Etiket arşivi: Vatanseverler

Asla izin vermeyeceğiz

Rusya-Ukrayna savaşı çıkmış gibi alarm haline geçiyoruz. Şu andan itibaren, ikinci bir talimata/yönlendirmeye kadar, olağanüstü hal seviyesinde hareket ediyoruz. Çok dikkatli, tedbirli ve kararlı oluyoruz. Türkiye’deki bütün düşman unsurlarını en yakın takibe alıyoruz. Lüzumu halinde unsurları yok etmekten geri durmayacağız. Bunların Türkiye’yi bu harbe dahil etmesine asla izin vermeyeceğiz. Hiçbir şahsa, gruba, siyasi partiye, diplomatik temsilciye ya da askeri yetkiliye karşı geri durmayacağız. Vatanın, milletin muhafazası için kime dokunmak gerekiyorsa, dokunulacak. Şimdilik izleyeceğiz, takip altında tutacağız ve bizim vatanımızda bize inat tavırlar sergilemek isterlerse hepsine gereken muameleyi yapacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Ölmenin vakti değil

Vatansever grupların mensupları arasında, metafizik saldırılardan ve kimyasal silahlı saldırılardan korunmaya dair, ayrıca tabii afetlerin öncesinde, afet anında ve sonrasında nasıl davranacağına dair bilgisi/eğitimi ve tedbiri eksik kalmış bir kişinin dahi kalmasını istemiyorum. Hala eksikleri kalan gruplar varsa, acele etsinler. Ölmenin vakti değil, daha bütün dünyayı tek devlet yaparak dünya hakimiyeti tesis edeceğiz. Küfürle ve zulümle dolmuş dünyayı, cehenneme dönmüş dünyayı adeta cennete çevireceğiz. İkinci bir emre kadar, ölmek yasaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Odağınızı bozmayın, bir an için bile elinizi tetikten ayırmayın

Türkiye değil, bütün dünya karışsa hatta yanıp yıkılsa bile, operasyonlarınızdan dönmeyin. Bu kadar kirlenmiş bir dünyada, bu kadar acıyla, zulümle, işkenceyle, namussuzlukla dolmuş şu dünyada, şu arzın üzerinde hiçbir şey yokmuş gibi yürüyüp hayatamıza bakamayız. O bebekleri, çocukları, kızları, kadınları, erkekleri kurtaracağız. Her türlü kara para işini boğacağız. Bu Türkiye üzerinden batı dünyasına ve İsrail’e bir dolar bile kara para akmayacak.

Çıkın, yetkiyi elinde bulunduran kişiler, makam sahipleri sizi durdurmak için hukukun dışına çıkarak emirler veriyorsa, itaat etmeyin ve sizler de hukukun dışına çıkın. İcap ediyorsa sıkın, söz verdim, ölsem dönmem, hiçbirinizi içeride yatıramayacaklar. Buna izin vermeyeceğim. İçeri alınabilenlerinizi en kısa sürelerde çıkartacağım. Pusulara dikkat edin, öyle kolayca şehit olmayın. Alemi değişmeden önce mümkün olduğu kadar insan şeytanı temizleyin. Mümkün oldukça daha çok sevap ve derece kazanın. Sizin sıkacağınız kişilerin hepsinin katl-i vacip… Onları katletmenin günahı değil, sevabı var. Hem de büyük sevabı var.

Dünya tarihinde, Adem babamızdan bu güne kadar, hiçbir devirde insanlığın bu kadar topluca ve ileri seviyede ayardan çıktığı ve şeytanlaştığı görülmedi. Bu devri hep beraber sonlandıracağız.

Tekrar ediyorum. Her ne olursa olsun vazifelerinize devam edin. Dağılmayın, sarsılmayın. Dünyanın dört bir yanında yönlendirdiğim etkili ve yetkili kişiler ve ayrıca gruplar da var. Herkes bizimle…

Enbiya, evliya, asfiya, kibriya, şüheda da bizimle… Yerin altı da üstü bizimle… Ben de 18 bin alem ittifak etse bile zarar veremeyeceği muazzam tedbirler içindeyim. Hakkımda ne söylenirse hemen itibar etmeyin. Bir süre sesimi duyamazsanız hiç endişe etmeyin. Daha çok uzun zaman hizmetim devam edecek.

İyice arıtılıp sonra kaynatılmadan su içmeyin. Kokan, rengi tuhaf olan suları içmeyin, riske girmeyin. Gaz maskesi olmayan kimse kalmasın.

Yabancı gizli servislerin mensubu olup da Türkiye dahilinde kara para işi yapan insan şeytanlarına en önden sıkın.

Mehmet Fahri Sertkaya

10 Ekim 2021’de Telegram ‘Mehmet Fahri Sertkaya’ profilime eklediğim profil resmim…

Şimdi, uzun uzun tekrar yapacak değilim. Zaten herkes çılgınca felaketlere koşuyor ve nasihat alan çok çok az… Tekrar edeceğim dört cümle var:Tehlike geçmedi, henüz yeni başlıyor…

– Allah iyilerin yardımcısıdır

– Ölmeyeceğim, sistemim ve ekibim de ciddi seviyede zarar görmeyecek.

– Hiç kimse ümitsizliğe düşmesin, duruşunu bozmasın, dağılmasın, savrulmasın.

– Bizim şer zan ettiğimiz hayır, hayır zan ettiğimiz şer olabilir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Acımayacağız

Ehemmiyetine binaen tekrar ediyorum. Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde yaşanacak afetler, felaketler, karışıklıklar, sahadaki hiçbir vatansever grubu sarsmayacak.

Afetlerin/felaketlerin ilk anlarında bile duruşumuz, kararlılığımız, organize halimiz hiçbir sebeple bozulmayacak. Gereğinden fazlasıyla insani yardım çalışmalarına da katılmayacağız. Önceliklerimiz belli, vatanın varlığını ve birliğini devam ettirecek tedbirlere, müdahalelere bakacağız ve felaketler vesilesiyle kara para işleri yapılmasına asla izin vermeyeceğiz. Bu karışık anlarında ne kadar çok kara paracıyı itlaf edebilirsek, edeceğiz.

Bazen şer zan ettiklerimiz hayırdır, bazen de hayır zan ettiklerimiz şerdir. Nice hikmetler vardır yaşanan acı hadiselerde ama hikmetleri zamanla anlaşılır. Hiçbir kul, Allah’tan daha merhametli değildir. Merhametlilerin en merhametlisi olduğu halde Allah’ın yıktığını ayakta tutmaya çalışmak, onun yaktığını söndürmeye çalışmak doğru bir davranış değildir.

