Etiket arşivi: HDPKK

Yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu

Ben de ilk kez duyacağınız bilgiler vereyim. Sinan Ateş, yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu. İstanbul’un desteği ile MHPKK’nin başına geçmek istiyordu. İstanbul’un desteğini alırsa, bunu yapabileceğine emindi.

Bazı ortamlarda “Mfs, Süleyman Soylu’yu asacak” da diyordu.

Fazlasıyla hatayı üst üste yaptı. En büyük hatalarından biri, İstanbul’a açıkça yanaşmayı, İstanbul’un gölgesi altına girmeyi çok ötelemesiydi. Bir diğeri, güvenilmeyecek bazı kişilere güvenmesiydi. Güvendiği bazı kişiler de sattılar onu…

Doğukan’mış, Köktürk’müş, hepsi tetikçi kısmı… Yardım ve yataklık kısmı… Hedefe konulanların hepsi de bu işin içinde değil. Çok alternatifli senaryolar yazıyorlar, istediklerine istedikleri suçu yüklüyorlar. O kişilerin her birine şu anda istedikleri her şekilde ifade verdirirler. Adil yargılanma şartları içinde değiller. Büyük bir tehdit altındalar, işkence de görüyorlar, ifadelerinin geçerliliği de yok. İstediklerini alıp bir noktaya koyuyorlar, yanlarına da bir iki silah koyuyorlar. Sonra kendilerine bağlı polislerle, amirlerle bastırıp aldırıyorlar. Kamuoyunu oyalıyorlar, hedef saptırıyorlar. Davayı çürütmek istiyorlar. Taksim’deki son bombalı saldırıdan sonra da bunları yaptılar.

Sinan Ateş cinayetinde azmettiriciler yani asıl katiller, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Semih Yalçın, Şenkal Atasagun ve bunların etrafındaki o merkezi çete…

Bu ülkede hiç kimse kanundan, devletten, milletten üstte değildir. Şimdi bunların boğulmasının vaktidir. Şerefsizce, had bilmezce, hak arayanlara karşı atarlanan Semih Yalçın’a, tükürdüklerini de yalatma vaktidir. Bedenini çok parçaya bölüp, kafasını Rus Büyükelçiliğine, bedenini ABD Büyükelçiliğine, bir bacağını Çin, diğer bacağını İngiltere Büyük elçiliğine, bir kolunu Almanya, diğer kolunu İsrail büyükelçiliğine kargolama ya da kapılarının önüne asma vaktidir.

Bohçalı ve emrindeki çete, silahlı terör örgütlerini finanse ederken, mazot ve petrol kaçakçılığından elde edilen kara paraları yoğun olarak kullanıyorlar.

Bu ülkede, son seçimlerde MHPKK de HDPKK de aslında barajı geçemedi. AKPKK’nin gerçek oyları ise, ilan edilenin yarısından bile azdı. Bu ülkenin yarısı, son seçimlerde oy kullanmadı. Kafalarına göre oy oranları dağıttılar, ilan ettiler.

Sözde Anayasa metnini kimin yazdığı bile belli değil. Yazarları arasında, üç cümleyi bir araya getiremez haldeki gazeteciler bile listelendi.

Referandumların da tamamı hileli. Sandıkların yüzde onu bile sayılmamışken seçim zaferleri, referandum zaferleri ilan ettiler.

Ankebut Ağına bağlı olan diğer ülkelerin liderleri de o safhada bunları tebrik ettiler, oldu bitti suçlarına ortak oldular ya da sessiz kalarak ortak oldular.

Ekmeleddin İhsanoğlu isimli gizli Ermeni’nin CB adayı yapılması bile şu siyasi parti görünenlerin ortak hamlesi… Sonuçları baştan tayin edilmiş sözde seçimlerle ve referandumlarla devlet mekanizmasını ellerinde tutuyorlar.

Hepsi aynı alfabenin harfleri, hiçbirinin diğerinden farkı yok.

Türkiye’de HDPKK gibi silahlı bir terör örgütünü meclise sokan da orada tutan da hala kapanmaması için çırpınırken medyaya başka bir yüz gösteren de Devlet Bohçalı…

Sinan Ateş, son bir yılını bilgiler, belgeler, deliller toplamaya adamıştı. Elindeki arşiv, sadece Bohçalı ile çetesini değil, Türkiye’deki sözde siyasetçilerin çoğunu süpürüp götürecek türdendi.

Benim karşımda “Güney Azerbaycan hürriyetine kavuşmasın” diye en çok çırpınanlardan biri Mehmet Haberal ise, ikincisi Devlet Bohçalı…

Türkiye’de, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, İran’da, Irak’ta, Ermenistan’da, Gürcistan’da, Rusya’da her türlü kara para işlerinin içinde olanlardan biri de Devlet Bohçalı… Emrindeki çeteleri de bu işlerde kullanıyor.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütüyle de paslaşıyor, FETÖ ile de paslaşıyor ve o saydığım ve daha saymadığım kara paracı devletler ile de paslaşıyor.

Onların Türkiye’deki sözde elçileri ve konsolosları da Türkiye’ye yapılan bu ihanetlerin, kötülüklerin ve her türlü kara para işlerinin hepsinin içindeler.

Bu ülkede, en az beş bin şehidin gerçek katili Devlet Bohçalı…

APO denilen ve dünyadan habersiz, gözünün önünü görmez, elifi görse mertek zan edecek bir maşa teröristi astırmayan da Devlet Bohçalı…

Vakti zamanında MHPKK’nin adını ve üç hilalli bayrağını değiştirmek isteyen de Bohçalı…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürten de Devlet Bohçalı…

Saymakla bitmez pisliğin başında hep Devlet Bohçalı var.

Meral Akşener ile de danışıklı dövüşüyorlar, arka plandan her türlü kara para işlerini, organ kaçakçılığına kadar beraber yapıyorlar.

Tayyip Erdoğan denilen kişi, en başından beri Bohçalı’nın emir erlerinden biri…

Bunca zamandır, birbirlerine sayıp sövmedikleri kelime kalmadı, kameralar önünde danışıklı dövüşüp durdular, sonra her türlü ihaneti, peşkeşi, vurgunu, soygunu, talanı, cinayeti, terör saldırılarını, işgali, katliamı beraber yaptılar, yaptırdılar.

O sözde açılım süreci, o ihanet süreci bile Bohçalı’nın emirleri ile yapıldı. Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan’ı kuran, bunun için Türkiye’nin her kurumunu ve imkanını seferber eden de Bohçalı…

Suriye de sömürgecilerin eline tamamen düşsün diye, BOP gerçekleşsin diye, orada hiçbir şey yokken, Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleten de Bohçalı…

Şu anda 15 milyon sözde mülteci bedavacıya bakmamızın sebebi de Bohçalı…

Bir ödemek yerine 15 misli elektrik, su, doğalgaz faturaları ödememizin sebebi de Bohçalı… Bu fahiş ödemeleri İngiltere’ye ve diğer ülkelere gönderen de Bohçalı…

Son birkaç günde ve şu anlarda, milli servetimiz olan askeri araçlarımızı ve mühimmatımızı gizlice ve sinsice Ukrayna’ya gönderen de Bohçalı…

Batı/Nato ve İsrail tarafı istedi diye, Türkiye’de acayip bir Ukrayna yanlısı kamuoyu oluşturan da Bohçalı… Sözde Türk basın ve medyası da büyük oranda Bohçalı’nın emrine verilmiş vaziyette…

Seneler önce “Ordumuzun silah ve mühimmatı çalınıyor” dediğimde, onları çaldırtan, Suriye’de ya da Libya’da kontrolünde olan terör örgütlerine gönderen de Bohçalıydı.

