Etiket arşivi: Yapay deprem

Bu yılın Oscar ödülleri kesinlike Yunanlara verilmeli

Bu yılın Oscar ödülleri kesinlike Yunanlara verilmeli. İlk anından son anına kadar çok iyi oynadılar. Onlara “Alın topunuzu, sektirin gidin” denildi. Ödleri koptu, kaçarcasına gittiler ama giderken rol yapmayı bırakmadılar.

Yerli işbirlikçileri, Türkiye’de Türk rolü oynayan resmi yetkili hainler, emirler vererek havalimanı personeline Yunanları alkışlattılar da onlar gereken rolü yine oynayabildiler.

Bu şartlarda, bu yılki Oscar ödülü başkalarına verilirse, çok büyük haksızlık yapılmış olur.

O Miçotakis’e de “En iyi senaryo ödülü” falan verilmeli.

Memleketimizin her yeri vıcık vıcık ihanet ve küstahlık doldu. Öncü işgal kuvvetleri olarak İstanbul’a inat tavırla gönderdikleri sözde kurtarma ekipleri neye uğradıkların bile anlayamadılar. Her safhada kilitlenip kaldılar, korkup kaldılar ama onlar kovulurken vaziyeti başka türlü gösterme gayretine Türkiye içindeki hainler girdiler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Deprem silsilesi

Daha önce yazmıştım. Yanardağları çok ileri bilim ve teknoloji kullanarak uzaylı türler faaliyete geçiriyorlar. “Çok daha fazla yanardağ faaliyete geçirilecek” de demiştim ve öyle de oldu, oluyor.

Yanardağların faaliyete geçmesiyle fay hatları arasında bağlantılar var. Faaliyete geçen bir yanardağı, yakınındaki fay hatlarını gerebiliyor ya da kırılmasını sağlayabiliyor. Fay hattı bulunmayan yerlerde fay hatları oluşmasını sağlayabiliyor. Bazı yerlerde zemin boşaltılabilmiş de oluyor. Bu kısmın teknik izahı uzun gider ve bilim adamlarının işi…

Bu maksatla da uzaylı bazı türler dünyamızda çok sayıdaki yanardağları peş peşe faaliyete geçiriyorlar. Çünkü deprem silsilesi yaşanmasını da planlıyorlar. Suni depremler yaptıktan sonra, o kaos ve korku ortamında, sözde bilimsel açıklamalarda, ‘çok sayıda yanardağın uzun zamandır faaliyette olmasını, yaşanan seri depremlerin olağan sebeplerinden biri’ olarak ifade ettirmek istiyorlar.

Dünyada içilebilir su kaynaklarının akıl almaz ve bilimsel olarak izah edilemez bir hızla kurumaya, yok olmaya devam etmesi ne kadar suni bir iş ise, önümüzdeki deprem silsilesi de o kadar suni olacak. Bir an gelecek ki HAARP da denilen elektromanyetik saldırıların yapılmasına bile ihtiyaç kalmayacak.

Bu gerçek açıkça bütün uzmanların ve devlet yetkililerinin gözleri önünde iken, ekranlara çıkarak aksine konuşmalar yapan kişiler ya tehdit ve baskı altında konuşuyorlardır ya da insanlık düşmanı denilebilecek kadar ahlaksız, namussuz kişiler olmuşlardır. Ya da biyonik robotlardır. Aksi durumda, dini ve siyasi tercihleri ne olursa olsun, hangi milletten/ırktan olursa olsun, namuslu bir bilim adamının bu konuda bu gerçeklerden başkasını söyleyebilecek hareket sahası kalmadı. Her şey açıkça gözlerinin önünde… 19 Mart 2021’de Kartal’da yaşanan şeyin suni olduğunu kesin şekilde bildikleri kadar, dünyanın dört bir yanında yaşanan binlerce şeyin de suni olduğunu kesin şekilde biliyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Rusya neden bu kadar sessiz? Neler olmuş orada, neler oluyor?

Rusya neden bu kadar sessiz? Neler olmuş orada, neler oluyor?

