Etiket arşivi: Mafya

Bohçalı, Falyalı’yı harcamamış

Mizansen yapmışlar

Falyalı öldürülmüş gibi gösterilmiş ama yaşıyor. Sahada birçok kişi Falyalı’nın yaşadığını biliyor ve bunu konuşuyor. Mesela kalın kafalının teki de biliyor ve bunu konuşuyor. Tayyip de bu bilgiyi biliyor ve yer yer konuşuyor.


Türkiye’deki biyonik robotların içinde bulunan uzaylılardan da Falyalı’nın gerçekte öldürülmediğini bilenler ve konuşanlar var.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Havada isyan kokusu var

Hukukun üstün olmadığı bir ülkeye sadece mafyalar, kara paracılar, tefeciler, hırsızlar, namussuzlar yatırım yaparlar.

Türkiye, hukuk sistemindeki inanılamaz seviyedeki ayardan çıkışı derhal düzeltmedikçe sermaye daha da kaçacaktır ve mali kriz daha da derinleşecektir.

Türkiye’de birkaç istisnası haricinde bütün teröristler serbest, hainler serbest… Mafya babaları milletin gözüne sokula sokula tahliye ediliyor. Mafya babaları siyasetçileri açıkça ve defalarca tehdit ediyor, bir başka mafya babası hükumetin üyelerinin de dahil olduğu türlü vahim suçları dünya ile paylaşıyor ve hiçbir şey olmuyor. Kara paracılar her yerde cirit atıyor. Kanına, iliğine kadar sömürülmüş, türlü türlü sahalarda dolandırılmış ya da haksızlığa uğramış, mazlum ve mağdur olan milyonlarca vatandaş ise her duruşmaya beşer dakika ayırabilen sözde mahkemelerde adalet arıyor.

Hakimlerin ve savcıların büyük çoğunluğunun bağımsızlığı da ahlakı da namusu da kalmamış. Zaten büyük çoğunluğu, hakimlik yapabilmek için yeterli olan eğitimi ve öğretimi almamış. Rüşvet, iltimas almış yürümüş. Her kesimin, grubun, siyasi partinin, mafyanın, terör örgütünün kendi hakimleri ve savcıları olmuş.

Buna rağmen, kimin ceza alıp almayacağına ya da ne kadar ceza alacağına, kime akıl sağlığı raporu verilip verilmeyeceğine Mehmet Haberal, Devlet Bohçalı le Solomon Soysuz karar veriyor. Kim hakim, kim hekim, kim idari yetkili, kimin eli kimin cebinde, hangi işi kim çözüyor belli değil. Ülkü ocakları, mafya ve kara para ocaklarına çoktan dönmüş. AKPKK’nin siyasi teşkilatları da öyle… FETÖ kapsamında yapılan hukuksuzluklarda mağdur olan masum vatandaşların sayısı ise milyonlarca kişi… 17/25 Aralıkta gün yüzüne çıkan şeylerin gerçek olduğunu bilmeyen hiç kimse yok. Türkiye’de seçimlerin cumhuriyet tarihi boyunca hileli şekilde yapıldığını bilmeyen hiç kimse yok. Türkiye’de vatandaşların çoğunun artık adalete de cumhuriyete/rejime de güvenleri sıfır. Ülkede “ümit” diye bir şey kalmadı. “Seçimlerle bir şey değişmiyor. Ne yaparsak yapalım, bu düzen değişmeyecek” diyenlerin oranı fişek hızıyla artıyor.

Ana akım basın ve medyada da ahlak, namus, adalet çoktan dibe vurdu. Ekranlarda nerede ise yüzüne bakılabilir, sicili temiz, ahlaklı, karakterli, güven veren tek kişi bile yok. Adalet arıyor görünürken teröristleri serbest bıraktırmaya çalışanlara en etkili şekilde yardım ve yataklık edenler, memleketin ve milletin şu halini gördüğü halde daha da dibe vurdurmak isteyenler ise sözde basın ve medya çalışanları. Büyük çoğunluğu gizli servislerin, gizli ermeni ve yahudi tarikatlarının adamları.

Bazı vakalarda, kimin gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılacağına Twitter mahkemesi karar veriyor. Twitter’da şiddetli tepki geliyor diye, kanununa uygun şekilde serbest bırakılmış kişi tutuklanabiliyor. Şu memlekette en az bulunan şeylerden biri de “karakterli, onurlu duruş” olmuş. Adli ve idari yetkililerde bu çok daha az görülebiliyor. Omurgasızları üst üste koysalar buradan uzaya varır. Hangi çılgın bu memlekete, bu şartlarda yatırım yapacakmış, şaşarım. Bu şartlarda bu ülkeye, bu şartlardan memnun olanlar, yani gayr-i meşrudan kazananlar yatırım yaparlar.

Bu gidiş, sadece ekonomik krizlere değil, siyasi, idari ve hatta askeri ve silahlı krizlere bile sebep olacaktır. Bu kadar rezilliğin, bu kadar ayardan çıkmışlığın, bu kadar kirlenmişliğin sonu hayırlı olamaz. Tarih boyunca, aç kalmış ama isyan etmemiş hiçbir millet görülmemiştir. Çünkü, aç kalınca isyan etmek, aç kalınca hak, hukuk aramak insani ve vicdani bir tavır değildir. İnsanlıktan çıkmış, vicdanı körelip iki ayaklı taş olmuş yığınlar da aç kalınca isyan ederler. Çünkü bu insani değil hayvani bir tepkidir.

Bu milleti ve ülkeyi kasten bu hale getiren gizli ermeni ve gizli yahudi ve mason tarikatlarının mensupları, öyle anlaşılıyor ki açlıktan isyana kalkmış milyonlarca Türkiyelinin ayakları altında ezilecekler. Görünen köy kılavuz istemez. Bunu yaşamak istercesine kararlar almaya, duruşlar sergilemeye ısrarla devam ediyorlar. Çavuşesku, kendi taraftarlarının bir anda kendini ayaklar altına almak istemesine inanamamıştı. Daha neyin ne olduğunu anlayamadan kurşuna dizilip kevgir gibi olmuştu.

