmuşlardır. Haberi yukarı ulaştırdıklarında, o Soysuz da Tayyip de Bohçalı da Mehmet Haberal da kahrolmuşlardır.

O delikanlı gence ne oldu bilmiyorum. Lakin onu insandan saymayarak acımasızca ezenler, dövenler, sövenler var ya, onlara hiçbir şey olmadı. İkinci haftası oldu, duramadım ve koğuşta onların yüzlerine “Ben anlamadım. Bir kişiyi böyle dövdünüz, paketlediniz, kapıya verdiniz ve sonra hiçbirinize bir şey olmadı. Disiplin cezası bile almadınız. Çok ilginç” dedim. Beklemiyorlardı bu tavrı, lakin beni ezemiyolardı. Derin bir sessizlik oldu… Şükür ki öyle zayıf, güçsüz görebilecekleri fiziki şartlarda değildim. Yoksa derdim çok daha büyüktü. Bir de bu insan şeytanlarına hak ettikleri muameleyi yapamıyorum diye, gündüzleri koğuşun avlusunun o çok sağlam beton duvarlarını yumrukluyordum. Küçük yaşlardan beri, betonlarla yumruk çalışmışlığım vardı. Spor yaparken, gayet sakin olduğum anlarda, onlarca sert yumruğum beton duvarlara peş peşe çarptıkça, elime koluma hiç ama hiç zarar gelmedikçe, herkes zaten mesajımı alıyordu. Bu da benim için bir emniyet vesilesi oluyordu. Duramayıp da açıkça “Hocam! Sen çok tehlikeli birisin. Vallahi gördüm seni, çok kötü” diyenler oluyordu. Lakin asıl emniyet vesilesi, hukuk bilmem, kanunları işletmeye çalışmam oluyordu. Sonunda idare de o dilekçeler ve hukuki tehditler karşısında istemeye istemeye ayara girmek zorunda kalıyordu.

Ya o Çingene genç? Ya patlattığım ilk koğuşta, bana yapılmak istenen muamelelerin daha önce yapıldığı ve sonunda intihar eden genç? Onların suç neydi? Hukuk, siyaset bilmemek mi? Başlarında devlet yok muydu? Yetkililer yok muydu? İlk koğuşun mümessili ile yardımcısı, çetesinden Murat isimli kişiyle, bağıra bağıra, bana mesaj verdikleri anlaşılacak şekilde o kişiyi, nasıl intihar ettiğini konuşuyorlardı. Elbette ki gülüyorlardı. Bunların üzülmesini beklemek, kayaların yeşerip filizlenmesini beklemek kadar boşuna bir bekleyiş olur. Bu millet, vergileri ile bu pislikleri bundan sonra beslememeli… Devletin her kurumundan ve ayrıca ceza evlerinden gizli Ermeni kadrolar temizlenmeli. Bu ülkede bir daha asla af çıkmamalı. Şu sıralarda genel ya da kapsamlı af çıkartmayı düşünen ve iktidarı ihanetle, kanunsuzlukla ele geçirmiş olan gizli Ermenilere de meydan verilmemeli. Bu ülkede, af çıkmasını istemek, idamlık suç olmalı. Yazık o mahkumların eşlerine, çocuklarına, annelerine, babalarına, komşularına…

Oranı yüzde bir midir, üç müdür neyse, hala insan kalmış ve ıslah olma ihtimali olan kişiler tek tek belirlenmeli. Onların ıslahı için mücadele edilmeli, emek verilmeli, masraf edilmeli. Islah olduğuna kanaat edilenler ise af edilmeli. Diğer türlüsü, insanlığa ihanet denilebilecek kadar ağır bir suç görülmeli.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

Yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu

Ben de ilk kez duyacağınız bilgiler vereyim. Sinan Ateş, yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu. İstanbul’un desteği ile MHPKK’nin başına geçmek istiyordu. İstanbul’un desteğini alırsa, bunu yapabileceğine emindi.

Bazı ortamlarda “Mfs, Süleyman Soylu’yu asacak” da diyordu.

Fazlasıyla hatayı üst üste yaptı. En büyük hatalarından biri, İstanbul’a açıkça yanaşmayı, İstanbul’un gölgesi altına girmeyi çok ötelemesiydi. Bir diğeri, güvenilmeyecek bazı kişilere güvenmesiydi. Güvendiği bazı kişiler de sattılar onu…

Doğukan’mış, Köktürk’müş, hepsi tetikçi kısmı… Yardım ve yataklık kısmı… Hedefe konulanların hepsi de bu işin içinde değil. Çok alternatifli senaryolar yazıyorlar, istediklerine istedikleri suçu yüklüyorlar. O kişilerin her birine şu anda istedikleri her şekilde ifade verdirirler. Adil yargılanma şartları içinde değiller. Büyük bir tehdit altındalar, işkence de görüyorlar, ifadelerinin geçerliliği de yok. İstediklerini alıp bir noktaya koyuyorlar, yanlarına da bir iki silah koyuyorlar. Sonra kendilerine bağlı polislerle, amirlerle bastırıp aldırıyorlar. Kamuoyunu oyalıyorlar, hedef saptırıyorlar. Davayı çürütmek istiyorlar. Taksim’deki son bombalı saldırıdan sonra da bunları yaptılar.