Putin iyi mi? Putin suretindeki yeni biyonik robot yeterince verimli değil mi? Sorun onda değilse, o biyonik robotun içine konan uzaylı mı çok korkuyor? Biyonik robotun içine nöbetleşe olarak çok sayıda yeşilin konulduğu iddiası doğru mu?

On binlerce sene teknoloji üstünlüğüne sahip olmalarına rağmen biyonik robotlarını ve içine koydukları adamlarını metafizik darbelerden koruyamıyorlar mı?

Ya Putin’in şürekası ne vaziyette? Kabuğuna çekilmiş, kendi iç meselelerine kilitlenmiş bir Rusya var. Birkaç darbe daha vurursak, Rusyanın ve Rusların hali nasıl olacak?

Rus gizli servisi, Rus mafyalarıyla anlaşarak bana su-i kast yapmak hülyası yerine, ayakları yere basan adımlar atmalıdır. Bu, Rus milletinin belki de son şansıdır. Rusya’da halkın ayaklanması için, biyonik olmayan Rus devlet yekilileri ve etkili bütün Rus vatandaşları çok gayret etmelidir. Rusyanın idaresi bir millet darbesi ile biyonik robotlardan alınmalıdır.

Şu anda bile kabuğuna çekilmek zorunda kalmış o biyonikler, Rusya devlet sistemini kullanarak çok sayıda ülkeye iklim ve deprem saldırıları yapıyorlar. Bunların hepsi insanlık suçları arasında yargılama gerektiren vahim suçlardır. Hem bu idari kadro hem de Rusya yani Rus halkı ağır bedeller ödemek zorunda kalır. Çok yakında Putin’in türlü insanlık suçlarını ispat eden dosyalar meydana çıkacak, dünya sarsılacak ve yetkili milletler arası mahkemelerde yargılamalar başlayacak.

Ben bu hususlarda aslında Rus milletine en büyük faydayı sağlıyorum. Hala Rusyanın iyiliğini istiyorum. Bu, bu kadar açıkça gözler önünde iken, Rusya devlet sistemi içindeki biyonik olmayan yetkililer, bunu göz ardı ederek kararlar almamalılar. Yoksa Rusya’nın parça parça olması için vurulması gereken son birkaç darbeyi vurmak zorunda kalırım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünyayı kandırıyorlar

Dünyayı kandırıyorlar

Çin’in 29 Nisan’da Hainan adasından fırlarttığı Long March 5B roketi hakkında konuşulanlar doğru değil. Çin, dünyayı kandırıyor.

O roket kontrolden çıkmadı, hiçbir sorun yaşanmadı. Birkaç saat öncesine kadar operasyonları planlandığı gibi devam ediyordu. Dünyaya masallar anlatıyorlardı. Bu iş de aslında Çin’i kontrolde tutan yeşillerin işi ve ABD de Almanya da Fransa da Rusya da ve daha birkaç ülke de yeşillerin kontrolünde olduğu için bu ülkeler de oyunlara ortak oluyorlar.

Gönderdikleri şey, Çin’in kuracağı uzay üssünün, taykonotların kalacağı kapsülü/bölümü değil. Gönderdikleri şey düşman gördükleri ülkelerde depreme sebep olabilen, elektromanyetik bombardıman teknolojisine dayanan ve yerin manyetik alanını bir anda bozup yeri yerinden oynatan bir silah. Bir deprem silahı…

Biz birkaç saat önce bu oyuna dur dedik ve sistemlerine darbeler indirdik.

Dünyadaki bütün devletlerin ve milletlerin bu sahada büyük tehlike altında olduğu açık ve herkes eş zamanlı olarak tepkisini göstermeli. Artık şu Çin ve Rusya durdurulmalı ve ABD’yi de yeniden ABD’lilerin yönetmesi sağlanmalı. Dünya üzerinde bütün insanlığa düşman olarak sergilenen şu organize şeytanlıklara son verilmeli.