Türkiye’de felaketler yaşanmadan da muhtelif karışıklıklar olabilir. Türkiye’nin karışıyor olmasından, ekonomisinin dibe çakılıyor olmasından, halkın bir kısmının açlıktan kıvranıyor olmasından da çekinmeyeceğiz, fazlasıyla endişe etmeyeceğiz. Bu Türkiye de bu dünya da iyice bir karışmadan, iyice bir yıkılmadan düzelmez. Bu sarsıcı gerçeği hiçbir zaman göz ardı etmeyeceğiz.

Düşmanlarımız oyunlar kuruyorlar, planlar yapıyorlarsa, bizler de bu karışıklık ve felaket zamanlarından maddi ve manevi sahada kârlı/güçlü çıkmanın gayreti içinde olacağız. Allah’ın acımadıklarına, insanlıktan çıkmış olanlara, aldığı nefes zarar olanlara babamız oğlu da olsa acımayacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu tarih oldu, hala bana da kimse bir açıklama yapmadı.

“Africa Eye, Türkiye’den giden bu gemilerle gizlice Libya’ya silah gönderildiğini tespit etti. BBC, araştırmaları sonucu elde ettiği bulgulara ilişkin olarak Dışişleri Bakanlığıyla temas kurdu ve görüş istedi. Ancak BBC’ye herhangi bir açıklama yapılmadı.”

Haberde konu olan üç gemiden, Amazon isimli gemiyi ben ifşa etmiştim. Güvertesine kadar askeri araç ve silah dolu olduğunu gösteren videoyu paylaşmıştım. Ertesi gün mecburen bütün dünyada (çok kısıtlı şekilde de olsa) haber yapmışlardı. Tamamen hukuk dışı, gayr-i resmi bir silah kaçakçılığı seferiydi bu ve ağır cezalar gerektiriyordu. Çok kısa süre sonra, Mayıs 2019’da, tamamen hukuksuz ve haince bir müdahale ile ben cezaevine konuldum. Çok sayıda adli yetkilinin hatta birkaç tıbbi yetkilinin karşısında hatta bir de yaklaşık 20 kişiden oluşan bir tıp kurulunun karşısında bu Amazon isimli gemiyi ve söz konusu video delili konu etmiştim.

Benden hiç kimse delil istemiyordu, sözde yargılamalar yapılıyor, adalet sistemi tamamen vatan haini bir kripto teşkilat üzerinden vatanseverlere karşı silah gibi kullanılıyordu. Bu muameleyi yaptıranların en tepe isimleri Mehmet Haberal, Devlet Bahçeli, Solomon Soysuz, Tayyip Erdoğan ve Abdülhamit Gül’dü ama ekibin içinde daha onlarca etkili ve yetkili kişiler de vardı. Ben “Yalnız geleceğim” deyip durduktan sonra dediğimi yaptım. Gayet sakin bir şekilde teslim oldum, gayet sakin bir şekilde meselenin hukuki zeminde ilerlemesi ve yıllardır sümen altı edilmiş dosyalarımın artık işleme alınması için gereken fırsatı buldum. “En geç 48 saat içinde somut delillerin size teslim edilmesini sağlayabilirim.” dediğim hiç bir adli ve tıbbı yetkili “Tamam, getirin” demiyordu, diyemiyordu. Her safhasında, her makamın yeni suçlar işlemesi devam ediyordu. Sürekli açık veriyorlardı ve bunların da delilleri, şahitleri oluşuyordu. Şu anda tam bir bataklığın içindeler. Rezil olmuş haldeler. Buna rağmen bile köşeye sıkıştıkları bazı zamanlarda hukuk yoluna gidebildiler. Böyle bir küstahlığın, böyle şuursuzca davranışın dünyadaki başka hain kabinelerde görülebileceğine ihtimal vermiyorum. Bu “Mahkeme dediğin nedir, benim iki dudağımın arasından çıkan hükmü her şekilde verir. Buraların adı mahkeme ama buralar benim çiftliğim sayılır.” demekten ve damara basmaktan başka bir şey değildir.

İşte BBC de üzerine epeyi zaman geçtikten sonra, Eylül 2020’de Türkiye Dışişleri Bakanlığına bu gemileri sordu, cevap alamadı. Sorduğunun üzerine de epeyi zaman geçti, Kasım 2021’deyiz ve yukarıda saydığım çete üst isimleri dahil olmak üzere hala herkes suskun. Ben kaç tane hakime sordum, hepsi ayarlanmış adamlarıydı ve hepsi de geleceklerini yakarak sustular. Susmakla kalmayıp bana cezalar yağdırmanın ve daha fazla içeride tutmanın, bu mümkün olmuyorsa akıl sağlığı rapor vermenin yollarını aradılar. Hukuka değil, vatan hainlerinin talimatlarına uydular. Bağımsız ve devletimizin, milletimizin hizmetinde olması gereken mahkemeleri, savaş ve terör suçlularının emirlerine amade hale getirdiler.

Lakin, kısacık süre sonra öyle somut deliler, öyle belgeler, bilgiler dünyayı saracak ki sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında temiz eller operasyonları peş peşe yapılacak. Gerçek Türk hakimlerinin karşısında da susabilecekler mi, bu derece suçlu oldukları konularda, vatan müdafaası yapan gerçek Türklere, akıl sağlığı da dahil olmak üzere her türlü iftirayı atabilecekler mi, bir talimatla istedikleri mahkemeden istedikleri hükmü çıkartabilecekler mi, orada göreceğiz.

( https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53938581 )

Altı aydan fazla bir süre boyunca muhatap olduğum hastahanede bana yayınlarıma dair tek bir soru bile sorulamamıştı. Hiçbir sorun görmedikleri halde akıl sağlığı yerindedir raporu vermemek için uzattıkça uzatıyorlar, zorladıkça zorluyorlardı. Sonra bir de yatılı kalmak gerektiğine karar verdiler.

28 gün kaldım, tek bir soru soramadılar. Tek bir iddiamın delilini isteyemediler. Ben üstüne bastırdım ve onlara, beklemedikleri bir anda, “On binlerce yayınım var. Bunların arasında şizofrenik bir hayal dünyasının tezahürü olduğunu söyleyebileceğiniz ne var. Cumhurbaşkanı dediğiniz kişi on yıldır benden davacı olamamış. 15 yaşında öğrencilere iki saat içinde evinden aldırıp kelepçe taktırmayı biliyor. Şu yayınlardan mı haberi yok? Ben kendimi kaç kere ihbar ettirdim. 2013 yılında Tayyip’e hakaret ettiğim iddiasıyla başlatılan soruşturmanın dosyasını ilgili savcılıkta bulduramadım ve hala bu dosya kapsamında ifade veremedim, delil sunamadım. Açılan dosya, bu sene oldu hala ortada yok. Haydi söyleyin sorun nedir” dedim. Hepsinin yüzü asıldı. “Biz burada yayınları ya da hukuki konuları incelemiyoruz” diyebildiler.

