Etiket arşivi: FETÖ

Let the final preparations be completed

Let the public and all parties inside and outside the country be prepared.

Anyone who has been wronged by the so-called FETO… Anyone who has been slandered and punished with false evidence, false witnesses, and punishments… I will evacuate them all, no matter whether they are of origin. I will ensure that they are tried again and with justice. And that will happen very, very soon.
I will bring back to their previous duties those who want to serve this state and nation sincerely, by obeying the law, and by not being involved in terrorism, crimes, or betrayals. I’ll give it one more chance. I will return their legitimately earned money to those whose immovable property has been taken away.

I will make after all of the transportable and real estate that were illegally confiscated from associations and foundations established for the purpose of serving our religion and our nation. I will only charge part of the justice system with this. They will work with law enforcement officers who have been given special and broad powers to their orders. They will overhaul everything again, they will scrutinize everything. They will trace and confiscate all of the foundation’s properties, money, and immovables that belonged to the public and were donated to be used for the public interest. Those who committed crimes in this process, whoever they are, will be tried and punished. The salvaged funds and real estate will be transferred to a real foundation that will be newly established and under state control. The foundation in question will publish all its activities, expenditures, and incomes on its website every 15 days in the clearest way possible. Anyone in the world will be able to see every move.

We have made sure that everyone has already heard and figured out that Fethullah Gülen is also a secret Armenian and MIT/CIA joint personnel. The top staff of the community established through Gülen is full of secret Armenians, secret Jews, secret Greeks, secret Yazidis, terrorists, swindlers, traitors, and murderers, and they are not touched. The top staff of AKPKK is also the same… They are no different from each other. AKPKK is an organized crime, terror, and treason organization that was expelled from FETÖ… I will release everyone who was oppressed, wronged, deceived, or used during their collusion and money fights, who was not involved in any legal crime during the whole process but was punished.

Neither Tayyip nor those holding his leash can prevent me from doing this. Neither the MIT(so-called national security organization of Turkey), the CIA, the British, nor the enemies of humanity and Islam in Israel can prevent it. I don’t care how much noise it will make, how messy it will be, or who will get hurt. In this country, there will be a state system like a state. There will be justice. Muslim or non-Muslim, Turkish or Kurdish or Armenian or Jewish… Turkish citizen or not… It doesn’t matter, there will be justice for everyone. Even traitors and enemies of humanity will be judged with justice. No one will be treated unfairly. Here, a distorted, broken state system that the Satanists and the Queen want, a state system based on exploitation, and Turkish/Islamic hostility will no longer prevail. Here there will no longer be a state system in which Masons are a state within a state. It will be made clear that the real parallel state is not Muslims who have been deceived, deceived, deceived, robbed, and exploited through various Islamic-appearing communities and sects, but rather Armenia within us, Israel within us, and the Masonic sect. In this part, injustice and cruelty will not be done to anyone. No one will be deprived of their right to a fair trial. It is already ready with the concrete evidence needed to ensure all this.

As always, I gave the clearest information from the beginning. After that, it’s up to everyone’s free will. I don’t force anyone. Everyone makes their own choices freely, but I pave the way for those who follow the path of good, I hang those who stubbornly follow the path of evil and betrayal.

Also, in a very short time, I will initiate a very big “revival movement” from the head to the toe, that is, the process of bringing every problematic part back to life and making it functional. I will choose to bring foreign nationals who want to serve our state and nation sincerely, who have the education and qualifications in the fields we need, to Turkey. I will not give citizenship. I will give a very long settlement permit. These people will be highly valued and treated very, very well. They will live in very good conditions. I will also ensure that those among them who have served for a long time with determination and sincerity and those we believe will be made citizens.

From now on, the justice of Yavuz, Fatih, and Kanuni will be applied in this country.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Fırtına öncesi sessizlik | Süleymanlılara operasyon

E.. (Akademi Dergisi takipçisi):

Hocam hayırlı günler.Dün sizle konuştuktan sonra rüyamda kursun önünde şiddetli rüzgar olduğunu,esen rüzgar ile çer çöp ne varsa kursun giriş kısmına dolduğunu gördüm. O esnada bir talebemde girişte set üstü bir ocağın iki tuşuna basıp gazı havaya veriyordu.Ona mani oldum.Esen rüzgar ile gazın karışmasıyla insanlara zarar gelmesin diye.

Mehmet Fahri Serkaya:

Hayırlı günler. Büyük hadiseler yaşanacak. Cemaat birbirine girecek. Çoğunluk samimi değil zaten… Samimi olmayan herkes, kendini kurtarmak için diğerini yakmaya başlayacak. Tartışmalar, kavgalar, iftiralar, karalamalar, dilekçe ve istifa tartışmaları, suçlamalar, suç duyuruları çok yayılacak. Galiba hükumete, hükumetin çalıştığı yabancı ülkelerin gizli servislerine bile bırakmayıp bu samimiyetsizler birbirleri hakkında suç duyuruları yağdıracaklar. Yaşayalım görelim bakalım, nasıl olacak. Rüzgar görmek iyidir ama şiddetli rüzgar görmek her zaman iyiye yorulmaz. Şiddetli rüzgar, büyük hadiseler demektir. Tehlikeler demektir. Sıkıntılar demektir. Nizamın/düzenin bir anda alt üst olması demektir. Dengelerin aniden değişmesi demektir. Böyle bir rüya görüldüğünde kötü günlere hazırlıklı olunmalı.

Rüyada ocak görmek de aslında iyidir. Lakin senin rüyandaki ocak ve gaz, cemaat içindeki milyonlarca münafık, yiyici, menfaatçi kadın ve erkeklerin halini temsil ediyor. Gaz, onların bu güne kadar elde ettikleri maddi ya da manevi dünyalık menfaatler. Mal, mülk, para, makam, itibar, şöhret v.b.

İşte o gaz yani bu sefil kişilerin menfaatleri aniden kesilecek. Devamı gelmeyeceği gibi, şu ana kadar elde ettiklerine de el konulacak. Tıpkı FETÖ operasyonlarında olduğu gibi…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hepsini serbest bırakacağım

Çok az istisnaları hariç, FETÖ’cü denilerek ceza evlerine doldurulan insanların tamamını, çok yakında toptan tahliye ettireceğim.