Mehmet Fahri Sertkaya

Kukla

Kukla

Ordumuz ve Emniyet Teşkilatımız içinde bazı vatansever insanlar arasında hala Sedat Peker’e sempati besleyenler var.

Son videolarına bakarak, arka planı bilmeden ona kapılanlar, ona inananlar var. Sedat Peker o videolarda sadece ona verilen rolü oynuyor. O videolarda görünen kişi gerçek haliyle Sedat Peker değil ki videolarda rol yaparken bile aslında son derece tutarsız, ayarsız, kibirli, saldırgan/zararlı, fitneci/yalancı ve baş belası birisi olduğu kolayca görülebiliyor.

Gerçek Sedat Peker’i seneler önce yazmıştım. Öncelikle o Türk de Müslüman da değil. Hep numara yaptı, yapıyor. “Kafkas kökenli Karadenizli Türk’üm” diyor. Aslında Rusya Yahudisi kökenleri var ve bu kökeninden hiçbir zaman kopmadı. Soysuz’la bu güne kadar arası çok iyi idi çünkü o da Rusya Yahudisi kökenli…

Diğerleri gibi Sedat da gizli Yahudi ve hatta Satanist… İçimizdeki İsrail’in, MİT aracılığıyla sahada oynattığı, kara para işlerinde kullandığı, bir sürü pis işleri açık olmasına rağmen basın ve medya oyunlarıyla kahramanlaştırmak istediği çok sayıdaki gizli Yahudi ve gizli Ermeni sözde mafya babalarından, basit bir kukladan başka bir şey değil. Bu devlet Sedat’ı bitirmek istesin, iki saatlik işi var ki daha önce ona bu yapıldı. Daha önce Emniyet Teşkilatı onu yaka paça aldı, dosyalarıyla, delilleriyle birlikte hakimin önüne çıkarttı. Orada bile serbest bırakıldı. Adliyeden çıkarken yaşananlara kendi bile inanamıyordu, sorulara cevaplar veremiyordu. Bir devlet izin vermeyecek de orada yine de mafyalar ve terör örgütleri var olabilecek, bu mümkün müdür. Buna kim inanır.

Resimde Sedat’ın tişörtünde gördüğünüz işaret Satanistlerin meşhur Baphomet dediği Şeytan’ı/İblis’i temsil eder. Sağ eliyle bütün kötülükleri ve kötü enerjiyi toplayıp sol eliyle yer yüzüne yani ademoğulları arasına yayar. Gerçek Yahudilik aslında Satanistliktir ve iyilik temelli değil, kötülük temellidir. Asla iyiliği emir etmez ve tavsiye bile etmez. Gerçek bir Yahudi/Satanist hayatı boyunca ademoğullarına kötülük yapmakla mükelleftir. Çünkü onların itikadına göre Yahudiler ademoğulları değildir. Başka bir türdür. İnançlarına göre Yahudiler Şeytan’ın evlatlarıdır. Şeytan da ademoğullarının felakete sürüklenmesinde evlatlarını yani Yahudileri kullanır. Sistem budur. Bunlar için yalan söylemek, cinayet işlemek ya da işletmek, uyuşturucu hatta organ işi yapmak, ihanet etmek, çalmak, gasp etmek, işkence etmek, şehir sularına zehir katmak, kasten hastalıklar yaymak, namusa kadar en ağır iftiraları etmek ve bunları yaparken tam tersine biri gibi görünmek ve akla gelen her şey caizdir hatta yapılması gereken bir vazifedir.

Kara paracı, mafya reisciği, gaspçı, hırsız, uyuşturucu işi dahil türlü kara para işlerini yapmış ve yapmaya devam eden gerçek bir pisliktir Sedat Peker…

Resimde yanında gördüğünüz kişinin adı Metin Yılmaz’dır. Uyuşturucu dahil her türlü piş işlerinde kullandığı adamlarından biriydi. Sonra Metin Yılmaz’ın infaz talimatını Peker verdi. Peker verdi ama Peker’e çalışıyor görünenler arasında profesyonel MİT’çiler var. Bunlar artık eski kuşak mafyalar gibi değiller. Adam kaldırmakta MİT’in elinde ne teknikler varsa, bunlarda da var. Aslında ortada Peker’in reisi olduğu bir mafya falan da yok. Bütün sistem MİT’in… MİT’in içindeki İsrail’in ve Ermenistan’ın…

Bunların bu devlete ve bu millete hatta bu insanlığa verdikleri zararın haddi hesabı yok. Anlatmakla bitecek gibi de değil ama sadece şu Metin Yılmaz cinayetinin üzerine gidilse bile hem kukla/piyon Sedat Peker hem de üste doğru bütün sistem çorap söküğü misali sökülür, çözülür, dağıtılır. Bu devletimiz için bunu yapmak da hiç zor değildir. Zaten Akademi Dergisi on yıldan fazla süredir içimizdeki gizli Yahudileri, gizli Ermenileri, Masonları, bunların usullerini, tekniklerini, hilelerini, oyunlarını, nerelere nasıl sızıp ne haltlar ettiklerini, tarihimizi ve dinimizi ve lisanımızı nasıl kasten tahrif etmek istediklerini, cumhuriyet ve Atatürkçülük diye kendilerine ait bir rejim kurduklarını v.s. ifşa etti.

Sağda solda çıkıp vatansever, hak-hukuk dava etmiş bir kahraman, yok ailesinin hukukunu dava etmiş onurlu bir baba, turancı, ülkücü rolü kesen lüzumsuzlara, pislik heriflere gerçek vatansever olan gençler itibar etmesinler.

Bir önceki videoda “Bana pislik dedi be abi” diye isyan eden Sedat, bu videosunda içinde bulunduğu ve anlatıp ifşa ettiği meseleler hakkında “Bunlar pis işler, cami imamı anlatacak değil ya… Elbette ki ben anlatacağım” diyebiliyor. Altı tane videoda bunun gibi kaç tane tezat ve açık var.

Yanına verdikleri MİT’çiler ve üstüne kendi gibi gizli Yahudi ve Satanist olan, insan katledilen ayinlere katıla katıla sıfatında meymenet kalmamış olan karısı da Sedat’ın dikkate alınır üç beş video hazırlamasını sağlayamıyorlar.

