Etiket arşivi: Meral Akşener

Yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu

Ben de ilk kez duyacağınız bilgiler vereyim. Sinan Ateş, yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu. İstanbul’un desteği ile MHPKK’nin başına geçmek istiyordu. İstanbul’un desteğini alırsa, bunu yapabileceğine emindi.

Bazı ortamlarda “Mfs, Süleyman Soylu’yu asacak” da diyordu.

Fazlasıyla hatayı üst üste yaptı. En büyük hatalarından biri, İstanbul’a açıkça yanaşmayı, İstanbul’un gölgesi altına girmeyi çok ötelemesiydi. Bir diğeri, güvenilmeyecek bazı kişilere güvenmesiydi. Güvendiği bazı kişiler de sattılar onu…

Doğukan’mış, Köktürk’müş, hepsi tetikçi kısmı… Yardım ve yataklık kısmı… Hedefe konulanların hepsi de bu işin içinde değil. Çok alternatifli senaryolar yazıyorlar, istediklerine istedikleri suçu yüklüyorlar. O kişilerin her birine şu anda istedikleri her şekilde ifade verdirirler. Adil yargılanma şartları içinde değiller. Büyük bir tehdit altındalar, işkence de görüyorlar, ifadelerinin geçerliliği de yok. İstediklerini alıp bir noktaya koyuyorlar, yanlarına da bir iki silah koyuyorlar. Sonra kendilerine bağlı polislerle, amirlerle bastırıp aldırıyorlar. Kamuoyunu oyalıyorlar, hedef saptırıyorlar. Davayı çürütmek istiyorlar. Taksim’deki son bombalı saldırıdan sonra da bunları yaptılar.

Sinan Ateş cinayetinde azmettiriciler yani asıl katiller, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Semih Yalçın, Şenkal Atasagun ve bunların etrafındaki o merkezi çete…

Bu ülkede hiç kimse kanundan, devletten, milletten üstte değildir. Şimdi bunların boğulmasının vaktidir. Şerefsizce, had bilmezce, hak arayanlara karşı atarlanan Semih Yalçın’a, tükürdüklerini de yalatma vaktidir. Bedenini çok parçaya bölüp, kafasını Rus Büyükelçiliğine, bedenini ABD Büyükelçiliğine, bir bacağını Çin, diğer bacağını İngiltere Büyük elçiliğine, bir kolunu Almanya, diğer kolunu İsrail büyükelçiliğine kargolama ya da kapılarının önüne asma vaktidir.

Bohçalı ve emrindeki çete, silahlı terör örgütlerini finanse ederken, mazot ve petrol kaçakçılığından elde edilen kara paraları yoğun olarak kullanıyorlar.

Bu ülkede, son seçimlerde MHPKK de HDPKK de aslında barajı geçemedi. AKPKK’nin gerçek oyları ise, ilan edilenin yarısından bile azdı. Bu ülkenin yarısı, son seçimlerde oy kullanmadı. Kafalarına göre oy oranları dağıttılar, ilan ettiler.

Sözde Anayasa metnini kimin yazdığı bile belli değil. Yazarları arasında, üç cümleyi bir araya getiremez haldeki gazeteciler bile listelendi.

Referandumların da tamamı hileli. Sandıkların yüzde onu bile sayılmamışken seçim zaferleri, referandum zaferleri ilan ettiler.

Ankebut Ağına bağlı olan diğer ülkelerin liderleri de o safhada bunları tebrik ettiler, oldu bitti suçlarına ortak oldular ya da sessiz kalarak ortak oldular.

Ekmeleddin İhsanoğlu isimli gizli Ermeni’nin CB adayı yapılması bile şu siyasi parti görünenlerin ortak hamlesi… Sonuçları baştan tayin edilmiş sözde seçimlerle ve referandumlarla devlet mekanizmasını ellerinde tutuyorlar.

Hepsi aynı alfabenin harfleri, hiçbirinin diğerinden farkı yok.

Türkiye’de HDPKK gibi silahlı bir terör örgütünü meclise sokan da orada tutan da hala kapanmaması için çırpınırken medyaya başka bir yüz gösteren de Devlet Bohçalı…

Sinan Ateş, son bir yılını bilgiler, belgeler, deliller toplamaya adamıştı. Elindeki arşiv, sadece Bohçalı ile çetesini değil, Türkiye’deki sözde siyasetçilerin çoğunu süpürüp götürecek türdendi.

Benim karşımda “Güney Azerbaycan hürriyetine kavuşmasın” diye en çok çırpınanlardan biri Mehmet Haberal ise, ikincisi Devlet Bohçalı…

Türkiye’de, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, İran’da, Irak’ta, Ermenistan’da, Gürcistan’da, Rusya’da her türlü kara para işlerinin içinde olanlardan biri de Devlet Bohçalı… Emrindeki çeteleri de bu işlerde kullanıyor.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütüyle de paslaşıyor, FETÖ ile de paslaşıyor ve o saydığım ve daha saymadığım kara paracı devletler ile de paslaşıyor.

Onların Türkiye’deki sözde elçileri ve konsolosları da Türkiye’ye yapılan bu ihanetlerin, kötülüklerin ve her türlü kara para işlerinin hepsinin içindeler.

Bu ülkede, en az beş bin şehidin gerçek katili Devlet Bohçalı…

APO denilen ve dünyadan habersiz, gözünün önünü görmez, elifi görse mertek zan edecek bir maşa teröristi astırmayan da Devlet Bohçalı…

Vakti zamanında MHPKK’nin adını ve üç hilalli bayrağını değiştirmek isteyen de Bohçalı…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürten de Devlet Bohçalı…

Saymakla bitmez pisliğin başında hep Devlet Bohçalı var.

Meral Akşener ile de danışıklı dövüşüyorlar, arka plandan her türlü kara para işlerini, organ kaçakçılığına kadar beraber yapıyorlar.

Tayyip Erdoğan denilen kişi, en başından beri Bohçalı’nın emir erlerinden biri…

Bunca zamandır, birbirlerine sayıp sövmedikleri kelime kalmadı, kameralar önünde danışıklı dövüşüp durdular, sonra her türlü ihaneti, peşkeşi, vurgunu, soygunu, talanı, cinayeti, terör saldırılarını, işgali, katliamı beraber yaptılar, yaptırdılar.

O sözde açılım süreci, o ihanet süreci bile Bohçalı’nın emirleri ile yapıldı. Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan’ı kuran, bunun için Türkiye’nin her kurumunu ve imkanını seferber eden de Bohçalı…

Suriye de sömürgecilerin eline tamamen düşsün diye, BOP gerçekleşsin diye, orada hiçbir şey yokken, Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleten de Bohçalı…

Şu anda 15 milyon sözde mülteci bedavacıya bakmamızın sebebi de Bohçalı…

Bir ödemek yerine 15 misli elektrik, su, doğalgaz faturaları ödememizin sebebi de Bohçalı… Bu fahiş ödemeleri İngiltere’ye ve diğer ülkelere gönderen de Bohçalı…

Son birkaç günde ve şu anlarda, milli servetimiz olan askeri araçlarımızı ve mühimmatımızı gizlice ve sinsice Ukrayna’ya gönderen de Bohçalı…

Batı/Nato ve İsrail tarafı istedi diye, Türkiye’de acayip bir Ukrayna yanlısı kamuoyu oluşturan da Bohçalı… Sözde Türk basın ve medyası da büyük oranda Bohçalı’nın emrine verilmiş vaziyette…

Seneler önce “Ordumuzun silah ve mühimmatı çalınıyor” dediğimde, onları çaldırtan, Suriye’de ya da Libya’da kontrolünde olan terör örgütlerine gönderen de Bohçalıydı.

Libya’ya servet değerinde askeri araç ve mühimmatımızı gönderen de oydu, hala o… Suç üstü yapıp, ordumuzun araçlarının ve silahlarının Libya’ya kaçırıldığında dair videoyu paylaştım diye, benim devletimin bütün gücünü, yetmeyip Merkel’in, ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve bu işlerin içindeki diğer devletlerin gücünü seferberlik halinde üzerime yıkmaya kalkan da Bohçalıydı. Bu kısımda da Soysuz’u yoğun şekilde kullandı. Muhatap olmak zorunda kaldığım hiçbir devlet kurumu hukuk tanımadı. Onlarca kişi şahit olduğu halde, verdiğim suç duyurusu ve savunma dilekçelerini yok ettiren de Bohçalıydı. Hiçbir şartta hakkımdan gelemeyince, bana deli raporu yamamaya kalkan ve bunu da eline ayağına dolaştıran da Bohçalıydı. Bu kısımda da maşa olarak en çok Soysuz’u kullandı.

Libya’da ve Somali’de bile ordumuzu adice kullanarak insan, organ, uyuşturucu kaçakçılığı yapan da Devlet Bohçalı… Hala ordumuz kullanılarak Suriye’de, Libya’da, Somali’de ve daha başka yerlede insanlar öldürülüyor, organları çalınıyor. Ayrıca petrol, mazot, silah, uyuşturucu, kadın, genç kız, çocuk, bebek kaçırılıyor. Bohçalı, bu kısımlarda NATO ve ABD üsleriyle de paslaşıyor.

