“Africa Eye, Türkiye’den giden bu gemilerle gizlice Libya’ya silah gönderildiğini tespit etti. BBC, araştırmaları sonucu elde ettiği bulgulara ilişkin olarak Dışişleri Bakanlığıyla temas kurdu ve görüş istedi. Ancak BBC’ye herhangi bir açıklama yapılmadı.”
Haberde konu olan üç gemiden, Amazon isimli gemiyi ben ifşa etmiştim. Güvertesine kadar askeri araç ve silah dolu olduğunu gösteren videoyu paylaşmıştım. Ertesi gün mecburen bütün dünyada (çok kısıtlı şekilde de olsa) haber yapmışlardı. Tamamen hukuk dışı, gayr-i resmi bir silah kaçakçılığı seferiydi bu ve ağır cezalar gerektiriyordu. Çok kısa süre sonra, Mayıs 2019’da, tamamen hukuksuz ve haince bir müdahale ile ben cezaevine konuldum. Çok sayıda adli yetkilinin hatta birkaç tıbbi yetkilinin karşısında hatta bir de yaklaşık 20 kişiden oluşan bir tıp kurulunun karşısında bu Amazon isimli gemiyi ve söz konusu video delili konu etmiştim.
Benden hiç kimse delil istemiyordu, sözde yargılamalar yapılıyor, adalet sistemi tamamen vatan haini bir kripto teşkilat üzerinden vatanseverlere karşı silah gibi kullanılıyordu. Bu muameleyi yaptıranların en tepe isimleri Mehmet Haberal, Devlet Bahçeli, Solomon Soysuz, Tayyip Erdoğan ve Abdülhamit Gül’dü ama ekibin içinde daha onlarca etkili ve yetkili kişiler de vardı. Ben “Yalnız geleceğim” deyip durduktan sonra dediğimi yaptım. Gayet sakin bir şekilde teslim oldum, gayet sakin bir şekilde meselenin hukuki zeminde ilerlemesi ve yıllardır sümen altı edilmiş dosyalarımın artık işleme alınması için gereken fırsatı buldum. “En geç 48 saat içinde somut delillerin size teslim edilmesini sağlayabilirim.” dediğim hiç bir adli ve tıbbı yetkili “Tamam, getirin” demiyordu, diyemiyordu. Her safhasında, her makamın yeni suçlar işlemesi devam ediyordu. Sürekli açık veriyorlardı ve bunların da delilleri, şahitleri oluşuyordu. Şu anda tam bir bataklığın içindeler. Rezil olmuş haldeler. Buna rağmen bile köşeye sıkıştıkları bazı zamanlarda hukuk yoluna gidebildiler. Böyle bir küstahlığın, böyle şuursuzca davranışın dünyadaki başka hain kabinelerde görülebileceğine ihtimal vermiyorum. Bu “Mahkeme dediğin nedir, benim iki dudağımın arasından çıkan hükmü her şekilde verir. Buraların adı mahkeme ama buralar benim çiftliğim sayılır.” demekten ve damara basmaktan başka bir şey değildir.
İşte BBC de üzerine epeyi zaman geçtikten sonra, Eylül 2020’de Türkiye Dışişleri Bakanlığına bu gemileri sordu, cevap alamadı. Sorduğunun üzerine de epeyi zaman geçti, Kasım 2021’deyiz ve yukarıda saydığım çete üst isimleri dahil olmak üzere hala herkes suskun. Ben kaç tane hakime sordum, hepsi ayarlanmış adamlarıydı ve hepsi de geleceklerini yakarak sustular. Susmakla kalmayıp bana cezalar yağdırmanın ve daha fazla içeride tutmanın, bu mümkün olmuyorsa akıl sağlığı rapor vermenin yollarını aradılar. Hukuka değil, vatan hainlerinin talimatlarına uydular. Bağımsız ve devletimizin, milletimizin hizmetinde olması gereken mahkemeleri, savaş ve terör suçlularının emirlerine amade hale getirdiler.
Lakin, kısacık süre sonra öyle somut deliler, öyle belgeler, bilgiler dünyayı saracak ki sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında temiz eller operasyonları peş peşe yapılacak. Gerçek Türk hakimlerinin karşısında da susabilecekler mi, bu derece suçlu oldukları konularda, vatan müdafaası yapan gerçek Türklere, akıl sağlığı da dahil olmak üzere her türlü iftirayı atabilecekler mi, bir talimatla istedikleri mahkemeden istedikleri hükmü çıkartabilecekler mi, orada göreceğiz.
( https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53938581 )
Altı aydan fazla bir süre boyunca muhatap olduğum hastahanede bana yayınlarıma dair tek bir soru bile sorulamamıştı. Hiçbir sorun görmedikleri halde akıl sağlığı yerindedir raporu vermemek için uzattıkça uzatıyorlar, zorladıkça zorluyorlardı. Sonra bir de yatılı kalmak gerektiğine karar verdiler.