Sedat Peker şu ana kadar bazı pis işlerin ve pis heriflerin gerçek yüzünün anlaşılmasına sebep oldu ama kendi pis işlerini ve gerçek pis yüzünü, pisliğin teki olduğunu gizleyebilecek şartlarda değil. Şu andan sonra, karşısına aldığı güç unsurları onu bir kaşık suda boğacaklardır ve bunu izlemek biz gerçek vatanseverlere büyük bir zevk verecek.

Bakınız:

Mehmet Fahri Sertkaya

Çakıcı’nın ifadesi alınamıyor ama neden!

Dünyanın kaç ülkesinde şöyle bir rezilliğe izin verilir Gizli Ermeni, kara paracı mafya reisciği, MİT piyonu Alaattin Çakıcı mahkemede/duruşmada görülüyor. Gömleği salmış, ellerini de ara ara ceplerine sokuyor. Denge sorunu var, ayakta duramıyor. Hakim, hakimlikten çıkmış da klinikteki psikiyatrın sergilemesi beklenen tavırları sergilemek zorunda kalıyor. Çakıcı konuları ve soruları bile anlamıyor. Verdiği cevaplar alakasız, mantıksız. Hakime atar yapmaya kadar ayarı kaçırıyor ve ne kadar tuhaf ki TC’nin hakimi bu kadar rezilliğe izin veriyor. Kendini de rezil ediyor hatta tartışılabilir ama bence suç işleme sınırına da giriyor. 2012 yılında bile Çakıcı bu kafayı yaşıyor. O gün kokain çekerek duruşmaya katıldığı iddiaları konuşuldu, konuşuluyor. Lakin bu herifin çekmediği zamanlarda da kafası böyle… Gerçek bir hukuk devletinde şu halde olduğu görüldüğü gibi hakim, duruşmada karar alır ve “Şahsın akıl sağlığının yerinde olup olmadığının tespiti için falanca ruh ve akıl sağlığı hastahanesinde TCK bilmem kaçıncı maddesine göre 21 gün müşahede altına alınmasına ve davanın seyrinin sağlık kuruluşundan gelecek rapora göre belirlenmesine karar verilmiştir.” der. AKPKK’nin “Yeni Türkiye” deyip durduğu şey nasıl bir Türkiye ise, memleket, millet, devlet, akıbet meselelerine işte böyle gizli kimlikli, bir ömür piyon olarak kullanılmış, akılını da kırmış, mafyacılık faaliyetlerine de tuhaftır ki halen devam eden, gaspçı, yağmacı, katil tipler yön vermeye kalkıyor. Bu Türkiye’nin bu kadar seviyesizliğe ve bu kadar ayarsızlığa da tahammül etmesi mümkün değildir. Hiç kimse, böyle tiplerin adalet, millet, devlet meselelerine yön vermesine izin vermeyecektir. O Solomon Soysuz o makamdan alınacak, hakkında fezleke hazırlanacak ve adaletle yargılanacak. Mafya babacıkları değil, kralı gelse vatan hainlerini vatan, din, devlet, namus ve beka meselesi diye diye savunamayacak. Yok öyle bir Türkiye… 80 küsur milyon insanı toptan ahmak mı zan ediyorlar.İfadesi alınamıyor.

https://ok.ru/video/2510711884326

Mehmet Fahri Sertkaya

Bir susun, boş boş konuşmayın. Haddinizi bilin.

Bir susun, boş boş konuşmayın. Haddinizi bilin.

Herkes bir şeyler yazıyor çiziyor ama aslında hepsi de gölgesinden korkuyor. Yalanları sıralayanların, dönen dolaplara destek olanların, hainleri kollayanların, alçakları kollayanların bini bir paraya… İyice kirlettiler memleketi ve kalemi eline alan, kameranın karşısına geçen, hayal aleminde yazıp üflüyor. Dengeler değişmişmiş, mektup yazılmışmış, şimdi her şey çok başka olacakmış, falan…

Alaattin Çakıcı Türk ve Müslüman rolü oynayan bir gizli Ermenidir. Basit bir MİT piyonundan başka bir şey de değildir. Böylelerinin zaten MİT ya da benzeri başka bir gizli servise kendini bağlamadan iki ay sahada yol alabilmeleri de mümkün değildir. Bu güne kadar ve bu günlerde daha çok MİT içindeki gizli Ermenilerle paslaştı, paslaşıyor.

Gizli Ermeni ve MİT piyonu olduğunu artık dağdaki çobana bile duyurduğumuz Devlet Bahçeli’nin, gizli Ermeni Alaattin Çakıcı’yı sahiplenmesi, tahliyesini sağlaması kadar ve Cumhur İttifakı denilen bu çetenin çok sıkıştığı yerlerde son çare olarak Çakıcı gibi piyonların sahaya sürülmesi kadar tabii ne olabilir. İkisi de gizli Ermeni, ikisi de vatan haini, ikisi de MİT piyonu, ikisi de kara paracı, ikisinin de iplerini aynı el tutuyor. Dengeler zaten yıkılmış da son çare olarak Çakıcı gibilerden medet uman bir iktidar var. Zaten fiilen yıkılmış bir denge, bir sistem, değişebilir mi? O kadar ucuz, o kadar mı kolay böyle başlıklar atmak? Birileri çıkıp bu basit oyunu bozmaz mı, birkaç vatan evladı savcı ve hakim çıkıp bunun hesabını hukuki zeminde o sözde gazetecilere, programcılara, sosyal medya aktörlerine sormaz mı?

