Etiket arşivi: Teknoloji

Çok çekiyorsun Soysuz! Kafan iyice yanıyor. Sağlığına dikkat et!

Çok çekiyorsun Soysuz! Kafan iyice yanıyor. Sağlığına dikkat et.

Mekanımın altına kadar gelen bir tünel kazma planlarını hiç isabetli bulmuyorum. Havadan UFO’ların, karadan da onbinlerce sene ileri teknolojiyle üretilmiş araçların giremediği mekana basit tünellerle girileceğine ihtimal vermek nasıl bir kafayla mümkün oluyor, ben o kafaları hiç bilmiyorum. Ömrümde bir dal sigara bile içmemiş biri olarak, konuya dışarıdan bakıyorum ve anlayamıyorum.

Grilerin ve Yeşillerin ve diğer türlerin gerçekten var olduğundan, dünyanın her yerinde bir asırdır görünen UFO’ların gerçekliğinden hala şüphen mi var. O kadar ileri teknolojili kişilerle danışıklı dövüştüğümü mü düşünüyorsun yoksa onların gücünün yetmediğine gücün yeteceğine kafan güzelken mi karar veriyorsun?

Mehmet Fahri Sertkaya

Eski Mısır’da metafizik savaşlar yaşanıyordu

Eski Mısır’da da çok sık olarak metafizik çatışmalar hatta büyük metafizik savaşlar yaşanıyordu.

O devirde uzaylı insan türleri dünyamıza gizlenmeden gelerek faaliyette bulunabilirlerdi. Mısırlılar, uzaylı insan türlerinin kendi aralarında, kendilerine zarar vermeden yaşamasını hatta yer yer idari kadro içinde yer almalarını hatta bazen Firavunların uzaylı türlerden olmasını yadırgamıyorlardı. Hatta daha önce anlatmıştım ki çok meşhur bazı Firavunlar bizim dünyamızın insanları değildi. Süleyman aleyhisselamın veziri Asaf da bizim dünyamızın insanı değildi.

Hep söylediğim gibi, o devirde bizim dünyamızın teknolojisi de çok ileriydi ve uzaydan teknoloji nakline ihtiyaç da yoktu. Bizim dünyamızın insanları da başka dünyalara-gezegenlere gidip gelirlerdi ya da gidip kalırlardı. Dünyalar arası bu trafik neticesinde, zenciler, Japonlar ve Çinliler olduğu gibi, uzayın muhtelif yerlerinde çok yüksek sayıda melez türler de oluştu.

Dünyamızdaki devletler-liderler arasında savaşlar olduğu gibi, kaçınılmaz olarak dünyalar arası savaşlar da olurdu. Dünyalar arası çatışmalar çoğunlukla şimdilerde olduğu gibi metafizik tekniklerle olurdu. Mısırlılar da bu türlü saldırılardan korunabilmek için başlarına yüksek teknoloji ile üretilmiş çeşit çeşit kasklar takarlardı ve bunlar Mısır’daki tarihi eserlerin duvarlarına resmedilmişti.

Günümüzde uzaylı insan türlerinin hepsi metafizik saldırılardan korunmak ya da metafizik sinyallerini güçlendirmek için binbir türlü kask kullanıyorlar ama bizim dünyamızın bazı devletlerinin gizli servislerindeki metafizikçiler de benzer kaskları kullanıyorlar. Yani Mısır’da binlerce sene önce resmedilmiş yüksek teknolojinin bir kısmına bizim dünyamız da yine çoktan ulaştı. Ayrıca bilinmeli ki metafizik çatışmalarda sadece kasklar değil, daha başka aletler-cihazlar da kullanılıyor. Söz konusu Mısır çizimlerinde bunlara da zaten yer verilmiş. Bu izahlarımdan sonra, dünya üzerindeki beyin takımı deyip durduğum kişiler, konuya bu çerçeveden bakıp bu güne kadar çözemedikleri yüzlerce şeyi hemen çözeceklerdir.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Biyonik hayvan ve insan robot…

Mesele bile değil…

İlim ve fende (bilim ve teknolojide) bizden on binlerce sene ilerideler. Aranıza sızmak isterlerse kedi, köpek, kuş, sincap, fare dahil binbir türlü hayvanın suretinde biyonik robotlar üretebilirler.