Dünyanın ormanlarını yaktılar. İklimini bozdular. Temiz sularını yok ettiler. Arıları yok etmek üzerelere. Balık türlerini yok ediyorlar. Göçmen kuşların dengelerini bozdular. Ziraate büyük darbeler vurdular. Kıtlık, kuraklık hakim olması için binbir türlü darbeler vurdular, vuruyorlar. Laboratuvarda ürettikleri korona gibi virüsleri de yaydılar ve insanları sözde aşılarla hasta etmeye, üremelerini durdurmaya, nesillerin sağlıklarını kalıcı olarak bozmaya, beyinleri kodlamaya devam ediyorlar. Yetmiyor da keyiflerine göre istedikleri ülkeleri/milletleri çok çok şiddetli depremlerle önden yok etmek istiyorlar.

Çin ve Rusya varlıkta kaldıkça, dünya yok olma tehdidi altındadır.

Ruslar, köprüden önceki son çıkıştalar

Bütün insanlığın düşmanı olan Çin, milyonlarca masum sivili aynı anda öldürecek bunca oyunu, planı çevirirken… Bilmem kaç tane devleti/milleti en akıl almaz silahlarla/teknolojilerle acımasızca yok etmeye çalışırken… Rusya’nın liderinin/Putin’in, bakanlarının, ordusunun ve en çok da Roscosmos’un Çin’e bu hususta destek vermesi, kabul edilir şey değildir.

Rusya, bünyesine sızmış insanlık düşmanlarını hala temizlemeyecekse… Rus halkı, kendilerini de hiç düşünmeyen ve acımayan o idari kadrosunu değiştirmeyecekse… Dünya insanlığının, dünyadaki bütün devletlerin/milletlerin bir an önce birlik olarak Rusya’yı yok etmesinin vakti gelmiştir.

Rusya, dünya insanlığı için an itibariyle büyük bir tehdit unsurudur.

Mehmet Fahri Sertkaya

Çok büyük ihtimalle Konya ve çevresinde de çok büyük depremler olacak.

Çok büyük ihtimalle Konya ve çevresinde de çok büyük depremler olacak. Devlet gücünden ümidinizi kesin hatta hainlerin, insanlık düşmanlarının eline geçmiş devlet gücünden/kurumlarından da kendinizi koruyun. Bir yandan da depreme ve sonrasına dair kendinizce alabileceğiniz her türlü tedbiri hiç gecikmeden alın.

Eskişehir, Kütahya, Uşak ve Afyonkarahisar da riskli şehirler.

Tam kapanma yaşanmadan önce Marmara ve Trakya bölgesini terk edebilecekler, etmeliler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Herkes tehlikede. Büyük İstanbul depreminden büyük çapta kara para işi yapılacak

1-)

Ekrem İmamoğlu’nun ısrarla tam kapanma talep etmesini, tam kapanma kararı alınınca çok sevinmesini, sorgulamayacak mısınız?

Ayrıca, yaşanacak olana tam kapanma denebilir mi? Hala bazı sektörlerin mensupları faaliyetlerine devam edecekler, hala alış veriş devam edecek, hala çok sayıda kişi dışarı çıkıp evine girecek. Hala bakkallara gidilip gelinecek. Bu, gerçek bir tam kapanma olmayacak ve o halde ne işe yarayacak?

En akıl almazı da hala turistler istedikleri gibi gezebilecek. Türk, kendi yurdunda esir edilecek, başka milletler onun memleketinde istediği gibi gezinecek.

Böyle bir sözde tam kapanma kimlere hangi işlerini halletme imkanı verecek?

2-)Rusya, Baltık ülkelerinin temsilcilerini tehdit etmeyi bırakmalı. Bu, beni her geçen gün daha çok geriyor.

3-)

Kurban olmayın

Hepiniz hedefsiniz

Canınız, aileniz, evlatlarınız, değerli eşyalarınız, yastık altındaki paralarınız, organlarınız, namusunuz hedef…

Deprem olursa o gemilerle İstanbullular tahliye edilemez, ancak bir kısmı kaçırılır ve öyle yapılacak.

