Etiket arşivi: İçimizdeki Hainler

Biyonik robotunu yapamadılar

Büyük münafık Hasan Arıkan sürekli olarak çarpıldıkça, kendisiyle beraber ailesinden başka münafıklar da çarpıldıkça, adım adım ölüme yaklaştıklarında, uzaylı taraflar buradaki dengeyi de korumak istediler. Aralarından Hasan Arıkan’ın oyundan düşmesini istemediler. Hasan Arıkan ölmeden önce onun biyonik robotunu yapmak ve yerine geçmek istediler. Lakin yapamadılar. On bin ya da otuz bin sene ileri bilim ve teknoloji sahibi olsalar da bir yere kadar. Öyle her istedikleri kişinin biyonik robotunu yapamıyorlar. 

Bir insan ileri yaşlarda ve çokça hasta ise, o halinde iken ondan numuneler alarak, hücrelerini/dokularını çoğaltarak biyonik robotlar yapmak, çok sorun yaşatıyor. Çünkü biyonik robotun da hasta olması, aynı hastalığı yaşaması/taşıması, biyonik robotun da ihtiyar gibi davranması gerekiyor. 

Ayrıca bazı insanların hafızalarını kopyalayamıyorlar. Hafızaya ulaşmakta sorunlar yaşıyorlar. Bu da her şeyi bitiriyor. 

En kaliteli ve iyi çalışır halde bir biyonik robot yapılsa ama kişinin hafızası alınamasa ve biyonik robota aktarılamasa, bir faydası olmuyor. Biyonik robot kullanılamıyor. Çünkü, hafıza aktarılamamış biyonik robotu kullansalar, oğlunu, eşini, arkadaşlarını, varsa gizlice paslaştığı kişiler yerince tanıyamayan, bilemeyen, onlara dair hatıralara ulaşamayan, ne konuşacağını, nasıl kararlar alacağını bilemeyen bir robot olarak ortada kalıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Cemaatimizi kasten dibe vurdurmak istiyorlar

Ne kadar samimi kardeşimiz ve hocamız varsa hepsini sıkıntıdan sıkıntıya kasten düşüyorlar. Aramıza sızmış ne kadar samimiyetsiz, sorunlu, düşük, art niyetli, yiyici, münafık, ahlaksız kişi varsa, hepsini kolluyorlar. 

Bu kadarı, cemaatimizin merkezinin de ele geçirilmiş olmasıyla mümkün… Aksi halde cemaatin/sistemin genelinde bu kadarını böyle aleni şekilde yapamazlar. 

Bu safhada bile susabilen ve tepkisini göstermeyen mensuplarımızı anca teneşir paklar. 

“Hizmette olduğum kursun idarecisi de böyle biriydi. Ne yapmak istediğini bir türlü anlayamıyordum. İdarecimiz olduğu için samimiyetle itaat ediyorduk ama zaman zaman bu adam hangi yolun yolcusu diye soruyordum kendime. Kursun en sıkıntılı zamanlarında kendine ev alabilmişti. Kursu borçtan borca sokuyordu . Bir defa benden telefonunun şarjdan getirmemi istemişti, bende onun telefonu mu emin olmak için yan tuşuna basıp ekrana bakıp bir mesaj gördüm. Bazı olaylara da şahit oldum. Kendisinin hanımından başka bir kadınla ilişkisi vardı. Açık bir hanımla. Nikahı var mı yok mu bilemem . benim üzerime de bu kadınla bir tezgah kurmaya çalıştı. Allah büyük ya ertesi gün sürdüler başka bir kursa. Hep yasaklanma yazısını bekledim . Adam hala hizmette …”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Uyanık olun, dikkatli olun, aldatılmayın

Uyanık olun, dikkatli olun, aldatılmayın

Ben cemaatimize bağlı bir müessesimizde talebe olarak kalırken, orada müessese idarecisi olarak vazife yapan bir Halil Yurtsever vardı.

Aşçılarımıza kadar, müessesede Allah rızası için, milletimizin evlatlarının dünya ve ahiret saadeti için vazife yapan diğer kişilerin hiçbirinin sevmediği, geçinemediği bir kişiydi Halil Yurtsever… En başından beri beni samimi görmüş, farklı görmüş ve desteklemek ister gibi tavırları da vardı. Bu tavırlarının faydasını gördüğüm de olurdu ama sık sık da zararını görürdüm. Çünkü samimiyetini sorgulamama sebep olacak kararları, davranışları, adaletsizlikleri de olurdu.