Libya’ya servet değerinde askeri araç ve mühimmatımızı gönderen de oydu, hala o… Suç üstü yapıp, ordumuzun araçlarının ve silahlarının Libya’ya kaçırıldığında dair videoyu paylaştım diye, benim devletimin bütün gücünü, yetmeyip Merkel’in, ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve bu işlerin içindeki diğer devletlerin gücünü seferberlik halinde üzerime yıkmaya kalkan da Bohçalıydı. Bu kısımda da Soysuz’u yoğun şekilde kullandı. Muhatap olmak zorunda kaldığım hiçbir devlet kurumu hukuk tanımadı. Onlarca kişi şahit olduğu halde, verdiğim suç duyurusu ve savunma dilekçelerini yok ettiren de Bohçalıydı. Hiçbir şartta hakkımdan gelemeyince, bana deli raporu yamamaya kalkan ve bunu da eline ayağına dolaştıran da Bohçalıydı. Bu kısımda da maşa olarak en çok Soysuz’u kullandı.

Libya’da ve Somali’de bile ordumuzu adice kullanarak insan, organ, uyuşturucu kaçakçılığı yapan da Devlet Bohçalı… Hala ordumuz kullanılarak Suriye’de, Libya’da, Somali’de ve daha başka yerlede insanlar öldürülüyor, organları çalınıyor. Ayrıca petrol, mazot, silah, uyuşturucu, kadın, genç kız, çocuk, bebek kaçırılıyor. Bohçalı, bu kısımlarda NATO ve ABD üsleriyle de paslaşıyor.

İstanbul’un karşısında titriyorlar.

Bohçalı denilen o piç kurusu, o gölgesinden bile korkan melun, kaç masum insanın kanına girdiğini sayamamıştır ve sayamaz. Çıkmışlar, iyice suç üstü oldukları şu anda “Üç hilali yargılatmayacağız” diyorlar. Yani “Bizi yargılayamazsınız, biz hukuktan, devletten, milletten üstünüz. Vurduk, Sinan Ateş’i de vurduk. Kapatacaksınız bu meseleyi. Biz efendiyiz, siz milletçe bir hiçsiniz. Ne dersek, nasıl sevk edersek onu yapacaksınız” diyorlar.

Yaşarken leş olmuş o vücudunun her bir kısmı başka bir devlete çalışan o Semih Yalçın ise, daha ileri gidip milleti, devlet yetkililerini en ağır şekilde tehdit ediyor.

Öyle ise milletçe tokatımızı bu insan şeytanları güruhuna vurmak, bunca zarar ziyan ve ölümü durdurmak ve devletimizi hürriyetine kavuşturmak gerekiyor.

Öyle ise sloganımız belli “Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bana inanmıyorsanız Ahmet Hakan’a sorun

Soysuz, bakanlık gücüyle, karşıt olduğu gruplara operasyonlar yaptırarak, elde ettiği uyuşturucuları imha ettirmedi, çoğunlukla yurt dışına sattı. ABD’nin Ankara Büyük Elçiliği de bu kara para işlerine aracılık etti. İncirlik askeri üssü ve oradaki ABD uçakları da uyuşturucu sevkiyatlarında kullanıldı. Bu gibi işlerde Amerikalılar, Ruslar, İngilizler, İsrailliler, İranlılar, Ukraynalılar, sözde Türk tarafı ve diğerleri, birbirilerinden ayrı bir sistem değiller. İş kara para ise, hepsi birbiriyle çok iyi geçinebiliyorlar, düşmanlık etmiyorlar ama milletlerin önünde danışıklı dövüşmeye de devam ediyorlar.

Taksim’deki son terör saldırısının ellerine yüzlerine bulaşacağını anladıktan sonra Soysuz’un ABD’yi sert sözlerle suçlaması da danışıklı dövüşten ibaretti. Suçluluk psikolojisinin tezahürüydü. Aksi takdirde milletler arası siyasetin bir anda karışması gerekirdi. Koskoca Türkiye’nin görev başındaki Suç İşleri bakanı, böyle acı bir hadisenin hemen üzerine bu sözleri söyleyecek, intikam mesajı dahi verecek ama hiç kriz çıkmayacak… ABD tarafı sert karşılık vermeyecek hatta baskı yaparak o bakanı oradan indirmeyecek… Buna ahmaklar ve aynı kara para ve terör sisteminin içinde olanlar ihtimal verebilir.

Söz konusu teşekkülün basın ve medyada da çok sayıda adamları var ve sistemin mensupları olarak o şekilde konuşuyorlar. Bana inanmıyorsanız Ahmet Hakan’a sorun, her şeyi ve her kesi tek tek anlatsın size… Hatta Ahmet Hakan size sistemi anlatırken, Soysuz’un aslında kim olduğunu, nasıl işler yaptığını da anlatabilir. Soysuz’un emniyet müdürlerini bile neden öldürttüğünü anlatabilir. Son zamanlarda dikkat çekici şekilde artan polis ölümlerinin ve sözde intiharların arka planını da anlatabilir. PKK’ye gelen silahları, bu silahların getirilmesiyle dönen parayı, bu paranın ne kadarının Soysuz’a gittiğini de anlatabilir. Anlata anlata konuları İran’a, Suriye’ye, TSK’ye, MİT’e, İngiltere’ye, ABD’ye, Avrupa ülkelerine, Rusya’ya hatta Çin’e bağlayabilir. Bunların Türkiye’deki sözde diplomatik temsilciliklerine de bağlayabilir. Soysuz’un, adalet sistemi içinde neler çevirdiğini, hususiyle bana karşı mücadele ederken nasıl kendini aştığını, nirvanaya vardığını ama oradan aniden yere çakıldığını da anlatabilir. O vakit hükumetin ne kadar sıkıştığını ve Soysuz’un neden istifa tiyatrosunu oynamak zorunda kaldığını da anlatabilir. Evet evet, şaşırmayın. Ahmet Hakan’a benim üzerimdeki davaları, resmi evrakları sorsanız, onları bile anlatabilir. Soysuz gibi bir pisliği Devlet Bohçalı neden getirdi, her şeye rağmen neden Suç İşleri bakanlığı makamında tutuyor diye sorsanız, Ahmet Hakan bu konularda da çok şeyler anlatabilir.

Hiç şüphe edilmemeli ki nerede ABD ve NATO üsleri varsa, orada kara para, terör, katliam, yağma, kaçakçılık işleri vardır. Para eden bebekse, çocuksa, kadınsa, hiç fark etmez, onları bile kaçırırlar ve kaçırıyorlar. Soysuz’un Türkiye’deki sözde mülteciler konusundaki direnişinin arkasında da bu vahşi gerçek var. Mülteci dedikleri sahipsiz kalmış insanlar, onlar için para demek, başka hiçbir şey değil…

Soysuz’un uyuşturucu imalathaneleri de var. Onu arka plandan yönlendiren ve kollayan Mehmet Ağar’ın da var. Mafya anası Meral Akşener’in de var. Bu sistemin içinde olup da teröristlerle paslaşmama, ortak işler yapmama ihtimalleri de yok. Uyuşturucu işinin yanında, para eden her türlü işi de yapıyorlar. Böyleleri ekranlarda milliyetçi, vatansever rolü oynarken, arka plandan teröristlerle beraber iş yapıyorlar.

