Etiket arşivi: Uzay aracı

Çok çekiyorsun Soysuz! Kafan iyice yanıyor. Sağlığına dikkat et!

Çok çekiyorsun Soysuz! Kafan iyice yanıyor. Sağlığına dikkat et.

Mekanımın altına kadar gelen bir tünel kazma planlarını hiç isabetli bulmuyorum. Havadan UFO’ların, karadan da onbinlerce sene ileri teknolojiyle üretilmiş araçların giremediği mekana basit tünellerle girileceğine ihtimal vermek nasıl bir kafayla mümkün oluyor, ben o kafaları hiç bilmiyorum. Ömrümde bir dal sigara bile içmemiş biri olarak, konuya dışarıdan bakıyorum ve anlayamıyorum.

Grilerin ve Yeşillerin ve diğer türlerin gerçekten var olduğundan, dünyanın her yerinde bir asırdır görünen UFO’ların gerçekliğinden hala şüphen mi var. O kadar ileri teknolojili kişilerle danışıklı dövüştüğümü mü düşünüyorsun yoksa onların gücünün yetmediğine gücün yeteceğine kafan güzelken mi karar veriyorsun?

Mehmet Fahri Sertkaya

Satürn o kadar büyük değil

Satürn’ü korumak için etrafına kurulan enerji kalkanı, ilk kurulduğunda gözle görülmez haldeydi. Faaliyete geçtikten sonra uzaydaki pek çok gök taşı Satürn’ün çekme kuvvetiyle Satürn’e doğru giderken o enerji kalkanı o gök taşlarını toz duman hale getirdi. Kısa bir süre sonra da enerji kalkanının olduğu/döndüğü yerde tozların verdiği renkler oluştu.

Bu enerji kalkanı ile Satürn’ün gerçek atmosferi arasında çok büyük bir boşluk var. Evet, dünyamızdan çok büyük olsa da Satürn zan edildiği kadar da dev bir gezegen değil.

Geçen sene yazdıklarımdan istifade ile dünya kadar mevzuyu nihayet çözdünüz, bazı mevzuları hala çözemeseniz de bana güvenip inandınız. Pekiyi, haberiniz var mı, Satürn insanları o kadar güçlü enerji kalkanının içinden geçerek dışarı çıkabiliyorlar mı? “Yeter artık, uzay savaşlarından ve uzaydan gelen saldırılardan bıktık. Bir yol bulalım ve ne biz uzaya gidelim ne de uzaydakiler bize gelsinler. Şurada, kendi gezegenimizde huzur içinde yaşayalım” mı dediler?

Ve çalıştınız mı konuyu, başka bir güneş sisteminde yaşayan Ye’cüc ve Me’cüc’ün yani Yeşiller ile Grilerin gezegenlerinin ya da güneş sistemlerinin etrafına hazret-i Zülkarneyn’in çektiği set de böyle bir şey mi?

Teknik çalışmalar ve uzay araçları kullanarak, Satürn’ün etrafındaki suni/yapay enerji kalkanının kaç sene önce yapıldığını bulabilir misiniz? Ya da benzer bir teknikle müdahale ederek o enerji kalkanını çökertebilir misiniz?

Ya Jüpiter’in de Satürn gibi bir hikayesi olduğunu öğrenebildiniz mi?

Ya Satürn’ün onca uydusundan birkaçının tabii/doğal uydular olmadığını, insan eli ile üretilmiş olduklarını çözdünüz mü? Sahi o uyduları yine Satürn gezegenini saldırılardan korumak için mi oralara getirdiler? Evet, evet… Satürn’ün tabii olan uyduları da hep başka başka yerlerden getirildiler. Yoksa hala bunu da mı çözememiştiniz?

Dünya insanlığını daha ne kadar, nereye kadar kandırmayı, ayakta uyutmayı düşünüyorsunuz?

Satürn’ün insanları bize çok benziyorlar. Bizden biraz daha kısacalar. Ortalama boyları 150 cm kadar. Kadınlarının boyları biraz daha kısa. Ten renkleri bizler gibi. Dış görünüşümüz, yüz hatlarımız çok benzeşiyor ve onların biraz gözleri irice… Uzaydaki pek çok insan türünde saç, sakal, tüy hiç yok iken Venüslülerde olduğu gibi Satürnlülerde de var.