İstanbul’u da yıkacak iki farklı deprem beklediğimi, bu güne kadar çok kere ikaz yayınları yapıp uzmanlardan devlet yetkililerine kadar çok farklı kişileri ve kesimleri zorlaya zorlaya harekete geçirdiğimi bütün dünya biliyor.

Bunların, depremleri, can kayıplarını, maddi kayıpları, yaşanacak acıları hiç önemsemediğini ve aslında kara para peşinde olacaklarını, tedbir/hazırlık yapıyorlar görünürken bile art niyetli olacaklarını aylardır da defalarca yazmıştım.

Şimdilerde o depremlerin daha yakın olduğuna inanıyorlar ve Ankebut Ağına bağlı pek çok devletle, bunların gizli servisleri ve bunların içindeki mafyalarla da organize şekilde devasa ve insanlı dışı bir kara para planı yapıyorlar.

4-)

En açık şekliyle yazıyorum:

  • O gemilere asla binmeyin
  • Başka şehirlere nakil için kullanılacak araçlara, otobüslere, trenlere, uçaklara, helikopterlere ve hatta ne olduğu belirsiz özel araçlara asla binmeyin
  • Hayatta kalan herkes, hayatta kalan aile fertleriyle ve komşularıyla hemen kenetlenmeli. Hemen birbirinizin yaşadığını gösterir fotoğraflar ve kısa videolar çekin. Daha sonra bir karışılıklık olur da aranızdan bazıları bulunamaz olursa, bu kayıtları resmi makamlara gösterin.
  • 99 depreminden sağ kurtulan çok sayıda kişi organ, fuhuş, sübyancılık mafyalarına kurban oldular. Bu dünyanın dört bir yanında son on yıllarda hep böyle oldu. En son Haiti depreminde on binlerce kişinin söz konusu devletler tarafından kaçırıldığı somut delillerle ispat edildi. En yetkili kişiler bile bunu itirafa mecbur kaldılar ama mevzuyu yine de kapattılar. Bunların yayınlarını internette bile bulabilirsiniz.

5-)

  • Etrafta size el uzatan resmi kimliklilerin ve onların talimatıyla hareket eden kolluk kuvvetlerinin resimlerini, huzursuzluğa sebep olmadan ve onların çalışmalarına mani olmadan fırsat buldukça çekin.
  • İstanbul’u terk etmek gerekip gerekmediğine bir oldu bitti ile, kısa sürede karar vermeyin. Öncelikle toplanma sahalarına gidin, güvenilir bilgiler elde edin, resmi kimliklerin size söylediklerini hemen kesin doğrular olarak kabul etmeyin ve buna sonra kendiniz karar verin. Gerekiyorsa etrafınızdaki insanlarla birlikte organize olarak kendiniz İstanbul’u terk edin. Gerekiyorsa topluca yürüyerek terk edin.
  • Her şeye rağmen bir kontrolsüzlük olur da o gemilere, trenlere, otobüslere binerseniz, size ikram edilen hiçbir şeyi yemeyin, içmeyin.

6-)

Mesela şu videodaki Metin Günal ve ona bağlı ve onunla alakalı kime denk gelirseniz, sakın itaat etmeyin. Kara para işlerinin ve ihanetlerin içindeki bir gizli Yahudidir. AKPKK’nin de CHPKK’nin de içi bunlarla, gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, masonlarla dolu. Bakmayın ekranlarda atıştıklarına, bir gizli Ermeni olan Ekrem İmamoğlu bile aynı yere çalışıyor. Devlet kurumlarının hepsinde bunlardan var. Orduda, jandarma teşkilatında ve emniyet teşkilatında da bunlardan var ve çok büyük ve organize planlar kurdular. Beklenen depremler yaşanırsa hepsi de ne yapmaları gerektiğine dair talimatları çoktan aldılar. Tam kapanma istenmesinin bir sebebi de bu ve en çok isteyenlerden bir de Ekrem İmamoğlu oldu.

7-)

  • Nereden nasıl geldiği belli olmayan minibüsler, transporterlar bile bir anda dolaştırılacak. Bunların sahipleri sağ kurtulmuş da insanlık vazifelerini yapıyorlarmış gibi görünecekler. Lakin etrafta tek başına ağlayan kız ve erkek çocuklarını kaçırmak telaşında olacaklar. Alıp alıp götürecekler. Bunların hepsi planlandı.

Bu yazıyı Ekrem İmamoğlu’na, Metin Günal’a ve alakalı diğer kişilere götürüp “Bu yazının yazarı olan mfs ile karşı karşıya gelmek, bu hususları tartışmak, kendini savunma hakkını kullanmak ister misin?” diyebilirsiniz.

😎

Tayyip’in son ve devasa bir vurgunla oyundan çıkmak isteyeceğini aylar önce açıkça yazmıştım. Türkiye’deki bankalarda paranızı tutmamanız gerektiğini de söylemiştim.

Öyle şartlar içindeyiz ki milletçe “Sivil itaatsizlik” kararı alıp almayacağımızı, bir istiklal harbi başlatıp başlatmayacağımızı hemen konuşmamız gerekiyor. Zira devletimiz düşmanlarımız tarafından ele geçirilmiş vaziyette…

Kurumlarımız içinden, toplumumuz içinden gizli Ermenileri, gizli Yahudileri ve masonları hemen ve tamamen temizlememiz gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye’nin elektromanyetik savaşta desteğe ihtiyacı var

Türkiye ve dünya siyasetinde önemli kırılma noktalarının yaşandığı şu günlerde, devletler birbirlerine karşı elektromanyetik silahlar kullanabilirler. Suni afetlere (Suni deprem, suni yağış, sunu sel, suni hortum, suni fırtına) sebep olabilirler.

‘Küresel ısınma yalan!’


13.11.2007 tarihinde, içimizdeki İsrail’in kurumsal gazetelerinden biri olan Hürriyet’in de yayınladığı şu haberi kaçınız gördünüz ve sonrasında neler oldu? Bu iddia ne kadar tartışıldı ve benzeri iddialar Ankebut Ağının dünya genelinde kontrolünde tuttuğu basın ve medya kuruluşlarında ne kadar yer buldu?

Haberin kaynağı şurada (https://www.hurriyet.com.tr/dunya/kuresel-isinma-yalan-7674015) ve bakarsınız. John Coleman’ın söylediklerine, detay kısımları haricinde katılıyoruz. Genel olarak bakıldığında doğruları söyledi ve biz de bunca yıldır bu gerçekleri anlatmaya çabalıyoruz. Dünyanın tabii nizamının (doğal dengesinin) bozulmaya başladığı tartışılamaz bir gerçek. Lakin, John Coleman’ın da dediği ve tartışılmaz kesinlikte gerçek olan husus şudur: “Küresel ısınma dedikleri şeye insanların yol açtığı da büyük bir aldatmacadır.”

Coleman “Birkaç bilim adamı, politik hedeflerini gerçekleştirebilmek için, iklim verilerini taraflı şekilde yorumlayarak, böyle bir fenomen olduğunu ileri sürdü.” demişti ama meselenin arka planı aynı dik duruşla dünya insanlığına söylenmemişti.

Onlar sadece “birkaç bilim adamı” değiller. Son zamanlarda başımıza bela olan Korona dahil bazı bulaşıcı virüsleri, üzerinde hayat olan başka dünyaların dünyamızda bulunan adamları çıkartıp yaydılar.

Hep anlattığım gibi, dünyanın önde gelen devletlerinin idari kadroları arasına, bilim adamlarının ve kanaat önderlerinin, dini liderlerinin arasına sızdılar. Bizden on binlerce sene ileri bilim ve teknolojileri sayesinde ürettikleri biyonik robotlarla dünyamızdaki pek çok kritik ismin yerlerine geçtiler. Pek çok yalan gibi “küresel ısınma” yalanını da onlar yaydılar.

Çünkü…

  • Yağışların giderek daha da azalması ve içilebilir su kaynaklarının hızla yok olması…
  • Dünyanın büyük bir kararlılık ve hızla kuraklaşıyor olması…
  • Durmak bilmeyen depremler, bitmeyen fırtınalar, kasırgalar ve türlü afetler…
  • Uyuşturucu türlerinin kullanılmasının hızla artırılması, ayrıca gıda ve tıp/ilaç sektöründeki oyunlar…
  • Ahlakın, namusun, aile kurumunun yok edilmesi için oynanan oyunlar ve evlenmemiş, çocuk sahibi olmamış insanların sayısındaki artış…

ve daha saymakla çok vakit kaybedilecek hususlar/sorunlar/belalar aslında kasten sebep olunan şeyler. Bunlar, dünyadaki hayatın sanki kendi kendine yok oluyormuş görüntüsüyle hızlıca yok olması maksadıyla uygulanan büyük bir planın kısımları ve safhaları…

İşte bu kadar büyük ve köklü planlarını bozan operasyonumuzun adı da “Ankebut Operasyonu” ve bu operasyonumuzda aslında çökertmek istediğimiz taraf Yahudiler/Masonlar/Satanistler değil, dünyaya düşman olan ve içimize sızan uzaylı türler…

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye’yi derinden sarsacak. Bu gidişle Tüpraş İzmit Rafinerisi atom bombası misali patlayacak

Atom bombası misali patlaması an meselesi…

Tüpraş rafinerisi dünya tarihinin en büyük felaketleri arasında en üst sıralarda yerini alabilir.

3 milyon metreküp depolama imkanına sahip olan Tüpraş İzmit tesisi dünya tarihine geçecek bir felakete sebep olacak gibi görünüyor.

3,0 milyon m3 depolama kapasitesi

2018 yılında İzmit Rafinerisi’nde 9,8 milyon ton ham petrol ve 2,0 milyon ton yarı mamul olmak üzere toplamda 11,9 milyon ton şarj verilerek tam kapasite kullanımı gerçekleştirilmiştir.

Rafineride ana ürün olarak LPG, nafta, benzin, jet yakıtı, gaz yağı, motorin, kalorifer yakıtı, fuel oil ve bitüm üretilmiştir. 2018 yılında 12,9 milyon tonu yurt içi olmak üzere, toplam 14,9 milyon ton ürün satışı gerçekleştirilmiştir.

Tesisin 2.100 personeli bulunmaktadır.

17 Ağustos 1999’da yaşanan Gölcük depreminin merkez üssü, TÜPRAŞ İzmit Rafinerisi’nin yakınlarıydı. Deprem sırasında rafinerinin 115 metrelik betonarme meşale bacası yıkıldı. Bacanın yıkılmasıya başlayan yangın yedi akaryakıt tankına ve şarj fırınına sıçradı, 63 adet boru hattının ve elektriklerin kopmasına sebep oldu. Yerel itfaiyenin yetersiz kalması üzerine önce çevre illerden destek istendi. Ancak bazı yerlerde söndürülen yangının başka yerlerde yeniden başlaması nedeniyle kontrolü oldukça zorlaştı. Yangının, patlama riski bulunduran LPG tanklarına ilerlemesi ve rafinerinin hemen yakınlarındaki İGSAŞ ve PETKİM tesislerine de sıçrama olasılığı ortaya çıkınca, tesisteki tüm çalışanlar tahliye edildi.

“Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

“Onlardan intikam alma vakti gelmiştir.”

Nûh aleyhisselam kavminin tahammül edilemez tutumu karşısında aslâ yılmadan, tebliğ vazîfesine devâm ettiği hâlde, onların bir türlü îmâna gelmeyeceklerini iyice anladı. Bunun üzerine meâlen şöyle dua ettiği Kur’ân-ı kerîm’de bildirilmektedir:

“Nuh (aleyhisselam) dedi ki: “Ey Rabbim! Yeryüzünde, hareket eden hiçbir kâfiri bırakma! Eğer sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete, sapıklığa sürüklerler. Hem bundan sonra onların çoluk çocuğu olmaz. Olsa bile çocukları fâcir ve küfürde pek ileri kimseler olurlar. Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, mümin olarak evime girenleri, erkek, kadın bütün müminleri mağfiret eyle, bağışla, zâlimlerin (kâfirlerin) ise ancak helâk ve hüsrânlarını arttır.”(KuranAyetleri | Nuh sûresi: 26-28)


“(Nuh aleyhisselam dua edip) dedi ki: Yâ Rabbi! Gerçekten kavmim beni tekzip etti. Beni yalanladı. Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver. Beni ve berâberimdeki müminleri kurtar.” (Şuara sûresi: 117-118)

Nuh aleyhisselamın bu duası üzerine, Kur’ân-ı kerîmde Allahü teâlânın ona meâlen şöyle vahy ettiği bildirilmektedir:

“Nuh’a vahy olundu ki; kavminden daha önce îmân etmiş olanların dışında hiç kimse îmân etmeyecek. O hâlde sen, kavmin seni yalanladıkları için ve sana ezâ verdikleri için mahzûn olma, kederlenme ki; onlardan intikam alma vakti gelmiştir. Nezâretimiz altında ve vahy ettiğimiz, bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap! Zâlimler (kâfirler) hakkında bana dua etme. Zîrâ onlar (suda) boğulacaklardır.”( KuranAyetleri | Hûd Sûresi: 36-37)


“Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

Nuh aleyhisselam, yüzyıllar boyu insanları Allahü teâlâya îmân etmeye çağırdığı hâlde insanların îmân etmemeleri sebebiyle helak olmalarının yaklaştığı sırada son olarak şöyle dedi. “Ey insanlar! Ben size doğru yolu göstermek için Allah tarafından görevlendirildim. Bir ömür boyu size nasihat ettim. Dinlemediniz, benimle alay ettiniz, sabır ve tahammül gösterdim. Bana, inananlara eziyet edip, incittiniz Allahü teâlâ yer yüzünü zulüm ve küfürden temizleyecek. Geliniz, dâvetimi kabul ediniz. Câhillik etmeyiniz. Allahü teâlâya itâat ediniz. Ben sizin hayır ve iyiliğinizi istiyorum. Siz bilmiyorsunuz ama,Allah’ın azâbı en kısa zamanda büyük bir tufan şeklinde gelecek. Bildirdiklerime inanmayan herkes helâk olacaktır. Şu yaptığım gemi, îmân edenlerin binip kurtuluşa ereceği gemidir. Allah’a îmân etmeyen âsiler suda boğulacaktır. Kurtulmayı isteyen îmân etsin ve benimle yolcu olsun. Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”


Nuh aleyhisselamın son olarak söylediği bu sözlerine de uymayan insanlar; “Ey Nuh, uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun. Şimdi de kuru bir çöl ortasında büyük bir gemi yaptın. Bizi tufanla korkutuyorsun biz sana da söylediklerine de inanmıyoruz.” dediler

Hûd sûresi, 40. âyet-i kerîmesinde meâlen buyruldu ki:

“Nihâyet helak etme emrimizin azâbımızın vakti geldiği, tennûrun (fırının) taşıp fışkırdığı (yâhut gemi kazanının kaynadığı) zaman biz Nuh’a şöyle emreyledik ki, kendisinden faydalanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi birer çift hayvanı gemiye koy. Üzerlerine boğulma emri takdir edilenler hâriç âile halkınla bir de îmân edenleri gemiye yükle. Zâten Nuh’a îmân edenler pek az idi.”

Mehmet Fahri Sertkaya

İstanbul’da bir suni/yapay deprem – Rüya tabirleri

Kimsenin moralini bozmak istemem ama ben bu gece de çok kötü rüyalar gördüm ve ne yazık ki benim rüyalarım çıkar, gerçek olur.