Soysuz HDPKK karşıtlığında samimi olsaydı, elindeki devlet imkanlarıyla şimdiye mecliste HDPKK diye bir sözde partiyi, aslında bir terör teşkilatını bırakmamıştı. Lakin birbirlerinden ayrı teşkilatlar değiller. AKPKK’nin ve diğer sözde partilerin içi de tıka basa terörist, hain ve kara paracılarla dolu. İşte meclisteki sözde millet vekili bir kadın şeytanın, terör kampında çektirdiği fotoğrafları meydana çıktı. Sonra ne oldu… O günden beri her şey olması gerekene inat, aşırı bir dikkatle, sessizlikle, danışıklılıkla ilerletiliyor. Hatta basın, medya ve sosyal medya hainleri, teröristleri de buna çok dikkat ediyorlar. Oysa şunlar danışıklı dövüşmüyor olsalar, aynı teröristler ve hainler adalet sistemine de sızmış olmasalar, sadece o kadından yola çıkılarak HDPKK ve bütün altılı çete toplanıp alınırdı.

Şimdi, yeni bir seçimden bahsediyorlar. Anayasa açık ve tartışmasız şekilde izin vermediği halde, danışıklı dövüşen sözde siyasi partiler ve sözde siyasi liderler, Tayyip’in üçüncü kere aday olmasına tepki bile vermiyorlar. Bunların artık anayasayı takmadıkları bir devre gelindi. Kafalarınca yeni bir hokus pokus yapacaklar, biraz çatışıp biraz danışıklı dövüşecekler ve hep beraber daha da iktidarda ve mecliste kalacaklar. Lakin öyle olmayacak. Ehemmiyetine binaen tekrar yazıyorum. Büyük bir kararlılıkla yazıyorum. Türkiye’de o beklenen seçim olmayacak. Bunların hepsi toplanıp alınacak. Siyasi sahada karar alacak olanlar da mali ve askeri konularda karar alacak olanlar da adımlarını buna göre atsınlar. Aksi halde kaybedenler kulübünde yer alacaklar.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Herkes hak ettiğini yaşayacak

Bu ülkenin Tayyip ve çetesi nedeniyle kaybedeceği bir dakikası dahi yok. Bir tesisi, bir projesi, bir arazisi, bir yeraltı yada yerüstü zenginliği daha yok. Memleket, “Türkiye” olmaktan çıktı. Memleket, Türklerin olmaktan çıktı. Memleket, “vatan” olmaktan çıktı. Hala her gelenin geçenin, Türkiye’ye daha fazla zarar veren taleplerine, türlü ihanetlere, peşkeşlere, oyalamalara, zararlara tam kadro halinde çalışıyorlar, hizmet ediyorlar. Hala Türkiye’nin düzgün ve net bir duruşu yok. Hala Türkiye’nin gücünü, imkanlarını, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini Türkiye’nin lehine/yararına kullanmak yok. Kullanacakları da yok. Hala Kraliçe ne derse, o oluyor.

Türkiye içinde ve dışında şartları/dengeleri epeyi hazırladım. Şu lüzumsuz sıkıntı adamı ve çetesini, ben artık istemiyorum ve hızlı bir süreçle deviriyorum. Yerine bir adamımı geçireceğim. Ben arka planda kalacağım. Bu süreçte Türkiye’yi de bile isteye büyük krizlerden büyük krizlere sokacağım. Kimseye “Herkes tedbirini alsın, hazırlansın, sermayesine sahip çıksın” ya da “Herkes ülkesine, milletine zarar veren kararların, uygulamaların karşısında dimdik dursun.” v.s. diyecek değilim. Kaç tekrarla zaten dedim. Herkes hak ettiğini yaşayacak. Hep dediğim gibi, danışıklı muhalefetin tamamını da Tayyip’le birlikte devireceğim.

Bundan sonra bu ülkede Kraliçe’ye çalışan herkesi en hızlı şekillerde oyundan düşüreceğim. Bunları desteklemeye, elimden almaya çabalayacak her tarafı, her hükumeti ve her ülkeyi de krizlerden krizlere sokacağım. Neye uğradıklarını şaşıracaklar. Türkiye dediğimiz bu ülkede karışmamış bir kurum, bir adliye, bir cadde kalmayacak. On milyonların öfkesini arkama alarak geliyorum.

Yeter, mide bulandırdı artık bunların omurgasızlıkları, git gelleri, ihanetleri, peşkeşleri, kraliçeye kullukları, pislik işleri, ülkeyi mülteci denilen onursuzlarla doldurmaları, ordumuzu bile İsrail’in ve Kraliçe’nin emrine vermeleri, Suriye politikaları, gelene gidene ağam/paşam çekmeleri v.s.

Böyle ülke değil, mahalle bile yönetilemez. Böyle devlet başkanlığı değil, muhtarlık bile yapılamaz. Türkiye istemediğim ve izin vermeyeceğim sıkıntılara/krizlere koşar adım gidiyor, bu tarz vatanı ve milleti bütünüyle tehdit eden hallere müdahale edeceğimi bin defa söylemiştim. Onun kralı geliyor, şunun veliahtı geliyor, diğerinin paşası geliyor, bütün hesaplar, bütün planlar Türkiye’nin ve Türk milletinin aleyhine yapılıyor. Ben de o türlü hesapların hepsini bozmaya ve dünyayı başlarına yıkmaya geliyorum.

O meşhur rüyamdaki o meşhur kısımdayız. Gittim, geldim… Gittim, geldim ama sonunda “yeter artık” diyerek Tayyip’e dört el ateş ederek onu öldürdüm. İşte tam oradayız…

Haydi, başlıyoruz.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Tayyip’in ve çetesinin fişini çekecekler

Saha çok ama çok gergin. Son yaptıkları planları da tutmadı. Son kazdıkları kuyulara da kendileri düştüler. Türkiye’nin benim elimle karışmasını çok istediler, beklediler. Tayyip’i önüme attılar, harcamamı istediler.