“FETÖ’cü” denilerek bir oldu bittiyle sözde yargılanan ve cezalar alanlar arasından, yatıp çıkmış olanlara ve benim tahliye ettireceğim kişilere, yeniden yargılanma hakkı verilecek. Bu defa, hukuka uygun yargılamalar yapılacak. Savcıların ve hakimlerin Doğu Perinçek çetesinden, mason tarikatından, Sabetaycılardan, içimizdeki İsrail’den, içimizdeki Ermenistan’dan olmalarına izin verilmeyecek. Zaten bu dediğim yapılmadan az öncesinde ordumuz ve adli makamlar dahil, devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarından bunlar temizlenmiş olacaklar. FETÖ’cü denilen insanlar arasında gerçekten suçu, günahı olanlar da hak ettikleri cezaları alacaklar ve bunlar yeniden ceza evlerine konacaklar. Yargılamalar son derece şeffaf şekilde yapılacak. Vatandaşlarımızdan hiçbir şey gizlenmeyecek. Her safhası video kaydına alınıp her yerde paylaşılacak. Yargılamalar sonrasında verilen hükümler, toplumun vicdanına da sunulmuş/sorulmuş olacak.

Suçsuz oldukları halde, AKPKK-MHPKK-CHPKK-HDPKK ihanet ittifakının, bunların ortak buluşma noktası olan mason tarikatının talepleriyle cezalar alanların itibarları iade edilecek. Zarar, ziyanları tazmin edilecek. Devlet kademelerindeki makamlarına/rütbelerine iade edilecekler. Kriptolardan, masonlardan boşalan devlet kademelerine bu vasıflı ve suçsuz insanlar getirilecekler. Bunların hak ettikleri tazminatların verilmesi için kriptoların/masonların el konulan menkul ve gayr-i menkul varlıkları kullanılacak. Kimseye adaletsizlik yapılmayacak.

Bylock ya da başka bir uygulamayı kullanmış olmak, yazışma içeriği görülüp suç unsuru bulunmadıkça, tek başına delil kabul edilmeyecek.

Ankesörlü telefonla aranmak, konuşma içeriği elde edilip açıkça suç unsurları görülmedikçe, suç delili kabul edilemeyecek.

Bir dolar, on dolar ya da başka her hangi bir para biriminin bir kişinin üzerinde, masasında, kasasında, dolabında çıkmış olması da tek başına delil kabul edilmeyecek.

İşkence görerek, tehdit edilerek sözde itirafçı olmuş kişiler tek tek meydana çıkartılacak ve bunların yaktığı masum kişiler haklarını alacaklar, Şikayetçi olabilecekler, hem yalancı itirafçıların hem de onları o şekle sokan resmi yetkililerin cezalar almalarını sağlayacaklar.

Devletin resmi kurumlarından Diyanet işleri başkanlığının bile beraber çalıştığı Bank Asya’da hesabı olmak, oradan kredi almak, orayla bankacılık faaliyetlerinde bulunmuş olmak, Zaman gazetesi abonesi olmak v.s. gibi saçmalıklar, suç delili kabul edilmeyecekler.

Görünürde açıkça İslami cemaat/teşkilat olduğu halde, açıkça vatana ihanet, terör, silahlı terör eylemleri hiç görülmediği halde, söz konusu cemaat toptan “suç örgütü” ya da “silahlı suç örgütü” ilan edilemeyecek. Bunların hepsi hukuka aykırı. Tartışılabilir bir yanı da yok. Hukukun bu kadar dışına çıkarak toplamda milyonlarca Türkiyelinin akıl almaz haksızlıklara uğramasına sebep olan savcılar ve hakimler de yargılanacaklar. “Bize üstten bu yönde talimat geldi” gibi cümleler hiç dikkate alınmayacak. “Gerçek bir adalet adamı gibi duramadıysan, adaletle hüküm veremediysen, zulüm edilenlerin yanında saf tutamadıysan, vatandaşının yanında duramadıysan ve masonlara kulluk etmek zorunda kaldıysan, hiç değilse istifa etseydin” denilecek, başka da bir şey denilmeyecek.

Kaçırılanların, vurulanların, işkencede ölenlerin, tecavüze uğrayan kadınların, hamile ya da lohusa iken terörist muamelesi gören kadınların… Doksan yaşında ihtiyar olduğu ve GBT’si tertemiz olduğu halde yaka paça alınan ve ceza evine konanların… Yurt dışına kaçmaya çalışırken ölenlerin, boğulanların, organ ve fuhuş mafyalarına kurban olanların… Ve daha nicelerinin hesapları bu savcılardan ve hakimlerden de çok ama çok sert şekilde sorulacak.

Aynı anlarda, devletin kurum ve kuruluşlarına sızmış on binlerce PKK mensubuna ya da iltisaklısına da aynı terörist muamelesini neden yapmadıkları da sorulacak. O mahkemelerde rüşvet geçmeyecek, kriptoların/masonların üst isimlerinin talimatları da geçmeyecek.

Her insan grubunun içine ya da başına art niyetli kişiler sızmış olabilir. Bunlar da ispat edilir, ispatlar da her türlü şüpheden uzak somut ispatlar olur, o halde cezalar en sert şekilde verilir ama sadece onlara verilir. Suç örgütü ilan edilmesinden sonra bile Diyanet’in Bank Asya ile çalıştığı çok açık iken, kimse “İstediğimi yargılar, istediğimi görmezden gelirim” diyemez, diyemeyecek. Kimse “Devlet kurum ve kuruluşlarında dürüst ve müslüman insan sayısı artıyor, bunlar bizim oyunlarımızı bozuyor, Türkiye’nin halini, duruşunu değiştiriyor. Bunları bir şekilde toptan oyundan almalıyız, ezmeliyiz. Mümkünse yok etmeliyiz” diyemez, diyemeyecek.

“Devletin içine sızanlar sadece İslam cemaat ve tarikatları mı? Misyoner tarikatları? Mason tarikatı? Yahudi tarikatları? Satanist tarikatları? Bunları da araştırıp icap edenleri yaptınız mı ya da neden yapmadınız? Bütün kara para işleri, bütün ihanet işleri, bütün pis işler bunlarda değil mi?” diye sorulmamış tek bir siyasi/idari ve adli yetkili kalmayacak.

“Rabbim beni af etsin” demek, yargılanmaktan kurtulmaya sebep olmayacak, olamayacak. Bunu diyen, en başta yargılanacak. 15 Temmuz darbe tiyatrosu da zaten bütün tezatlarıyla, yalanlarıyla baştan beri gözler önünde… Bunları göre göre hukukun gereğini yapmamış olan savcılar ve hakimler de yargılanacaklar. Zaten kaç tane seçimde ve referandumda, daha akşam olmadan on binle usulsüzlük delili paylaşıldığı halde bunlara karşı da vazifelerini yapmadılar. Hala masonlar tarafından devletin başına getirilmiş hain güruhun ve onlarla en başından beri danışıklı dövüşen sözde muhalefetin istediklerini yapıyorlar. Bütün bu suçların, acıların, cinayetlerin, zararların, kayıpların, intiharların, krizlerin hepsinin baş sorumlusu, adaletten ayrılan hakimler ve savcılar… Herkesten çok onlar sallandıracaklar.