Satürn’de nüfus çok yaklaşık 70-80 milyar kadar. Nüfusun çok yaklaşık olarak yarısı Müslüman ve Müslümanların çok yaklaşık yüzde sekseni ehl-i tarik kişiler. Hepsi de son devrin mürşid-i kamili olan Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerine intisap etmişler.

Satürn’de gezegenin idaresi de Müslümanlarda. Hem ileri seviyede zahiri ve batıni ilimlere vakıf olan hem de yaşını almış, tecrübe etmiş kişilerden oluşan bir idari heyet tarafından idare ediliyorlar.

Teknolojisi kontrolsüzce gelişen ve kendi kendini imha eden gezegenleri gördükçe, teknolojinin bir yerden sonra gelişmesini kendi idareleri ile durdurmuşlar, mani olmuşlar. Hala da böyle yapıyorlar.

Satürn’ün o en dış tabakası/atmosferi zan edilen o enerji kalkanından kendileri de nadiren geçiyorlar. Kendilerini korumak niyetiyle uzaydan, diğer alemlerden/gezegenlerden kendilerini epeyi soyutlamışlar. Uzay aracı olan Satürnlülerin kendi kafalarına göre gezegenden çıkıp gitmelerine bile izin vermiyorlar.

Bilim ve teknolojide Merih yani Mars Müslümanları kadar ileride değiller ama bizden çok ilerideler.

Çok kaliteli ve başarılı bir eğitim sistemleri var. Satürn insanları çekirdekten çok iyi yetiştiriliyorlar ve o mükemmel İslam ahlakı ve terbiyesiyle yetişiyorlar. Her zaman kul hakkı, hesap korkusu hakim oluyor ve gezegenleri huzur, emniyet ve saadetle yaşanacak çok güzel bir yer olarak kalıyor.

Verilen bütün ahlaki eğitime ve devlet gücüyle alınan bütün tedbirlere rağmen yine de nefsine uyup şeytanlaşanlara ise ceza kesmekte hiç taviz vermedikleri için kimse kimsenin canını kolay kolay yakamıyor. Gayr-i müslim olanları kişileri dini tercihlerde zorlamıyorlar ve onlara eziyet, zulüm etmiyorlar. Onlara da ahlaklı ve adaletli davranıyorlar. Gezegendeki Müslüman kadınlar da hep tesettürlüler.

Zaten bu kadar medeni, iyi niyetli, Allah’tan korkan insanlar olmasalardı, ellerindeki ileri teknoloji ile dünyamızı işgal etmek ya da sömürmek isteselerdi, perişan olurduk. Dünyamız üzerindeki hayatı tamamen yok etmek isteselerdi, bu bile fazla vakitlerini almazdı.

Satürnlülerin elleri dört parmaklı, evleri az katlı ve mütevazı, çarşı pazarları yüksek teknolojili ve çok temiz…

“Ekmeğe hürmet ediniz. O yerlerin ve göklerin bereketindendir.” Hadis-i Şerifinde de beyan buyrulduğu gibi 18 bin alemde hep ekmek var. Satürn’de ekmek ve çay var. Yolumuzun büyüklerinin tarif ettiği usullerle çay demlemeyi adet edinmişleri çok var. Yolumuza muhabbetleri ve hürmetleri çok büyük.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Nuh Tufanı” dediğimiz şeye, aslında bir dünyalar savaşı da denebilir.


O halde, bir kademe daha ilerleyelim…

Biraz daha sarsıcı bilgiler de vereyim.

“Nuh Tufanı” dediğimiz şeye, aslında bir dünyalar savaşı da denebilir.

Nuh’un gemisi, şimdiki UFO’lar gibi, çok yüksek bilim ve teknolojiye sahip olunarak üretilmişti. Söz konusu teknoloji, dünyamızda oluşmuştu/gelişmişti. Başka dünyalardan transfer edilmemişti.

O devirde, 18 bin alem arasında, en yüksek teknoloji seviyesine sahip olan gezegenlerden biri de dünyamızdı. Nuh’un gemisi, dış görünüşü itibariyle somun ekmek misali bir görünüşe sahipti. Tıpkı UFO’lar gibi, dışarıdan bakılınca her yerinde parlak metalik bir yüzey görünüyordu. Penceresi, çerçevesi, içe göçmüş ya da dışa taşırılmış kısımları yoktu.

