Etiket arşivi: Münafıklar

Ezber bozan Akademi’den yol nerelere çıkıyor

  • Her türlü kara para işlerinde faaliyette olan gizli Yahudi Suç işleri bakanı Solomon Soysuz’a çıkıyor.
  • Bir mafya anası olan, organ ve insan kaçakçılığına kadar her şeytani işi yapan gizli Yahudi Meral Akşener’e ve İYİ Parti denilen organize suç, terör ve ihanet örgütüne çıkıyor. “Susurluk”a da yol çıkıyor.
  • Çok sayıda millet vekili ile bakana, çok sayıda eski millet vekilleri ile bakanlara çıkıyor. Mason tarikatının çok sayıda mensubuna çıkıyor.
  • Fuhuş başta olmak üzere her türlü kara para ve ayrıca ihanet işlerinde faaliyet gösteren, mason ve gizli Yahudi Adnan Oktar’ın lider gösterildiği, en tepede İsrailli Sanhedrin hahamlarının yönettiği organize suç, terör ve ihanet örgütüne çıkıyor. Kamuoyunda bilinen adıyla “Adnan hoca tarikatı”na ve yine mason tarikatına çıkıyor.
  • Sezen Aksu’dan, Acun Ilıcalı’dan, Şeyma Subaşı’dan, “trans birey” denilen ünlü kişilerden tutun da çok sayıda ünlü oyuncu, sanatçı, müzisyen, manken v.s. kişilere çıkıyor.
  • Mason tarikatına, satanist tarikatlara, misyoner tarikatlarına, ünlü kişilere kanca takıp onların her şeylerini yönlendirmek suretiyle milletin dini, milli, ahlaki değerlerine savaş açmış irili ufaklı tarikatlara çıkıyor.
  • Türkiye’nin, ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in, Avrupa ülkelerinin hatta birkaç koldan da Rusya ile Çin’in gizli servislerine ve Türkiye’deki sözde büyük elçiliklerine çıkıyor. Çok sayıda gizli servisle, onların kontrolündeki terör, fuhuş, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, şantaj, ihanet, casusluk ve cinayet çetelerine çıkıyor.
  • Türkiye’deki sözde “Türk”, özde gizli Yahudi ve gizli Ermeni basın ve medya örgütlerine çıkıyor. Tıka basa çift kimlikli omurgasız vatan hainleriyle dolu olan CNN Türk’e, Haber Türk’e ve benzerlerine çıkıyor.
  • Yabancı ülkelerin “derin odaklarından” ve gizli servislerinden aldıkları talimatlar icabı bir an evvel Türk erkeklerini ibneleştirmek için faaliyet gösteren, bu maksatla kendilerine verilen paraların bir kısmını ibneleştirme ve cinsiyet değiştirme faaliyeti kapsamında dağıtan kişilere çıkıyor. Sosyal mecralarda “uygun” gördükleri genç erkeklerle tanışarak “Seni trans yapalım, cinsiyetini değiştir. Bütün masrafları bizden. Şu kadar da para, arkası da gelecek” diyen ahlak ve insanlık düşmanı satanist örgütlere çıkıyor.
  • “Kadın haklarını savundukları” iddiasıyla faaliyet gösteren, yine malum devletlerden, gizli servislerden ve mason tarikatından talimatlar alan, paralar alan, eğitimler alan ve milletin huzurunu bozmaya, aile kurumunu yıkmaya çabalayan suç örgütlerine, sözde STK’lere çıkıyor.
  • Çeşitli insanlık dışı hilelerle, tuzaklarla ellerine düşürdükleri genç kızlara ve kadınlara zorla fuhuş yaptıran hatta bunların bir kısmını başka ülkelere gönderen suç örgütlerine çıkıyor. Küçük kız ve erkek çocuklarını kaçırarak satan ya da zorlayarak fuhuş yaptıran sübyancı çetelerine çıkıyor.
  • Sabahtan akşama kadar Türk ve Müslüman rolü oynayarak bir yandan da devlete, millete, bütün insanlığa zarar verecek faaliyetler, sinsilikler, ihanetler yaptıktan sonra, akşamları ya da geceleri gizlice toplanarak satanist ayinleri yapan, bu ayinlerde hayvanları ve insanları acımasızca parçalayan ve insan kanı da içen ünlü ya da ünsüz çok sayıda kişiye çıkıyor. Aralarında her meslekten, her kurumdan, her faaliyet sahasından kişiler var. Emniyet amirleri, istihbaratçılar, savcılar, hakimler de var.
  • Gerçek sahibi CIA olan o meşhur sosyal mecralarda ve Youtube’da faaliyet gösteren, kendilerini Türk ve Müslüman olarak gösteren ama her gün türlü türlü yollarla nüfuz casusluğu yapan, Türk milletini başka devletlerin, gizli servislerin, terör örgütlerinin, mafyaların ve mason tarikatının menfaatine olacak şekilde kandıran, dolduran, yönlendiren ya da fikirlerini, inançlarını baskı altına alan kişilere, suç teşkilatlarına çıkıyor.
  • Ayta Sözeri diye bilinen kripto ve namussuz herife de çıkıyor. Sadece bu herif konuşturulsa, sadece bu herif soruşturulsa bile işin arkasından fuhuş, fuhşa aracılık ve yer temin etme, zorla fuhuş, dayak-işkence başta olmak üzere türlü türlü insanlık dışı işleri ve ihanetleri organize şekilde yapan, bir an evvel bu milleti daha da acılar içinde, sorunlar içinde, maddi ve manevi felaketler içinde bırakmak isteyen suç ve ihanet örgütlerine çıkıyor. Oradan yine ABD’ye, yine Avrupa ülkelerine yine İsrail’e, yine İngiltere’ye çıkıyor.
  • Anlatmaya devam etsem, yazılı değil, sesli olarak onlarca saatte anlatıp özetleyebileceğim kadar insanlık dışı işler yapan, organize şekilde hareket eden, yurt içi ve yurt dışı kolları olan bir sisteme yani Ankebut Ağı’na çıkıyor.
  • Bu sistem, türlü türlü kara para işlerini, sadece mensuplarını zengin etmek, lüks içinde yaşatmak, bu yolla da her zaman bol bol mensup bulmak, para ile ayakta tutmaya çalıştıkları İsrail’i ve batı ülkelerini desteklemek için yapmıyor. Bu sistem, mümkün olan en kısa sürede bütün insanlığın dini, ruhi, cinsi yönlerden sapıtmasını, yoldan çıkmasını, Şeytan’a uymasını istiyor. Çünkü sistemin temelinde satanistlik var. İnsalığın tamamına düşmanlık var. İblis’e yaranmak, onun gözüne girmek, cinler alemine hizmet etmek var. İblis’in emirlerini yerine getirmek var.
  • İşte böyle şeytani bir sistemin, kendi içinde de farklı gruplar var. O gruplardan biri de Ezber bozan Akademi grubu… O Hakan Tunç bir konuşturulsa, TEM’in kameraları karşısında bildiklerini bir anlatsa, ABD Başkanı bay Biden ve başkan yardımcısı bay Kamala bile o koltuklarında duramazlar. Devletimiz, yapılması zaruri ve öncelikli olan operasyonu şu Hakan Tunç’tan ya da Hakan Yedican’dan başlatarak yapsa, sadece Türkiye’de değil, eş zamanlı olarak dünyanın onlarca ülkesinde de siyasi, adli ve askeri depremler olur. Her yer aylarca, yıllarca sarsılır. Dünya hızla başka bir dünyaya, insanca yaşanabilecek bir dünyaya döner. Meydana çıkan inanılmaz şeytanca işleri duydukça ruh sağlığı bozulan, travma geçiren yüz milyonlarca insan olur.
  • Bir pim var ya elimde, sadece bir pim… İşte o pim bu dünyayı o yöne döndürmeye yeter. Lakin bütün cihan, bütün alemler bir araya gelseler, Mfs’yi yolundan döndüremezler, korkutamazlar, caydıramazlar ve mfs’yi öldüremezler. Yakarsa bu dünyayı sadece Mfs yakar ve yakacak.