Bu yazı daha böyle çok uzar. Yıllardır bu zulümler yapılırken en sert şekilde yazdım, ikaz ettim. En çok da adli yetkilileri ikaz ettim. Dinlemeyenler, kula kulluk edenler, Türk görünerek bu millete ve devlete ihanet edenler, bilsinler ki ramak kaldı. Bunları ve burada anlatacak olsam uzun gidecek daha neleri neleri yapacağım. Şu anda bile Türkiye içinde ya da dünya genelinde, benim bunları yapmama mani olabilecek bir güç unsuru kalmadı.

Belki unutanlar olmuştur, boşa tartışmalar yaşanmasın diye yazayım. AKPKK ile cemaatin içindeki hakiki FETÖ’cüler aşk yaşarken, aralarından su sızmazken, her suçu beraber işlerlerken, ben gerçekleri haykırıyordum. Fethullah Gülen benden davacı olmuştu da Ankara’da, ifademin bile alınmadığı, savunma hakkımın bile tanınmadığı o davada sözde yargılanıp ceza almıştım.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bunlar neden tartışılmıyor, neden soruşturulmuyor?

Tayyip suç üstü yapılacakmış ama Muhsin bunu engellemiş.

Gizli Ermeni ve basit bir MİT piyonu kara paracı olan Muhsin Yazıcıoğlu olmasaydı, siyonizmin/masonluğun Tayyip ve AKPKK projesi başlarken biter miydi? Son yirmi yıldır Tayyip ve AKPKK projesi üzerinden Türkiye’de yapılan ihanetlerde, zulümlerde, soygunlarda, cinayetlerde, peşkeşlerde, vurulan çok ağır manevi ve ahlaki darbelerde, gizli Ermeni Muhsin Yazıcıyan’ın da payı mı var?

Soyunun bir yanı gizli Ermeni, bir yanı gizli Yahudi olan ve yine kara paracı olan Selçuk Özdağ, gazeteci olarak gösterilen Veli Toprak’la birlikte bir kitap yazdı. “Son Alperen – Muhsin Yazıoğlu’nun sır görüşmeleri” isimli kitap daha önce basında konu edildi. Kitapta dikkat çekici olan ve biz müslümanların gözünü açan hatıralar ve bilgiler de var. Bunlardan birini Selçuk Özdağ, MHPKK eski milletvekili Saffet Topaktaş’tan aktarmış. Saffet Topaktaş’ın anlattığına göre, Tayyip suç üstü yapılacakmış ama Muhsin bunu son anda engellemiş.

İlk gençlik yıllarından beri dolandırıcı, yalancı, sahtekar, hileci, ahlaksız, vatan haini, kibir abidesi ve cahil biri olan, eşek etinden sucuk yapıp satmasıyla da tanınan Tayyip’in, İBB başkanlığı zamanında işlediği suçlardan dolayı köşeye sıkıştığı ve dosyasının Yargıtay’da olduğu anlarda bakın neler yaşanmış. Selçuk Özdağ, söz konusu kitapta, Saffet Topaktaş’tan aktarıyor:

“Erdoğan’ın İBB’yle ilgili bir mahkemesi var, dosyası Yargıtay’a gelmiş. Muhsin Başkan’la oturuyoruz, bir telefon geldi. Muhsin Başkan hemen Tayyip Bey’i aradı, ‘Randevulaştığın yere gitme!’ diye uyardı. Başkan’a ‘Bu ne, ne oluyor?’ diye sordum. 5 milyon doları birine vermek için gitse orada suçüstü yapacaklarmış. Hatta Başkan’a ‘Ne diyorsun?’ dedim. ‘Bize böyle bir bilgi geldi. Bize yakışmaz, bildirmek gerekir’ dedi. Bildirdi, ‘randevuya gitme’ dedi. Böylece o olaydan kurtardı.”

Nedense, kitabın bu kısmı daha önce basında yer bulduğu halde, üzerine geçen aylar boyunca kimse çıkıp konuyu tartışmadı. Beş milyon dolar para Tayyip’in miydi? Onunsa, bir yüzükle çıktığı yolda, kısa sürede o kadar büyük parayı nereden buldu? Onun değilse, ona kim, neden verdi? Buluşmaya gideceği taraf kimdi, kimlerdi? Gitseydi ve parayı verseydi, ne maksatla verecekti ve neden suç üstü yapılmış sayılacaktı?

Kitapta yine Topaktaş’tan aktarılan sarsıcı başka bilgiler de var. FETÖ projesinin beyin takımından biri olan Yahudi ve mason Üzeyir Garih’in partiyi ziyaret ettiği ve kritik bir anda yönlendirmeler yapmak istediği ama buna muvaffak olamadığı iddia ediliyor. Gerçekten öyle mi?

O kısmı da okuyalım:

“Üzeyir Garih partiye geldi. İkisi görüştüler. O tarihte DSP-MHP-ANAP koalisyonu vardı. ‘Türkiye 2 partili döneme gidecek’ demiş. Muhsin Bey bize anlattı. ‘Sen dışında kalma’ diye teklif yapmış. Hanefi Çelik’in evinde Tayyip’le görüşme var. Bütün arkadaşları Muhsin Bey’e ‘Birlikte hareket edelim’ dediği halde, Başkan kabul etmedi. Şimdi sağ olsa idi, bunların alternatifi olurdu.”

Acaba, o görüşmede, içimizdeki İsrail’in ve FETÖ’nün en tepe isimlerinden biri olan Üzeyir Garih, tam tersine taleplerde bulunmuş olmasın? Siyaset sahnesinde şimdilerde olduğu kadar yüksek seviyede sıkıntıların olduğu, halkın artık seçimlerden ve partilerden ümidi kestiği ve gerçek bir lider aradığı bir dönemde, Muhsin şayet gerçekten müslüman, Türk ve vatansever bir liderse, neden bu fırsatı değerlendirmedi? Üzeyir Garih gibi neye hizmet ettiğini herkesin bildiği bir kişi, neden açıkça gelip Muhsin’e “Sen de dışarıda kalma, bu oyuna dahil” ol desin? Çocuk mu kandırıyor bunlar… Selçuk Özdağ da mı herkesi ahmak zan ediyor. Muhsin Yazıcıoğlu bunu bir kere yapmadı, her fırsatta yaptı. Her fırsatta, gerçek bir alternatif olmaktan, içimizdeki İsrail’in diğer partilerinin oylarını düşürmekten ve planlarını bozmaktan kaçtı.

