Etiket arşivi: Devlet Bahçeli

Bohçalı’nın siyasi ömrü de fiziki ömrü de çok kısa

Soysuz, Olcay Kılavuz’un yurt dışına kaçmasını mı istiyor?

İntihar görüntüsü verilerek öldürülecek MHPKK’liler mi var?

Yılanın başının Bohçalı olduğunu öğrenmeyen, anlamayan, kabullenmeyen kalmadı.

Bohçalı’nın siyasi ömrü de fiziki ömrü de çok kısa…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İşte şunlar hep kara para sistemi…

Ankebut Ağına bağlı ülkeler/hükumetler arasındaki paslaşmalar…

Bohçalı, Tayyip, Soysuz gibilerin başı çektiği Türkiye’deki kara paracılarla, Arnavutluk’taki resmi sıfatlı/yetkili kara paracıların anlaşması bu aslında…

Son zamanlarda AKPKK-MHPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün Arnavutluk ile ileri seviyede kara para işleri var. Suçluları kaçırma, saklama, himaye etme işleri de var.

Arnavutluk emniyet teşkilatı da ayarından çıkartıldı, kara para işlerine organize edildi ve çok yakında orası da büyük bir gürültü ile patlayacak, ifşa olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Beşşar Esed de bir gizli Ermeni ve gizli Hristiyan

“Doktorluktan diktatörlüğe Esed” başlığı atmışlar…

İşte bunlar hep yanlış bilgiler…

Çok hatalar var. Türkiye’de Alevi olduğunu iddia edenlerin en az yüzde doksan beşi gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Ezidi vb. oldukları gibi… Esed de Arap Alevisi (Nusayri) değil, bir gizli Ermeni ve Hristiyan… Karısı Esma da öyle… İkisi birden İngiliz casusları…

Gerçi öyle idiler, sonra ikisi de biyonik robot yapıldılar.

Gerçek Esed de azılı bir İslam düşmanıydı ve vatan hainiydi. Kara paracıydı. İnsan kaçakçılığı ve organ işlerine kadar her pis işi yaptı. Tayyiple Bohçalının ortak çeteleriyle beraber de çok kara para işleri yaptı Esed ve karısı…

Şu andaki biyonik robotlar da aynı ayardalar. Şu anlarda, dünyada, yeraltındaki devasa şehirlerde gizlice yaşayan uzaylıların bazı gruplarının çekişmelerinin/çatışmalarının bir tarafında yer alıyor bu iki biyonik robot…

Bu nedenle Suriye meselesinde biraz İsrail’e uyuyorlar, biraz ABD’ye, biraz Rusya’ya, çoğunlukla İngiltere’ye… Her safhada işlerine geldiği gibi kararlar alıyorlar. İşlerine gelmeyen zamanlarda muhtelif taraflara sorunlar çıkartıyorlar.

Böyle çoğunlukla danışıklı, biraz gerçek çatışmalar sırasında milyonlarca Suriyeliyi nakite çevirdiler. Bazısını canlı sattılar, bazılarının organlarını sattılar. Yanı sıra silah ve uyuşturucu kaçakçılığı dahil olmak üzere türlü kaçakçılık işlerini yaptılar, yapıyorlar.

Evet beyler!

Anlamış olduğunuz üzere denge değişiklikleri ve dolayısı ile tavır/karar değişiklikleri var.

Esed ile karısının emrinde olan bütün siyasi ve askeri yetkililere (erlere kadar herkese) hemen şu anda bu ikilinin emirlerinden çıkmayı tavsiye ederim.

Çünkü şu andan sonra, Esed ile karısını ve çetelerini en kısa süre içinde yok etmeye oynayacağım.

Öncelik sıralamasında Ankara hükumeti ve bağlı bütün unsurlar birinci sırada… İkinci sırada ise karı koca Esed’ler ile bağlı bütün unsurlar var.

Tekrar etmekten yorulmadım, yine tekrar ediyorum:

Üçüncü dünya savaşı çıkacak olsa bile, Türkiye nüfusunun yüzde doksanı yok olacaksa bile, dünya nüfusunun ve devletlerinin yüzde doksanı yok olacaksa bile… Yeraltı uzaylı şehirlerinin ve nüfusunun tamamı yok olacaksa bile..

İşte mesele bu… Hiçbir meselede taviz vermedim, vermeyeceğim. Geri adım atmadım, atmayacağım.

Bunlar için onlarca sene vakit kaybedemem. Bu yazdıklarım çok kısa süre içinde gerçekleştirilecek. Bu nedenle, İstanbulla restleşen ya da restleşmiyormuş gibi rollerle yanaşan ve sinsilik yapan herkes kısa sürede imha edilecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu

Ben de ilk kez duyacağınız bilgiler vereyim. Sinan Ateş, yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu. İstanbul’un desteği ile MHPKK’nin başına geçmek istiyordu. İstanbul’un desteğini alırsa, bunu yapabileceğine emindi.

Bazı ortamlarda “Mfs, Süleyman Soylu’yu asacak” da diyordu.

Fazlasıyla hatayı üst üste yaptı. En büyük hatalarından biri, İstanbul’a açıkça yanaşmayı, İstanbul’un gölgesi altına girmeyi çok ötelemesiydi. Bir diğeri, güvenilmeyecek bazı kişilere güvenmesiydi. Güvendiği bazı kişiler de sattılar onu…

Doğukan’mış, Köktürk’müş, hepsi tetikçi kısmı… Yardım ve yataklık kısmı… Hedefe konulanların hepsi de bu işin içinde değil. Çok alternatifli senaryolar yazıyorlar, istediklerine istedikleri suçu yüklüyorlar. O kişilerin her birine şu anda istedikleri her şekilde ifade verdirirler. Adil yargılanma şartları içinde değiller. Büyük bir tehdit altındalar, işkence de görüyorlar, ifadelerinin geçerliliği de yok. İstediklerini alıp bir noktaya koyuyorlar, yanlarına da bir iki silah koyuyorlar. Sonra kendilerine bağlı polislerle, amirlerle bastırıp aldırıyorlar. Kamuoyunu oyalıyorlar, hedef saptırıyorlar. Davayı çürütmek istiyorlar. Taksim’deki son bombalı saldırıdan sonra da bunları yaptılar.

Sinan Ateş cinayetinde azmettiriciler yani asıl katiller, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Semih Yalçın, Şenkal Atasagun ve bunların etrafındaki o merkezi çete…

Bu ülkede hiç kimse kanundan, devletten, milletten üstte değildir. Şimdi bunların boğulmasının vaktidir. Şerefsizce, had bilmezce, hak arayanlara karşı atarlanan Semih Yalçın’a, tükürdüklerini de yalatma vaktidir. Bedenini çok parçaya bölüp, kafasını Rus Büyükelçiliğine, bedenini ABD Büyükelçiliğine, bir bacağını Çin, diğer bacağını İngiltere Büyük elçiliğine, bir kolunu Almanya, diğer kolunu İsrail büyükelçiliğine kargolama ya da kapılarının önüne asma vaktidir.

Bohçalı ve emrindeki çete, silahlı terör örgütlerini finanse ederken, mazot ve petrol kaçakçılığından elde edilen kara paraları yoğun olarak kullanıyorlar.

Bu ülkede, son seçimlerde MHPKK de HDPKK de aslında barajı geçemedi. AKPKK’nin gerçek oyları ise, ilan edilenin yarısından bile azdı. Bu ülkenin yarısı, son seçimlerde oy kullanmadı. Kafalarına göre oy oranları dağıttılar, ilan ettiler.

Sözde Anayasa metnini kimin yazdığı bile belli değil. Yazarları arasında, üç cümleyi bir araya getiremez haldeki gazeteciler bile listelendi.