İstanbul’un karşısında titriyorlar.

Bohçalı denilen o piç kurusu, o gölgesinden bile korkan melun, kaç masum insanın kanına girdiğini sayamamıştır ve sayamaz. Çıkmışlar, iyice suç üstü oldukları şu anda “Üç hilali yargılatmayacağız” diyorlar. Yani “Bizi yargılayamazsınız, biz hukuktan, devletten, milletten üstünüz. Vurduk, Sinan Ateş’i de vurduk. Kapatacaksınız bu meseleyi. Biz efendiyiz, siz milletçe bir hiçsiniz. Ne dersek, nasıl sevk edersek onu yapacaksınız” diyorlar.

Yaşarken leş olmuş o vücudunun her bir kısmı başka bir devlete çalışan o Semih Yalçın ise, daha ileri gidip milleti, devlet yetkililerini en ağır şekilde tehdit ediyor.

Öyle ise milletçe tokatımızı bu insan şeytanları güruhuna vurmak, bunca zarar ziyan ve ölümü durdurmak ve devletimizi hürriyetine kavuşturmak gerekiyor.

Öyle ise sloganımız belli “Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kana kan, dişe diş, göze göz

Türkiye ile Bulgaristan arasında göçmen kaçakçılığına karşı ortak operasyonlar yapılmayacak.

Aksine, daha çok göçmen/insan kaçakçılığı yapılacak. Yanı sıra organ, uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve her türlü kara para işleri yapılacak. Bu insanların arasında, organları için öldürülüp parçalananlar, aslında şanslı olanlar. Çünkü küçücük bebekler hatta çocuklar, ayrıca genç kızlar ve erkekler hayatta bırakılarak kaçırılıyorlar. Bunlar ya satanist ayinlerinde işkence ile parçalanıyorlar ya da fuhuş mafyalarına para karşılığında satılıyorlar.

Soysuz’un, bir kara para devletçiği olan Bulgaristan ile çok sıkı bağlantıları var. Bulgaristan’ın başındakiler, Türkiye’nin başındaki insan şeytanlarından daha az şeytan değiller. Hepsi de insanlık namına ve kalabalık insanların önünde, meydan yerlerde asılması gereken insan şeytanları…

Devletlerin kurumlarını, kuruluşlarını, polislerini, ordularını hatta sözde yardım kuruluşları gibi görünen kamu dernek ve vakıflarını bile kara para işlerinde kullanıyorlar. Kızılay bile kıpkızıl bir teşkilat. Bu güne kadar milyonlarca cana kıyılmasına aracı yapıldı.

Yıllardır söylüyorum, Türkiye’de devlet sistemi diye bir şey bırakmadılar. Siyasi parti gibi görünen organize suç, terör ve ihanet örgütleri, devleti ellerinde oyuncak ettiler. Hala, şu şartlarda bile danışıklı dövüşmekle meşguller. Kimsenin şu sözde hükumete, şu sözde adalet sistemine, oradaki gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve mason savcılara ve hakimlere itaat etme zorunluluğu da yok. Hatta şu şartlarda hala onlara itaat etmek, vatana ihanet etmektir. Ayrıca insanlığa da ihanet etmektir.

Ben duruşumu çok net sergiledim. Bulgaristan’la meşru ya da gayr-i meşru iş yapacak olanlar, önce mezarlarını kazıp kefenlerini hazırlasınlar.

Çünkü artık milletin hukuk sistemi icra ediliyor. Çünkü artık vatandaşlarımızın kendini, ailesini, çocuklarını, malını, vatanını, devletini, ırzını, namusunu savunma refleksi sergileniyor.

Kana kan, dişe diş, göze göz… Üç beş tane eşkıyaya milletin gücünü göstereceğiz. O büyük teröristler ve büyük vatan hainleri olan Meral Akşener’i de Kemal Kılıçdaroğlu’nu da Abdullah Gül’ü de Ahmet Davutoğlu’nu da Ümit Özdağ’ı da Temel Karamollaoğlu’nu da Ali Babacan’ı da Tayyip Erdoğan’ı da Devlet Bohçalı’yı da meydan yerlerde sallandıracağız.

Buradan geri dönüş yok. Dünyadaki kimsenin, yaşanacaklara engel olma gücü kalmadı. Bazı devletlerde Türkiye’den çok daha fazla kan akacak, insan şeytanları kesilecek. Kan gölüne dönen yerler olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bana inanmıyorsanız Ahmet Hakan’a sorun

Soysuz, bakanlık gücüyle, karşıt olduğu gruplara operasyonlar yaptırarak, elde ettiği uyuşturucuları imha ettirmedi, çoğunlukla yurt dışına sattı. ABD’nin Ankara Büyük Elçiliği de bu kara para işlerine aracılık etti. İncirlik askeri üssü ve oradaki ABD uçakları da uyuşturucu sevkiyatlarında kullanıldı. Bu gibi işlerde Amerikalılar, Ruslar, İngilizler, İsrailliler, İranlılar, Ukraynalılar, sözde Türk tarafı ve diğerleri, birbirilerinden ayrı bir sistem değiller. İş kara para ise, hepsi birbiriyle çok iyi geçinebiliyorlar, düşmanlık etmiyorlar ama milletlerin önünde danışıklı dövüşmeye de devam ediyorlar.

Taksim’deki son terör saldırısının ellerine yüzlerine bulaşacağını anladıktan sonra Soysuz’un ABD’yi sert sözlerle suçlaması da danışıklı dövüşten ibaretti. Suçluluk psikolojisinin tezahürüydü. Aksi takdirde milletler arası siyasetin bir anda karışması gerekirdi. Koskoca Türkiye’nin görev başındaki Suç İşleri bakanı, böyle acı bir hadisenin hemen üzerine bu sözleri söyleyecek, intikam mesajı dahi verecek ama hiç kriz çıkmayacak… ABD tarafı sert karşılık vermeyecek hatta baskı yaparak o bakanı oradan indirmeyecek… Buna ahmaklar ve aynı kara para ve terör sisteminin içinde olanlar ihtimal verebilir.

Söz konusu teşekkülün basın ve medyada da çok sayıda adamları var ve sistemin mensupları olarak o şekilde konuşuyorlar. Bana inanmıyorsanız Ahmet Hakan’a sorun, her şeyi ve her kesi tek tek anlatsın size… Hatta Ahmet Hakan size sistemi anlatırken, Soysuz’un aslında kim olduğunu, nasıl işler yaptığını da anlatabilir. Soysuz’un emniyet müdürlerini bile neden öldürttüğünü anlatabilir. Son zamanlarda dikkat çekici şekilde artan polis ölümlerinin ve sözde intiharların arka planını da anlatabilir. PKK’ye gelen silahları, bu silahların getirilmesiyle dönen parayı, bu paranın ne kadarının Soysuz’a gittiğini de anlatabilir. Anlata anlata konuları İran’a, Suriye’ye, TSK’ye, MİT’e, İngiltere’ye, ABD’ye, Avrupa ülkelerine, Rusya’ya hatta Çin’e bağlayabilir. Bunların Türkiye’deki sözde diplomatik temsilciliklerine de bağlayabilir. Soysuz’un, adalet sistemi içinde neler çevirdiğini, hususiyle bana karşı mücadele ederken nasıl kendini aştığını, nirvanaya vardığını ama oradan aniden yere çakıldığını da anlatabilir. O vakit hükumetin ne kadar sıkıştığını ve Soysuz’un neden istifa tiyatrosunu oynamak zorunda kaldığını da anlatabilir. Evet evet, şaşırmayın. Ahmet Hakan’a benim üzerimdeki davaları, resmi evrakları sorsanız, onları bile anlatabilir. Soysuz gibi bir pisliği Devlet Bohçalı neden getirdi, her şeye rağmen neden Suç İşleri bakanlığı makamında tutuyor diye sorsanız, Ahmet Hakan bu konularda da çok şeyler anlatabilir.

Hiç şüphe edilmemeli ki nerede ABD ve NATO üsleri varsa, orada kara para, terör, katliam, yağma, kaçakçılık işleri vardır. Para eden bebekse, çocuksa, kadınsa, hiç fark etmez, onları bile kaçırırlar ve kaçırıyorlar. Soysuz’un Türkiye’deki sözde mülteciler konusundaki direnişinin arkasında da bu vahşi gerçek var. Mülteci dedikleri sahipsiz kalmış insanlar, onlar için para demek, başka hiçbir şey değil…

Soysuz’un uyuşturucu imalathaneleri de var. Onu arka plandan yönlendiren ve kollayan Mehmet Ağar’ın da var. Mafya anası Meral Akşener’in de var. Bu sistemin içinde olup da teröristlerle paslaşmama, ortak işler yapmama ihtimalleri de yok. Uyuşturucu işinin yanında, para eden her türlü işi de yapıyorlar. Böyleleri ekranlarda milliyetçi, vatansever rolü oynarken, arka plandan teröristlerle beraber iş yapıyorlar.