Ne Suriye’ye operasyon yaptırabildiler, ne diğer kara para işlerini istedikleri hale getirebildiler. Ne beni etkisiz hale getirebildiler. Ne batı/NATO çetesine üst üste vurduğum darbeleri durdurabildiler v.s. Bu gidişatı tersine çevirmeyi geçtiler, durdurmaya dönük ümitleri bile eriyor. Yepyeni bir dünya düzeni kuruluyor ama onlar maddeten ve manen çok feci hallerdeler ve zaman aleyhlerine işliyor. Yine de bir şeyler yapmalılar ama yapabilecekleri şey, kuklaları olan iktidarı indirip de yerine sözde muhalefet yapan diğer kuklalarını getirmekti. Şimdi çaresizlikten o yolu seçtiler. Evet, AKPKK/MHPKK koalisyonu projelerinin üstünü tam olarak çizdiler. Bunun için alt yapı çalışmalarına başladılar ve her an Türkiye’de Tayyip’i/AKPKK’yi devirebilirler. Bir bakarsınız ki Pazartesi günü akşamı Türkiye’de AKPKK hükumeti yok. Çok geniş bir kadroyu toplayıp alacaklar. Yerlerine altılı çeteyi getirecekler. Beni de altılı çetenin önünde büyük bir mani olarak görüyorlar. Kaçtır açıkça hamleler yapacaklar, ben varım diye geri duruyorlar. Yanlış yorumluyorlar. Ben değil miydim “Şunları indirip diğer kuklalarınızı getirecekseniz getirin ama benim kırmızı çizgilerime, hassasiyetlerime dikkat edin” diye açıkça yazan…

Bu güne kadar Tayyip ve çetesi ile altılı çete her şeyi beraber yaptılar. Beraber ihanet ettiler, beraber çaldılar, beraber terörün önünü açtılar, beraber İngiltere’ye, ABD’ye, İsrail’e, Avrupa’ya çalıştılar… Vergilerimizi beraber çalarak bu ülkelere gönderdiler, askerlerimizi beraberce terör örgütlerinin önüne attılar, şehit ettirdiler. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Afrika’da BOP için gerekli olan şeyleri beraber yaptılar ve bunları yaparken bizim devlet gücümüzü BOP’un emrine verdiler. On milyondan fazla bedavacı onursuzu, harp kaçkınlarını beraberce ülkemize getirdiler, şimdi beraberce burada tutuyorlar. İnsan, organ, uyuşturucu başta olmak üzere her türlü kaçakçılığı beraber yaptılar ve hala beraber yapıyorlar. Terör alsın yürüsün, kara para işleri coşsun, Türkiye ve bölge bölüne bölüne, nüfus dengeleri değişe değişe BOP yani Büyük İsrail Devleti projesi gerçekleşsin diye beraberce yapmadıkları ya da denemedikleri hiçbir iş yok. Ordumuzu ve sistemimizi bile bu maksatla beraberce dağıttılar. MİT’in başına kara paracı Hakan Fidan’ı bunun için getirdiler ve en güçlü yapıştırıcı ile o koltuğa yapıştırdılar. Herifin MİT başkanı olduğu süreçte kaç acı terör hadisesi, kaç skandal peş peşe yaşandı, hiç rahatsız bile edilmedi. Birkaç danışıklı dövüşlü güya tepkinin ötesinde bir şey yaşandığı görülmedi. Hala Hakan Fidan’dan hiçbirinin rahatsızlığı yok, çünkü bağlantıları sağlam, kara parada herkese kazandırıyor. CHPKK’nin terörist yöneticilerine bile… Aile Bakanlığı üzerinden şiddetli yıkıcı faaliyetleri beraberce yaptılar. Beraberce ibneliği ve her türlü melaneti serbest bıraktılar. Ülkede kadınlarla erkekleri rakip hatta düşman yaptılar. Dernekler, vakıflar, sözde yardım kuruluşları üzerinden vurgunları da beraber yaptılar. Maddi ve manevi sahalarda her türlü yıkıcı faaliyeti, bu milletin devletinin gücüyle, kurumlarının gücüyle beraberce yaptılar. Milletin gücünü milletin aleyhine hep beraberce kullandılar, kullanıyorlar. Yani bizim için ha AKPKK ha CHPKK ha HDPKK… Bir farkları yok. O nedenle yıllardır “Hepsi aynı alfabenin harfleri” deyip duruyorum. 

Şimdi Tayyip indirilse de yerine altılı çete gelse, bence adalet yerini de bulur. Çünkü bu enkazın bizim üzerimize devrilmesi adalet değil. Kim yıkılmaya sebep olduysa, enkaz onun, onların üzerine devrilmelidir. Ülkenin hazinesinde para yok, memuruna maaş veremeyecek vaziyette, kara paralarla taklalar attırılıyordu artık o da yok. Araplardan para dilenmenin, milletler arası seviyede kara para transferlerinin de bir sonu var ve oraya gelindi. Millet aç, millet hasta, millet öfkeli v.s. 

Altılı çete iş başı yaptırılınca ben haftalar sayarım. Kaç hafta iktidarda kalabileceklerine, hangi sorunu çözebileceklerine bakarım. Altı haftadan fazla kalabilmişlerse de çok şaşarım. Çünkü ABD’nin bile altı haftası kaldığını zan etmiyorum. Bu gidişle her an ABD de açıkça, görülür şekilde havlu atacak ve çok da karışacak. Hatta bence Türkiye’den önce karışacak.

Evet, bence hiç mahzuru yok. Önce ABD mi yoksa Türkiye mi karışır, o da meselemiz değil. Biz bunca yıldır işlenen bunca vahim suçların hiçbirine ortak olmadık, destek olmadık, sessiz/tepkisiz kalmadık. Bunca yıl sonra aynı duruştayız, duruşumuzu hiç bozmadık. Biz hak etmediğimiz bir yıkılışı yaşamak ve hak etmediğimiz şekilde bir enkaz altında kalmak niyetinde değiliz. Bunları bunca senedir başında tutan halk kesimi de umurumuzda değil. 12 seneden fazladır o halk kesimini de ikaz ettik, onlara nasihat ettik. Yeter, halkın o kesimiyle, idarecilerin bu kesimleri hep beraber bu günleri hazırladılar. Dinimizi bile alet ede ede her türlü melunluğu yaptılar, yaptırdılar, desteklediler, alkışladılar, yediler, içtiler, kustular, pislediler. Şimdi kaoslarını yaşasınlar. Biz karışmayacağız. 

Tayyip ile çetesini darbe ile mi, siyasi oyunlarla mı, hukuk yoluyla mı devirdiklerine de takılmayacağız. Darbe ile bile devireceklerse, biz izin vermeden darbe yapamazlar ama vereceğiz. Biz izin verdiğimizde darbe yapsalar, bize yine sıkıntı olamazlar. İstanbul dağ gibi sağlam bir vaziyette duruyor. Yine Türkiye’ye, bölgeye ve dünyaya yön vermeye, dengeler kurmaya devam edecek. Bu kadim şehri deccalin teşkilatı da yok edemez. Oyalanıp dursunlar, acı akıbetlerini yaşasınlar, biz her safhasında en doğru, en dürüst, en cesur, en adaletli kararlarla, tavırlarla yolumuza devam edeceğiz. Zaman Ankebut Ağına bağlı bütün ülkeleri ve liderleri ve sistemleri mum misali eritiyor. Zaman bizim lehimize, onların aleyhlerine işliyor. Eriyorlar, bitiyorlar ve ne yapmayı denerlerse denesinler, köprüden önceki son çıkışı zaten kaçırdılar. 

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Problems in the trial of Canan Kaftancıoğlu

There is no longer an independent justice system in Turkey, but the provisions against Canan Kaftancıoğlu are in line with the law. There are major problems with suitability as well. The problem is that the penalties given are extremely light and insufficient. It is seen that the justice system does not impose punishments at the level required by law, as required by national security, under political pressure, as well as under pressure from an organized press and media. Again, as a result of these pressures, it is seen that the investigation/trial is not deep enough. Otherwise, it is before the eyes that Canan commits various crimes, praises/defends even terrorist organizations most clearly, betrays the homeland and the nation, and allies with Turkish enemies, leaving no room for discussion.