21 günlük yasal süre bitene kadar da bir sağlık sorunu göremediler. Bir rapor veremediler. Bir gerekçe gösteremediler. Daha uzun süre yatırmaları için savcı ya da hakim izni almaları lazımdı, bunu da alamadılar. Alamayınca taburcu etmeleri lazımdı, buna da tepedekiler izin vermediler. Mevzuyu iyice ayarından çıkarttılar ve en son acele ile vizit dedikleri bir kurula çıkarttılar. Zaten tıka basa gizli ermeni, gizli yahudi dolu ve ben oraya gelmeden önce de boğazına kadar suça batmış bir kurula çıkarttılar. “Biz yayınlara ya da hukuki konulara bakmıyoruz.” diyen ele başı Hüseyin, soracak bir şey, diline dolayacak bir tuhaflık bulamamış olduğundan olsa gerek, söze “Siz cumhurbaşkanımıza neden vatan haini diyorsunuz?” diyerek başladı. “Burada hukuk mu tıp mı konuşacağız.” dedim, başka soracak sorusu yok, yine aynısını sordu. “Sadece Amazon gemisi bile bunlara vatan haini demeye ve bunları toplayıp almaya yeter. Bu silahların paraları bu milletin cebinden çalınıyor. İhanetin ve suçların bini bir para” dedim. Bana “Bırakın şimdi Amazon’u falan” diyebildi. Zaten o kadar köşeye sıkışmışlardı ki diyecek başka da bir söz bulamazlardı. Bu, açıkça “Burada hukuk da tıp da yok, burada talimat var ve zorlama işte biz sana rapor vereceğiz” demenin farklı bir şekliydi. “İşte bana bunu deyin. Siz bunu deyin, bana bu safhadan sonra susmak düşer. Mahkemelerde görüşeceğiz. Hüseyin bey en çok da sizinle karşı karşıya geleceğiz. Kaç yerde kaç tezat cümle kurduğunuzu burada herkesin önünde tek tek sıralayayım mı?” dedim. Sadece yüzü asılıp sustu. “Ne imiş benim tezatlarım. Yok öyle bir şey” diyemedi.

Daha önce biraz anlatmıştım. Öylesine yerin dibine girdiler ki Hüseyin, son çare olarak beni sinirle kuruldan dışarı çıkarttırdı. Ben de gayet sakin bir şekilde kuruldan çıkarken “Son kez söylüyorum. Şu masada bulunan bunca farklı dava dosyası var. Bunların hiçbirine dair hiçbir hakim bana soru ve delil soramadı. Bunlar yıllardır sümen altı edilmiş dosyalar. Bana siz de hiçbir şeyi sormadınız ve delil istemediniz. Bana bunları sorun, istediğiniz kısımların somut delillerini buraya getirteceğim. Kurum olarak ve şahıslar olarak siz de arada bırakılıyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz ve ağır cezalar alırsınız.” dedim. Bunun üzerine bile sadece sustular ve ben de gayet medeni tavırlarla susup çıktım.

Ben çıkartıldıktan sonra arkamdan oylama yaptılar, üçü hariç tamamı bir an önce taburcu edilmem gerektiğine dair kanaat belirtti. Yine de taburcu edemeyip uzatmanın yollarını aradılar. Büyük bir restleşme ile çıktım ben oradan. Onlarca yeni suç delili ve mahkemelerde şahitlik yapmayı hemen kabul etmiş insan evladı çok sayıda şahit elde ettim orada. Resmi kurumlara oradan faks yoluyla gönderdiğim dilekçelerin gönderme raporları elimde ama kendileri hala ortada yok. En son cezaevi müdürüne sorduğumda “Onları arkadaşlar işliyorlardı. Bu gün yarın UYAP’a girerler” dedi ve üstüne seneler geçti. Sadece bu hastahane safhası anlatılacak olsa, sesli onlarca saat alır ve dinleyecek vatandaşlarımız inanamazlar. Binlerce, evet binlerce insanın itibarı iade edilir, haklarında verilen raporlar hemen iptal edilir ve kamyon yüküyle tazminatlar ödenir. Yüzlerce cinayet davası açılır, kurum çalışanları ile eski çalışanları yargılanır. Orası vahşice Türk kıyımı, namuslu insan kıyımı, dürüst yetkili kıyımı yapılan yer.

Dışarıda iken bir şekilde susturulamamış ya da öldürülememiş, düzmece mahkemelerle ve kripto hakimlerle hakkından gelinememiş, cezaevinde koğuşlarda öldürülememiş pek çok kişinin hakkından, şu sözde akıl hastahanelerinde geldiler ve hala da böyle yapıyorlar. Sadece bu cerahate neşter vurulsa, siyasi, adli ve tıbbi yetkili binlerce kripto toplanıp alınır ve alınacak.

Zaman daraldı.

Zincirleme reaksiyon misali peş peşe ve çok büyük hadiseler yaşanacak. Meydana çıkacak delilleri hiçbir zeminde gizlemek, kapatmak ve yok etmek imkanları yok. Oluşacak cephelerin hiçbirinde kazanma şansları yok. Verebilecekleri tek karşılık enerji silahları ve deprem silahları ile peş peşe saldırılar yapmak olacak.

Dikkat edilsin. Türkiye’nin şehirlerinde büyük depremler yaşanmaya başlarsa, bu şehirlerde insan, organ ve ziynet eşyası çalmak zorundalar. Kara paraları adeta kurudu. Depremler, seller, tsunamiler, fırtınalar, büyük patlamalar ve yangınlar yaşanmaya başladığında, icap ediyorsa emir komutanın dışına çıkacaksınız. Bu insanlık dışı işlerin içinde faaliyet gösteren kadın ya da erkek, resmi kimlikli ya da değil, sözde STK mensuplarına kadar her kim varsa suç üstü oldukları yerde görüntüye alacak ve sıkacaksınız. Her yerde de paylaşacaksınız. Milletimizin hemen bu konuda bilinçlenmesini de sağlayacaksınız. Söz veriyorum, bunu yapan vatan evlatlarının hiçbirinin cezaevlerinde yatırılmasına izin vermeyeceğim.

Son derece ciddiyim, bu haklı ve meşru müdahaleyi dünyanın gözüne soka soka yapacağız. Bu mücadelemize mani olmak isteyen, kara paracılara meydan vermek isteyen siyasi/idari, adli ya da askeri yetkililere de sıkacağız.