Soysuz HDPKK karşıtlığında samimi olsaydı, elindeki devlet imkanlarıyla şimdiye mecliste HDPKK diye bir sözde partiyi, aslında bir terör teşkilatını bırakmamıştı. Lakin birbirlerinden ayrı teşkilatlar değiller. AKPKK’nin ve diğer sözde partilerin içi de tıka basa terörist, hain ve kara paracılarla dolu. İşte meclisteki sözde millet vekili bir kadın şeytanın, terör kampında çektirdiği fotoğrafları meydana çıktı. Sonra ne oldu… O günden beri her şey olması gerekene inat, aşırı bir dikkatle, sessizlikle, danışıklılıkla ilerletiliyor. Hatta basın, medya ve sosyal medya hainleri, teröristleri de buna çok dikkat ediyorlar. Oysa şunlar danışıklı dövüşmüyor olsalar, aynı teröristler ve hainler adalet sistemine de sızmış olmasalar, sadece o kadından yola çıkılarak HDPKK ve bütün altılı çete toplanıp alınırdı.

Şimdi, yeni bir seçimden bahsediyorlar. Anayasa açık ve tartışmasız şekilde izin vermediği halde, danışıklı dövüşen sözde siyasi partiler ve sözde siyasi liderler, Tayyip’in üçüncü kere aday olmasına tepki bile vermiyorlar. Bunların artık anayasayı takmadıkları bir devre gelindi. Kafalarınca yeni bir hokus pokus yapacaklar, biraz çatışıp biraz danışıklı dövüşecekler ve hep beraber daha da iktidarda ve mecliste kalacaklar. Lakin öyle olmayacak. Ehemmiyetine binaen tekrar yazıyorum. Büyük bir kararlılıkla yazıyorum. Türkiye’de o beklenen seçim olmayacak. Bunların hepsi toplanıp alınacak. Siyasi sahada karar alacak olanlar da mali ve askeri konularda karar alacak olanlar da adımlarını buna göre atsınlar. Aksi halde kaybedenler kulübünde yer alacaklar.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Kapatmış

Yıllardır gerçek, hain, terörist, mafya yüzünü gözler önüne serdiğim sözde avukat Zeki Çalışkan sosyal mecralardaki hesaplarını kapatmış. Akademi Dergisinde son günlerde yayınlanan, Süleymanlılar cemaatinin dününe, bu gününe ışık tutan, gizlenen binbir türlü ihanetleri ve suçları gün yüzüne çıkartan yazılardaki sarsıcı iddiaların birinci dereceden muhataplarından biri de Zeki Çalışkan.

Bu hususların birinci derecede şüphelileri arasında da bulunan ve normal bir hukuk devletinde, seneler önce gerçek yüzünü anlatmaya başladığımda tutuklanıp yargılanması gereken sözde avukat Zeki Çalışkan, sosyal mecralardaki hesaplarını kapattı. Bir önceki sefer karşımda çok sıkıştığında, mensubu bulunduğu milletler arası suç, terör, ihanet, misyonerlik ve kara para teşkilatının, Türkiye ayağındaki en üst isimlerinden biri olan gizli Hristiyan/Ermeni Devlet Bohçalı’ya koşmuş, onunla aynı fotoğraf karesine girerek, fotoğrafı sosyal mecralardaki hesaplarında paylaşarak bir yerlere “ince” mesajlar vermişti. “Beni göz altına da alamazsınız, tutuklayamazsınız, yargılayamazsınız. Benim arkamda kimler var, siz biliyor musunuz?” demişti. O hareketiyle o sıralarda kendisiyle beraber Bohçalı’yı da “ölüm çukuru”nun içine çekmişti. Böyle bir neticeyle bitecek bir hareket başlattığının muhtemen farkında bile değildi.

Bir zamanlar Süleymanlılar cemaatinin en önde gelen isimlerinden biri olan, cemaatin en üst idari kadrosu arasında uzun süre bulunan Zeki Çalışkan, Sabetaycı gizli Yahudi ve mason, ayrıca kara paracı Kemal Kacar’la birlikte uzun süre binbir türlü suçlar işlemişti. Adnan Oktar suç, terör ve ihanet örgütüyle… Türkiye’deki gizli Ermeni suç, terör ve ihanet örgütleriyle… Türkiye’deki Sabetaycı suç, terör ve ihanet örgütleriyle… Türkiye’deki mason hainler, kara paracılar ile… Türkiye’deki üst seviye siyasetçiler ve yüksek rütbeli subaylarla… MİT ile, CIA ile, İngiltere ile, ABD ile, Almanya ile, AB’nin ve NATO’nun kontrolünde olan milletler arası suç, terör ve ihanet teşkilatlarıyla ve Türk/İslam düşmanlığı yapan herkesle paslaşan, bunu yaparken bir yandan da Türk ve Müslüman rolü oynayan, diğer yandan Süleymanlılar cemaatinin idaresini elinde bulunduran derin ihanet çetesinin en faal ve en üst isimlerinden olan biri idi Zeki Çalışkan… Süleymanlılar cemaati kısmında işler istediği, beklediği gibi gitmedi ama o hız kesmedi ve Tayyip’e daha yakın durarak, onunla daha içli dışlı olarak her türlü pis, kanlı ve kara işlerine devam etti, ediyor.

Kemal Kacar’ın ölmesinden sonraki süreçte, Arif Ahmet Denizolgun’un (AAD) da bulunduğu grubun cemaatimizin tepe noktalarını elinde tutmasıyla, Zeki’nin içinde bulunduğu grubun hesapları epeyi bozuldu. Zeki ve cemaat içindeki grubu AAD ile yıllarca uğraştı. Onu çok daha önce oyundan düşürürlerdi ama Akademi Dergisi bu çetenin yıkıcı ve bölücü faaliyetlerinin önünde hep aşılmaz bir koca duvar gibi durdu.

Gün geldi AAD de oyundan düşürüldü ve hemen Zeki Çalışkan’ın da içinde bulunduğu muhalif çete “açıkça” sahneye çıktı. Bütün dünya anbean takip edip gördü ki karşılarına yine Akademi Dergisi aşılmaz ve yıkılmaz bir duvar gibi çıktı. Zeki sinirden çılgına döndü. O kadar çetesi, bağlantıları, maddi imkanları, adalet sisteminde emrine amade olan savcılar, hakimler, hiçbir işe yaramadılar. Sadece birkaç gün sonrasında şahsi profilinde Akademi Dergisini açıkça hedef gösterip karalayan bir paylaşım yapmaktan da geri duramadı. O sıralarda Akademi Dergisindeki yayınlarda “Hepinizi isim isim, cisim cisim biliyoruz. Akıllı olun, her şeyinizi buralarda açıkça yazdırmayın” şeklinde açıkça mesajlar veriliyordu. Neticede Akademi Dergisi kazandı, mfs kazandı ve cemaatin başına Alihan Kuriş isimli budala, gereksiz, şuursuz, vasıfsız, ahlaksız, namussuz, yediği içtiği haram, hasedçi, fitneci, hayatı boyunca bir baltaya sap olamamış, oturup kalkmayı bile bilmez, korkak, aciz, sünepe ve cahil kişi getirildi. Onun oraya gelmesi de gelebilseydi orada durabilmesi de imkansızdı, Akademi Dergisinin sayesinde mümkün oldu. O korkaklığı, vasıfsızlığı, acizliğiyle yine de Zeki gibilerin istediği pek çok şey gerçekleşiyordu ama Alihan, o şartlarda kötünün iyisiydi biz gerçek Süleymanlılar için…

Çıldıran sadece Zeki değildi. Sabetaycı gizli Yahudiler ve bir yandan mafya anaları olup da çok eskilerden beri cemaatimiz içinde cemaat olan Tansu Çiller ve Meral Akşener ikilisi de çıldırıyordu. Onlarla birlikte iş tutanlar da çıldırıyorlardı. Aydın Doğan’dan tutulsun da Türkiye’nin en büyük iş adamları listesinde bulunan onlarca kişiye kadar, milletvekillerine, bakanlara, sözde siyasi partilerin genel başkanlarına, Tayyip’e ve daha saymakla bitmez kişilere kadar herkes çıldırıyordu. Bunların iplerini ellerinde tutan yurt dışındaki taraflar da çıldırıyorlardı. O sıralarda zaten Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet teşkilatının dibini de oymuştu Akademi Dergisi ve onlar en çok çıldıranlar arasındaydı. Yine de mfs karşısında hiçbir açık hamle yapamıyorlardı. Yapa yapa Adnancılar adalet sistemimizi akıl almaz, anlatılınca inanılamaz şekilde oyuncak gibi kullanıyorlardı, bir yandan da her biri kendini dev gören söz konusu taraflar, cemaatimiz içinde, hiç şahıs ismi geçmeden, güya Akademi Dergisinin takip edilmesini yasaklayan bir sahte yasaklama yazısı paylaşılmasını sağlayabiliyorlardı. Onu da dünyanın bir yarısına hiç Akademi Dergisi ismi ve linkleri geçmeyen genel bir yasaklama yazısı şeklinde, diğer yarısındaki teşkilatlarımıza ise, parantez açılarak Akademi Dergisi ismi geçen şekilde dolaştırdılar. “Bu ne rezilliktir, böyle yasaklama yazısı mı olur? Teşkilatın yarısına başka, diğer yarısına başka metin mi gönderilir? Hani, kim Akademi Dergisini yasaklamış?” denildiğinde ise yıllarca susmak, geri durmak zorunda kalıyorlardı.