Sık yaptıkları bir şey değil ama bazı zamanlarda çok kısa boylu olan uzaylı insan türlerinden biyonik kedilerin ve köpeklerin içine girenleri de oluyor. Bunlardan bazıları X-ray ve röntgen gibi cihazları aldatabilecek teknolojilere de sahip olarak üretiliyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bundan binlerce sene önce dünyada teknoloji vardı. Şeddad’ın yapay cennetinde elektrik vardı.

Tarih, Kültür, Sanat, Edebiyat, Þiir, Müzik, Dekorasyon, Kitap, Belgesel, Biliþim, Çocuk, Eðitim, Ekonomi, Seyahat, Ropörtaj, Saðlýk, Sinema, Þehir ve Yaþam, Teknoloji, Yemek ve Mutfak, http://www.akademidergisi.com

➥Bundan binlerce sene önce dünyada teknoloji vardı. Şeddad’ın yapay cennetinde elektrik vardı.| Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.)

➥İrem bağının sahibi olan Şeddad ibn-ü Ad, öyle suni bir cennet yaptı ki, hiç bir yerde ve hiç bir belde de onun misli halk olunmadı ve olunmayacak. Rüzgarın bir taraftan esmesi ile ağaçların üzerinde duran kuşlar, diğer tarafta sada veriyormuş. O zaman da elektriğin mevcut olduğu anlaşılıyor. Fenniyatta (bilimde) da muazzam terakki (ilerleme) varmış. Sonra Süleyman (a.s.) zamanında sönmüştür.
|Süleyman Hilmi Tunahan(kuddise sirruh)

İrem Bağı, Hûd Aleyhisselâm zamanında Âd Kavminin reisi olan ve Hûd aleyhisselâma inanmayan Şeddâd bin Âd’ın;

➥ ”Ey Hûd! Senin ilahın o dünyada yaptığı Cennetle öğünürse, ben de bu dünyada bir cennet yapayım ki, onun Cennetinden daha şâhâne olsun!” diyerek dünya servetini dökerek yaptırdığı bir bahçedir.

Bir düşünelim…

90’ların başından bu yana dünyamızda gayet işe yarar teknoloji seviyesi var. Uzay çalışmalarına ise hiç ara verilmedi ve devletler bu sahada birbirleriyle yarıştılar. Ya neticesi?

Hala hangi soruyu sorsanız, net bir cevabı yok. Yaklaşık yarım asırdır bir daha Ay’a gitmediler. Gidecek gibi de durmuyorlar. Sürekli projeler ilan edip insanlığı ayakta uyutmaya devam ediyorlar. Venüs’e, Merkür’e, Mars’a kaç uzay aracı gönderdiler. İsteseler şimdi daha iyilerini de gönderirler. Pekiyi, bu güne kadar gidenlerle ne öğrendiler, neler görüntülediler ve bize neler anlatıp öğrettiler? Bir sürü tartışmalı bilgi… Net görüntüler de yok. Sadece bu konu günlerce, aylarca açılarak tartışılabilir.

Ne kadar tartışılırsa tartışılsın, tartışılamaz kesinlikte önümüzde duran bir gerçek var: Dünyada Yahudilerin tesis ettiği Satanist bir sistem var. Bu sistem dünya insanlığını uzaylılar konusunda en başından beri hep kandırdı. Onlarca sene boyunca ise uzaylıların varlığına inanmak delilik gibi gösterildi. İlla inanacaklar ise onları küçük yeşil ve şekilsiz canlılar olarak kabullenmeliydi. O kadar büyük bir baskı ortamı oluşturdular basınla, medyayla, akademi camiasıyla… Çünkü başka dünyalarda da insan türleri olduğunu, oralarda da insanların müslim ya da gayr-i müslim olduklarını çoktan gördüler, anladılar. İnsanlık bu gerçeği görüp kabullendiği anda bu insanlık düşmanı ve Şeytan’a tapınan Satanistlerin hükmü bitecekti.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Uzaylılar setleri yıkmak için yardım mı istediler?

İşte bu gibi kısımların anlaşılabilmesi için gerçek dünya tarihini, hususiyle son 10 bin seneyi bir bütün olarak anlatmam lazım. Hz. Zülkarneyn devrini ve neler yaptığını anlatmam lazım. Daha pek çok soruya cevap bulunması için bu anlatacaklarımın bilinmesi lazım.