Referandumların da tamamı hileli. Sandıkların yüzde onu bile sayılmamışken seçim zaferleri, referandum zaferleri ilan ettiler.

Ankebut Ağına bağlı olan diğer ülkelerin liderleri de o safhada bunları tebrik ettiler, oldu bitti suçlarına ortak oldular ya da sessiz kalarak ortak oldular.

Ekmeleddin İhsanoğlu isimli gizli Ermeni’nin CB adayı yapılması bile şu siyasi parti görünenlerin ortak hamlesi… Sonuçları baştan tayin edilmiş sözde seçimlerle ve referandumlarla devlet mekanizmasını ellerinde tutuyorlar.

Hepsi aynı alfabenin harfleri, hiçbirinin diğerinden farkı yok.

Türkiye’de HDPKK gibi silahlı bir terör örgütünü meclise sokan da orada tutan da hala kapanmaması için çırpınırken medyaya başka bir yüz gösteren de Devlet Bohçalı…

Sinan Ateş, son bir yılını bilgiler, belgeler, deliller toplamaya adamıştı. Elindeki arşiv, sadece Bohçalı ile çetesini değil, Türkiye’deki sözde siyasetçilerin çoğunu süpürüp götürecek türdendi.

Benim karşımda “Güney Azerbaycan hürriyetine kavuşmasın” diye en çok çırpınanlardan biri Mehmet Haberal ise, ikincisi Devlet Bohçalı…

Türkiye’de, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, İran’da, Irak’ta, Ermenistan’da, Gürcistan’da, Rusya’da her türlü kara para işlerinin içinde olanlardan biri de Devlet Bohçalı… Emrindeki çeteleri de bu işlerde kullanıyor.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütüyle de paslaşıyor, FETÖ ile de paslaşıyor ve o saydığım ve daha saymadığım kara paracı devletler ile de paslaşıyor.

Onların Türkiye’deki sözde elçileri ve konsolosları da Türkiye’ye yapılan bu ihanetlerin, kötülüklerin ve her türlü kara para işlerinin hepsinin içindeler.

Bu ülkede, en az beş bin şehidin gerçek katili Devlet Bohçalı…

APO denilen ve dünyadan habersiz, gözünün önünü görmez, elifi görse mertek zan edecek bir maşa teröristi astırmayan da Devlet Bohçalı…

Vakti zamanında MHPKK’nin adını ve üç hilalli bayrağını değiştirmek isteyen de Bohçalı…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürten de Devlet Bohçalı…

Saymakla bitmez pisliğin başında hep Devlet Bohçalı var.

Meral Akşener ile de danışıklı dövüşüyorlar, arka plandan her türlü kara para işlerini, organ kaçakçılığına kadar beraber yapıyorlar.

Tayyip Erdoğan denilen kişi, en başından beri Bohçalı’nın emir erlerinden biri…

Bunca zamandır, birbirlerine sayıp sövmedikleri kelime kalmadı, kameralar önünde danışıklı dövüşüp durdular, sonra her türlü ihaneti, peşkeşi, vurgunu, soygunu, talanı, cinayeti, terör saldırılarını, işgali, katliamı beraber yaptılar, yaptırdılar.

O sözde açılım süreci, o ihanet süreci bile Bohçalı’nın emirleri ile yapıldı. Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan’ı kuran, bunun için Türkiye’nin her kurumunu ve imkanını seferber eden de Bohçalı…

Suriye de sömürgecilerin eline tamamen düşsün diye, BOP gerçekleşsin diye, orada hiçbir şey yokken, Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleten de Bohçalı…

Şu anda 15 milyon sözde mülteci bedavacıya bakmamızın sebebi de Bohçalı…

Bir ödemek yerine 15 misli elektrik, su, doğalgaz faturaları ödememizin sebebi de Bohçalı… Bu fahiş ödemeleri İngiltere’ye ve diğer ülkelere gönderen de Bohçalı…

Son birkaç günde ve şu anlarda, milli servetimiz olan askeri araçlarımızı ve mühimmatımızı gizlice ve sinsice Ukrayna’ya gönderen de Bohçalı…

Batı/Nato ve İsrail tarafı istedi diye, Türkiye’de acayip bir Ukrayna yanlısı kamuoyu oluşturan da Bohçalı… Sözde Türk basın ve medyası da büyük oranda Bohçalı’nın emrine verilmiş vaziyette…

Seneler önce “Ordumuzun silah ve mühimmatı çalınıyor” dediğimde, onları çaldırtan, Suriye’de ya da Libya’da kontrolünde olan terör örgütlerine gönderen de Bohçalıydı.

Libya’ya servet değerinde askeri araç ve mühimmatımızı gönderen de oydu, hala o… Suç üstü yapıp, ordumuzun araçlarının ve silahlarının Libya’ya kaçırıldığında dair videoyu paylaştım diye, benim devletimin bütün gücünü, yetmeyip Merkel’in, ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve bu işlerin içindeki diğer devletlerin gücünü seferberlik halinde üzerime yıkmaya kalkan da Bohçalıydı. Bu kısımda da Soysuz’u yoğun şekilde kullandı. Muhatap olmak zorunda kaldığım hiçbir devlet kurumu hukuk tanımadı. Onlarca kişi şahit olduğu halde, verdiğim suç duyurusu ve savunma dilekçelerini yok ettiren de Bohçalıydı. Hiçbir şartta hakkımdan gelemeyince, bana deli raporu yamamaya kalkan ve bunu da eline ayağına dolaştıran da Bohçalıydı. Bu kısımda da maşa olarak en çok Soysuz’u kullandı.

Libya’da ve Somali’de bile ordumuzu adice kullanarak insan, organ, uyuşturucu kaçakçılığı yapan da Devlet Bohçalı… Hala ordumuz kullanılarak Suriye’de, Libya’da, Somali’de ve daha başka yerlede insanlar öldürülüyor, organları çalınıyor. Ayrıca petrol, mazot, silah, uyuşturucu, kadın, genç kız, çocuk, bebek kaçırılıyor. Bohçalı, bu kısımlarda NATO ve ABD üsleriyle de paslaşıyor.

İstanbul’un karşısında titriyorlar.

Bohçalı denilen o piç kurusu, o gölgesinden bile korkan melun, kaç masum insanın kanına girdiğini sayamamıştır ve sayamaz. Çıkmışlar, iyice suç üstü oldukları şu anda “Üç hilali yargılatmayacağız” diyorlar. Yani “Bizi yargılayamazsınız, biz hukuktan, devletten, milletten üstünüz. Vurduk, Sinan Ateş’i de vurduk. Kapatacaksınız bu meseleyi. Biz efendiyiz, siz milletçe bir hiçsiniz. Ne dersek, nasıl sevk edersek onu yapacaksınız” diyorlar.

Yaşarken leş olmuş o vücudunun her bir kısmı başka bir devlete çalışan o Semih Yalçın ise, daha ileri gidip milleti, devlet yetkililerini en ağır şekilde tehdit ediyor.

Öyle ise milletçe tokatımızı bu insan şeytanları güruhuna vurmak, bunca zarar ziyan ve ölümü durdurmak ve devletimizi hürriyetine kavuşturmak gerekiyor.

Öyle ise sloganımız belli “Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Ruslar Suriye’den çok kısa sürede def olup gidecekler

Ruslar Suriye’den çok kısa süre içinde çıkacaklar. Ya seve seve çıkacaklar ya da zoru göre göre çıkacaklar. Hem de bir iki gün içinde, her şeyi bırakıp def olup gitmiş olacaklar.

Amerikalılar da aynı… Onlar kaçarak gidecekler.