Sinan Ateş cinayetinde azmettiriciler yani asıl katiller, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Semih Yalçın, Şenkal Atasagun ve bunların etrafındaki o merkezi çete…

Bu ülkede hiç kimse kanundan, devletten, milletten üstte değildir. Şimdi bunların boğulmasının vaktidir. Şerefsizce, had bilmezce, hak arayanlara karşı atarlanan Semih Yalçın’a, tükürdüklerini de yalatma vaktidir. Bedenini çok parçaya bölüp, kafasını Rus Büyükelçiliğine, bedenini ABD Büyükelçiliğine, bir bacağını Çin, diğer bacağını İngiltere Büyük elçiliğine, bir kolunu Almanya, diğer kolunu İsrail büyükelçiliğine kargolama ya da kapılarının önüne asma vaktidir.

Bohçalı ve emrindeki çete, silahlı terör örgütlerini finanse ederken, mazot ve petrol kaçakçılığından elde edilen kara paraları yoğun olarak kullanıyorlar.

Bu ülkede, son seçimlerde MHPKK de HDPKK de aslında barajı geçemedi. AKPKK’nin gerçek oyları ise, ilan edilenin yarısından bile azdı. Bu ülkenin yarısı, son seçimlerde oy kullanmadı. Kafalarına göre oy oranları dağıttılar, ilan ettiler.

Sözde Anayasa metnini kimin yazdığı bile belli değil. Yazarları arasında, üç cümleyi bir araya getiremez haldeki gazeteciler bile listelendi.

Referandumların da tamamı hileli. Sandıkların yüzde onu bile sayılmamışken seçim zaferleri, referandum zaferleri ilan ettiler.

Ankebut Ağına bağlı olan diğer ülkelerin liderleri de o safhada bunları tebrik ettiler, oldu bitti suçlarına ortak oldular ya da sessiz kalarak ortak oldular.

Ekmeleddin İhsanoğlu isimli gizli Ermeni’nin CB adayı yapılması bile şu siyasi parti görünenlerin ortak hamlesi… Sonuçları baştan tayin edilmiş sözde seçimlerle ve referandumlarla devlet mekanizmasını ellerinde tutuyorlar.

Hepsi aynı alfabenin harfleri, hiçbirinin diğerinden farkı yok.

Türkiye’de HDPKK gibi silahlı bir terör örgütünü meclise sokan da orada tutan da hala kapanmaması için çırpınırken medyaya başka bir yüz gösteren de Devlet Bohçalı…

Sinan Ateş, son bir yılını bilgiler, belgeler, deliller toplamaya adamıştı. Elindeki arşiv, sadece Bohçalı ile çetesini değil, Türkiye’deki sözde siyasetçilerin çoğunu süpürüp götürecek türdendi.

Benim karşımda “Güney Azerbaycan hürriyetine kavuşmasın” diye en çok çırpınanlardan biri Mehmet Haberal ise, ikincisi Devlet Bohçalı…

Türkiye’de, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, İran’da, Irak’ta, Ermenistan’da, Gürcistan’da, Rusya’da her türlü kara para işlerinin içinde olanlardan biri de Devlet Bohçalı… Emrindeki çeteleri de bu işlerde kullanıyor.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütüyle de paslaşıyor, FETÖ ile de paslaşıyor ve o saydığım ve daha saymadığım kara paracı devletler ile de paslaşıyor.

Onların Türkiye’deki sözde elçileri ve konsolosları da Türkiye’ye yapılan bu ihanetlerin, kötülüklerin ve her türlü kara para işlerinin hepsinin içindeler.

Bu ülkede, en az beş bin şehidin gerçek katili Devlet Bohçalı…

APO denilen ve dünyadan habersiz, gözünün önünü görmez, elifi görse mertek zan edecek bir maşa teröristi astırmayan da Devlet Bohçalı…

Vakti zamanında MHPKK’nin adını ve üç hilalli bayrağını değiştirmek isteyen de Bohçalı…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürten de Devlet Bohçalı…

Saymakla bitmez pisliğin başında hep Devlet Bohçalı var.

Meral Akşener ile de danışıklı dövüşüyorlar, arka plandan her türlü kara para işlerini, organ kaçakçılığına kadar beraber yapıyorlar.

Tayyip Erdoğan denilen kişi, en başından beri Bohçalı’nın emir erlerinden biri…

Bunca zamandır, birbirlerine sayıp sövmedikleri kelime kalmadı, kameralar önünde danışıklı dövüşüp durdular, sonra her türlü ihaneti, peşkeşi, vurgunu, soygunu, talanı, cinayeti, terör saldırılarını, işgali, katliamı beraber yaptılar, yaptırdılar.

O sözde açılım süreci, o ihanet süreci bile Bohçalı’nın emirleri ile yapıldı. Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan’ı kuran, bunun için Türkiye’nin her kurumunu ve imkanını seferber eden de Bohçalı…

Suriye de sömürgecilerin eline tamamen düşsün diye, BOP gerçekleşsin diye, orada hiçbir şey yokken, Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleten de Bohçalı…

Şu anda 15 milyon sözde mülteci bedavacıya bakmamızın sebebi de Bohçalı…

Bir ödemek yerine 15 misli elektrik, su, doğalgaz faturaları ödememizin sebebi de Bohçalı… Bu fahiş ödemeleri İngiltere’ye ve diğer ülkelere gönderen de Bohçalı…

Son birkaç günde ve şu anlarda, milli servetimiz olan askeri araçlarımızı ve mühimmatımızı gizlice ve sinsice Ukrayna’ya gönderen de Bohçalı…

Batı/Nato ve İsrail tarafı istedi diye, Türkiye’de acayip bir Ukrayna yanlısı kamuoyu oluşturan da Bohçalı… Sözde Türk basın ve medyası da büyük oranda Bohçalı’nın emrine verilmiş vaziyette…

Seneler önce “Ordumuzun silah ve mühimmatı çalınıyor” dediğimde, onları çaldırtan, Suriye’de ya da Libya’da kontrolünde olan terör örgütlerine gönderen de Bohçalıydı.