Soruna birkaç cümle ile şu cevap verilebilir:

Hz. Zülkarneyn devrinde uzayda en yüksek teknolojiye sahip gezegen bizdik. Başka bir yerden bilim ve teknoloji transferi de yapmamıştık. Hz. Zülkarneyn devrine gelene kadar dünyamızda on binlerce sene bilim ve teknoloji çağı yaşandı ve o devre gelindiğinde bilim ve teknolojide ulaşılabilecek en zirve noktaya ulaşılmıştı. Biz gidip Ye’cüc ve Me’cüc’ü kendi güneş sistemlerinde set çekerek mahsur bıraktık ama onlar hala o seddi bozacak kadar ileri teknolojiye ulaşamadılar.

Hz. Zülkarneyn’den sonra Hz. Süleyman devri yaşandı ve o devirde bizden bilim-teknoloji kaldırıldı yoksa biz de kendini imha eden gezegenlerden biri olacaktık. Bunu Hz. Zülkarneyn’den sonra gelen Hz. Süleyman yaptı. Kendi devrinde hem peygamber hem hükumdardı. Dünyaya hakim bir tek devlet vardı, onun başındaydı. Devlet politikası ile bilerek ve isteyerek teknolojide geri gidilmesini sağladı. Bazı kritik öneme sahip madenlerin kullanımını önledi. Bazı bilim sahalarında tahsili önledi. Çeşitli kararlar aldı ve neticesi olarak hızla bilim-teknoloji ürünlerinin ürertimi durdu, geri gidildi. Bunu yaparken yanında Kur’an- Kerim’de kendisinden bahsedilen veziri Asaf vardı ki Merih insanlarındandı. O kıymetli zat bu devlet politikalarını uyguladı.

Bu uzaylıların inancına göre vezir Asaf bilim ve teknolojiyi geriletirken zirve noktasına gelinmiş halin sırlarını, ilimlerini yazdırdı, not ettirdi ve sakladı. Yine bunların inancına göre bu sırları ya dünyamızda bir yere gömdürdü ya da Merih’te bir yere… Bu yeşiller ve griler o notları bulabilirlerse o seddi durdurabilecek kadar bilim ve teknoloji seviyesine hemen ulaşacaklar. Konsey’den istedikleri ise o notları bulmak hususunda kendilerine yardımcı olmaları.

Yalnız, gece paylaşımlar yaptıktan sonra dinlemelerden anladığımız bazı detaylar var. Bu Yeşiller, Şeytan’ın Konseyi’ne dürüst davranmamışlar. “O notları bulabilirsek kendi güneş sistemimize gidebilecek bilgileri elde edeceğiz” tarzında konuşup “Kendi güneş sistemimizin etrafında ileri teknoloji ile yapılmış bir set var, onu durdurabilecek/bozabilecek bir tekniği hemen öğrenmiş olacağız” dememişler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Merkürlüler şu ana dek hiçbir gezegeni işgal etmediler zaten istemiyorlar.

Merkürlüler şu ana kadar hiçbir gezegeni işgal etmediler, etmek de istemiyorlar.

Lakin dünyamız dahil pek çok gezegenden çok sayıda kişiyi kaçırdılar. Bunlardan bazılarını bir süre sonra aldıkları yerlere geri götürüp bıraktılar.

Dünyamızdan, daha çok kadınları kaçırdılar. Onları özel merkezlerinde tuttular. Üzerlerinde türlü deneyler yaptılar. Bizim, onlardan farklı olan bedenimizin bütün sırlarını çözmek istediler. Kadınları kendilerinden hamile bıraktılar. Dünya insanı ile Merkür insanı arasında melez bir tür meydana getirdiler ve meydana gelen bu melez bebekleri de uzun süre incelediler. Bütün bunları yaparken kadınları aylarca uyku halinde tuttular, hiç uyandırmadılar. Geri getirmemeye karar verdikleri birkaç kadını uyandırdılar ve onları da öldürmediler, iyi davrandılar, ikna ettiler.

Geri getirdikleri kişiler, zaten arada geçen süreyi uyku halinde geçirdiler. Bir şey görmediler, duymadılar. Bunların hafızaları ile yine de oynandı ve arada geçen sürede ne yaşadıkları sorulduğunda anlatacakları bir hikayeleri oldu. “Çok iyi bilmiyorum, çok iyi hatırlamıyorum ama başıma şunlar geldi, şuralarda şunları yaşadım” gibi cümleler kurabilecekleri hale getirildiler ama bilmiyorlar ki o hatıraları gerçek değil, yaşanmış değil.