Böylelikle Suriye’de kadınlar, çocuklar başta olmak üzere, bütün insanlar bir rahat nefes alacaklar. Kurtlar kuşlar bile rahatlayacaklar, şu lanetli pislikler çekip gittiği için…

Herkes bu yaşanacaklara hazırlansın. Bu irademe karşı duran, Esed bile olsa oyundan hemen çıkartılacak.

Bedeli her ne olursa olsun, Türkiye de bölge de gerçek hürriyetine kavuşacak.

Gerçekten can, mal, ırz emniyeti olacak.

15 milyon kemiricinin, sözde mültecinin, çok kısa bir süreye sıkıştırılarak ve çok sert muameleler yapılarak Türkiye’den kovulmasına da bütün taraflar hazır olsun. Buna da daha fazla engel olamayacaklar. Buna engel olanlar, Bohçalı ya da Tayyip gibi hainler değildi. Onları ezip geçmemiz işten bile değil. Buna engel olanlar Ankebut Ağına bağlı onlarca ülkeydi ve şimdi hepsi de yerlerde. İstanbul’la inatlaşmanın ne demek olduğunu görmüş hallerdeler.

Şunu da açıkça ifade edeyim. Sıralama değişmedi. İlk sırada yine Yunanistan var. Yunanistan danışıklı dövüşü bozuldu. Sadece AKPKK tarafı değil, Yunan tarafı da dünyada bu danışıklı dövüşü bilip destek olan ya da izleyen taraflar da gafil avlandılar. Yunanistan artık çaresiz ve kimsesiz…

Türkiye’nin çok büyük krizler, acılar yaşayacak olması, hakiki ve kapsamlı bir devrim yapılacak olması, kimseyi aldatmasın. Çelik gibi irademizle her sahayı kontrol edeceğiz. Canı yanması gerekenlerin canlarının yanmasına izin vereceğiz ama Türkiye’nin ve hakiki Türklerin ezilmesine, yok olmasına izin vermeyeceğiz. Bu, nükleer savaşa dönse bile umursamayacağız ve yolumuza devam edeceğiz.

İşinde çok iyi olan bir hekimin, hastasının kalbini kontrollü olarak durdurmasına ve vakti gelince yeniden çalıştırmasına benzetebilirsiniz bu yapacağımızı…

Ameliyatı baştan sona aslında biz yapmış olacağız. Yunanistan’ın aort damarını düğümleyeceğimi, hayat damarını keseceğimi de baştan açıkça yazmıştım. Artık ne Yunanistan diye bir ülke var, ne de onu arkalayabilecek ülkeler var. Ne de o devletten sayılmaz Yunanistan’ın karşımızda şımarmasına vesile olabilecek bir içimizdeki Ermenistan ve bir içimizdeki İsrail var.

Şu kanlı, patırtılı, gürültülü, bol idamlı süreç başladıktan bir süre sonra, Türkiye gerçek Türklerin hakimiyetine girdikten kısa bir süre sonra, Yunanistan denilen topraklarımızı alacağız, ardından hemen Güney Azebaycan’ı alacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kana kan, dişe diş, göze göz

Türkiye ile Bulgaristan arasında göçmen kaçakçılığına karşı ortak operasyonlar yapılmayacak.

Aksine, daha çok göçmen/insan kaçakçılığı yapılacak. Yanı sıra organ, uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve her türlü kara para işleri yapılacak. Bu insanların arasında, organları için öldürülüp parçalananlar, aslında şanslı olanlar. Çünkü küçücük bebekler hatta çocuklar, ayrıca genç kızlar ve erkekler hayatta bırakılarak kaçırılıyorlar. Bunlar ya satanist ayinlerinde işkence ile parçalanıyorlar ya da fuhuş mafyalarına para karşılığında satılıyorlar.

Soysuz’un, bir kara para devletçiği olan Bulgaristan ile çok sıkı bağlantıları var. Bulgaristan’ın başındakiler, Türkiye’nin başındaki insan şeytanlarından daha az şeytan değiller. Hepsi de insanlık namına ve kalabalık insanların önünde, meydan yerlerde asılması gereken insan şeytanları…

Devletlerin kurumlarını, kuruluşlarını, polislerini, ordularını hatta sözde yardım kuruluşları gibi görünen kamu dernek ve vakıflarını bile kara para işlerinde kullanıyorlar. Kızılay bile kıpkızıl bir teşkilat. Bu güne kadar milyonlarca cana kıyılmasına aracı yapıldı.

Yıllardır söylüyorum, Türkiye’de devlet sistemi diye bir şey bırakmadılar. Siyasi parti gibi görünen organize suç, terör ve ihanet örgütleri, devleti ellerinde oyuncak ettiler. Hala, şu şartlarda bile danışıklı dövüşmekle meşguller. Kimsenin şu sözde hükumete, şu sözde adalet sistemine, oradaki gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve mason savcılara ve hakimlere itaat etme zorunluluğu da yok. Hatta şu şartlarda hala onlara itaat etmek, vatana ihanet etmektir. Ayrıca insanlığa da ihanet etmektir.

Ben duruşumu çok net sergiledim. Bulgaristan’la meşru ya da gayr-i meşru iş yapacak olanlar, önce mezarlarını kazıp kefenlerini hazırlasınlar.

Çünkü artık milletin hukuk sistemi icra ediliyor. Çünkü artık vatandaşlarımızın kendini, ailesini, çocuklarını, malını, vatanını, devletini, ırzını, namusunu savunma refleksi sergileniyor.

Kana kan, dişe diş, göze göz… Üç beş tane eşkıyaya milletin gücünü göstereceğiz. O büyük teröristler ve büyük vatan hainleri olan Meral Akşener’i de Kemal Kılıçdaroğlu’nu da Abdullah Gül’ü de Ahmet Davutoğlu’nu da Ümit Özdağ’ı da Temel Karamollaoğlu’nu da Ali Babacan’ı da Tayyip Erdoğan’ı da Devlet Bohçalı’yı da meydan yerlerde sallandıracağız.

Buradan geri dönüş yok. Dünyadaki kimsenin, yaşanacaklara engel olma gücü kalmadı. Bazı devletlerde Türkiye’den çok daha fazla kan akacak, insan şeytanları kesilecek. Kan gölüne dönen yerler olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bohçalı da çetesi de şiddetli devrilecekler

Devlet Bohçalı’nın o makamda duramayacağını herkes anladı, kabullendi ve artık bu minvalde haber başlıkları atılıyor.

Sadece Bohçalı değil, çetesi de hiçbir yerde duramayacak. MHPKK ve Ülkü Ocakları hatta ülkücülük diye hiçbir şey kalmayacak. Her pislikleri şeffaf yargılamalarla gözler önüne serilecek.

Bunların arasında hala insan kalanlar, hala vatana millete ihanet etmemiş olanlar, hala kara para işlerine ve cinayetlere bulaşmamış olanlar, hala peşkeşlere ve vurgunlara karışmamış olanlar, hala askerlerimizin kanına girmemiş olanlar, hala terör örgütleri ile paslaşmamış olanlar kaldıysa, derhal aralarından açıkça ayrılsınlar. Şu organize suç, terör ve ihanet teşkilatının hangi kısmında resmen varlık gösteriyorlarsa, istifa dilekçeleri ile duruşlarını resmen göstersinler. Hiç zamanları da yok. Her an, her şey olabilir.

Bohçalı da çetesi de hak ettikleri kadar şiddetli devrilecekler.

“Üçüncü kere aday o-la-maz. Bitti…”

“İkinci AKP dönemini de Devlet Bahçeli başlattı. Yükselen muhalif oyları ve tepkileri harcadı.”