Bunlar gibi daha neler neler var, zamanı geldi, geliyor ve hepsini anlatacağım. Delilsiz de değil, çok yakında, delilleri paylaşabileceğim bir Türkiye ve dünya dengesi oluşturmuş olacağım. İşte deprem ne demekmiş, bütün dünya, bütün Ankebut Ağı o zaman yaşayacak, görecek

Sürekli takipçilerim hatırlayacaklardır, o şişirme kahraman Abdullah Çatlı’nın da soyunda Ermenilik olduğunu çoktan yazmış ama detaylara girmemiştim. Abdullah Çatlı da bir gizli Ermeniydi, adi bir kara paracıydı, bir MİT piyonu olarak akla gelen her türlü kara para işlerinde, en insanlık dışı kara para işlerinde bile kullanıldı. Bu millete hizmet etmesi gerekirken İsrail’e ve batılı kara paracı diğer devletlere hizmet eden MİT, bir de bunca vahşetin, bunca ihanetin, bunca rezilliğin içinde kullandığı gizli Ermeni ve gizli Yahudi kişileri kahramanlaştırdı. Bunu da basındaki, medyadaki, şimdi sosyal medyadaki, film ve dizi sektöründeki kripto kimlikli adamlarıyla yaptı, yapıyor. İleri derecede vatan haini ve kara paracı olan Abdullah Çatlı’nın kahramanlaştırıldığı bir de dizi çektirdi. Gizli Yahudi Osman Sınav’a bu maksatla Kurtlar Vadisi dizisini çektirdi. Bu dizi üzerinden ayrıca Türkiye ve Türk milleti, siyonizmin “llımlı İslam cumhuriyeti” projesine hazırlandı. Bu proje kapsamında Ortadoğu ve kuzey Afrika başta olmak üzere her yer işgal edilecek, sömürülecek, rejimler ve liderler değiştirilirken çıkan harplerde Türk milleti, devleti ve ordusu en başta kullanılacaktı. Aslında neler döndüğü, kimin nasıl oyunlar çevirdiği millet tarafından anlaşılamadan, olanlar olacaktı. Kurtlar Vadisi ve sonrasında çekilen Osmanlı, İslam, cihad, teşkilat temalı filmler ve diziler bu maksatla da çekildiler, çekiliyorlar. Hala milli ve manevi duyguları daha da yükseltilmek istenen, bu yapılırken, kendi tabirleriyle “ılımlı İslam” çizgisinde yapılan, batı dünyası ile İsrail menfaatine olacak şekilde her an çatışmalara girmesi istenen bir Türkiye var.

Kurtlar Vadisi’nin konsept danışmanı olarak gösterilen kişi bile MİT piyonu Soner Yalçın… MİT tarafından yalanlarla, kandırmalarla, ihanetlerle dolu tarzda hazırlanan o meşhur kitapların üzerine Soner Yalçın ismi yazıldı. Soner Yalçın, hala kitapların muhteviyatına tam hakim olamadığı için bunca sene sonra bile canlı yayınlara çıkamayan, sorulara muhatap olmaktan kaçan, hala doğru düzgün köşe yazısı bile yazamadığı halde Türkiye’nin en önemli araştırmacı gazetecilerinden ve yazarlarından biri olarak gösterilen bir vatan haininden ve kara paracıdan başka bir şey değil. Bunca yıldır çok şeyleri yazdım, yazdığım kadarı bile son derece büyük darbeler vurdu içimizdeki İsrail’e, içimizdeki Ermenistan’a ve dünya genelinde Ankebut Ağına… Lakin bundan sonra son ve öldürücü darbeleri de vuracağım. O Devlet Bohçalı’nın nasıl bir Türk, İslam ve insanlık düşmanı hain ve alçak olduğunu da bir anda gözler önüne sereceğim. Tayyip’in elinden tutup onu iktidara getirenlerin ve onun üzerinden bu millete hala her kötülüğü yapanların en sadık köpeklerinden birinin Devlet Bohçalı olduğunu da gözler önüne sereceğim

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Lanet edilesi bir pislikti…

Fatma Girik, Covid 19’a bağlı gelişen çoklu organ yetmezliği nedeniyle ölmedi. Uzun zamandır çarpılıyor ve bir türlü iyileşemiyordu. Mühleti bitti ve tepe taklak öte aleme geçti. İleri seviyede bir Türk/İslam düşmanı satanistti. Yalandan bile müslüman gibi görünemez, her fırsatta İslam’a düşmanlığını açık ederdi. Gece gündüz iblis’e dualar ederdi. Masonlarla, ülkedeki kriptolarla iç içeydi. En hakiki FETÖ’cülerdendi. Zamanında ünlü misyoner Türkan Saylan ile bağlantıları da vardı. Bizim aramızda Fatma ismiyle bilinen bu kripto hainin nasıl bir pislik olduğunu anlatmak için birkaç bölüm belgesel çekmek lazım ya da birkaç cilt kitap yazmak…

Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Küçücük beyinleriyle, koca Türk milletine oyunlar kurduklarını zan ediyorlar

Gizli Yahudi bir vatan haini iken biyonik robot yapılan Özgür Özel’in, hiç olmadık bir anda, partisine ve partisinin planlarına da çok zarar vererek İslam dinine hakaret etmesi…

Gizli Yahudi ve FETÖ’cü bir vatan haini iken biyonik robot yapılan Sezen Aksu’nun İslam dininine hakaret etmesi…

Çoktan ateist ve ruh hastası olmuş, hiçbir makul sebep olmasa bile intihar etmesi beklenecek hale gelmiş, çoktan hayatın içinden alınarak korumalı bir klinikte tedavi altına alınması gerekmiş, kendisine ve çevresine zarar verme eğilimi olduğu çoktan anlaşılmış, davranışları bile son derece bozulmuş, yüzü gözü solmuş, bakışları bile değişmiş bir gencin, bir tarikat müessesinde intihar etmesinin, olmadık bir yerlere çekilmeye çalışılması…

Ve benzeri başka tartışmalar, meseleler…

Bunların hepsi bir planın parçası… Gündemi değiştirmeye, vatansever müslümanları başka konulara çekmeye, odaklarını bozmaya dönük hamleler. Ayrıca danışıklı dövüştükleri AKPKK’yi ve Tayyip’i daha fazla süre iktidarda tutmaya dönük hamleler… Yaşanan dehşet verici seviyedeki hayat pahalılığını, geçim sıkıntılarını, siyasi kaosu, belirsizliği, halktaki ümitsizliği, ülkenin koşar adım daha büyük felaketlere gidişini, bu nedenlerle yaşanan çok sayıda intiharı bastırmaya, gizlemeye, gündemden düşürmeye dönük çabalar.

