Hukukun üstün olmadığı bir ülkeye sadece mafyalar, kara paracılar, tefeciler, hırsızlar, namussuzlar yatırım yaparlar.
Türkiye, hukuk sistemindeki inanılamaz seviyedeki ayardan çıkışı derhal düzeltmedikçe sermaye daha da kaçacaktır ve mali kriz daha da derinleşecektir.
Türkiye’de birkaç istisnası haricinde bütün teröristler serbest, hainler serbest… Mafya babaları milletin gözüne sokula sokula tahliye ediliyor. Mafya babaları siyasetçileri açıkça ve defalarca tehdit ediyor, bir başka mafya babası hükumetin üyelerinin de dahil olduğu türlü vahim suçları dünya ile paylaşıyor ve hiçbir şey olmuyor. Kara paracılar her yerde cirit atıyor. Kanına, iliğine kadar sömürülmüş, türlü türlü sahalarda dolandırılmış ya da haksızlığa uğramış, mazlum ve mağdur olan milyonlarca vatandaş ise her duruşmaya beşer dakika ayırabilen sözde mahkemelerde adalet arıyor.

Hakimlerin ve savcıların büyük çoğunluğunun bağımsızlığı da ahlakı da namusu da kalmamış. Zaten büyük çoğunluğu, hakimlik yapabilmek için yeterli olan eğitimi ve öğretimi almamış. Rüşvet, iltimas almış yürümüş. Her kesimin, grubun, siyasi partinin, mafyanın, terör örgütünün kendi hakimleri ve savcıları olmuş.
Buna rağmen, kimin ceza alıp almayacağına ya da ne kadar ceza alacağına, kime akıl sağlığı raporu verilip verilmeyeceğine Mehmet Haberal, Devlet Bohçalı le Solomon Soysuz karar veriyor. Kim hakim, kim hekim, kim idari yetkili, kimin eli kimin cebinde, hangi işi kim çözüyor belli değil. Ülkü ocakları, mafya ve kara para ocaklarına çoktan dönmüş. AKPKK’nin siyasi teşkilatları da öyle… FETÖ kapsamında yapılan hukuksuzluklarda mağdur olan masum vatandaşların sayısı ise milyonlarca kişi… 17/25 Aralıkta gün yüzüne çıkan şeylerin gerçek olduğunu bilmeyen hiç kimse yok. Türkiye’de seçimlerin cumhuriyet tarihi boyunca hileli şekilde yapıldığını bilmeyen hiç kimse yok. Türkiye’de vatandaşların çoğunun artık adalete de cumhuriyete/rejime de güvenleri sıfır. Ülkede “ümit” diye bir şey kalmadı. “Seçimlerle bir şey değişmiyor. Ne yaparsak yapalım, bu düzen değişmeyecek” diyenlerin oranı fişek hızıyla artıyor.

Ana akım basın ve medyada da ahlak, namus, adalet çoktan dibe vurdu. Ekranlarda nerede ise yüzüne bakılabilir, sicili temiz, ahlaklı, karakterli, güven veren tek kişi bile yok. Adalet arıyor görünürken teröristleri serbest bıraktırmaya çalışanlara en etkili şekilde yardım ve yataklık edenler, memleketin ve milletin şu halini gördüğü halde daha da dibe vurdurmak isteyenler ise sözde basın ve medya çalışanları. Büyük çoğunluğu gizli servislerin, gizli ermeni ve yahudi tarikatlarının adamları.
Bazı vakalarda, kimin gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılacağına Twitter mahkemesi karar veriyor. Twitter’da şiddetli tepki geliyor diye, kanununa uygun şekilde serbest bırakılmış kişi tutuklanabiliyor. Şu memlekette en az bulunan şeylerden biri de “karakterli, onurlu duruş” olmuş. Adli ve idari yetkililerde bu çok daha az görülebiliyor. Omurgasızları üst üste koysalar buradan uzaya varır. Hangi çılgın bu memlekete, bu şartlarda yatırım yapacakmış, şaşarım. Bu şartlarda bu ülkeye, bu şartlardan memnun olanlar, yani gayr-i meşrudan kazananlar yatırım yaparlar.

Bu gidiş, sadece ekonomik krizlere değil, siyasi, idari ve hatta askeri ve silahlı krizlere bile sebep olacaktır. Bu kadar rezilliğin, bu kadar ayardan çıkmışlığın, bu kadar kirlenmişliğin sonu hayırlı olamaz. Tarih boyunca, aç kalmış ama isyan etmemiş hiçbir millet görülmemiştir. Çünkü, aç kalınca isyan etmek, aç kalınca hak, hukuk aramak insani ve vicdani bir tavır değildir. İnsanlıktan çıkmış, vicdanı körelip iki ayaklı taş olmuş yığınlar da aç kalınca isyan ederler. Çünkü bu insani değil hayvani bir tepkidir.
Bu milleti ve ülkeyi kasten bu hale getiren gizli ermeni ve gizli yahudi ve mason tarikatlarının mensupları, öyle anlaşılıyor ki açlıktan isyana kalkmış milyonlarca Türkiyelinin ayakları altında ezilecekler. Görünen köy kılavuz istemez. Bunu yaşamak istercesine kararlar almaya, duruşlar sergilemeye ısrarla devam ediyorlar. Çavuşesku, kendi taraftarlarının bir anda kendini ayaklar altına almak istemesine inanamamıştı. Daha neyin ne olduğunu anlayamadan kurşuna dizilip kevgir gibi olmuştu.
Mehmet Fahri Sertkaya