Yıllarca, okuyucuların tam olarak anlayamayacağı surette bir karşılıklı mücadele yaşandı. Senelerce hakkımda bir tek açık bile olsa, aradılar, aradılar ama bulamadılar. Çünkü yok. O Adnancılar ayrı bir yandan, o Zeki Çalışkan ayrı bir yandan ve daha onlarca taraf ayrı ayrı araştırdılar, soruşturdular, didik didik ettiler ve bulamadılar. Tamamen sessiz kalamayacakları anlarda “Deli, raporu var” dediler. Senelerce bunu deyip başka hiçbir şey diyemediler. Sonra da kendilerinin beslediği hakiki bir deli üzerinden, o deliye verilen gerçek deli raporunun montajlanması suretiyle güya hakkımda deli raporu çıkarttılar ve devletin resmi kayıtlarında “var olmayan” sözde raporu sosyal ağlardan yaydılar.

Gün geldi, Ankebut Operasyonu başladı, neye uğradıklarını iyice şaşırdılar. Üzerine aylar geçti, korkudan titreye titreye riske girdiler, girmek zorunda da kaldılar ve ABD’den, Fransa’dan, Almanya’dan ve daha pek çok ülkeden gelen talimatlarla ve baskılarla da beni içeri aldılar. Hiç bir şey yapamadılar. Oradan sağ çıkmama da mani olamadılar. Hukuksuzca üzerime belki yüzlerce sene cezalar yığacaklardı, her ceza yığma denemesinde bir ya da birkaç hakim ve savcıyı yaktılar. Suç üstü olmalarını sağlamış oldular. Bu süreçte şeytanlaşmışçasına hukuk ve tıp sistemini ayarından çıkarttılar. Ortada ne hukuk/adalet, ne insanlık bıraktılar. Sözde devlet memuru olan ve kendileri gibi kripto olan adamlarına çok sayıda suçlar daha işlettiler ve şahitler, deliller bıraktılar. Kendilerine sorulsa koskoca bir sistem gördükleri şey, bütün umudunu, bir şekilde bana deli raporu yamamaya bağlayacak kadar düşmüştü, hiç olmuştu. Israrla, kuralsızca denediler, bu defa sözle değil, evrakla delilik yamamayı da denediler ama yine de yapamadılar.

Yapmayacakları ve benim kazanacağım ve benim cezaevinden de çıkacağım kesinleşince Solomon Soysuz istifa oyunları bile oynamak zorunda kaldı. Boğazlarına kadar pisliğe batmış ve bu hallerini her yerde açık etmişlerdi. İşte bütün bu insanlık dışı süreçte en etkili olan kişilerden biri de Zeki Çalışkan’dı. Bütün bağlantılarını, imkanlarını seferber etti. Kendini bu yolda adeta heder etti. Bir yandan cemaatimizin içine, bir yandan adalet sistemine, bir yandan hastahane sistemine ve içindeki düşük seviyeli personellere kadar, nereye karışabiliyorsa, her yolu denedi ama istediği gibi olmadı. Belki de hayatında ilk defa böyle gerçek bir Süleymanlı dava adamı gördü, zaman ilerledikçe neler neler gördü ama kabullenmedi ve kendini bitirdi. Kendisiyle birlikte daha pek çok kişiyi de bitirdi. Şimdi Zeki Çalışkan’dan bir tutulacak, “Alın onu da getirin” denile denile, peşinden birbiriyle bağlantılı binlerce insan şeytanı daha toplanacak ve yargılanacak. Vakti geldi ve buna artık Kraliçe bile, İblis bile mani olamayacak. Olmaya çalıştıkça sistemleri daha da batacak, daha çok kayıplar verecek.

Zekat diyerek, kurban hissesi diyerek onlarca senedir organize şekilde çaldıkları paraların…

Kurslarımıza, talebelerimize yapılan yardım/destek paralarından onlarca senedir çaldıklarının….

“Kurs yapıyoruz” diyerek çaldıklarının…

Güya dernekler, vakıflar üzerinden çaldıklarının…

Çaldıkları devasa meblağda paralar, çok sayıda araziler v.s. bir yana, organize insan ve organ kaçakçılığı, organize fuhuş işleri kapsamında pek çok ülkede çaldıkları çocukların, kaçırdıkları insanların, kadınların, kızların…

Kuruluşundan beri Türk/İslam düşmanlığı yapan, devlete ve millete ihanet eden, her türlü kara para işleri yapan ve hala yapmaya devam eden MİT’le el ele, kol kola çalışmanın…

MİT’in tasmalarını elinde tutan kara paracı ABD gizli servislerine çalışmanın…

ABD’yi ilan edilmemiş bir sömürge devlet ayarında tutan ve onu perde arkasından yöneten İngiltere’ye çalışmanın…

Bu güne kadar dünya genelinde en az 25 milyon çocuk ve gencin kaçırılarak tecavüz edilmesi, ayinlere kurban edilmesi, fuhuş ve organ mafyalarına kurban edilmesinden sorumlu olan Kraliçe’ye çalışmanın…

Daha detayları yazmakla bitmeyecek kadar geniş olan insanlık dışı, şeytanca bir milletler arası sisteme çalışmanın ne demek olduğuna dair yargılamalar yapılmadan, gerekli cezalar kesilmeden, suçluların milletimizin elinde lime lime parçalanmasına imkan verilmeden, en ağır şekilde cezalandırılmaları sağlanmadan, şüpheli hiç kimsenin kaçıp kaybolmasına izin verilemez, verilmeyecek.

İşte böyle… Keser döner, sap döner, gün gelir mfs adamı gömer.

Herkes şimdi kara paracı gizli Hristiyan Behlül Karak’a, kara paracı kripto kimlikli Seyfettin Alkan’a, kara paracı kripto kimlikli Zeki Çalışkan’a ve benzerlerine yazdıklarımı soracak. Daha da bir şey yazmadım aslında, bundan sonra yazacaklarım da sorulacak. Bunların ortadan kaybolmasının zamanı mı, yeri mi… Aksine, inadına meydanlarda olmalılar, sesleri çok gür çıkmalı, öfke ile bağırarak karşılıklar vermeliler, bir gün bile geçirmeden o tamamen kontrollerinde tuttukları adalet sistemine gitmeliler, benden davacı olmalılar ama neredeler bu kişiler? Neden susuyorlar, neden kuyruklarını sıkıştırıp geri duruyorlar, neden kaçışıyorlar? Ya adli yetkililer, onlar neden geri duruyorlar ve susuyorlar?

Yemin olsun, dünyadaki en feci ölüm şekilleri ile infaz ettireceğim o sözde hakimleri, o sözde savcıları. Laf olsun diye demiyorum, hakikaten yemin ediyorum ki yargılanıp da haklarında idam kararları verildikten hemen sonra, topluca gruplar halinde infaz edilirlerken ben de o meydanda olacağım. Devletin televizyon kanalları başta olmak üzere, yerli yabancı özel kanallardan her isteyenin oradan canlı yayınlar yapmasını sağlayacağım. Zaten yargılamaları da hep dediğim gibi TBMM’de son derece şeffaf şekilde yaptıracağım. “Durun, herkes bir yana, en canileri, organcıları, tecavüzcüleri, ayincileri, hainleri bile ikinci sıraya koyun. Birinci sıradan o sözde hakimleri, sözde savcıları hemen şurada topluca infaz edin” diyeceğim. “Kaçırılan milyonla bebek ve çocuklar nasıl parçalandıysa, en vahşi/yırtıcı hayvanları koyun şuraya, parçalasınlar bu insan şeytanlarını” diyeceğim. “Leşleri bile kalmasın, bunlar için bir hainler mezarlığı bile olmasın. Buraya bir anıt dikin, üzerinde şu yaşananın özet şekilde hikayesi anlatılsın. Altında da – İnsanlık namına lanet- yazılsın” diyeceğim.