Doğru düzgün el yazısı yazamayan… Adını bile düzgün yazamayan… Orta okul 2. sınıf talebesi seviyesinde yazılar/mektuplar yazan, aslında bunu da talimatla yazdırılan… Çok ama çok ağır ruhi bunalımlarda yaşayan… Kendisine sürekli olarak zarar vermek eğiliminin haricinde, etrafındaki herkese de sürekli olarak zarar vermek eğilimi sergileyen… Dünyanın bütün ülkelerinde, yapılacak tek bir muayenede bile hemen “Aşırı tehlikeli klinik vak’a” teşhisi konularak korunaklı/güvenlikli bir kliniğe derhal kaldırılacak olan… İntihar etmesin diye her gün yüksek miktarda aldığı ilaçların tesiriyle bilinci yarı açık şekilde ortada dolanan… Akla gelen her türlü kara para işini yapan ya da yaptıran… Buna rağmen yapmadığına dair yalan yere yeminler edebilecek kadar karaktersiz olan… MİT’in de desteğiyle etrafına topladığı birkaç yüz tane silahlı keklikle kendini acayip bir yerlerde gören… Devlet sistemi doğru şekliyle işlese, iki saate hepsi ters kelepçe ile toplanabilecek bir mafyacığın gölgesinden bile korkan reisciği olan… Yüksek sayıda cinayetin azmettiricisi de olan… Mevcut TCK’ya göre suçları buradan köye yol olan… Çok sayıda TC vatandaşının malına, mülküne adice çöken, yağmacılık, hırsızlık da yapan… Kendi kırık kafasında kendince bir hukuk sistemi kuran ve bunu da kendi nefsani ve şeytani hedefleri için eğip büküp duran… Ne dediğini, ne yaptığını, ne yapacağını, neyi neden yaptığını kendi bile şaşırıp sonunda akıl terazisini bu derece kıran…

Bütün bunlara rağmen kendini memleket, millet sevdalısı ve hak/hukuk savunucusu gibi gösteren…

Sonra…

Koca milletin karşısında devlet, millet diye diye yeni ihanetler sergileyen… TC’nin yalanları yıllardır üst üste somut şekilde ispat edilmiş sözde İçişleri Bakanını, gizli Yahudi ve Mason Solomon Soysuz’u ipten almaya kalkan… Kendisi gibi müptezel, uyuşturucu bağımlısı ve satıcısı, mafya lideri, katil, sadist, hain, gizli kimlikli Soysuz’u vatan/devlet davasıyla özdeşleştirmeye kalkan… Menfaatine uyduğunda her tükürdüğünü yalayan… Senelerce Tayyip’e en ağır sözleri edip sonra çıkınca bir kere aleyhinde tavır sergilemeyen… Şimdi ise Tayyip piyonu üzerine kurulmuş AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünü son bir gayretle ve aleme korku salarak ayakta tutmaya kalkan bir Alaattin Çakıcı meydanda.

Herkes de bilmeli ki vaziyet budur, Çakıcı denilen reiscik de aslında bir MİT piyonundan başka bir şey değildir, o soysuz herifi bu ipten alabilecek de değildir. Her hangi bi dengenin değişmiş olması da söz konusu değildir. Şöyle memleketin adalet, huzur, emniyet için çırpındığı anlarda kalemine ve mikrofonunu, kamerasını hatalı kullananlar için aslında bütün dengeler değişmiştir. Onların hepsini bu necip millet ve bu devlet, yakın bir tarihte onlara yedirir.

Çakıcı kime ne mesaj vermişmiş… Boş versinler bu basit manevraları da işte mesajı biz böyle verdik. Bundan sonra ne yapacaklarına karar versinler ki bundan sonraki hayatları için bu kararı bir kırılma noktası oluşturacak

Mehmet Fahri Sertkaya

PKK/YPG ile İngiliz hükümetlerinin kara para ilişkisi…

PKK/YPG, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı dahil her türlü kara para işini İngiliz hükumetlerinin destekleri ile yaptı, yapıyor.

Kürt maskeli gizli Ermeni ve gizli Hristiyan terör örgütü PKK/YPG, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi İngiltere’de de hukuka uygun gibi görünen teşkilatlar ve bunların finans temini ve propaganda adına yürüttüğü faaliyetlerle varlık gösteriyor. Sivil toplum ve kanuna uygun faaliyetler için mafyavari yapılanma şeklinde örgütlenen PKK, bir yandan sivil toplum yöneticileriyle İngiliz siyasilerle el ele, kol kola ilişkiler kurarken, diğer yandan uyuşturucu ve insan kaçakçılığı dahil her türlü kara para işini yapıyor. Özellikle eroinden elde edilen para, Avrupa’da Türkiye karşıtı lobi faaliyetlerini artırmak ve örgüte yeni cani teröristler devşirmek için kullanılıyor. Ayrıca bu paraların bir kısmını da Suriye ve Irak’a aktaran örgüt ve İngiliz hükumetleri, İngiltere devletinin sağladığı imkanları kullanıyor. Örgütün faaliyet gösterdiği sivil toplum kuruluşu binalarının büyük çoğunluğunda mülk sahibi olduğu ve mülklerin ödemeleri sırasında devletten yardım aldığı biliniyor.

İngiltere, her ne kadar dışa vuran yüzünde PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul etse de bu cinayet, terör, katliam, kara para örgütünün mensuplarını, yaralama ve öldürme gibi eylemlere katılmadığı iddialarıyla kolluyor ve dokunmuyor. Öte yandan, İngiltere’de yasaklı örgütlere destek verenler, 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabiliyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu polisi ortadan kaldırdılar…

Yakacık’ta ayarın çok kaçtığına, devlet düzeninin çok bozulduğuna, PKK teröristlerinin bile sanki hiç devlet otoritesi ve kolluk gücü yokmuş gibi davrandığına temas etmiştim hatta isyan etmiştim.

Bundan bir süre sonra Yakacık’ta şu gördüğünüz hadise yaşandı. Ölen o polis, rüşvetçi bir polisti. Tam olarak mafyaların içinde faaliyet gösteren bir polis değildi. O kadar cesareti, çapı ve bağlantıları olan birisi değildi. Zincirin en zayıf halkası denilebilecek, zayıf karakterli görülen kişilerden biriydi. Uyuşturucu mafyaları dahil her türlü kara para mafyalarını kolluyordu. Aldığı rüşvetler karşılığında elinden gelen her şeyi, hukukun dışına çıkarak yapıyordu.

Yakacık’a dikkat çekmemden sonra oralarda gerilme arttı. Endişelenen üst isimler de açık verilmemesi için gerekirse infazlar bile yapılmasını istedi. Bu polisi ortadan kaldırdılar. Şu basında, medyada anlatılan hikayeye bir bakın… Bu ülkedeki hiçbir polis, savcı, hakim ve hatta basın mensubu, o hikayeye inanmaz ve o hikayeyle vakit kaybetmez.