Birkaç kelam edip, bir de hukuk yoluna giderek suç duyuruları yapıp sonrasında fazlaca vakit kaybetmeden hizmetlerimize, vatan ve millet mücadelemize devam etmemiz gerekir ve öyle de yapıyoruz.

O Fatih Altaylı ve de Ahmet Hakan da tepeden aldığı, yurt dışından gelen talimatlarla aynı maksatla yazıp çiziyorlar. Bir babanın, evladını Allahsızlardan, ahlaksızlardan, namus tanımazlardan ve içine düşürüldüğü ileri seviyedeki ruhi bunalımlardan kurtarmak için, son çare olarak bir İslami müesseseye göndermesini ama ondan da netice alamamasını bu derece çarpıtarak ve hukuk dışı şekilde mevzu etmeleri, haddi iyice aşarak milleti tehdit edercesine baskı altına almaları ve o babaya da hakaretler savurmaları, tahammül edilesi şeyler değil ama işte arka planında bu sarsıcı gerçek var. İsmail Saymaz da hep aynı yerden emirler alıyor ve emirler gereği bu kadar haddi aşıyorlar. Cezalarını bulurlar, bulacaklar.

Biz gereksiz surette vakit ve emek harcamayacağız. Danışıklı dövüşenlere takılmayacağız. İşte meydandayız, kim tarikatları kapatabiliyormuş? Kendilerini kanunun dokunamayacağı bir yerde gören, arkasındaki ihanet odaklarına güvenerek bu milletin dinine düşmanlık eden, bu milletin müslümanca duruşa sahip fertlerine yazılarda sövme hakkını kendinde gören ve mason tarikatının sahadaki köpekleri olan Fatih Altaylı, Ahmet Hakan, İsmail Saymaz ve benzeri piyonlar mı kapatacaklarmış? Yoksa Doğu Perinçekçiler ve AKPKK militanları mı kapatacaklarmış? Yoksa ordu içindeki çoktan ifşa olmuş gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve gizli mason subaylar mı kapatacaklarmış? Yoksa bunlar da Rus ordusunu mu çağıracaklar? Yoksa Masonların emriyle AKPKK ile danışıklı dövüşen CHPKK militanları mı kapatacaklarmış? Boş boş hırlıyorlar, kendilerini dokunulamaz zan ediyorlar, milletin sinirlerine sinirlerine vuruyorlar. Cesareti olan bunlardan hangisi ise, beni muhatap alıp bana sövsün? Ben de o baba ile aynı kanaatlerdeyim. Hukuka saygısı olan, medenice yaşayan bütün insanlar da aynı kanaatlerdeler. Bu adi piyonlara “köpek” diyorum ama köpeklere hakaret edeceğim diye endişe ediyorum. Köpekler bunların yanında bin kere faziletli kalırlar. Ekmek yedikleri çanağa pislemezler. Omurgalı hayvanlardır. Bu hainler yakındır bu milletin ayakları altında topluca ezilirler, leşlerini de belki aç kalmış sokak köpekleri yerler. Hayatta iken insanlığa, devlete, millete, hayvanata bir faydaları olmamış, leşleri bari hayvanata faydalı olur.

Karar vermişler mi, öncelikle Müslüman Türkleri dinsizleştirmek, ahlaksızlaştırmak, toptan ruh hastası yapmak, sömürmek için çırpınan ve her türlü ihanetle kara para işlerinin merkezinde bulunan mason tarikatını mı, misyoner tarikatlarını mı, Sabetaycı tarikatları mı, satanist tarikatlarını mı, Kürt Yahudisi tarikatlarını mı, Ermeni tarikatlarını mı, yoksa hakiki İslami tarikatları mı kapatılacakmış? Tarikat derken neden sadece zihinlerinde, dillerinde, hedeflerinde İslam var, İslam tarikatları var? Bunca tarikat da tarikat değil mi? Asıl zararlı olanlar, hain olanlar, terörle iltisaklı olanlar, bozanlar, çökertenler, çalanlar onlar değil mi?

Anlaşılır şey de değildir. Gerçek bir hukuk devletinde bu hainlerin tamamını aynı gün toplar alırlardı. Emniyet teşkilatı içinde her sene en az yüzlerce intihar vakası oluyor. Bunların arka planına bakılınca, polislik mesleğinin getirdiği ağır yükü taşımayadıkları için intiharı seçenlerin az olmadığı, bu gibi ifadelerin/değerlendirmelerin uzmanlar tarafından hazırlanan bilimsel raporlarda da geçtiği görülüyor. Ordumuz içinde de her sene askerlik vazifesinin getirdiği ağır yük nedeniyle ya da askerliği sırasında gördüğü haksızlıklar, zulümler, aşağılamalar nedeniyle intihar eden en az yüzlerce genç oluyor. Kim çıkıp da “Asker ocağı kapatılsın, ordu lağvedilsin” diyebiliyor? Kim kendinde böyle bir cesaret bulabiliyor? Kim çıkıp da “Emniyet Teşkilatı kapatılsın, dağıtılsın, yeter artık” diyebiliyor? Bunlar denilemiyorsa ki denilemez, hukukun gereği bu, öyle ise, mesele İslam, mesele İslam cemaatleri ve tarikatları olunca her seferinde binlerce vatan haini, nasıl oluyor da organize şekilde hukuku ayaklar altına alabiliyor? Kim bunlar, bu derece kanun tanımazlığı, bu derece hainlik ve alçaklık sergilemeyi bunlara kimler sağlıyor? Siyaset sahnesindeki ve adalet sistemi içindeki kendi adamları mı? Gizli Yahudi, gizli Ermeni, gizli satanist, gizli mason savcılar, hakimler ve siyasetçiler mi?