“MHP bombası patlamak üzere”

“Ulan kafayı mı yediniz? Bir tane akl-ı selim adam yok mu bu devlette?”

“Merkez bankası ellerinde, bas parayı, dağıt millete…”

“Tayyip Erdoğan seçim kararı veremez kardeşim.”

“Bütün bunlar Türkiye’de bir kaosa neden olacak. OHAL ilan edilebilir.”

“Para basarak, para basarak, bu işin sonu çok kötü olabilir.”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kimse kaldıramayacak

Gerçek sisi dağıtmak kolay da Türkiye’nin üzerindeki sisi/sıkıntıyı, patırtısız, gürültüsüz kaldıramayacağımız, her geçen saat daha da netleşiyor.

Baş vatan hainlerinden biri olan Bohçalı, açıkça ve ekipçe suçüstü oldukları bir anda “Üç hilali yargılatmayacağız” dedi. Devletin, adalet sistemi başta olmak üzere yetkili/vazifeli bütün kurum ve kuruluşlarına rest çekti… Sanki ilan edilmemiş bir dokunulmazlıkları var bu çetenin mensuplarının… Bu sözde ülkücülerin… O kadar köşeye sıkıştılar ve paniklediler ki bu kadar pervasız bir çıkış yapmak zorunda kaldılar.

Devlet sistemine sızmış binlerce gizli Ermeni ve gizli Yahudi vatan haini de bunu emir kabul etti. Basındaki, medyadaki binlerce gizli Ermeni ve gizli Yahudi vatan haini de emirlere uydu. Yine malum paralel devlet organize halde davranış/tavır sergiledi.

Devletin/sistemin işlerliği, ilk defa, toplumun bu kadar büyük kesiminin açıkça fark edeceği şekilde durduruldu. Devletin, bir paralel devlet tarafından ele geçirildiğini anlamayan hiç kimse kalmadı. Bu da aslında bu memleket için, millet için çok hayırlı oldu, oluyor, olacak… Emniyet teşkilatı içinde yönünü hala İstanbul’a dönmemiş olanlar da dönüyorlar.

O baş hain Bohçalı tekrar ayağa kalkmaya çalışıyor ama tokatımı daha sert yiyecek. Devletimizin kurumları içinde vazifesini doğru/düzgün şekilde yapmaya çalışan hatta yapma ihtimali bulunan kişilerle hukuksuz şekilde uğraşarak, teröristçe ve haince bir zihniyetle ve tarzla uğraşarak, hala varlıkta kalmaya çabalıyorlar. Yine malum ülkelerin, gizli servislerin ve mafyaların desteğini de arkalarında buluyorlar. Böyle hainlerden de şu anda yaptıklarından, yapmak istediklerinden başka bir tavır beklenmezdi. Bunlar, insanlıktan çoktan çıkmış ama görünüşleri ile hala insan kalmış vahşiler, hainler, ve teröristler. Ve işte böyleleri, organize bir faaliyetle bu devletin kurumlarını çoktan ele geçirmişler.

Şu anda İstanbul hükumeti ile hain Ankara hükumeti arasındaki çatışmanın temeli bu, devleti hainlerden geri almak ve gerçek hürriyetine kavuşturmak. Türkiye gerçek hürriyetine kavuştuğu ana kadar bu ülkeden hatta bu bölgeden sisi/pusu, gerginliği ve çatışmayı kimse kaldıramayacak. Hain başların peş peşe kopacağı safhaya girmek üzereyiz. Kimsenin diplomatik kimliğini/pasaportunu bile kaale almayacağız. Aynı anda o malum ülkelerin hepsiyle harbe girecek olsak bile sınırlarımız içindeki hainlerin kellelerini alacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Zorunlu afet/deprem sigortası vurgunu

Vatandaşlarımız zorunlu sigortaların hiçbirini ödememeli. O paralar çoktan İngiltere’ye, İsrail’e ve ABD’ye aktı ve biraz da Türkiye içindeki sözde siyasi partiler/çeteler paylarını da aldılar ve o paralar tamamen hiç edildi.

Devletin hatta büyük özel sigorta şirketi olarak görünenlerin, ciddi bir afet sonrasında kimseye para ödeyecek birikimi/parası, gücü, vaziyeti yok. Devasa çapta ve devlet eliyle yapılan bir nitelikli dolandırıcılık sistemi bu… Türkiye’nin başka devletleri/milletleri desteklemesi, besleyip bakması, güçlendirmesi için yapılan binbir türlü hileden, hırsızlıktan sadece biri bu…

Yine her zaman olduğu gibi, adli makamlardan ve ayrıca basın ve medyadan da yüksek sayıda suç ortaklarıyla birlikte yapılan bir dolandırıcılık faaliyeti bu… Tek başına hükumetin yapabileceği gibi bir vurgun değil bu… Ya da gizli ve asıl hükumet olan MHPKK’nin ve CIA casusu Bohçalı’nın… Ya da danışıklı muhalefet olan CHPKK’nin, HDPKK’nin işin içinde olmasıyla yapılamayacak kadar büyük bir dolandırıcılık ve hukuksuzluk faaliyeti bu…

En tepeden, Londra’dan ayarlanmış ve Türkiye içinde yüksek sayıda tarafın bir araya getirilmesi ile uygulanmış bir plan ve hırsızlık bu… Yüksek sayıda sözde basın mensubu, aslında vatan haini ve nitelikli dolandırıcı kişi de bu dolandırıcılık faaliyetinin içinde yer aldılar ve yakında bu hususta da yargılanacaklar.

Türk milleti, onlarca senedir onlarca başka millete bakıp beslediği için bu gün bu halde… Yetmemiş, bir de aynı ülkelerin kara para işleri çökmesin diye, on milyondan fazla sözde mülteciye de bakıyoruz hala… İlan edilmemiş bir sömürge ülkeyiz biz. Hiçbir zaman demokrasi de cumhuriyet de olmadı/uygulanmadı bu topraklarda… Bir de onlarca hatta yüzlerce senedir kanımızla, canımızla bile beslediğimiz batılı ülkeler, kendilerini medeni, bizi çağdışı ilan ettiler. Londra merkezli, ABD’nin de maşa olarak kullandığı, şeytanca bir sömürü sistemi bu… İyice ellerine düştüğümüz devre cumhuriyet devri, demokrasi devri dediler de daha acımasızca sömürdüler, sömürüyorlar. Kanımıza, iliğimize kadar kuruttular bizi ama adına kurtuluş dediler, kurtuluş savaşı dediler.

Milyonlarca Türkiye vatandaşı fert fert ya da gruplar oluşturarak peş peşe davalar açmalı. Paraların izi sürülmeli, Türkiye içindeki resmi yetkili dolandırıcıların ve bu zamana kadar birkaç nesildir dolandırıcılıkla Karun gibi zengin olmuş malum sözde Türk ailelerin derhal cezalandırılmasının haricinde, ilgili devletlerden/milletlerden bu devasa meblağda paraların derhal tahsili için mekanizmalar kurulması da adli makamlardan talep edilmeli.

Hainler ve dolandırıcılar, milletin gücünü görmeliler. Kimse kimseye zorlayarak sigorta yaptıramaz. Hem zorunlu sigorta sistemi hukuka uygun değil ve hiçbir hükumet bu yönde kararlar alamaz. Sigorta yaptırmayanları kamu kurumlarının hizmetlerinden men edemez ya da sınırlandıramaz… Hem de o paralar daha şimdiden çalındı, yok edildi.