Bu işin de arkası kalabalık. Yazmayacaktım, o günden beri dokunmadım ama şimdi yazmaya karar verdim. Çünkü intihar süsü verilerek öldürülen dört genç hadisesiyle mantık/kurgu hataları açısından çok benzeşiyor. Bu işleri yapanlar bu milleti ahmak yerine koyarak yaptılar.

Şimdilik şu kadarını yazayım ki bu polisin kolladığı kara para sistemi de Soysuz’a çıkıyor. Bu polisin öldürülmesi de Soysuz’un talimatları ve bilgisi dahilinde gerçekleştirildi. Senelerdir anlatıyorum ki Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan’ın şehit edilmesi emrini de Soysuz vermişti. Hakan Çalışkan’ın emrindeki polisler Soysuz’un oğlunu bir torbacı ile birlikte bir araçta yakalamıştı ve araçta uyuşturucu da vardı. Rize eski Emniyet Müdürü ve uyuşturucu mafyası mensubu Altuğ Verdi’nin öldürülmesi emrini de Soysuz vermişti. Mafya içi çatışma yaşamışlardı.

Soysuz’a sorsak, bu güne kadar kaç resmi kimlikliyi öldürdüğünü/öldürttüğünü kendi bile tam olarak bilemiyordur.

Mehmet Fahri Sertkaya

Arka planını anlatıyorum…

Manisa’da açık arazide cesetleri bulunan dört genç intihar etmedi, öldürüldü. Hem de profesyonelce öldürüldü.

Bu gençler hakkında televizyon kanallarında konuşturulan bazı kişilerin ya da yakınlarının “Çok iyi, tertemiz gençlerdi” dediklerine aldanmayın. Pislikleri yüzlerinden akan, her bakanın görebildiği kadar ileri seviye pisliklerdi.

Konuşturulanların çoğu seçilerek konuşturuldu, ailelerinden ve akrabalarından olanlar da gerçekleri söylemiyorlar.

Çok kısa sürede ve az emekle bile bu gençlerin aslında nasıl gençler oldukları öğrenilebiliyor. Köylüler, bu gençlerin serseri, geçimsiz ve para, yeme, içme, gezme peşinde gençler olduklarını biliyorlar.

Zaten kameralara konuşan bir genç “Bunlar hep geziyorlar. Ben son gördüğümde aynı arabalarında gördüm. Yine yüksek sesle müzik açmışlardı ve yine çok hızlı geçtiler” mealinde konuştu.

Bu gençler bir süredir uyuşturucu mafyasının ayak takımına dahil olmuş gençler… Torbacı da denilebilir. Bu lüzumsuz gençler, yolu bulmak, parayı vurmak için hiç çekinmeden milletin çocuklarını zehirleyen kişilerdi.

Uyuşturucu işinde bir süredir faaliyet gösteren bu gençler, henüz sektörde yeni kabul edildikleri halde, içinde bulundukları uyuşturucu mafyasına da kazık atmaya kalktılar. Çok hızlı gitmek istediler.

Daha sonra meydana çıkan videolarında “Planlarımız vardı ama seni de yarı yolda bıraktık kardeşim, kusura bakma” tarzında konuşmalarının da sebebi bu…

https://ok.ru/video/2486507148689

İçinde faaliyet gösterdikleri uyuşturucu mafyası, bunlara çok kızdı. Ortadan kaldırmaya karar verdiler. Zaten kim olduklarını, nerelere takıldıklarını hep biliyorlardı. Bağ evinde toplanmalarını beklediler ve sonra orayı bastılar.

Çok sayıda silahlı kişi ile ani bir baskın yapılınca, bu zehir taciri gençler, şoka girdiler. Uzun süre ağladılar, yalvardılar, kendilerini her türlü ezdiler ve affedilmeyi istediler. Lakin treni baştan kaçırmışlardı.

Aralarından boynu kırılarak öleni, gelen kişiler öldürdüler. Sonrasında diğerlerinin yalvarıp yakarmalarını ve gözyaşlarını hiç dikkate almayıp o videoyu silah tehdidi altında çektirdiler.

Dikkat edin, gözyaşlarına boğulmuş olmanın alametleri hala göz çevrelerinde göründüğü gibi, nefes alış verişleri ve beden dilleri de büyük bir hararetten sonra kendilerini aniden ve zorla sakinleştirdiklerinin tezahürleri ile dolu.

İş aslında bu safhaya gelmeden önce mafya, tepe isimlerden destek istedi. Üzerlerine hukuki sıkıntı kalmayacak şekilde öldürmeleri için devleti, emniyeti, adli tıp sistemini, hukuk sistemini bilen profesyonellere ihtiyaç vardı.

Bunun endişesiyle mafya tutup Solomon Soysuz’u telefonla aradı. Kendilerince şifreli konuştular ama ona da aslında şifreleme denilemez. Gayet net anlaşılıyordu. Neredeyse hemen her gün birilerine sıktıran, öldürten İçişleri Bakanı ve uyuşturucu mafyası üst yöneticisi Soysuz, hemen talebe karşılık verdi. İstihbarattan, ordudan, emniyetten atılmış ya da kısa sürede çok para kazanmak için kendileri ayrılmış kişilerden oluşan çetesinin mensuplarından birkaçını oraya gönderdi.

Söz konusu telefon konuşmasında Soysuz’un muhatabı kalifiye eleman kalmadığından, bu işlerin çoluk çocuğun eline düştüğünden, artık eskisi kadar rahat/büyük para kazanamadıklarından, işlerin çok daha zorlaştığından şikayet etti.

Sonra Soysuz’un infaz ekibi bağ evine geldi. Manzaraya/şartlara profesyonellerin gözüyle yakından bakıldı. Planlar yapıldı ve soğuk kanlılıkla uygulandı.

Bir insanın boynunun nasıl kırıldığını bilemeyecek, bilmeden bunu denese acemiliğini gösterecek ve ceset üzerinde bunun izlerini bırakacak bu kişiler, anlatılan hikayeye kanarsanız eğer, hiç titremeden ölüme gitmişler, kendilerini öldürmüşler.

Biri doğum günü kutlaması için hazırlıklar yapıyor ve esnaf dahil herkesi davet ediyor…

Diğeri yeni iş planları gereği İngilizce öğrenebilmek için internetten kitap siparişi veriyor… Diğerleri de hayatın olağan akışı içinde yollarına devam ediyor.