Epeyi zamandır bizim dünyamızdaki teknoloji ile de insanların hafızaları kısmen ya da tamamen silinebiliyor. Gerçek olmayan hatıralar (sesler, görüntüler, hisler, duyular) gerçekten yaşanmış gibi insanların hafızasına yüklenebiliyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkler, 1071’deki Malazgirt Zaferi ile Anadoluya gelmedi

Türkler Anadolu’ya geldiğinde, Anadolu’da ne Rumlar vardı, ne de Bizans… Ne de Anadolu’ya Anadolu denirdi.

Gerçek tarihi bilerek ve isteyerek gizliyorlar

Elde ettikleri bilgileri dünya insanlığından gizliyorlar.

Bundan 7 bin beş yüz sene ile 9 bin beş yüz sene önceki aralıkta, günümüzde İstanbul denilen bölgede Türk hakimiyeti vardı.

O zaman Müslüman Türk kavminin başında, dünyaya ve dünyalara hükmeden bir kumandan olan, Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen, hak peygamber ya da çok büyük veli bir zat olan hazret-i Zülkarneyn vardı. Hz. Zülkarneyn de Türk’tü ve 2 bin yıl yaşadı.

Türkler o zaman sadece dünyaya değil, dünyalara hakimdi. Dünyada tek bir devlet vardı ve onun başında Hz. Zülkarneyn vardı. O devirde dünya üzerinde, şimdiki bilim ve teknoloji seviyemizden binlerce kat ileri bilim ve teknoloji vardı. Daha sonra Süleyman a.s. zamanında dünyamızdan bilim ve teknoloji kaldırıldı.

Günümüzde İstanbul dediğimiz bölge de Hz. Zülkarneyn’in kontrolündeydi ve önemli bir şehirdi. O devirde İstanbul Boğazı ve Cebel-i Tarık boğazı yapay olarak, yüksek bilim ve teknoloji ile açıldı.

Bu gerçek tarihi ileri gelen Yahudi ve Hristiyan tarihçiler de bilim ve din adamları da çözdüler. Bu gerçek tarih anlatımını destekleyen binlerce, evet binlerce somut bulgu da elde ettiler. Lakin uzayda gördükleri gerçekleri anlatırlarsa herkes Müslüman olur diye endişe ettikleri ve gizledikleri gibi, bu türlü gerçekleri de gizliyorlar. Bu gün elde olan delilleri gören namuslu hiçbir tarihçi ve bilim adamı “İstanbul Boğazı yapay değildir. Olmaz öyle şey” diyemez. “Geçmişte yüksek teknoloji yoktu, olmaz öyle şey” de diyemez.

Ye’cüc ve Me’cüc’ten bir kısmı, hiç gitmedi

Bugün elimizde, 17 bin yıl, 25 bin yıl ve 35 bin yıl önce inşa edilmiş abideler/anıtlar, şehirler, el aletleri var. Bunların “yüksek bilim ve teknoloji ile” hatta günümüzdekinden yüksek bilim ve teknoloji ile yapıldığı, tartışmaya mahal bırakmayacak kesinlikte gözler önünde…

Bundan yaklaşık 15-17 bin yıl önce Nuh tufanı koptu. O zamanda dünyamızda yüksek bilim ve teknoloji olduğunun çok yüksek sayıda somut ispatı var. O zamanlarda da başka gezegenlere gittiğimizin, başka gezegenlerin başka insan türlerinin bize geldiğinin somut ispatları var.

Bu geliş gidişler, binlerce sene boyunca devam etti ve günümüzde de ediyor. Lakin bir de gelmişken gitmemiş olanlar, kalmışken dünya insanlığından gizlenmiş olanlar var.

Hz. Zülkarneyn zamanında dünyalar savaşı yaşandı. Dünyadaki gayr-i müslim milletler de Müslümanların hakimiyetine girdi ve bir güç unsuru, tehdit unsuru olmaktan çıktılar. Tam bu anda Ye’cüc ve Me’cüc isimli uzaylı iki başka insan türü, ellerindeki yüksek teknolojileri ve yüksek nüfusları ile dünyamıza saldırdılar. Hz. Zülkarneyn bu iki kafir kavme karşı savaşırken yanında en çok da Müslüman Türk milleti vardı. Sonra Ye’cüc ve Me’cüc mağlup oldu. Onlara uzayda bir set de çekildi.

Lakin Ye’cüc ve Me’cüc’ün artıkları dünyamızda kaldı. Kaçamadılar ve korkup yer altındaki mağaralar, tünellere saklandılar. Zaten yüksek bilim ve teknoloji ile yaşamış başka insan türleri oldukları için kısa sürede yer altında gizli üsler kurdular. 7 bin beş yüz senedir dünyamızda yer altında yaşayan başka insan türleri var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Kıyametin kopmasına insanlar mı sebep olacak?