Libya’ya servet değerinde askeri araç ve mühimmatımızı gönderen de oydu, hala o… Suç üstü yapıp, ordumuzun araçlarının ve silahlarının Libya’ya kaçırıldığında dair videoyu paylaştım diye, benim devletimin bütün gücünü, yetmeyip Merkel’in, ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve bu işlerin içindeki diğer devletlerin gücünü seferberlik halinde üzerime yıkmaya kalkan da Bohçalıydı. Bu kısımda da Soysuz’u yoğun şekilde kullandı. Muhatap olmak zorunda kaldığım hiçbir devlet kurumu hukuk tanımadı. Onlarca kişi şahit olduğu halde, verdiğim suç duyurusu ve savunma dilekçelerini yok ettiren de Bohçalıydı. Hiçbir şartta hakkımdan gelemeyince, bana deli raporu yamamaya kalkan ve bunu da eline ayağına dolaştıran da Bohçalıydı. Bu kısımda da maşa olarak en çok Soysuz’u kullandı.

Libya’da ve Somali’de bile ordumuzu adice kullanarak insan, organ, uyuşturucu kaçakçılığı yapan da Devlet Bohçalı… Hala ordumuz kullanılarak Suriye’de, Libya’da, Somali’de ve daha başka yerlede insanlar öldürülüyor, organları çalınıyor. Ayrıca petrol, mazot, silah, uyuşturucu, kadın, genç kız, çocuk, bebek kaçırılıyor. Bohçalı, bu kısımlarda NATO ve ABD üsleriyle de paslaşıyor.

İstanbul’un karşısında titriyorlar.

Bohçalı denilen o piç kurusu, o gölgesinden bile korkan melun, kaç masum insanın kanına girdiğini sayamamıştır ve sayamaz. Çıkmışlar, iyice suç üstü oldukları şu anda “Üç hilali yargılatmayacağız” diyorlar. Yani “Bizi yargılayamazsınız, biz hukuktan, devletten, milletten üstünüz. Vurduk, Sinan Ateş’i de vurduk. Kapatacaksınız bu meseleyi. Biz efendiyiz, siz milletçe bir hiçsiniz. Ne dersek, nasıl sevk edersek onu yapacaksınız” diyorlar.

Yaşarken leş olmuş o vücudunun her bir kısmı başka bir devlete çalışan o Semih Yalçın ise, daha ileri gidip milleti, devlet yetkililerini en ağır şekilde tehdit ediyor.

Öyle ise milletçe tokatımızı bu insan şeytanları güruhuna vurmak, bunca zarar ziyan ve ölümü durdurmak ve devletimizi hürriyetine kavuşturmak gerekiyor.

Öyle ise sloganımız belli “Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

They’re not astrologers; they’re dishonest

Some astrologers seriously talk about what Putin can do in 2024 and see themselves in good places in their profession. I don’t know what these so-called astrologers eat and drink, and I’m not interested, but even if Putin could see January 1, 2023, he would have accomplished a tough job. Let’s say he saw it; it’s impossible to see the second half of 2023… It’s almost impossible even to see the second quarter…

While making their calculations, they say they “did not know Putin’s exact time of birth, but somehow they were able to find it approximately.” For which Putin do they find this and talk about him? How many Putin has come and passed? We are not sure how many Putins we have killed; we cannot clear the numbers. There’s a bionic robot Putin on the field right now, and it’s not even a problem for real psychics and astrologers to verify this information. They have already confirmed those who want to verify.

Like every other issue, morality and honesty are the biggest problems in astrology and metaphysics. Astrologers, who tell our nation the opposite of what they see, know, and solve, are characterless, immoral, and dishonest if they are not in this state because of drinking, smoking weed too much and if they tell such lies while they are in their right minds. Their place is not screens or print media but prisons or if that’s not enough, cemeteries. I am against people who have become too demonized to be reintegrated into society, cared for, fed, and all kinds of expenses, including health expenses, in prisons for a lifetime with the community’s taxes.

The truth of the matter is…

Now we will play the game much harder inside and outside Turkey. We will also do things that we have not done before. We will pull the trigger whenever necessary, even if it would be considered unauthorized or illegal. We will also do some things we did not do in the metaphysical field and attack much more heavily/firmly. As I said, they have lost the valuable part of their metaphysician cadres over time. It has changed the balance. They can no longer protect the bionic robots and the aliens within them at all. Soon most of the bionic robots will be out of the game. Apart from these, we will also engage in actual conflicts in the field and share concrete evidence. We will start popular movements in dozens of countries, especially in Turkey, and ensure that those nations are truly free.

We will destroy the Ankebut Cult in every aspect, with every part of it. If my plans can be implemented in the field as I want, in a short time, bionic robots in the form of Biden and Kamala will not be on the field; they will not stop. The bionic robot in the image of Putin will not be able to be kept on the field; he will be overthrown even before Tayyip. All parties involved in collusion, in whole or in part, will be out of the game in quick succession in a short time. “How did such great events happen? Moreover, how did all this happen in such a short time?” people will argue in surprise.

The USA, England, and Russia will sink. Even those that survive will not be able to remain a “great power.” The astrologers and mediums in question also see these and other shocking issues I have not explained here. However, behind most of the astrologer and psychic team, especially in Turkey, is the organized crime, terror, and betrayal organization led by Adnan Oktar and Mehmet Haberal. They can speak and write according to the organization’s instructions or permission.