Sonra bir anda işte bu haberle Türkiye sarsılıyor. Girdikleri bu kötü yolda, henüz iyice ilerlemeden ve daha fazla insana zarar veremeden yolları kesiliyor.

Ölüme hiç sarsılmadan, hiç tereddüt etmeden gidebilecek kadar ruh sağlıkları bozulmuş olan gençlerin, ölümlerinden kısa süre öncesinde etraflarının da fark edeceği anormallikler sergilememesi mümkün değildir. Lakin bu gençlerin hiçbirinde böyle anormallikler de görülmedi.

Biri boynu kırılarak diğerleri tarafından öldürülmüş olsun. Diğer üçü, intihar etmeye gittikleri o araziye, zaten boynu kırılarak ölmüş olan arkadaşlarını neden götürsün?

Çok çok bunalmış ve daralmış ve ölüme susamış halde olsalar bile, bir insanın alnına dayanan bir tüfekle, kafası/beyni parçalanarak ölüme gitmesi kolay şey midir?

Aynı anda üçünün birden buna tereddütsüz hazır olması hayatın tabii akışına uygun mudur? Ya birinden talimat almışlar gibi hepsinin birden telefonlarını kapatmasına ne denilebilir.

Bu üç gençten biri, diğer ikisinden birini kafasından vurdu ve feci şekilde öldürdü diyelim… Karşısında kalan diğeri, ölenin halini görüp hiç sarsılmaz mı? Silahın alnına dayanmasına ve aynı feci sona gitmeye hiç tepki vermeden nasıl razı olur. Ya bunları bu kadar vahşice öldüren kişi hiç sarsılmaz mı? Sonra kendisine çene altından bu silahı dayayıp tetiğe basması, o kadar kolay mı?

Bu gençlerin ailelerinden kimseye hiçbir mesaj bırakmaması normal mi? Bu işin hukuku bellidir ve böyle toplu intiharlar önceden kararlaştırılır. Önceden kararlaştırıldığı için de mutlaka etraftan sezenler, anlayanlar olur ve intihar edenler de daha çok kişiye mesajlar bırakırlar.

Türkiye büyük ve güçlü bir devlet…

Bakmayın sözde Türk basın ve medyasında “İşte biz böyleyiz” denile denile moral bozulmasına. Pek çok sahada, dünyanın önde gelen devletlerine yakın seviyedeyiz.

Olay yeri incelemede de adli tıp sahasında da çok iyi yerlerdeyiz. Konuyu inceleyen/çalışan resmi kimlikli ekip arasında Soysuz’un adamları olmasa, böyle bir hadisenin “intihar görüntüsü verilmiş bir cinayet” olduğunu birkaç saat içinde kesinlik derecesinde söyleyebilirler. Hatta kendi aralarında söylediler ama röportaj yapacağı kişiler konusunda bile tepeden emirler alan yandaş basın ve medya, bunları sizlere duyurmadı. Bakın, haftalarca hatta aylarca tartışılabilecek ve iyi reyting yapılacak bu konunun üzerine gitmediler, peşini kovalamıyorlar.

Bu, Soysuz’un talimatı, nüfuzu ve devlet sistemini/kurumlarını yönlendirmesi/kısıtlaması ile gerçekleştirilmiş bir cinayet vakasıdır.

Lakin bu şekilde gerçekleştirilmiş ilk cinayet vakası değildir. Bir an önce şu soysuz, katil, cani, mafya reisi, milyonlarca insanın damarlarında zehir olup akan pislik herif, Rusya Yahudisi kökenli Mason vatan haini herif durdurulmadıkça bu acılar, bu cinayetler ve anaların gözyaşları durdurulamayacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Şu durumda mecburuz, elimiz mahkum.”

Estetik güzeli mafya babacığı Sedat Peker, hakkında yazdıklarımı görüp sinir krizi geçirmiş. Bir on dakika kadar bağırmış, sövmüş, bana tehditler savurmuş. “Sen görürsün oğlum, senin a. koyacağım. Seni ibretlik bir şekilde öldürmezsem bana da Sedat demesinler” tarzında, mahallenin yeni yetme kopilleri gibi atarlanmış.

Sonra da kendisi gibi Rus Yahudisi kökenli ve Mason Süleyman Soysuz’u aramış:

Estetik güzeli: Ben bu durumu sineye çekip kabullenemem. Bütün bunlara (yazılara) karşılık olacak bir cevap vermem lazım

Soysuz: Yahu Sedat biz bilmiyor muyuz bu işin karşısında cevap vermeyi. Sadece sen değil ki biz kaç kişiyiz burada. MİT, CIA, Amerika, Tayyip, İsrail, bu kadar adamız. Hiçbirimiz karşılık veremiyor muyuz? Adamlarımız mı yok, gücümüz mü yok var ama işin içinde başka oyunlar da var. -Bir kişi değil, arkasında koca cemaat var. Başka başka işler var. O yüzden temkinli ilerleyelim- derken, işler bu hale geldi. Şimdi yapacağımız en ufak hatada bütün sistemi (Ankebut Ağı’nın tepkisini kastediyor) kendi üzerimize çekeriz. O yüzden şimdilik fevri davranma. Kimseye sormadan da hiçbir işe kalkışma kardeşim.

Estetik güzeli: O zaman bu lafların altında mı kalacağım?

Soysuz: Şu durumda mecburuz, elimiz mahkum.

Estetik güzeli: Böyle işin a. koyarım. Bu ne biçim iş. O zaman karı gibi oturayım, elim kolum bağlı bekleyeyim, gelip beni alsınlar, böyle mi yapayım?

Soysuz: Merak etme kardeşim, az kaldı. Sonunda bu laflarının hepsini yutturacağız bunlara.


Mafya babacıkları

Türkiye’deki mafya babacıklarının ezici çoğunluğu, içimizdeki İsrail tarafından, Mason teşkilatı tarafından mafya babacığı yapılmış, korunmuş, kollanmış, binbir türlü pis işlerinde kullanılmış, basın ve medya oyunları ile gücü abartılmış ama gölgesinden korkan kripto kimlikli pislik heriflerdir.