Yazılacak çok şey var da hem vaktim yok, hem de yıllardır takip edenler biliyorlar ve yazmadığım kısımları da tahmin edebiliyorlar. Benim adım mfs, ölmedim, ölmeyeceğim ve yemin ederim ki bu seviyede şeytanlaşmış Yahudilerin, satanistlerin, Hristiyanların, masonların, kripto/münafık müslümanların hepsini dünyanın her yerinde en feci şekillerde öldüreceğim. Hepsi de hukuka uygun olacak. Ben bunları yaparken dünya insanlığı “Yak onları”, “Parçala onları”, “Kolayca öldürme onları” diye tempo tutacak. Ankebut Ağını, dünya insanları kısmıyla, uzaylı insanlar kısmıyla, cinler alemindeki kısmıyla birlikte yok edeceğim.

O Adnancılarla da hususi şekilde ilgileniyorum, ilgileneceğim. Devlet sistemi içinde onlarla birlikte bunca zamandır milletimize her pisliği yapmış olan başta hakim ve savcılar olmak üzere her yetkili ve etkili kişi, şimdiden feci şekillerde ölmeye hazırlansın.

Dünya denilen şu gezegen üzerine gücü kalmış bir taraf varsa da haydi çıkıp beni durdursun.

Az daha unutuyordum. Bakalım, Sabetaycı gizli Yahudi ve kara paracı pislik herif Tuğrul İnançer gibi kaç kişi daha öldürülecek de bu şeytani sistemin topluca alınmasına, yargılanmasına ve insanlığın/hukukun gereği olarak topluca katledilmelerine mani olunabilecek. Binlerce kişi öldürülse ve ortadan kaldırılsa bile mani olunamaz. Kraliçe kendini feda etse bile mani olunamaz.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Ezber bozan Akademi’den yol nerelere çıkıyor

  • Her türlü kara para işlerinde faaliyette olan gizli Yahudi Suç işleri bakanı Solomon Soysuz’a çıkıyor.
  • Bir mafya anası olan, organ ve insan kaçakçılığına kadar her şeytani işi yapan gizli Yahudi Meral Akşener’e ve İYİ Parti denilen organize suç, terör ve ihanet örgütüne çıkıyor. “Susurluk”a da yol çıkıyor.
  • Çok sayıda millet vekili ile bakana, çok sayıda eski millet vekilleri ile bakanlara çıkıyor. Mason tarikatının çok sayıda mensubuna çıkıyor.
  • Fuhuş başta olmak üzere her türlü kara para ve ayrıca ihanet işlerinde faaliyet gösteren, mason ve gizli Yahudi Adnan Oktar’ın lider gösterildiği, en tepede İsrailli Sanhedrin hahamlarının yönettiği organize suç, terör ve ihanet örgütüne çıkıyor. Kamuoyunda bilinen adıyla “Adnan hoca tarikatı”na ve yine mason tarikatına çıkıyor.
  • Sezen Aksu’dan, Acun Ilıcalı’dan, Şeyma Subaşı’dan, “trans birey” denilen ünlü kişilerden tutun da çok sayıda ünlü oyuncu, sanatçı, müzisyen, manken v.s. kişilere çıkıyor.
  • Mason tarikatına, satanist tarikatlara, misyoner tarikatlarına, ünlü kişilere kanca takıp onların her şeylerini yönlendirmek suretiyle milletin dini, milli, ahlaki değerlerine savaş açmış irili ufaklı tarikatlara çıkıyor.
  • Türkiye’nin, ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in, Avrupa ülkelerinin hatta birkaç koldan da Rusya ile Çin’in gizli servislerine ve Türkiye’deki sözde büyük elçiliklerine çıkıyor. Çok sayıda gizli servisle, onların kontrolündeki terör, fuhuş, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, şantaj, ihanet, casusluk ve cinayet çetelerine çıkıyor.
  • Türkiye’deki sözde “Türk”, özde gizli Yahudi ve gizli Ermeni basın ve medya örgütlerine çıkıyor. Tıka basa çift kimlikli omurgasız vatan hainleriyle dolu olan CNN Türk’e, Haber Türk’e ve benzerlerine çıkıyor.
  • Yabancı ülkelerin “derin odaklarından” ve gizli servislerinden aldıkları talimatlar icabı bir an evvel Türk erkeklerini ibneleştirmek için faaliyet gösteren, bu maksatla kendilerine verilen paraların bir kısmını ibneleştirme ve cinsiyet değiştirme faaliyeti kapsamında dağıtan kişilere çıkıyor. Sosyal mecralarda “uygun” gördükleri genç erkeklerle tanışarak “Seni trans yapalım, cinsiyetini değiştir. Bütün masrafları bizden. Şu kadar da para, arkası da gelecek” diyen ahlak ve insanlık düşmanı satanist örgütlere çıkıyor.
  • “Kadın haklarını savundukları” iddiasıyla faaliyet gösteren, yine malum devletlerden, gizli servislerden ve mason tarikatından talimatlar alan, paralar alan, eğitimler alan ve milletin huzurunu bozmaya, aile kurumunu yıkmaya çabalayan suç örgütlerine, sözde STK’lere çıkıyor.
  • Çeşitli insanlık dışı hilelerle, tuzaklarla ellerine düşürdükleri genç kızlara ve kadınlara zorla fuhuş yaptıran hatta bunların bir kısmını başka ülkelere gönderen suç örgütlerine çıkıyor. Küçük kız ve erkek çocuklarını kaçırarak satan ya da zorlayarak fuhuş yaptıran sübyancı çetelerine çıkıyor.
  • Sabahtan akşama kadar Türk ve Müslüman rolü oynayarak bir yandan da devlete, millete, bütün insanlığa zarar verecek faaliyetler, sinsilikler, ihanetler yaptıktan sonra, akşamları ya da geceleri gizlice toplanarak satanist ayinleri yapan, bu ayinlerde hayvanları ve insanları acımasızca parçalayan ve insan kanı da içen ünlü ya da ünsüz çok sayıda kişiye çıkıyor. Aralarında her meslekten, her kurumdan, her faaliyet sahasından kişiler var. Emniyet amirleri, istihbaratçılar, savcılar, hakimler de var.
  • Gerçek sahibi CIA olan o meşhur sosyal mecralarda ve Youtube’da faaliyet gösteren, kendilerini Türk ve Müslüman olarak gösteren ama her gün türlü türlü yollarla nüfuz casusluğu yapan, Türk milletini başka devletlerin, gizli servislerin, terör örgütlerinin, mafyaların ve mason tarikatının menfaatine olacak şekilde kandıran, dolduran, yönlendiren ya da fikirlerini, inançlarını baskı altına alan kişilere, suç teşkilatlarına çıkıyor.
  • Ayta Sözeri diye bilinen kripto ve namussuz herife de çıkıyor. Sadece bu herif konuşturulsa, sadece bu herif soruşturulsa bile işin arkasından fuhuş, fuhşa aracılık ve yer temin etme, zorla fuhuş, dayak-işkence başta olmak üzere türlü türlü insanlık dışı işleri ve ihanetleri organize şekilde yapan, bir an evvel bu milleti daha da acılar içinde, sorunlar içinde, maddi ve manevi felaketler içinde bırakmak isteyen suç ve ihanet örgütlerine çıkıyor. Oradan yine ABD’ye, yine Avrupa ülkelerine yine İsrail’e, yine İngiltere’ye çıkıyor.
  • Anlatmaya devam etsem, yazılı değil, sesli olarak onlarca saatte anlatıp özetleyebileceğim kadar insanlık dışı işler yapan, organize şekilde hareket eden, yurt içi ve yurt dışı kolları olan bir sisteme yani Ankebut Ağı’na çıkıyor.
  • Bu sistem, türlü türlü kara para işlerini, sadece mensuplarını zengin etmek, lüks içinde yaşatmak, bu yolla da her zaman bol bol mensup bulmak, para ile ayakta tutmaya çalıştıkları İsrail’i ve batı ülkelerini desteklemek için yapmıyor. Bu sistem, mümkün olan en kısa sürede bütün insanlığın dini, ruhi, cinsi yönlerden sapıtmasını, yoldan çıkmasını, Şeytan’a uymasını istiyor. Çünkü sistemin temelinde satanistlik var. İnsalığın tamamına düşmanlık var. İblis’e yaranmak, onun gözüne girmek, cinler alemine hizmet etmek var. İblis’in emirlerini yerine getirmek var.
  • İşte böyle şeytani bir sistemin, kendi içinde de farklı gruplar var. O gruplardan biri de Ezber bozan Akademi grubu… O Hakan Tunç bir konuşturulsa, TEM’in kameraları karşısında bildiklerini bir anlatsa, ABD Başkanı bay Biden ve başkan yardımcısı bay Kamala bile o koltuklarında duramazlar. Devletimiz, yapılması zaruri ve öncelikli olan operasyonu şu Hakan Tunç’tan ya da Hakan Yedican’dan başlatarak yapsa, sadece Türkiye’de değil, eş zamanlı olarak dünyanın onlarca ülkesinde de siyasi, adli ve askeri depremler olur. Her yer aylarca, yıllarca sarsılır. Dünya hızla başka bir dünyaya, insanca yaşanabilecek bir dünyaya döner. Meydana çıkan inanılmaz şeytanca işleri duydukça ruh sağlığı bozulan, travma geçiren yüz milyonlarca insan olur.
  • Bir pim var ya elimde, sadece bir pim… İşte o pim bu dünyayı o yöne döndürmeye yeter. Lakin bütün cihan, bütün alemler bir araya gelseler, Mfs’yi yolundan döndüremezler, korkutamazlar, caydıramazlar ve mfs’yi öldüremezler. Yakarsa bu dünyayı sadece Mfs yakar ve yakacak.