The aforementioned international crime, terror, and treason organization, of which Oktar and Haberal are also among the leaders, have extensions and connections in Russia, Azerbaijan, China, European countries, England, the USA, and dozens of other countries. They play Russia as “a side of collusion” and try to keep their “devil order” alive, in which the world’s humanity is duly put to sleep, fooled, deceived, exploited, murdered, and driven away from religion and morality.

But Putin has no future. Putin is a dead character. Russia’s job is very, very difficult. Despite all my warnings, the Russian people did not overthrow Putin and his gang and did not throw them out. Therefore, from now on, Russia, at best, can exist somewhere far inland, on a small piece of land, and as a statelet that has fallen into its own troubles. George Soros, who watches over Putin and his gang, will also try to implement his alternative plans, but those plans/moves will not work either. After all, this is explained and explained in this way, and another possibility arises. Even the parties with partial conflict, often collusion, allied themselves against Istanbul and attacked Istanbul en masse. In this regard, I would say that they still cannot let Istanbul out of the game; they cannot destroy it.

The alien person serving in the Queen is exceptional for the Dajjal and Iblis. It turns out that before the bionic robot in the image of the Queen, he used bionic robots made in the image of other members of the Royal family. Through them, he dragged the world, the world’s humanity, into material and spiritual disasters.

In my article dated March 4, 2022, titled “The dog will crawl, the caravan will always march,” “Even if they want to resist from now on, there will come a moment soon, and they will collapse down the hill. Not only the treacherous top staff in my congregation but everyone involved, right down to the Royal family, will be overthrown. “I said. The same article also stated, “The Queen and even that royal family, one of the biggest centers of evil in the world, has come to an end. The end is very near. I will come face to face, there will be conflicts, and I will be victorious again,” I said. In the same article, while describing and interpreting my dream, “Ya Hayy, Ya Qayyum,” “But the robot spider means the Ankebut Cult, which aliens have already controlled. I’m going to smash her hard and bring her down to nothing in front of me, and then I’ll destroy one of the zombie women, Queen Elizabeth, and knock her out of the game.” I said.

Even in this broadcast on March 4, everything is obvious. A zombie is a person who continues on his way as if he did not die every time even though he died… I have two of them in my dream. I drop one from the game and the other escapes from my hand. Queen Elizabeth is the person I’ve dismissed, but it’s important to understand this. That alien who served in Queen Elizabeth at the time of the dream was highly valued by her organization… That person’s death will be at my hand. At this moment, their bionic robot is dead, and the system has malfunctioned excessively; also, Queen Elizabeth’s character is cornered in world politics; I am helpless, I have no room for action, etc. Now, the same alien continues his activities in King Charles III, that is, zombies in a sense. Here I will put an end to this game. He will no longer be a zombie. If he has come to these days as a zombie, that is, if he has continued to stay in the game by constantly changing bionic robots/bodies, he will not be able to anymore because I will also kill that “important, precious” alien inside him. Moreover, it was a very, very short time.

Now, if we expand a little more, world politics will turn dust, as I did in a short time. It’s going to be everywhere. The balance of the enemies of humanity will be turned upside down. They will not be able to control their nerves. I will take this opportunity. Even if they want to control their anger, I will take the chance and continue to strike even more brutal blows one after the other. Even if they try to reciprocate, be patient, and hold back, the result will not change. In both cases, I will continue to strike more blows, and the conditions of “violent conflict” will arise. A flood or a storm will blow that will wipe out dozens of governments and leaders from world politics within days. From the mafia bosses to some religious leaders, to some opposition party leaders and the gangs around them, to the bosses of significant holdings, to the chiefs of staff of many armies, to the top names of many international organizations, everyone will be destroyed in this flood.

And as I said in March, they will be so helpless and helpless in front of me that they will only try possibilities such as slander, lies, defamation, and perjury. But the dog will crawl, and this caravan will always walk. Until we establish a single world state… Until we move into the space age, until we conquer other worlds and bring justice, happiness and happiness there… Until we destroy the human and jinn demons there… Until we go to the place where the sun rises and sets… The day the sun rises from the west. This caravan will continue on its way until Who are the members of that Kingdom, who is that antichrist, and who is that Iblis who can intercept this caravan…

I know that the world will not be the old world after this article. The great wind of change over the world will only accelerate. To speed this up, even more, I’ll also write the following. In my article titled “Arm wrestling with Queen Elizabeth,” dated July 15, 2022, I wrote the following sentences:

“Then I also wanted to arm wrestle with the alien inside this bionic robot. This is the dream, there is a computer screen in front of me, and the alien in question is in the image on the screen. I arm wrestled him through the computer system and beat him too. The bionic robot queen beside me said, “In two weeks, the whole world will listen to you, not me, in financial/financial matters; it will suit you.”

| Mfs – Ezber bozan -Akademi Dergisi

Azerbaycan ya batacak ya çıkacak

Rusya’nın idaresini elinde tutan malum çete, AB ile de danışıklı dövüşüyor. Oyunlar içinde oyunlar kurmaya çalışıyorlar. Çok geniş meseleler var, yazarak detaylı anlatmak mümkün değil ve herkese açık şekilde yazmak doğru da değil ama özetle şu hususlar bilinmeli.