Onun kararlarının, davranışlarının arka planını o ilk gençlik yıllarımda sorguladığımda bile kendi kendime endişelenirdim. Mü’mince bir tavır görmezdim. Hiç Allah korkusu, hesap endişesi, şeriata tabi olma gayreti, insanlardan haya etme hali göremezdim. Hep insanları ezen, kıran, sadece kendi menfaatlerine odaklanan davranışları olurdu. İdare tarzı da çok kaba, maneviyatsız, kırıcı, yıkıcı tarzdaydı. Zaten bu anlattığım zamandan bir iki sene sonra başka bir yere sürüldü.

Müessesenin bahçesindeki çardakta, kendisi ve vazifeli hocaefendiler varken, beni de yanına çağırtmıştı. Ne için çağırttığını, maksadını, neye ulaşmak istediğini anlamak bile mümkün olmamıştı. Gittim, hiçbir fayda sağlamadım, hiçbir fayda elde etmedim ve hayatım boyunca unutmayacağım rezillikler gördüm. Yanındaki hocaefendiler ona tiksinerek bakarken, o ayakkabısının birini çıkartıp ahşap masanın üstüne koyarak boyamaya, bir yandan da bir eliyle cep telefonunu tutarak konuşmaya, bir yandan da arada bizlere bir şeyler konuşmaya devam etti. Her gün abdest alan, namaz kılan, sohbet programlarına katılan birisi olmasına rağmen yüzünde hiç nuru yoktu. Tavırlarında hiç samimiyet, ihlas, edep yoktu. Hayatımda “Başkasının yerine utanmak” denilen hali en kuvvetli şekilde yaşadığım yerlerden bir yer de orası, o anlar oldu. Bunun benzeri çok kere “Bu adamın nasıl bir iç dünyası var. Nasıl kabullenişleri ve hedefleri var. Nasıl olmuş da tekamül bitirmiş. İlim ve ahlak temelinde yükselen bu yolda nasıl olmuş da barınmış, Hocaefendi olmuş ve sonra bir de bir müessesenin idarecisi olmuş” dedirten hallerini çok gördüm. O sene, o ilçede yeni bir müessese de yapılıyordu. Bazen hafta sonları gider orada Allah rızası için teknik işlere bile yardımcı olurduk. Oraya bir mutfak sistemi yaptırmıştı ki bütün ihvan “Yahu böyle bir yere, böyle bir sistem mi olur” deyip duruyordu. Çünkü Amerikan bar denilen yerlere benzeyen bir tarzı vardı. Müessesenin çok borçlarının ve teknik sorunlarının olduğu ve ihvanın hizmetleri devam ettirmekte, maddi yükü taşımakta çok çok zorlandığı bir zamanda, o idareci Halil Yurtsever, son derece gereksiz, müsrifçe harcamalar yaptırır ve bunlarla çok kişinin mesaisini boş yere harcatırdı. Müessesenin beşinci katındaki terasın üzerini demir doğrama ile kapattırıp, içine son derece masraflı, gereksiz ve müsrifçe bir dekor yaptırmıştı. Çok abartılıydı. Yapımında çalışan ihvan bile söylene söylene çalışıyordu. Pahalı taş döşemeler, ahşaptan gayet özel ve gösterişli masa ve oturaklar ve tabii ki mangal sefası için gereken kısımlar… Müessesenin yemekhanesinde buzdolabının bakıma ve masrafa ihtiyacı varken, konan etler bile heba olup atılıyorken, atık su kısmında sorunlar olup sık sık bodrum kata taşıyor ve rezil bir hal oluşuyorken, daha bir çok acil müdahale gereken kısımlar varken, o hep böyle kararlar da alıyor ve hep ben dahil samimi herkesi “Bu nasıl bir davranış tarzı” diye sorgulamaya sürüklüyordu.

Eksikler, hatalar, kusurlar, millete anlatılamayacak vahim durumlar saymakla bitecek gibi değildi. Bunun baş sorumlularından biri de idareci Halil Yurtseverdi. Talebelerin her gün düzenli olarak görmesi gereken dini dersler bile çoğunlukla yapılmaz, aksatılırdı. Ben aslında orada, tahammül edilemez o kadar samimiyetsizliğin ve adaletsizliğin hakim olduğu o müessesede kalmayacaktım ve o üniversiteyi de okumayacaktım. Bir kişi bu kararımın bozulmasına sebep oldu.