İçimizdeki İsrail bir de her şeyi o kadar ters yüz etmiştir ki tehdit, şantaj, yalan, dolan, fitne, fesat, ego, kibir, cehalet, cinayet, ahlaksızlık, yağmacılık, mala/mülke çökme tarzı ile kara/kanlı para elde eden böyle itler milletimize vatan/millet sevdalıları, gariban dostları olarak da gösterilmiştir.

Bir misal: Estetik güzeli, Rus Yahudisi, Mason, katil, hırsız, arsız, yalancı, vatan haini pislik herif Sedat Peker…

Cürmü boyunu on bin kere aşmış, AKPKK ve Mason teşkilatı sayesinde dosyaları kapatılmış, yargılandığı davalarda temize çıkartılmış, şimdi bile derhal ters kelepçe ile alınması icap ederken AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü sayesinde “vatan evladı” taklidi yapan bu maymunun bana ve sistemime karşılık vermeye gücü olsa, on dakika sinir krizi bile geçirmez, ilk dakikada atağa kalkar, yapabileceği bir şey varsa yapardı. Hatta duramaz şimdi de yapar.

Soysuz’u araması, o kadar lafı etmesi hep numara, ortama ayar verme teşebbüsü. Bir yandan şamarımı yedi, alemin önünde havası bozuldu, çakma itibarı ve gücü yok olacak. Bir yandan sanki bir gücü varmış gibi göstererek işlerine ortak olduğu kendi gibi vatan haini siyasetçiler ve patronlar onu kale almayacak. Üstüme gelse zaten şamarımı tam yiyip oturacak, sistemi birden çökecek. Oynadı rolünü…

Benim kalemim, muhatabım bile değil. Uzun süredir beni takip ettiğini, mevzu ettiğini, it gibi tırstığını zaten biliyorum. Şimdi istesem hukuk yolu ile de hukuk dışı yollar ile de kısa sürede ezer geçerim. Benim ayarımı bozarsa, bir talimatımdan sonra İstanbul’daki bir mekanından diğerine bile geçemez olur.

Ben dünyanın kaç devletine birden, kaç uluslar arası mafyasına birden koymuşum postamı, kim bu estetik güzeli? Kim bunu var eden ve bir nane imiş gibi gösteren İçimizdeki İsrail ya da Ankebut Ağı?

Estetik güzeli hakkında geçmişte yaptığım birkaç paylaşımı şimdi bir daha gruba yönlendireyim…

Suç örgütü liderliğinden yargılanan Sedat Peker, “Ak saçlı” dediği gizli Ermeni ve MİT/CIA ortak casusu Devlet Bahçeli’nin suç, terör ve ihanet örgütü MHPKK’nin yüzde 4-5 oy alacağının konuşulmasına tepkili. Peker, “Milletimizin kendi siyasi istikbalini ve partisinin zarar göreceğini düşünmeden ülkesi için birçok fedakarlığı yapan Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve ak saçlı bilge liderine böyle birşeyi asla yapmayacağına inanıyorum” dedi.

Şu videoya bir bak… Sene 2004… Polislerimizden Allah razı olsun, işlerini dört dörtlük yapmışlar ve çok sevdiğin Sedat Peker isimli mafya babacığını, organize suç örgütü liderini paket yapıp almışlar. Sonra ne dönmüş? Nasıl olmuş da bu Sedat Peker tahliye edilmiş? Bak polisler öfkeden duvarları yumruklamışlar? Adamlar haklı, ben olsam daha da ileri giderdim. Devletin bir kurşununu hayırlı bir iş için feda ederdim.

Kim bunlar Zeki? Bu milletimize anlat hele, kim bu devlet içinde devlet olan mafyacıklar, kirli çeteler, masonlar, Sabetaycılar, CIA’cılar? Bak haberi veren Kanal D bile içimizdeki İsrail’in kurumsal TV kanallarından biri… Haberi sunan Atasagun de kripto Yahudi mi?

Sedat Peker ile AKPKK arasındaki ilişki ne zaman, nasıl başladı, nerelere kadar uzandı? Sen benim önümü kesemeyince neden hemen Sedat Peker’e koştun ya da adını kullandın? Onun adını, çok dara düştüğünde, onun rızası olmadan da kullanıyor musun? Aranızdaki hukuk ne zaman, nasıl başladı? Sizi kimler tanıştırdı? Ne işler çevirdiniz bu güne kadar? Neler döndü, neler dönüyor? Bize neler anlatacaksın? Neden bu gün de AKPKK bu mafya babacığına hukuk sisteminde hususi bir koruma sağlıyor? Devlet gücümüzü çetelere, CIA’cılara, Sabetaycı hainlere, Masonlara kullandıranlar kimler? Sana dokundurmayan ihanet gürühu, neden Sedat’ı da kolluyor? “Süleymancılara operasyon” denip duruyor ve sen de arada bu gibi cümleler kuruyorsun ya, söyle hele bu saydıklarımla mı yapacaksınız operasyonu?

İnsanın aklına gelmiyor değil, yoksa Sedat Peker de pek çok meşhur mafya babacığı gibi içimizdeki İsrail’in adamı bir kripto Yahudi mi? Bir adamı vardı, şu video çekildiği tarihte sağdı ve yanındaydı. Sonra öte tarafa adisyonu ödemeye gönderdiler onu, adı da şey olacaktı, sen söyle, Ali Şahin Gürman mı ne? O da kripto muydu? Sahi, nedir bu işler böyle, hep denk mi gelmiş bunlar?

Ses ver Zeki, ses ver artık? Konuş, dök o sahte AKPKK ve Reis sevdanın arkasındaki gerçekleri. Bu sahte sevginin arkasında aslında nasıl bir menfaatçilik olduğunu, ne kadar vurduğunu, kaç ülkede neler satın aldığın da anlat. Derneğin UKİD’in Afrika masasının başına, uluslar arası dolandırıcı Ahmet Kemal Öncü’yü, bütün suçları senelerdir ispatlı olduğu halde koymuş pisliğin tekisin sen, haydi konuş, ne konuşacaksan?

Seni insan şeytanı seni

Bir daha adımı anarken duruşunu düzelt, önünü ilikle, tabirlerini iyice seç, düzgün cümleler kur. Yoksa kırarım kalemini.