Türkiye’nin Yunanistan’a girmesini de istiyorlar. Irak’a girmesini de istiyorlar. Azerbaycan’ın Ermenistan’a girmesini de istiyorlar. Lakin söz konusu hamlelerin ve daha fazlasının, Türkiye’nin yararına, Azerbaycan’ın yararına imiş gibi görünmesini sağlayıp arka plandan tamamen kendilerine yarayan işler olmasını istiyorlar. İşte yaşanmakta olan sürecin temel sorun olarak görülecek kısmı tam da burası…

Ben ilk defa “Türkiye, sorunları, sorunun merkezi olan yerlerde çözecek. Türkiye’nin siyaseti değişecek.” dediğimde, buna karşılık verecek, mani olacak güçleri zaten kalmamıştı. Bu çıkışımı büyük fırsat olarak değerlendirdiler, her şey çantada keklik zan ettiler. Her biri başka ülkenin idaresini hukuksuz şekilde ele geçirmiş olan ve çeteleriyle birlikte kara para işleri yapan kuş beyinli malum kişiler, Londra’ya tasmaları ile bağlı kişiler, üç beş göz alıcı hareket, açıklama, danışıklı restleşme, üç beş oyalayıcı orta oyunu ile Türkiye ve dünya siyasetine yön vereceklerini zan ettiler.

O günden bu yana ortam gergin, hareketli ve kontrolü zor bir vaziyette. Bir yığın ahmak, hayal alemlerinde yaşayarak, her meselede ahmakça kararlar aldılar, alıyorlar ve ortalığı karıştırıyorlar. Her seferinde rezil de oluyorlar ama bir türlü akıllanmıyorlar. Şimdi Azerbaycan meselesinde de farklı planları var. Bütün tuzakların uygulanması kısmında Tayyip ve çetesi de zaten emirlerine amade haldeler.

Tayyiple de araları iyi olan Aliyev ve karısı, zaten en baştan beri İngiltere/Londra’ya çalışıyorlar. Hepsini bir merkez yönlendiriyor. Bu ahmakça oyunları da ya Londra kuruyor ya da Londra son onayı veriyor.

Ukrayna’yı kara para kaynağına çevirmek istemezlerdi. Onca Müslüman coğrafyası varken, kendilerini batılı/hristiyan gören ama insanlıktan bile çıkmış olan, ahlaksızlığı ve dinsizliği arşa varmış olan Ukrayna halkını malzeme yapmak istemezlerdi. Lakin İstanbul karşısında o kadar büyük kaybettiler, o kadar parasız kaldılar ve uç sınırlara geldiler ki mecburen Ukrayna’yı da nakite çevirdiler, çeviriyorlar. Bunun için hala danışıklı dövüşüyorlar. “Özel askeri operasyon”muş… Ahmak bile inanmaz şu tabire, şu tabir üzerinden dönen dolaplara… Oraya asker diye gönderilenler de büyük çoğunlukla Türk/Müslüman kökenli ve yeterince eğitim, silah, teçhizat verilmemiş olan Rusya Federasyonu askerleri… Onları bile bile ölüme gönderiyorlar, Ukraynalıları gönderdikleri gibi… Onların bile organlarını nakite çevirme fırsatı bulurlarsa çeviriyorlar. Ukrayna’dan dışarı milyonlarca sivil çıktı ve en başından itibaren yüksek sayıda Ukrayna vatandaşı, gittikleri batı ülkelerinde fuhuş ya da organ mafyalarına kurban oldular, oluyorlar. Yine de kan emerek beslenen ve varlıkta kalabilen batılı onlarca ülkeyi ve İsrail’i ayakta tutabilmek için daha fazla kara paraya ihtiyaçları var.

Şimdi Suriye’de, Libya’da, Afrikanın farklı farklı yerlerinde de planlarını, danışıklı dövüşlerini, kara para işlerini İstanbul bozuyor, bozacak. Bunun çok yakında olacağını hem akıl, mantık, olayların akışı, sahanın vaziyeti gösteriyor hem de yapabildikleri kadar metafizikle bakıp görüyorlar. Önlerinde çok çok kötü zamanların olduğunu biliyorlar. On milyondan fazla sözde mültecinin Türkiye dışına çıkartılacağını biliyorlar. Suriye’ye yeniden devlet otoritesinin hakim olacağını biliyorlar. Sadece Suriye’de danışıklı olarak çatıştırdıkları onlarca terör örgütleri var ve bunların da yok olacağını biliyorlar. Tekrara gerek yok, her yerde kaybedeceklerini, kara paralarının kesileceğini biliyorlar. İstanbul’u da yok edemeyeceklerini, durduramayacaklarını biliyorlar. Ayrıca parasız alacakları aslında çalacakları bol miktarda gaza, petrole, madenlere de ihtiyaçları var.

Bu nedenle daha başka yerler de karıştırılmalı. Bu maksatla da Azerbaycan-Ermenistan krizini kullanmak, bu hususta da danışıklı dövüşmek istiyorlar. Azerbaycan’da da Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütünün çok ağırlığı, geniş bir sistemi var. Orada da kedicikler var. Orada da devlet içinde devlet sistemi var. Orada da Aliyev’lerden aşağı doğru devletin yetkilileri arasında çok sayıda kişi “sistem”e dahil edilmiş vaziyette. Orada da bağımsız mahkemeler, emniyet teşkilatı ve ordu yok. Azerbaycanın da her yerinde “sızma” var.

Azerbaycan da tıpkı Türkiye gibi kara para cumhuriyetine çoktan dönüştürüldü. Azerbaycan üzerinden kaçırılan insanların, kadınların, çocukların, bebeklerin, organların haddi hesabı yok. Aliyev’in, kara paracı Yahudi Zelenski ile sıkı dostluğunun “kara para” ve “Londra merkezine bağlı olmak”tan başka anlaşılabilir, dikkate alınır izahı da yok. Azerbaycan’da da Mehmet Haberal’ın kontrolünde olan ve aslında organ işine bakan hastahaneler daha doğrusu insan mezbahaları var. Orası bir yol, bir güzergah… Güya çatışan Azerbaycan ve Ermenistan yetkilileri de arka plandan sürekli paslaşıyorlar, görüşüyorlar, anlaşıyorlar.

Zengezur geçidinin bir kara para geçidi olduğunu, birbiriyle çatışmalı görünen tarafların tamamının bu geçidi açmak için ittifak halinde olduğunu, güya Türk Devletleri Teşkilatı’nın da bu işlerin içinde hatta başında olduğunu v.s. sesli anlamıştım. Ermenistan’la AKPKK’nin “yakınlaşma” siyaseti de bu maksatlarla yapılan bir oyundan başka bir şey değil. Her şey “kara para” için, her şey “insanlık düşmanlığı” konusunda tam teşekküllü bir ittifak oluşturmak için. Aralarında hiç mi farklar yok, sorunlar yok, çatışmalar yok… Var, var ama temel hususlarda sorunlar, çatışmalar yok. Bunca taraflar arasında elbette her kesimden ve seviyeden herkes danışıklı dövüşmüyor. Lakin tepe isimlerin tamamına yakını sistemin aslında nasıl olduğunu, işlediğini biliyor ve danışıklı dövüşüyor ki zaten bunların büyük çoğunluğu da biyonik robotlar. NATO, AB, AİHM, KGAÖ dahil bilinen bütün teşkilatlar, birbirleriyle çoğunlukla danışıklı dövüşen, bazı detay kısımlarda görüş ayrılığı yaşayıp çatışan taraflarca yönetiliyorlar. Çin de bu sistemin bir parçası. Hatta bu sistemin yeni merkezi yapılmak istenirken İstanbul’un üzerinden geçip ezdiği bir kara para devleti.

Zengezur geçidi hususunda, o yayını yaptığım günden beri rahat değiller. Konuşmalarına dikkat ediyorlar ve bu konularda dikkat çekmemeye çabalıyorlardı. Lakin batı ülkeleri bu kadar batakken, önlerini de göremiyorlar ve ümitleri azalıyorken, daha fazla bölgenin ve çok sayıda başka insanın da “nakite çevrilmesi” lazım. Çok daha fazla kara para işleri lazım. Hepsinden mühim olanı da şu ki bir türlü durdurulamayan İstanbul’un ilerleyişinin, yükselişinin, dünya üzerindeki tesir gücünün “derhal” durdurulması lazım. Bu maksatla da oyunlar içinde oyunlar kurmaları lazım. İşte sahada yaşananların arka planları bunlar.

Azerbaycan ya batacak ya çıkacak. Arası yok. Azerbaycan İstanbul’un sesine ses verecek, ayağa kalkacak, başlarındaki ve içlerindeki kara paracı hainleri ayaklar altında ezecek ya da İstanbul kangren olan kolu yani Azerbaycanı kesip atacak. Azerbaycanlılar da nakite çevrilirken hiçbir şey yapmayacak ve bu şeytanlıkların Türkiye’ye yayılmasına izin vermeyecek.

Biz artık ilan eden ede ayağa kalkıyor ve Türkiye’deki “sistemi” tamamen yok etmeye oynuyorken bir daha yazıyorum… Rusya’da, Azerbaycan’da ve bundan sonra varlıkta kalmak, Londra’nın kontrolünden, sömürmesinden, kan emiciliğinden kurtulmak isteyen bütün ülkelerde, vatansever bütün taraflar ayağa kalkmalılar. Hemen şimdi, bizimle beraber tempoyu yükseltmeliler ve birkaç güne de bu işleri bizlerle eş zamanlı, senkronize halde bitirmeye oynamalılar.

Tekrar ediyorum, Azerbaycan dediğimi yapmadığı sürece, Türkiye’den herhangi bir kişinin, etkilinin, yetkilinin, askerin, sivilin, bürokratın, iş adamının, siyasi partinin, liderin, şu şartlarda Azerbaycan’a herhangi bir sahada en ufak bir destek verdiğini, hatta destek açıklaması yaptığını…. Gözler önüne serdiğim oyun içinde oyunlara yani Londra’ya hizmet ettiğini görürsem, duyarsam, istihbaratını alırsam… O kişi ya da grubu hemen ve tamamen yok etmeye oynayacağım. Bunu, Türkiye’yi muhafaza etmekte ve insanlığı korumakta zaruri bir hamle olarak göreceğim. Bu nedenle de çatışmalardan kaçınmayacağım ve gerektiği kadar acımasız bir keskin kılıç olacağım. Azerbaycan halkı titreyip kendine gelirse, söz konusu kara paracı paralel devlet sistemini ayaklar altına almaya oynarsa, o halde ise ölümüne Azerbaycanın yanında duracağım, duracağız.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

I don’t deal with Mickey Mouse.


The Greek side is getting ridiculous. They’re talking nonsense. Currently, the priority in the ranking is not in Greece, and I have made that clear. Turkey cannot enter into a conflict with Greece unless I give it “acceptance.” Even if there is a momentary fait accompli between Turkey and Greece, that conflict will not progress and cannot continue despite me.

The Royal family, who are trying to do something in their way against my plans and decisions I have announced, to open paths and move forward in the winds that I have created or will create, and some high-level people from the USA or NATO who see no problem in serving them should know that they will not be able to play the games that they have easily played thousands of times throughout history in my revolution.