Bana bu hususlarda hiç tavsiye vermediği, nasihat etmediği halde oldu. Herkesin iyi bildiği Behlül Karak Hocaefendi çok şükür ki oralardaydı. O ilin idarecisiydi. Haftada, on günde bir gelip bize sohbetler etmeseydi, bu yola samimiyetle bağlı olmasaydı ve güzel ahlakı, adaleti, ilim sevdası, hizmet sevdası davranışlarından, kararlarından bile akıyor, coşuyor olmasaydı, ben yenice bulduğum bu yolun nasıl büyük bir yol olduğunu bile göremez anlayamazdım. Lakin böyle bir idarecileri bulunmasına rağmen, sorunları çözmek için çok çabalamasına rağmen işte benim kaldığım müessese yine de bu kadar dip hallerdeydi. Çünkü sorunun temelinde çok sarsıcı hakikatler vardı.

Ben, şahsi gayretimle bu eksikliği tamamlamaya çabalardım. Sadece dini hususlarda değil, siyasi, tarihi, fikri hususlarda da adeta yorulmak ve uyumak bilmeden çok çabalardım.

Şimdiki gibi internet, bloglar, sosyal ağlar, video platformları, eğitim siteleri, e-kitaplar ve binbir türlü bilgi kaynağı o zaman yoktu. Sınırlı sayıda kitaplar ve günlük satın alıp takip ettiğim bir gazete ile yoluma devam ederdim. O gazeteyi o civarda bulabilmek de dertti ve her gün onu bulabilmenin çilesini çekerdim. Gazetede ve söz konusu kitaplarda açıkça yazılmadığı halde bile, o yaşta ve o şartlarda bile, bir çok meselenin arkasındaki hakikati çözmüştüm. Üstüne, kripto Yahudileri ve kripto Ermenileri çözmüştüm. Yakın tarihte aslında neler yaşandığını, bize nasıl masallar anlatıldığını da çözmüştüm.

Lakin… Bunların yolumuzun içine dikkate alınacak oranda sızdıklarını çözmeyi geçtim, tahmin bile edememiştim. Sonraki yıllarda imkanlarım genişleyip bu konularda çok daha fazla bilgi edindiğim halde, bunların cemaatimizin içine hatta tepe noktalarına kadar sızmış olduklarını düşünmemiştim. Ne zamanki siyaset ve istihbarat sahasında teşkilatlı bir şekilde mücadele vermeye başladık, o zaman bu sarsıcı gerçekleri acı acı görüp kabullendik. Merhum büyüklerimize neler neler çektirdiklerini, onların ilk bakışta tam anlaşılamayan bazı kararlarının arka planlarını, nasıl bir siyaset izlediklerini hep anladık, bildik.

Bahsettiğim o talebelik zamanımda o Halil Yurtsever’in sürekliliği devam eden tuhaf ve tezat dolu kararlarının, davranışlarının arka planında, Halil Yurtsever’in de kripto olması hakikati bulunduğunu bile çözdük. Yurtsever isminin nasıl bir şifreleme olduğunu da…

Bu şahsın ve benzerlerinin yüzüme karşı çok başka tavırlar sergilerken, arkamdan nasıl kuyular kazdıklarını, sınırsızca atıp tuttuklarını ve hep kötülüğü istediklerini de çözdük…

Şimdilerde cemaatimizin içinde adım, yayınlarım, Türkiye ve dünya siyasetindeki tesirim/gücüm daha çok konuşuldukça, cemaatimizin içinde çok sayıda kripto hain bulunduğunu göz önüne seren yayınlarım konuşuldukça, kripto kimlikli hainlerin çok çok zora düştüklerini de görüyoruz. Hakkımda atıp tuttuklarını, olur olmaz iftiralara sığındıklarını, panikten kontrollerini kaybetmişcesine çırpındıklarını görüyoruz. Biz ise bunları isim isim, cisim cisim biliyoruz. Ayaklarımız da yere basıyor. Çok acele etmiyoruz, merhum büyüklerimiz kadar dahiyane bir siyasetle muamele ediyoruz. Bu hususlarda da istediğimiz ortam iyice oluştu, oluşuyor. Az kaldı ve bunların hepsini birden oyundan düşüreceğiz. Onlar da bunun farkındalar, güç yetiremiyorlar, çıkar yol bulamıyorlar ve panikliyorlar. İftira atmaktan başka şu sıralarda hiçbir şey yapamıyorlar.

