Etiket arşivi: Hz.Nuh

Süleymanlılar cemaati ve gizli Yahudiler

M** (Akademi Dergisi takipçisi) 4 Mart Cuma, 16:02

Saygıdeğer Hocam, yüksek müsadenizle bir konu hakkında düşüncelerinizi merak ediyorum. Şuan kpss tarih çalışıyorum ve aklıma takılan bir konu var. Biz Türkler nereden geldik? O kadar parça parça ki bunu aklımda bir türlü oturamıyorum. Ya da bu konuyu okumak için bir kaynak öneriniz var mı?

Mehmet Fahri Sertkaya, 4 Mart 2022, 16:41


“Türk diye bir ırk var mı, yok mu?”

Nuh a.s’ın oğullarından olan Yafes’ten geldik. Diğer oğlu olan Sam’dan da Yahudiler geldiler. Nuh a.s.’ın irtihalinden sonra, uzun zaman Yafesin evlatları ile Sam’ın evlatları sorunsuz devam ettiler, bir arada yaşadılar. Kız aldılar, verdiler, kaynaştılar. Her kesin kanı, kodları birbirine karıştı. Bu olduktan sonra gelen ve “Ben-i İsrail’in peygamberleri” dediğimiz binlerce peygambere de aslında hem Sami/Yahudi hem Sami/Arap hem de Yafesi/Türk denilebilir. Zaten geçenlerde anlattıklarımla bunun fark edilmesini de sağladım. Yuşa aleyhisselamın, Musa aleyhisselamın, Davud aleyhisselamın kodlarında hem Sami/Araplık hem de Yafesi/Türklük de vardı, etraflarında Türkler de çoktu. Tarihe geçmiş en büyük Türklerden biri olan hazret-i Zülkarneyn de “İsrailoğullarına gönderilmiş hak peygamber” olarak bildiğimiz peygamberlerle akrabaydı. Yani on binlerce senedir Türk, Arap, Yahudi denilen ırklar aynı temelden geldi. Hepsi kardeş, hepsi akraba… Zaten İslam’da ırkçılık da katiyen yasak/haram… İblis sonra oyunlar kurdu, Sami/Yahudi olanları kafaladı ve onları satanistliğe kadar sürükledi. Kendine bağladı, soylarını, tarihlerini onlara hep yalanlarla farklı anlattı, anlattırdı.

Böyle İblis tarafından kandırılan Yahudiler ve Türkiye’deki gizli Yahudiler, çıkıp her fırsatta “Türk diye bir ırk var mı, yok mu?” diye tartışma çıkartırlar. Kendilerince Türklerin de Yahudi olduklarına, bunu bilmediklerine ve asimile olduklarına inanırlar. Bu nedenle kendilerine “Öztürkler” derler. Türkiye’deki çok sayıda gizli Yahudi aile bu soy ismi taşır ve ticari müesseselerine de bu ismi verirler. Hatta bu gizli Yahudilerden birinin yazdığı sözde bir mehter marşı da vardır. Kendilerince “Yeni Malazgirt Marşı” da derler. Türklerin tarihteki tartışılamaz surette gözler önünde olan muazzam galibiyetleriyle, üstünlükleriyle kendilerince övünürler. O zamandaki Türklerin de aslında Yahudi olduklarını bilmeyen Yahudiler olduklarına inanırlar. Türkiye’deki meşhur gizli Yahudi mafya babalarından biri olan Sedat Pek-er de zamanında “Öztürkler” diye bir internet sitesi açmıştı. Bunun açılışını merasimle yapmıştı. O yemekli, eğlenceli merasime gizli Yahudilerden kalabalık bir grup katılmıştı. Aralarında kimler, kimler vardı.

İşte Fatih’in oğlu 2. Bayezid de bu gibi iddialarla yoldan çıkartıldı. Kendini, Yahudi olduğunu sonradan çözmüş, anlamış bir Yahudi olarak kabul etti. Sonra mason da oldu, satanistliğe kadar ilerledi. Etmediği zulüm ve ihanet, sapıklık ve rezalet kalmadı. Sonunda oğlu Yavuz Sultan Selim Han tarafından zehirlenerek ve ibret-i alem olacak surette öldürüldü. Son zamanlarda mezarı da rezalet/pislik merkezi… Bu dahi hikmetsiz değil. Cemaatimizdeki hoca efendilerden ve hoca hanımlardan bazılarına da onlarca senedir “Senin soyun/aslın hep Yahudi. Siz asimile oldunuz, aslınıza dönün. Zaten bakın Türkiye’de siyasi, mali, askeri güç hep bizde. Boşa çile çekmeyin” dediler, bazılarını kandırdılar ve kendilerine çalıştırdılar, çalıştırıyorlar.

Hazret-i üstazımızın kızlarından Ferhan, onun çocuklarından Gülderen Kuriş ve Mehmet Beyazıt Denizolgun, bunların çocuklarından Alihan Kuriş ve Fatih Süleyman Denizolgun da kendilerini Yahudi, mason, satanist kabul eden kişiler olup çıktılar. Devşirildiler ve büyük zararlara sebep oldular. Her türlü ihanetin ve kara para işlerinin, TCK’ya göre de ağır suç kabul edilen suçların, bağlantıların içindeler.

Cemaatimizin hedefine ulaşmasına onlarca senedir mani oldular, hızını kestiler, ihanetler ettiler, samimi Süleymanlılara çok eziyetler ettiler, onları cemaatten uzaklaştırdılar, kimilerini öldürttüler, büyücülükle de saldırdılar ve son zamanda ise cemaatimizin idaresini tamamen ele geçirdiler.


Ferhan’ın kocası Kamil Denizolgun da müslüman değildi. Soyunun bir yanı gizli Ermenilerden, bir yanı gizli Yahudilerden geliyordu. Hazret-i üstazımızın, deccal küfrünün en şiddetli zamanında, her insanın aklının dahi kaldıramayacağı nasıl da büyük çilelerle ve nasıl da dahiyane siyasetlerle bu dini ayakta tuttuğu, her şartta yol alıp hizmetine devam ettiği, oyunlar içinde oyunlar kurduğu yakında herkes tarafından kesin şekilde anlaşılacak. Hiç kimsede şüphe kalmayacak. Zira istenenden, beklenden çok çok fazla deliller, ispatlar meydana saçılacak.

Günümüzde de Yahudiler, bu tarihi gerçeği çarpıtıyorlar ve “Türkler de aslında Yahudidir” diyorlar. Öyle değil, anlattığım gibi… Akrabalık çok, ortak kodlar/genler çok. O gözle bakılacaksa Yahudi bildiklerimize Türk ve Arap da denilebilir. Türk bilinenlere Arap ve Yahudi de denilebilir. Arap bilinenlere Türk ve Yahudi de denilebilir. Bu, nasıl bakıldığına bağlıdır. Neticede bütün insanlar bir Adem ile bir Havva’nın evlatlarıdır. Ayrıca Nuh tufanından sonrasına bakılırsa, günümüzdeki bütün insanların ikinci babası da Nuh peygamberdir. Hatta anlatmıştım, o devir o kadar karışık ki o zamanlarda dünya insanlarının genleri arasına uzaylı insan türlerinin genleri bile karıştı. Öyle Yahudilerin iddia ettiği gibi değil bu işler. Herkesin geninde herkesin kodları var. Hatta uzaylı kodlarına kadar…

İblis’in Yahudileri kandırdığı gibi, İblis’le Havva’nın cinsi münasebetinden ayrı bir insan soyu da gelmemiştir.