Despite this, those who are defending Canan are currently committing the crime of “praising the crime and the criminal”. They openly declare that they have aided and abetted these “organized terror and treason” crimes to this day. At this stage, it is seen that the justice system is under political pressure, under pressure from the press and media, and the pressure of organized actions carried out by some foreign countries in Turkey, and we encounter the so-called ambassadors of certain countries in Turkey.

Prosecutions should be initiated immediately against all of these people. Those in the Turkish justice system know that one of Canan Kaftancıoğlu’s biggest accomplices is Ekrem İmamoğlu, and through which ambassadors and foreign NGOs that are hostile to the Turks, İmamoğlu is directed. Judicial authorities who knowingly do not do what is necessary also commit crimes. They also commit grave crimes. They also endanger Turkey’s national security.
These investigations and trials should carry out immediately. If the issue extends to the CHPKK administrators and even to Kemal Kılıçdaroğlu, the law should be applied to them as well.

My opinion on this matter is clear. I wrote a long time ago. Law requires to do the same about CHPKK, just as the law requires to close HDPKK as soon as possible, gather all those involved, and not allow such a so-called political party again. It is visible that the six-party coalition is the so-called political parties and organizations that have become this way.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Biological, chemical, and nuclear…

Must be vigilant all over the world, especially in Turkey and the USA.

One should be cautious against terrorist organizations and terrorist and treasonous organizations that look like political parties or NGOs. Beware of the Armenians of Turkey, who for the last two centuries have known nothing but brutal bloodshed, massacres, and black money dealings. One should also be careful against the CHPKK, HDPKK, PKK(KWP), Alpaslan Kuytul gang, and other so-called political parties and so-called communities under their control.

Terrorist attacks using biological, chemical weapons, and even depleted nuclear bombs should not be seen as a low probability. We must be prepared for any eventuality, and heavy blows must be struck from the front by the power of the state against known centers of terror and betrayal.

We must be vigilant around the world. Everything looks like a spark… If it goes on like this, it seems like a lot of blood will be shed in Turkey and the USA.

The state and nation in question… All parties from Turkey must stand up against the CHPKK, HDPKK, Future, and DEVA, which have become terrorist centers. These so-called political parties must be closed immediately and with overwhelming intervention. Terrorism and treason operations should be carried out on those concerned.

Especially the CHPKK members, so-called intellectuals, and journalists, who did not speak up when there was so much betrayal, robbery, and giveaway in the country, but threatened everyone by spitting out that one of the main terrorists, Osman Kavala, was punished, talking about the “fight”, showing the terrorist face. Operations should be carried out and investigations should be initiated against everyone. The power of the nation and the state should be shown against these terrorist foci.

The state/justice mechanism should be faster than terrorist and treason organizations. He should not wait for them to strike the first blows. Their overseas connections should also be highlighted. All so-called ambassadors who speak in defense of Osman Kavala should be declared a man who will not want them and should be sent back to their countries. The terrorist connections of these so-called ambassadors should also be disclosed. It should be shown to the whole world that Turkey is not the old Turkey and that Turkey is determined to crush and destroy the terror and betrayal centers within it from now on.

The plans of the international terrorist organization led by Putin, Biden, Xi, Scholz, and Macron must be disrupted.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Teyakkuz halinde olacağız

Kısa süre içerisinde dünya üzerinde pek çok hususta dengeler değişebileceği gibi, Türkiye içinde ve çevresinde de pek çok denge değişebilir. Sınırlarımızdaki ülkelerle ve bunların kontrol ettiği ya da göz yumduğu terör örgütleriyle aramızda çok ciddi sorunlar hatta bir anda askeri çatışmalar yaşanabilir. Bütün bölge savaş alanına dönebilir. Kısa süre sonrasında bu savaş bütün Avrupayı da sarabilir.

Türkiye olarak, İranla, Irakla, Suriyeyle ayrı ayrı ya da bunların üçüyle aynı anda askeri çatışmalar yaşanması ihtimaline de hazır olacağız. Ayrıca, lüzumu halinde İstanbul ve Çanakkale boğazlarını Batı/NATO cephesinin askeri unsurlarına tamamen kapatacağız. Buna ve bunu yaptığımızda peşi sıra gelişecek risklere/hadiselere karşı hep hazırlıklı olacağız.

Türkiye içinde, hususiyle büyük şehirlerle, sınırlardaki şehirlerimizde peş peşe ve sarsıcı terör saldırıları yapılması ihtimaline karşı hazırlıklı olacağız. Böyle saldırılar yapılırsa, cumhuriyet tarihinde ilk defa bu terör saldırılarının peşini/izini hakikaten sürerek CHPKK’ye, HDPKK’ye, MHPKK’ye, AKPKK’ye ve İsrail ile batılı ülkelere kadar götüreceğiz. Ülke içinde kim alınması gerekiyorsa, makamına ve rütbesine bakılmadan hemen toplayıp alacağız. Ülke dışında, hangi terör destekçisi ülkeye misilleme yapmamız gerekiyorsa, hiç zaman kaybetmeden yapacağız.

Türkiye içindeki ABD ve NATO üslerine karşı teyakkuz halinde olacağız ve lüzumu halinde buraları kuşatıp içlerindeki personelleri tutuklayacağız. Elçilik ve konsolosluk vazifelerinin haricinde, Türkiye’de adeta işgal valisi tavırlarıyla hareket eden, sürekli iç işlerimize karşısan, sürekli terör örgütleriyle paslaşan, sürekli ülke içindeki kripto kimlikli hainlerle ve bunların sözde siyasi partileriyle ve sözde vekilleriyle paslaşan, her gün ve her dakika Türkiye’ye zarar veren ve suçlar işleyen sözde diplomatik temsilcileri de toplayıp alacağız. Bunların kara para ve terör üsleri haline gelmiş sözde elçilik ve konsolosluk binalarını da kapatacağız. Öncelikle ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa gibi terör ve kara para ülkelerinin, Türkiye’deki sözde diplomatik temsilcilerine ve temsilciliklerine bunu yapacağız.

Bunlar yaşanıyorken, Türkiye’de iktidarı sadece resmen elinde tutan resmi yetkililerin, devletin/hukukun işlerleğini en ufak bir şekilde bile olsa durdurmaya dönük hamleleri olursa, işte o kısımda volkan gibi, atom bombası gibi patlayacağız ve milli güvenliğimizi tehdit altında görerek idari kadroyu bütünüyle al aşağı edeceğiz. Ordumuz hain subay kadrosunu da toplayıp alacağız .Türkiye’deki önde gelen mason kişileri de aynı anlarda toplayıp alacağız. Bütün bu hain kadrolara kulluk eden hukuki/adli yetkilileri de toplayıp, onları herkesten önce asacağız.

Duruşumuz çok net, çok kesin, çok keskin… Hukukun gereği ne ise, milli güvenliği korumanın gereği ne ise, devletin ve vatanın bekasını sağlamanın gereği ne ise, onların hepsi, hiçbir tereddüt yaşanmadan yerine getirilecek. Suçlu ve hain her kimse ve her neredeyse gerekli müdahaleler yapılacak.

