Etiket arşivi: Tecavüz

“Eyvah, biz neden baştan bu işi toplayıp kapatmadık”

Özel Beyaz Zambak Ana Okulu

https://www.google.com/maps/@41.0913176,28.880407,3a,75y,309.67h,96.71t/data=!3m6!1e1!3m4!1sHgxuo6IOBONinvorUip-Ig!2e0!7i16384!8i8192

Suç mahali: İstanbul Sultangazi, Sultançifliği Talebe/öğrenci yurdu ve buraya bağlı Özel Zambak Ana Okulu

Suç türü: Örgütlü şekilde cinsi taciz ve tecavüz, gizli kameralarla gizlice çıplak görüntüler çekme ve bunları yayma, fuhuş yaptırma ve aracılık etme, livata, zimmete para geçirme, hırsızlık, evrakta sahtecilik, büyücülük ve diğerleri…

Çevresine sık sık çok lüks ve pahalı araçların park etmesiyle bilinen İstanbul’daki Sultançiftliği özel öğrenci yurdunda, dünyayı sarsacak skandallar yaşanıyor.

Mustafa Öz’ün, Emine Yutan’ın, Veli Köle’nin, Mehmet Köle’nin, Yüksel Demir, Süleyman Aydın, Fazıl Erdem ve daha pek çok kişinin içinde bulunduğu gizli bir örgüt, Müslümanların evlatlarına iyi bir ahlak ve eğitim vermek için tesis edilmiş bu müessese de akılların almayacağı, insanların ilk duyduklarında inanmak istemeyeceği şeyler yaptılar, yapıyorlar.

Çocukların vestiyerlerine, soyunma kabinlerine gizli kameralar yerleştiriliyor ve çekilen görüntüler sistem içinde dağıtılıyor. Bu görüntüler, sistemin tepe isimlerinden biri olan Alihan Kuriş’e de gidiyor.

Bu şeytanlıkları yapan kişilerin başında gelenleri zaten büyücülükle de meşguller. Bunlardan biri de daha önce konu ettiğim Mustafa Öz… Mustafa Öz, daha önce Sultançifliği öğrenci yurdunda personeldi, ne yazık ki şu anda bir kız Kur’an kursunda personel ve hala vazifesinden bile alınmadı. Çünkü bu sistemin içinde Alihan Kuriş de var ve iplik söküğü misali konuların çözülüp de kendisine ulaşılmasından çok endişe ediyor.

Sık sık taciz, nadiren de olsa tecavüz vakaları yaşanıyor. Bu sistemin içinde bulunanların emniyet teşkilatındaki ve istihbarat birimlerindeki bazı kişilerle bağlantıları da var ve kollanıyorlar. Çünkü bu mekanlardaki taciz ve tecavüz vakaları sadece orada görevli kişiler tarafından yapılmadı, yapılmıyor.

Sık sık çevreye park eden lüks araçlarla gelen zengin kişiler zaten buranın gizlice bir fuhuş yuvası haline getirildiğini biliyorlar. Çocuklara ve bu müesseselere maddi ve manevi destek veren ve “ihvan” denilen kişiler gibi davranan bu kişiler, anaokul çocuklarıyla bile beraber vakit geçiriyorlar. Kısa süre sonra bir çocuk, ne olduğunu bile anlamadan, gelen zengin yetişkinlerle bir odada baş başa bırakılıyor. Sistem çoğunlukla bu tekniği tercih ediyor ev o çocuk o odada taciz ediliyor ya da tecavüze uğruyor.


Bu şeytanlıkları yapan kişilerin başında gelenleri zaten büyücülükle de meşguller. Bunlardan biri de daha önce konu ettiğim Mustafa Öz… Mustafa Öz, daha önce Sultançifliği öğrenci yurdunda personeldi, ne yazık ki şu anda bir kız Kur’an kursunda idareci ve hala vazifesinden bile alınmadı. Çünkü bu sistemin içinde Alihan Kuriş de var ve iplik söküğü misali konuların çözülüp de kendisine ulaşılmasından çok endişe ediyor.

Mustafa Öz, kendisine danışan, şifa arayan kadınların bazılarına da büyüler yapan, bunları zihin kontrolüne alan ve bazılarına kendileri farkında olmadan tecavüz de eden bir kişi…

Bu hale gelmeden öncesinde Sultançiftliğindeydi ve oradaki sisteme dahil edilerek bu günlere geldi. Orada personeller içinde de livata hatta grup livata yapılırdı. Ta o zamanlarda bile el kadar çocuklar taciz edilirdi. Hala bu sistem aktif ve hala Müslüman çocukları bu sisteme kurban oluyorlar.