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Süleymanlılar cemaati ve gizli Yahudiler

M** (Akademi Dergisi takipçisi) 4 Mart Cuma, 16:02

Saygıdeğer Hocam, yüksek müsadenizle bir konu hakkında düşüncelerinizi merak ediyorum. Şuan kpss tarih çalışıyorum ve aklıma takılan bir konu var. Biz Türkler nereden geldik? O kadar parça parça ki bunu aklımda bir türlü oturamıyorum. Ya da bu konuyu okumak için bir kaynak öneriniz var mı?

Mehmet Fahri Sertkaya, 4 Mart 2022, 16:41


“Türk diye bir ırk var mı, yok mu?”

Nuh a.s’ın oğullarından olan Yafes’ten geldik. Diğer oğlu olan Sam’dan da Yahudiler geldiler. Nuh a.s.’ın irtihalinden sonra, uzun zaman Yafesin evlatları ile Sam’ın evlatları sorunsuz devam ettiler, bir arada yaşadılar. Kız aldılar, verdiler, kaynaştılar. Her kesin kanı, kodları birbirine karıştı. Bu olduktan sonra gelen ve “Ben-i İsrail’in peygamberleri” dediğimiz binlerce peygambere de aslında hem Sami/Yahudi hem Sami/Arap hem de Yafesi/Türk denilebilir. Zaten geçenlerde anlattıklarımla bunun fark edilmesini de sağladım. Yuşa aleyhisselamın, Musa aleyhisselamın, Davud aleyhisselamın kodlarında hem Sami/Araplık hem de Yafesi/Türklük de vardı, etraflarında Türkler de çoktu. Tarihe geçmiş en büyük Türklerden biri olan hazret-i Zülkarneyn de “İsrailoğullarına gönderilmiş hak peygamber” olarak bildiğimiz peygamberlerle akrabaydı. Yani on binlerce senedir Türk, Arap, Yahudi denilen ırklar aynı temelden geldi. Hepsi kardeş, hepsi akraba… Zaten İslam’da ırkçılık da katiyen yasak/haram… İblis sonra oyunlar kurdu, Sami/Yahudi olanları kafaladı ve onları satanistliğe kadar sürükledi. Kendine bağladı, soylarını, tarihlerini onlara hep yalanlarla farklı anlattı, anlattırdı.

Böyle İblis tarafından kandırılan Yahudiler ve Türkiye’deki gizli Yahudiler, çıkıp her fırsatta “Türk diye bir ırk var mı, yok mu?” diye tartışma çıkartırlar. Kendilerince Türklerin de Yahudi olduklarına, bunu bilmediklerine ve asimile olduklarına inanırlar. Bu nedenle kendilerine “Öztürkler” derler. Türkiye’deki çok sayıda gizli Yahudi aile bu soy ismi taşır ve ticari müesseselerine de bu ismi verirler. Hatta bu gizli Yahudilerden birinin yazdığı sözde bir mehter marşı da vardır. Kendilerince “Yeni Malazgirt Marşı” da derler. Türklerin tarihteki tartışılamaz surette gözler önünde olan muazzam galibiyetleriyle, üstünlükleriyle kendilerince övünürler. O zamandaki Türklerin de aslında Yahudi olduklarını bilmeyen Yahudiler olduklarına inanırlar. Türkiye’deki meşhur gizli Yahudi mafya babalarından biri olan Sedat Pek-er de zamanında “Öztürkler” diye bir internet sitesi açmıştı. Bunun açılışını merasimle yapmıştı. O yemekli, eğlenceli merasime gizli Yahudilerden kalabalık bir grup katılmıştı. Aralarında kimler, kimler vardı.

İşte Fatih’in oğlu 2. Bayezid de bu gibi iddialarla yoldan çıkartıldı. Kendini, Yahudi olduğunu sonradan çözmüş, anlamış bir Yahudi olarak kabul etti. Sonra mason da oldu, satanistliğe kadar ilerledi. Etmediği zulüm ve ihanet, sapıklık ve rezalet kalmadı. Sonunda oğlu Yavuz Sultan Selim Han tarafından zehirlenerek ve ibret-i alem olacak surette öldürüldü. Son zamanlarda mezarı da rezalet/pislik merkezi… Bu dahi hikmetsiz değil. Cemaatimizdeki hoca efendilerden ve hoca hanımlardan bazılarına da onlarca senedir “Senin soyun/aslın hep Yahudi. Siz asimile oldunuz, aslınıza dönün. Zaten bakın Türkiye’de siyasi, mali, askeri güç hep bizde. Boşa çile çekmeyin” dediler, bazılarını kandırdılar ve kendilerine çalıştırdılar, çalıştırıyorlar.

Hazret-i üstazımızın kızlarından Ferhan, onun çocuklarından Gülderen Kuriş ve Mehmet Beyazıt Denizolgun, bunların çocuklarından Alihan Kuriş ve Fatih Süleyman Denizolgun da kendilerini Yahudi, mason, satanist kabul eden kişiler olup çıktılar. Devşirildiler ve büyük zararlara sebep oldular. Her türlü ihanetin ve kara para işlerinin, TCK’ya göre de ağır suç kabul edilen suçların, bağlantıların içindeler.

Cemaatimizin hedefine ulaşmasına onlarca senedir mani oldular, hızını kestiler, ihanetler ettiler, samimi Süleymanlılara çok eziyetler ettiler, onları cemaatten uzaklaştırdılar, kimilerini öldürttüler, büyücülükle de saldırdılar ve son zamanda ise cemaatimizin idaresini tamamen ele geçirdiler.


Ferhan’ın kocası Kamil Denizolgun da müslüman değildi. Soyunun bir yanı gizli Ermenilerden, bir yanı gizli Yahudilerden geliyordu. Hazret-i üstazımızın, deccal küfrünün en şiddetli zamanında, her insanın aklının dahi kaldıramayacağı nasıl da büyük çilelerle ve nasıl da dahiyane siyasetlerle bu dini ayakta tuttuğu, her şartta yol alıp hizmetine devam ettiği, oyunlar içinde oyunlar kurduğu yakında herkes tarafından kesin şekilde anlaşılacak. Hiç kimsede şüphe kalmayacak. Zira istenenden, beklenden çok çok fazla deliller, ispatlar meydana saçılacak.

Günümüzde de Yahudiler, bu tarihi gerçeği çarpıtıyorlar ve “Türkler de aslında Yahudidir” diyorlar. Öyle değil, anlattığım gibi… Akrabalık çok, ortak kodlar/genler çok. O gözle bakılacaksa Yahudi bildiklerimize Türk ve Arap da denilebilir. Türk bilinenlere Arap ve Yahudi de denilebilir. Arap bilinenlere Türk ve Yahudi de denilebilir. Bu, nasıl bakıldığına bağlıdır. Neticede bütün insanlar bir Adem ile bir Havva’nın evlatlarıdır. Ayrıca Nuh tufanından sonrasına bakılırsa, günümüzdeki bütün insanların ikinci babası da Nuh peygamberdir. Hatta anlatmıştım, o devir o kadar karışık ki o zamanlarda dünya insanlarının genleri arasına uzaylı insan türlerinin genleri bile karıştı. Öyle Yahudilerin iddia ettiği gibi değil bu işler. Herkesin geninde herkesin kodları var. Hatta uzaylı kodlarına kadar…

İblis’in Yahudileri kandırdığı gibi, İblis’le Havva’nın cinsi münasebetinden ayrı bir insan soyu da gelmemiştir.

On yıl önce anlattığımda, duyurduğumda Türkiye’de çok ses getirmişti ve artık herkesin duyduğu, bildiği gerçeklerden biri haline geldi ki kendilerini Sam’dan bu yana safkan Yahudi zan eden o kişiler, geçmişte adeta soyları kuruyacak hale geldiler. Hazar Türkleri Yahudileşti ve kendilerini Yahudi kabul ettiler de dünya üzerinde Yahudiyiz diyenler tükenmemiş oldular. An itibariyle şu dünyada kendini Yahudi bilenlerin en az yüzde doksan beşi aslında Hazar Türkü…

Böyle bu kadar karışık bu işler…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yazıya bazı eklemeler:

Kendini Yahudi görmeye başlayan ve onlarca sene cemaatimize büyük darbeler vuran Ferhan Denizolgun (mavi kıyafetli) ve onun gibi kendini Yahudi kabul eden kızı Ayşe Gülderen Kuriş (arkasında, çizgili kıyafetli)

Alihan Kuriş’in annesi olup da cemaatimizi arka plandan gizlice ve Yahudice yöneten Ayşe Gülderen Kuriş

Ayşe Gülderen Kuriş

Ferhan Denizolgun’un kocası olup da gizli Yahudi/Ermeni karışık bir soydan gelen Kamil Denizolgun

Soy ismindekinde -ol ve -gun heceleri, Türkiye’deki gizli Yahudi ailelerde, isim ve soy isimlerde sık kullanılmıştır. Misal: Ongun, Oral

Kamil’in kendine göre solundaki kişi Arif Ahmet Denizolgun’dur. Sağındaki kişi Mehmet Beyazıt Denizolgun’dur. Kamil’in üçüncü çocuğu Ayşe Gülderen Kuriş’tir. Alihan Kuriş, Ayşe Gülderen Kuriş’in oğludur.

Bu soyun mensupları asırlardır Türklerin arasında Türk ve Müslüman gibi görünerek, münafıkça yaşamaktadırlar.

AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünden millet vekili olmakta bir beis görmeyecek kadar ayarı kaçık bir kişi olan, dinimizi, yolumuzu ve değerlerimizi her fırsatta siyasete ve kara para işlerine alet eden Fatih Süleyman Denizolgun.

Fatih Süleyman, Mehmet Beyazıt Denizolgun’un oğludur. Arif Ahmet Denizolgun karşısında AKPKK suç örgütü hep Mehmet Beyazıt Denizolgun’u desteklemiş, onu cemaatin başına getirmek istemiş ama muvaffak olamamıştır. Mehmet Beyazıt Denizolgun da AKPKK’den millet vekili yapılmıştır.

Sonrasında oğlu Fatih Süleyman da milllet vekili ya da doğru ifadeyle AKPKK militanı yapılmıştır.

Cemaatin idaresindeki Gülderen ve Alihan Kuriş, Fatih Süleyman’la da sık sık paslaşmaktadır. Gerçek kimlikleri, niyetleri, bağlantıları, suçları açıkça gözler önünde olan bu çete, cemaatimizi Yahudi/Mason zihniyetiyle idare etmektedir.
Cemaat ve ülke içinde dev gibi büyümüş bunca sorunların gerçek sebepleri işte bunlardır. Sorunları çözmeyi istemeyen ve bu yolu kasten durduran, ayarından çıkartmak isteyen, işlemez hale getirmek isteyen bu ihanet zihniyetidir.

Söz konusu “Yeni Malazgirt Marşı”

Kamil Denizolgun, Osmanlı devletini içten yıkan gizli Yahudi ve masonların önde gelenlerinden biri olan Mustafa Reşid Paşa’nın torunu mu…

Meşhur hain Mustafa Reşid Paşa ile Kamil Denizolgun arasında akrabalık var mı…

Milli Görüş camiasına yakınlığıyla bilinen Hürses gazetesi yazarı Fehmi Çalmuk, 28 Ağustos 2018 tarihli köşe yazısında, Süleymanlılar Cemaati ile ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

İlgili yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Sadece dünyanın siyasi dengeleri değil, cemaatimizin içi de karışacak

Bir yandan cemaatimin içinde de hatları geriyorum. Çok gözler önünde olmayan büyük bir gerilme var. Cemaatimiz içindeki hainleri, münafıkları, masonları, gizli yahudileri, gizli ermenileri, gizli servislere bağlı kişileri, kara paracıları, yiyicileri köşelere sıkıştırıyorum. Çok gerildiler, çok daraldılar. Bir çıkış yolu arıyorlar.

Bunların mason tarikatı üzerinden Türkiye’de AKPKK ve MİT ile olduğu gibi, dünyanın başka başka ülkelerindeki hükumetlerle de bağlantıları var. Öyle zan ediyorum ki son bir çıkış hamlesi olarak bir çılgınlık deneyecekler. Onlar da “Bize yar olmayacak bu cemaat, kimseye yar olmasın. Mfs’nin kontrolüne ise hiç geçmesin. O zaman başımız daha büyük belada demektir” diyecekler ve son çare olarak cemaati kasten çökertmeye oynayacaklardır. Bunu zaten bir süredir değerlendiriyorlar ve aralarında konuşuyorlar.

Benden ikaz etmesi… Bunca ihanet, bunca nifak, bunca ahlaksızlık, bunca dolandırıcılık, bunca cinsi sapıklık, bunca yalanlar açıkça gözler önündeyken, ben de bunca zamandır ikazlar ediyor ve durmam gerektiği gibi durup mücadele ediyorken, hala bu yaşananları görüp de müslüman gibi, süleymanlı gibi, ehl-i tarik gibi durmayanlar ve mücadele etmeyenler, çok ama çok fena şeyler yaşayacaklar.

Allah’a yemin ederim ki ehl-i küfrün, onları ezip geçmesine hiçbir karşılık vermeyeceğim. Çünkü hak ediyorlar. Bana, teşkilatıma, cemaatim içinde samimi gördüğüm ve değer verdiğim kişilere zarar vermeye kalktıklarında karşılarında beni bulacaklar ve gerekli karşılıkları da vereceğim ama söz konusu gafillerin, korkakların ve menfaatçilerin ezilip geçilmesine mani olmayacağım. Bütün dünya bu duruşumu görecek. Ehl-i küfür kazanacak olsa bile Allah’ın adaleti tecelli edecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Muhsin Yazıcıoğlu öldü, diğer Muhsinler de ölecekler

Bir süre önce yazdığım bir yazıda, on yıldan fazla süredir yaptığım yayınlarda, pek çok meseleye ve şahsa dair ezberleri bozduğumu, ilk zamanlar bu mücadelede çok zorlandığımı, insanların kabul etmek istemediklerini ama artık bu konuların herkes tarafından doğru şekliyle bilinen ve kabul edilen konular/gerçekler olduğunu ifade etmiştim. Yalanların ve aldatmaların yerini gerçeklerin aldığını, Türklere ve diğer müslüman kavimlere kurulan tuzakların pek çoğunun yıkıldığını ama bu güne kadar yazmadığım, yayınlamadığım, anlatmadığım, daha sarsıcı gerçekleri de bundan böyle anlatacağımı ifade etmiştim.

O sarsıcı gerçeklerden biri de Muhsin Yazıcıoğlu gerçeği… Vefatından daha doğru ifadeyle öldürüldüğünden sonra kıymete binen ve öldürüldüğü ana kadar dönüp yüzüne bakmayan samimiyetsiz kalabalıklar tarafından, öldürülmesinin ardından baş tacı edilen ve dillerden düşmeyen Muhsin Yazıcıoğlu… Hiç uzatmadan birkaç satırla sarsıcı gerçekleri anlatacağım.

Muhsin Yazıcıoğlu, en baştan beri MHPKK bağlantılı şekilde siyasi faaliyetler içinde bulunan, MHPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü içinde faaliyet gösteren, bunların ABD merkezli/talimatlı kurdukları sözde milliyetçi Ülkü Ocakları içinde yetişen, Ülkü Ocakları denilen ve geçmişten beri tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermeni dolu teşkilatın her türlü kara para işlerinin de içinde yer alan, MİT’in adamlarıyla yani MİT’teki gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve vatan haini ve kara paracı üstleriyle birlikte faaliyetler icra eden bir kara paracı, bir gizli Ermeni’den başka bir şey değildi.

Türkiye’de Özal sonrasında İslamcılık denilerek İslami faaliyetlerin daha arttırıldığı ve İslami söylemlerin, referansların daha özgürce ifade edildiği zamandan sonrasında Muhsin Yazıcıoğlu’nda gerçek bir değişme ve gerçekten hidayete dönük bir ilerleme de olmadı. Alperen Ocakları, Ülkü Ocaklarından farklı bir maksatla tesis edilmedi. Muhsin Yazıcıoğlu, hayatının son gününe kadar hiçbir şekilde gizli Ermeni bağlantılarından ve kara para mücadelesinden ve MİT mensupluğundan geri durmadı. Onun hakkında, öldürülmesinden sonra yayılan ve çok büyük bir vatansever ve yüksek imanlı bir müslüman olduğu teması işlenen hikayeler hep uydurma…

Öldürülmesi de aslında vatanı ve milleti müdafaa ve muhafaza etmeye çalışırken yaşanan bir suikast, bir cinayet şeklinde olmadı. Kendi içlerindeki iç çekişme neticesinde yaşanan bir suikast oldu. Öldürülmesinden kısa süre öncesine dair bazı iddialar da var. Bunlar da itibar edilecek şeyler değiller. Bu iddialardan bir tanesi de Barnabas İncil’inin bulunmuş olduğu iddiası… İddiaya göre, Muhsin Yazıcıyan, Barnabas incilinin birkaç sayfasının fotoğraflarını cep telefonunda bulundurdu, gittiği bazı meclislerde, ortamlarda, etrafındaki muhataplarına gösterdi. Bu konuda ses getirdi ve bundan rahatsız olan FETÖ, Muhsin Yazıcıyan’ın infaz kararını aldı. Bu, tamamen hakikat olan bir hikaye değil. Muhsin, bu nedenle öldürülmedi. Bu yapılan da art niyetli şekilde hedef saptırmaktan başka bir şey değil.

Bu iddiayı, en kuvvetli şekilde, oyuncu Ahmet Yenilmez dillendirdi. Bu, hiç şaşırtıcı değil. Çünkü Ahmet Yenilmez de aynı sistemin mensubu bir gizli Ermeni. Aslında kimin ne olduğunu, kimlerin ne haltlar çevirdiğini çok iyi derecede bilen bir kişi. Ermeni olduğu için oyunculukta yükseltilmiş ve gizli Yahudi Osman Sınav’ın MİT projesi olarak çektiği dizilerde, filmlerde hep yer verilmiş bir kişi… Bunların hepsi, aslında sahada birbirlerinin gerçek kimliklerini bilen, birbirlerine karşı iç çatışmalar da yaşayan, mücadele de veren ya da destek de veren kişiler. Bu kişiler, Türk milleti içinde, Türkiye içerisinde, sürekli faaliyet gösterdiler ve gerçek kimliklerini, hedeflerini, bağlantılarını, çatışmalarının gerçek sebeplerini gizleyerek faaliyet göstermeye de devam ediyorlar. İfşa olmamak, teşkilat olarak meydana çıkmamak için, türlü türlü meselelerde gerçek yüzünü gizlemeye dönük türlü türlü açıklamalar, yönlendirmeler yaptılar, yapıyorlar.

Ayrıca bilinmeli ki iddia edildiği gibi hakiki İncil bulunsa yani tahrif edilmemiş, aslından bozulmamış hak İncil bulunsa bile, bu hak İncil’in hükmü de kaldırıldı. Kur’an-ı Kerim, kendinden önceki hak kitapları nesh etti. Müslümanların hak İncil’e ihtiyacı kalmadı. Şu anda hak İncil hakikaten bulunsa ve Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’i bırakıp ona tabi olsalar, dalalete sapmış olurlar ve sonunda cehennem ehli olurlar. Bir de, bir kişi “Ben İncil’in tahrif olmamış halini işte buldum” dese, onun hakiki İncili olduğunu Hristiyan alemine ve bütün insanlığa nasıl ispat edecek? Peygamberlerin mucizelerini, Ay’ı ikiye ayırdığını, taşların üzerinde ayak izleri bıraktığını, asası ile denizi yardığını ve daha yüzlerce akıl almaz mucizeyi görmüş olup da inanmamış yığınlar, şimdi “Barbanas İncili’ni bulduk ve bu, hakiki İncil” diyenlere mi itibar edip inanacaklar. Bunlar da hep oyun, hep tuzak… Bu tuzakları da hep gizli Ermeniler, gizli Rumlar, gizli Hristiyanlar, gizli misyonerler oldukları için kuruyorlar.

Muhsin, böylelerinden biri olduğu halde Müslüman, Türk, milliyetçi, vatansever rolü oynamış kişilerden biriydi. Gerçekten kendi aralarındaki iç çatışmalara kurban gitti. Kurulmak istenen dengeler içerisinde yerini tam bilemeyişinden, gücünün yetmeyeceği hamleler yapmasından ötürü öldürüldü. Bu cinayetin arka planında Tayyip’ten tutun da AKPK’lilere, MHPKK’lilerden tutun da FETÖ’cülere, kendisinin de mensup olduğu gizli Ermeni çetesinden tutun da batı dünyasındaki gizli servislere ve mafyalara kadar pek çok vatan haini, kara paracı, insan şeytanı kişiler var. Hatta Rus mafyaları bile var. Son döneminde Muhsin Yazıcıyan’ın Menzil tarikatına yanaşmış olması bile gizli Ermeniliği ve kara paracı yönüyle alakalı… Yıllar önce yazdım, anlattım ki Menzil baştan ayağa bozuk bir dalalet fırkası ve ayrıca gizli Ermenilerin Kürt görünerek kurduğu bir pusu… Menzilin arkasında gizli Ermenilik, kara paracılık, misyonerlik, MİT, Hakan Fidan, gizli Ermeni aşiretler v.s. var. Muhsin bunların hepsini çoktan bildiği halde Menzil’e çok yakın durdu ve Müslüman Türklerin Menzil tuzağına daha fazla düşmesine yardım ve yataklık etti. Müslüman Türklerin, Menzil’deki sahte gavsa, o büyücü insan şeytanına ve etrafındaki büyücülerle kara paracı vatan hainlerine tabi olmalarını istedi. Dinleri bile yıkılırmış, imanlarını bile kaybederlermiş, dünya ve ahiret felaketi olurmuş, hiç umursamadı.

Muhsin Yazıcıoğlu, gerçekte böyle bu kadar alçak, bu kadar münafık biriydi. Sahada bu anlattıklarımı ve henüz anlatmadığım çok daha fazlasını bilen binlerce kişi var. Şimdi cahillik edip araştırmadan, soruşturmadan ve ezberini bozmamak için sesini yükseltecek olanlar, kısa sürede sert kayaya çarpacaklar.

Bir Amerikan/Siyonist projesi olan Ülkü Ocakları içinde, onlarca senedir neler döndüğünü bilmeden, kimin kim olduğunu bilmeden, tamamen samimi niyetlerle mücadele veren hakiki milliyetçiler, kahramanlar da çıktı. Bunlardan şehadet şerbeti içenler de oldu. Lakin bu bile hakikati değiştirmez. Hakiki Müslüman Türklerin, MHPKK’den, Devlet Bohçalı’dan, onun da kurucuları arasında yer aldığı Ülkü Ocaklarından, Muhsin Yazıcıoğlu gibi sahte kahramanlardan, Alperen Ocakları gibi art niyetle kurulmuş tuzaklardan, BBP’den ve o vatan haini Mustafa Destici’den uzaklaşması, bu oyunları artık tamamen bozması ve danışıklı dövüşlerle Türkiye’nin onlarca yılının ve birkaç neslinin daha heba edilmesine mani olması şart. Şu anda en öncelikli vazife, Müslüman Türk’ün davasının arasına Türk ve Müslüman görünerek karışmış bütün hainleri ifşa etmek ve oyundan düşürmektir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Yetti artık

İhsan Şenocak isimli bu münafık, bu dolandırıcı, bu hain, bu AKPKK militanı herif artık haddi çok aştı. Tahammül sınırlarını zorluyor. Vatanın hürriyeti, sömürünün engellenmesi, canların, malların, ırzların muhafazası için yapabileceği son şeyi yapan Kazak halkına “fitneci” demek, onların felaketini istemek ve bu mücadeleden döndürmek için dinimizin esaslarını çarpıtarak buna alet etmek… Değil, tahammül edilesi şey değil…

Kaç sene oldu bu dolandırıcı pisliğin AKPKK ile el ele, kol kola şekilde müslümanların yardımlarını/paralarını büyük büyük iç ettiğini gözler önüne sereli? Adamına göre mi hukuk var bu ülkede? Müslüman görünerek müslümandan çalanlara, müslüman görünerek müslümanları felaketlere sürükleyenlere dokunulamayacağına, yargılanmayacaklarına dair bir kanun mu var?

Yetti artık, boğazımıza kadar geldi. Bu itin tasmasını elinde tutanlar ya alıp kendileri itlaf etsinler ya da endişe ediyorum ki nerede nasıl hırlayacağını bilmeyen bu it sebebiyle meydan karışır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Fazilet Takvimiyle Müslümanların arasını kimler, neden açtılar?

Medar-ı iftiharımız olan Fazilet takvimi son yıllarda para kazanmanın bir metaı haline getirildi. Bu, hizmetlerimizin maddi ihtiyaçlarını karşılamada yeni bir gelir kanalı oluşturmak niyetiyle de yapılmadı. Bu işte/kararda da iyi niyet yok. Sadece Fazilet takvimin üzerinden dönen dolapları ve yapılan ihanetleri sesli anlatmak bile saatler alabilir.

Hadis-i şerifte ahir zamanda İslami ilimlerin yok olmaya yüz tutacağı, cahiliyenin hakim olacağı, bu sebeple insanların dinini muhafaza edemeyeceği, son nefesini kurtaramayacağı ve dünyasının cehennem misali sıkıntılı geçeceği açıkça ifade edilmiş. Birçok hadis-i şerifte İslami ilimlerin olmadığı yerde Müslümanlığın, saadetin, adaletin, huzurun olmayacağı açıkça ifade edilmiştir.

Böyle bir çağda, bir benzeri bu güne kadar hazırlanamamış olan ve bu güne kadar milyonlarca insanın binlerce dini meselede doğru bilgileri öğrenmesine vesile olan takvimimizin üzerine oynanan oyunlar artık bozulmalıdır.

Fazilet takviminin arka yüzünde verilen dini/İslami bilgilerin, kendi sitesinden kaldırılmış olmasının iyi niyetle izahı mümkün değildir. Bu güne kadar neden böyle karar alındığına dair yapılan açıklamalar ikna edici ve hukuka uygun değildir.

Başka takvim markaları bunları kopyalayacaksa, kopyalasın… Başka internet siteleri bunları yayın yapacaksa, yapsın… Bunlar daha çok yayılmış olur ve pek çok ilmi meselede hataların yerini doğruları alır. Bundan hangi mü’min gönül rahatsızlık duyar… Üstelik, Fazilet takviminin arka yüzünde verilen yazılar günümüzde hayatta olan birilerinin telif eserleri midir? Bunları bir komisyon zaten geçmiş ve muteber İslam alimlerinin muteber eserlerinden iktibasla aktarmadı mı, aktarmıyor mu? Böyle bir dünyada, böyle bir komisyonun, 365 gün sınırlamasına takılmadan böyle bir hizmeti artırması ve bir sene içerisinde takvimizin resmi sitesi üzerinden binlercesini paylaşması istenmez ve beklenmez mi?

Fazilet takviminin IOS ve Android uygulamalarının ücretli olmasını anlamak da mümkün değildir. Türkiye’de ve dünyada maddi durumu gerçekten çok ama çok zor olan çok yüksek sayıda müslüman bulunmaktadır. Bunların kitap almaya da ilmi meselelerde maddi harcamalar yapmaya da imkanları bulunmamaktadır. Hatta pek çok kardeşimizin iş/geçim meşguliyeti arasında kitap okumaya vakti de bulunmamaktadır. Gönül isterdi ki bu bilgiler günümüz insanın anlayabileceği sade bir Türkçe ile aynı zamanda seslendirilsin ve çalışan kişiler ve talebeler bunları yolda ve fırsat buldukları her yerde dinleyebilsin… Şu misyonerlerin her bir incilin arasında yüz dolar koyarak yaptığı faaliyetlere bir bakalım, bunların bile sözde İslami iktidarda hiçbir mani ile karşılamadıklarına bakalım. Evlatlarımızın, insanlarımızın ne kadar büyük bir tehlike altında olduğuna bakalım. Her gün sözde Türk basın ve medyasında İslami meselelerin gizli Ermeni ve gizli Yahudi ilahiyatçılar tarafından nasıl kasten tahrif edildiğine bakalım ve bir de Alihan Kuriş’in Fazilet takvimi hakkında aldığı şu kararlara bakalım. Akıl alır şeyler değil bunlar…

Bu şartlarda, Fazilet takvimi uygulamasının ücretli dağıtılması zaten ilk anlardan itibaren akıllarda soru işaretleri oluşturmuştu.

Son zamanlarda yaptığım yayınlardan sonra samimi/gerçek Süleymanlılar anladılar ki Alihan Kuriş yıllardır zikzaklar çizen, batıp çıkan biriydi. Son birkaç aydır ise tamamen battı ve artık çıkışından ümit de kesildi. Öyle ise son yıllardaki bazı tuhaf gördüğümüz kararları şimdi yeniden tartışmanın ve sorgulamanın da vakti gelmedi mi? Hz Ömer’e hesap soran sahabi gibi olmamızın vakti gelmedi mi? Bence bu sorgulamaların ve hesap sormaların en başında gelmesi gereken hususlardan biri de Fazilet takvimi üzerinden döndürülen dolaplar…

Bu hususta sorgulamamız, tartışmamız ve sonrasında samimiyetle ve Allah için, din gayretiyle hesap sormamız gereken şudur:

  • Bir şer kuvvet, İslam düşmanı bir güç unsuru, bu kadar ilmi kuraklığın hüküm sürmekte olduğu bu çağda, yaralara merhem olurcasına ihtiyaca az da olsa cevap veren Fazilet takviminin arka yüzündeki ilmi makalelerin/izahatın yayılmasına mani olmak istedi mi?
  • Onlarla zaten pek çok hususta anlaşan, son zamanlarda ise her dediklerini emir kabul eden, “Benim canıma zarar gelmesin, ne derseniz yaparım” diyecek kadar dibe vuran Alihan Kuriş ve şürekası, o zamanlarda Fazilet takvimi hakkındaki bu taleplerini da kabul etti mi?
  • Takvimin arka yüzünde verilen bu ilmi izahlara müslümanlar ulaşamasın diye Fazilet takviminin kendi sitesinden bunların paylaşılmasına da son verildi mi?
  • Yine aynı niyetle IOS ve Andorid uygulamalarının ücretli olmasına mı karar verildi?

Bunca yıldır bu kadar müslümanın yaptığı maddi yardımlar nereye gitti de bir takvimden para kazanmak iddiasıyla bu kadar akıl almaz ve iyi niyetle izah edilemez kararlar alındı ve uygulandı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Desteğe ihtiyacı var!

Ankara Ulubey bölgesinden Hasan Bayram Hocaefendi, cemaatimiz içindeki Müslüman görünen münafık büyücülerin saldırısına uğramıştır.