28 gün kaldım, tek bir soru soramadılar. Tek bir iddiamın delilini isteyemediler. Ben üstüne bastırdım ve onlara, beklemedikleri bir anda, “On binlerce yayınım var. Bunların arasında şizofrenik bir hayal dünyasının tezahürü olduğunu söyleyebileceğiniz ne var. Cumhurbaşkanı dediğiniz kişi on yıldır benden davacı olamamış. 15 yaşında öğrencilere iki saat içinde evinden aldırıp kelepçe taktırmayı biliyor. Şu yayınlardan mı haberi yok? Ben kendimi kaç kere ihbar ettirdim. 2013 yılında Tayyip’e hakaret ettiğim iddiasıyla başlatılan soruşturmanın dosyasını ilgili savcılıkta bulduramadım ve hala bu dosya kapsamında ifade veremedim, delil sunamadım. Açılan dosya, bu sene oldu hala ortada yok. Haydi söyleyin sorun nedir” dedim. Hepsinin yüzü asıldı. “Biz burada yayınları ya da hukuki konuları incelemiyoruz” diyebildiler.
21 günlük yasal süre bitene kadar da bir sağlık sorunu göremediler. Bir rapor veremediler. Bir gerekçe gösteremediler. Daha uzun süre yatırmaları için savcı ya da hakim izni almaları lazımdı, bunu da alamadılar. Alamayınca taburcu etmeleri lazımdı, buna da tepedekiler izin vermediler. Mevzuyu iyice ayarından çıkarttılar ve en son acele ile vizit dedikleri bir kurula çıkarttılar. Zaten tıka basa gizli ermeni, gizli yahudi dolu ve ben oraya gelmeden önce de boğazına kadar suça batmış bir kurula çıkarttılar. “Biz yayınlara ya da hukuki konulara bakmıyoruz.” diyen ele başı Hüseyin, soracak bir şey, diline dolayacak bir tuhaflık bulamamış olduğundan olsa gerek, söze “Siz cumhurbaşkanımıza neden vatan haini diyorsunuz?” diyerek başladı. “Burada hukuk mu tıp mı konuşacağız.” dedim, başka soracak sorusu yok, yine aynısını sordu. “Sadece Amazon gemisi bile bunlara vatan haini demeye ve bunları toplayıp almaya yeter. Bu silahların paraları bu milletin cebinden çalınıyor. İhanetin ve suçların bini bir para” dedim. Bana “Bırakın şimdi Amazon’u falan” diyebildi. Zaten o kadar köşeye sıkışmışlardı ki diyecek başka da bir söz bulamazlardı. Bu, açıkça “Burada hukuk da tıp da yok, burada talimat var ve zorlama işte biz sana rapor vereceğiz” demenin farklı bir şekliydi. “İşte bana bunu deyin. Siz bunu deyin, bana bu safhadan sonra susmak düşer. Mahkemelerde görüşeceğiz. Hüseyin bey en çok da sizinle karşı karşıya geleceğiz. Kaç yerde kaç tezat cümle kurduğunuzu burada herkesin önünde tek tek sıralayayım mı?” dedim. Sadece yüzü asılıp sustu. “Ne imiş benim tezatlarım. Yok öyle bir şey” diyemedi.
Daha önce biraz anlatmıştım. Öylesine yerin dibine girdiler ki Hüseyin, son çare olarak beni sinirle kuruldan dışarı çıkarttırdı. Ben de gayet sakin bir şekilde kuruldan çıkarken “Son kez söylüyorum. Şu masada bulunan bunca farklı dava dosyası var. Bunların hiçbirine dair hiçbir hakim bana soru ve delil soramadı. Bunlar yıllardır sümen altı edilmiş dosyalar. Bana siz de hiçbir şeyi sormadınız ve delil istemediniz. Bana bunları sorun, istediğiniz kısımların somut delillerini buraya getirteceğim. Kurum olarak ve şahıslar olarak siz de arada bırakılıyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz ve ağır cezalar alırsınız.” dedim. Bunun üzerine bile sadece sustular ve ben de gayet medeni tavırlarla susup çıktım.
Ben çıkartıldıktan sonra arkamdan oylama yaptılar, üçü hariç tamamı bir an önce taburcu edilmem gerektiğine dair kanaat belirtti. Yine de taburcu edemeyip uzatmanın yollarını aradılar. Büyük bir restleşme ile çıktım ben oradan. Onlarca yeni suç delili ve mahkemelerde şahitlik yapmayı hemen kabul etmiş insan evladı çok sayıda şahit elde ettim orada. Resmi kurumlara oradan faks yoluyla gönderdiğim dilekçelerin gönderme raporları elimde ama kendileri hala ortada yok. En son cezaevi müdürüne sorduğumda “Onları arkadaşlar işliyorlardı. Bu gün yarın UYAP’a girerler” dedi ve üstüne seneler geçti. Sadece bu hastahane safhası anlatılacak olsa, sesli onlarca saat alır ve dinleyecek vatandaşlarımız inanamazlar. Binlerce, evet binlerce insanın itibarı iade edilir, haklarında verilen raporlar hemen iptal edilir ve kamyon yüküyle tazminatlar ödenir. Yüzlerce cinayet davası açılır, kurum çalışanları ile eski çalışanları yargılanır. Orası vahşice Türk kıyımı, namuslu insan kıyımı, dürüst yetkili kıyımı yapılan yer.