Türkiye, batı dünyasının, ABD’nin, İsrail’in ya da NATO’nun ne sömürgesidir, ne ucuz askeridir. Ne de kara para merkezlerinden biridir. Türkiye artık hür bir devlettir, NATO üyesi de değildir, yüzü batıya dönük de değildir, daha fazla sömürülmeyecektir ve milletinin can, mal, ırz, din, fikir, vicdan hürriyetlerini koruyan bir hukuk devletidir. Bu hürriyetleri ve emniyetleri tehdit eden iç ve dış suçlu/düşman unsurlar, hür bir hukuk devletinden beklenen karşılıkları görecekler.

Öyle görünüyor ki, hala batı dünyasına kulluk etmekte ve Türk milletine/devletine ihanetler etmekte ısrar eden siyasetteki, bürokrasideki, ordudaki, iş dünyasındaki, adalet sistemindeki, kolluk kuvvetleri içindeki gizli Ermeni çeteleri ve bunlara bağlı diğer silahlı çeteler, kısa sürede tarihe gömülecekler. Bunlar yaşanırken, hakikatler göz önüne çıkarken, onlarca yıldır bu ülkede terörün, göz yaşının, zulmün, sömürünün, acıların neden son bulmadığını, bütün vatandaşlarımız en açık şekilde görmüş, anlamış olacaklar.

Ümit ederim ki İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkeler, batı dünyasının, insanlık düşmanlarının, kara paracıların, sömürgecilerin, katliamcıların beleş askeri olmak yerine, onurlu bir duruş sergileyen ülkeler olmayı tercih ederler ve iç dinamikleri de başlarındaki idarecileri bu yöne sevk ederler. Aksi takdirde, karşımızda, bu hatalarının ceremesini topluca ve çok ağır şekilde onlar da çekerler.

Bıçak kemiğe dayanmadı, iliğe saplandı… Artık yeter.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hepsini serbest bırakacağım

Çok az istisnaları hariç, FETÖ’cü denilerek ceza evlerine doldurulan insanların tamamını, çok yakında toptan tahliye ettireceğim.

“FETÖ’cü” denilerek bir oldu bittiyle sözde yargılanan ve cezalar alanlar arasından, yatıp çıkmış olanlara ve benim tahliye ettireceğim kişilere, yeniden yargılanma hakkı verilecek. Bu defa, hukuka uygun yargılamalar yapılacak. Savcıların ve hakimlerin Doğu Perinçek çetesinden, mason tarikatından, Sabetaycılardan, içimizdeki İsrail’den, içimizdeki Ermenistan’dan olmalarına izin verilmeyecek. Zaten bu dediğim yapılmadan az öncesinde ordumuz ve adli makamlar dahil, devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarından bunlar temizlenmiş olacaklar. FETÖ’cü denilen insanlar arasında gerçekten suçu, günahı olanlar da hak ettikleri cezaları alacaklar ve bunlar yeniden ceza evlerine konacaklar. Yargılamalar son derece şeffaf şekilde yapılacak. Vatandaşlarımızdan hiçbir şey gizlenmeyecek. Her safhası video kaydına alınıp her yerde paylaşılacak. Yargılamalar sonrasında verilen hükümler, toplumun vicdanına da sunulmuş/sorulmuş olacak.

Suçsuz oldukları halde, AKPKK-MHPKK-CHPKK-HDPKK ihanet ittifakının, bunların ortak buluşma noktası olan mason tarikatının talepleriyle cezalar alanların itibarları iade edilecek. Zarar, ziyanları tazmin edilecek. Devlet kademelerindeki makamlarına/rütbelerine iade edilecekler. Kriptolardan, masonlardan boşalan devlet kademelerine bu vasıflı ve suçsuz insanlar getirilecekler. Bunların hak ettikleri tazminatların verilmesi için kriptoların/masonların el konulan menkul ve gayr-i menkul varlıkları kullanılacak. Kimseye adaletsizlik yapılmayacak.

Bylock ya da başka bir uygulamayı kullanmış olmak, yazışma içeriği görülüp suç unsuru bulunmadıkça, tek başına delil kabul edilmeyecek.

Ankesörlü telefonla aranmak, konuşma içeriği elde edilip açıkça suç unsurları görülmedikçe, suç delili kabul edilemeyecek.

Bir dolar, on dolar ya da başka her hangi bir para biriminin bir kişinin üzerinde, masasında, kasasında, dolabında çıkmış olması da tek başına delil kabul edilmeyecek.

İşkence görerek, tehdit edilerek sözde itirafçı olmuş kişiler tek tek meydana çıkartılacak ve bunların yaktığı masum kişiler haklarını alacaklar, Şikayetçi olabilecekler, hem yalancı itirafçıların hem de onları o şekle sokan resmi yetkililerin cezalar almalarını sağlayacaklar.

Devletin resmi kurumlarından Diyanet işleri başkanlığının bile beraber çalıştığı Bank Asya’da hesabı olmak, oradan kredi almak, orayla bankacılık faaliyetlerinde bulunmuş olmak, Zaman gazetesi abonesi olmak v.s. gibi saçmalıklar, suç delili kabul edilmeyecekler.

Görünürde açıkça İslami cemaat/teşkilat olduğu halde, açıkça vatana ihanet, terör, silahlı terör eylemleri hiç görülmediği halde, söz konusu cemaat toptan “suç örgütü” ya da “silahlı suç örgütü” ilan edilemeyecek. Bunların hepsi hukuka aykırı. Tartışılabilir bir yanı da yok. Hukukun bu kadar dışına çıkarak toplamda milyonlarca Türkiyelinin akıl almaz haksızlıklara uğramasına sebep olan savcılar ve hakimler de yargılanacaklar. “Bize üstten bu yönde talimat geldi” gibi cümleler hiç dikkate alınmayacak. “Gerçek bir adalet adamı gibi duramadıysan, adaletle hüküm veremediysen, zulüm edilenlerin yanında saf tutamadıysan, vatandaşının yanında duramadıysan ve masonlara kulluk etmek zorunda kaldıysan, hiç değilse istifa etseydin” denilecek, başka da bir şey denilmeyecek.

Kaçırılanların, vurulanların, işkencede ölenlerin, tecavüze uğrayan kadınların, hamile ya da lohusa iken terörist muamelesi gören kadınların… Doksan yaşında ihtiyar olduğu ve GBT’si tertemiz olduğu halde yaka paça alınan ve ceza evine konanların… Yurt dışına kaçmaya çalışırken ölenlerin, boğulanların, organ ve fuhuş mafyalarına kurban olanların… Ve daha nicelerinin hesapları bu savcılardan ve hakimlerden de çok ama çok sert şekilde sorulacak.

Aynı anlarda, devletin kurum ve kuruluşlarına sızmış on binlerce PKK mensubuna ya da iltisaklısına da aynı terörist muamelesini neden yapmadıkları da sorulacak. O mahkemelerde rüşvet geçmeyecek, kriptoların/masonların üst isimlerinin talimatları da geçmeyecek.

Her insan grubunun içine ya da başına art niyetli kişiler sızmış olabilir. Bunlar da ispat edilir, ispatlar da her türlü şüpheden uzak somut ispatlar olur, o halde cezalar en sert şekilde verilir ama sadece onlara verilir. Suç örgütü ilan edilmesinden sonra bile Diyanet’in Bank Asya ile çalıştığı çok açık iken, kimse “İstediğimi yargılar, istediğimi görmezden gelirim” diyemez, diyemeyecek. Kimse “Devlet kurum ve kuruluşlarında dürüst ve müslüman insan sayısı artıyor, bunlar bizim oyunlarımızı bozuyor, Türkiye’nin halini, duruşunu değiştiriyor. Bunları bir şekilde toptan oyundan almalıyız, ezmeliyiz. Mümkünse yok etmeliyiz” diyemez, diyemeyecek.