Bunlar öylesine şeytanlaşmış kişiler ki masum, temiz yüzlü, iyi aile evladı olan ve gelecek vaat eden talebeleri ve gençleri öncelikli olarak tuzaklara düşürdüler, düşürüyorlar. Onların yanına ahlakını zaten bozmuş oldukları büyük talebeleri vererek ve müstehcen görüntüler izleterek işe başlıyorlar. Her ne yapıyorlarsa, mutlaka büyülerle de destekliyorlar. Bu muameleleri gören çocuk ya da genç ya da yetişkin kişiler, ne yaşadıklarını tam manasıyla anlayamıyorlar. Metafizik tekniklerle hafızaları siliniyor.

Sadece Beyaz Zambak Ana Okulu değil, başka birkaç ana okulunda daha aynı sistem kurulu. Bu sistemin içinde herkes aynı seviyede değil. Kimi iyi derecede büyücü, bazısı devlet kurumlarındaki alçaklarla bağlantıyı sağlıyor, bazısı ise Emine Yutan gibi “abla” bilinirken şeytanlık yapıyor, herkes sistemin farklı kısımlarında faaliyetine devam ediyor.

Sistem sadece taciz, tecavüz, bağış paralarının zimmete geçirilmesi, kurban ve zekat paralarının zimmete geçirilmesi gibi suçlar işlemiyor. Bu sistem uyuşturucu ve fuhuş işleri de yapıyor.

Sistemin içindeki bazı kişiler, sistemi bir bütün olarak bilmiyorlar. Aslında sistem en büyük açığı da burada veriyor. Çünkü bunlar, ikna edilerek sisteme sonradan dahil edilmiş, yeterince eğitilmemiş ve öğretilmemiş, yeterince zeki olmayan kişiler. Bu kişilerin hayatlarında aniden bir maddi refah başlıyor ve bunun kaynağını izah da edemiyorlar, bu refahı gizleyemiyorlar ve bütün çevre bu kişilerin kirli işlere girdiğini tahmin etmeye, soruşturmaya başlıyor.

Resmini gördüğünüz kişi Mehmet Köle… Sistemin kenar kıyısında kullanılan bir kişi.. Son yıllarda maddi durumunda inanılmaz bir sıçrama var, bütün çevresi bunu biliyor, bunu konuşuyor, bunu sorun ediyor ama Mehmet Köle ve benzerleri paranın kaynağını izah edemiyor.

Bu sistem/örgüt, cemaatimizin içine sızarak bu işleri merhum büyüğümüz/liderimiz Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz zamanında çok sınırlı olarak yapıyordu. Lakin merhum büyüğümüz Türkiye’ye karşı kurulan bir çok oyunu bozmaya çalışırken, bir yandan bu sistemi de sakince çökertmek istiyordu. Merhum büyüğümüzün öldürülmesinde bu sistemin de payı var, bu sistemi bitirmek istemesinin de payı var.

Merhum büyüğümüzden sonra cemaatimizin başına Alihan Kuriş geçti. Bir süre dik durmak, iyi bir Müslüman idareci olmak istedi ama zaten evvelden beri nefsine mağlup, zayıf karakterli, sorunlu bir kişiydi. Fazla dayanamayıp bunlara ayak uydurdu.

Son zamanlarda cemaatimiz içindeki bu sistemi derinlemesine biliyor. Bu sistemi koruyor, kolluyor ve sistemle beraber çalışıyor. Cemaat içinde tayinler yaparken sistemin taleplerine öncelik veriyor. Bu şekilde bu sistem, istediği bazı müesseselerde mensuplarını toplayabilmiş oluyor. Alihan Kuriş de kendilerine dahil olduktan sonra zaten bu sistem çok rahatladı, hızla büyümeye başladı ve açıklar verir oldu.

Mesela Mehmet Köle gibi basit biri sistemin mensubu olabildi. Mehmet Köle daha sonra akrabalarından birçok kişiyi sisteme dahil etti. Hem taciz hem uyuşturucu hem de fuhuş kısmında aracılık/ayakçılık yapıyorlar. Buna rağmen bile paraya boğulmuş bir haldeler. Yurt aidatlarından, zekat ve kurban paralarından, bağışlardan çaldıkları paralar da az para değil ama diğerlerinden kazandıklarının yanında bunlar çok az kalıyor. Bu gibiler, “müşteri”lerle kurbanlar arasında bağlantıyı kuran kişiler olarak da faaliyet gösterebiliyorlar.

Şimdi çok kısa bir süre sahaya bakacağım. Neler yaşanacağına bakacağım. Hukuk işlemeyecekse, devlet yoksa, sahaya ben ineceğim ama öncesinde buradan yüzlerce etkili ve yetkili şahsın isimlerini vererek suçlamalar yapacağım ve bir de yanında somut deliller paylaşacağım. Sonra da bu konularla alakalı şahit kişileri de delilleri de yanıma alarak adliyeye gideceğim. Lakin… Farklı şehirlerde onlarca farklı kişi, aynı anlarda adliyelere gitmiş olacaklar. Aynı deliller farklı adli makamlara aynı anlarda teslim edilecek. Daha da mı hukuk işlemeyecek, memleketin altını üstüne getirmesini de bilirim ve öyle yapacağım.

Bir tek yetimin bir damla göz yaşına dünyayı yıkmazsam, adım MFS değil, ne derseniz deyin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Gece yarısı sokakta dolaşırım, gezerim, SANA NE!

Gez tabii ki senin gece yarısı gezmene karışan senin gibi olsun. Umurumuzda bile değil. 
Lakin, sonra çıkıp cıyak cıyak bağırma ‘taciz ettiler’, ‘tecavüz ettiler’ diye… Yazıktır, başını yaktığın heriflere 42 sene hapis cezası veriyorlar. Hafifletici bir sebep bile saymıyorlar. 
Hem sonra, cesaretinde bir eksiklik his ettim. Neden “Gece yarısı BİR BAŞIMA, İSTEDİĞİM KIYAFETLER İLE sokaklarda gezer, dolaşırım. Kadın erkek eşit, ben de bunu yaparım. Benim bedenim, benim kararım, ” demedin? 

Haydi bunu yaz da afişlerine, yüksek sesle kahkaha atsın, senin gece yarısı yarı çıplak bir kıyafetle gezmenden dolayı senden binlerce kat daha çok sevinecek o malum tipler…
Yapacaksan bir şov, hakkını vermen lazım. Bir de sen bunu gerçekten yapıyor musun? “Ben yapmıyorum ama herkes yapsın. Bu milletin ayarı hala yeterince kaçmadı, daha da, daha da kaçsın” mı diyorsun?

Eşyanın hakikatine aykırı, insanın fıtratına aykırı kabullenişleri ve hayat tarzını doksan senedir hukuksuzca bu millete dayatıyor ve tek çağdaş yaşam şekli olduğu yalanını savunuyorsunuz. 90 sene sonra milleti getirdiğiniz hal meydanda. Her taraf geçimsizlik, kavga, gürültü, düşmanlık, fitne, fesat, alkol, uyuşturucu, hırsızlık, arsızlık, rüşvet, vurgun, intihar, cinayet, taciz, tecavüz… Acaba sen kendini bu milletten mi saymıyorsun, yoksa bir hayal dünyasında mı yaşıyorsunuz?

Bilim milim diyorsun, bilimsel göstergeler bile, senin kafandakilerin idareye hakim olduğu memleketlerin “yaşanmaz hale gelmiş” olduğunu, nizam-ı alemin çökmüş olduğunu, o toplumun insanlarının insanlıklarını kaybetmiş olduğunu gösteriyor. Ta ki tarih bilimi bile geçmişte senin kafandakilerin yönettiği ülkelerin de tamamının aynı feci sona ulaştığını gösteriyor. 
Haydi kafan yarasın sana. İyi bak kendine. Haberlerde görmeyelim seni.


Sözümüz söz, istediğinizi yapın. Haberlerde görene kadar karışmayacağız. Bu arada, gececi takımı seni bekliyor, biz de sözünün arkasında durmanı bekliyoruz.

Mehmet Fahri Sertkaya 

 Akademi Dergisi

Tek eksiğimiz tesettür mü? Özgecan Aslan hadisesi hakkında gereksiz tartışılıyor.

Özgecan Aslan, tesettür, kadın istismarı, Cinayet, tecavüz,

Boş boş tartışıyorlar. 

Gayri islami bir yaşam nedeni ile felakete sürüklenmiş bir genç kızın vebalini bile Müslümanlara yıkmaya çalışıyorlar. Ahlaklı, haya sahibi, Allah’tan ve kul hakkına girmekten korkan, bir canı haksız yere öldürünce bütün bir insanlığı öldürmüş kadar büyük günah olduğunu bilen müslümanları böylesine iğrenç bir hadisenin asıl müsebbibi göstermeye çalışıyorlar. Sanki bir müslümanın gözünden bakılınca bu üzücü olayın tek sebebi “maktulenin tesettürlü olmaması” imiş gibi, kendi takıntıları ile yorumlar yapıyorlar. Gece gündüz kafaları ayık olmayan. türlü türlü akıl giderici maddeler kullanan, aile ve akrabalık bağları minimize olmuş, bu güne kadar kendilerine de topluma da bir faydaları görülmemiş, bu güne kadar kaç karşı cinsle evlilik dışı ilişkiye girdiğini de, sosyal düzeni nasıl bozduğunu, muhatabına ve topluma nasıl bir zarar verdiğini de bilemeyen, kalbini/gönlünü ve haya duygusunu yitiren düşük tipler, kendilerinden beklenecek bir tavrı sergiliyorlar.