Şu memlekette namuslu kalmış savcıların derhal basındaki, medyadaki, soysal medyaki binlerce kripto vatan hainini, İslam ve Türk düşmanını, o omurgasız kişileri toplatıp alması gerekiyor. FETÖ diye diye o kripto Yahudi ve Ermeni ihaneti ürünü sözde İslami cemaate kanmış müslümanları topladılar, aldılar. Mallarını, mülklerini yağmaladılar. 90 yaşındaki ihtiyarlarını bile zindanlara kapattılar. Bu safhada bile hiç hukuk tanımadılar, hukuku ayaklar altına aldılar, İslam düşmanlığı yaptılar. FETÖ hala her yerde… FETÖ basında… FETÖ medyada… FETÖ sosyal medyada… Asıl FETÖ’cüler bu kripto kimlikli hainler… Bunların hakkında dosyalar açılması gerekiyor. Vatana ihanet, fikir/vicdan ve ifade hürriyetinin baskı altına alınması, gizli servislere çalışmak, basın ve yayın gücünü nüfuz casusluğu kapsamında kullanmak, halkın büyük bir kısmının tabi olduğu dini değerleri aşağılamak ve daha türlü türlü suçlar gözler önünde. Bu suçların örgütlü şekilde işlendiği de gözler önünde ve vazifesini yapmayan adli yetkililer de yakında bunlarla birlikte toplanıp alınacaklar ve asılacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

“Lan nasıl?”

Bu heriften azami seviyede istifade, ancak bir FETÖ yurdunun idarecisi yapılarak elde edilebilirmiş. Orada müslüman rolü oynar, yapılan ayni ve nakdi yardımları zimmetine geçirir, sisteme de biraz pay gönderirdi. Oradan ötesini yapmasını istemek, beklemek bu herife de zulümmüş. Yazık, çok zulüm etmişler Nebati’ye ve hala ediyorlar… Yazık, çok zulüm etmiş Nebati kendisine… Yazık bu millete ki bu kadar kritik zamanlarda hazineden ve maliyeden bu kadar çapsız, bu kadar liyakatsiz, bu kadar vasıfları düşük şu kişi mesul ve hakikaten yaklaşıyor yaklaşmakta olan…

Aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünüyor ve yolun sonu zifiri karanlık…

Piyasadan geliyormuş

30 kuruşa simit satmaktan başka ve at etinden sucuk yapılan işletmede karşılıksız çek kesmekten başka ekonomi bilgisi ve tecrübesi olmayan… CIA ve içimizdeki İsrail tarafından Devlet Bohçalı aracılığıyla hukuksuz şekilde iktidara getirilen ve orada tutulan sahte diplomalı gayr-i meşru cumhurbaşkanı Recep Tayyip’in hazine ve maliye bakanı da böyle olur. Bunda şaşılacak ne var? Bu modellerin piyasası böyle… Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş.

Hangi yatırımcı böyle bir ülkede önünü görebilir ve yatırım yapabilir. Liyakat yok. Ahlak yok. İyi niyet yok. Hukuk/adalet yok. Milleti de büyük oranda kendilerine benzettiler. Yıkılmadan düzelmez bu memleket. Bakalım, arka kapı müdahaleleriyle, kara paraların bir kısmını piyasaya sürmekle kur ve enflasyon ne kadar dizginlenebilecek. Türk lirasının pul olmasına çok çok az süre kaldı. O gün geldiğinde Tayyip ve çetesi hala iktidarda olabilecek mi, onu da çok merak ediyorum. Çünkü hayat sürprizlerle ve lüzumsuz heriflerle dolu…

Mehmet Fahri Sertkaya

Solcu FETÖ’cüler de toplanmalıdır

Türkiye’de terör yanlısı sol kesimlerin çoğunun içi FETÖ’cü dolu. Gerçekte gizli Ermeni ve gizli Yahudi bir ihanet teşekkülü olan FETÖ, en baştan beri solcu terör odaklarıyla, onların içindeki terörist gizli Ermenilerle iç içe büyüdü ve devlete sızdı.

Bu güne kadar FETÖ operasyonları dar kapsamda yapıldı. Artık FETÖ operasyonları sol çevrelerdeki işbirlikçilere, teröristlere, hainlere kadar uzanmalıdır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Genelkurmay eski başkanlarından Necdet Özel bir gizli Ermenidir.

Genel Kurmay eski başkanlarından Necdet Özel bir gizli Ermenidir.

Bu güne kadar hep içinde bulunduğu gizli Ermeni çetesi (içimizdeki Ermenistan) sayesinde yükseltildi ve mühim makamlara/rütbelere getirildi.

Hep içimizdeki Ermenistan’a hizmet etti ve halen de ediyor. Bağlantıları hep gizli Ermeni ve kara paracı vatan haini kişilerle…

Buna rağmen, daha sonra adı FETÖ’ye çıkan ve gizli Ermenilerle gizli Yahudilerin bir ihanet projesi olan teşkilatla/cemaatle de çok yol aldı. Türkiye’deki en gerçek ve en önde gelen FETÖ’cülerden biri de Necdet Özel’dir. Halen de aktif bir FETÖ’cü liderdir. FETÖ’ye halen hizmet etmektedir.

Bunlar, nesiller boyunca zaten bizlerin arasında Türk ve Müslüman ya da Kürt ve Müslüman rolü oynayarak gelmiş aileler, aşiretlerdir ki Türkiye’deki türlü ihanetlerin ve acımasız kara para işlerinin hep içindeydiler, içindeler. FETÖ’cü takıldıkları zamanda da bu ihanetlerini ve kara para işlerini hiç terk etmediler.

Uzun uzun daha önce detayları ile anlattığım bazı dengeler/gerçekler biliniyor ki Türkiye’de özellikle son dönemde içimizdeki Ermenistan ile içimizdeki İsrail’in arası iyice açıldı. Gizli Ermeni çetesi, gizli Yahudilere çok bilendi. Bu gizli Ermenilerin arasından zayıf düşenler, zarara uğrayanlar, intikam almak isteyenler ama alamayanlar çok oldu.

İşte bunlardan biri de Necdet Özel oldu. Son yıllarda Ankebut Operasyonu başlayınca Ankebut Ağına yani Yahudilere çok büyük darbeler vurmak isteyenlerden biri olarak o da rolünü oynamaya ve iyice Müslüman ve vatansever görünmeye başladı.

Aslında hedefi öncelikle intikam almaktı. Sonra biraz zaman alsa da eski güçlerine kavuşmak, kara para işlerini ve kaybettikleri önemli makamları/rütbeleri geri almaktı. Bu nedenle pek çok vatansever kişi ile paslaştı ve paslaşıyor. Bu vatanseverlerin büyük çoğunluğu Necdet’in gerçek yüzünü, gerçek hedeflerini ve bağlantılarını hala bilmiyorlar. Nasıl oyunlar oynadığını, nasıl bir oyuncu olduğunu hala bilmiyorlar.