Bu derece insanlıktan çıkmış ve şeytanlaşmış kişilere sıkmakta dinen de bir vebal yok, aksine sevabı çok. “Katli vacip” hükmündeki bu kişilere sıkmaktan asla geri durmayacaksınız.

“Ben bilmiyordum”

Depremle ya da başka bir afetle perişan hale gelmiş şehirlerimizdeki hava, kara ve deniz trafiğini, resmiyetin dışına çıkarak ayrıca sizler denetleyeceksiniz. Gerekiyorsa dronları bile denetleyeceksiniz.

Şüpheli gördüğünüz her aracı durduracaksınız. İnsani yardım hatta acil yardım görüntüsündeki araçları ve paketleri de icap ettikçe durduracaksınız ve hızlıca kontrol edeceksiniz. Kızılay ve IHH araçlarının hiçbirini kontrolsüz bir yerden bir yere geçirmeyeceksiniz. İnsan kaçırılmasına, el kadar çocukların ve bebeklerin kaçırılmasına, yaralıların kaçırılmasına, bedenden çıkartılmış organların kaçırılmasına, ziynet eşyalarının kaçırılmasına asla müsaade etmeyeceksiniz. Şehirlerin deniz/gemi yoluyla boşaltılmasına, insanların bir oldu bittiyle ve topluca gemilere ve uçan araçlara doldurulmasına asla izin vermeyeceksiniz. Bunun illa zaruret olduğuna siz karar vereceksiniz ve böyle olması gerektiğini değerlendirdiğinizde, her araca çok sayıda güvenilir ve resmi kimlikli adamlarınızı yerleştireceksiniz. Bu işin kontrolünü tamamen ele geçireceksiniz.

Gerekirse silah arkadaşlarınıza dahi sıkacaksınız. Bu hususta asla taviz vermeyeceğiz. Bu hususlarda kara paracılara çalışmış siyasi/idari, adli ve askeri yetkilileri geçtim, ihmalde bulunup meydan vermişleri bile asacağım. Sesimin ta Fizan’dan bile duyulduğunu biliyorum. Bu kadar tekrarla laf anlatıyorum. Yarın “Ben bilmiyordum” diyenin gözünün yaşına bakmayacağım. Dostum, düşmanım bilir ki ben dediğimi yaparım. Babamın evladı da olsa asarım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Kukla

Kukla

Ordumuz ve Emniyet Teşkilatımız içinde bazı vatansever insanlar arasında hala Sedat Peker’e sempati besleyenler var.

Son videolarına bakarak, arka planı bilmeden ona kapılanlar, ona inananlar var. Sedat Peker o videolarda sadece ona verilen rolü oynuyor. O videolarda görünen kişi gerçek haliyle Sedat Peker değil ki videolarda rol yaparken bile aslında son derece tutarsız, ayarsız, kibirli, saldırgan/zararlı, fitneci/yalancı ve baş belası birisi olduğu kolayca görülebiliyor.

Gerçek Sedat Peker’i seneler önce yazmıştım. Öncelikle o Türk de Müslüman da değil. Hep numara yaptı, yapıyor. “Kafkas kökenli Karadenizli Türk’üm” diyor. Aslında Rusya Yahudisi kökenleri var ve bu kökeninden hiçbir zaman kopmadı. Soysuz’la bu güne kadar arası çok iyi idi çünkü o da Rusya Yahudisi kökenli…

Diğerleri gibi Sedat da gizli Yahudi ve hatta Satanist… İçimizdeki İsrail’in, MİT aracılığıyla sahada oynattığı, kara para işlerinde kullandığı, bir sürü pis işleri açık olmasına rağmen basın ve medya oyunlarıyla kahramanlaştırmak istediği çok sayıdaki gizli Yahudi ve gizli Ermeni sözde mafya babalarından, basit bir kukladan başka bir şey değil. Bu devlet Sedat’ı bitirmek istesin, iki saatlik işi var ki daha önce ona bu yapıldı. Daha önce Emniyet Teşkilatı onu yaka paça aldı, dosyalarıyla, delilleriyle birlikte hakimin önüne çıkarttı. Orada bile serbest bırakıldı. Adliyeden çıkarken yaşananlara kendi bile inanamıyordu, sorulara cevaplar veremiyordu. Bir devlet izin vermeyecek de orada yine de mafyalar ve terör örgütleri var olabilecek, bu mümkün müdür. Buna kim inanır.

Resimde Sedat’ın tişörtünde gördüğünüz işaret Satanistlerin meşhur Baphomet dediği Şeytan’ı/İblis’i temsil eder. Sağ eliyle bütün kötülükleri ve kötü enerjiyi toplayıp sol eliyle yer yüzüne yani ademoğulları arasına yayar. Gerçek Yahudilik aslında Satanistliktir ve iyilik temelli değil, kötülük temellidir. Asla iyiliği emir etmez ve tavsiye bile etmez. Gerçek bir Yahudi/Satanist hayatı boyunca ademoğullarına kötülük yapmakla mükelleftir. Çünkü onların itikadına göre Yahudiler ademoğulları değildir. Başka bir türdür. İnançlarına göre Yahudiler Şeytan’ın evlatlarıdır. Şeytan da ademoğullarının felakete sürüklenmesinde evlatlarını yani Yahudileri kullanır. Sistem budur. Bunlar için yalan söylemek, cinayet işlemek ya da işletmek, uyuşturucu hatta organ işi yapmak, ihanet etmek, çalmak, gasp etmek, işkence etmek, şehir sularına zehir katmak, kasten hastalıklar yaymak, namusa kadar en ağır iftiraları etmek ve bunları yaparken tam tersine biri gibi görünmek ve akla gelen her şey caizdir hatta yapılması gereken bir vazifedir.

Kara paracı, mafya reisciği, gaspçı, hırsız, uyuşturucu işi dahil türlü kara para işlerini yapmış ve yapmaya devam eden gerçek bir pisliktir Sedat Peker…

Resimde yanında gördüğünüz kişinin adı Metin Yılmaz’dır. Uyuşturucu dahil her türlü piş işlerinde kullandığı adamlarından biriydi. Sonra Metin Yılmaz’ın infaz talimatını Peker verdi. Peker verdi ama Peker’e çalışıyor görünenler arasında profesyonel MİT’çiler var. Bunlar artık eski kuşak mafyalar gibi değiller. Adam kaldırmakta MİT’in elinde ne teknikler varsa, bunlarda da var. Aslında ortada Peker’in reisi olduğu bir mafya falan da yok. Bütün sistem MİT’in… MİT’in içindeki İsrail’in ve Ermenistan’ın…

Bunların bu devlete ve bu millete hatta bu insanlığa verdikleri zararın haddi hesabı yok. Anlatmakla bitecek gibi de değil ama sadece şu Metin Yılmaz cinayetinin üzerine gidilse bile hem kukla/piyon Sedat Peker hem de üste doğru bütün sistem çorap söküğü misali sökülür, çözülür, dağıtılır. Bu devletimiz için bunu yapmak da hiç zor değildir. Zaten Akademi Dergisi on yıldan fazla süredir içimizdeki gizli Yahudileri, gizli Ermenileri, Masonları, bunların usullerini, tekniklerini, hilelerini, oyunlarını, nerelere nasıl sızıp ne haltlar ettiklerini, tarihimizi ve dinimizi ve lisanımızı nasıl kasten tahrif etmek istediklerini, cumhuriyet ve Atatürkçülük diye kendilerine ait bir rejim kurduklarını v.s. ifşa etti.