Havada asılı da kalabiliyordu, suyun altına da girebiliyor ve su altında da gidebiliyordu. Uzaya da çıkabiliyordu, gezegenler arası yolculuk etmeye imkan da sağlıyordu. Zaten o gemiyle tufan sırasında başka bir gezegene gitmişlerdi.


O devirde dünyada bu tür gemilere (bu gün verilen ismiyle söylemek gerekirse UFO’lara) sahip olmak sıradan bir şeydi. Teknoloji herkeste vardı ve maddi imkanı yetenler bunları yaptırabiliyor ya da hazır halde olanları satın alabiliyorlardı.

Sorun da aslında buydu… Teknoloji aşırı derecede ilerlemiş, ucuzlamış ve kolay elde edilir olmuştu. İnsanlık ise teknolojiyi/imkanları hep şerre kullanır olmuştu. Ahlaksızlığa, sapıklığa, zulme, kan dökmeye, toplu katliamlara kullanılması bir yana, artık dünyanın tabii nizamına (doğal dengesine) büyük darbeler vurulur olmuştu.

O zamandaki dünya insanlığı da kendi kendini helake sürükleyen ve gezegenlerini imha eden uzaydaki belki on binlerce insan türünden biri olmak üzereydi.

Acilen dünyaya bir “resetleme” gerekiyordu. Allah, helak edeceği kavimleri de sebeplerle/vesilelerle helak ettiği için o defa vesile tufan oldu… Koca dünyada bir avuç “gerçek” insan kaldığı ve diğerlerinin kalplerinin taşlaştığı, çok uzun süre mühlet verilse de hidayetten nasipleri olmadığı/kalmadığı için ve helak edilecekler listesine adları yazıldığı için, o defa helak yani tufan, dünya genelinde oldu. Bu, bir istisnaydı…

O devirden çok sonra Süleyman aleyhisselam devrinde de neredeyse dünya bir kez daha resetlenecekti. Bilim ve teknoloji yine aynı seviyeye gelmişti hatta Nuh aleyhisselam devrini geçmişti ama mevcut teknolojiyi devlet gücü ile ve kısa sürede yok etmek, bilimde ve teknolojide kasten gerilemek tercih edildi.


Nuh tufanına da başka bir uzay aracı sebep oldu.

Bu uzay aracı, şimdilerde güneşimizin etrafında sık sık görüntülenen, sık tartışılan ve devasa boyutlarda olup da “yapay gezegen” denilebilecek kadar büyük olanlardandı. Dünyamızın yaklaşık yarısı kadar büyüklüğe sahipti ve küre şeklindeydi.

Bir bulutsuya (Nebula) yanaşarak çok yüksek miktarda hidrojen, oksijen ve bazı başka gazları depolamıştı. Gezegenimize yanaşarak ve çok yüksek teknoloji de kullanarak bu gazları atmosferimize bıraktı. Bu, felaketin ve helak edilmenin bir başka vesilesi de oldu.

Dünyanın atmosferine çok çok kısa süre içinde çok yoğun olarak o gazlar bırakılınca, peşi sıra dünyanın her yerine dağılmaya başladı ve her yerde durmak bilmeyen yağışlar oldu. Zan edilenin aksine, yeraltından sular çıkmadı ve denizleri/okyanusları yükseltmedi, gökten yağmur şeklinde değil adeta kovayla boşaltılmış gibi su yağdı. Fırtınalar, tayfunlar da durmak bilmedi. Denizler ve okyanuslar bu vesileyle yükseldi.

Buna rağmen bile Nuh tufanı sırasında yükselen deniz ve okyanus suları, dünyadaki bütün karaları kaplamadı. Deniz seviyesine yakın ve düz olan yerler hep sular altında kaldılar ama diğer yerlerde yaşayan insanları, gökten su boşalması ve çok şiddetli rüzgarlar oldukları yerlerden savurup dağıtıp sürükleyip denizlere, okyanuslara götürdü/taşıdı.*

Buna rağmen bile yüksek kesimlerde hayatta kalanlar oldu ama onlar da akıllarını kaybederek, bulaşıcı hastalıklara yakalanarak, aç kalan hayvanlara yem olarak v.b. sebeplerle kısa sürede öldüler.