Necdet, Ankebut Operasyonu başladıktan bu güne kadar, vatansever operasyonları gibi gösterdiği bazı operasyonlar yaptırdı. Ankebut Ağının uyuşturucularına, silahlarına, paralarına çöktü. Adımı da sık sık kullanmaktan ve operasyonları bana yüklemekten çekinmedi. İsmimi kullandığı için taraflar onun/operasyonların üzerine gidemedi. O mallar nakite çevrildi ve Necdet ve şürekası Karun misali vurgun vurdu. Hala da bu şekilde devam edebileceklerini zan ediyorlar. Ayrıca Necdet sürekli olarak başka devletlere, gizli servislere Türkiye’ye dair istihbaratlar da satıyor. Necdet, benzerleri gibi aslında sadece paraya tapıyor.

Şu Necdet ile teması olan bütün gerçek/samimi vatanseverler, öncelikle kendilerini emniyete alıp sonra aralarındaki çürükleri temizleyerek, en kısa sürede yeniden teşkilatlanmalılar. Bu süreçte ben kendilerine fayda sağlayacak hamleler de yapacağım.

Dikkat edilsin Necdet, Doğu Perinçek’le ve Ruslarlar paslaşacak.

Mehmet Fahri Serkaya

Selahattin Demirtaş bir gizli Ermeni ve gizli Hristiyan…

Gerçekten çok korkaktır. Çok yalancıdır. Bir sıkıntı halinde gemiyi ilk o terk eder. Herkesi ama herkesi satar. Göstermek istedikleri kadar okumuşluğu/kültürü yoktur. Hakkında konuşmak zorunda kaldığı pek çok konuyu bile aslında doğru düzgün bilmez, anlamaz. Alıktır, zeka seviyesi ortalamanın bile altındadır. Az daha düşük olsaymış geri zekalı teşhisi konulabilirmiş. Ortada oynatılan pislik herif ve kuralsız/terörist bir piyondan başka bir şey değil o…

Selahattin Demirtaş ceza evinde mi, lüks otelde mi, hükümlü mü yoksa serbest mi belli olmayan şartlar içindeydi ama birkaç gündür metafizikle çok fena çarpıldı.

Nispeten genç ve sağlıklı olmasına rağmen kısa sürede sağlığı fena dağıldı. Telefonu var, interneti var, ceza evi idaresi ona ve oradaki diğer teröristlere karışamıyor. İstediğini arıyor, konuşuyor. Yayınlarımı bile takip ediyor. Değerlendirmeler yapıyor, yönlendirmeler yapıyor. İstediği zaman ceza evinden çıkıyor, istediği yere gidiyor, geliyor. İstediğinde ceza evine dansöz/kadın bile getirtiyor. Uyuşturucu mu dediniz? Güldürmeyin insanı, mesele mi o…

Evet, evet… Bütün bunları TC’nin resmi kurumunda, ceza evinde yapıyor. Ben bu nedenle hep şunu diyorum: HDPKK sadece bir terör ve ihanet örgütü değildir. Tıpkı FETÖ gibi bir paralel devlet yapılanmasıdır. Devletin başında kim varsa bir yana, bunların sistemi öbür yana… Kendi adamlarını devletin her kurumunda özel muameleye tabi tutacak kadar saçak salmış ve ihanette, hukuk tanımamazlıkta ve teröristlikte dip yapmış bir teşkilat bu… Bir de buna rağmen ajitasyonda, ağlamada, mazlumu oynamada da çok tecrübeli ve kararlı bir teşkilat bu..

Bakmayın, takılmayın şu Selo’nun sanki aydın bir duruşu varmış gibi millete reklam edildiğine…

Diyorum ya, basın-medya dahil her yerde mensupları var. Suç ortakları var. Bir sistem çalışıyor.

Gerçek Selo, kendisine birazcık uzun yazı gönderilse bir türlü okuyamayan, okuma tembeli, okuduğunu da çoğunlukla tam olarak anlayamayan, gereğini yapamayan biri. Bu nedenle uzun mevzuları PKK’nin dağ kadrosu Pervin Buldan’a aktarıyor, terörist Pervin de mümkün olduğunca ses kayıtları haline getirtip Selo’ya telefon/internet üzerinden aktarıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Enis, Türkiye’deki en büyük teröristlerden ve hainlerden biridir.

HDPKK’ye icap eden operasyonların yapılabilmesi ve netice elde edilebilmesi için ilk olarak müdahale edilmesi gereken kişilerden biri de Enis Berberoğlu’dur.

Enis, Türkiye’deki en büyük teröristlerden ve hainlerden biridir. Kaç bin kişinin şehit olmasına sebep olduğunu kendi bile bilmiyordur. HDPKK üzerinde en çok kontrolü/nüfuzu olanlardan biridir. Hatta bu terör ve ihanet teşkilatıyla kaynamış biridir.

Bu terör teşkilatıyla birlikte türlü kara para işlerinde faaliyet gösteren biridir. Bağlantıları hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında çok geniştir. Türkiye’nin, Türk milletinin aleyhine olan her ne ve kim varsa Enis oradadır/onlarladır ve hayatı boyunca bu böyle oldu.

Terörün en tepe isimlerinden biri olan, HDPKK’nin en üst yöneticilerinden de biri olan Rahip Brunson ile de çok sıkı işbirliği halindedir. Onu, Enis’i anlatmak için aslında kitap yazmak gerekir. Memlekette onlarca senedir sebep olduğu acıları, yıkımları, gözyaşları, zarar ve ziyanı, ihanetleri özetlemek için bile kalınca bir kitap yazılmalı.

Şu Tayyip’in hayatı boyunca aldığı birkaç doğru karar varsa, biri de Enis’in cezalandırılmasını sağlamak kararıydı. Gizli Ermeni cemaatinin en etkili isimlerinden biri de olan Enis’in tahliyesi hukuk dışı şekilde sağlandı. Anayasa Mahkemesi’nin Enis’in lehine karar almasında Türkiye içinden yüksek sayıda hainin/teröristin, ayrıca Türkiye dışından yüksek sayıda Türk/Türkiye düşmanının payı oldu. Evet, Anayasa Mahkemesinin Enis Berberyan kararı, hukuki bir karar değil, siyasi bir karardır.

Basında, medyada, sosyal medyada bu süreç boyunca Enis’i destekleyenler ve halkı kandırarak, gerçekleri gizleyerek, bir terör ve ihanet ağının tarafını tutarak yönlendirmeler yapanlar da aynı ihanet güruhunun mensubu olan kişilerdi. Bu nedenle “HDPKK aslında bir paralel devlet teşkilatıdır ve ancak FETÖ benzeri bir operasyonla hakkından gelinebilir.” dedim. Enis, adaletin gereği olarak ivedilikle yeniden cezaevine konulmalı, HDPKK operasyonları genişletilerek devam ettirilmeli, Enis için basında, medyada, sosyal medyada bu güne kadar art niyetli yönlendirmeler yapanlar ve bundan sonra yapacaklar hakkında, suçu ve suçluyu koruyanlar hakkında da işlemler yapılmalı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Yıllardır sık tekrarla yazdım ki 17/25 Aralık operasyonlarını CIA yaptırdı.