On yıl önce anlattığımda, duyurduğumda Türkiye’de çok ses getirmişti ve artık herkesin duyduğu, bildiği gerçeklerden biri haline geldi ki kendilerini Sam’dan bu yana safkan Yahudi zan eden o kişiler, geçmişte adeta soyları kuruyacak hale geldiler. Hazar Türkleri Yahudileşti ve kendilerini Yahudi kabul ettiler de dünya üzerinde Yahudiyiz diyenler tükenmemiş oldular. An itibariyle şu dünyada kendini Yahudi bilenlerin en az yüzde doksan beşi aslında Hazar Türkü…

Böyle bu kadar karışık bu işler…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yazıya bazı eklemeler:

Kendini Yahudi görmeye başlayan ve onlarca sene cemaatimize büyük darbeler vuran Ferhan Denizolgun (mavi kıyafetli) ve onun gibi kendini Yahudi kabul eden kızı Ayşe Gülderen Kuriş (arkasında, çizgili kıyafetli)

Alihan Kuriş’in annesi olup da cemaatimizi arka plandan gizlice ve Yahudice yöneten Ayşe Gülderen Kuriş

Ayşe Gülderen Kuriş

Ferhan Denizolgun’un kocası olup da gizli Yahudi/Ermeni karışık bir soydan gelen Kamil Denizolgun

Soy ismindekinde -ol ve -gun heceleri, Türkiye’deki gizli Yahudi ailelerde, isim ve soy isimlerde sık kullanılmıştır. Misal: Ongun, Oral

Kamil’in kendine göre solundaki kişi Arif Ahmet Denizolgun’dur. Sağındaki kişi Mehmet Beyazıt Denizolgun’dur. Kamil’in üçüncü çocuğu Ayşe Gülderen Kuriş’tir. Alihan Kuriş, Ayşe Gülderen Kuriş’in oğludur.

Bu soyun mensupları asırlardır Türklerin arasında Türk ve Müslüman gibi görünerek, münafıkça yaşamaktadırlar.

AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünden millet vekili olmakta bir beis görmeyecek kadar ayarı kaçık bir kişi olan, dinimizi, yolumuzu ve değerlerimizi her fırsatta siyasete ve kara para işlerine alet eden Fatih Süleyman Denizolgun.

Fatih Süleyman, Mehmet Beyazıt Denizolgun’un oğludur. Arif Ahmet Denizolgun karşısında AKPKK suç örgütü hep Mehmet Beyazıt Denizolgun’u desteklemiş, onu cemaatin başına getirmek istemiş ama muvaffak olamamıştır. Mehmet Beyazıt Denizolgun da AKPKK’den millet vekili yapılmıştır.

Sonrasında oğlu Fatih Süleyman da milllet vekili ya da doğru ifadeyle AKPKK militanı yapılmıştır.

Cemaatin idaresindeki Gülderen ve Alihan Kuriş, Fatih Süleyman’la da sık sık paslaşmaktadır. Gerçek kimlikleri, niyetleri, bağlantıları, suçları açıkça gözler önünde olan bu çete, cemaatimizi Yahudi/Mason zihniyetiyle idare etmektedir.
Cemaat ve ülke içinde dev gibi büyümüş bunca sorunların gerçek sebepleri işte bunlardır. Sorunları çözmeyi istemeyen ve bu yolu kasten durduran, ayarından çıkartmak isteyen, işlemez hale getirmek isteyen bu ihanet zihniyetidir.

Söz konusu “Yeni Malazgirt Marşı”

Kamil Denizolgun, Osmanlı devletini içten yıkan gizli Yahudi ve masonların önde gelenlerinden biri olan Mustafa Reşid Paşa’nın torunu mu…

Meşhur hain Mustafa Reşid Paşa ile Kamil Denizolgun arasında akrabalık var mı…

Milli Görüş camiasına yakınlığıyla bilinen Hürses gazetesi yazarı Fehmi Çalmuk, 28 Ağustos 2018 tarihli köşe yazısında, Süleymanlılar Cemaati ile ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

İlgili yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Nuh tufanından sonra türediler

Çekik gözlüler, kızıl ve kara derililer, Nuh tufanından sonra türediler

Ekran görüntülerini verdiğim haberi dikkatle okuyalım. Yıllardır anlattığım hususların bilimsel temeli var mı diye çalışmalar yapmışlar, ne dediysem doğrulamışlar, anlamışlar ama yine insanlığa şeffafça anlatmamışlar.

Üstünü kapatmak için yine evrim teorisi denilen akıl almaz, mantıksız ve bilimsel temeli de olmayan safsataya sığınmışlar.

Tarihini tam olarak bilebilmek şimdilik mümkün değil ve tarihlemede hata olabilir ama çok yaklaşık 17 ile 30 bin yıl önceki bir aralıkta Nuh tufanı yaşandı. Bu tarihi bile yıllardır veriyorum. Nuh tufanı yaşandığı için dünyanın her yerindeki pek çok millet aynı anda ve toptan yok oldu.

Nuh a.s. tufandan sonra dünyaya gelince, başka dünyalardan insanların bizim dünyamıza gelerek yerleşmesine ve imar etmesine de izin verdi. O zaman uzaylılar dünyalılardan gizlenmiyorlardı. Hep anlattığım gibi, uzaylılarla dünyalıların cinsi münasebette bulunmasına yasak konulmuştu ama Nuh a.s.’ın oğullarından biri babasına itaat etmedi. Dini emir ve yasakları dinlemedi. Uzaylı insan türlerinin kadınları ile cinsi münasebetlerde bulundu. Neticesi olarak da dünyalı-uzaylı melezi insan türleri türedi. Genetik kodlar da bu nedenle aniden değişti. “Kod uyumsuzluğu” dediğim şey yaşanmaya başladı.

Bu günümüzde, bu dünyamızda, genetik kodlarına uzaylı kodları az ya da çok karışmamış hiç kimse yok gibi… Lakin Çinlilere, Japonlara, Hindistanlılara, zencilere/siyahlara, Kızılderililere ve Latin Amerika halklarının çoğuna daha yüksek oranda uzaylı genleri karıştı.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

“Onlardan intikam alma vakti gelmiştir.”

Nûh aleyhisselam kavminin tahammül edilemez tutumu karşısında aslâ yılmadan, tebliğ vazîfesine devâm ettiği hâlde, onların bir türlü îmâna gelmeyeceklerini iyice anladı. Bunun üzerine meâlen şöyle dua ettiği Kur’ân-ı kerîm’de bildirilmektedir:

“Nuh (aleyhisselam) dedi ki: “Ey Rabbim! Yeryüzünde, hareket eden hiçbir kâfiri bırakma! Eğer sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete, sapıklığa sürüklerler. Hem bundan sonra onların çoluk çocuğu olmaz. Olsa bile çocukları fâcir ve küfürde pek ileri kimseler olurlar. Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, mümin olarak evime girenleri, erkek, kadın bütün müminleri mağfiret eyle, bağışla, zâlimlerin (kâfirlerin) ise ancak helâk ve hüsrânlarını arttır.”(KuranAyetleri | Nuh sûresi: 26-28)


“(Nuh aleyhisselam dua edip) dedi ki: Yâ Rabbi! Gerçekten kavmim beni tekzip etti. Beni yalanladı. Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver. Beni ve berâberimdeki müminleri kurtar.” (Şuara sûresi: 117-118)

Nuh aleyhisselamın bu duası üzerine, Kur’ân-ı kerîmde Allahü teâlânın ona meâlen şöyle vahy ettiği bildirilmektedir:

“Nuh’a vahy olundu ki; kavminden daha önce îmân etmiş olanların dışında hiç kimse îmân etmeyecek. O hâlde sen, kavmin seni yalanladıkları için ve sana ezâ verdikleri için mahzûn olma, kederlenme ki; onlardan intikam alma vakti gelmiştir. Nezâretimiz altında ve vahy ettiğimiz, bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap! Zâlimler (kâfirler) hakkında bana dua etme. Zîrâ onlar (suda) boğulacaklardır.”( KuranAyetleri | Hûd Sûresi: 36-37)


“Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

Nuh aleyhisselam, yüzyıllar boyu insanları Allahü teâlâya îmân etmeye çağırdığı hâlde insanların îmân etmemeleri sebebiyle helak olmalarının yaklaştığı sırada son olarak şöyle dedi. “Ey insanlar! Ben size doğru yolu göstermek için Allah tarafından görevlendirildim. Bir ömür boyu size nasihat ettim. Dinlemediniz, benimle alay ettiniz, sabır ve tahammül gösterdim. Bana, inananlara eziyet edip, incittiniz Allahü teâlâ yer yüzünü zulüm ve küfürden temizleyecek. Geliniz, dâvetimi kabul ediniz. Câhillik etmeyiniz. Allahü teâlâya itâat ediniz. Ben sizin hayır ve iyiliğinizi istiyorum. Siz bilmiyorsunuz ama,Allah’ın azâbı en kısa zamanda büyük bir tufan şeklinde gelecek. Bildirdiklerime inanmayan herkes helâk olacaktır. Şu yaptığım gemi, îmân edenlerin binip kurtuluşa ereceği gemidir. Allah’a îmân etmeyen âsiler suda boğulacaktır. Kurtulmayı isteyen îmân etsin ve benimle yolcu olsun. Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”


Nuh aleyhisselamın son olarak söylediği bu sözlerine de uymayan insanlar; “Ey Nuh, uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun. Şimdi de kuru bir çöl ortasında büyük bir gemi yaptın. Bizi tufanla korkutuyorsun biz sana da söylediklerine de inanmıyoruz.” dediler

Hûd sûresi, 40. âyet-i kerîmesinde meâlen buyruldu ki:

“Nihâyet helak etme emrimizin azâbımızın vakti geldiği, tennûrun (fırının) taşıp fışkırdığı (yâhut gemi kazanının kaynadığı) zaman biz Nuh’a şöyle emreyledik ki, kendisinden faydalanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi birer çift hayvanı gemiye koy. Üzerlerine boğulma emri takdir edilenler hâriç âile halkınla bir de îmân edenleri gemiye yükle. Zâten Nuh’a îmân edenler pek az idi.”

Mehmet Fahri Sertkaya

Tarih hep tekerrür ediyor.


Hava sıcaklığındaki çok ani ve büyük değişmeler, beraberinde bazı büyük felaketlere sebep olacak. Daha doğrusu, dünyanın tabii manyetik alanına yapılan kısmi ama şiddetli müdahaleler, hava sıcaklıklarında ani ve büyük değişmelerin haricinde çok büyük afetlere sebep olacak.

Bu ani ve büyük değişmeler tabii değil, suni tekniklerle bunun yaşanması sağlanıyor. Dikkatler, çok büyük afetlerin yaşanmasına sebep olmak için gökyüzüne çok büyük elektromanyetik alanlar/dalgalar gönderen ülkelerin üzerine çekilmeli. En çok da Rusya’nın nükleer santrallerinin üzerinde durulmalı.


Kuşların, köpeklerin, yılanların, böceklerin davranışlarına bakılarak bazı felaketleri önceden sezmek mümkün olabiliyor. Pekiyi, ağaçların yapraklardan da tabiatın dengesinde, felaketlere sebep olabilecek değişmeler olduğu sezilebilir mi? Bu hususta bilimsel çalışmalar yapmak gerekir mi?

Bazı tabii afetlerin öncesinde o bölgenin tabii manyetik alanı değişiyor mu ve bu bazı canlıların haricinde ağaçların yapraklarında da değişmelere sebep oluyor mu?


Tarih hep tekerrür ediyor. Hazret-i Nuh zamanında da çok yüksek, günümüzden bile daha yüksek bilim ve teknoloji vardı. İklim silahları, elektromanyetik silahlar vardı. Devletler birbirlerine karşı bu silahlarla saldırırken ayarı bir kaçırdılar ve bütün dünyayı saran ve birkaç istisna dışında bütün insanlığın ölümüne sebep olan o Nuh Tufanı gerçekleşti.

Hazret-i Allah, bir kavme/millete ya da bütünüyle bir gezegenin insanlığına belasını verirken bile sebepler yaratarak, çeşitli vesilelerle verir. Devletleri, liderleri, aralarındaki harpleri, yüksek teknolojiyi ve daha binbir türlü şeyi vesile eder.

Dünyanın her yerinde iklim silahları kullanılıyor. 3. Dünya Savaşının son ve kanlı aşaması öncesi, taraflar çılgınca işler yapıyor. Türkiye’de iklimde, tarımda, yağışlarda her şey anormal seyir ediyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Nuh Tufanı” dediğimiz şeye, aslında bir dünyalar savaşı da denebilir.


O halde, bir kademe daha ilerleyelim…

Biraz daha sarsıcı bilgiler de vereyim.

“Nuh Tufanı” dediğimiz şeye, aslında bir dünyalar savaşı da denebilir.

Nuh’un gemisi, şimdiki UFO’lar gibi, çok yüksek bilim ve teknolojiye sahip olunarak üretilmişti. Söz konusu teknoloji, dünyamızda oluşmuştu/gelişmişti. Başka dünyalardan transfer edilmemişti.

O devirde, 18 bin alem arasında, en yüksek teknoloji seviyesine sahip olan gezegenlerden biri de dünyamızdı. Nuh’un gemisi, dış görünüşü itibariyle somun ekmek misali bir görünüşe sahipti. Tıpkı UFO’lar gibi, dışarıdan bakılınca her yerinde parlak metalik bir yüzey görünüyordu. Penceresi, çerçevesi, içe göçmüş ya da dışa taşırılmış kısımları yoktu.

Havada asılı da kalabiliyordu, suyun altına da girebiliyor ve su altında da gidebiliyordu. Uzaya da çıkabiliyordu, gezegenler arası yolculuk etmeye imkan da sağlıyordu. Zaten o gemiyle tufan sırasında başka bir gezegene gitmişlerdi.


O devirde dünyada bu tür gemilere (bu gün verilen ismiyle söylemek gerekirse UFO’lara) sahip olmak sıradan bir şeydi. Teknoloji herkeste vardı ve maddi imkanı yetenler bunları yaptırabiliyor ya da hazır halde olanları satın alabiliyorlardı.

Sorun da aslında buydu… Teknoloji aşırı derecede ilerlemiş, ucuzlamış ve kolay elde edilir olmuştu. İnsanlık ise teknolojiyi/imkanları hep şerre kullanır olmuştu. Ahlaksızlığa, sapıklığa, zulme, kan dökmeye, toplu katliamlara kullanılması bir yana, artık dünyanın tabii nizamına (doğal dengesine) büyük darbeler vurulur olmuştu.

O zamandaki dünya insanlığı da kendi kendini helake sürükleyen ve gezegenlerini imha eden uzaydaki belki on binlerce insan türünden biri olmak üzereydi.

Acilen dünyaya bir “resetleme” gerekiyordu. Allah, helak edeceği kavimleri de sebeplerle/vesilelerle helak ettiği için o defa vesile tufan oldu… Koca dünyada bir avuç “gerçek” insan kaldığı ve diğerlerinin kalplerinin taşlaştığı, çok uzun süre mühlet verilse de hidayetten nasipleri olmadığı/kalmadığı için ve helak edilecekler listesine adları yazıldığı için, o defa helak yani tufan, dünya genelinde oldu. Bu, bir istisnaydı…

O devirden çok sonra Süleyman aleyhisselam devrinde de neredeyse dünya bir kez daha resetlenecekti. Bilim ve teknoloji yine aynı seviyeye gelmişti hatta Nuh aleyhisselam devrini geçmişti ama mevcut teknolojiyi devlet gücü ile ve kısa sürede yok etmek, bilimde ve teknolojide kasten gerilemek tercih edildi.


Nuh tufanına da başka bir uzay aracı sebep oldu.

Bu uzay aracı, şimdilerde güneşimizin etrafında sık sık görüntülenen, sık tartışılan ve devasa boyutlarda olup da “yapay gezegen” denilebilecek kadar büyük olanlardandı. Dünyamızın yaklaşık yarısı kadar büyüklüğe sahipti ve küre şeklindeydi.