İşte meydan, bütün Türkiye görsün bakalım, üstüme gelebiliyor musun, gelemiyor musun?

Numarayı da bırak, herkes biliyor orada burada numaradan atar yaptığını, benden it gibi tırstığını ve bir şey yapabilecek olsan durmayıp yapacağını. Seni sen yapan vatan hainlerini de seninle aynı anda aynı mezara gömecek kadar gücüm var benim.

Sen bu işleri içindesin, bilirsin: mafya babaları ya da nam-ı diğer organize suç örgütü liderleri de estetik yaptırır mı Zeki? Bunlardan hangisi gerçek Sedat Peker?


AKPKK bu katili, bu hırsızı, bu şerefsiz haini serbest bıraktığında, bunu yakalayan polis memurları bile duvarları yumrukladı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Rus Yahudisi kökenli ve Mason Sedat Peker hakkında soruşturma başlatıldı ama…

“80 Yaşındaki Metin Akpınar’ı sabahın köründe” şeklinde başlayan sabahki paylaşımımız ve “Türkiye artık bir hukuk devleti değildir. Bu hainleri devirmek farz olmuştur.” şeklinde başlayan sabahki paylaşımımız Tayyip ve çetesinde şok tesiri oluşturdu. Ardından durmadan gelen paylaşımlarımız/darbelerimiz bunları çıldırttı.

Sıkıyı gördüler ve mecbur kalan Tayyip, bir aracı şahsı, Ankebut Ağı’nın ve içimizdeki İsrail’in kolladığı suç örgütü lideri, Rus Yahudisi kökenli, Mason, estetikli çakma mafya babası Sedat Peker’e gönderdi.

Tayyip, estetikli mafya babacığı Sedat Peker’e şöyle bir mesaj gönderdi: “Söylediğin sözlere, tavrına kızıp, insanları ayaklandırmak için kullananlar var. Bu söz konusu edilmiş. (Böyle yayınlar yapılmış) Ayaklandırmaya çalışıyorlar milleti. Bu yüzden hakkında usulden bir soruşturma başlatıyoruz.”

Peker kendine yediremese de usul, icap bunu gerektirdiği için “tamam” dedi. Daha önce de yaptıkları gibi göstermelik sözde bir yargılama yapacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya

O yol verdi, mafya indirdi.

Soysuz yol verdi, mafya indirdi.
Tipik bir Süleyman Soysuz cinayeti…

Makamında öldürülen Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi, Emniyet Teşkilatının yüz karası, yediği içtiği haram/rüşvet olan pisliğin tekiydi.

Sürekli Masonlarla ve Ankebut Ağı ile iş tutuyordu. Bu Masonların uluslararası çapta fuhuş, uyuşturucu, silah, organ dahil her pis işi yaptıklarını biliyor ama Ankebut Ağı’nın tepe teşkilatını bilmiyordu.

Evvelden beri pisliğin teki olan Altuğ Verdi, alçak vatan haini ve bütün pis işlerin içinde olan Binali Yıldırım’ın Boşbakanlığı zamanında korumalığını yaptı ve iyice dibe vurdu.

Boşbakan Binali namına piyasada terör estirmeye kalkmış, çok kişileri tehdit etmiş, korkutmuş, sindirmiş ve türlü hukuksuzluklar yapmış birisiydi Altuğ Verdi…

Bir kripto Yahudi olan Altuğ Verdi, bütün kirli işlerin içindeydi. Fuhuş, uyuşturucu dahil pis işler çevirenlerle birlikte çalışıyor, pay ya da sürekli rüşvet alıyordu.

“Param/imkanım olsun, giyineyim, gösteriş yapayım, lüks yaşayayım, etraf hep görsün” ayarında bir gösteriş budalasıydı. Üst makamlarda olanlara sürekli yalakalık yapan bir sefildi. Paranın hangi yollardan geldiği umurunda bile değildi.

Ve gün geldi, Mevla’nın bu sefil mahluka verdiği mühlet bitti. İnsanlık dışı sistemleri içinde, uyuşturucu işi ile alakalı sorunlar çıktı. Bu sorunlar, uyuşturucu işindeki adamlarla arasında karşılıklı mücadeleye dönüştü.

Soysuz, önce kibarca müdahale etti, ara bulmak istedi. Uzlaştırmak istedi. Müdür Altuğ Verdi yanaşmadı, inatlaşıp dikleşti. Sistemi darbe alan Soysuz bu defa tehditler savurdu ve her zaman yaptırdığı işi bir daha yaptırdı, bir Emniyet Müdürünü daha katlettirdi. Şükür ki bu defa öldürttüğü, uyuşturucu işlerini bozdu diye makamında şehit ettirdiği Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan gibi bir vatan evladı değil, kendisi gibi insanlıktan çıkmış pisliğin tekiydi.

Türkiye’deki en büyük uyuşturucu baronlarından biri olup Rus Yahudisi kökenli bir Mason da olan Süleyman Soysuz, Altuğ Verdi ile telefon görüşmelerinde bile atıştı.

Soysuz ara bulmak istedikçe dik/inat bir tip olan Altuğ Verdi “Yapacağım bir şey yok, elimden bir şey gelmez” dedi.

Bu hallerden sonra Soysuz, mafyanın tarafını açıkça turarak müdüre posta koydu ve “Ben ne istiyorsam sen onu yapacaksın” dedi.

İtaat etmeyen müdür, itaatsizliğin bedelini canı ile ödedi. Kuyusu derin, azabı elim olsun. Diğer insan şeytanlarının da mühletleri bitecek…

Müdürün infazını Soysuz’dan ziyade mafya planladı. Soysuz talimat ve yol verdi, mafya indirdi. Katil polis de uyuşturucu mafyasının adamı. “Üniversite kazanıp da merkeze alınmasını istedi. Bu hususta tartışma çıkınca müdürü vurdu” gibi açıklamalar, itibar edilecek türden değil… Katil özel korumaya alınmalı, özel yetkili mahkemeler hemen vak’ayı derinlemesine ele almalı ve Soysuz gibi bir insan şeytanına icap eden hukuki müdahale yapılmalı.

Mehmet Fahri Sertkaya