Büyük/kapsamlı ve peş peşe yaşanabilecek afetler sonrası sigorta sözleşmesindeki yükümlülüklerin yerine getirilmesini geçelim, bu milletler arası vurgun/dolandırıcılık işinin görünürde en tepesinde/başında bulunan şu hükumetin memura maaş verebilecek imkanları bile yok. Çala çala, sömüre sömüre bitirdiler, çökerttiler sistemi…

Şu anda bile memuruna maaş ödeyemeyecek kadar kötü vaziyette bir hazine var. Hala daha çalmanın, cebe indirmenin, malum ülkelere göndermenin, öncelikle onları ayakta tutmanın yollarına bakıyorlar. Onları ayakta tutmak için ordumuzu terör örgütü konumuna düşüren sınır dışı askeri müdahaleleri yapmanın, Suriye’ye hala ve daha fazla kan dökmek için girmenin, kandan beslenmenin, beslemenin hesabını yapıyorlar. Bu süreçte Türk milleti uyanmasın diye, malum ülkelerle de danışıklı dövüşüp restleşiyorlar.

Devlet, millet, çoluk/çocuk, Türk milleti ya da çevremizdeki milletler, hiçbirinin umurunda değil. Önümüzde afetler var diye kimse sizi kandırmasın ve hiçbir sözde zorunlu sigorta sistemine beş kuruş daha kaptırılmamalı. Şu andan sonra o sistemlere para ödemek karanlığa kurşun sıkmak gibidir. Hala bu hususlarda vazifelerini yapmayan, çok geç de olsa hukuksuzlukları düzeltmeyen ve soygunları engellemeyen adli yetkililer, o afetlerin en altında kalıp ezilirler. Gece gündüz her fırsatta, afetler olmasın diye dua etmeliler. Aksi halde kendilerini milletin ayaklarının altında bulacaklar.

99 depremi sonrası uygulamaya alınan ve tamamen hukuksuz olan ek vergilerle depremzedelere hiçbir şey yapılmadı ve ayrıca yaşanması muhtemel afetlere karşı da hiçbir hazırlık/tedbir/masraf yapılmadı… Yapa yapa bunca sene sonra bir deprem bildirimi sistemini güya yaptılar, o da çoğu yerde çalışmadı, işe yaramadı. Onu da ayrıca bir satanist ritüele çevirmeye çabaladılar. Bu hususlar da çoktan adli makamların mesuliyetinde olan ve davalar açılması gereken bir husus…

Zararın neresinden dönülürse de kârdır. Bu güne kadar para kaptıranlar da bu günden sonra asla bir kuruş dahi kaptırmamalılar. İşte burada en açık şekliyle yazıyorum. Önümüz kış ve kış mevsiminde büyük afetler olsa, kara kışta hiç kimse devleti yanında bulamayacak. Devlet, resmi kurumlarına ait hizmet araçlarının yakıt masraflarını karşılayamaz bir halde… Devletin şu anda başında olan casuslar/piyonlar, o afetlerin hemen sonrasında insan ve organ kaçakçılığı ve ayrıca ziynet eşyası kaçakçılığı yapmanın, bundan elde edilecek kara ve kanlı paranın büyük kısmını her zaman olduğu gibi İsrail’e, İngiltere’ye ve ABD’ye aktarmanın yollarına bakacak.

Diplomasız, kanunsuz, geçersiz ve dış güçlerin faaliyetleri ile devletin başına getirilmiş Tayyip’in… Onu oraya CIA’nın talimatları icabı getirip devleti arka plandan babasının çiftliği gibi yöneten ve istediğinde kendine çalışan mafya babalarını bile ceza evlerinden keyfi şekilde çıkartan CIA casusu Devlet Bohçalı’nın… Ve bunların etraflarında oluşmuş suç/ihanet çetelerin iki yakalarına hukuk yoluyla derhal yapışılması farz üstüne farzdır.

Yoksa aç, açıkta, yaralı, çaresiz kalmış yığınlar, bu sistemin mensuplarını, basın/medya ve adliye kısımlarında olanlarına kadar ayaklar altına alıp ezecektir.

Neresinden bakılırsa bakılsın, Türkiye’nin yakın geleceğinde olağanüstü hadiseler olduğu görülebiliyor. Çünkü bu soygunlar, bu sömürü, bu kanlı sistem, bu insan ve organ kaçakçılığı, bu adaletsiz adalet sistemi devam ettikçe, biz her geçen gün ülkeyi ve hatta dünyayı germeye devam edeceğiz. Hala ayakta tutmak istedikleri şeytani sömürü sisteminin bütün taşıyıcı kolonlarını şu ana kadar zaten kırdık. Bir kıvılcımlık, bir üflemelik işleri kaldı ki burası mesele değil. Mesele, son darbeyi en doğru zamanda vurmak. Çünkü o darbeyi vurduğumuz dünya üzerinde silsile halinde halk ayaklanmaları ve ayrıca askeri, siyasi, mali, içtimai depremler yaşanacak. Mesele o kadar büyük ve bir arada yaşanacak olan sarsıntılar sırasında kontrolü elde tutabilmek meselesi… Çünkü kontrolsüz güç, güç değildir.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Bana inanmıyorsanız Ahmet Hakan’a sorun

Soysuz, bakanlık gücüyle, karşıt olduğu gruplara operasyonlar yaptırarak, elde ettiği uyuşturucuları imha ettirmedi, çoğunlukla yurt dışına sattı. ABD’nin Ankara Büyük Elçiliği de bu kara para işlerine aracılık etti. İncirlik askeri üssü ve oradaki ABD uçakları da uyuşturucu sevkiyatlarında kullanıldı. Bu gibi işlerde Amerikalılar, Ruslar, İngilizler, İsrailliler, İranlılar, Ukraynalılar, sözde Türk tarafı ve diğerleri, birbirilerinden ayrı bir sistem değiller. İş kara para ise, hepsi birbiriyle çok iyi geçinebiliyorlar, düşmanlık etmiyorlar ama milletlerin önünde danışıklı dövüşmeye de devam ediyorlar.

Taksim’deki son terör saldırısının ellerine yüzlerine bulaşacağını anladıktan sonra Soysuz’un ABD’yi sert sözlerle suçlaması da danışıklı dövüşten ibaretti. Suçluluk psikolojisinin tezahürüydü. Aksi takdirde milletler arası siyasetin bir anda karışması gerekirdi. Koskoca Türkiye’nin görev başındaki Suç İşleri bakanı, böyle acı bir hadisenin hemen üzerine bu sözleri söyleyecek, intikam mesajı dahi verecek ama hiç kriz çıkmayacak… ABD tarafı sert karşılık vermeyecek hatta baskı yaparak o bakanı oradan indirmeyecek… Buna ahmaklar ve aynı kara para ve terör sisteminin içinde olanlar ihtimal verebilir.

Söz konusu teşekkülün basın ve medyada da çok sayıda adamları var ve sistemin mensupları olarak o şekilde konuşuyorlar. Bana inanmıyorsanız Ahmet Hakan’a sorun, her şeyi ve her kesi tek tek anlatsın size… Hatta Ahmet Hakan size sistemi anlatırken, Soysuz’un aslında kim olduğunu, nasıl işler yaptığını da anlatabilir. Soysuz’un emniyet müdürlerini bile neden öldürttüğünü anlatabilir. Son zamanlarda dikkat çekici şekilde artan polis ölümlerinin ve sözde intiharların arka planını da anlatabilir. PKK’ye gelen silahları, bu silahların getirilmesiyle dönen parayı, bu paranın ne kadarının Soysuz’a gittiğini de anlatabilir. Anlata anlata konuları İran’a, Suriye’ye, TSK’ye, MİT’e, İngiltere’ye, ABD’ye, Avrupa ülkelerine, Rusya’ya hatta Çin’e bağlayabilir. Bunların Türkiye’deki sözde diplomatik temsilciliklerine de bağlayabilir. Soysuz’un, adalet sistemi içinde neler çevirdiğini, hususiyle bana karşı mücadele ederken nasıl kendini aştığını, nirvanaya vardığını ama oradan aniden yere çakıldığını da anlatabilir. O vakit hükumetin ne kadar sıkıştığını ve Soysuz’un neden istifa tiyatrosunu oynamak zorunda kaldığını da anlatabilir. Evet evet, şaşırmayın. Ahmet Hakan’a benim üzerimdeki davaları, resmi evrakları sorsanız, onları bile anlatabilir. Soysuz gibi bir pisliği Devlet Bohçalı neden getirdi, her şeye rağmen neden Suç İşleri bakanlığı makamında tutuyor diye sorsanız, Ahmet Hakan bu konularda da çok şeyler anlatabilir.