Bu nedenle diyorum ki, hakkımda her nereden, her kim, her ne iddialarda bulunursa ispat isteyin, benim savunma hakkımı kullanmamı bekleyin, bizi karşı karşıya getirin ve hakkımda söylenenlere hemen itibar etmeyin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Diversity’de çarpılası bir gizli yahudinin ne işi vardı | Sizlerden Gelenler

v.a.s. Selman gizli bir Yahudi ve büyücüydü. Çok sık olarak büyü yapıyordu ve ayinciydi. Çoğunlukla hayvanların uzuvlarını keserek büyüler yapanlardandı. Çoğunlukla koyun ve keçi keserek ayin yapardı. Ayrıca cinsi sapıktı. İleri seviyede dolandırıcı ve hırsızdı. O derneğin başına, kendisinin ne olduğu bilinerek konuldu. Onu oraya koyan “merkez” de zaten onun gibi gizli yahudilerin ve ermenilerin ve masonların eline geçti. Kayın pederi Hüseyin Başol da bir gizli Yahudi ve türlü suçların ortağı…

Mehmet Fahri Sertkaya

“Eyvah, biz neden baştan bu işi toplayıp kapatmadık”

Özel Beyaz Zambak Ana Okulu

https://www.google.com/maps/@41.0913176,28.880407,3a,75y,309.67h,96.71t/data=!3m6!1e1!3m4!1sHgxuo6IOBONinvorUip-Ig!2e0!7i16384!8i8192

Suç mahali: İstanbul Sultangazi, Sultançifliği Talebe/öğrenci yurdu ve buraya bağlı Özel Zambak Ana Okulu

Suç türü: Örgütlü şekilde cinsi taciz ve tecavüz, gizli kameralarla gizlice çıplak görüntüler çekme ve bunları yayma, fuhuş yaptırma ve aracılık etme, livata, zimmete para geçirme, hırsızlık, evrakta sahtecilik, büyücülük ve diğerleri…

Çevresine sık sık çok lüks ve pahalı araçların park etmesiyle bilinen İstanbul’daki Sultançiftliği özel öğrenci yurdunda, dünyayı sarsacak skandallar yaşanıyor.

Mustafa Öz’ün, Emine Yutan’ın, Veli Köle’nin, Mehmet Köle’nin, Yüksel Demir, Süleyman Aydın, Fazıl Erdem ve daha pek çok kişinin içinde bulunduğu gizli bir örgüt, Müslümanların evlatlarına iyi bir ahlak ve eğitim vermek için tesis edilmiş bu müessese de akılların almayacağı, insanların ilk duyduklarında inanmak istemeyeceği şeyler yaptılar, yapıyorlar.

Çocukların vestiyerlerine, soyunma kabinlerine gizli kameralar yerleştiriliyor ve çekilen görüntüler sistem içinde dağıtılıyor. Bu görüntüler, sistemin tepe isimlerinden biri olan Alihan Kuriş’e de gidiyor.

Bu şeytanlıkları yapan kişilerin başında gelenleri zaten büyücülükle de meşguller. Bunlardan biri de daha önce konu ettiğim Mustafa Öz… Mustafa Öz, daha önce Sultançifliği öğrenci yurdunda personeldi, ne yazık ki şu anda bir kız Kur’an kursunda personel ve hala vazifesinden bile alınmadı. Çünkü bu sistemin içinde Alihan Kuriş de var ve iplik söküğü misali konuların çözülüp de kendisine ulaşılmasından çok endişe ediyor.

Sık sık taciz, nadiren de olsa tecavüz vakaları yaşanıyor. Bu sistemin içinde bulunanların emniyet teşkilatındaki ve istihbarat birimlerindeki bazı kişilerle bağlantıları da var ve kollanıyorlar. Çünkü bu mekanlardaki taciz ve tecavüz vakaları sadece orada görevli kişiler tarafından yapılmadı, yapılmıyor.

Sık sık çevreye park eden lüks araçlarla gelen zengin kişiler zaten buranın gizlice bir fuhuş yuvası haline getirildiğini biliyorlar. Çocuklara ve bu müesseselere maddi ve manevi destek veren ve “ihvan” denilen kişiler gibi davranan bu kişiler, anaokul çocuklarıyla bile beraber vakit geçiriyorlar. Kısa süre sonra bir çocuk, ne olduğunu bile anlamadan, gelen zengin yetişkinlerle bir odada baş başa bırakılıyor. Sistem çoğunlukla bu tekniği tercih ediyor ev o çocuk o odada taciz ediliyor ya da tecavüze uğruyor.


Bu şeytanlıkları yapan kişilerin başında gelenleri zaten büyücülükle de meşguller. Bunlardan biri de daha önce konu ettiğim Mustafa Öz… Mustafa Öz, daha önce Sultançifliği öğrenci yurdunda personeldi, ne yazık ki şu anda bir kız Kur’an kursunda idareci ve hala vazifesinden bile alınmadı. Çünkü bu sistemin içinde Alihan Kuriş de var ve iplik söküğü misali konuların çözülüp de kendisine ulaşılmasından çok endişe ediyor.

Mustafa Öz, kendisine danışan, şifa arayan kadınların bazılarına da büyüler yapan, bunları zihin kontrolüne alan ve bazılarına kendileri farkında olmadan tecavüz de eden bir kişi…

Bu hale gelmeden öncesinde Sultançiftliğindeydi ve oradaki sisteme dahil edilerek bu günlere geldi. Orada personeller içinde de livata hatta grup livata yapılırdı. Ta o zamanlarda bile el kadar çocuklar taciz edilirdi. Hala bu sistem aktif ve hala Müslüman çocukları bu sisteme kurban oluyorlar.

Bunlar öylesine şeytanlaşmış kişiler ki masum, temiz yüzlü, iyi aile evladı olan ve gelecek vaat eden talebeleri ve gençleri öncelikli olarak tuzaklara düşürdüler, düşürüyorlar. Onların yanına ahlakını zaten bozmuş oldukları büyük talebeleri vererek ve müstehcen görüntüler izleterek işe başlıyorlar. Her ne yapıyorlarsa, mutlaka büyülerle de destekliyorlar. Bu muameleleri gören çocuk ya da genç ya da yetişkin kişiler, ne yaşadıklarını tam manasıyla anlayamıyorlar. Metafizik tekniklerle hafızaları siliniyor.

Sadece Beyaz Zambak Ana Okulu değil, başka birkaç ana okulunda daha aynı sistem kurulu. Bu sistemin içinde herkes aynı seviyede değil. Kimi iyi derecede büyücü, bazısı devlet kurumlarındaki alçaklarla bağlantıyı sağlıyor, bazısı ise Emine Yutan gibi “abla” bilinirken şeytanlık yapıyor, herkes sistemin farklı kısımlarında faaliyetine devam ediyor.

Sistem sadece taciz, tecavüz, bağış paralarının zimmete geçirilmesi, kurban ve zekat paralarının zimmete geçirilmesi gibi suçlar işlemiyor. Bu sistem uyuşturucu ve fuhuş işleri de yapıyor.

Sistemin içindeki bazı kişiler, sistemi bir bütün olarak bilmiyorlar. Aslında sistem en büyük açığı da burada veriyor. Çünkü bunlar, ikna edilerek sisteme sonradan dahil edilmiş, yeterince eğitilmemiş ve öğretilmemiş, yeterince zeki olmayan kişiler. Bu kişilerin hayatlarında aniden bir maddi refah başlıyor ve bunun kaynağını izah da edemiyorlar, bu refahı gizleyemiyorlar ve bütün çevre bu kişilerin kirli işlere girdiğini tahmin etmeye, soruşturmaya başlıyor.

Resmini gördüğünüz kişi Mehmet Köle… Sistemin kenar kıyısında kullanılan bir kişi.. Son yıllarda maddi durumunda inanılmaz bir sıçrama var, bütün çevresi bunu biliyor, bunu konuşuyor, bunu sorun ediyor ama Mehmet Köle ve benzerleri paranın kaynağını izah edemiyor.

Bu sistem/örgüt, cemaatimizin içine sızarak bu işleri merhum büyüğümüz/liderimiz Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz zamanında çok sınırlı olarak yapıyordu. Lakin merhum büyüğümüz Türkiye’ye karşı kurulan bir çok oyunu bozmaya çalışırken, bir yandan bu sistemi de sakince çökertmek istiyordu. Merhum büyüğümüzün öldürülmesinde bu sistemin de payı var, bu sistemi bitirmek istemesinin de payı var.

Merhum büyüğümüzden sonra cemaatimizin başına Alihan Kuriş geçti. Bir süre dik durmak, iyi bir Müslüman idareci olmak istedi ama zaten evvelden beri nefsine mağlup, zayıf karakterli, sorunlu bir kişiydi. Fazla dayanamayıp bunlara ayak uydurdu.

Son zamanlarda cemaatimiz içindeki bu sistemi derinlemesine biliyor. Bu sistemi koruyor, kolluyor ve sistemle beraber çalışıyor. Cemaat içinde tayinler yaparken sistemin taleplerine öncelik veriyor. Bu şekilde bu sistem, istediği bazı müesseselerde mensuplarını toplayabilmiş oluyor. Alihan Kuriş de kendilerine dahil olduktan sonra zaten bu sistem çok rahatladı, hızla büyümeye başladı ve açıklar verir oldu.

Mesela Mehmet Köle gibi basit biri sistemin mensubu olabildi. Mehmet Köle daha sonra akrabalarından birçok kişiyi sisteme dahil etti. Hem taciz hem uyuşturucu hem de fuhuş kısmında aracılık/ayakçılık yapıyorlar. Buna rağmen bile paraya boğulmuş bir haldeler. Yurt aidatlarından, zekat ve kurban paralarından, bağışlardan çaldıkları paralar da az para değil ama diğerlerinden kazandıklarının yanında bunlar çok az kalıyor. Bu gibiler, “müşteri”lerle kurbanlar arasında bağlantıyı kuran kişiler olarak da faaliyet gösterebiliyorlar.

Şimdi çok kısa bir süre sahaya bakacağım. Neler yaşanacağına bakacağım. Hukuk işlemeyecekse, devlet yoksa, sahaya ben ineceğim ama öncesinde buradan yüzlerce etkili ve yetkili şahsın isimlerini vererek suçlamalar yapacağım ve bir de yanında somut deliller paylaşacağım. Sonra da bu konularla alakalı şahit kişileri de delilleri de yanıma alarak adliyeye gideceğim. Lakin… Farklı şehirlerde onlarca farklı kişi, aynı anlarda adliyelere gitmiş olacaklar. Aynı deliller farklı adli makamlara aynı anlarda teslim edilecek. Daha da mı hukuk işlemeyecek, memleketin altını üstüne getirmesini de bilirim ve öyle yapacağım.

Bir tek yetimin bir damla göz yaşına dünyayı yıkmazsam, adım MFS değil, ne derseniz deyin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Çok sert şekilde bastıracağız

Türkiye’yi karıştırma planları yapanları, bunların yurt dışındaki bütün bağlantılarını ve bütün planlarını biliyorum.

Buna izin vermeyeceğim. Siyasette, bürokraside, orduda, iş dünyasında, basın ve medyada önde gelen kişilerden olup bu kaos/ihanet planının içinde yer alan birçok kişiyi yani bu ihanetin beyin takımını ikaz ediyorum.

İktidardakilerin canı cehenneme ama söz konusu memleketse, bizim gözümüz hiçbir şeyi görmez. Şu şartlarda, ülkemiz için çok büyük zararlara sebep olacak bu ihanet planlarını bozmamız, iktidara destek verdiğimiz manasına gelmez.

Biz kısacık süre daha sahayı takip ederiz, bu gizli toplantılar, bu gizli görüşmeler ve böyle planlar yapmalar devam ederse, kimse sahaya indirilemeden biz sahaya müdahale ederiz. Türkiye’de şüpheli şekilde peş peşe ölen ünlüler olabilir.

Rusya, Çin ve Amerika başta olmak üzere, Türkiye üzerinde vahşice planlar kurmuş pek çok ülkenin Türkiye’den büyük darbeler aldığı, dünya üzerindeki sömürü ve kara para çarkının kırılmak üzere olduğu… Dünya ülkeleri arasında yeni ve hayırlı ittifakların kurulduğu… Dinleri, dilleri, kültürleri farklı olan halkların dünya üzerindeki zulüm ve vahşet çağını bitirmek için seferber olduğu… Bebeklerin, çocukların, genç kız ve kadınların akıl almaz zulümlerden ve sapıklıklardan kurtarılmaya başlandığı şu zamanda… Bu gidişattan rahatsız olup Türkiye’yi içeriden karıştırmak ve dünya genelindeki bu hayırlı gidişatı durdurmak istemek, büyük, çok büyük bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenmiş büyük bir suçtur.

Bir de hak, hukuk, demokrasi, insan hakları, kadın hakları ve benzeri söylemlerle Türkiye’yi bu şartlarda içten karıştırmaya kalkmak, en sert şekilde tepki verilmesi gereken bir ihanet eylemidir.

Böyle yapmaya çalışacak herkesi vatan, millet ve insanlık düşmanı olarak göreceğiz ve bu fitnenin başlamadan söndürülmesi için iktiza edenleri anında yapacağız.

Gezi Parkı hadiselerinin yıl dönümüne denk gelen şu günlerde (27 Mayıs – 2 Haziran), en çok da Türkiye’deki gizli Ermeni çetelerinin, bunların kontrolündeki sözde STK’lerin, sözde siyasi partilerin, sözde siyasetçilerin, terör örgütlerinin, sözde gençlik teşkilatlarının, sözde basın ve yayın kuruluşlarının ve sosyal medya hesaplarının oyunlarına aldanması muhtemel olan, davasında samimi olan, ülkesine asla ihanet etmeyecek olan, insanların canını asla yakmayacak olan, halkların kurtuluşunu gerçekten isteyen solcu kesimleri de akl-ı selime davet ediyor ve ikaz ediyorum.

Büyük oyunlar oynanıyor, büyük tuzaklar kuruluyor ve buna teşebbüs edilirse çok yüksek sayıda can yanacağı, en sert şekilde bastırılmak zorunda kalınacağı şimdiden görülebiliyor.

Tayyip’i elinde oyuncak gibi oynatan, memlekette ve dünyada dönen dolaplardan kasten haberdar etmeyen, Türkiye’yi içeriden karıştırma planlarına hizmet eden o sözde danışmanları, o resmi kimlikli zatları ikaz falan etmiyorum. Onlar ikazdan anlamazlar. İnceldiği yerden kopar, onlar da enselenirler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Benden ikaz etmesi…

Benden ikaz etmesi…

Devletimizin Emniyet ve Jandarma teşkilatı soysuz heriflerin oyuncağı değildir.

İstanbul il sınırları içindeki bütün emniyet ve jandarma teşkilatı mensuplarını uyarıyorum.

Binbir türlü yalanı, iftirası, hukuksuzluğu, cinayeti, kara paracılığı, mafya bağlantıları meydana serilmiş ve kendini savunamaz bir hale düşünce de yeniden yalanlara, tehditlere, hukuksuzluklara sığınmış bir sözde İçişleri Bakanının keyfi ve çılgınca planlarına alet olmayın. Mensubu buluğunuz resmi kurumları, bu kurumların resmi kimlikli personellerini bu planlara alet etmeyin.

Burası bir hukuk devletidir. Mafyalara, başka ülkelere ve gizli servislere çalışan sözde bir bakanın her istediğini yapabileceği, yaptırabileceği ve şunca rezalete rağmen o makamda durabileceği bir devlet değildir.

Bu kadarı Bolivya’da, Kamboçya’da, Papua Yeni Gine’de bile görülemez. Şu vakte kadar istifa etmemesi ya da görevinden alınmamış olması ve hatta gerçek bir ya da birkaç soruşturmanın başlatılmamış olması bile devasa bir hukuksuzluk ve terördür.

Soysuz’un hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Döneceği bir köşe ve çıkış yolu da kalmamıştır. Onu derinlerin, mafyaların, kara paracıları, Türk ve İslam düşmanlarının ve en çok da Rusya ile Çin’in hala o makamda tutmaya çalışmaları, Türkiye ve dünya siyasetinde olağanüstü depremlere sebep olacaktır. Elbette bu siyasi depremlerin enkazları altında kalanlar da olacaktır.

Enkaz altında kalanlardan olmayın. Aklınızı başınıza alın ve bu derece ayarından çıkmış hukuksuzluklara alet olmayın. Benden ikaz etmesi…

Aksi halde çok can yanacak, çok kan dökülecek, sözde bakandan sonra millet de hukuk tanımaz tavırlarla mücadeleyi seçecek, ülke de karışacak, peşi sıra pek çok ülke/hükumet de karışacak… Bunun gerçek yargılama safahatı olacak ve o kısımda da canlar yanacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Belki yarın, belki yarından da yakındır

Belki yarın, belki yarından da yakındır

Perinçek’e ve onun emriyle hareket eden herkese çok dikkat et Tayyip! İlk fırsatta sana diz çöktürmek istiyor. O insan şeytanının çalışmayacağı hiç kimse yok. Parayı kim verirse, ona tapar. Dün nerede durduğunun ve bu gün nerede durup neleri savunduğunun hiç önemi yok. Belki yarın, belki yarından da yakındır ki sana büyük darbeler vurmak isteyecek.

Bu herifin Ruslarla arasındaki bağları hemen kesip atmazsan, başın büyük belaya girecek. Sen umurumda değilsin ama Türkiye de çok sıkıntı çekecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

Sahadaki pek çok kişi bir plan dahilinde konuşturuluyor ya da susturuluyor

Bir de bu var…
Çok taze. Damarlarındaki kana kadar hatta iliklerine kadar Akademi Dergisi tesirindeki Sedat Peker’in şahane ve zekice bir oyun kurduğu yok. Şu ana kadar hiçbir şey anlatmadığı bile iddia edilebilir. Birkaç konu başlığına dokunup geçti ve gerisi laf kalabalığı… Zaten böyle yapması istendi. Sadece Sedat değil, Sedat’ı oynatanlar da gece gündüz Akademi Dergisi ile yatıp kalktılar. Konuları, üslupları, konuşmaları, yazışmaları tamamen değişti.

Akademi Dergisinde, Sedat’ın anlatamadığı neler neler anlatıldı ama milyonlara ulaşmasına izin verilmedi.

Şu var ki kötü taklitlerin çok yakında kullanma süresi bitecek ve asıl olan Akademi Dergisi Türkiye’ye ve dünyaya yön vermeye devam edecek.

Sahadaki pek çok kişi bir plan dahilinde konuşturuluyor ya da susturuluyor.