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

The bomb

Currently,


AKPKK, MHPKK, MIT, Masonic organization in Turkey…

In addition, Israel, the USA, the UK states, and most of all their secret services…

As individuals, Adnan Oktar, Oktar Babuna, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Abdülhamid Gül, Recep Tayyip and Meral Akşener…

You are looking at a bomb that will explode at the same time, one after another, thousands of masons and crypto-ID civil servants working in judicial and administrative institutions.

It is such a bomb that if it explodes, it will have an effect like a nuclear bomb. From the center point to the outermost ring, it will destroy whoever and everything. The people of the world will be stunned by what is revealed.

What kind of system actually works in Turkey and the world…
How Muslim Turks are wasted by the treacherous governments in Turkey, by our state institutions… What is the state of the courts, courthouses, prisons, and even hospitals… The real parallel state system within our state system… The human and organ smuggling of this real parallel state… Prostitution, drug trafficking, terrorism, arms smuggling, and all kinds of filth… It will be revealed to everyone.

Similar bombs will explode in dozens of countries, especially in the USA, Israel, England, Germany, France, and Italy, governments will be overthrown, freemasons will be exposed and huge fires will continue all over the world. The Ankebut Cult, which is already on the verge of collapsing, will completely ignite, and it will not have the strength to put out this fire.

And the pin of this bomb is in my hand right now. The conditions of the field will decide when exactly I will pull the pin of this bomb, which I am about to pull the pin off at any moment.

“I’m going down the field,” I said. I have delayed it many times. I said, “They don’t understand, the whole world will be confused,” but as I warned them, they didn’t understand, they didn’t listen, and this time, these conditions have come. It was entirely their choice.

I’m goind down the field. I am not responsible for anything that burns, collapses, gets bored, hangs, sinks, ends, collapses, dies, or anything. Let the world burn, if I hesitate for a second I am not Mfs.

Mehmet Fahri Patlayankaya | Akademi Dergisi

Terrorist Solidarity

One of the biggest terrorists in our country, the secret Armenian Kemal Kılıçdaryan, has exceeded his limits.

Kemal Kılıçdaryan, whose family is full of terrorists like himself, showed his terrorist face once again. For decades, those who have been eating rightful due and putting them on the shoulders of our citizens by not even paying for the electricity they use… Recently, they have been forced to pay their bills and resisted illegally… To the masses who are mostly sympathizers or supporters of terrorist organizations… He made promises within the scope of illegal and terrorist solidarity. Constantly giving each other the glad eye with the secret Christian Abdullah Gul, who is in close contact with the British Queen and was awarded the knee-tie order from the Queen, Kemal said, “We will provide electricity to farmers free of charge in Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Siirt and Batman under our rule.”.People are wondering. What is the privilege and superiority of those who farm there? Is it the fact that they are secret Armenians who appear to be Kurds, secret Assyrians, secret Yazidis… Is it that they are people who justify, support, and demand the terror, the brutal murder of even civilians, including babies and children, and the division of the country…

This decision, which is contrary to the principle of equality of the Constitution, cannot be implemented in a state of law, and it is a crime. Is it possible that Kemal, who has been on the political scene for so many years, and the secret Jewish, secret Armenian, and secret Christian gangs around him, do not know the law even that much?

These days when Tayyip is completely cornered and in fact nullified, Kemal is making statements that will overwhelm the society, on the other hand, gathers the terrorists around him and draw the reaction of the society. How many birds is he trying to hit with one stone? It is obvious that the secret Jew Meral Akşener, a mother of the mafia, tried the same thing several times. These traitors, these terrorists, these spineless reptiles, and black money thieves living with dual identities, were again sent from the so-called US embassy in Ankara, whose instruction to display these behaviors, which means, “May the support/vote of the crowds flow towards us, may the AKPKK stay in power a little longer”. Did they get it from the so-called British embassy, again from the MIT, or directly from the CIA? This is the main issue that needs to be brought to the fore immediately. The so-called opposition is terrorist-friendly just like AKPKK and MHPKK, and they have done and continue to do all kinds of black money business together to this day. It was in plain sight that they were all human demons who took instructions from a single center and betrayed Turkey, the Turkish nation, and even humanity by colluding with each other. These should now be dealt with with the necessary rigor.

All citizens are equal before the law in this country. No one is superior or privileged over the other. The masses that form the basis of terrorist organizations are tried and punished, their punishment is usually the death penalty and they are executed en masse. Those who have not yet committed a crime but remain in the category of sympathizers are deported following the law. If this is not done, the nation will begin to perform self-defense activities, as in 1915, and the same result will be reached.

Seeing/showing the behavior of the masses forming the basis of terrorists as legitimate and trying to give them privileges is an act of cowardice and terrorism that only the main terrorists, the representatives of the terrorists on the political scene can attempt. Both Kavala and Selahattin Demirtaş are constantly defended by Kemal and his gang because they are in the same position and mentality and because they are involved in such crimes. The collaborations of these gangs are also in front of the eyes.

Judicial authorities, who still do not intervene in the six gangs as the law orders, are complicit in these crimes and very soon, in those days when the anger of this nation turned into a steel fist and crushed all terrorists and traitors, they will be tried and hanged together with these terrorist gangs.

One of the biggest terrorists in our country, the secret Armenian Kemal Kılıçdaryan, has exceeded his limits.

Kemal Kılıçdaryan, whose family is full of terrorists like himself, showed his terrorist face once again. For decades, those who have been eating rightful due and putting them on the shoulders of our citizens by not even paying for the electricity they use… Recently, they have been forced to pay their bills and resisted illegally… To the masses who are mostly sympathizers or supporters of terrorist organizations… He made promises within the scope of illegal and terrorist solidarity. Constantly giving each other the glad eye with the secret Christian Abdullah Gul, who is in close contact with the British Queen and was awarded the knee-tie order from the Queen, Kemal said, “We will provide electricity to farmers free of charge in Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Siirt and Batman under our rule.”.People are wondering. What is the privilege and superiority of those who farm there? Is it the fact that they are secret Armenians who appear to be Kurds, secret Assyrians, secret Yazidis… Is it that they are people who justify, support, and demand the terror, the brutal murder of even civilians, including babies and children, and the division of the country…

This decision, which is contrary to the principle of equality of the Constitution, cannot be implemented in a state of law, and it is a crime. Is it possible that Kemal, who has been on the political scene for so many years, and the secret Jewish, secret Armenian, and secret Christian gangs around him, do not know the law even that much?

These days when Tayyip is completely cornered and in fact nullified, Kemal is making statements that will overwhelm the society, on the other hand, gathers the terrorists around him and draw the reaction of the society. How many birds is he trying to hit with one stone? It is obvious that the secret Jew Meral Akşener, a mother of the mafia, tried the same thing several times. These traitors, these terrorists, these spineless reptiles, and black money thieves living with dual identities, were again sent from the so-called US embassy in Ankara, whose instruction to display these behaviors, which means, “May the support/vote of the crowds flow towards us, may the AKPKK stay in power a little longer”. Did they get it from the so-called British embassy, again from the MIT, or directly from the CIA? This is the main issue that needs to be brought to the fore immediately. The so-called opposition is terrorist-friendly just like AKPKK and MHPKK, and they have done and continue to do all kinds of black money business together to this day. It was in plain sight that they were all human demons who took instructions from a single center and betrayed Turkey, the Turkish nation, and even humanity by colluding with each other. These should now be dealt with with the necessary rigor.

All citizens are equal before the law in this country. No one is superior or privileged over the other. The masses that form the basis of terrorist organizations are tried and punished, their punishment is usually the death penalty and they are executed en masse. Those who have not yet committed a crime but remain in the category of sympathizers are deported following the law. If this is not done, the nation will begin to perform self-defense activities, as in 1915, and the same result will be reached.

Seeing/showing the behavior of the masses forming the basis of terrorists as legitimate and trying to give them privileges is an act of cowardice and terrorism that only the main terrorists, the representatives of the terrorists on the political scene can attempt. Both Kavala and Selahattin Demirtaş are constantly defended by Kemal and his gang because they are in the same position and mentality and because they are involved in such crimes. The collaborations of these gangs are also in front of the eyes.

Judicial authorities, who still do not intervene in the six gangs as the law orders, are complicit in these crimes and very soon, in those days when the anger of this nation turned into a steel fist and crushed all terrorists and traitors, they will be tried and hanged together with these terrorist gangs.

Ben de katılıyorum

Kılıçdaroğlu “Seçim istiyoruz” dedi. Akşener “Acil seçim çağrısına katılıyorum.” dedi. Bu çağrıya ben de katılıyorum. Bir an evvel acil seçim yapılmalı. Şu Tayyip’in yerine kim iktidara gelse, ondan ehven-i şer olur. Acil seçim olmayacaksa zaten ne olacağı meydanda. Hiç istemediğim halde ve epeyi gürültülü bir şekilde memleketin başına ben geçeceğim. Ona göre herkes kararını versin.

Dikkat edilsin, erken seçim değil, acil seçim istiyorum. Şunların bir gün daha iktidarda kalması bile maddi ve manevi çok büyük zarar demek. Erken seçime kadar bile güç unsurlarının karşılıklı mücadelesi bu ülkenin büyük karışmasına sebep olur. Bu nedenle, erken değil, acil seçim şart.

Mehmet Fahri Sertkaya

Lavrov’un fitne kazanları

Lavrov “Mfs ile Tayyip’in arasını bozmak lazım” diye söylene söylene yoğun mesai yapıyor. Fitne kazanları kaynatmak istiyor. Muhtelif görüşmeler yaptı, yapıyor. İngiltere ve Almanya’yı da bu fitne planlarında yanında görmek istiyor. Bu fitne planları çerçevesinde gizli Ermeni ve Hristiyan Kemal Kılıçdaroğlu ile de görüşmek isteyecekler. İçimizdeki Ermenistan’ı bir kart, bir piyon olarak kullanmak isteyecekler. Gerekirse onları topyekun bir ateşe atmaktan çekinmeyecekler. Pek işe yarar şeyler yapacaklarına ihtimal de vermiyorlar ama ellerinde fazla kart yok ve Ermeni çetelerini de mecburen kullanacaklar.

Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’i ve sözde İyi Parti’yi, CHPKK’den daha da kullanışlı buluyorlar. Meral’in fazla gücünün olmadığını, ülke içerisinde de zayıf bir partisi olduğunu ama Tayyip’e karşı son zamanlarda sesinin yüksek çıktığını değerlendiriyorlar. Meral Akşener hakkında “İstediklerimizi dillendirmekte kullanabileceğimiz bir piyon” diyorlar.

Ruhani’nin de çok yalnız ve güçsüz kaldığını, bu fitne planlarına dahil olup destek vereceğini değerlendiriyorlar. PKK’nin pek çok üst isminin Ruhani ile arasının iyi olduğunu, Ruhani’nin bu vesileyle Türkiye içinde pek çok terör eylemi yaptırabileceğini değerlendirdiler. Ruhani ise Putin’e “Tayyip bu konuda bize dişini gösterdi. PKK/YPG/PYD ile hareket etmememiz gerektiğini bize açıkça söyledi. Aksi halde bunun bütün ilişkilerimize yansıyacağını ve zarar vereceğini de söyledi. Lakin ABD üzerimize çok geliyor, biz mecburen PKK/YPG/PYD’yi desteklemeliyiz. Türkiye’de aşırı bir baskı altına alındı bu örgüt. Elimden fazla bir şey gelmez ama yine de tamamen yok edilmesine mani olabilirim.” dedi.

Lavrov, Putin’e,

Mevlüt Çavuşoğlu’nun çok zayıf, liyakatsiz bir adam olduğunu…

Tayyip’in, yaptığı başarılı siyaseti sadece mfs ile yapabildiğini…

Tayyip’in çevresinde liyakat sahibi hiç kimsenin olmadığını…

Çavuşoğlu kullanılarak Türkiye ile ABD’nin arasını bozabileceklerini…

Solomon Soysuz’a ulaşıp bilgiler alabileceklerini ama onun da çok işe yaramayacağını, onu çoktan gözden çıkarttıklarını….

Stratejik konuları kullanarak (Türkiye’deki nükleer santral projesi gibi) anlaşmazlıklar çıkartabileceklerini ve baskı ortamı oluşturabileceklerini…

Türkiye’nin bazı meselelerde Rusya’dan teknik ekibe ihtiyaç duyduğunu, bu desteği vermeyince de Türkiye’nin sıkışacağını…

Bu süreçte Rusya’nın Japonya ile iyi geçinmesi gerektiğini…

Şi’nin, kendisiyle anlaşmak mümkün olmayan bir lider olduğunu, diplomasiden anlamadığını ama mecburiyet icabı Şi ile beraber yol almak zorunda olduklarını…

Çin’le iyi bir müttefik gibi görünürlerse, dünyaya bu görüntü verilirse şu sıkıştıkları zamanda çok faydalı olacağını…


Avrupa’daki mafya bağlantıları üzerinden de Avrupa hükumetlerini sıkıştırmaları gerektiğini…

Esed’in büyük bir fırsat yakaladığını, ellerinden kaçmak isteyeceğini ama şu anda çok sıkışık halde olduğunu ve ellerinden kurtulamayacağını…

Merkel’in Avrupa’daki tek gerçek dostları olduğunu…

YPG/PYD’ye verdikleri destekle YPG/PYD’yi daha güçlü bir hale getirmeleri gerektiğini…

Bu terör örgütünün bitmesine kesinlikle müsaade edemeyeceklerini…

İran’ın da bu konuda üzerine düşenleri zaten yaptığını…

Kırım meselesini öncelikle Heiko Mas ile görüşeceğini…

Kırım’ın o kadar kolay şekilde ellerinden alınabilecek bir yer olmadığını ve bütün bunların Suriye’deki başarılarına bağlı olduğunu…

Suriye’de askeri güç haricinde istihbarat servislerine mensup adamlarını çok iyi kullanarak tarafları birbirine karşı kışkırtmakta çok iyi olmaları gerektiğini…

Casuslarının zaten bu konuda usta olduklarını ve zorlanmayacaklarını…

Türk askerlerine ve Esed’in askerlerine saldırılmasını sağlayacaklarını ve bu iki gücün ittifak etmesini imkansız hale getireceklerini…

İran, Almanya, Rusya ittifakıyla YPG/PYD’yi varlıkta tutup hatta mümkün olursa daha da güçlendirirken bir yandan da dünya kamuoyunu Esed’in YPG’ye güç verdiğine ikna edeceklerini…

Ve benzeri fitne fesat planlarını anlattı, değerlendirdi. Putin “Her zaman en iyi adamımdın dostum” şeklinde karşılık verdi. Büyük memnuniyet duydu.

Tek adam rejimi ve Cem Uzan

İkinci dünya savaşı öncesinde Ankebut Ağı Almanya’yı nasıl hazırladıysa ve Almanya üzerinden dünyayı şekillendirmek planları kurduysa, üçüncü dünya savaşının sıcak çatışmalarına ramak kalmış şu günlerde Türkiye de aynı maksatla ve hızlıca hazırlanmalı.

Bu planlar çerçevesinde ilk yapılması gereken şey Türkiye içindeki muhalif Ermeni çetelerini oyundan düşürmek olacaktır. Şu an itibariyle tesir gücünü büyük oranda kaybetmiş ve yıkılacaklarını kabul etmiş bu çetelere son darbeler ivedilikle vurulmalı, Türkiye’nin siyasetinde, bürokrasisinde, ordusunda, finans dünyasında birlik ve dirlik sağlanmalıdır.

Bunun için gerekirse rejimle özdeşleşmiş ama çoktan da çürüyüp perişan hale gelmiş CHPKK bile kapatılmalı ya da açıkken kapalı kalmış bir vaziyete getirilmelidir.

Gerçek manada bir “Tek adam” rejimi kurulmalıdır ki doğru karar alma, doğru zamanda hamle yapma sorunları ortadan kaldırılmalıdır. Böyle bir Türkiye’ye hem bizim hem de Ankebut Ağı’nın ihtiyacı varken Cem Uzan’ı siyaset sahnesine tekrar aktif şekilde çıkartmaya çalışmak, anlaşılır şey değildir. Bu, hatalı bir proje olacaktır ve zaman kaybından, zarar ziyandan başka bir şeye sebep olmayacaktır.

Biz, Cem Uzan gibi, dibe vurmuş, ruh sağlığını da aşırı derecede bozmuş birisinin, Türkiye siyasetinde boy göstermesine asla müsaade etmeyiz. Cem, siyaset sahnesinde Meral Akşener’den yüzlerce kere daha tehlikeli bir serseri mayın misali yer tutacaktır. Ne zaman nerede çok büyük ve hiç beklenmedik bir kriz çıkartacağını kendisi dahil hiç kimse bilemeyecektir. Şimdiden yazdım, herkesin malumu olsun istedim ki yarın o piyon sahneye sürülünce ve biz gerekli karşılıkları verince kimse bize bilenmesin. O halde hiç kimse Cem Uzan projesine oynamasın, masraf etmesin ve emek ziyan etmesin.