Hiç şüphe edilmemeli ki nerede ABD ve NATO üsleri varsa, orada kara para, terör, katliam, yağma, kaçakçılık işleri vardır. Para eden bebekse, çocuksa, kadınsa, hiç fark etmez, onları bile kaçırırlar ve kaçırıyorlar. Soysuz’un Türkiye’deki sözde mülteciler konusundaki direnişinin arkasında da bu vahşi gerçek var. Mülteci dedikleri sahipsiz kalmış insanlar, onlar için para demek, başka hiçbir şey değil…

Soysuz’un uyuşturucu imalathaneleri de var. Onu arka plandan yönlendiren ve kollayan Mehmet Ağar’ın da var. Mafya anası Meral Akşener’in de var. Bu sistemin içinde olup da teröristlerle paslaşmama, ortak işler yapmama ihtimalleri de yok. Uyuşturucu işinin yanında, para eden her türlü işi de yapıyorlar. Böyleleri ekranlarda milliyetçi, vatansever rolü oynarken, arka plandan teröristlerle beraber iş yapıyorlar.

Soysuz HDPKK karşıtlığında samimi olsaydı, elindeki devlet imkanlarıyla şimdiye mecliste HDPKK diye bir sözde partiyi, aslında bir terör teşkilatını bırakmamıştı. Lakin birbirlerinden ayrı teşkilatlar değiller. AKPKK’nin ve diğer sözde partilerin içi de tıka basa terörist, hain ve kara paracılarla dolu. İşte meclisteki sözde millet vekili bir kadın şeytanın, terör kampında çektirdiği fotoğrafları meydana çıktı. Sonra ne oldu… O günden beri her şey olması gerekene inat, aşırı bir dikkatle, sessizlikle, danışıklılıkla ilerletiliyor. Hatta basın, medya ve sosyal medya hainleri, teröristleri de buna çok dikkat ediyorlar. Oysa şunlar danışıklı dövüşmüyor olsalar, aynı teröristler ve hainler adalet sistemine de sızmış olmasalar, sadece o kadından yola çıkılarak HDPKK ve bütün altılı çete toplanıp alınırdı.

Şimdi, yeni bir seçimden bahsediyorlar. Anayasa açık ve tartışmasız şekilde izin vermediği halde, danışıklı dövüşen sözde siyasi partiler ve sözde siyasi liderler, Tayyip’in üçüncü kere aday olmasına tepki bile vermiyorlar. Bunların artık anayasayı takmadıkları bir devre gelindi. Kafalarınca yeni bir hokus pokus yapacaklar, biraz çatışıp biraz danışıklı dövüşecekler ve hep beraber daha da iktidarda ve mecliste kalacaklar. Lakin öyle olmayacak. Ehemmiyetine binaen tekrar yazıyorum. Büyük bir kararlılıkla yazıyorum. Türkiye’de o beklenen seçim olmayacak. Bunların hepsi toplanıp alınacak. Siyasi sahada karar alacak olanlar da mali ve askeri konularda karar alacak olanlar da adımlarını buna göre atsınlar. Aksi halde kaybedenler kulübünde yer alacaklar.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Kapatmış

Yıllardır gerçek, hain, terörist, mafya yüzünü gözler önüne serdiğim sözde avukat Zeki Çalışkan sosyal mecralardaki hesaplarını kapatmış. Akademi Dergisinde son günlerde yayınlanan, Süleymanlılar cemaatinin dününe, bu gününe ışık tutan, gizlenen binbir türlü ihanetleri ve suçları gün yüzüne çıkartan yazılardaki sarsıcı iddiaların birinci dereceden muhataplarından biri de Zeki Çalışkan.

Bu hususların birinci derecede şüphelileri arasında da bulunan ve normal bir hukuk devletinde, seneler önce gerçek yüzünü anlatmaya başladığımda tutuklanıp yargılanması gereken sözde avukat Zeki Çalışkan, sosyal mecralardaki hesaplarını kapattı. Bir önceki sefer karşımda çok sıkıştığında, mensubu bulunduğu milletler arası suç, terör, ihanet, misyonerlik ve kara para teşkilatının, Türkiye ayağındaki en üst isimlerinden biri olan gizli Hristiyan/Ermeni Devlet Bohçalı’ya koşmuş, onunla aynı fotoğraf karesine girerek, fotoğrafı sosyal mecralardaki hesaplarında paylaşarak bir yerlere “ince” mesajlar vermişti. “Beni göz altına da alamazsınız, tutuklayamazsınız, yargılayamazsınız. Benim arkamda kimler var, siz biliyor musunuz?” demişti. O hareketiyle o sıralarda kendisiyle beraber Bohçalı’yı da “ölüm çukuru”nun içine çekmişti. Böyle bir neticeyle bitecek bir hareket başlattığının muhtemen farkında bile değildi.

Bir zamanlar Süleymanlılar cemaatinin en önde gelen isimlerinden biri olan, cemaatin en üst idari kadrosu arasında uzun süre bulunan Zeki Çalışkan, Sabetaycı gizli Yahudi ve mason, ayrıca kara paracı Kemal Kacar’la birlikte uzun süre binbir türlü suçlar işlemişti. Adnan Oktar suç, terör ve ihanet örgütüyle… Türkiye’deki gizli Ermeni suç, terör ve ihanet örgütleriyle… Türkiye’deki Sabetaycı suç, terör ve ihanet örgütleriyle… Türkiye’deki mason hainler, kara paracılar ile… Türkiye’deki üst seviye siyasetçiler ve yüksek rütbeli subaylarla… MİT ile, CIA ile, İngiltere ile, ABD ile, Almanya ile, AB’nin ve NATO’nun kontrolünde olan milletler arası suç, terör ve ihanet teşkilatlarıyla ve Türk/İslam düşmanlığı yapan herkesle paslaşan, bunu yaparken bir yandan da Türk ve Müslüman rolü oynayan, diğer yandan Süleymanlılar cemaatinin idaresini elinde bulunduran derin ihanet çetesinin en faal ve en üst isimlerinden olan biri idi Zeki Çalışkan… Süleymanlılar cemaati kısmında işler istediği, beklediği gibi gitmedi ama o hız kesmedi ve Tayyip’e daha yakın durarak, onunla daha içli dışlı olarak her türlü pis, kanlı ve kara işlerine devam etti, ediyor.

Kemal Kacar’ın ölmesinden sonraki süreçte, Arif Ahmet Denizolgun’un (AAD) da bulunduğu grubun cemaatimizin tepe noktalarını elinde tutmasıyla, Zeki’nin içinde bulunduğu grubun hesapları epeyi bozuldu. Zeki ve cemaat içindeki grubu AAD ile yıllarca uğraştı. Onu çok daha önce oyundan düşürürlerdi ama Akademi Dergisi bu çetenin yıkıcı ve bölücü faaliyetlerinin önünde hep aşılmaz bir koca duvar gibi durdu.