Bir bulutsuya (Nebula) yanaşarak çok yüksek miktarda hidrojen, oksijen ve bazı başka gazları depolamıştı. Gezegenimize yanaşarak ve çok yüksek teknoloji de kullanarak bu gazları atmosferimize bıraktı. Bu, felaketin ve helak edilmenin bir başka vesilesi de oldu.

Dünyanın atmosferine çok çok kısa süre içinde çok yoğun olarak o gazlar bırakılınca, peşi sıra dünyanın her yerine dağılmaya başladı ve her yerde durmak bilmeyen yağışlar oldu. Zan edilenin aksine, yeraltından sular çıkmadı ve denizleri/okyanusları yükseltmedi, gökten yağmur şeklinde değil adeta kovayla boşaltılmış gibi su yağdı. Fırtınalar, tayfunlar da durmak bilmedi. Denizler ve okyanuslar bu vesileyle yükseldi.

Buna rağmen bile Nuh tufanı sırasında yükselen deniz ve okyanus suları, dünyadaki bütün karaları kaplamadı. Deniz seviyesine yakın ve düz olan yerler hep sular altında kaldılar ama diğer yerlerde yaşayan insanları, gökten su boşalması ve çok şiddetli rüzgarlar oldukları yerlerden savurup dağıtıp sürükleyip denizlere, okyanuslara götürdü/taşıdı.*

Buna rağmen bile yüksek kesimlerde hayatta kalanlar oldu ama onlar da akıllarını kaybederek, bulaşıcı hastalıklara yakalanarak, aç kalan hayvanlara yem olarak v.b. sebeplerle kısa sürede öldüler.

Zaten bu kısımdan önce de toplu ölümler sık yaşanıyordu, dünya insanlığının elinde de iklim silahları, elektromanyetik silahlar vardı ve milletler birbirlerine sürekli bunlarla saldırdığı için, sürekli yapay yağışlar, yapay hortumlar, yapay depremler, yapay fırtınalar yaşanıyordu.


  • Yakın gelecekte Ye’cüc ve Me’cüc milletlerinin dünyamızda can verenlerinin cesetleri o kadar yüksek sayıda olacak ve dünya insanlığı sayıca o kadar azalmış olacak ki onların cesetlerini de benzeri bir tufan/afet sürükleyip denizlere/okyanuslara taşıyacak.

(Resim: NASA tarafından Orion ismi verilen bulutsu… Nebula ya da bulutsu, uzayda bulunan ve geniş alanlara yayılmış olan gazlar, toz, Hidrojen, helyum ve diğer iyonize gazlardan oluşan bulutsu yapı.)

Mehmet Fahri Sertkaya

Kod uyumsuzluğu…

Sorunların en temelinde bu da var; Kodlar uyuşmadı…

Nuh aleyhisselamı dinlemediler ve sonunda DNA’lar çakıştı, sorunlu melez ırklar oluştu.

On binlerce senedir bu kod uyumsuzluğu düzeltilemedi.

Melezler…

Bu yazacaklarım, ırkçılık, düşmanlık, ayrıştırmak ve aşağılamak gibi görülmesin. Çok sayıda hükumetin, liderin ve etkili kişinin bu gerçeği fark etmesini ve kabullenmesini çoktan sağladım, artık insanlık da bunları bilsin…

Çinliler, Japonlar ve siyahiler… Bu ırklar, tam olarak bu dünyanın insanı değiller, melezler… On binlerce sene önce dünyamızda yüksek teknoloji çağı yaşanıyorken, onlarca farklı uzaylı insan türü, dünyamıza gizlenmeden geliyordu. Bizim dünyamızın insanları da onların dünyalarına gidiyordu. Bu süreçte, Nuh aleyhisselam yasaklamış olmasına rağmen türler arasında cinsi münasebet kuruldu.

Bizden daha uzun boylu, güçlü ve açık tenli bir uzaylı insan türü ile bizim dünyamızın insanlarının cinsi münasebet kurması ile melez bir tür olan siyahiler/zenciler meydana geldi.

Daha başka bir uzaylı insan türü sayesinde Çin ırkı, başka bir uzaylı tür sayesinde de Japon ırkı meydana geldi.

Nuh aleyhisselamdan sonraki yüksek bilim ve teknoloji devrinde, bazı yetkili kişiler, kod uyuşmazlığını düzeltmek istediler.

Çok denemeler yaptılar, sonuca yaklaştılar ama tam sonuca ulaşmadılar. Çinlilerin, Japonların ve siyahilerin genetiğine yapılan bu müdahaleler sırasında, başka bir ara ırk da oluşmadı.

Tartışmasız bir gerçek var ki kod uyuşmazlıkları düzeltilebiliyor. Başkaca dünyalarda da benzer sıkıntılar yaşandı ve genetik bilimindeki gelişmeler sayesinde düzeltildi. Zaten bu kadar ilerlemenin ardından da gerçek insan derisine, gerçek insan saçına, gerçek insan dokularına sahip robotlar yapılabilir oldu. Ve derinin/dokunun bir anda ayrılıp sonra birleşip iz bırakmadan kaynaşması mümkün oldu.

Nuh aleyhisselamın oğullarından Yafes de başka dünyaya gitti ve orada melez bir türün oluşmasına sebep oldu. Nuh tufanı sırasında da zaten Nuh’un gemisi başka bir dünyaya gitti. Sonra o yüksek teknoloji ürünü gemi kullanıldı, bir zaman sonra eskidi ve sökülüp parçalandı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bazı devletler, geçen sene verdiğim bu bilgileri bilimsel zeminde doğruladılar. Ben, manevi usullerle elde edilmiş bir bilgiyi paylaşmıştım ama artık bu bilgi bilimsel temeli olan bir bilgi…

(2 Ağustos 2020 tarihinde soysal medyada paylaşılan MFS notu)

Nuh aleyhisselamdan sonraki yüksek bilim ve teknoloji devrinde, bazı yetkili kişiler, kod uyuşmazlığını düzeltmek istediler.

Çok denemeler yaptılar, sonuca yaklaştılar ama tam sonuca ulaşmadılar. Çinlilerin, Japonların ve siyahilerin genetiğine yapılan bu müdahaleler sırasında, başka bir ara ırk da oluşmadı.

Tartışmasız bir gerçek var ki kod uyuşmazlıkları düzeltilebiliyor. Başkaca dünyalarda da benzer sıkıntılar yaşandı ve genetik bilimindeki gelişmeler sayesinde düzeltildi. Zaten bu kadar ilerlemenin ardından da gerçek insan derisine, gerçek insan saçına, gerçek insan dokularına sahip robotlar yapılabilir oldu. Ve derinin/dokunun bir anda ayrılıp sonra birleşip iz bırakmadan kaynaşması mümkün oldu.

Nuh aleyhisselamın oğullarından Yafes de başka dünyaya gitti ve orada melez bir türün oluşmasına sebep oldu. Nuh tufanı sırasında da zaten Nuh’un gemisi başka bir dünyaya gitti. Sonra o yüksek teknoloji ürünü gemi kullanıldı, bir zaman sonra eskidi ve sökülüp parçalandı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Havamız Merkürlülere iyi gelmiyor

Merkürlüler, bizim dünyamızın atmosferinde rahatça nefes alamıyorlar. Dünyamızdaki basınç, radyasyon ve ısı miktarı onları hiç rahatsız etmiyor, onlara da uyuyor ama dünyamızdaki hava onlara uymuyor. Havadaki gazların oranı, hususiyle de oksijenin oranı onları çok zorluyor.

Astronot kıyafeti giymiyorlar, kask takmıyorlar ama bu sorunu çözmek için boyunlarına bir cihaz takıyorlar. Bu cihaz, bizim atmosferimizdeki havayı soluduklarında, boğazlarından geçerken bir işlem yapıyor ve onların bedenine uygun hale getiriyor. Böylelikle dünyamızda hiç zorlanmadan nefes alabiliyorlar.

Bu sorun bizim için de geçerli. Biz Merkür’e gidecek olsak, biz de orada sorun yaşayacağız. Merkür’ün havasındaki oksijen oranı bize yetersiz gelecek. Bizdeki oksijen oranı da onlara çok yüksek/fazla geliyor.

Bu gördüğünüz gerçek değil ama gerçek

Gerçek fotoğraf değil ama gerçekten var olan bir canlının resmedilmesi… Dünyamızın insanı ile başka bir dünyanın insanının melezi. Dünyamızın insanı ile başka başka dünyaların insanları arasında melez insanlar üretilmesi, en az 20 bin senedir yaşanan bir gerçek.

Bizim dünyamızda çok yüksek bilim ve teknoloji olduğu zamanlarda (Hz. Nuh, Hz. Zülkarneyn, Hz. Süleyman devirlerinde), dünyamızın insanları kendi iradeleri ile uzaydaki yüksek sayıda gezegene gittiler. Bunların bazıları geri dönmediler, hayatlarına orada devam ettiler. Bunun haricinde 20 bin seneden fazla süredir, yüksek bilim ve teknoloji seviyesine ulaşmış bazı başka insan türleri dünyamıza gelip insanlar kaçırdılar. İnsanlarımızı kendi gezegenlerinde incelediler ve sonra melez türler ürettiler.

Merkürlüler de bizim takvimimizle 16. asırdan beri bunu yapıyorlar. O tarihlerden beri Merkür’de Dünyalı-Merkürlü melezi insanlar var. Sayıca çok azlar, çünkü bunlar asırlardır Merkür insanı tarafından kabul görmediler. Dışlandılar, ayıplandırlar, hor görüldüler. Bunlar Merkür’ün yönetimi/idaresi tarafından kontrol altında yaşatılıyorlar. Merkür insanlarının arasına karışmalarına izin verilen çok az sayıda melez var. Zamanla bu melezler ile Merkürlüler de cinsi münasebette bulunmuşlar ve onların da çocukları olmuş.

Yukarıda canlandırması görülen melez tür Merkür’deki melezlerden değil. Merkür’dekilerin görünümü bundan biraz daha farklı… Merkür melezlerinin cilt tipi ve rengi bize benziyor, bizim gibi saçları/tüyleri var ama Merkürlüler gibi çok kısa boylu, çok iri gözlü, küçük ağızlılar. Parmakları da onlar gibi… Söz konusu melezler hem dünyamızda hem Merkür’de zorlanmadan nefes alacak kabiliyetteler. Bilinen hiçbir rahatsızlıkları, doğum kusurları da yok.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünya’dan büyük uzay araçları ve Hz.Nuh’un gemisi

Dünyadan en iyi ihtimalle yüzlerce kat büyük olan o uzay araçlarını, Satürn, Uranüs ve Jüpiter’in çevresinde sadece Ruslar değil, NASA da sayısız kere görüntüledi. Bu gördüğünüz fotoğraflar da NASA’dan sızdı.

NASA adına 12 sene önemli projelerde çalışan ve bilim dünyasında saygın bir yere sahip olan ABD’li Dr. Norman Bergrun, bu hususlarda çok kere konuştu. Bu uzay araçlarının varlığını hep açıkça kabul etti. Hatta Satürn’ün halkalarının yapay olduğunu, bu uzay araçlarındaki kişiler tarafından yapay olarak ve enerji temini için oluşturulduğunu iddia etti. Bergrun “Sayıları gittikçe artan bu cisimler Güneş sisteminin her yerinde var ve nüfusları kritik bir eşiğe dayandı” da dedi.

On binlerce sene önce, Nuh’un gemisinin yapıldığı vakitte, bizim dünyamızda da bilim ve teknoloji işte o gördüğünüz uzay araçlarını yapabilecek kadar ileriydi. Sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok insan, gezegenimizden başka başka uzak dünyalara gitti. Birçoğu geri dönmedi ve nesilleri oralarda da devam etti. Başka dünyalardan da bize gelindi. Yerleşenler, gitmeyenler oldu. Hala kesinleştirilemedi ama ihtimal ki melez ırklar oluştu. Böyle bir şey olduysa akla ilk gelenler ise Japonlar.. Sadece bu kısmı açmak, saatlerce sesli anlatım yapmayı zorunlu kılıyor.

Hz. Nuh zamanında cep telefonunun varlığını tartışıyorlar… Şunları bilince, nedir cep telefonu, mevzu mudur? Şimdi bizim gelişmiş cihazlarla hatta dünya yörüngesinde dönen Hubble gibi uzay teleskopları ile görüntülediğimiz yerler bile akıl almaz derecede uzak yerler. Oysa hz. Nuh peygamberin zamanında yedi kat semayı bile cihazlarla görüntülemişlerdi. Nuh (a.s.) iman etmeyen, alay eden ve küstahlaşan kavmine “Görmüyor musunuz, Allah yedi kat göğü nasıl ahenk ile yaratmış?” dedi ve bunu dediğini biz apaçık Kur’an ayeti ile biliyoruz.

Nuh’un gemisi tahtadan değildi. Ayet-i kerimedeki ifadeler aslında tahta değil levha ve perçin anlamına geliyor. Yakıtlı bir gemi olduğuna da işare ediyor ayetler. Belki de Nuh tufanı gibi bütün gezegende hayatı bir anda bitirecek kadar akıl almaz bir tufan yaşanmasına da gelişmiş iklim silahları ya da başka gezegenlerin insanlarının gelişmiş imkanlarla yaptıkları saldırılar sebep oldu. Onlarca senedir Müslüman Merihlilerde yani Marslılarda öyle bir teknoloji var ki dünyamıza zarar vermek isteseler, buraya kadar gelmeleri bile gerekmiyor. Oradan bizi yakıp yıkabiliyorlar. Zaten asırlardır geliyorlar, Çanakkale harbine bile yardım ettiler ama gizleniyorlar. Çünkü başka gezegenlere gidip onların imtihanını bozacak müdaheleler yapmak, dinen yasak. Kesin surette yasak. Yoksa çoktan dünyada Müslümanların hakim olmasını sağlayacaklardı. Bu kadar akıl almaz uzay gemileri, bu kadar sayıca da çokluk ve maddi güce rağmen dünyamıza zarar vermeyi hiç düşünmeyen insanların, mutlaka yüksek maneviyatı ve ahlakı vardır ve var: İslam.. 18 bin alemin hepsinde Müslümanlarla gayr-i müslimlerin mücadelesi var. NASA’nın yarım asırdır dünyayı kandırması ve bunları duyurmaması da bu yüzden. Biliyorlar neyin ne olduğunu, küfr-ü inadi ile hala İslam düşmanlığı yapıyorlar

Bu derece gelişen bilim ve teknoloji peşi sıra akıl almaz tehlikeler getiriyor. Art niyetli kişilerin ellerine geçtiği anda, gezegeni toptan yok edecek, kendi kendilerini imha edecek hale geliniyor. Süleyman a.s. zamanında da bizim gezegenimiz o eşiğe geldi ve veziri Asaf yer yüzünden fen ilimlerini bir anda kaldırdı. Bir sıfırlama çekildi, hususi bir muamele oldu. Çünkü gezegenimiz dini anlamda bütün alemlerin merkezi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hz.Nuh’un oğlu asi olduğu için kararmadı…

Tam olarak bu dünyadan değiller

Bu kadar yoğun gündem arasında yeterince vakit ayıramıyorum ama aradan kaçmadan şuraya birkaç satır yazayım.

Tıp sahasında elde edilen son ilerlemeler/keşifler iyice gösterdi ve ispat etti ki zenciler/siyahiler tam olarak bu dünyadan değiller.

Yüzlerce farklı somut delil, çok yaklaşık olarak bundan 17 bin yıl önce Nuh tufanının yaşandığını, o sıralarda dünyamızda yüksek bilim ve teknoloji çağı yaşandığını ve tufandan sonra nüfusumuz yeniden hızla çoğalırken başka dünyaların insanlarının da dünyamıza geldiğini gösteriyor. Tıp sahasında son zamanlarda elde edilen şaşırtıcı bilgiler, siyahilerin, Nuh tufanından sonra dünyamıza gelen başka bir insan türü ile bizim türümüzün birleşmesinden türeyip devam ettiği gerçeği ile yüzleşmemize neden oldu.

Ben bile bunu fark edip emin olduysam, dünyanın pek çok devleti çoktan fark etmiş, anlamış, kabullenmiştir. Bu gibi bilgiler dünya insanlığından gizlenmemelidir.

Hep anlatılır, Nuh aleyhisselamın oğullarından biri babasına asi oldu, dinden döndü ve Nuh a.s. ona beddua etti de sonra onun ve soyunun rengi karardı, siyahiler bu şekilde var oldu diye…

Şimdi anlaşılıyor ki bu bilgi kısmen gerçek. Oğlu kararmadı ama Nuh a.s. izin vermediği halde onun başka insan türünden biri ile cinsi münasebeti oldu ve soyu iki başka insan türünün melezi olarak doğdu.

Bu yüzden siyahiler bedenen güçlüler ve daha atletikler ama artık şu kısmı da tartışılmalı ki bu yüzden beyinlerinde ve duygusal kabiliyetlerinde müspet/olumlu yönde az da olsa farklar var. Bizden bu yönde de daha iyiler.

Somut delil mi istiyorsunuz? Mesele bile değil… On senedir anlatıyoruz, topluyoruz, paylaşıyoruz. Artık yüzlerce somut delil var. İşte biri:

Mehmet Fahri Sertkaya

Bir zamanlar Karadeniz bir göldü. İstanbul Boğazı ve Cebel-i Tarık, yüksek teknoloji ile açılmış yapay boğazlar…

Milyonlarca kere kıyamet koptu!

Milyarlarca yıl önce bile insanlar ve çok yüksek bilim ve teknoloji vardı. Milyonlarca kere yüksek bilim ve teknoloji çağı yaşandı. Daha önceleri de başka başka Ademler yaratıldı. Her Adem neslinin sonu geldi, kıyametleri koptu ve yeni Ademler yaratıldı. İşte bu yüzden melekler, bizim Ademimiz yaratılacak iken mealen “Yine yer yüzünde kan dökecek insanlar mı yaratacaksın? Biz seni biliyor, sana ibadet ediyoruz.’ dediler. İşte bu yüzden Kur’an ayetinde ‘O sizden önceki babalarınızın da rabbidir’ denildi. Atalarınızın denilmedi, babalarınızın denildi.

Bizim Ademimizden bize kadar geçen süre içinde de yüksek teknoloji çağı yaşandı. Nuh’un gemisi, bu gün yapamayacağımız kadar ileri bir teknoloji ile yapılmıştı. En iyi ihtimalle nükleer teknoloji ile çalışıyordu. Belki de yakıt gerektirmeyen mikro dalga iticiler ile…

Hz. Nuh, iman etmeyen o kafir kavmine ”Görmüyor musunuz, Allah yedi kat göğü nasıl yaratmış?” dedi ve bunu dediği Kur’an ayeti ile sabit. Bunu dedi, çünkü ellerindeki teknoloji uzayın derinliklerini değil, sema katlarını bile gözetlemeye yetiyordu. Artık sema katları bile gayb (görülmeden, ölçülemeden, somut delille ispat edilemeden iman edilmesi gereken şeyler) olmaktan çıkmış, bilim olmuştu. Muhtemelen dünyayı kapsayan o büyük Nuh tufanına da, insanlıktan çıkmış bu kafir kavmin, insanlık dışı şekilde kullandığı yüksek bilim ve teknoloji sebep oldu. Muhtemelen kıyametin kopmasına da çok yüksek bilim ve teknoloji sebep olacak.

Lokman Hekim ölüme çareyi, daha doğru ifade ile vücudun tabii/doğal düzeni gereği yaşlanarak ölüme gitmesini, kendi zamanındaki yüksek teknoloji sayesinde ve bir de sarımsak tohumunu kullanarak buldu. Hazret-i Allah sarımsak tohumunu bir vesile ile yeryüzünden kaldırdı. O gün, bu gün, sarımsağın tohumu yok ama bir başka vesile ile bu gün, Siyonistlerin/Google’un Calico isimli firması da bu yöntemi buldu. Bir gün Hitler karşınıza çıkıverse, hiç şaşırmayın. Çünkü 1940’larda da bu teknoloji birilerinin elinde mevcuttu ve 2001 yılında Hitler’i, İran’daki bir terör zirvesinde gördüğünü iddia eden üst seviyeden batılı bürokratlardan, çok sayıda var.

Hz. Zülkarneyn zamanında da yüksek bilim ve teknoloji vardı. İstanbul boğazı bile o dönemdeki teknoloji ile açılmış bir sun’i boğaz. Karadeniz kocaman bir göldü. Yaklaşık 30 sene önce bu gerçek, ‘adı tam konulmadan’ da olsa, açıkça ”Karadeniz bir gölmüş ve aniden denize dönüşmüş” denilmeden de olsa ispat edildi, belgesellere konu oldu, bulunan doneler duyuruldu, gösterildi ve sonra bu husus gizlendi. Bu gerçeğe hala gereğince temas edilmedi. Sadece sızıntı bilgiler mevcut. Karadeniz’in sularının altında çok sayıda yerleşim alanı ve çok sayıda tatlı su balığı fosili bulundu. Bunu ilk bulduklarında son derece şaşırmışlardı. Yapay boğaz açılınca, geniş yerleşim alanlarını su bastı. Tatlı su balığı türleri yok oldu, Karadeniz bir deniz oldu.

https://ok.ru/video/331800840816

Hazret-i Zülkarneyn zamanında “Dünyalar Savaşı” da yaşandı. Ye’cüc ve Me’cüc iki kafir uzaylı insan türüydü. Hz. Zülkarneyn onlara nasıl bir teknoloji ile ve uzayın neresinde set çektiyse, teknolojimiz bu seviyeye geldi ama hala Kur’an ayetlerinde ve hadislerde kastedilen manayı tam olarak anlayamadık. Hala hadislerde gerçek olduğuna temas edilmiş olan Kaf dağını bile efsane zan ediyoruz.

Ve bu yüksek teknoloji, emrine rüzgar verilen, yani çok gelişmiş hava taşıtlarına sahip olan, bir gecede ordusundan 300 bin askeri bir yerden başka yere hava yolu ile nakledebilen hazret-i Süleyman zamanında, Süleyman peygamber zamanında, bir anda kaldırıldı. Çünkü yine bu teknoloji insanlığın faydasına değil, zararına kullanılıyordu. Hz. Süleyman bu vazifeyi Kur’an’da kendisinden bahsedilen vezir Asaf’a verdi. O nasıl bir ilim/teknoloji ile mevcut bilim ve teknolojiyi bir anda yok etti, bu da sır. Hala hayallerimiz bile yetmiyor. Tahminde bile bulunamıyoruz.
Bir asırdan fazladır dünyamıza gelen ama asla saldırmayan ve işgal etmeyen o akıl almaz teknolojili uzaylı insan türleri, o UFO’larla gelen medeniyetlerin yüksek ahlaklı insanları ile belki de aynı bilim ve teknoloji seviyesinde olacaktık, belki de aramızda binlerce yıllık bilim ve teknoloji farkı olmayacaktı, şayet 3-5 bin sene önce, hazret-i Süleyman zamanında gezegenimizdeki bilim ve teknoloji bir anda kaldırılmasaydı…

Lakin kötüye, insanlığın zararına kullanıldığı ve tarifi imkansız acılara, zulümlere sebep olduğu için o yüksek bilim ve teknoloji bir anda kaldırılmasaydı, bütün kainatın dini anlamda merkezi olan gezegenimiz, varlıkta kalabilecek miydi? Rus bilim adamları, çekinmeden, şeffafça duyurmuştu, uzaydan gelen ve 80 bin yıl önce ümitsizce uzaya gönderilmiş yardım çığlıkları hadisesini. 80 bin yıllık bir mesafedeki ve üzerinde hayat bulunan bir gezegende 80 bin yıl önce çok yüksek teknoloji geliştiğini, bunun gezegen çapında felaketlere neden olduğunu ve bunların yalvarırcasına bir ses tonu ile uzaya mesaj gönderdiklerini… Onların, gezegenleri üzerindeki hayatı, yüksek teknoloji ile kendi kendilerine yok ettikleri gibi, şayet 3-5 bin sene önce ani bir format atılmasaydı, bizim gezegenimiz de o zamanlar yok olacak mıydı?

Aklımızın almayacağı sayıda gök ada (galaksi) var. Artık yüz milyarlarla değil, trilyonlarca gök ada olduğu tahmini yapılıyor. Bunların her birinde ortalama trilyon tane güneş var. Bu güneşlerin ortalama beşte birinde, üzerinde hayat olan en az bir gezegen var. En kötü tahminle, üzerinde hayat olan kat trilyonlarca gezegen var. Bunların hepsinin üzerinde, bütün kainatı yok edecek olan kıyamet sabahına kadar, iman ile küfrün mücadelesi var ve kim bilir bu güne kadar kaç tanesi, kendi ürettikleri teknolojinin kurbanı oldular.

‘Karadeniz sanki bir günde denize dönüşmüş gibi…’

Karadeniz’e dair yaklaşık 30-40 yıldır yapılan araştırmalardan elde edilen şok edici bilgiler, dünya insanlığına, nedendir bilinmez, şeffafça, tamamıyla aktarılmıyor. 

Hala Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerdeki halkların bile ciddi bir kısmı, Karadeniz’in birkaç bin sene öncesine kadar bir iç göl olduğunu, bir gün gelince aniden denize dönüştüğünü bilmiyor. Sanki birileri, bu gerçeklerin tartışılmasını, öğrenilmesini istemiyor. Oysa bu gerçekler bilimsel olarak ispat edildi. Ülkemizde de 2006’dan bu yana bazı akademisyenler bu gerçekleri dillendirdi ama hala gereğince üzerine düşülmedi. Ve hala bir iç göl iken denize dönüştüğünü bilenler bile, bu dönüşümün çok çok ani bir şekilde olduğunu bilmiyor. 

Oysa çok ciddiye alınması gereken bazı batılı ve özellikle Bulgar araştırmacılar ‘Karadeniz sanki bir günde denize dönüşmüş gibi…’ şeklinde son derece sarsıcı cümleler bile kurmuşlar. 
Göl ise göldür. Çok ani bir şekilde denize dönüşmüşse, dönüşmüştür. Neden gereğince tartışılmaz ve üzerinde durulmaz? Müslümanların, günümüzde mevcut olan bilim ve teknolojinin olmadığı zamanlardan bu yana, asırlardan bu yana anlattığı ve sözde bilimsellik adına “efsane” denilip geçilen bilgiler gerçek çıkacak diye mi endişe ediliyor. İstanbul boğazının ve cebel-i Tarık boğazının yapay olduğu ve ab-ı hayat içerek kıyamete kadar hayatta kalacak olan Hızır aleyhisselam ile, boğazların yapay olarak açıldığı çağda, bütün dünyaya hakim bir devleti olan hazret-i Zülkarneyn’in, birlikte bu boğazları açtığı meydana çıkacak diye mi bir endişe var?
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bile yer bulmuş ve bu güne kadar efsane denilip geçilmiş bilgiler, gerçek çıkacak diye mi bir endişe var?

Neden?

1975’te bile bilimsel olarak ispat edilmiş bir husus, 2012’nin haberlerinde bile bir ‘teori’ olarak anılıyor. Neden?

Bu gerçek, bu bilimsel ispatlar kabul edilince, dünyada ne gibi bir değişim olacak ve kimler nasıl bir zarar görecek de, birileri bu gerçeğin üzerine gereğince gitmiyor ve gidilmesini istemiyor?

Video kesitini izlediğiniz belgeselin tamamını izleyin!

Bu belgeselde de, üstteki belgeselde konu edilen bulgulara benzer bulgular elde edildiğine temas ediliyor ve Karadeniz’in bir iç göl iken bir anda ani şekilde denize dönüştüğünün kesin delilleri olduğu anlatılıyor. Üstteki belgeselde temas edilmeyen yönlerine ve bulgulara da temas ediliyor. Yaşananı bilimsel olarak izah edemedikleri için, kazılarda geçmişte yapılmış yüzlerce yüksek teknoloji ürünü parça bulunduğu halde ve piramitler göz önünde olduğu halde, geçmişte de yüksek teknoloji olacağına ihtimal bile vermedikler için, bir tufan gerçekleşmiş olduğunu düşünüyorlar ve bu çerçevede yorumluyorlar.  


Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Efsane mi, gerçek mi? | Geçmişte dev insanlar yaşadı mı? Sosyal medyada fotoğrafları dolaşan dev insan iskeletleri gerçek mi?

Hud suresinin 44. ayetinin tefsirinde şu haber nakledilir:

Rivayete göre, Avc bin Unuk isimli devden başka, gemiye binemeyen herkes Nuh tufanında boğuldu. Bu dev, çok uzundu. Tufanda su ancak beline ulaşabildi.

Bundan dolayı tufanda bu dev ölmedi. Boğulmamasının bir sebebi de şudur ki, Nuh peygambere (a.s.) gemi yapımı için Hint ardıcı ağacının kerestesini Şam’dan bu dev getirmişti. Gemi yapımında Hz. Nuh’a yardımcı olduğu için Allah onu kurtardı . (1)

Masallara konu olacak çapta tarif ve tasvir edilen Avc bin Unuk’la ilgili haberler İsrailiyattan olduğu gibi Kur’an’ın nassına da aykırıdır. Nuh(as)’un oğlu ölür de, Avc b. Unuk nasıl ölmez. Üstelik Nuh(as): “Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcıyı bırakma”(2) diye dua etmiş, bunun üzerine Cenab-ı Allah da: “Hepsini helak ettik” buyurmuştur (3).
Bazı muteber alimlerin, müfessirlerin (tefsir alimlerinin) de, bazı ince meselelerde aldanmış ve isabet edememiş olması mümkündür. Böyle haller, onların itibarına gölge düşürmez. Bu dünyada peygamberler dahi hatadan korunmuş değildir. Günahtan korunmuştur. Günah derecesinde olmayan hatalar ki bunların genel adı zelledir, ismet (masumiyet) sıfatına sahip peygamberlerde bile görülmüştür.
Nuh aleyhisselamın hayatına dair anlatılan ve ne yazık ki yer yer muteber kaynaklara da geçmiş bazı bilgiler, gerçek değildir. Yıllardır yazılarımı takip edenler bilirler ki, sadece Nuh tufanı ve devler konusu değil, pek çok mühim meselede, pek çok muteber esere, gerçek dışı bilgiler karışmıştır.
Böyle bir dev yaşamamıştır. Bu devin kendisi de, geçmişi/ailesi/soyu/kavmi de yoktur. Neslinin devamı, eşi, çocukları, torunları da yoktur. Allah teala dilerse elbette bir anne ve baba olmadan da bir dev insan yaratabilir. Lakin bu sünnetullaha yani Allah tealanın adetine aykırıdır. İsa aleyhisselamı bile babasız olarak, sadece bir anneyi vesile ederek ve o anne hiçbir erkek ile yakınlaşmadığı halde yaratmıştır ama Adem babamız ile Havva validemiz dışında, insan türünden hiç kimseyi annesiz ve babasız yaratmamıştır. Böyle yaratmayı murat etmemiştir.