Sağda solda çıkıp vatansever, hak-hukuk dava etmiş bir kahraman, yok ailesinin hukukunu dava etmiş onurlu bir baba, turancı, ülkücü rolü kesen lüzumsuzlara, pislik heriflere gerçek vatansever olan gençler itibar etmesinler.

Bir önceki videoda “Bana pislik dedi be abi” diye isyan eden Sedat, bu videosunda içinde bulunduğu ve anlatıp ifşa ettiği meseleler hakkında “Bunlar pis işler, cami imamı anlatacak değil ya… Elbette ki ben anlatacağım” diyebiliyor. Altı tane videoda bunun gibi kaç tane tezat ve açık var.

Yanına verdikleri MİT’çiler ve üstüne kendi gibi gizli Yahudi ve Satanist olan, insan katledilen ayinlere katıla katıla sıfatında meymenet kalmamış olan karısı da Sedat’ın dikkate alınır üç beş video hazırlamasını sağlayamıyorlar.

Sedat Peker şu ana kadar bazı pis işlerin ve pis heriflerin gerçek yüzünün anlaşılmasına sebep oldu ama kendi pis işlerini ve gerçek pis yüzünü, pisliğin teki olduğunu gizleyebilecek şartlarda değil. Şu andan sonra, karşısına aldığı güç unsurları onu bir kaşık suda boğacaklardır ve bunu izlemek biz gerçek vatanseverlere büyük bir zevk verecek.

Bakınız:

Mehmet Fahri Sertkaya

Genelkurmay eski başkanlarından Necdet Özel bir gizli Ermenidir.

Genel Kurmay eski başkanlarından Necdet Özel bir gizli Ermenidir.

Bu güne kadar hep içinde bulunduğu gizli Ermeni çetesi (içimizdeki Ermenistan) sayesinde yükseltildi ve mühim makamlara/rütbelere getirildi.

Hep içimizdeki Ermenistan’a hizmet etti ve halen de ediyor. Bağlantıları hep gizli Ermeni ve kara paracı vatan haini kişilerle…

Buna rağmen, daha sonra adı FETÖ’ye çıkan ve gizli Ermenilerle gizli Yahudilerin bir ihanet projesi olan teşkilatla/cemaatle de çok yol aldı. Türkiye’deki en gerçek ve en önde gelen FETÖ’cülerden biri de Necdet Özel’dir. Halen de aktif bir FETÖ’cü liderdir. FETÖ’ye halen hizmet etmektedir.

Bunlar, nesiller boyunca zaten bizlerin arasında Türk ve Müslüman ya da Kürt ve Müslüman rolü oynayarak gelmiş aileler, aşiretlerdir ki Türkiye’deki türlü ihanetlerin ve acımasız kara para işlerinin hep içindeydiler, içindeler. FETÖ’cü takıldıkları zamanda da bu ihanetlerini ve kara para işlerini hiç terk etmediler.

Uzun uzun daha önce detayları ile anlattığım bazı dengeler/gerçekler biliniyor ki Türkiye’de özellikle son dönemde içimizdeki Ermenistan ile içimizdeki İsrail’in arası iyice açıldı. Gizli Ermeni çetesi, gizli Yahudilere çok bilendi. Bu gizli Ermenilerin arasından zayıf düşenler, zarara uğrayanlar, intikam almak isteyenler ama alamayanlar çok oldu.

İşte bunlardan biri de Necdet Özel oldu. Son yıllarda Ankebut Operasyonu başlayınca Ankebut Ağına yani Yahudilere çok büyük darbeler vurmak isteyenlerden biri olarak o da rolünü oynamaya ve iyice Müslüman ve vatansever görünmeye başladı.

Aslında hedefi öncelikle intikam almaktı. Sonra biraz zaman alsa da eski güçlerine kavuşmak, kara para işlerini ve kaybettikleri önemli makamları/rütbeleri geri almaktı. Bu nedenle pek çok vatansever kişi ile paslaştı ve paslaşıyor. Bu vatanseverlerin büyük çoğunluğu Necdet’in gerçek yüzünü, gerçek hedeflerini ve bağlantılarını hala bilmiyorlar. Nasıl oyunlar oynadığını, nasıl bir oyuncu olduğunu hala bilmiyorlar.

Necdet, Ankebut Operasyonu başladıktan bu güne kadar, vatansever operasyonları gibi gösterdiği bazı operasyonlar yaptırdı. Ankebut Ağının uyuşturucularına, silahlarına, paralarına çöktü. Adımı da sık sık kullanmaktan ve operasyonları bana yüklemekten çekinmedi. İsmimi kullandığı için taraflar onun/operasyonların üzerine gidemedi. O mallar nakite çevrildi ve Necdet ve şürekası Karun misali vurgun vurdu. Hala da bu şekilde devam edebileceklerini zan ediyorlar. Ayrıca Necdet sürekli olarak başka devletlere, gizli servislere Türkiye’ye dair istihbaratlar da satıyor. Necdet, benzerleri gibi aslında sadece paraya tapıyor.

Şu Necdet ile teması olan bütün gerçek/samimi vatanseverler, öncelikle kendilerini emniyete alıp sonra aralarındaki çürükleri temizleyerek, en kısa sürede yeniden teşkilatlanmalılar. Bu süreçte ben kendilerine fayda sağlayacak hamleler de yapacağım.

Dikkat edilsin Necdet, Doğu Perinçek’le ve Ruslarlar paslaşacak.

Mehmet Fahri Serkaya

Kara para işleri bozulanlar…

Türkiye’deki gizli Ermeni kara paracı siyasetçilerden, işleri her sahada çok bozulan ve bir çıkış yolu arayan kişiler var.

Rusya’nın sefil ve rezil hale düşmesine, aynı anlarda dünya siyasetinde pek çok konuda/ülkede sıkışmalarına, aynı anlarda dünyanın pek çok ülkesinde yaptıkları kara para işlerinin bozulmasına ve en çok da Türkiye’deki gizli Ermeni çetesinin yani İçimizdeki Ermenistan’ın çokça ifşa olup güç kaybetmesine artık tahammül edemiyorlar.

Zaten herkes Tayyip’ten bir şeyler yapmasını bekledi ve şimdilerde iyice anladılar ki Tayyip’in bize bir şey yapabilecek gücü yok.

Bu kara paracı Ermeni çetelerinin ellerinden bir şey de gelmiyor ve oturup kalkıp sürekli su-i kast planları yapıyorlar. Rusya’dan çok özel su-i kast ekipleri de getirmek istiyorlar. Birinci sıradaki hedef benim ama ülkemizdeki vatansever devlet yetkililerini ve subayları da su-i kastlarla oyundan düşürmeyi konuşuyorlar. Zamanında Ermeni terör örgütü ASALA’nın yaptıklarına benzer şeyleri peş peşe yapmak sevdasındalar.

Benim durduğum yerden mevzuya bakınca, herhangi bir sıkıntı görmüyorum. Çoğunu bana doğru hamle yapmak üzereyken oyundan düşürebiliriz. Tek tek de grup grup da yok edebiliriz. Az sayıda sızma olsa onları da mekanıma yakın yerlerde kolayca yıkabiliriz. Çok gürültü çıkar ama bu kısmı da artık Tayyip’in meselesi… Bu konuda daha fazla onu idare etmeyeceğim. Ben hep hukuki zeminde bir karışıklık olmasın diye dikkatli ve gayretli oldum. Ama artık karışacaksa saha, karışır. Biz adli yetkilerin karşısına dolu dolu çıkarız. Her şeyi güzel güzel anlatır ispat ederiz. Sonra nereye uzarsa oraya kadar uzanırız. Mafya mı, çete mi, CB külliyesi mi, bizim meselemiz değil.

Sahadaki bütün vatansever grupların öncelikle kendi emniyetlerine bundan sonra biraz daha dikkat etmesi ve sonra lüzumu halinde bu vatan haini ve insanlık dışı işler yapan çetelerin mensuplarına karşı hukuk dışına çıkmaktan çekinmemesi gerekiyor. “Siz kimin devletinde, kimin vatanında, kimin devlet adamlarına su-i kastlar yapacaksınız” diyerek sıkıp sıkıp CB külliyesinin kapısına atabilirler.

En tahammülsüz olduğum şeylerden biri, bir avuç kadar vatan haininin, bizim devletimizin gücü/kurumları ile bizi yok edebileceğini düşünmesi ve buna teşebbüs etmeye kalkması. Şu MİT’in içindeki Ermenileri de bu vesileyle belki daha kısa sürede temizleriz.

Mehmet Fahri Sertkaya

İbrahim Kalın ara ara Tayyip’e raporlar verdi

İbrahim Kalın ara ara Tayyip’e raporlar verdi. “İstediğimiz gibi bir sonuç çıkmadı. İnsanlar birbirine düşmedi. Birkaç provokasyondan başka bir şey olmadı.” dedi.

AKPKK teşkilatı içindeki cahil ve samimiyetsiz, kullanılmaya müsait tipleri kullanmak istediler. Bunları tahrik ettiler ve aslında daha çok sayıda ölümlü ve yaralanmalı hadise yaşanmasını planladılar. Bunlar da istedikleri gibi olmadı.

Saadet’in Malatya’daki sandık müşahitlerinin öldürülmesine dair soruşturma da verdiğim bu bilgiler etrafında yapılmalı. O vak’adaki katillerin de kullanıldığı, birilerinin ortalığı kasten karıştırdığı kanaatindeyiz.

Kural/değer tanımaz Allahsızın teki olan Tayyip, danışıklı dövüştüğü CIA personeli ve gizli Ermeni Kemal Kılıçdaroğlu ile bir telefon görüşmesi yaptı.

“Ben sizin bu insanları ayağa kaldırıp istediğimiz sonuçları veremeyeceğinizi biliyordum. Ne kadar vurursanız vurun o şekilde olmayacak. Siz yine vurmaya, söylemlerinize devam edin. Ben Soysuzla görüşüp Emniyet’i ayarlayacağım (operasyonlar yaptıracağım, ortamı gereceğim), siz üzerinize düşeni yapın (Sert karşlıklar verin, çatışma çıkartın)”. dedi.

Tayip daha sonra gizli Yahudi ve Mason bir çete lideri olan Solomon Soysuz’la görüştü:

“Bu iş artık kontrolümüzden çıktı, ne gerekiyorsa yapın (şu kaosu bir şekilde çıkartın artık, hiçbir şeye takılmayın, her yolu deneyin). İçeri almanız gerekiyorsa içeri alın. İnsanları zorlayın, eğer olmazsa çatışmaya da girin. Görelim bakalım tokat nasıl oluyormuş (‘Millet AKPKK’ye tokadını vurdu’ şeklindeki haber başlıklarına karşılık olarak söylüyor)” dedi.

Bu telefon görüşmesinden sonra Soysuz talimatları iyice anlamış oldu ve hamlelere başladı. CHPKK’li sandık müşahitlerini gözaltına aldırması bir şey değil, ortalığı çok karıştıracaklar.

Ne şekilde oyunlar kuracaklarını, nerede nasıl gösteriler yapacaklarını, nasıl polis müdahaleleri yapılacağını, neticesinde ortalığı nasıl iyice karıştıracaklarını hep planladılar. Şu anda bu partilerin yönetici kadrosundaki hainler başta olmak üzere içimizdeki İsrail bu planları bir an önce uygulamaya dökmek için harıl harıl çalışıyor. Geceden beri irtibat halindelerdi. Sürekli konuşmalar ve yoğun mesai yaptılar.

Seçim sonrası oylarının çalındığını ve itiraz edeceklerini söyleyen AKPKK’li gizli Hıristiyan Mehmet Özhaseki’nin seçimler öncesi “’Oylar çalındı’ Yapma ya… ‘Oylara sahip çıkamadık abi’ Ağlak ağlak gezmeyin, biraz dürüst olun dürüst” dediği video sosyal medyada gündem oldu.

Özhaseki’ye “Haydi sen de artık harekete geçebilirsin” dediler. O da planlar dairesinde hamlelerini yapıyor.

Bizim yönlendirmemize gerek yok. Sahadaki vatansever gruplar da oyun içinde oyun kurmaları gerektiğini biliyorlar.

Ortalık karıştığında çok fazla müdahil olmamalılar. Bu kaosun elbette zararlı yönleri de olacak ama çoğunlukla bu memlekete, millete, insanlığa faydalı yönleri olacak. Bırakılsın, bunlar kendi adamlarını birbirlerine kırdırsın. Akıllı olmayan, nasihat almayan, samimiyetsiz olan, cezasını kendisi bulsun. Onları, besledikleri yılanlar soksun.

Vatanseverler, beyin takımına yönelmeliler. Bunların sahada kullandığı beyin takımı denecek kişileri ele geçirip konuşturup gizli operasyonlarına devam etmeliler. Alttan alttan temelleri yıkmalılar. Mümkün olduğunca somut deliller toplamalılar ve iyice düşünüp hesap etmeden hamleler yapmamalılar.

İcabı halinde gayr-i resmi surette tetik çekmekten geri durmamalılar. Bu, gerçek ve meşru bir harp ama devlet gücümüzün içine İçimizdeki İsrail sızmış durumda…

Onlarca senedir olduğu gibi, bu defaki haince ve kanlı planlar da gizli Yahudi ve Mason Aydın Doğan üzerinden yönetilen basın ve medya kuruluşlarına aktarıldı.

Defalarca yazdım ki Aydın Doğan karşımızda çok sıkıştığı için bir satış/devir tiyatrosu oynadı. Kağıt üzerinde devredilen bu basın ve medya kuruluşlarını aslında hala kendisi yönetiyor. Kendisi de bu kuruluşları içimizdeki İsrail adına yönetiyor. Kendine ait değil. Bunlar onun gazeteleri, TV kanalları değil. Hiçbir zaman da şahsına ait olmadı. Şu anda da Demirören grubuna ait değil. Gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan olup Ankebut Ağı’nın bir mensubu olan Demirören sadece resmiyette sahip gösteriliyor.

Türkiye’ye yapılacak ihanetlerin bir ayağında da içimizdeki İsrail’in basın ve medya kuruluşları ve dolayısı ile Aydın Doğan ve yakın çevresindeki adamları olacak.

Rolünü oynuyor bu CIA casusu İbrahim Kalın. Bakmayın böyle yazdığına, arka planda tam tersini yapıyor.

Kaos çıkartıp kendi kontrollerinde AKPKK’yi devirme… CHP’yi ve İyi Part’yi, Tayyip’i deviren partiler rolüne büründürme ve yine kendilerine çalışan Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’i iktidara getirme projesinin en kilit adamlarından biri, işte bu paylaşımı yapan İbrahim Kalın…

Bizim için büyük şehirlerde AKPKK’nin kazanmış olması ile CHPKK’nin ya da İYİ partinin kazanmış olması arasında hiç fark yok. Hepsi de Ankebut Ağı’nın partileri… Şeytan’ın Konseyi’nde, dün yazdıklarımı da değerlendiler. Kibirli, tepeden bakan yorumları devam etti. “Bunlar neden bu kadar sevindi. İki tarafın da bize çalıştığını zaten biliyorlar ve yazıyorlar.” dediler. Lakin yine oyun içinde oyun kurduğumuzu, planlarını büyük oranda sekteye uğrattığımızı, zora düşürdüğümüzü, ülkemizdeki adamlarının morallerini iyice çökerttiğimizi, vatansever grupların elini ve moralini iyice güçlendirdiğimizi ve meselenin pek çok yönünü görmek istemediler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şehit Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, katillerini tanıyordu.

Şehit Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, katillerini tanıyordu.

Hakan Çalışkan’ın otopsi raporu hükümsüzdür, çünkü düzmece idi. Üsttekiler tarafından çok büyük baskılar yapıldı ve merhumun cesedi üzerinde yapılan incelemeler neticesinde elde edilen pek çok bulgu gizlendi, rapora geçmedi. Bununla birlikte, gerçekte olmayan şeyler varmış/yaşanmış gibi rapora geçildi. Şehit Hakan müdürün elinde barut izi yoktu ama “Barut izi vardır” denildi. Oysa silahı kendi kullanmadı, intihar etmedi, elinde barut izi hiç olmadı. Hatta kendi silahı ile de vurulmadı. Bunları ispat etmek, şu aşamada/vakitte bile çok basit. Kafasına giren ve ölümüne sebep olan kurşunun kendi silahından çıkmadığı hemen şimdi bile kolayca ispat edilebilir. Ölümüne sebep olan kurşunun üzerinde sonradan oynama yapıldığı, izlerin oynandığı ve o kurşunun kendi silahından çıkmadığı şimdi bile kesin surette ispat edilebilir. Bir de konunun basın/medyaya yansıması ile büyük kamuoyu baskısı oluşur ve arkası iplik söküğü misali gelir.

Bu cinayet işinde gizli Yahudi, gizli Mason, vatan haini, insanlık düşmanı uyuşturucu baronu Süleyman Soylu, Ekrem Gülen isimli şahsı kullandı. İçişleri Bakanı Süleyman Soysuz’un imzası ile onaylanan 26.10.2016 tarihli kararname ile Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Dairesi Başkanı olarak atanan Ekrem Gülen, devletin adamı olmaktan ziyade Soysuz’un ve uyuşturucu sisteminin adamı. Soysuz’un uyuşturucu işindeki bütün pis işlerini biliyor ve her sıkıntısında Soysuz için araya giren bir adamı. Ekrem Gülen’in, cinayet öncesinde araya girdiğini herkes biliyor ama çok baskı yaptığını, yetmeyip merhumu tehdit ettiğini herkes bilmiyor. Ya Hakan müdürü şehit eden üç katilin Ekrem Gülen’in adamları olduğunu, bu katilleri onun ayarladığını ve katillerin Silivri Emniyet Müdürlüğü personeli olduğunu kaç kişi biliyor?

YİT biliyor ve hatta YİT Ekrem Gülen’in gizli Yahudi ve Mason olduğunu da biliyor. Zaten böyle olduğu için bu katiller dikkat çekmeden içeri girebildiler ve çıkabildiler ve bu işin üstü örtülebildi. Ekrem Gülen uyuşturucu işinde sokak takımından olanları kolladığı ve Soylu’ya çalıştığı için pay da alıyor. Uyuşturucu satıcısı olduğu için Emniyet personeli tarafından alınanların bırakılmasını bile sağladı.

Böyle insanlık dışı ve haince bir ihanet çarkı kurarak, vatanına ve milletine asilce hizmet eden bir vatan evladını katlettiler. Bunlar güvenlik kamerası görüntüleri ile de oynadılar. Zorlanabilirler ama çok uzman personel bunu şu aşamada bile kesinlikle ispat edebilir.

Asıl tehlike Süleymancılar değil, Masonlar

Milletimizi zehirleyen uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayan ve bu nedenle makamında şehit edilen Silivri eski Emniyet müdürü Hakan Çalışkan’ın katletilmesinde etkin rol oynayan Ekrem Gülen bir gizli Yahudi ve Mason.