While I am implementing the decisions I have announced, I will not implement them so that there are games within the game, so that the Royal, that is, the system of the Dajjal, will also move forward or find a way to survive/exist. I will not apply it so that Masons, secret or open Jews, Satanists, or alien parties of any kind, let my struggle go to waste so that I have come to the games despite all the struggle and the price paid. I wrote it so clearly. Everyone should re-evaluate these issues.


There is also the fact that I am a person who knows the facts that are not told to humanity in the world and have told and announced some of them to society in recent years. As such a person, I know that against Turkey under my control, it would still be an unnecessary war if not only Greece but even the entire NATO were with it. They will be at odds against Turkey. I know the lungs of NATO, the EU, the Crown, the USA, Israel, and others. I have openly declared that I am tired of these ridiculous Greek shows. We only have a few days before we get more than ten million so-called refugees out of Turkey’s borders. Anything can happen about this. Even if we send only 3 million of them to Greece, there would be no state/authority called Greece. The matter did not end there; many of the European United States of America went into crisis and collapsed in a short time.

I am busy activating the field on dozens of different and individually important issues and completing the final preparations. While the bionic robot in the image of the Queen is buried, I am thinking of adding other bionic robots from the Royal family. If I want to do it, I know that if I make this decision, it won’t count for my team and me in an impossible class, not even a tough type of work.

Every time I try to “infiltrate” my attempts to open up to the Turkish world, it makes me nervous. as I get tense, I don’t deal with rattles like others. I’m not pretending to be the Greeks, who often make simple statements and attitudes so repetitive that they can be said to be “into the loop” anymore. Whoever I have a problem with, I clash with him and drop him from the game. Even if Greece try to exercise with all nato countries right now, I will keep my calm. I stay calm, evaluate the field correctly, make the right decisions, and implement and have them implemented. I will also dismiss all governments and armies that have supported him as soon as possible.

But here I am, declaring Tayyip out of the game. A level must come to this field, to this world politics. I think the MFS should not be stressed more; more stress on the MFS may cause the royal/Dajjal family to become one with the earth, its aliens, and earthlings.


By the way, I laughed a lot at the latest statements about the bionic robot in the form of Adnan Oktar. He talked like a cowardly child who hides behind the excuse, “I’ll beat you up, but my mom won’t let me fight.” That guy is already finished. I also carve the bottoms of prosecutors and judges who have served him. There are also issues related to my congregation. There are criminal cases against me. I hang Soysuz by his throat and Haberal by his feet. A lot is going on, but the supposedly very influential and authoritative people on the field are still busy trying to set up plays on the rabble. Everybody gets together. I would like to see the intelligent, agile, brave, and strong enemy in front of me so that the game can be enjoyed.


And the interested parties should make their preparations immediately. In a very short time, I will lead the energy market in this world. Whose gas, oil, mine will go to whom, to whom will be sold and to whom will not be sold, I will decide. Even in 15 days, Tayyip’s work is entirely over; he is overthrown. Immediately afterward, all kinds of “energy” resources that exist in Turkey and have not been removed due to the prohibitions of the Royal family will be directly and rapidly extracted, processed, and used. In addition, the energy resources in southern Azerbaijan and Iraq will be in the hands of Turkey. Turkey’s citizens and those in the regions in question will quickly transition to a “prosperous” and “justice” life. The riches of these places will no longer flow to the west. Before winter, there will be very beneficial financial developments for Turkey and the people in the regions in question.

The parties in the world, who do not want to waste time with a collapsed London, want to take a flight with Istanbul and can adapt to the sensitivities of Istanbul, should get ready immediately.

| Mfs – Ground-breaking – Akademi Dergisi

Mehmet Haberal’a son darbeleri vuruyorum

Deyim yerindeyse onu ayaklarından tavana asacağım. Çok da ibretlik bir yok oluşu olacak. Çok ani bir şekilde yıkılacak, sahadan/oyundan çıkacak. Bunun siyasi, askeri ve mali sahalarda dünya genelinde yansımaları olacak. En çok da Türkiye’de olacak. Herkes şimdiden duymuş, bilmiş olsun. Çok uzun süreceğini de zan etmiyorum.

Az daha unutuyordum, İsviçre’de çok parası olanlar da bu gelişmeden çok büyük tesirlenecekler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

.

Onunla hukuku devam eden, benden uzak dursun

Hem Tayyip’i hem de beni muhatap almayı doğru kabul eden hiçkimseyi muhatap almıyorum, almayacağım.

Tayyip’i sadece zaruret kadar muhatap alanları ise bu grupta tutmuyorum ve muhatap alıyorum.

Benimle iyi geçinmek isteyen hiç kimse, Tayyiple iyi geçinmek zorunda değil. Memleketin bu kadar perişan halde olduğu şu günlerde, memleket dahilinde ve haricinde estirdiğim rüzgarı, kendi menfaatine dönük olarak kullanmak isteyen, batırdığı şu memlekette bir de çıkıp pervasızca kendini “dünyanın en kıdemlisi” olarak tanımlayabilen o Tayyip’i, ben resmi yetkili olarak bile tanımıyorum, muhatap almıyorum.

Ben her şeyin başında samimiyet ararım. Dini, dili, kültürü, bakış açıları, hedefleri farklı insanlarla bile çok iyi anlaşabilirim ve onlarla aramda ortak paydalar bulabilirim. Lakin samimi olmalılar ve güven vermeliler. Doymak bilmeden yiyicilik yapanları, sözünü tutmayanı, anlaşmasına sadık kalmayanı, bir ileri iki geri adım atanı, kaypaklık yapanı, içi başka dışı başka olanı, küçücük beyniyle kendini alemin kralı sananı adamdan saymam, etrafımda da tutmam, muhatap da almam.