İtaatten çıkan Tayyip’i ve AKPKK isimli organize suç, terör ve ihanet örgütünü ayara çekmek için, diğer bir piyonları olan cemaati ya da şu sıralardaki adı ile FETÖ’yü kullandılar. Bu yolsuzluk operasyonlarından önce aslında Reyhanlı dahil, pekçok şeyi yapıp Tayyip’in ve çetesinin gözünü korkutmak ve ayara çekmek istediler.

17 Aralık yolsuzluk operasyonu ile birlikte Tayyip’in o havası birden kayboldu, neye uğradığını şaşırdı. Operasyonun son anlarında, kendisini ve çetesini tamamen bitirmemeleri için Şeytan’ın Konseyi’ne yalvardı. ABD devlet sistemi ellerinde oyuncak olmuş ve Obama bile kendi piyonları olan Şeytan’ın Konseyi de Tayyip’i bitirmek yerine, bir müddet daha kullanmak yolunu tercih etti.


İşte bundan sonrasında, her türlü insanlık dışı kara para işinde çok yüksek tecrübeye ulaşmış ve bu insanlık dışı işlerde devlet gücümüzü bile kullanmalarına imkan sağlamış AKPKK projelerini ve Tayyip’i hemen harcamak yerine, itaate döndürmek, kara para işlerine hız kesmeden devam etmek yolunu tuttular. Bunun için, Tayyip’in ve AKPKK’nin ülkenin başında kalması şarttı ama AKPKK’nin ve Tayyip’in ülkenin başında kalması için de bozulan imajlarının yeniden düzeltilmesi şarttı.


Şeytan’ın Konseyi’nin de talimatı, oluru ve destekleri ile Tayyip’in haklı, mazlum, kahraman göründüğü, Tayyip’i ayara çekmekte kullandıkları FETÖ’nün hain, suçlu, darbeci, katliamcı, dış mihraklara çalışan bir suç örgütü göründüğü orta oyunları oynanmaya başladı. AKPKK ve FETÖ isimli iki kukla teşkilatın üst isimlerinin bilgisi dahilinde, danışıklı dövüşmeler yaşandı. Sonra, planları gereği bu oyunlarda da iyice ileri gittiler ve ilerleyen süreçte 15 Temmuz darbe tiyatrosunu sergilediler.


Zaten Fethullah Gülen de Şeytan’ın Konseyi’nin emrinde olup gizli Ermeni ve gizli Yahudi karışık bir soydan gelen ama Hıristiyan yanı ağır basan bir basit piyondan başka bir şey değildi. İki piyonlarını arka plandan anlaştırdılar, barıştırdılar ama bu Türk milleti ve dünya insanlığı orta oyunlarını izlemeye, seyirci kalmaya devam etti. Bu süreçte Tayyip ile Gülen defalarca gizlice telefon görüşmesi bile yaptı.

Hep beraberce sergiledikleri kanlı darbe tiyatrosu vesilesi ile öncelikli olarak Tayyip’in elinin ve imajının, eskiden olduğu gibi güçlenmesini istediler. Aynı anda devlet sistemi içindeki gerçek Müslüman ve vatansever kişilerin topluca temizlenmesini de istediler. Bu öylesine haince bir plandı ki mensubu bulunduğum Süleymanlılar cemaatinin devlet kademelerindeki ve ordudaki mensupları bile ilerleyen süreçte topluca yerlerinden edilecek ve hatta cemaatimiz dağıtılıp yok edilecekti. Yazmıştım, bu planlarında kullandıkları Mustafa Koç’u öldürmüş ve o kadar ileri gitmelerine izin vermemiştik.


Bunların, AKPKK üzerinden Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapmak istemesinin sebebi, İslam’ın ve Müslümanların önünü gerçekten açmak değil, BOP projesi kapsamında Ortadoğu ülkelerinin üstü örtülü işgalinde “İslam Cumhuriyeti Türkiye” kartını ve “Halife Erdoğan” kartını kullanmaktı. Ortadoğu işgalini askeri güçle yapamıyorlar ve bu yolla işgal üzerinde çok kafa yoruyorlardı. Böyle bir plan, henüz AKPKK resmen kurulmamışken bile vardı.

Bu planlarının, Türkiye’nin İslami bir devlet görüntüsüne büründürülmesi ve Türkiye üzerinden çok sayıda Ortadoğu ülkesinin BOP çerçevesinde işgal edilmesi planlarının uygulanması sırasında, istemedikleri çok yüksek sayıda sıkıntı oldu. İçimizdeki İsrail’i oluşturan klikler bile bu plana tam itaat etmedi. İçimizdeki İsrail’in içinde çatışmalar çıktı. Bu iç çatışmalar çok sayıda tartışmalı hadisenin yaşanmasını sağladı. Bunları on senedir anlatıyorum. Lakin istemedikleri ve sıkıntı gördükleri bir gelişme de cemaat içindeki yüksek sayıda insanın, gerçekten dindarlaşmasıydı.


Gülen cemaati ya da nam-ı diğer FETÖ içinde yer alsalar ve bu cemaatin hatta Said-i Nursi’nin bile baştan itibaren bir Yahudi-Haçlı tuzağı olduğunu bilmeseler de gerçekten dindar bir hayat yaşamaya, ilim öğrenmeye, vatan, devlet, millet, ümmet, insanlık, gelecek nesiller için güzel şeyler yapmaya başlayanlar vardı. Sayıları da iyice artıyordu ve oyundan düşürülmeliydiler. CIA, MOSSAD, MI6, MİT, AKPKK, FETÖ işbirliği ile gerçekleştirilen kanlı 15 Temmuz tiyatrosunun bir hedefi de bu Müslüman/vatansever temizliği idi. Bunca masum tesettürlü ev hanımınına bu kadar acımasızca muamele edip başörtülerini bile indirerek erkek personelin kameralardan izlediği ceza evlerinde tutmaları, daha türlü işkenceler yapmaları ama Ayşe öğretmen gibi terör sevicilerini tahliye etmeleri ve hatta kahramanlaştırmaları hep bu yüzden… Bunlar ne Türkler, ne Müslümanlar. Bunlar danışıklı dövüşte kullanılan hain piyonlar.

İşte Reyhanlı saldırısı, geniş çerçeveden bakılınca böyle dengelerin içinde yapılmış bir “gözdağı” saldırısıydı.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi