Etiket arşivi: Uyuşturucu

İşte çok kazık sorulardan biri de bu…

Cümle alem biliyor, Soysuz, emniyet teşkilatını kara para çetesine dönüştürüyor. Emniyet teşkilatının yüz karalarından biri olan bu sözde polis de bu çetenin üyelerinden biri… Bu vaziyete, bu derece dibe vurmaya, devlet eliyle ve artık emniyet teşkilatı üzerinden bile kara para işi yapılmasına sessiz kalan adli ve idari yetkililer, bunlar gittikten sonra takdirname mi alacaklar, yoksa bunlarla beraber mi asılacaklar…

Sadece “pudra şekeri” vakasından ya da sadece beni durdurmak için hukuk sisteminin nasıl ayarından çıkarıldığından yola çıksalar şu hakimler ve savcılar, Soysuz ve Abdülhamit Gül’den başlarlar da Devlet Bahçeli’den, çevresindeki çeteden Tayyip’e kadar yol bulurlar.

Dik dursalar, hiç kimse de onlara mani olamaz. Şu anda zaman ve zemin o derece müsait.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünya insanlığı bunu bilse, ne kadar da sarsılır

Rusya’ya ait o askeri denizaltının ve ayrıca askeri geminin mürettebatını biz çarptık. Şimdi yiyip içtiklerine bakar, zehirlenme zan edersiniz ya da gaz sızıntısı zan edersiniz ya da korona dersiniz ama öyle değil. Fena çarpıldılar. “Bizim meselemiz değildir” dediysem, “Bütün dünyayı başı boş bıraktım.” da demedim. Herkes durması gereken sınırı bilsin. Ayrıca askeri Rus denizaltılarında ve gemilerinde uyuşturucu taşınması kanunlara uygun muydu?

Ankebut Ağının kara para işlerinde sürekli kullanılan sistemlerden biri de Torku…

Torku’nun sistemi türlü türlü kara para işlerinde çok yoğun olarak kullanılıyor.

Torku’nun nakliye sistemi yoğun olarak uyuşturucu ve kara para transferinde kullanılıyor ama bazı durumlarda silah, mühimmat ve tarihi eser kaçakçılığında/transferinde de kullanılıyor.

Sözde İslami terör örgütlerinin mensuplarını/teröristleri ve kaçak göçmenleri, Torku’nun araçları ile de taşıyorlar.

Bu nakliyeyi yapanlar, söz konusu göçmenlerin organ ve fuhuş mafyalarına kurban olduklarını da biliyorlar.

Torku’nun araçları gümrüklerden el sallayıp selam vererek ve göz ucuyla evraklarına bakılarak geçiyor. Çünkü gümrüklerde de bu sistemin adamları var.

Torku’da uyuşturucu işlerini organize eden adamlarının lakabı Pablo Escobar…

Ona kendi aralarında Pablo Escobar da diyorlar.

Resmiyette başka türlü görünse de Torku’nun gerçek sahibi Unilever…

Ankebut Ağı, dünya devi olan Unilever üzerinden dünyanın başka devletlerinde de dini ve milli değerleri kullanarak firmalar kurdu/kuruyor. Bunları kara para işlerinde organize ediyor.

Zaten dünya genelinde Unilever’in nakliye sistemi üzerinden de kara para mafyalarının her türlü nakliye işi görülüyor. Uyuşturucu, silah, mühimmat, fuhuş ve organ mafyaları için yetişkin insanlar, kadınlar, genç kızlar, çocuklar ayrıca vücutlardan çıkartılmış organlar, nakit paralar, tarihi eserler, teröristler taşınıyor.


Kara para işlerinde milletler arası bağlantılar/anlaşmalar yapılırken, baronun yeğeni olarak Cengiz Er de yer alıyor.

Tayyip’in yeğeni olan ve son yıllarda kuduz köpek misali Süleymanlılar cemaatine hırlayan ve iftiralar savuran, karalayan Cengiz Er, her türlü kara para işlerinde Tayyip’i temsilen bağlantılar gerçekleştiriyor. Çoğunlukla telefon üzerinden görüşmeler yapsa da yüz yüze görüşmeler yaptığı da oluyor. Bu anlaşmalar icabı sevkiyatlar yapılırken Cengiz’in bir eli de hep Torku’nun üzerinde oluyor.

Cengiz’in basın medya linçleri yapmak, yaptırmak dahil olmak üzere muhtelif hukuk dışı işler çerçevesinde memlekette paslaştığı çeşitli patronlar, siyasiler, kurum ve kuruluşlar da var. Star TV ile ise güçlü bir bağı var.

Konya’da yerin altında bile kara para işleri dönüyor. Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretlerinin türbesinin altından bile bu pis işler için kullanılan tüneller geçiyor. Bu yer altı sistemleri ile de Torku’nun bağlantısı var.

Bir Takipçimiz (07.10.2020, 14:20)

Muhterem hocam s.a.

Hocam bugünkü Torku yayınınız istanbul’da yaşayan bir Konya’li olarak bizi çok şaşırttı. Biz Torku’yu Konya çiftçiler kooperatifi Konya şekerin bir markası olarak biliyorduk. Çok ama çok şaşırdık bira,daha detay açarsanız seviniriz.

Başka sı söylese insan inanmaz ama siz söyliyorsanız doğrudur

Bir ara bilalinde ortak olmuş gibi duymuştuk doğruluk derecesi nedir öyle bir durum varmı???

Teşekkürler hocam…

Mehmet Fahri Sertkaya (07.10.2020, 15:32)

v.a.s. Yılları önce Torku sorulunca “Kötü kokular geliyori sahiplenmeyin” diye yazılar yazmıştım ve ses getirmişti. Konuyu biraz daha açmak bu günlerde nasip olacakmış. Daha da açmak belki yarın belki yarından da yakın olabilir. Bu, sahadaki vaziyete, karşımızda alınacak kararlara bağlı

Mehmet Fahri Sertkaya

Şehit Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, katillerini tanıyordu.

Şehit Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, katillerini tanıyordu.

Hakan Çalışkan’ın otopsi raporu hükümsüzdür, çünkü düzmece idi. Üsttekiler tarafından çok büyük baskılar yapıldı ve merhumun cesedi üzerinde yapılan incelemeler neticesinde elde edilen pek çok bulgu gizlendi, rapora geçmedi. Bununla birlikte, gerçekte olmayan şeyler varmış/yaşanmış gibi rapora geçildi. Şehit Hakan müdürün elinde barut izi yoktu ama “Barut izi vardır” denildi. Oysa silahı kendi kullanmadı, intihar etmedi, elinde barut izi hiç olmadı. Hatta kendi silahı ile de vurulmadı. Bunları ispat etmek, şu aşamada/vakitte bile çok basit. Kafasına giren ve ölümüne sebep olan kurşunun kendi silahından çıkmadığı hemen şimdi bile kolayca ispat edilebilir. Ölümüne sebep olan kurşunun üzerinde sonradan oynama yapıldığı, izlerin oynandığı ve o kurşunun kendi silahından çıkmadığı şimdi bile kesin surette ispat edilebilir. Bir de konunun basın/medyaya yansıması ile büyük kamuoyu baskısı oluşur ve arkası iplik söküğü misali gelir.

Bu cinayet işinde gizli Yahudi, gizli Mason, vatan haini, insanlık düşmanı uyuşturucu baronu Süleyman Soylu, Ekrem Gülen isimli şahsı kullandı. İçişleri Bakanı Süleyman Soysuz’un imzası ile onaylanan 26.10.2016 tarihli kararname ile Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Dairesi Başkanı olarak atanan Ekrem Gülen, devletin adamı olmaktan ziyade Soysuz’un ve uyuşturucu sisteminin adamı. Soysuz’un uyuşturucu işindeki bütün pis işlerini biliyor ve her sıkıntısında Soysuz için araya giren bir adamı. Ekrem Gülen’in, cinayet öncesinde araya girdiğini herkes biliyor ama çok baskı yaptığını, yetmeyip merhumu tehdit ettiğini herkes bilmiyor. Ya Hakan müdürü şehit eden üç katilin Ekrem Gülen’in adamları olduğunu, bu katilleri onun ayarladığını ve katillerin Silivri Emniyet Müdürlüğü personeli olduğunu kaç kişi biliyor?

YİT biliyor ve hatta YİT Ekrem Gülen’in gizli Yahudi ve Mason olduğunu da biliyor. Zaten böyle olduğu için bu katiller dikkat çekmeden içeri girebildiler ve çıkabildiler ve bu işin üstü örtülebildi. Ekrem Gülen uyuşturucu işinde sokak takımından olanları kolladığı ve Soylu’ya çalıştığı için pay da alıyor. Uyuşturucu satıcısı olduğu için Emniyet personeli tarafından alınanların bırakılmasını bile sağladı.

Böyle insanlık dışı ve haince bir ihanet çarkı kurarak, vatanına ve milletine asilce hizmet eden bir vatan evladını katlettiler. Bunlar güvenlik kamerası görüntüleri ile de oynadılar. Zorlanabilirler ama çok uzman personel bunu şu aşamada bile kesinlikle ispat edebilir.

Asıl tehlike Süleymancılar değil, Masonlar

Milletimizi zehirleyen uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayan ve bu nedenle makamında şehit edilen Silivri eski Emniyet müdürü Hakan Çalışkan’ın katletilmesinde etkin rol oynayan Ekrem Gülen bir gizli Yahudi ve Mason.

Ekrem’in Süleyman Soylu’ya kirli işlerinde yardımcı olmasının arka planında aslında uyuşturucu dahil kirli işlerden pay almasından ziyade yani menfaat temininden ziyade, kendisinin de Soysuz gibi gizli Yahudi ve Mason oluşu var. Şeytan’ın Konseyi ve daha üstündeki 13’ler Meclisi ve daha üstündeki 3 Kabbalist, dünyayı ahtapotun kolları misali sarmış teşkilatlarını Masonluk teşkilatı sayesinde kontrolde tutabiliyor, organize ediyor ve kullanıyor. Masonluğun beli kırıldığında, dünyanın bu pisliklerden temizlenmesi yolunda çok büyük bir adım atılmış olacak.

Kemal Gülen, Türkiye’deki Masonların üstad-ı azamı ile bağlantılı ve emirleri daha ziyade ondan alan birisi… Bu üstad-ı azam, Soysuz’u bile takmayan, onun amiri yerinde olan ve uyuşturucu işlerinin içinde olan bir vatan haini.

Bunların karşısında Divan-ı Salihin ve yolumuz/teşkilatımız var. Divan-ı Salihin’in kararları icabı yine bu meselede de isimler ve detaylar vermeyeceğim. Çünkü imtihan dünyası dediğimiz bu alemde Müslümanların gayret etmesi, cihad etmesi, kazanması, muzaffer olması, Allah’ın rızasına kavuşması isteniyor. Sahada gayret edenlerin sayısı da artıyor, gayret etmekte olanların vasfı, gayreti de ayrıca artıyor. Bu da büyüklerimizi sevindiriyor ve o kutlu güne çok yaklaşılıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Katili Süleyman Soysuz’dur.

Katili Süleyman Soysuz’dur.
Şehit Hakan Çalışkan’ın itibarı iade edilmelidir.

Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan intihar etmedi. Öldürüldü. İnfaz emrini, vatan haini, insanlıktan çıkmış muzır varlık ve uyuşturucu baronu, gizli Yahudi ve Mason Süleyman Soylu verdi. Basına yansıyan hikaye herkesin malumu ama doğru değil. Uyuşturucu sattığı için yakalanan kişi, Süleyman Soysuz’un oğlunun arkadaşı falan değildi. Bildiğimiz piyasadaki uyuşturucu satıcılarından biri idi. Soysuz’un, uyuşturucu işinde, sisteminin alt birimlerinde çalıştırdığı biri idi.

Hakan müdür baskılara boyun eğmedi. Torbacı seviyesinin bir üstünde olan uyuşturucu satıcısı o şahsı, bütün baskılara rağmen serbest bırakmadı. Kanunlara uydu, Soysuz hakkında da tutanak tuttu. Hakan müdürü “Soylu hakkında tutanak tutma ve işlem yapma” diyerek çokça tehdit ettiler ve korkutmak istediler. İnançlı ve vatanına bağlı bir Müslüman olan şehit Hakan Çalışkan, tehditlere boyun eğmedi. Vazifesini hakkı ile ifa etmek istedi. Ailesini mevzu ederek dahi tehdit ettiler. Çok uğraştılar. “Şahıs Bakanın yakını ve serbest bırakılması isteniyor” talimatını dahi kale almaması, araya konan amirleri kale almaması yetmezmiş gibi bir de bütün baskılara rağmen Soysuz hakkında tutanak tutması, Soysuz’u çıldırttı ve merhumu katlettiler.

Asıl katil Süleyman Soysuz ama tetikçiler üç kişiydiler. Merhum müdürün odasına girdiler, kısa süre içinde, susturuculu bir tabanca ile, yakın mesafeden kafasına tek kurşun sıktılar. Ortamı ayarladılar, intihar sürü verdiler ve çıktılar. Bu, Soysuz pisliğin ne tek cinayeti idi ne de ilk…

Şu cinayetin üzerine ciddiyetle giden her ama her savcı, daha ilk bir iki saat içinde “Bu bir intihar değil, bu bir cinayet” der. Aksini söyleyen de ya bu hainlere çalışıyordur ya da bunlar tarafından korkutulmuş ve susturulmuştur.

İntihar görünümlü bir cinayetle öldürülen Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan öldürülmeden önce Süleyman Soylu, beraberce memleket genelinde uyuşturucu işi yaptığı vatan haini Tayyip Erdoğan’dan “olur” aldı. Şehit edilen namuslu, dürüst ve imanlı Hakan müdür, Erdoğan’ın bilgisi dahilinde ortadan kaldırıldlı. “Sen bu düzene çomak sokabilir misin, niye laf dinlemiyorsun, seni uyarmıştık” tarzı ile işlenen bir cinayet bu…

Çok yakında diğer bütün dosyalarla birlikte bu vak’anın gerçek yüzü de patlak verecek ve bütün Türkiye bunların nasıl da insanlıktan çıkmış muzır/pislik herifler olduğunu görecek.

Bu gölgesinden korkan hainlerin hepsi asılacak. Birkaç ay daha ömrü olan herkes Erdoğan’ın, Numan’ın, Soysuz’un, Devitoğlu’nun, hepsinin asıldığını görecek.

Vazifesini Müslümanca, dürüst ve vatansever surette yaptığı için, son anlarında “Süleyman Soylu’nun selamı var.” ve “Ders olsun” denilerek öldürülen evlatları var bu milletin… Unutma, hesap sor!

Şehit Hakan Çalışkan kardeşimizin ruhaniyeti de ordumuzun “ölümsüzler” dediğimiz kısmında, bizimle birlikte Ankebut Operasyonunun içinde ey Soysuz! O kadar seviniyor ki sevinci kelimelerle tarif edilemez.

Masasından kalkıp “Siz kimsiniz ulan!” demiş, koymuş postasını yiğidim ama üç kişilermiş itlerin ve onlar silahı ilk çekenlermiş. Oturtmuşlar yine koltuğuna “Seni uyarmıştık, dinlemedin. Bu işin sonu zaten belli.” diyerek…

“Soylu’nun selamı var. Sen kimsin bu çarka çomak sokmaya kalkıyorsun? Ders olsun herkese” demişler ve başının yanından susturuculu silahla vurmuşlar da şehitler kervanına dahil etmişler.

Ailesi ve yakın akrabaları ile çevresi çoktan haberdar oldu bu gerçeklerden… Yiğidimizin itibarı da iade olunacak, ardından “kahraman” denilecek ve “aziz şehit” denilecek de ey Soysuz, sizin ardınızdan ne denilecek?

Mehmet Fahri Sertkaya

Hostese ve yolculara şarap şişesiyle saldıran yolcuya 2 yıl hapis cezası verildi ama…

Aman sevsinler, ne güzel dünya, ne güzel çağdaşlık bu böyle…

Hostese ve yolculara şarap şişesiyle saldıran yolcuya 2 yıl hapis cezası verildi ama…

Uyuşturucu üretilmesini, satılmasını, tüketilmesini gerçek manada önleme… Uyuşturucu kullanılıp suç işlenmesine ve bazı durumlarda yüzlerce kişinin hayatının tehlikeye atılmasına mani olma… Sistemi elden geçireceğine, önce yetkilileri yargılayacağına, uyuşturucu kullanıp da tesir altında iken suç işleyene ceza yağdır… Sonra tek suçlu olarak uyuşturucu kullananı gör. Sonra çık sistemine “çağdaş” de..

Geçtiğimiz Temmuz ayında Seattle-Pekin seferini yapan Delta Airlines uçağında birinci sınıfta kabin memurlarına ve bazı yolculara saldıran, uçağın kapısını açmaya çalışan Joseph Hudek (yukarıda kravatlı) isimli yolcu iki yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Şubat ayında suçlu bulunarak mahkemeye çıkarılan Dudek’i son duruşmada, ”Yaşananlar konusunda derin üzüntü duyuyorum” sözü de kurtaramadı. Dudek’in avukatı müvekkilinin daha önce 193 kez uçtuğunu ve hiçbir zaman böyle bir tavır sergilemediğini, saldırganlığına olay günü rahatlamak için yuttuğu ve sonrasında halüsinasyon (gerçekte var olmayan hayaller görmek, sesler duymak) görmesine neden olan Marihuana şekerlerinin neden olduğunu ileri sürdü. Savunma avukatı Stephen Hobbs ise Dudek’in saldırgan davranışıyla yüzlerce kişinin hayatını tehlikeye attığını dile getirdi.

Joseph Dudek’in, kafasına şarap şişesi vurarak yaraladığı yolculardan Lon Arnold ise saldırıdan sonra bir gözünde ve beyninde hasar oluştuğunu okuma ve yazmakta güçlük çektiğini anlattı. Federal hakim, 5 yıl hapis cezası istenen saldırgan yolcuyu 2 yılla cezalandırdı. İslam hukukunda ise böyle bir cahillik, adaletsizlik bulunmuyor. İslam devleti, bir suçun önünü gerçekçi tedbirlerle kesmeden, o suçu işleyenlere ceza kesemiyor. Şu şartlarda şu şahsa ceza kesilecek olsaydı bile, ondan çok daha ağır bir ceza, o uyuşturucuyu satın aldığı kişiye ve onu üreten kişiye kesilecek, bir kişinin daha bu hali yaşamasının önüne geçilmesi için devlet gücü seferber edilecekti.

Her şuçun önünü açıp, devlet olarak vazifesini yapmayıp, her gün ve her dakika insanların nefsine hitap eden ortamlarda, şartlarda kalmasına zemin hazırlayıp da sonra insanlara cezalar yağdırarak toplum düzenini sağlamaya çalışmak gibi bir samimiyetsizlik ve hukuksuzluk, İslam hukukunda yok. Bir şey suçsa, kesinlikle o suça götüreceği bilinen şeyler de suçtur. Misal: kadınlarla erkeklerin müsafaha etmesi, tokalaşması. Çünkü insanların çoğunu zinaya sevk edecektir ve telafisi mümkün olmayan zararlara sebep olacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Gece yarısı sokakta dolaşırım, gezerim, SANA NE!

Gez tabii ki senin gece yarısı gezmene karışan senin gibi olsun. Umurumuzda bile değil. 
Lakin, sonra çıkıp cıyak cıyak bağırma ‘taciz ettiler’, ‘tecavüz ettiler’ diye… Yazıktır, başını yaktığın heriflere 42 sene hapis cezası veriyorlar. Hafifletici bir sebep bile saymıyorlar. 
Hem sonra, cesaretinde bir eksiklik his ettim. Neden “Gece yarısı BİR BAŞIMA, İSTEDİĞİM KIYAFETLER İLE sokaklarda gezer, dolaşırım. Kadın erkek eşit, ben de bunu yaparım. Benim bedenim, benim kararım, ” demedin? 

Haydi bunu yaz da afişlerine, yüksek sesle kahkaha atsın, senin gece yarısı yarı çıplak bir kıyafetle gezmenden dolayı senden binlerce kat daha çok sevinecek o malum tipler…
Yapacaksan bir şov, hakkını vermen lazım. Bir de sen bunu gerçekten yapıyor musun? “Ben yapmıyorum ama herkes yapsın. Bu milletin ayarı hala yeterince kaçmadı, daha da, daha da kaçsın” mı diyorsun?

Eşyanın hakikatine aykırı, insanın fıtratına aykırı kabullenişleri ve hayat tarzını doksan senedir hukuksuzca bu millete dayatıyor ve tek çağdaş yaşam şekli olduğu yalanını savunuyorsunuz. 90 sene sonra milleti getirdiğiniz hal meydanda. Her taraf geçimsizlik, kavga, gürültü, düşmanlık, fitne, fesat, alkol, uyuşturucu, hırsızlık, arsızlık, rüşvet, vurgun, intihar, cinayet, taciz, tecavüz… Acaba sen kendini bu milletten mi saymıyorsun, yoksa bir hayal dünyasında mı yaşıyorsunuz?

Bilim milim diyorsun, bilimsel göstergeler bile, senin kafandakilerin idareye hakim olduğu memleketlerin “yaşanmaz hale gelmiş” olduğunu, nizam-ı alemin çökmüş olduğunu, o toplumun insanlarının insanlıklarını kaybetmiş olduğunu gösteriyor. Ta ki tarih bilimi bile geçmişte senin kafandakilerin yönettiği ülkelerin de tamamının aynı feci sona ulaştığını gösteriyor. 
Haydi kafan yarasın sana. İyi bak kendine. Haberlerde görmeyelim seni.


Sözümüz söz, istediğinizi yapın. Haberlerde görene kadar karışmayacağız. Bu arada, gececi takımı seni bekliyor, biz de sözünün arkasında durmanı bekliyoruz.

Mehmet Fahri Sertkaya 

 Akademi Dergisi