Bizim açımızdan mesele sadece tesettür meselesi değil. Biz her fırsatta medenice izah ediyoruz. Tesettürlü bir kadın ile mü’min bir erkeğin bile, aralarında üçüncü bir kişi geçecek kadar boşluk bırakmaları farz. Her ne bahane ile olursa olsun, her nerede olursa olsun, bundan daha yakın olmaları haram… Zina haram olduğu gibi, zinaya götüren her şey haram. El tokalaşması da haram. Kadının koku sürünmesi de haram. Neden? Çünkü bu durum bu insanları kısa bir süre sonra cinsi etkileşime götürür. Onlar da tesettürlü bir kadına otobüste yapılan bir tacizin fotosu ile aklanıp paklanmaya, kendilerini çok medeni ve bizleri de gerici göstermeye çalışıyorlar. Biz diyoruz ki, yarı çıplak bir kıyafet ile, daracık bir pantolon, incecik bir bluz, dikkat çekici bir göğüs dekoltesi ile, on metreden alınabilen bir parfüm kokusu ile ve de aile fertlerinden hiçbir kimse yanında olmadan, kapalı bir odada bir doktor ile bir genç kızın bir arada olması haram olduğu gibi, tesettürlü bir kadının da bir başına, yabancı bir doktorla, parfüm kokuları ile, rahat kaş, göz ve dudak hareketleri ile bunu yapması da haram. Tacizin ve tecavüzün önüne geçilmesi için lazım olan tek şey tesettür değil… Birbirine nikah düşen bir kadınla bir erkeğin kapalı bir mekanda bir arada durmaları haram. Kadın tesettürlü de olsa haram. Bunlar bir günah işlemeseler bile sopa cezası ile cezalandırılırlar. Çünkü o sefer bir günah işlenmemişse de çok yakında mutlaka işleyecekler. Ateşle barut bir arada durmayacağı gibi kadınla erkek de durmayacak.  

Mesele sadece tesettür değil… Mesele algı bozukluğu… Mesele din duygusu, ahlak duygusu ile ancak doldurulabilecek devasa iç sıkıntısının, inatla ideolojiler ile, felsefe ile, psikologlar ile, terapiler ile, türlü tedaviler yöntemleri ile, türlü ilaçlar ile, türlü uyuşturucu ve alkol ihtiva eden maddeler ile, sürekli değiştirilen karşı cinsten arkadaşlar ile doldurulması gayreti… Dünya tarihi boyunca hiç kimse ve hiçbir yönetim şekli, sırf dini sebeplerle yoktan var edilmiş ve hayat verilmiş insanın, dinden ve manevi ilimden-terbiyeden başka bir şeyle bu boşluğunu doldurmasını sağlayamadı. 

Ben katillerin en ağır cezalar ile cezalandırılmasının da hukuka aykırı olduğu kanaatindeyim. Çünkü en başta mevcut sistem, böyle bir felakete götüren sebepleri ortadan kaldırmadı. Yargının ilk vazifesi suça ceza kesmek değil, suça mani olmaktır. Suça götüren her şeye mani olmaktır. Katillerin uyuşturucu madde ve alkol kullanmasına mani olamaması, bu maddelerin piyasada rahatça bulunmasına mani olamaması, en başta bu maddeleri üreten, dağıtan ve satan kişilere mani olamaması, ayrıca maktulenin tahrik edici yaşam tarzına ve kıyafetine mani olmaması, yargının-devletin suçudur. Nihayetinde katiller yine katildir ama bunlar katiller açısından da hafifletici unsurlardır.

Haydi şimdi boş boş tartışmasınlar. Bir türlü ayık ve sağlıklı olmayan kafaları hukuka, ilme falan basmaz ama en azından tecavüze uğrayanların kaçı gerçek anlamda tesettürlü hanımefendiler ve kaçı gerçek anlamda diğer islami kurallara uyan ve insanın hayvandan daha vahşi olabileceğini bilip tedbir alan kişilermiş meydana sersinler ve de bilimsel bir veri oluşsun. 

Ve hiç kimse Allah’tan da daha merhametli imiş gibi tavırlar takınması. Samimiyetsizce timsah göz yaşları dökmesin. Allah kimsenin başına sebepsiz felaket vermez. Allah kimseye mühlet vermeden bela da vermez. 

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi