İstanbul’u ve yakın çevresini terk edin. Öncelikle kadınları ve çocukları götürün. Buralarda, sadece buralarda bulunmak zarureti olanlar, vazifesi olanlar kalsınlar. Benim buralarda kalmam bir zaruret ve kalacağım. Ceddimden miras olan bu şehri savunacağım, yalnız bırakmayacağım.
Ya İstanbul beni alacak ya da ben İstanbul’u alacağım. Cepheyi terk etmeyeceğim.
Yerin altı ve üstü görecek ki sonunda ölüm bile olsa, duruşumdan bir geri adım atarak dahi taviz vermeyeceğim.
Milyonlarca insanın hayatını kaybedeceği, bölgenin feci bir görüntüye bürüneceği, felaketin ilk anından sonrasındaki süreçte de çok yüksek sayıda insanın ölmeye devam edeceği, bölge ve Türkiye ekonomisinin şu kritik zamanda daha da zor şartalara düşeceği, Türkiye’nin kendi içindeki dertlerle boğuşacağı şartların oluşturulmak istendiği, milletler arası siyasetteki son ve başarılı duruşundan/hamlelerinden geri çekilmesinin hedeflendiği açıkça gözler önündeyken…
Sistemim, sahada dönen çok şeyleri öğrenmiş ve biz bu sarsıcı saldırının gerçekleşme ihtimalini çok yüksek görüyorken…
Bu çok şeyi bilip susmak, içimi daraltıyor. Başımı alıp buralardan giderim, hiç bir güç unsuru yolumu kesemez ama başka bir mekana geçsem ve buraları hiç dert etmesem, tarzıma uymuyor. Bu kadar yüksek sayıda sivil insanı hiçe sayamam. Böyle yapmak aklımdan bile geçmiyor. Giderim ama gereğini önden yaparak giderim. Bu şehri de bu ülkeyi de ayağa kaldırır, buralardan öyle giderim. Ayağa kaldırmışken de neler yapacağımı, hangi şer merkezlerini devireceğimi ve temizleceğimi çok iyi bilirim.
Hayatım boyunca insanlık için mücadele ettim, kendimi hep bu gayenin arkasında tuttum, çok zulümler, çok sıkıntılar çektim ve yine de dini ve ahlaki kaidelerimden tavizler vermedim. Şimdi de vermem.
Hiçbir zaman minderden de kaçmadım. Kaçak güreşmedim. Bu güne kadar şu suni felaket saldırıları konularına çok dikkat çektim, geniş kitleleri ikaz ettim ama tehlikenin büyüklüğü ve bütünü hala anlaşılamadı, görülemedi.
Şartlar beni, almak istemediğim kararları almaya ve bildiklerimi detaylarına kadar anlatmaya, somut deliller paylaşmaya, sahaya bu güne kadar vermediğim talimatları vermeye zorluyor. O kararları alırsam ve o talimatları verirsem ve o delilleri paylaşırsam, sadece buralar değil, sadece Türkiye de değil, bütün dünya karışıyor.
Türkiye’nin, milletimin, sistemimin hasımları hep farkındalar ki şu şartlarda bile ikaz ediyorum. İkaz etmeden, gerekeni yapmıyorum. Kimse kendini çılgın, beni de kararda zayıf zan etmesin. Karşımda çılgınlık sergilenecekse, ben önden hamle de yaparım, çılgından da çılgın olurum. Yanacaksa bu dünya, yakan ben olurum.
Daha önce yazmıştım. Yanardağları çok ileri bilim ve teknoloji kullanarak uzaylı türler faaliyete geçiriyorlar. “Çok daha fazla yanardağ faaliyete geçirilecek” de demiştim ve öyle de oldu, oluyor.
Yanardağların faaliyete geçmesiyle fay hatları arasında bağlantılar var. Faaliyete geçen bir yanardağı, yakınındaki fay hatlarını gerebiliyor ya da kırılmasını sağlayabiliyor. Fay hattı bulunmayan yerlerde fay hatları oluşmasını sağlayabiliyor. Bazı yerlerde zemin boşaltılabilmiş de oluyor. Bu kısmın teknik izahı uzun gider ve bilim adamlarının işi…
Bu maksatla da uzaylı bazı türler dünyamızda çok sayıdaki yanardağları peş peşe faaliyete geçiriyorlar. Çünkü deprem silsilesi yaşanmasını da planlıyorlar. Suni depremler yaptıktan sonra, o kaos ve korku ortamında, sözde bilimsel açıklamalarda, ‘çok sayıda yanardağın uzun zamandır faaliyette olmasını, yaşanan seri depremlerin olağan sebeplerinden biri’ olarak ifade ettirmek istiyorlar.
Dünyada içilebilir su kaynaklarının akıl almaz ve bilimsel olarak izah edilemez bir hızla kurumaya, yok olmaya devam etmesi ne kadar suni bir iş ise, önümüzdeki deprem silsilesi de o kadar suni olacak. Bir an gelecek ki HAARP da denilen elektromanyetik saldırıların yapılmasına bile ihtiyaç kalmayacak.
Bu gerçek açıkça bütün uzmanların ve devlet yetkililerinin gözleri önünde iken, ekranlara çıkarak aksine konuşmalar yapan kişiler ya tehdit ve baskı altında konuşuyorlardır ya da insanlık düşmanı denilebilecek kadar ahlaksız, namussuz kişiler olmuşlardır. Ya da biyonik robotlardır. Aksi durumda, dini ve siyasi tercihleri ne olursa olsun, hangi milletten/ırktan olursa olsun, namuslu bir bilim adamının bu konuda bu gerçeklerden başkasını söyleyebilecek hareket sahası kalmadı. Her şey açıkça gözlerinin önünde… 19 Mart 2021’de Kartal’da yaşanan şeyin suni olduğunu kesin şekilde bildikleri kadar, dünyanın dört bir yanında yaşanan binlerce şeyin de suni olduğunu kesin şekilde biliyorlar.
Dünyadaki pek çok ülke ve ülkeler içindeki gruplar epeyi karıştılar ve hala sakinleşemediler. Türkiye içindeki taraflarda da panik hakim. Bunların hali batıdakilerden daha da beter. Karşımızda durabilecek bir güç unsuru yok.
Her zamanki gibi, benim gecem gündüzüm karışık. Aşırı mesai yapıyorum, aşırı yorgunluk oluyor ama haricinde hiçbir sorunum yok. Mekanım, bu dünyanın teknolojisi ile ele geçirilemeyecek kadar sağlam korunan, çok özel bir mekan. Benim bu ülkeye, bu millete, bu dünyaya hatta başka dünyalara yapacağım daha çok büyük hizmetler var. Onlar tamamlanana kadar ölmeyeceğim.
Kararlılığımız daim olacak. Hep beraber zafere yürüyoruz. Asla gevşemeyeceğiz, rehavete kapılmayacağız, her hususta maddi ve manevi sebeplere uyacağız. İrademizi en doğru şekilde kullanacak ve Mevladan muzaffer olmayı dileyeceğiz.
Hiç kimsenin endişesi olmasın ki üçler, yediler, kırklar, erenler, mürşid-i kamiller, nebiler, resuller bizimleler. Dua orduları bizimle ve haricinde zahirde de dev bir teşkilatız. Bunların haricinde, batı ülkelerinden tutun da dünyanın her bir yanında, dinleri ve dilleri bizden farklı da olsa medenice duruş sergileyen, insanlığın iyiliğini isteyen, bu operasyonumuzun insanlık için ne demek olduğunu bilen çok sayıda grup bizimle.
Türklerin Ergenekon’dan çıkması
Çok çok şiddetli elektromanyetik saldırılara karşı tedbirlerini almamış olan vatansever gruplar kaldıysa, alsınlar. Elektrikli ve elektronik her türlü cihazlarını ve ayrıca ana mekanlarını bu türlü saldırılara karşı korumaya almamış olanlar kaldıysa, alsınlar.
Karşımızdaki düşmanın, suni depremler, suni fırtınalar, suni hortumlar, suni aşırı yağışlar ve elektromanyetik silahlarla saldırılar yapmaktan başka tercih hakkı yok. Diğer bütün ihtimallerde şimdiden hezimete uğradılar bile… Şimdiden bittiler ve bunu iyice fark ettiler.
Bu safhayı da en az zararla geçtiğimiz gibi, Türklerin Ergenekon’dan çıkması hadisesinin ikincisi diyebileceğimiz tarihi bir kırılma noktası yaşanacak. Sonra dünya, bütün dünya hatta başka başka dünyalar Türklerin hakimiyetine girecek. Böylelikle bu vahşi, bu kapkaranlık çağ bitecek. İmanla, ahlakla. saadetle, mutlulukla, adaletle dolu bir çağ başlayacak.
Poseidon’ları da tarihin karanlık sayfalarına gömeceğim, elinizdeki son şansı da yok edeceğim.
Bunca zamandır yazdıklarımı bilenler, bilirler. Dünyanın başında bir iklim değişikliği ve küresel ısınma sorunu yok. Bunlar hep kocaman yalanlar. Artık dağ başındaki çobanlar bile duyup öğrendiler ki dünyamızda elektromanyetik silahlarla iklim kontrolü, iklim saldırıları yapılıyor. Karadan karaya ve uzaydan karaya doğru yapılan elektromanyetik ve türlü enerji saldırıları neticesinde, dünyamızın pek çok bölgesinde eş zamanlı olarak benzer sorunlar yaşanması sağlanıyor.
Bu teknolojiler kullanılarak suni depremler, suni ve aşırı yağışlar, suni hortumlar, fırtınalar ve kasırgalar yapılabiliyor. Bu tekniklerle/saldırılarla, ekinlerin hasat zamanı yaklaştığında hasat edilmeden ve gözle görülemeyen sinyaller kullanılarak yakılması sağlanabiliyor. Ekinler, kasten kurutulabiliyor. Yağışlara mani olunabiliyor. Hedef bölgedeki nem oranı oynanabiliyor. Dahası da var ki hedef bölgede ziraate müsait olan topraklar kuraklaştırılabiliyor. Toprak da bir nevi yakılabiliyor.
Bunu ötesinde, bu dünyamızda barajlar su tutmaz hale getirilebiliyor. Barajların zeminlerinde, yerin dibine doğru giden ve suları hep çeken delikler görülebiliyor. Suyun nereye akıp gittiği bulunamıyor. Baraj bölgelerinde sık sık UFO hadiseleri görülüyor ve bazı vakalar görüntüye alınıyor. Denizlerimize kadar yüksek teknolojiyle saldırılar yapılıyor da denizlerde oksijen oranı düşürülebiliyor. Neticesi olarak balıklar ve türlü deniz canlıları topluca yok oluşa sürükleniyor ve müsilaj dahil, türlü sorunlar yaşanıyor.
Dünyanın bu hale gelmesine sebep olanların başında, dünyamıza ve dünya insanlığına düşman olan uzaylı türler geliyor. Sonra, bunların da içlerine sızdıkları Ankebut Ağı geliyor. Sönmüş haldeki yanardağların bile yüksek teknolojiyle faaliyete geçirildiği şu dünyada, biyonik Joe Biden çıkıp böyle çok sarsıcı bir açıklama yapıyor. Beraberce aldıkları kararlar doğrultusunda bunu yapıyor.
Dünya insanlığının zan ettiğinin aksine, G20 zirvesinde çok fazla dünya insanı lider yoktu. Bunlar, zan edilenin aksine dünyanın ve insanlığın iyiliği için konuşup kararlar da almadılar.
Uzaylı türler, dünya genelinde çok büyük oranda ifşa oldular, çok büyük oranda kara paralar kaybettiler, sistemleri çok büyük darbeler aldı ve almaya devam ediyor, topyekun bir hezimete doğru gittiklerinin farkındalar ve bu gidişi, dünyamızı felaketten felakete sürükleyerek durdurabileceklerine kani oldular. G20’de de bunun kararlarını da aldılar. Zaten bu kapsamda davranarak Türk/İslam düşmanı ve terörist sözde elçilerini geri çekmeme, mücadeleyi tercih etme kararı aldılar.
Daha önce uzunca anlatmıştım. Yüksek teknoloji kullanarak, dünyanın kutup bölgelerinde kasten buzullaşmaya sebep oldular ve oluyorlar. Eskiden oralar o derece buzul değildi ve cıvıl cıvıl hayat vardı. Dünyanın bazı yerlerini buzul halde, bazı yerlerini de çölleşmiş halde kasten tutuyorlar. Bu kurulu düzenleri bozulmasın diye de binlerce senedir dünya insanlığına türlü masallar anlatıyorlar.
Aslında iklim değişikliği, küresel ısınma gibi yalanların arka planında kullandıkları iklim silahlarıyla ve sık sık laboratuvarda ürettikleri virüslerle, onlara çare imiş gibi görünen sözde aşılarla, gıdalar üzerinde yaptıkları oynamalarla, arıların sayılarını azaltarak yaptıkları saldırılarla ya da benzeri türlü yollar dünya insanlığını çökertmek ve uzun vadede yok etmek istiyorlar.
Şimdi, bütün dünya bu oyunları da çoktan duydu, anladı, öğrendi ve şaşırdı. Çanlar, uzaylı türler için çalıyor. Zaman onların aleyhine işliyor. G20, bu krizden nasıl çıkabileceklerini, kontrollerinde olan dünya devletleri/teşkilatları sahasında da netleştirmek, belirlemek ve yönlendirmek için yapıldı.
Suni müdahaleler olmadıkça, mevcut şartlarda dünyanın bu kadar hızla ısınması, kuraklaşması, kirlenmesi ve düzeninin bozulması ihtimali yok. Kutuplardaki buzullar eriyince bile iddia ettikleri gibi sorunlar yaşanmayacak. Dünyanın çölleşmiş yerlerini yeşillendirmek, susuz kalmış bölgelerine su bulmak da anlattıkları kadar zor ya da imkansız bir iş değil.
Şu günümüzde, şu dünyamızda mevcut bulunan teknolojilerle, çok kolay bir şekilde su elde edilebilir. Dünyanın dört bir yanında “Nem alma cihazı” diye satılan cihazların sanayi tipi ve çok büyük boylarda olanları yapılsa, bunlar, eski de olsa büyük gemilerin güvertelerine takılsa, bir gün içinde binlerce ton içilebilir/temiz suyu denizden elde ederler. Bu gemilerden onlarca hatta yüzlerce yapmak ise imkansız değil.
Bu türlü gemilerin güvertelerine bir adet rüzgar türbini takılsa, bu cihazların elektrik ihtiyacını kesintisiz ve sorunsuz olarak karşılarlar. Günümüzde rüzgar türbinlerinin de çok yaygınlaşıp ucuzladığını ve artık çok özel ve pahalı bir teknoloji görülmediğini göz önünde bulundurmak lazım. Güneşin ve denizin olduğu her yerde ya da güneşin ve rüzgarın olduğu her yerde kolayca temiz su elde edilebilir. Bunun için, devletlerin milyarlarca dolar masraf/yatırım yapması ve on binlerce kişi çalıştırması da gerekmez. Koca gemiler, sabah boş şekilde biraz açığa giderler de 24 saat sonra on binlerce ton su ile dönerler. Rüzgar türbini kullanmak istemeyenler, güneş panelleri de kullanabilirler. Gemi kullanmak istemeyenler, sıfırdan ve büyükçe bir platform da yapabilirler. Bu, güneş panelleri için daha uygun olur ve hem de gölge yapar. Denizin güneş ışınlarıyla buluştuğu yerler, havadaki nemin çok yüksek olduğu yerlerdir. Bu cihazlar da çok basit bir mantıkla çalışırlar. Nemli havayı içlerine çekerler, ayrıca kendileri de ısıtırlar, ısınmış havayı aniden soğuk plakalara çarptırırlar. Hepsi bu… Plakalarda oluşan damlacıklar sonra depolara akar giderler.
İhtiyaç olanlar
Deniz
Nem alma cihazı denilen tarzda cihazlar
Güneş paneli ya da rüzgar türbini sayesinde elde edilecek enerji
Büyükçe su depoları bulunan gemi ya da platform
Havanın nemini alıp içilebilir suya çeviren bu cihazları, küçücük dükkanında motosiklet tamiri yapan birine tarif etseniz, çalışma mantığını yarım saatte izah edip eline de gerekli malzemeleri verseniz, size birkaç saat içinde yapabilir. Oyuncak yapmak kadar kolay bir iştir. Koca koca devletler, bunu mühendislerine, en ala şekilde ve çok düşük maliyetlere yaptırabilirler. Ayrıca bu cihazlar, kolay kolay arıza yapmazlar. Hiç durdurulmadan aylarca sorunsuz çalışabilirler. Bu kadarını bile yapamayacak olanlar, nem alma cihazlarının fabrikalar için yapılmış olan modellerinden yüzlerce, binlerce satın alarak bir araya bağlayabilirler. Bunlar, onlarca sene boyunca sorunsuz çalışabilirler. Seneler sonra bakıldığında, cihazlara toptan verilen para, elde edilen faydanın yanında hiç kalır.
Ayrıca, denize sınırı olup da su sorunu çeken dünya ülkeleri, sahil kısımlarına, deniz dalgalarının hareketlerinden elektrik enerjisi üretebilecekleri sistemleri kolayca kurabilirler. Bu, zan edildiği gibi aşırı ileri seviye ve beyin yakan bir sistem/teknoloji değildir. Bunu yaptıktan sonra, hiç gemi ya da platform kullanmadan, sahil şeridindeki nemli havayı, karadaki tesislerin içindeki cihazlara çekerek de durmaksızın temiz su elde edebilirler.
Bu teknikle elde edilen su, saf sudur, tertemizdir. Çünkü, cihaza çekilirken hava, filtreden geçirilir. Havadaki toz ve diğer yabancı maddeler filtrede takılıp kalırlar. Böyle temiz hava ısıtılıp bir anda soğuk panele çarptırılınca, orada oluşan suda hiç bir yabancı madde olamaz.
İçtiğimiz sularda aslında bazı mineraller bulunur ve bunlar vücuda lazım olan şeylerdir. Bu üretilen saf su, o kadar saftır ki mineraller bulunmaz ve bu bir sorundur. Bu sorunu aşmak da anlatıldığı kadar zor ve maliyetli bir iş değildir. Lazım olan şey sadece toz karbonattır. Toz karbonat, elde edilmiş saf suya, ne az ne çok, tam miktarında katılırsa, ihtiyaç duyulan mineralleri de almış olur. Bu şekilde üretilen su, doğal maden sularının kalitesine yaklaşmış olur. Bu suyu sürekli içenler, bazı rahatsızlıklarının iyileşmeye başladığını görürler.
Hülasa, dünyada yaşananlar, başlarına biyonik robotlarla geçilmiş olan batılı devletlerin iddia ettiği gibi şeyler değildir. Yaşanmakta olan sorunların çözümü de onların anlattığı gibi değildir. Yalanlar yayıyorlar, kabullenişlerimizi yönlendiriyorlar. Bunu yapabilmek için sadece devlet kurumlarımızı değil, üniversiteleri, basın/medyayı hatta sosyal medyayı da yönlendiriyorlar.
Dünyamızda küresel ısınma ya da iklim değişikliği sorunları yok, uzaylı saldırıları var.
Kasıt olmalı
Şu anlattıklarımdan sonra, şu dünyada susuzluk, kuraklık sorunu yaşanamaz. Denizi olmayan şehirlerde de su elde edilir. Sahilde su elde edilir, açık denizlerde su elde edilir, dağların zirvelerinde bol bol su elde edilir ve durmadan aşağıya/şehirlere tertemiz akar. Akış yolu borulardan olmayıp da taş döşeli olursa, o su aşağı akana kadar, ihtiyaç duyulan mineralleri taşlardan alır. İdeal hale gelir.
Çok çok az sayıda insan görevlendirilerek, çok basit projelerle ve düşük maliyetlerle Arap yarımadasının çölleri, Afrikanın çölleri, Amerika kıtasının çölleri, Asyanın çölleri, Avustralyanın çölleri yeşillendirilebilir.
Şayet bu günden sonra da susuzluk sorununa böyle kolayca çare bulunmuyorsa, bilinmeli ki devletlerin başına geçmiş olan biyonik robotlar ve ayrıca insanlık düşmanı satanist yahudi Ankebutçular, bu hayırlı işe kasten mani oluyorlardır.
Şu andan itibaren, dünyadaki tarafların hiçbiri, batılı devletlerin iklim değişikliği, küresel ısınma gibi yalanlarına itibar etmemelidir. G20’de alınan kararların uygulanmasına ve sağda solda çıkıp da sözde dünyanın iyiliği için konuşuyormuş numarası yapan siyasi liderlere, sözde uzmanlara meydan verilmemelidir. Bu, dünya insanlığı için, gezegenimiz için, gelecek nesiller için sergilememiz gereken zaruri bir duruştur.
Temiz su sıkıntısı yaşanan ülkelerde, şehirlerde, çatıya, balkonlara ve bahçelere ufak bir güneş paneli ve yanına yeterli büyüklükte bir nem alma cihazı konsa, kimse yorulmadan ve bedavaya yakın maliyetle ve sürekli olarak içilebilir su elde edilebilir.
Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un sahibi olduğu uzay turizmi şirketi Blue Origin, ticari bir uzay istasyonu kurma planları olduğunu açıkladı.
On yıl sonra uzaya gönderilecek olan bu hayali uzay istasyonu açıklamasının zamanlaması manidar. Milletler arası uzay istasyonunun “çöp” olduğu şu günlerde, böyle bir haber bekliyordum.
Amazon bu dünyaya ait bir firma değil. Yeşillerin firmalarından biri… Jeff Bezos biyonik bir robot. Bakmayın işin içinde CIA ve Ankebut Ağı bulunduğuna, asıl patron yeşiller… Sözde milletler arası uzay istasyonu olan ama aslında dünya ve insanlık düşmanlığı için kullanılan o vasıtanın çöp olmasının ardından, yeşillerden de böyle bir açıklama beklenirdi ve yaptılar.
Her kim ki bu dünyanın yörüngesine bir uzay vasıtası yerleştiriyor ve bunu art niyetle yapıyorsa, beyhude yere uğraşıyor. Artık dünyanın dengelerini değiştirdim. Bundan böyle hiçbir güç unsuru dünyamızın yörüngesinde, dünyamıza/gezegene ve dünya insanlığına zarar vermek kastıyla bir uzay vasıtası bulunduramayacak. Halen bozulmamış olanları da çok yakında bozulacaklar.
Elektromanyetikle ve lazerle enerji saldırıları yapmak, iklimleri değiştirmek, aşırı yağışlara ya da kuraklığa sebep olmak, ekinleri kurutmak, suni depremler yapmak, topluca zihin kontrolü yapmak ve benzeri saldırıları yapmak için kimin uzayda bir vasıtası varsa bilsin ki bozulacak. On, yirmi hatta elli ülke bir araya gelerek milletler arası bir projeyle bunu yapsalar, ya da onlarca uzaylı insan türü birlik olarak bunu yapsalar yine de bozulacak.
Bundan böyle herkes hukuka uyacak ve kimse insanlık ve dünya düşmanlığı yapmayacak. Yapmak için ısrar edenler karşılığını çok sert görecekler. Yerin altında, yeryüzünde ve uzayda, her yerde feci şeyler yaşacaklar.
Güneşten yayılan radyasyonda ani ve şiddetli değişmeler olduğu ve bunun da dünyadaki pek çok şeyi etkilediği iddiasıyla oluşturulan sanal kamuoyuna ve kabullenişlere kapılmamak gerekir. Çok gelişmiş ve gizlenmiş enerji (Elektromanyetik ve lazer) silahlarının taraflarca kullanılıyor olması ve kullanılacak olması ihtimali zayıf durmuyor.
Büyük enerji silahlarıyla çatışmaların çıkması halinde insan ölümleri yok denecek kadar az olabilir ama hayat adeta durur. Maddi zarar çok çok büyük olur. Bir devlete bu yolla kolayca diz çöktürülebilir ya da bir ülke önce enerji saldırıları ve ardından gerçek bir askeri saldırıya maruz bırakılarak kolayca işgal edilebilir. Türkiye, böyle bir ihtimali göz önünde bulundurarak derhal hazırlıklarını tamamlamalı. Bu ihtimal sadece Türkiye için değil, dünyanın bütün ülkeleri için var. Dünyada bu gibi enerji silahlarına ve uydularına sahip ülkelerin arka planında yine uzaylılar var.
Enerji harpleri sırasında taarruzda olanlar da savunmada olanlar da uyduları kullanmak zorundalar. Bu nedenle kısa süre içinde uzaydaki uyduların büyük çoğunluğunun iş göremez hale gelmesi de beklenir. Bu da askeri ve sivil haberleşmenin/iletişimin çok çok zorlaşması demektir. www ağının çalışamaz hale gelmesi de beklenir. Enerji silahları, elektrik santrallerinden mahalli dağıtma trafolarına, elektrikli (bobin sargılı) motorlardan her türlü elektronik devreli cihazlara, nihayet cep telefonlarına, bilgisayarlara, sunuculara, televizyonlara, telsiz cihazlarına, barkod cihazlarına, yazıcılara, laboratuvar cihazlarına, ATM cihazlarına kadar çok geniş çerçevedeki sistemlere ani ve çok büyük darbeler vurabilirler. Vurulacak büyük darbelerle milyonlarla cihaz bir anda yanıp kullanılamaz hale gelebilir. Özel sektörlerde ve devlet kurumlarında işlerlik/faaliyet/hizmet anında durabilir. Bunun neticesi olarak çok sayıda can kayıpları yaşanabilir. Böyle kurum ve kuruluşlardaki bilgisayarlar, bunların bağlı olduğu sunucular ve bunları birbirine bağlayacak olan www ağı çalışmaz halde olabilir. Hastahanelerden postahanelere, askeri birliklerden emniyet birimlerine, adalet sisteminden idari binalara ve özel sektör binalarına/sistemlerine kadar her yerde vahim bir manzara oluşur. Bir anda büyük bir kaos çıkar. Bunu düzeltebilmek de çok ama çok zor olur.
İşini mümkün olabildiğince devam ettirmek isteyen her yer, ister istemez kağıt kaleme geri dönüş yapar. Bir süre dünya üzerinde 1980’lerin şartlarına dönülebilir.
Elektrik enerjisinin ülke genelinde uzun süre kesik olması halinde neler yaşanacağından tutun da çok yüksek sayıda cihazın yanması halinde neler yapılabileceğine kadar geniş bakış açılı bir çalışma acilen yapılmalı. Gerçekçi tedbirler düşünülmeli ve bu tedbirler bir an önce uygulanmalı.
Elektrik santrallerinin, askeri tesislerin, haberleşme sisteminde kullanılan merkezi binaların/sistemlerin ve devletin her şartta mutlaka hizmete devam etmesi gereken kurumlarının binalarını ve bunların içlerindeki cihazları enerji silahı saldırılarına karşı koruyacak faraday kafesleri yapmak mümkün. Her şeye rağmen bu tesislerin korunamama ihtimalini düşünerek, yeraltında belli noktalarda korumalı depolar yapmak ve buralarda tedbiren cihazlar bulundurmak da mümkün. Başka ihtimalleri uygulamak da mümkün ve hakkından gelinemeyecek kadar büyük masraflı bir iş değil ama ahlakın bu kadar dibe vurduğu, müslümanlığın sadece sözde kaldığı, gerçekten yaşanmadığı ve yozlaşmanın bu kadar büyük olduğu şu Türkiye’de, bunu bile yeni bir “vurgun” vesilesi görecek, bundan bile cebini doldurmaya oynayacak çok sayıda insan şeytanı var.
18 Eylül akşamında, İstanbul semasında yaşanan acayip ve garaip hava hadiselerini basında ve medyada yeteri kadar konu etmediler ve kapattılar.
Dünyanın ters köşelerindeki milletler arasında bile o akşam tepemizde yaşananların ne olduğu tartışılıyor. Misalen İspanya’da bir Youtube kanalının, bu konuya temas ettiği videosu 24 saat geçmeden yüz binlerce kere izlendi. Türkiye’deki derin sessizlik ise iç acıtıyor.
Asla yapılmaması gerektiği halde, çok dar alanda çok fazla nüfusun, üretim gücünün, mali gücün bir araya getirildiği İstanbul şehrinde yaşanan bu acayip hadiselerin, İstanbul’da ve Türkiye’de bu kadar görmezden gelinmesi, ancak sansürlerle mümkün…
O akşam, suni yollarla sebep olunan bu enerji akışlarına, şimşeklere ve yıldırımlara hala “sunidir” diyemeyen herkesin iyi niyetinden şüphe ederim. İster uzman, ister akademisyen, isterse siyasi yetkili olsun, şüphe ederim. Bu millete ve devlete kastı olduğu endişesi taşırım. Yaşananlar açıkça gözler önünde ve kayda geçen kadarı bile son derece sarsıcı.
O akşam, çılgınca öfkeyle hareket eden uzaylı taraflar vardı ve o akşam sebep oldukları bu görüntülerle şahsıma ya da devletime verilmek istenen bir mesaj varsa, bu mesajı elimin tersiyle itiyor ve ayaklarımın altında çiğniyorum.
Biz hiçbir zaman düşmanların karşısında diz çökmedik ve çökmeyeceğiz. Kimin ne hüneri, hıncı, öfkesi ve teknolojisi varsa sergilesin, yine çökmeyeceğiz. Türkiye, mevcut hükumetin elektromanyetik silahlara ve saldıralara karşı tedbir almayışının bedelini bu güne kadar da ağır ödedi, bundan sonra da bu nedenle ağır bedeller ödeyebilir ama bu ülke hep var olur, hep dik durur, duracak.
Suriye’deki askerlerimizin üzerine çok gelişmiş, uzaylı teknolojisi ile üretilmiş biyolojik bombalar atılmak isteniyor.
Bunlar, yağışlı havalarda havadan bırakılabilen, insan gözüyle fark edilemeyen küçücük baloncuk gibi bombalar.
İnsanlara temas ettiğinde sürekli yorgunluğa, baş ağrılarına, idrak sorunlarına, kısmi hafıza kayıplarına, sinir krizlerine, şuur bulanıklığına, saldırganlığa, ciddi cilt hastalıklarına, mide bulantılarına sebep olabiliyor.
Bunlardan Amerikan halkının üzerine zaten atılıyor. Yakında Türkiye’ye de atacaklar. Zaten bir süredir Türkiye’nin içilebilir su kaynaklarından bazılarına da bunlardan atılıyor.
Bu gibi saldırıları Çin ve Rusya yapıyor. Afganistan’da da bu türlü saldırılar yapmak üzereler. NATO askerleri de bu şekilde saldırılara uğrayacaklar.
Böyle saldırıları yayarak yapmaya başladıkları gibi, Rusya ve Çin’e biyolojik silahlarla karşılık verilmeli. Bu karşılığı şu andaki ABD vermez. Çünkü Kamala bu hususta dönen bütün dolapları biliyor, bu saldırıların ABD’ye daha fazla yapılmasını istiyor. Çin’e ve Rusya’ya çalışıyor.
Daha önce de söylediğim gibi, Türkiye’nin önderliğinde milletler arası bir askeri teşkilat acilen kurulmalı.
Vefasızlık, namertlik, kıymet bilmezlik ve kibir çok kötüdür. Devletleri, böyle nefsi kusurları olan lüzumsuzlar/ahlaksızlar yönetirse, işte Rusya gibi aleme ibret olurlar. Ben destek verirken Rusya’nın hali böyle miydi. Bir çıkışıyla dünyayı tersine çevirirdi.
Rusya Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlığı) Ukrayna’da düzenlenecek olan Kırım Platformu’na katılan ülkeleri not ettiğini açıkladı.
Rusya, ne kadar büyük güç kaybettiğini ve “Rusya’ya kazandırdığım her ne varsa hepsini kaybettireceğim. Hatta daha fazla darbeler de vuracağım. Rusya’yı kısa sürede çok güçsüz bir hale getireceğim” dediğimden sonra ne hale geldiklerini böylece de gözler önüne serdi. Kısa süre öncesinin Rusya’sı, bu platforma karşı neler neler yapardı. Şu anda Rusya’nın istihbarat gücü, siyasi gücü, ordu gücü, mali gücü, kara para gücü hep dibe vurmuş halde…
Rusya’nın ayağını bastığı halı, ayaklarının altından hızla çekilmekteyken, Rusya ani bir devrilmeye/yıkılmaya doğru hızla gidiyorken, aleyhindeki şöyle bir gelişme karşısında sadece not almakla yetiniyor. Çünkü ciddi karşılıklar vermeye gücü kalmadı. Bunu bütün dünyanın bildiğini de biliyor. Yalandan bir kükrese, arkasını getiremeyeceğini biliyor. Ukrayna krizi sırasında rezil oluşu ve kaçarak bölgeyi terk edişi hala hafızalarda…
Artık Rusya’nın elinde elektromanyetik silahlar ve uzaya çıkarttığı ve bizim ormanlarımızı yakmakta da kullandığı bazı uzay araçları/silahları ve bir de biyolojik silahlar hariç hiçbir kart kalmadı.
Biyolojik silahlar bizde de var. Rusya, Türkiye’ye böyle bir saldırı da yaparsa, aynıyla karşılık görür. Elektromanyetik silahlarını bozmak ya da saldırı anında onlara karşılık vermek de imkansız değil. Bu hususta Türkiye’deki idari kadroyu kaç tekrarla ikaz ettiğimi, “tedbirler alın” dediğimi şu anda kesin olarak hatırlayamıyorum. Farklı zamanlarda, çok tekrarla ikaz ettim. Şimdi bari bu tedbirler de alınırsa, o halde ba’de harabül Rusya…
Eş zamanlı olarak çok güçsüz hallere düşürdüğüm Çin, Hindistan, Pakistan, İngiltere, Almanya, Fransa, İran ve Biden çetesi bir araya gelip Rusya yıkılmasın ve parçalanmasın diye seferberlik ilan etseler bile, bir işe yaramaz. Rusya’yı bu seferberlik hali bile varlıkta/ayakta tutamaz.
Dediğim gibi… Bundan sonra iki kutuplu bir dünya var. Muktedirler ittifakında (Mİ) olanlar ve olmayanlar…
Şu haber, millet arası uzay istasyonunun bittiğinin resmidir. Bundan sonra öyle bir istasyon çok büyük ihtimalle var olmayacak. Çünkü o istasyona ağır darbeler vurduk, yan yattı, yörüngesi bozuldu. Parçaları koptu ve dünyaya düştü, elektronik arızalar da oluştu. Bunları yenilemek, düzeltmek hem zor hem de masraflı iş… Lakin bir de üzerine bu istasyonun gerçekte kimler tarafından ne maksatla kullanıldığını yazmamız, dünyaya duyurmamız, bu projeye vurduğumuz son darbe oldu. Bu istasyon, dünya üzerinde milyonlarca insanın ölmesine ya da sakat kalmasına sebep olan elektromanyetik saldırların yapılması sırasında kullanıldı. Kuraklaştırma, aşırı sıcaklar, fırtınalar, depremler yapılırken bu istasyon da bu saldırıların yapıldığı sistemin bir kısmını oluşturdu. Bu istasyondan, toplamda çok çok uzun bir zaman boyunca Pendik’e, ikamet ettiğim bölgeye de zarar verici sinyaller gönderildi. Neler neler yapılmadı ki bu istasyon üzerinden… Bir yandan da dünyaya şirin mi şirin, bilimsel mi bilimsel bir istasyon görüntüsü verdiler.