Tıbben beyin kanaması teşhisi konulmuş ve bilinci kapalı denilse de aslında yaşananın çok ağır büyülerin tesiri olduğunu anlamak meseleden bile değildir.

Yine metafizik sahada marifeti olan samimi/ihlaslı kardeşlerimize sorunca hemen öğrenebilirsiniz ki bu büyüler bu hocaefendi kardeşimize samimi olduğu, gayretli olduğu ve doğruları konuştuğu için yapıldı. Kendisine büyü yapılması talimatını ailece büyü işlerine çoktan bulaşmış olan Alihan Kuriş verdi. Bunları bilmek, doğrulamak isteyenler kolayca doğrulayabilirler. Tartışmaya açık bir yanı bile yok. Bir süredir neler yazıp iddia ettiğim herkesin gözleri önünde ama karşıma bir kişinin bile çıkamadığı ve “Sen bunları nasıl yazabilirsin” diyemediği de gözler önünde…

Ayağını tamamen kaydırıp münafıklaşan ve karşımda iyice de köşeye sıkışmış olan Alihan Kuriş’in emriyle çok sayıda münafık kişi, cemaatimizdeki çok sayıda samimi hizmet ehline durmaksızın büyüler ve metafizik saldırılar yapıyorlar. Ali Eren de bu büyücü takımının önde gelenlerinden ve Hasan Bayram hocaefendiye de kastedenlerden biri…

Artık kılıçlarımızı kınlarından çıkartmamız gerektiği anlaşılıyor… Çünkü bunların artık hidayetinden ümid de yok, bunların durmasını ummak da ahmaklık. Öyle ise herkes, bütün samimi Süleymanlılar derhal titreyip kendine gelmelidir. Her sahada bu münafıklar, bu muzır varlıklar, bu İslam ve Müslüman düşmanları, bu ilmin ve hakikatin düşmanları, adaletin ve hakkaniyetin düşmanları temizlenmelidir.

Artar cihadla şanımız
Fahr-i rasul sultanımız

Mehmet Fahri Sertkaya

Halis Ece de gizli Ermeni/Hristiyandı

Salim Dağ ile ve cemaatimizdeki türlü münafıklarla arası hep iyi olan, metafizikle çarpılıp öldüğü güne kadar merkezimize hep baş belası olan, her türlü kötü ahlakı bulunan, bu hali sıfatına vuran ve sıfatına bakılamayan, huysuzluğundan/geçimsizliğinden yanına yanaşılamayan Halis Ece, gizli bir Ermeni ve Hristiyandı.

Ülkemizdeki gizli Ermeni/Hristiyan çeteleriyle bağlantılıydı. İyi de bir üfürükçüydü. Durmadan birilerine büyüler yapardı ama yaptığı kişiler çoğunlukla iyi kişiler, samimi kardeşlerimiz ve hocalarımız olurdu. İblis kadar kibirli, bencil, hasetçi biriydi. Kimin güzel bir huyunu ya da iyi/faydalı bir işini görse haset eder ve hemen büyü yapardı. Diğer münafıklar gibi Halis Ece de büyüklerimize sürekli büyüler yapardı. Bana da az büyü yapmadı.

Merkezi hiçbir zaman takmadı. Emirlere itaat etmedi. Son senelerinde üzerine çok gittim ve nihayet bu halini açıkça yazmak zorunda kaldı. Sayfalarını kapatmadı da “Burada hayırlı bir hizmet veriyoruz. Bunları kapatmaya kimin ne hakkı var.” şeklinde mesajlar yazdı.

İşte bunlar gerçek Süleymanlılar gibi göründüler, senelerce dipleri oyuldu ve son çare olarak Akademi Dergisi’nin yasaklandığı şeklinde bir oyun oynadılar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hüseyin Kumaş…

Paranız varsa, makamınız, rütbeniz varsa, dininizin, ahlakınızın Hüseyin Kumaş için hiç önemi yok. Bunlar varsa onun nazarında kıymetli birisisiniz. Bunlar yoksa, istediğiniz kadar doğru itikatlı ve takva sahibi biri olun, o gören kör gözleri sizi görmez. Ona bir Mercedes deyin, sonra istediğiniz Mercedes’e bindirip istediğiniz fitneye sürükleyin.

https://bit.ly/3rdqZsp

Mehmet Fahri Sertkaya

Yusuf Büyükgöze aslında Yahudi kökenli birisi…

Cemaatimiz içinde hemen herkesin duyduğu bildiği Yusuf Büyükgöze aslında Yahudi kökenli bir kişidir.

Cemaatimizin içine sızıp yükselmiş çok sayıdaki hain gizli Yahudilerden biri… Soyadı bile bir kodlama olan Büyük Yusuf, hiçbir zaman bu yolun gerçek bir mensubu olmadı. Yahudilerle, Masonlarla halen bağlantılı. Bu güne kadar binbir türlü zarar ziyana sebep olduğu gibi Akademi Dergisi hakkında uydurma, gerçek dışı bir yasaklama yazısının dağıtılması kısmında, bu alçaklığı yapan hainlerle ittifak halindeydi. Gizli Yahudi Salim Dağ ile de çok yakındı, beraber ihanetler ederlerdi.

Büyüklerimizin emirlerinin cemaatimizin tabanına tam ve doğru manasıyla ulaşmasına hep maniler çıkarttılar, çıkartıyorlar. Ayrıca tabanın vaziyetinin ve meselelerinin büyüklerimize tam ve doğru haliyle aktarılması kısmında da kasten sorunlar çıkartıyorlardı, çıkartıyorlar.

Bunların ihanetlerini, bu yola, bu davaya verdikleri zararları birkaç satırla anlatabilmek mümkün değildir.

Mehmet Fahri Sertkaya