Dışarıda iken bir şekilde susturulamamış ya da öldürülememiş, düzmece mahkemelerle ve kripto hakimlerle hakkından gelinememiş, cezaevinde koğuşlarda öldürülememiş pek çok kişinin hakkından, şu sözde akıl hastahanelerinde geldiler ve hala da böyle yapıyorlar. Sadece bu cerahate neşter vurulsa, siyasi, adli ve tıbbi yetkili binlerce kripto toplanıp alınır ve alınacak.
Zaman daraldı.
Zincirleme reaksiyon misali peş peşe ve çok büyük hadiseler yaşanacak. Meydana çıkacak delilleri hiçbir zeminde gizlemek, kapatmak ve yok etmek imkanları yok. Oluşacak cephelerin hiçbirinde kazanma şansları yok. Verebilecekleri tek karşılık enerji silahları ve deprem silahları ile peş peşe saldırılar yapmak olacak.
Dikkat edilsin. Türkiye’nin şehirlerinde büyük depremler yaşanmaya başlarsa, bu şehirlerde insan, organ ve ziynet eşyası çalmak zorundalar. Kara paraları adeta kurudu. Depremler, seller, tsunamiler, fırtınalar, büyük patlamalar ve yangınlar yaşanmaya başladığında, icap ediyorsa emir komutanın dışına çıkacaksınız. Bu insanlık dışı işlerin içinde faaliyet gösteren kadın ya da erkek, resmi kimlikli ya da değil, sözde STK mensuplarına kadar her kim varsa suç üstü oldukları yerde görüntüye alacak ve sıkacaksınız. Her yerde de paylaşacaksınız. Milletimizin hemen bu konuda bilinçlenmesini de sağlayacaksınız. Söz veriyorum, bunu yapan vatan evlatlarının hiçbirinin cezaevlerinde yatırılmasına izin vermeyeceğim.
Son derece ciddiyim, bu haklı ve meşru müdahaleyi dünyanın gözüne soka soka yapacağız. Bu mücadelemize mani olmak isteyen, kara paracılara meydan vermek isteyen siyasi/idari, adli ya da askeri yetkililere de sıkacağız.
Bu derece insanlıktan çıkmış ve şeytanlaşmış kişilere sıkmakta dinen de bir vebal yok, aksine sevabı çok. “Katli vacip” hükmündeki bu kişilere sıkmaktan asla geri durmayacaksınız.
“Ben bilmiyordum”
Depremle ya da başka bir afetle perişan hale gelmiş şehirlerimizdeki hava, kara ve deniz trafiğini, resmiyetin dışına çıkarak ayrıca sizler denetleyeceksiniz. Gerekiyorsa dronları bile denetleyeceksiniz.
Şüpheli gördüğünüz her aracı durduracaksınız. İnsani yardım hatta acil yardım görüntüsündeki araçları ve paketleri de icap ettikçe durduracaksınız ve hızlıca kontrol edeceksiniz. Kızılay ve IHH araçlarının hiçbirini kontrolsüz bir yerden bir yere geçirmeyeceksiniz. İnsan kaçırılmasına, el kadar çocukların ve bebeklerin kaçırılmasına, yaralıların kaçırılmasına, bedenden çıkartılmış organların kaçırılmasına, ziynet eşyalarının kaçırılmasına asla müsaade etmeyeceksiniz. Şehirlerin deniz/gemi yoluyla boşaltılmasına, insanların bir oldu bittiyle ve topluca gemilere ve uçan araçlara doldurulmasına asla izin vermeyeceksiniz. Bunun illa zaruret olduğuna siz karar vereceksiniz ve böyle olması gerektiğini değerlendirdiğinizde, her araca çok sayıda güvenilir ve resmi kimlikli adamlarınızı yerleştireceksiniz. Bu işin kontrolünü tamamen ele geçireceksiniz.
Gerekirse silah arkadaşlarınıza dahi sıkacaksınız. Bu hususta asla taviz vermeyeceğiz. Bu hususlarda kara paracılara çalışmış siyasi/idari, adli ve askeri yetkilileri geçtim, ihmalde bulunup meydan vermişleri bile asacağım. Sesimin ta Fizan’dan bile duyulduğunu biliyorum. Bu kadar tekrarla laf anlatıyorum. Yarın “Ben bilmiyordum” diyenin gözünün yaşına bakmayacağım. Dostum, düşmanım bilir ki ben dediğimi yaparım. Babamın evladı da olsa asarım.
Mehmet Fahri Sertkaya