– Bütün canlılarda hücresel bir elektromanyetik sistem ve alan mevcuttur. Canlıların hücreleri birbirleri ile elektromanyetik alanlar sayesinde iletişim kurar. Son yapılan tetkiklerde hastalıklı hücrelerin sağlıklı hücrelere hastalığı elektromanyetik alanlar ile ilettiği tespit edilmiştir.

– İnsan vücudunun kullandığı elektrik enerjisi kalpte üretilir. Kalp, ruhtan güç alarak atar ve kalbin bu atışı sırasında, kalpteki bir kesecik vücudumuzun kullandığı elektrik enerjisini üretir.

– Beyin ve beyincik bu enerji ile bütün vücudu sinir sistemi ağı üzerinden kontrol eder.

– Bu, şu anlama gelir; bir yerde hastalık varsa, beyin orayı gerektiği gibi kontrol edemiyor ya da hiç kontrol edemiyor demektir. Bu da oraya elektrik sinyallerinin gitmediği, o bölgedeki hücrelerin manyetik alan yapısının ve enerji yapısının bozulduğu anlamına gelir. Ve bu da o bölgeden yayılan elektromanyetik alanımızın bozulduğu anlamına gelir… İşte MR (Manyetik Rezonans) cihazları da bunu tespit içindir.

– Anlaşıldığı üzere vücudumuz da dahil, bütün canlıların bedenlerinin temel yapısında elektrik sistemi ve elektromanyetik alan dengeleri mevcuttur. Hatta bir canlılığı olan gezegenimizin ve sair gezegenlerin yapılarında da elektromanyetik enerji ve alan sistemi mevcuttur. Zaten alemde cansız hiçbir şey yoktur. Günümüzde artık sıradanlaşan elektromanyetik alan hususu,  hastalıkların teşhisi ve tedavisinde kullanıldığı gibi tam aksine olarak insanların hasta edilmesi için de kullanılabilir.

– Bu tam olarak şu anlama gelir; Başka yapay bir elektromanyetik alan üreticiden vücudunuza gönderilen manyetik alanlar, vücudunuzun çok kısacık sürede dengesini bozabilir. Yorgunluk, Halsizlik, baş ağrıları, mide bulantıları, asabiyet, hücre yapılarında bozulmalar, organ yetmezliği ve kanser yapabilir.

– Sadece bu kadar mı? Hayır, çok daha gelişmiş bir merkezin saldırısına maruz kalırsanız, size, kulaklarınız devre dışı bırakılarak sadece sizin duyduğunuz sesler ve gözleriniz devre dışı bırakılarak sadece sizin gördüğünüz görüntüler gönderilebilir. Bu, doğrudan beyninizin işitme ve görme merkezlerine gönderilen sinyaller sayesinde yapılır.

– Zihin kontrolü yapılabilir. Duygularınız, siz hissedemeden oynanabilir. Hiç sebepsiz yere sinirlenmeniz, neşelenmeniz, gülmeniz, ağlamanız, gamlanmanız, duygusallaşmanız, sevmeniz, nefret etmeniz sağlanabilir. Var olan bütün duygularınızla olumlu ve olumsuz (pozitif ve negatif) yönde oynanabilir. Zaten insanlık tarihi boyunca sihir ya da büyü denilen şey de budur. Bütün bunları insanlara cinler de yapabilir.

– Çok daha ciddi bir kasıt söz konusu ise, bunu yapanlar, size kendi kurguladıkları rüyaları gösterebilir. Gördüğünüz doğal rüyaları izleyebilir. Çok önceden yaşadığınız ama hatırlamadığınız acı olayları sürekli zihninizde tutabilir. Oturduğunuz yerde zaman ve mekan algılarınızı da bulandırarak sanki oradaymışsınız gibi, sanki o tarihte ve o olayın içindemişsiniz gibi hayaller görmenizi temin edebilir. Ya da uykuda, geceleri sabahlara kadar tekrar tekrar bunları izletip yeniden acı çekmenizi sağlayabilir. Sinir sisteminizi perişan edebilir. Bütün bu ağır yüklere aralıksız günlerce, aylarca ve yıllarca maruz bırakabilir. Bu da bir kaç yıl içinde bedeninizin çöküntüye uğramasına, dişlerinizin çürümesine, cildinizin bozulmasına, saçlarınızın dökülmesine ve ağarmasına, gözünüzün ferinin kaybolmasına, beden dilinizin-mimiklerinizin bozulmasına sebep olabilir.