Bunlardan sadece biri Sedat Peker…

Bir de bu var. Bu da taze sayılır. Pek çok kimse bunu da gözden kaçırdı ve gelişmeleri doğru değerlendiremiyor.

Prof. Dr. Gürses, “Cumhurbaşkanı Erdoğan güvende değil” dedi ve şöyle devam etti:

“Tayyip Erdoğan’a da ilettik buradan da söyleyelim; Çevresindeki (2 Bakan 1 Başkan) birkaç kişi Tayyip Erdoğan rahatsız ülke yönetimini biz ele aldık deyip bu milleti hapse atarlar. ( 3 kişi 3 Kahraman gözüken…) Böyle bir şey olursa hemen ayaklanın!”

Mehmet Fahri Sertkaya

“Tayyip’i bir şekilde öldürmeleri gerektiğini söylüyor

Şu Akademi Dergisi’nin Telegram’daki arşivinde neler neler var:

24 Temmuz 2020

“Tayyip’i bir şekilde öldürmeleri gerektiğini söylüyor

Soysuz da sürekli baş ağrısı, kafa karışıklığı, şuur bulanıklığı gibi haller yaşıyor. Kendinde olduğu zamanlarda, güvendiği kişilere Tayyip hakkında ve içinde bulundukları şartlar hakkında konuşuyor.

Artık sona geldiklerini, çıkmaza girdiklerini, Tayyip’in sürekli yanlış kararlar aldığını, böyle giderse Tayyip’le birlikte kendilerinin de yıkılıp asılacaklarını anlatıyor ve Tayyip’i bir şekilde öldürmeleri gerektiğini söylüyor. Tayyip’i öldürürlerse gerilim bir anda düşer, dengeler değişir ve kendileri bir şekilde bu işlerden sıyrılıp da hayatta kalabilirler diye düşünüyor, konuşuyor.”

Mehmet Fahri Sertkaya

Yine herkes her yerde yazıyor, konuşuyor.

Doğru düzgün yazana ve konuşana denk gelmedim. Mevzunun anlaşılamayacak ve tartışılacak bir yanı kalmadı: Sedat Peker bindiği dalı kesti. Karşısına çıkan fırsatları da elinin tersiyle itince, köprüden önceki son çıkışı da hızla geçti. Bundan sonrasında her geçen dakika daha çok güç kaybedecek. Kısa süre sonra ise çok fena rezil olacak. Önce paket olacak, kendi de adamları da çok fena ezilecek, sonra gerçek yüzü bütün detaylarıyla meydana çıkacak.

Hepsi bu… Hala uzatmanın, hala laf dolaştırmanın hatta saçmalamanın, dönmeyecek bu topu buradan bile döndürmeye çalışmanın manası, faydası yok.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hala anlamadın mı Sedat Peker?

Hala anlamadın mı Sedat Peker?

Ben seni de en açık şekilde ikaz etttim. Seni de oynatıyorlar, seni de kullanıyorlar. İşleri bitince seni de harcıyacaklar. Paket olup cezaevine konacaksın. Orada da sağ bırakırlar mı bilmem. Oyun kurduğunuzu zan ediyorsun, o bağlantılı olduğun kişilere güveniyorsun. Hal bu ki sen şu anda kullanılan piyonlardan biri oluyorsun.

Bundan daha açık şeklini de buradan yazamam. Artık karar senin. Piyon olma ya da canın cehenneme…

Sonunu iyi bağlamak çok zor ama izleyip görelim

Tayyip!

Kırk yıldır yanında olan arkadaşlarına bile nasıl oyunlar oynadığını, ne dolaplar çevirdiğini, kimleri kimlere kattığını, kimleri arkaladığını, kimleri susturduğunu ve kimleri konuşturduğunu hep biliyorum. Gerçi sahada aklı başında ve tecrübeli olan herkes de son birkaç gündür anladı. AA muhabirinin, meslekteki onuncu senesinde ilk ve son defa gerçek bir gazeteci gibi davranması da çok dikkat çekici oldu, çok kimseyi uyandırdı ama mükemmel işleyen plan da yoktur be Tayyip…

Şu ana kadar yaşananlardan çok rahatsız da değilim. Yiyin birbirinizi, bence iyi bir oyun değilse de bu senin oyunun… Şimdilik çoğunlukla izlemeyi tercih ediyorum. Bu oyunların içine beni, teşkilatımı, cemaatimi, vatanseverler cephesini de çekmediğin sürece sorun çıkacağını sanmıyorum.

Oyna bakalım, sonunu hep beraber görelim

Mehmet Fahri Sertkaya