“Devletin içine sızanlar sadece İslam cemaat ve tarikatları mı? Misyoner tarikatları? Mason tarikatı? Yahudi tarikatları? Satanist tarikatları? Bunları da araştırıp icap edenleri yaptınız mı ya da neden yapmadınız? Bütün kara para işleri, bütün ihanet işleri, bütün pis işler bunlarda değil mi?” diye sorulmamış tek bir siyasi/idari ve adli yetkili kalmayacak.

“Rabbim beni af etsin” demek, yargılanmaktan kurtulmaya sebep olmayacak, olamayacak. Bunu diyen, en başta yargılanacak. 15 Temmuz darbe tiyatrosu da zaten bütün tezatlarıyla, yalanlarıyla baştan beri gözler önünde… Bunları göre göre hukukun gereğini yapmamış olan savcılar ve hakimler de yargılanacaklar. Zaten kaç tane seçimde ve referandumda, daha akşam olmadan on binle usulsüzlük delili paylaşıldığı halde bunlara karşı da vazifelerini yapmadılar. Hala masonlar tarafından devletin başına getirilmiş hain güruhun ve onlarla en başından beri danışıklı dövüşen sözde muhalefetin istediklerini yapıyorlar. Bütün bu suçların, acıların, cinayetlerin, zararların, kayıpların, intiharların, krizlerin hepsinin baş sorumlusu, adaletten ayrılan hakimler ve savcılar… Herkesten çok onlar sallandıracaklar.

Bu yazı daha böyle çok uzar. Yıllardır bu zulümler yapılırken en sert şekilde yazdım, ikaz ettim. En çok da adli yetkilileri ikaz ettim. Dinlemeyenler, kula kulluk edenler, Türk görünerek bu millete ve devlete ihanet edenler, bilsinler ki ramak kaldı. Bunları ve burada anlatacak olsam uzun gidecek daha neleri neleri yapacağım. Şu anda bile Türkiye içinde ya da dünya genelinde, benim bunları yapmama mani olabilecek bir güç unsuru kalmadı.

Belki unutanlar olmuştur, boşa tartışmalar yaşanmasın diye yazayım. AKPKK ile cemaatin içindeki hakiki FETÖ’cüler aşk yaşarken, aralarından su sızmazken, her suçu beraber işlerlerken, ben gerçekleri haykırıyordum. Fethullah Gülen benden davacı olmuştu da Ankara’da, ifademin bile alınmadığı, savunma hakkımın bile tanınmadığı o davada sözde yargılanıp ceza almıştım.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Acınası hallerdeler

HDPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün eş genel başkanı Pervin Buldan koronavirüse yakalanmadı. Son zamanlarda çok yüksek sayıda biyonik robot, aralıksız esen metafizik fırtınalara dayanamaz oldular. Pervin Buldan suretinde imal edilmiş biyonik robot ve içine girip robotu kullanan uzaylılar, acınası hallerdeler. Biyonik Temel Karamollaoğlu da aynı halleri yaşadı, yaşıyor. Daha dünya genelinde binlercesi işte böyle acınası hallerdeler. Son yıllarda karşımızda çöküp yıkılmamak için son çare olarak Türkiye’deki yüksek sayıda kişinin yerine biyonik robotlarla geçtiler, hala geçiyorlar. Lakin bu da onları kurtaramaz. Bu kadar çok kişiyi biyonik robot yapmaları, aslında bize yarayan ahmakça bir hamleleri… Çok yakında, şimdi ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

On beş gün kendimizi kapatacağız, geri çekileceğiz

Yunanistan’ın ve onu arkalayan Avrupa tarafının çok kızdığı ve bize karşı metafizik saldırılar yapacağı istihbaratını aldık. Ayrıca Türkiye ile Kıbrıs’ı da karıştıracaklarmış. Çok fena karşı hamleler planlamışlar. Bu nedenlerle, tedbir maksadıyla on beş gün kendimizi kapatacağız, geri çekileceğiz. Türkiye’de ve dünyada hiçbir metafizik çatışmaya girmeyecek, kimseyi de çarpmayacağız. Ayrıca Türkiye başta olmak üzere dünyanın hiçbir yerindeki siyasi, askeri ve mali meselelere de karışmayacağız. Yayınlar bile yapmayacağız. Öncelikle bu büyük tehlikeyi savuşturmamız, atlatmamız gerekiyor. Çok zor olacak, biz de çok zorlanacağız, Türkiye de çok büyük sıkıntılar yaşayacak ama bunu da atlatacağız.

Şeklinde cümleler yazmamı ve kararlar almamı bekleyenler var mı, bilemiyorum ama biz dünyanın farklı yerlerinden resmi yetkili kişilerin hallerini gördükçe, kendi aralarındaki konuşmalarını dinledikçe çok gülüyoruz, çok eğleniyoruz. Dünyanın dört bir yanından gelen raporlar, bizi sevince boğuyor. “İyi teşkilatlandık. Samimiyetle ve uzun süreli mücadele verdik. Hiçbir zaman korkmadık. Ulvi niyetlerle çıktığımız bu yolda, dünya malına, makamına gönül vermedik. Zaman zaman bedeller de ödedik ama yine yolumuzdan dönmedik. Şimdi hak ettiğimiz yerdeyiz. Rehavete de kapılmayacak ve gücümüzü bütün dünyaya daha açık şekilde göstereceğiz.” diyoruz.

Son zamanlarda sert darbeler vurup işlerini bozduğumuz bazı batılı ve doğulu taraflar, Türkiye içindeki gizli Ermeni/Hristiyan çetelerini, bunların kontrolü altındaki sözde siyasi partileri, sözde sivil toplum örgütlerini ve o meşhur terör örgütlerini bizim ve ülkemizin karşımızda bir kart olarak kullanmayı değerlendiriyorlar.

Ermeni ihanet çetelerinin Türkiye’de devlet sistemi içinde de çok adamları var. Hepsi isim isim, cisim cisim ifşa olmuş bu kişileri de kullanmak isteyebilirler. Bizce ciddi bir sorun değil ama bunları karşımızda kart olarak oynamak istediklerinde bizim bunlara vereceğimiz karşılık mecburen çok gürültü çıkartan, çok ses getiren, yer yer dünya medyasında ilk sırada ve dakikalarca haber yapılan türden olacak. Kendi devletinin gücünü/kurumlarını kendilerinin üzerine haksızca ve ihanetle yönlendiren, acımasızca terör saldırıları dahi yapan/yaptıran bir ihanet ve terör güruhuna karşı, her millet aynı şekilde sert, gürültülü, acımasız ve ezici karşılığı verir. Son derece inanarak ve yapabileceğimi kesinlik derecesinde bilerek ifade ediyorum ki her şafak vaktinde, İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’nin pek çok şehrinde kurulmuş dar ağaçlarında, gizli Ermeni hainlerin ve teröristlerin leşleri sergilenir. Resmi yetkisi/kimliği olanları ise ilk günlerde sallandırılırlar. Dünya medyası da bu sarsıcı görüntüleri servis etmek, üzerinde uzunca durmak, ilgili şahısları yayınlara çıkartıp konuşturmak zorunda kalır. Çok da güzel olur ve dünyadaki bütün mazlum milletlere, terör kartı ile ezilerek, susturularak sömürülen milletlere örnek olur. Hepsi gerçek manada hür bir devlet/millet olabilmek için ne yapmaları gerektiğini en net şekilde görürler. Bir milletin, bunu yapmak istedikten sonra yapabildiğini, hainlerin ve teröristlerin böyle bir millet darbesine karşı güç yetiremediğini, onları oynatan batılı ülkelerin de çaresizce olanları izlediklerini görürler.