Tayyip devri bitmiştir. Onun tasmasını elinde tutan Bohçalı’nın ve Haberal’ın devri de bitmiştir. Onlarla birlikte bitmek, yok olmak isteyenler, onların etrafında kenetlenebilirler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Planlayıcılar yine aynı kişiler…

Sedat Peker’i “paket” yapma planları var. Planlayıcıların tepe isimlerinden biri ise biyonik Mehmet Haberal…

Sedat’ın hemen parlayan, sakin kalamayan tavırlarını kullanarak oradan vuracaklar ve daha değişik çatışma/mücadele ortamlarına ve dengelerin içine çekecekler. Böylece pusuya çekip oyundan düşürecekler. En iyi ihtimalle ceza evine koyacaklar.

Bu planlarla eş zamanlı olarak, ben dahil olmak üzere başka kişilere ve kesimlere karşı da planlar var. Planlayıcılar yine aynı kişiler…

Ben her zamanki kadar tedbirli, teşkilatlı ve rahatım. İsteyen herkes üzerime gelebilir. Her kim bana doğru ne şekilde gelirse, ona göre bir karşılığım olur.

Bu sefer, çok ama çok fena hallere düşmüş Mehmet Haberal’ın saçma sapan planlarına ve talimatlarına uyacak saha piyonlarının bir kısmının oyundan düşeceğine ve ihtimal ki Türkiye’nin epeyi karışacağına eminim. Biyonik bir insanlık düşmanının, hala inanamadığı acayip aciz hallerini kabullenemeyerek yaptığı yaptırdığı saçmalıklara piyon olmak ve yok olmak isteyenler için arazi şartları son derece müsait…

Mehmet Fahri Sertkaya

Pat-la-ya-cak

Benim dosyalarıma/davalarıma, muvazzaf ya da emekli ordu mensuplarının karışmasını da istemiyorum.

Baştan sona hukuksuzluk ve skandal dolu olan o dosyalar, sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok ülkesinde zincirleme bir reaksiyon gibi temiz eller operasyonları başlamasına sebep olacak. Büyük gürültüler kopacak.

Ankebut Ağı’nın Türkiye’deki ve daha çok batı ülkelerindeki teşkilatlarını ve masonların gerçek yüzünü ifşa edecek. Ben onları kısacık sürede ve bu kadar gürültülü şekilde çözeceğim. Kimse bana karşı güç yetiremeyecek. Vakti de geldi. Mehmet Haberal’ın, onun emrindeki Devlet Bahçeli’nin ve onun emrindeki Solomon Soysuz’un, Türkiye adliyelerinde nasıl da keyiflerine göre işler çevirdiklerini, adliyelerin bunlardan sorulduğunu bütün cihan somut delilleriyle görecek.

Sözü hiç uzatacak değilim. Buradan bu kadarcık yazdım, geçtim. Sözümü dinlemeyenlerin başlarına neler geldiğini artık duymayan bilmeyen kalmadı. Bundan sonrası herkesin kendi tercihi..

Mehmet Fahri Sertkaya

Merkel çok sık ve büyük arızalar yapıyor

Dünyanın her yerinde biyonik robotlar dalga dalga bozuluyor. Mehmet Haberal suretinde imal edilmiş robotun içindeki uzaylı bile son bir ayda iki kere değiştirildi.

Putin suretinde imal edilmiş robot ve içindeki yeşil uzaylı cayır cayır yandıktan sonra yeni robotun içine uzaylılar nöbetleşe giriyorlar.

Merkel suretinde imal edilmiş robot için de aynı şeyler geçerli. Merkel’in bazı sorunlar yaşayıp bunları gizlediği fark edilmeye başladı. Merkel’in içindeki uzaylı, mümkün olduğunca Merkel suretindeki biyonik robottan çıkarak duruyor.

Dediğim gibi, uzaylı insan türlerinin, biyonik robotlarla aramıza sızıp dünyanın her meselesine yön verme devri bitiyor. Bu devri bitiriyoruz.

Yeraltı üslerinde bile duramaz oldular. Neler yaşadıklarını saatlerce sesli anlatmak gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

İnfaz kararları verildi

Görüşmeler, toplantılar tamamlandı. Peker’in de Soysuz’un da ipini çekmeye, yok etmeye karar verdiler.

Önce Sedat Peker’in ipini çekecekler, onu hukuk dışı yöntemlerle öldürtecekler. Bir mafya çatışmasına kurban gitmiş gibi görünecek. Aynı anlarda Solomon Soysuz’un “soruşturmanın selameti, sıhhati için” istifa etmesi gibi bir görüntü oluşturacaklar. Onu biraz daha geriye çekecekler. İstifadan kısa süre sonra intihar etmiş gibi görünen bir cinayetle işini bitirecekler.

Ve tabii ki Soysuz ve Peker beklediğim doğru kararları alırlarsa, ben bu infaz planlarının gerçekleşmesine izin vermeyeceğim.

Mehmet Haberal ve onun üstündekiler karşımda bir süredir diz çökmüşlerken, Haberal’dan aşağı doğru sıralamada yer alan Mehmet Ağar ve onunla birlikte iş tutucak kişiler/çevreler, benim için mesele bile değiller. Ezer geçerim ama neden, kim için ezip geçeyim. O kişilerin de bana fayda sağlamaları lazım ki bunu yapayım.

Mehmet Fahri Sertkaya