Yeminler ederek kürsüde kükrerken rakiplerini değil kendi siyasi hayatını bitirdi

Sabetaycı gizli Yahudi, mafya anası Meral Akşener, partisinin grup toplantısında Devlet Bahçeli’ye verdiği karşılık sırasında aslında ne olduğunu, nasıl biri olduğunu iyice gözler önüne serdi.

Meral’i yıllardır gerçek yüzüyle yazar, anlatırım. Twitter’da kendisinin yazıp attığı paylaşımlara bakarsanız bile anlarsınız. Akademisyen denilen Meral, Türkçe bile bilmez. Ortalama lise 1. sınıf öğrencisi seviyesinde takılıp kalmış, üniversite diplomasını Türkiye’deki Sabetaycı ve Mason hain güruhun bağlantıları sayesinde ancak almış, Sabetaycı gizli Yahudi ve yine mafya anası Tansu Çiller’in zamanında ve yine Sabetaycı oluşu sayesinde İçişleri Bakanlığı bile yapmış Meral, kimin hangi tabiri ne manada kullandığını idrak etmekte bile çok kifayetsiz kalan bir kişidir. Televizyonlarda canlı yayınlarda konuşurken çok sık olarak düşük/devrik cümleler de kuran Meral, konuşmasını kayıttan izleyip hangi dil bilgisi hatalarını yaptığını bulmaya çalışsa, buna da muvaffak olamaz. İçişleri Bakanlığı bile yapmış olan Meral, temel seviyede hukuk bile bilmez. Konuşurken sürekli suçlar işler, bunları fark edemez. Şimdi sadece bunlar karşısına çıkartılsa, otuz senede adalet sisteminin elinden kurtulamaz.

Tezatların kadınıdır Meral… Türlüğü, Laikliği, atası Kamal Adıtürk üzerine kurulan İslam karşıtı rejimi, milliyetçiliği, İslam’ı bir arada savunur. Arka plandan devam ettirdiği kara para işleri, mafya analığı faaliyetleri sırasında üzerine oturmuş atarlı, erkeksi ve son derece rahatsız edici hali/tavırları, sanki cesur bir Türk kadınının mücadeleci karakteri imiş gibi göstermek istese de milletin aynı kanaatte olmadığı anlaşılıyor.

Son kükreyişi de samimi değil, asilce değil, son derece rahatsız ediciydi, tiksindiriciydi, iğrençti. Son derece samimiyetsizce, ölçüsüzce yapılmış bir çıkıştı. Siyasette parlayabilmek, biraz daha gündem olmak, biraz daha oy artırmak ve ego tatmin etmek için kendi namusunu milletin önünde öyle ulu orta seviyesizce araç eden bir rezil kadın gördük kürsüde… Üstelik bunu yaparken bu milletin kendisine olağanüstü bir destek vereceği beklentisi içine girecek kadar da düşük bir kadın…


Meral, zamanında, Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a karşı da aynı böyle bir tavır sergilemişti. İsmail Kahraman, kendisine sorulan bir soruya cevaben “Şu Meral Kılıçdaroğlu mu?” şeklinde bir karşılık vermişti. Meral ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun birlikte hareket ettiğini, ittifak halinde olduklarını ima etmişti. Meral, Kahraman’ın bu çıkışına da kendi namusunu, siyasi menfaatleri için basitçe araç yapacak bir dip seviyede karşılık vermişti. O zaman Meral’i çok şiddetli şekilde tenkit eden sert bir yazı yazmıştım. Zaten Kahraman daha sonrasında, kendisini tenkit ederken haddi abartılı şekilde aşması neticesinde Meral Akşener’den davacı olmuştu.

Meral bu çirkinliği hep sergiliyor

Herkesin dini, dünya görüşü, siyasi tercihi kendine ama ben yıllardır açıkça yazarım, kadınların siyaset sahnesinde olmasını doğru bulmadığımı… İnandığım İslam dinine göre de kadınlar idarecilik yapamazlar. Eşitlik safsatasına da inanmıyorum. Eşitlik her zaman adalet değildir. Bazı konularda kadınlar üstün, bazı konularda erkekler. Hiç tartışılamaz bir gerçek ki idarecilikte erkekler üstün. Erkekler sistematik bir beyne/zekaya sahip halde yaratılıyorken, kadınlar duygusal ve empatik tarzda çalışan bir beyinle yaratılıyorlar. Kadınların hislerine, duygularına ve nefislerine daha kolayca mağlup olması, idari makamlara geldiklerinde büyük krizler çıkartıyor. Hatta kadınların aybaşı hallerinde tavırlarına ve kararlarına yansıyan olumsuzluklar dünyanın her yerinde özel sektörde bile krizler çıkartmaya devam ediyor. Bunlar, bilimsel gerçekler…

90’lı yıllardan beri mafya analığı yapan, sürekli erkeklerin arasında bulunan, bu güne kadar kaç kişiye sıktırdığını bilmeyen bir Meral Akşener bile hala erkek gibi olamadı. Doğru, tam bir kadın olarak da kalamadı ama erkeklere doğuştan verilen meziyetleri sonradan da kazanamadı. Üstelik yaşı da 60’ı çoktan geçti ama hala istenilen ayara giremedi. Siyaset yapamıyor. Tıpkı bir kadın gibi davranmaya, şok edici değerlendirmeler ve çıkışlar yapmaya devam ediyor.

Bu halleriyle Meral Akşener, teknik yeterliliği bulunmadığı halde trafiğe çıkmış bir aracın bir de fireninin patlaması misali büyük tehlike arz ediyor. Kendisini zaten bitirdi. Hem şu son zamanlarda mühim siyasi konularda kendini bitirecek hatalı kararlar aldı, yanlış saflarda saf tuttu, yanlış çıkışlar yaptı, hukukun gereği olarak ezilip geçilecek kesimlerle bir arada kaldı ama bir de yine siyasette var olabilmek için namusunu araç etmek kadar seviyesizce yeni bir çıkış daha sergiledi.

Meral’in Türkiye siyasetinde bulunduğu her gün, her an, her şey yaşanabilir. Aklı başında siyasetçiler “Nasıl yani? Bu ne demek şimdi? Bu konu/konuşma buradan oraya bir anda nasıl geldi?” tarzında krizler yaşayabilirler. Şu anda seçim olsa yüzde iki küsur oy alacak olan partisinin içi hep fokur fokur kaynıyor. Pek çok yerde hala doğru düzgün parti teşkilatı yok ve olanlar da çok zayıf ama parti teşkilatlarının Meral’e çok kıymet verdiği ve çok liyakatli bulduğu da yok. Hatta sözde İyi Partili vekiller de çoğunlukla aynı görüşteler. Süleymanlılar cemaatinin açık ve büyük desteği olmasaydı sözde İyi Parti 2018 seçimlerinde o kadar oyu da alamazdı. Kendi teşkilatının bile Meral’den kurtulup huzur bulması gerekiyor.

Yazılması, yorumlanması gereken ve hatırlatılması gereken çok şeyler var ama bu kadarı da kafi… Söz uzatılmayıp da hukukun gereği yapılmalı ve Meral Akşener bir çok farklı suçlama ile acilen yargılanmalı. Yeni Meral Akşener’lere de izin verilmemeli.

Mehmet Fahri Sertkaya

Zaten etkisiz elaman olmuştu.

İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili, gizli Yahudi, gizli Mason, Kamalist vatan haini Ümit Özdağ görevinden istifa etti. Bu, çok gecikmeli bir istifa oldu. Çoktan istifa etmeliydi. Anca fırsatını buldu, işi kılıfına uydurdu.

Zaten etkisiz elaman olmuştu. Son yıllarda onu iyice İfşa etmiştik, çok sıkışmıştı, panikle geri çekilmişti. Öne çıkamıyordu, hamle yapamıyordu. Belki de ortalık yatışır diye biraz bekledi ama o da olmadı. Şimdi ise istifa etti.

İstifasının, genel başkan yardımcıları Koray Aydın ve Musavvat Dervişoğlu’nun parti içi politikalarına ve bu politikalar sonucu ortaya çıkan olumsuz seçim sonuçlarına tepki olarak gerçekleştiği iddia ediliyorsa da bu tamamen yalan. Böyle bir şey yaşamadılar. İYİ Parti denilen organize suç, terör ve ihanet örgütünün diğer militanları da sıkıntıda. Onların da çoktan geri çekilmesi beklenirdi ama riske girmeyi, bir süre sonra topluca ters kelepçelenerek alınmayı göze aldılar. Biz yine de Ümit’in peşi sıra başka istifalar da bekliyoruz.

Bunun, yavaş yavaş kaçmak dışında bir sebebi daha var. Akşener’i önce yalnızlaştırmak, mazlumlaştırmak, kahramanlaştırmak ve sonra etrafında yeni bir kadro kurmak… Ankebut Ağı, Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’in iktidara yürümesi için elinden geleni yapıyor, yapacak.

Mehmet Fahri Sertkaya