Gün geldi AAD de oyundan düşürüldü ve hemen Zeki Çalışkan’ın da içinde bulunduğu muhalif çete “açıkça” sahneye çıktı. Bütün dünya anbean takip edip gördü ki karşılarına yine Akademi Dergisi aşılmaz ve yıkılmaz bir duvar gibi çıktı. Zeki sinirden çılgına döndü. O kadar çetesi, bağlantıları, maddi imkanları, adalet sisteminde emrine amade olan savcılar, hakimler, hiçbir işe yaramadılar. Sadece birkaç gün sonrasında şahsi profilinde Akademi Dergisini açıkça hedef gösterip karalayan bir paylaşım yapmaktan da geri duramadı. O sıralarda Akademi Dergisindeki yayınlarda “Hepinizi isim isim, cisim cisim biliyoruz. Akıllı olun, her şeyinizi buralarda açıkça yazdırmayın” şeklinde açıkça mesajlar veriliyordu. Neticede Akademi Dergisi kazandı, mfs kazandı ve cemaatin başına Alihan Kuriş isimli budala, gereksiz, şuursuz, vasıfsız, ahlaksız, namussuz, yediği içtiği haram, hasedçi, fitneci, hayatı boyunca bir baltaya sap olamamış, oturup kalkmayı bile bilmez, korkak, aciz, sünepe ve cahil kişi getirildi. Onun oraya gelmesi de gelebilseydi orada durabilmesi de imkansızdı, Akademi Dergisinin sayesinde mümkün oldu. O korkaklığı, vasıfsızlığı, acizliğiyle yine de Zeki gibilerin istediği pek çok şey gerçekleşiyordu ama Alihan, o şartlarda kötünün iyisiydi biz gerçek Süleymanlılar için…

Çıldıran sadece Zeki değildi. Sabetaycı gizli Yahudiler ve bir yandan mafya anaları olup da çok eskilerden beri cemaatimiz içinde cemaat olan Tansu Çiller ve Meral Akşener ikilisi de çıldırıyordu. Onlarla birlikte iş tutanlar da çıldırıyorlardı. Aydın Doğan’dan tutulsun da Türkiye’nin en büyük iş adamları listesinde bulunan onlarca kişiye kadar, milletvekillerine, bakanlara, sözde siyasi partilerin genel başkanlarına, Tayyip’e ve daha saymakla bitmez kişilere kadar herkes çıldırıyordu. Bunların iplerini ellerinde tutan yurt dışındaki taraflar da çıldırıyorlardı. O sıralarda zaten Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet teşkilatının dibini de oymuştu Akademi Dergisi ve onlar en çok çıldıranlar arasındaydı. Yine de mfs karşısında hiçbir açık hamle yapamıyorlardı. Yapa yapa Adnancılar adalet sistemimizi akıl almaz, anlatılınca inanılamaz şekilde oyuncak gibi kullanıyorlardı, bir yandan da her biri kendini dev gören söz konusu taraflar, cemaatimiz içinde, hiç şahıs ismi geçmeden, güya Akademi Dergisinin takip edilmesini yasaklayan bir sahte yasaklama yazısı paylaşılmasını sağlayabiliyorlardı. Onu da dünyanın bir yarısına hiç Akademi Dergisi ismi ve linkleri geçmeyen genel bir yasaklama yazısı şeklinde, diğer yarısındaki teşkilatlarımıza ise, parantez açılarak Akademi Dergisi ismi geçen şekilde dolaştırdılar. “Bu ne rezilliktir, böyle yasaklama yazısı mı olur? Teşkilatın yarısına başka, diğer yarısına başka metin mi gönderilir? Hani, kim Akademi Dergisini yasaklamış?” denildiğinde ise yıllarca susmak, geri durmak zorunda kalıyorlardı.

Yıllarca, okuyucuların tam olarak anlayamayacağı surette bir karşılıklı mücadele yaşandı. Senelerce hakkımda bir tek açık bile olsa, aradılar, aradılar ama bulamadılar. Çünkü yok. O Adnancılar ayrı bir yandan, o Zeki Çalışkan ayrı bir yandan ve daha onlarca taraf ayrı ayrı araştırdılar, soruşturdular, didik didik ettiler ve bulamadılar. Tamamen sessiz kalamayacakları anlarda “Deli, raporu var” dediler. Senelerce bunu deyip başka hiçbir şey diyemediler. Sonra da kendilerinin beslediği hakiki bir deli üzerinden, o deliye verilen gerçek deli raporunun montajlanması suretiyle güya hakkımda deli raporu çıkarttılar ve devletin resmi kayıtlarında “var olmayan” sözde raporu sosyal ağlardan yaydılar.

Gün geldi, Ankebut Operasyonu başladı, neye uğradıklarını iyice şaşırdılar. Üzerine aylar geçti, korkudan titreye titreye riske girdiler, girmek zorunda da kaldılar ve ABD’den, Fransa’dan, Almanya’dan ve daha pek çok ülkeden gelen talimatlarla ve baskılarla da beni içeri aldılar. Hiç bir şey yapamadılar. Oradan sağ çıkmama da mani olamadılar. Hukuksuzca üzerime belki yüzlerce sene cezalar yığacaklardı, her ceza yığma denemesinde bir ya da birkaç hakim ve savcıyı yaktılar. Suç üstü olmalarını sağlamış oldular. Bu süreçte şeytanlaşmışçasına hukuk ve tıp sistemini ayarından çıkarttılar. Ortada ne hukuk/adalet, ne insanlık bıraktılar. Sözde devlet memuru olan ve kendileri gibi kripto olan adamlarına çok sayıda suçlar daha işlettiler ve şahitler, deliller bıraktılar. Kendilerine sorulsa koskoca bir sistem gördükleri şey, bütün umudunu, bir şekilde bana deli raporu yamamaya bağlayacak kadar düşmüştü, hiç olmuştu. Israrla, kuralsızca denediler, bu defa sözle değil, evrakla delilik yamamayı da denediler ama yine de yapamadılar.

Yapmayacakları ve benim kazanacağım ve benim cezaevinden de çıkacağım kesinleşince Solomon Soysuz istifa oyunları bile oynamak zorunda kaldı. Boğazlarına kadar pisliğe batmış ve bu hallerini her yerde açık etmişlerdi. İşte bütün bu insanlık dışı süreçte en etkili olan kişilerden biri de Zeki Çalışkan’dı. Bütün bağlantılarını, imkanlarını seferber etti. Kendini bu yolda adeta heder etti. Bir yandan cemaatimizin içine, bir yandan adalet sistemine, bir yandan hastahane sistemine ve içindeki düşük seviyeli personellere kadar, nereye karışabiliyorsa, her yolu denedi ama istediği gibi olmadı. Belki de hayatında ilk defa böyle gerçek bir Süleymanlı dava adamı gördü, zaman ilerledikçe neler neler gördü ama kabullenmedi ve kendini bitirdi. Kendisiyle birlikte daha pek çok kişiyi de bitirdi. Şimdi Zeki Çalışkan’dan bir tutulacak, “Alın onu da getirin” denile denile, peşinden birbiriyle bağlantılı binlerce insan şeytanı daha toplanacak ve yargılanacak. Vakti geldi ve buna artık Kraliçe bile, İblis bile mani olamayacak. Olmaya çalıştıkça sistemleri daha da batacak, daha çok kayıplar verecek.

Zekat diyerek, kurban hissesi diyerek onlarca senedir organize şekilde çaldıkları paraların…

Kurslarımıza, talebelerimize yapılan yardım/destek paralarından onlarca senedir çaldıklarının….