Ekrem’in Süleyman Soylu’ya kirli işlerinde yardımcı olmasının arka planında aslında uyuşturucu dahil kirli işlerden pay almasından ziyade yani menfaat temininden ziyade, kendisinin de Soysuz gibi gizli Yahudi ve Mason oluşu var. Şeytan’ın Konseyi ve daha üstündeki 13’ler Meclisi ve daha üstündeki 3 Kabbalist, dünyayı ahtapotun kolları misali sarmış teşkilatlarını Masonluk teşkilatı sayesinde kontrolde tutabiliyor, organize ediyor ve kullanıyor. Masonluğun beli kırıldığında, dünyanın bu pisliklerden temizlenmesi yolunda çok büyük bir adım atılmış olacak.

Kemal Gülen, Türkiye’deki Masonların üstad-ı azamı ile bağlantılı ve emirleri daha ziyade ondan alan birisi… Bu üstad-ı azam, Soysuz’u bile takmayan, onun amiri yerinde olan ve uyuşturucu işlerinin içinde olan bir vatan haini.

Bunların karşısında Divan-ı Salihin ve yolumuz/teşkilatımız var. Divan-ı Salihin’in kararları icabı yine bu meselede de isimler ve detaylar vermeyeceğim. Çünkü imtihan dünyası dediğimiz bu alemde Müslümanların gayret etmesi, cihad etmesi, kazanması, muzaffer olması, Allah’ın rızasına kavuşması isteniyor. Sahada gayret edenlerin sayısı da artıyor, gayret etmekte olanların vasfı, gayreti de ayrıca artıyor. Bu da büyüklerimizi sevindiriyor ve o kutlu güne çok yaklaşılıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Katili Süleyman Soysuz’dur.

Katili Süleyman Soysuz’dur.
Şehit Hakan Çalışkan’ın itibarı iade edilmelidir.

Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan intihar etmedi. Öldürüldü. İnfaz emrini, vatan haini, insanlıktan çıkmış muzır varlık ve uyuşturucu baronu, gizli Yahudi ve Mason Süleyman Soylu verdi. Basına yansıyan hikaye herkesin malumu ama doğru değil. Uyuşturucu sattığı için yakalanan kişi, Süleyman Soysuz’un oğlunun arkadaşı falan değildi. Bildiğimiz piyasadaki uyuşturucu satıcılarından biri idi. Soysuz’un, uyuşturucu işinde, sisteminin alt birimlerinde çalıştırdığı biri idi.

Hakan müdür baskılara boyun eğmedi. Torbacı seviyesinin bir üstünde olan uyuşturucu satıcısı o şahsı, bütün baskılara rağmen serbest bırakmadı. Kanunlara uydu, Soysuz hakkında da tutanak tuttu. Hakan müdürü “Soylu hakkında tutanak tutma ve işlem yapma” diyerek çokça tehdit ettiler ve korkutmak istediler. İnançlı ve vatanına bağlı bir Müslüman olan şehit Hakan Çalışkan, tehditlere boyun eğmedi. Vazifesini hakkı ile ifa etmek istedi. Ailesini mevzu ederek dahi tehdit ettiler. Çok uğraştılar. “Şahıs Bakanın yakını ve serbest bırakılması isteniyor” talimatını dahi kale almaması, araya konan amirleri kale almaması yetmezmiş gibi bir de bütün baskılara rağmen Soysuz hakkında tutanak tutması, Soysuz’u çıldırttı ve merhumu katlettiler.

Asıl katil Süleyman Soysuz ama tetikçiler üç kişiydiler. Merhum müdürün odasına girdiler, kısa süre içinde, susturuculu bir tabanca ile, yakın mesafeden kafasına tek kurşun sıktılar. Ortamı ayarladılar, intihar sürü verdiler ve çıktılar. Bu, Soysuz pisliğin ne tek cinayeti idi ne de ilk…

Şu cinayetin üzerine ciddiyetle giden her ama her savcı, daha ilk bir iki saat içinde “Bu bir intihar değil, bu bir cinayet” der. Aksini söyleyen de ya bu hainlere çalışıyordur ya da bunlar tarafından korkutulmuş ve susturulmuştur.

İntihar görünümlü bir cinayetle öldürülen Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan öldürülmeden önce Süleyman Soylu, beraberce memleket genelinde uyuşturucu işi yaptığı vatan haini Tayyip Erdoğan’dan “olur” aldı. Şehit edilen namuslu, dürüst ve imanlı Hakan müdür, Erdoğan’ın bilgisi dahilinde ortadan kaldırıldlı. “Sen bu düzene çomak sokabilir misin, niye laf dinlemiyorsun, seni uyarmıştık” tarzı ile işlenen bir cinayet bu…

Çok yakında diğer bütün dosyalarla birlikte bu vak’anın gerçek yüzü de patlak verecek ve bütün Türkiye bunların nasıl da insanlıktan çıkmış muzır/pislik herifler olduğunu görecek.

Bu gölgesinden korkan hainlerin hepsi asılacak. Birkaç ay daha ömrü olan herkes Erdoğan’ın, Numan’ın, Soysuz’un, Devitoğlu’nun, hepsinin asıldığını görecek.

Vazifesini Müslümanca, dürüst ve vatansever surette yaptığı için, son anlarında “Süleyman Soylu’nun selamı var.” ve “Ders olsun” denilerek öldürülen evlatları var bu milletin… Unutma, hesap sor!

Şehit Hakan Çalışkan kardeşimizin ruhaniyeti de ordumuzun “ölümsüzler” dediğimiz kısmında, bizimle birlikte Ankebut Operasyonunun içinde ey Soysuz! O kadar seviniyor ki sevinci kelimelerle tarif edilemez.

Masasından kalkıp “Siz kimsiniz ulan!” demiş, koymuş postasını yiğidim ama üç kişilermiş itlerin ve onlar silahı ilk çekenlermiş. Oturtmuşlar yine koltuğuna “Seni uyarmıştık, dinlemedin. Bu işin sonu zaten belli.” diyerek…

“Soylu’nun selamı var. Sen kimsin bu çarka çomak sokmaya kalkıyorsun? Ders olsun herkese” demişler ve başının yanından susturuculu silahla vurmuşlar da şehitler kervanına dahil etmişler.

Ailesi ve yakın akrabaları ile çevresi çoktan haberdar oldu bu gerçeklerden… Yiğidimizin itibarı da iade olunacak, ardından “kahraman” denilecek ve “aziz şehit” denilecek de ey Soysuz, sizin ardınızdan ne denilecek?

Mehmet Fahri Sertkaya