Eskiden beri muteber alimler bile, Adem’den önce başka ademler yaratıldığını, onların kıyametlerinin kopup devirlerinin bittiğini, bizden önceki Adem neslinin kıyametinin kopmasından bize kadar geçen sürede dünyamızda cinlerin yaşadığını, bunlara cin oğulları ya da can oğulları denildiğini, bizim Ademimizin ise altıncı Adem olduğunu ya da alimlerden bazıları da bizden önce altı kere kıyamet koptuğunu ve bizlerin yedinci olduğunu anlattılar. Bu hususta çok derin ilmi münazaralar da her dönemde hep oldu. Günümüzde de oluyor.

Ama günümüzde bu tartışmalara çok daha ciddi yaklaşıp, çok daha net değerlendirmeler yapmak mümkün oluyor. Çünkü günümüz bilimi, daha önceki ademlerin dönemine ait izler, bilgiler bile buldu. Evet, evet… İlk defa duyanların epeyi şaşıracağı bir iddia olabilir ama bu gibi bulgular bulundu.

Bizim Ademimizden bu yana geçen süre çok çok abartılsa bile 40-50 bin yıl olmalıdır. Hadi uçuk bir abartı yapalım da beş yüz bin yıl diyelim. Ama 150 milyon yıllık insan parmağı, eli, ayak izi bulundu ve fiziki özellikler aynı bizim gibi…

Bunları uzun yıllardır kaynakları ile sayfa, site ve bloglarımda paylaştım ki, 500 milyon yıl önce özenle ve yüksek teknoloji ile üretilmiş el aletleri bulundu. Hatta milyarlaca yıl önce nanoteknoloji ile üretilmiş enteresan ve halen günümüz bilim ve teknolojisi ile bile sırrını çözemediğimiz şeyler bulundu da, bunların hepsi kesinleşti ve bilim dünyası hayretler içine düştü de, geçmişte hatta daha önceki ademler döneminde bile, dev insanlar yaşadığına dair herhangi bir bulgu, iz, işaret bulunamadı.

Düşünün, 66 milyon yıl önce soyları tükenen dinozorlardan kaç tanesinin kalıntıları bulundu, halen yenileri de bulunuyor ve dinozorlar hakkında ciddi bilgi elde edildi de, yaşadıkları iddia edilen bir tek dev insanın bile izine rastlanamaz mı? Üstelik bulunan bunca mağara, elle çizilmiş resimler, taşlara işlenmiş bilgiler, tapınaklar, toplu mezarlar, şehir kalıntıları hatta deniz canlılarının kalıntıları ve daha neler neler var da, hiçbir bulguda dev insanlara dair bir bilgi kırıntısı yok. Efsaneler hariç…


Pekiyi de bu devler yaşadı ise, hiç mi yatmadılar, yemediler, uyumadılar, giyinmediler, su içmediler? Hiç mi eşyaları olmadı? Oldu da bu kadar şey bulunuyor da, neden hiç kimse bu derece dev insanların eşyalarından bir tane bile bulamadı? Dünyanın içindeki, yerin çok çok altındaki suların bile, bu suların miktarının ne kadar olduğunun bile bilimsel çalışmaları yapıldı da, yer yüzünde kaç tane büyük yer altı mağarası varsa uzaydan özel ışınlar ile çekilip tespit edildi de, neler neler başarıldı da, bir tane, sadece bir tane dev insan fosili, ya da sadece eli, kolu, ayağı, kafatası bulunamaz mı?
Daha önce uzun uzun yazmıştım, tekrara ihtiyaç yok. Geçmişte dev insanlar yaşamadı. Sosyal medyada dolaşan binlerce resmin hepsi fotomontaj. Bu montajları ilk önce, foto montaj yarışmasına katılan birkaç genç, hiçbir art niyet olmadan yaptı. Bunların tek hedefi kabiliyetlerini göstermekti. Yarışmayı kazanmaktı. Bu kişilerin kimlikleri de gizli değil. Daha sonra bazı televizyon kanallarına çıkarak ya da bazılarına yazılı bilgi sunumu yaparak, vaziyeti izah ettiler, insanların aldanmasına ve kendilerinin de bir tehlike altında kalmasına mani olmak istediler. Türkiye’de bile bir televizyon kanalı, bu gerçeği bütün yönleri ile ele alıp, ispatları ile anlattı.
Lakin bu montaj fotoğrafların çokça ilgi görmesinin ve tartışılmasının ardından, bazı art niyetli foto montajcılar bu fikri, normal iskeletler ile normal insanların boyutlarını değiştirerek montajlama fikrini, içlerindeki alaycı ve nefsani yönü yansıtmanın bir aracına dönüştürdüler. Çirkin niyetlerle, zevk alarak çok yüksek sayıda benzeri montaj fotolar ürettiler/üretiyorlar. Dünya üzerinde milyonlarca foto montaj bilgisine sahip insan var. Bu resimlerin hepsi her yerde dolanıyor da, bir tekinin altında bile “Şurada bulundu, şu buldu, şu kurum olaya müdahale etti, karbon testi yapıldı, şu kadar bin yaşında, şimdi bu iskelet şurada v.s.” diye bir ifade yok.

Bazıları ise çok basit yapılmış montajlar. Montaj olduklarını anlamak için bu sahada uzman olmaya bile gerek yok. Dikkatle bakınca tutarsızlıklar görülebiliyor ve montaj oldukları meydana çıkıyor. Bir bakıyorsunuz, fotoğraftaki şahsın elinde kürek var ama sadece sapı var. Kürek kısmı yok. Bir bakıyorsunuz fotoğraftaki kişi kafa tasına çekiçle müdahale ediyor. Üzerine basıyor. Oysa öyle bir bulgu, gerçekten bulunmuş olsa, orada, bulgunun o kadar yakınında, sadece çok özel eğitim almış arkeologları, ellerinde çok hassas ve küçük aletler ile görebilirsiniz.
İnanmayın, aldanmayın, geçmişte dev insanlar yaşamadı. Nuh aleyhisselamın gemisi tahtadan da değildi. O zamanda, şu zamanda olduğundan bile çok ama çok ileri bilim ve teknoloji vardı. Yuşa aleyhisselam da dev değildi. O uzun mezarı da gerçek değil. Bütün bunların dini ve bilimsel ispatları  www.SpaceExplorer.TV ‘de… Sitemizi bir bütün olarak incelediğinizde, meseleleri çok daha iyi kavrayabileceksiniz. 
Mehmet Fahri Sertkaya
1. Hazin Tefsiri, II, 334.2. Nuh Suresi, 59.3. Enbiya Suresi, 77.

Dikkatle bakın!
Sağ üst kısımdaki adamın elindeki küreğin, tam da kafatasına yakın olan kısmını görebiliyor musunuz? 

Ve küreğini o şekilde tutacağı yer mi orası?
Nerede o şekilde kürekle tutulup atılan kumlar/topraklar? Böyle bir görüntü gerçek olsa, orada elinde kürek ameleler değil, elinde küçücük fırça ve aletler ile arkeologlar olur.
Aslında bu bir furya… Önce bir kişi, Photoshop yarışmasında ilgi çekici bir konu bulup birinci olmak için yaptı bunu. Sonra da itiraf etti ve “Benim bir art niyetim yoktu. Kimseyi kandırmayı düşünmedim.” dedi. Ama sonra bu bir çığır haline geldi. Biraz montaj yapabilen grafikerler, yüzlerce binlerce montaj fotolar hazırladılar. Şimdi bunlar her yerde gerçek zan edilerek paylaşılıyor. 
Geçmişte yaşayan ümmetlerin insanları da bizler gibiydiler. Dünyamızda hiçbir zaman dev insanlar yaşamadı. 

Hemen aşağıdaki bağlantıya tıklayınız!