Zaten bu kısımdan önce de toplu ölümler sık yaşanıyordu, dünya insanlığının elinde de iklim silahları, elektromanyetik silahlar vardı ve milletler birbirlerine sürekli bunlarla saldırdığı için, sürekli yapay yağışlar, yapay hortumlar, yapay depremler, yapay fırtınalar yaşanıyordu.


  • Yakın gelecekte Ye’cüc ve Me’cüc milletlerinin dünyamızda can verenlerinin cesetleri o kadar yüksek sayıda olacak ve dünya insanlığı sayıca o kadar azalmış olacak ki onların cesetlerini de benzeri bir tufan/afet sürükleyip denizlere/okyanuslara taşıyacak.

(Resim: NASA tarafından Orion ismi verilen bulutsu… Nebula ya da bulutsu, uzayda bulunan ve geniş alanlara yayılmış olan gazlar, toz, Hidrojen, helyum ve diğer iyonize gazlardan oluşan bulutsu yapı.)

Mehmet Fahri Sertkaya

The Core(Çekirdek) filmi bilimkurgu değil.

Filmde, ABD ordusu gizlice yaptığı çalışmalarla istemeden bu dengeleri bozmuş ve sivil bilim adamlarından destek istiyor. Dengeyi bozmalarına da dünyanın çekirdeğinin dönüşünün durması sebep olmuş. Tabiatın yeniden normale dönmesi için dünyanın durmak üzere olan çekirdeği yeniden döner hale getirilmeli. Plan da belli: dünyanın merkezine gitmek, çok güçlü nükleer bombaları art arda patlatmak.

Ama nasıl bir araçla? Senaryonun buraya kadar olan kısmı HAARP kapsamında yapılan araştırmalardan, tartışmalardan, yazılan kitaplardan, hazırlanan internet sitelerinden bile elde edilebilecek “varlığı resmen kabul edilmemiş ama elde edilmiş gerçek teknolojiler/bilgiler”di ama filmin senaristleri ve yapımcıları “nasıl bir araçla?” kısmını da kurgu ile değil, gerçek hayattan esinlenerek yazdılar.

Filmde canlandırılan o teknoloji de gerçek. Dünyamızda o görülen teknik var. Taşı, toprağı yakıyorlar. Lakin Konya dahil olmak üzere dünyanın pekçok değerli maden bölgesinde gizlice maden çalışması yapanlar, farklı teknoloji kullanıyorlar. Onların aracı, önündeki toprağı taşı yakmıyor. Sıkıştırıyor, hacmini değiştiriyor ve bu, yakmaya nispetle çok daha kolay, hızlı, az enerji ve zaman gerektiren bir teknik… Üstelik yakmadıkları için daha sonra toprağın hacmini eski haline de getirebiliyorlar.

(Resim: Uzay aracı gibi görünen ama uzaya değil dünyanın merkezine giden maden aracının içinin gösterildiği bir sahne. The Core filmi…)

The Core (Çekirdek) filminden bir sahne…

Yıllardır çok tekrarla bu filme dair yazılar yazmıştım, değerlendirmeler yapmıştım. The Core filmi de bilimkurgu değil. Gerçekte var olan, elde edilmiş olan gizli teknolojilerin ve bilgilerin sinemaya uyarlanması…

Dünyanın bir manyetik alanı var ve insanlardan, bitkilerden sonra hayvanlar da dünyanın doğal manyetik alanı sayesinde sağlıklı yaşayabiliyorlar. Bu manyetik alan bir sebeple bozulursa atmosferin dengesi de bozuluyor. Bunun neticesi olarak yağmurların, rüzgarların, depremlerin, dünyanın ısı dengesinin ve dünya üzerinde canlı olan her şeyin ayarı kaçıyor.

The Core filminden başka bir sahne…

Sanki bir uzay aracı hassasiyeti ile özel olarak üretilmiş olan maden aracı önce okyanusa giriyor, sonra okyanusun altındaki toprak kısmından yerin altına, dünyanın çekirdeğine doğru devam ediyor. Önünde henüz dünyaya duyurulmamış, bir bilim adamının gizli çalışmaları ile geliştirdiği ve toprağı yakan bir teknoloji var.

Mehmet Fahri Sertkaya