Şimdi fena çuvalladılar. Kendilerini ne kadar güçlü ve dokunulamaz görüyorlardı, şimdi hala şaşkınlıklarını üzerlerinden atamadılar. Bir an önce suç delillerini zaten yok etmek zorundalar. 2018 yılında bir NASA astronotu bu istasyonda sinir kriz geçirmiş de istasyona delikler açmış. Rusya tarafı bundan çok rahatsız olmuş ama bunu dünyaya duyurmak, şimdi akıllarına gelmiş. Kim inanır, kim itibar eder bunlara… Arada çok ciddi anlaşmazlıklar varmış da şimdi patlama seviyesine gelmiş görüntüsü vermek ve bu yolla da olsa bu istasyon işinde geri geri durmak zorundalar. Şu resimde görülen Roscosmos’un başkanı Rogozin bile gerçek bir dünya insanı değil, bir biyonik robot. Rusların bunu doğrulaması işten bile sayılmaz. Metafizikle de yapabilirler, ameliyat masasına yatırıp karnını/göğsünü açarak da yapabilirler. Hatta çıkan sonucu bütün dünya insanlığına izleterek, aslında Rusya üzerinden yapılan insanlık düşmanlığının suçlusunun kendileri olmadığını, bütün dünya insanlığına gösterebilirler. Zaten bu, Rusya’nın en ama en son şansı… Yoksa öyle bir enerji birikti ki insanlıkta, ne Çin kalacak ortada, ne de Rusya… Çok canlar yandı, hala yanıyor. Çok ormanlar yakıldı, çok hayvanlar yakıldı, hala her yerde yakılıyor. Çok ekinler manyetik dalgalarla yakıldı, hala yakılıyor. Bu kadarını düşman, düşmana yapamaz. Bu kadarını yapanlar ve kendileri üzerinden bu kadarının yapılmasına izin verenler, dünya insanlığının öfkesinin karşısında duramazlar. Yok olurlar.
Dünya insanlığı artık bu türlü bilgileri çoktan kaldırabilir, kabullenebilir ve bu sorunlarla mücadele edebilir oldu. Bundan sonrasında uzaylı türlerin dünya insanlığına böyle sinsiliklerle büyük zararlar vermek imkanları kalmadı. Her geçen gün de daha çok ifşa olacaklar, daha çok darbeler alacaklar ve çok faydalı gösterdikleri halde, aslında çok zararlı olan projelerini kendi elleriyle yok edecekler, geri çekecekler, unutturacaklar. Bunun için danışıklı dövüşler sergileyecekler, sözde kazalar yaşandığını söyleyecekler, “Acımız büyük, insanlığa ve bilime çok faydaları olmuş şu şu arkadaşlarımızı elim kazada kaybettik” diyecekler ama bu defa tutmayacak…
Topyekun ifşa olacaklar ve hezimete uğrayacaklar. Dünya insanlığı kazanacak, gezegenimiz kazanacak. Tabiatımız kazanacak.
Biyonik robotlu uzaylılar tarafından yönetilen Boeing’in, Starliner mekiği bir kez daha fırlatılamadı.
Milletler arası uzay istasyonunda vaziyet kötü. Orman yangınları, iklim saldırıları ve depremlere dahi sebep olabilen türlü elektromanyetik saldırılar yapmakta kullandıkları sistemin bir parçası olan Milletler arası uzay istasyonu, yaptığım yayınlardan sonra iyice ifşa oldu. Şimdilerde Rus tarafından NASA tarafına taşlar atılıyor, arada büyük bir kriz varmış rolü oynanıyor. Danışıklı dövüşler sergileniyor. Anlaşılan o ki bir kriz ortamı oluşturup bu bahane ile bu uzay istasyonunu dağıtacaklar. Ya da başına bir kaza geldiğini ve uzaya savrulduğunu iddia edecekler ama aslında kendi elleriyle imha edecekler.
Şu anda oradaki cihazların bir kısmı ciddi seviyede arızalar yaptı. Dünyada bu uzay istasyonuna tepkiler yükseliyor, herkesin neyin ne olduğunu anladı. Böyle bir ortamda Boeing’in Starliner’ı, uzay istasyonuna cihazlar da taşıyabilecek bir araç olmasına rağmen bir türlü fırlatılamadı. Çünkü karşı gruplar buna izin vermediler, vermiyorlar.
Ha bu arada, bu uzay istasyonundan gönderilen lazer atışlarıyla ormanlarımız cayır cayır yakılırken, aynı anlarda onlarca farklı yerde yangınlar çıkarken gökten İzmir’e yanarak düşen o şey neydi? Hala bakan, bulan ya da bulunca anlatan bir yetkili yok mu?