“Kurs yapıyoruz” diyerek çaldıklarının…

Güya dernekler, vakıflar üzerinden çaldıklarının…

Çaldıkları devasa meblağda paralar, çok sayıda araziler v.s. bir yana, organize insan ve organ kaçakçılığı, organize fuhuş işleri kapsamında pek çok ülkede çaldıkları çocukların, kaçırdıkları insanların, kadınların, kızların…

Kuruluşundan beri Türk/İslam düşmanlığı yapan, devlete ve millete ihanet eden, her türlü kara para işleri yapan ve hala yapmaya devam eden MİT’le el ele, kol kola çalışmanın…

MİT’in tasmalarını elinde tutan kara paracı ABD gizli servislerine çalışmanın…

ABD’yi ilan edilmemiş bir sömürge devlet ayarında tutan ve onu perde arkasından yöneten İngiltere’ye çalışmanın…

Bu güne kadar dünya genelinde en az 25 milyon çocuk ve gencin kaçırılarak tecavüz edilmesi, ayinlere kurban edilmesi, fuhuş ve organ mafyalarına kurban edilmesinden sorumlu olan Kraliçe’ye çalışmanın…

Daha detayları yazmakla bitmeyecek kadar geniş olan insanlık dışı, şeytanca bir milletler arası sisteme çalışmanın ne demek olduğuna dair yargılamalar yapılmadan, gerekli cezalar kesilmeden, suçluların milletimizin elinde lime lime parçalanmasına imkan verilmeden, en ağır şekilde cezalandırılmaları sağlanmadan, şüpheli hiç kimsenin kaçıp kaybolmasına izin verilemez, verilmeyecek.

İşte böyle… Keser döner, sap döner, gün gelir mfs adamı gömer.

Herkes şimdi kara paracı gizli Hristiyan Behlül Karak’a, kara paracı kripto kimlikli Seyfettin Alkan’a, kara paracı kripto kimlikli Zeki Çalışkan’a ve benzerlerine yazdıklarımı soracak. Daha da bir şey yazmadım aslında, bundan sonra yazacaklarım da sorulacak. Bunların ortadan kaybolmasının zamanı mı, yeri mi… Aksine, inadına meydanlarda olmalılar, sesleri çok gür çıkmalı, öfke ile bağırarak karşılıklar vermeliler, bir gün bile geçirmeden o tamamen kontrollerinde tuttukları adalet sistemine gitmeliler, benden davacı olmalılar ama neredeler bu kişiler? Neden susuyorlar, neden kuyruklarını sıkıştırıp geri duruyorlar, neden kaçışıyorlar? Ya adli yetkililer, onlar neden geri duruyorlar ve susuyorlar?

Yemin olsun, dünyadaki en feci ölüm şekilleri ile infaz ettireceğim o sözde hakimleri, o sözde savcıları. Laf olsun diye demiyorum, hakikaten yemin ediyorum ki yargılanıp da haklarında idam kararları verildikten hemen sonra, topluca gruplar halinde infaz edilirlerken ben de o meydanda olacağım. Devletin televizyon kanalları başta olmak üzere, yerli yabancı özel kanallardan her isteyenin oradan canlı yayınlar yapmasını sağlayacağım. Zaten yargılamaları da hep dediğim gibi TBMM’de son derece şeffaf şekilde yaptıracağım. “Durun, herkes bir yana, en canileri, organcıları, tecavüzcüleri, ayincileri, hainleri bile ikinci sıraya koyun. Birinci sıradan o sözde hakimleri, sözde savcıları hemen şurada topluca infaz edin” diyeceğim. “Kaçırılan milyonla bebek ve çocuklar nasıl parçalandıysa, en vahşi/yırtıcı hayvanları koyun şuraya, parçalasınlar bu insan şeytanlarını” diyeceğim. “Leşleri bile kalmasın, bunlar için bir hainler mezarlığı bile olmasın. Buraya bir anıt dikin, üzerinde şu yaşananın özet şekilde hikayesi anlatılsın. Altında da – İnsanlık namına lanet- yazılsın” diyeceğim.

Yazılacak çok şey var da hem vaktim yok, hem de yıllardır takip edenler biliyorlar ve yazmadığım kısımları da tahmin edebiliyorlar. Benim adım mfs, ölmedim, ölmeyeceğim ve yemin ederim ki bu seviyede şeytanlaşmış Yahudilerin, satanistlerin, Hristiyanların, masonların, kripto/münafık müslümanların hepsini dünyanın her yerinde en feci şekillerde öldüreceğim. Hepsi de hukuka uygun olacak. Ben bunları yaparken dünya insanlığı “Yak onları”, “Parçala onları”, “Kolayca öldürme onları” diye tempo tutacak. Ankebut Ağını, dünya insanları kısmıyla, uzaylı insanlar kısmıyla, cinler alemindeki kısmıyla birlikte yok edeceğim.

O Adnancılarla da hususi şekilde ilgileniyorum, ilgileneceğim. Devlet sistemi içinde onlarla birlikte bunca zamandır milletimize her pisliği yapmış olan başta hakim ve savcılar olmak üzere her yetkili ve etkili kişi, şimdiden feci şekillerde ölmeye hazırlansın.

Dünya denilen şu gezegen üzerine gücü kalmış bir taraf varsa da haydi çıkıp beni durdursun.

Az daha unutuyordum. Bakalım, Sabetaycı gizli Yahudi ve kara paracı pislik herif Tuğrul İnançer gibi kaç kişi daha öldürülecek de bu şeytani sistemin topluca alınmasına, yargılanmasına ve insanlığın/hukukun gereği olarak topluca katledilmelerine mani olunabilecek. Binlerce kişi öldürülse ve ortadan kaldırılsa bile mani olunamaz. Kraliçe kendini feda etse bile mani olunamaz.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

The bomb

Currently,


AKPKK, MHPKK, MIT, Masonic organization in Turkey…

In addition, Israel, the USA, the UK states, and most of all their secret services…

As individuals, Adnan Oktar, Oktar Babuna, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Abdülhamid Gül, Recep Tayyip and Meral Akşener…

You are looking at a bomb that will explode at the same time, one after another, thousands of masons and crypto-ID civil servants working in judicial and administrative institutions.

It is such a bomb that if it explodes, it will have an effect like a nuclear bomb. From the center point to the outermost ring, it will destroy whoever and everything. The people of the world will be stunned by what is revealed.

What kind of system actually works in Turkey and the world…
How Muslim Turks are wasted by the treacherous governments in Turkey, by our state institutions… What is the state of the courts, courthouses, prisons, and even hospitals… The real parallel state system within our state system… The human and organ smuggling of this real parallel state… Prostitution, drug trafficking, terrorism, arms smuggling, and all kinds of filth… It will be revealed to everyone.

Similar bombs will explode in dozens of countries, especially in the USA, Israel, England, Germany, France, and Italy, governments will be overthrown, freemasons will be exposed and huge fires will continue all over the world. The Ankebut Cult, which is already on the verge of collapsing, will completely ignite, and it will not have the strength to put out this fire.

And the pin of this bomb is in my hand right now. The conditions of the field will decide when exactly I will pull the pin of this bomb, which I am about to pull the pin off at any moment.

“I’m going down the field,” I said. I have delayed it many times. I said, “They don’t understand, the whole world will be confused,” but as I warned them, they didn’t understand, they didn’t listen, and this time, these conditions have come. It was entirely their choice.

I’m goind down the field. I am not responsible for anything that burns, collapses, gets bored, hangs, sinks, ends, collapses, dies, or anything. Let the world burn, if I hesitate for a second I am not Mfs.

Mehmet Fahri Patlayankaya | Akademi Dergisi