– Hafızanızı silebilir. Gerçekte yaşamadığınız sanal hatıraları bunların yerine koyabilir. İnsanın yapısı öylesine mükemmel yaratılmıştır ki asla gördüğü ve duyduğu şeyi unutmaz. Sadece istediği an istediği hatıraya ya da bilgiye ulaşamaz. Her şey, her an, her saniye, her görüntü, her ses, her his, her hatıra kalıcı olarak kayıt edilmiştir. Ama buna ulaşamamaya unutmak denilmiştir. İşte ulaşılan söz konusu kıyamet teknolojilerini kullanan bir merkez,  bir gece tertemiz bir insan olarak uykuya girdiğinizde gerçek hatıralarınızın tamamını “ulaşılamaz” yapabilir ve sizi sanal yüklemeler ile, kırk yıllık ayyaş ya da uyuşturucu müptelası birinin şuurunda uyandırabilir.

– Yüzlerce kilometre uzaktaki bir tesisten gönderilen bir takım dalgalar, vücudunuzun hayatiyetini sağlayan ve enerjisinin üretildiği merkez olan kalbinizi durdurabilir. Doğal ya da sonradan üretme olsun, bir enerji alanı varsa eğer, aynı hususiyetlerde fakat çok daha kuvvetli bir enerji alanı ile mutlaka bu alana müdahale edilebilir. 

– Sonunuzun gelmesini isteyenler, beyninizi-zihninizi tam kontrol altına alarak, iradenizi devre dışı bırakarak, bedeninizi bir yüksek binadan atabilir, hayatınızın bir trenin altında son bulmasını ya da bir uçurumun dibinde son bulmasını sağlayabilir. Daha da kötüsü var. Sizin bedeninizden önce aile fertlerinizin, eşinizin, çocuklarınızın, o an yanınızda bulunan insanların sizin eliniz ile öldürülmesini temin edip sonra oracıkta kendinizi de öldürmenizi temin edebilir. Zaten binlerce yıldır cinler bunu insanlara yapabiliyor ve adına cinnet deniliyor.

– İnsan, hayvan ya da bitkilerin doğal yapısına, yapay enerji alanları ile yapılabilecek bu nevi saldırılar, gezegenimizin ve başka gezegenlerin doğal dengelerine karşı da yapılabilir.

– Dünyamızın merkezindeki magma dolu çekirdeği, dünyamızın uzaydaki dönüş yönünün tersi istikamete döndüğü için, çok muazzam bir eletkromanyetik alan üretilmesine sebep oluyor. Kocaman vücudun hayatiyetini sağlayan ve enerjisini üreten kalpteki kesecik misali, devasa dünyamızın enerjisi de bu çekirdeğin hareketi sayesinde temin ediliyor.

– Nükleer santraller bağlanılarak üretilecek çok çok büyük elektromanyetik alanlar sayesinde, bu enerjinin doğru yere yönlendirilmesi sayesinde yapay yağışlar, yapay fırtınalar, yapay depremler oluşturulabilir. Oluşturulmaktadır. Bir adım daha ileri gidildiğinde dünyanın çekirdeğinin dönüşü yavaşlatılabilir hatta durdurulabilir. Bu, dünya üzerindeki bütün canlılığın dengesinin yok olması anlamına gelir. Kuşlar, bütün hayvanlar, insanlar, bitkiler, kutuplar her şey ama her şey bir anda en temelden ölümcül darbe alır. Ve bu, dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinden çıkıp savrulmasına, doğrudan güneşe doğru çekilmesine ya da güneş sisteminin dışına doğru serbestçe uzaklaşmasına bile sebep olabilir.

– Dahası, hızla ve büyük gayretler ile atom altı parçacıkların sırlarının çözülmeye çalışıldığı şu günümüzde, bu sırları çözecek olan Siyonist kafası, dünya hakimiyeti kuracağım takıntısı ile, zincirleme olarak kıyameti kopartacak ve her şeyi ama her şeyi zincirleme olarak atomlarına ayıracak bir yöntem bulabilir.

– Asırlardır büyük İslam alimleri “Her şeyi sebeplere bağlayarak varlığını gizlemesi Allah Teala’nın adetlerindendir. Bu nedenle kıyametin kopuşuna bile ademoğullarını ve bulacakları bir tekniğini vesile etmesi mümkündür.” demişlerdir.  


Mehmet Fahri Sertkaya