Ümit ederim ki o masonlar, o satanistler, o haçlılar, o sömürgeciler, o yunanlar, o caniler, o insan kasapları, bizim, Türkiye’nin, Kıbrıs’ın karşısında böyle bir kartı kullanırlar ve son kararları bu yönde olur. Her zamanki gibi samimiyetle yazıyorum, bu, bize de uyar. Bundan çok büyük memnuniyet duyar ve gerekli karşılığı memnuniyetle veririz. Zaten “ramak kaldı” deyip duruyorum. Son bir iki ince ayarın eksik kaldığını, onu da hızla yaptığımızı açıkça ifade ediyorum. Karşımızda Ermeni çeteleri kullanılırsa, açıkça da isim vereyim ve muhatap alayım ki Kılıçdaryan ve çetesi CHPKK, onlardan hiç farkı olmayan HDPKK, bunlara bağlı milletvekili denilen ya da denilmeyen militanlar ve türlü türlü kısa isimler verdikleri terör grupları kullanılırsa… Türkiye’de ya da Kıbrıs’ta sivil ya da siyasi yetkili ya da askeri yetkili bir kişinin burnu kanarsa, Türkiye’yi ve Kıbrıs’ı mezbahaya çeviririm. Kimse de gelip bunları elimden alamaz. Yine söylüyorum, bire yüz kişi idam ettirir ya da kestiririm.

“Ramak kaldı” dediğim bu süreç daha da hızlanmış olur ve iktidarı, danışıklı dövüşen muhalefeti, gizli ermenisini, yahudisini, masonunu, satanistini, haçlısını, ordumun içine sızanı, devletimin kurumları içine sızanı topyekun yakar, asar, ezer geçerim. Çünkü ben adaletliyim. Haksız yere yakanı, yakarım. Keseni keserim. Asanı, asarım. Parçalayanı parçalarım. Bir kişi bir yerde bir el bombası patlatsın, o kişiyi alır meydan yerde ve kameralar önünde bombayla havaya uçurturum. Göze göz, kana kan, dişe diş…

Haydi, işte meydan… Hemen şimdi başlayabiliriz. Kaç kişi, kaç sözde siyasi parti, kaç grup/örgüt ya da kaç sömürgeci ülke varsa karşımda durabilecek, bir adım öne çıksınlar göreyim.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Mümkün değildir

Kemal’e, iktidar olmaları halinde, terörist Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakıp bırakmayacakları sorulmuş.

Terörist Selahattin Demirtaş’ın siyasi bir tutuklu olduğunu ifade ederek “Selahattin beye yapılan eleştirilerin hiçbir kıymeti yoktur. İnşallah göreceksiniz, halkın iktidarında Selahattin bey de Osman Kavala da haksız yere içeride yatan bir sürü askeri öğrenciler var, onlar da avukatlar da hepsi çıkacak.” cevabını vermiş.

Hiç iyi bir halt etmemiş. Bu ülkenin kırmızı çizgileri belli… Bunlar daha önce en açık şekilde ve tekrar tekrar ifade edildiler. Bu ülkede, teröre yandaş olan, teröriste arka çıkan, ibneliğe meydan açan ve insan kaçakçılığı, organ, zorla fuhuş gibi kara para işleri yapan ya da bu gibi insanlık dışı işlere yardım ve yataklık eden hiç kimse iktidar olamaz.

Türkiye’nin rotası, batıya doğru değildir. Batının ahlaksızlığına, namussuzluğuna, ibneliğine, sömürücülüğüne, kara paracılığına doğru değildir. Türkiye bu rotadan çoktan çıkmıştır. Bunu kabullenmeyenlerin ya da bu gerçeği hiçe sayanların, önümüzdeki yakın süreçte muhtar olabilmeleri bile pek mümkün değildir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Boğazımıza kadar geldi, patlamaya yer arıyoruz.

Almanya yine terörün ve teröristin yanında yer aldı

Türkiye’de bölgede faaliyet gösteren çok sayıda terör örgütünün içinde “adamları” bulunan, bu ülkelerin siyasetçileri arasında da çok sayıda “adamları” bulunan, devlet eliyle kara para işleri yapan, dünyanın en çok sübyancı bulunan ülkelerinden biri olan, sınırları dahilinde yok olmuş on binlerce mültecinin akıbetlerine dair bir açıklama yapamayan Almanya, yine aynı şeyi yaptı. Almanya açıkça katillerin, sadistlerin, canilerin, tecavüzcülerin, insan kaçakçılarının, organ kaçakçılarının, uyuşturucu kaçakçılarının, bombalı terör eylemlerinde sivilleri bile katledenlerin yanında yer aldı.

Cezaevinde tutuklu bulunan HDPKK Eski Eş Başkanı ve terörist Selahattin Demirtaş’a, Almanya’nın Weimar Belediyesi tarafından “2021 İnsan Hakları Ödülü” verildi. Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanı Claudia Roth da törene katılarak terörist Demirtaş’ı öven bir konuşma yaptı.

Türkiye’de Kürt sorunu olduğunu iddia eden Türkiyelilerin tamamına yakının gizli ermeni, gizli süryani, gizli ezidi, gizli yahudi v.b. etnik unsurların mensupları olduğunu çok iyi bilen ve bunlarla birlikte insanlık dışı surette terör ve kara para işleri yapan Almanya’da, söz konusu törende, Türkiye’de kürt sorunu olduğu vurgusu yapıldı.

Roth, “Demirtaş cesarete sahip, kalbi olan, sıcak kalpli ve zeki bir siyasetçi, bir insan hakları savunucusu ve demokrat. Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir umut” diye konuşabildi.

Böylelerine bir saat içinde tükürdüğünü yalatabilecek güce fazlasıyla sahip olan Türkiye’de, ne yazık ki gizli yahudilerin, gizli ermenilerin, gizli masonların AKPKK projesi/hükumeti iktidarda… Lakin Almanya ve benzeri ülkeler de biliyorlar ki iktidarın sayılı günleri kaldı.

Ve herkes biliyor ki AKPKK projesinin uygulanmasında, AKPKK’nin iktidara getirilmesinde ve bunca yıldır iktidarda tutulmasında kritik rolü olan, Tayyip Erdoğan piyonunu sürekli emri altında tutan, gizli Ermeni ve MİT piyonu Abdullah Öcalan’ı astırmayan, Türkiye’ye yapılan her türlü ihanetin ve kötülüğün başını çeken, Almanya dahil olmak üzere pek çok batılı ülkeye de çalışan o Devlet Bahçeli’nin de sayılı günleri kaldı.

Mehmet Fahri Sertkaya