Rüyamda yine bizim mahalledeyiz. Mahallemiz, tam da Pendik ile Kartal’ın sınırında olan ve iki semti ayıran caddenin de olduğu bir mahalle…

Rüyada bizim bu bölgede hava zifiri karanlık olmuş. Çok kalabalık insanlar var. Sokaklardalar, salmışlar kendilerini, kafalarına bir şey takmıyorlar. Boşa yaşıyorlar. Dahası, benim, buralarda çok büyük deprem olacağını ve ardından büyük tsunami olacağını anlattığımı duymuşlar. Aralarından çoğu inanmadan bir süre beklemişler, sonra beni ayıplıyorlar kendi aralarında…

Aralarından üçü bana gelip “Hani, deprem dedin olmadı, bu nasıl iş” diyorlar. Ben de zaten laf anlatılabilecek halden çıkmış oldukları için kendimi pek yormuyorum. Fazlaca anlatmaya çabalamıyorum.

“Tehlike geçmiş değil, o deprem de tsunami de gerçek olacak, yaşanacak” diyorum.

Sonra devam edip şöyle diyorum:

“Bakın, suni depremler meselesi gerçek. Bu çoktandır var ve biliniyor. 1989 yılında Türkiye’de Turgut Özal da böyle bir şeyin olduğunu etrafına söylemişti ve bu türlü saldırılara karşı hazırlıklar yapılmıştı. Suni depremlere sebep olan elektromanyetik dalgaları sürekli tarayan, bunların arttığını görünce karşı elektromanyetik dalga gönderen bir sistem bu. Türkiye’nin bu sistemi 1999’daki Marmara depremi sırasında da kullanıldı ve deprem çok daha şiddetli olacakken şiddeti nispeten düşürüldü. Şimdi aynı şey yeniden yaşanacak. Ben bu konuda onları (Yetkilileri, ilgilileri ve milleti) uyardım. Onlardan da almak isteyenler, kendilerince tedbirler aldılar. Lakin ne yapılırsa yapılırsın bu millete bu bela gelecek yine de çok insan ölecek.”

Ben bunları söyledikten sonra muhataplarım beni hiç dinlemiyorlar, kale almıyorlar. “Haydi sen konuş, konuş” dercesine tavırlar sergiliyorlar. Ben orada çok kızıyorum ve içimden “Bu kadar çırpınıp ikaz ediyorum, tedbirler alınmasını istiyorum ama şunların verdiği karşılığa bak. Bu milletin büyük çoğunluğuna nasihat tesir etmiyor.” diyorum. Sesli olarak da “Büyük temizlik olacak ama bu millet buna müstahak.” diyorum.

Sonra kendi evimde pencerenin arkasında içeriden dışarıya bakıyorum. Bakıyorum ki insanlar böyle bir anda bile meseleyi ciddiye almak, tedbirler almak, birlikte güç bulmak ve dayanışmak yerine birbirlerine kötülük etmekle, nefsani mücadeleler etmekle, günahlarla yaşamakla meşguller. Zevk, sefa, para, mal, kadın, rütbe, makam peşinde koşmakla meşguller.

“Başlarına neler gelecek ama şunlar ne kadar sorumsuzlar, ne kadar hissizleşmişler” diyorum içimden…

Bir süre içim acıyarak bu manzarayı seyir ettikten sonra ve o zifiri karanlık hava hala devam ediyorken ve kalabalıklar umursamaz şekilde sokaklardayken, bir anda küre şeklinde, mavi renk hakim, sanki enerji yüklü ve kocaman bir şey gökten aşağıya doğru hızla süzülüyor, geliyor. Zemine çok yaklaşınca, bir uçak gibi yere paralel de yön alıyor bir yandan zemine doğru inerken bir yandan da ileriden bizim bu bölgenin üzerine geliyor. Tam da bu bölgenin üzerinde bir uçan daire misali asılı duruyor. O bir uzay aracı mı, üretilmiş başka bir şey mi, manevi bir şey mi anlayamıyorum ve yaşanana bakarken birkaç saniye sonra bir gürültü kopuyor ki duyan kıyamet kopuyor zan eder.

Sanki yerin kilometrelerce altında devasa büyüklükte bir nükleer bomba patlamış ve enerjisini/basıncını dışarı atacak dar da olsa bir yarık bulamamış da bütün bölgede yeri yerinden oynatmış. Bu da tok, ürkütücü ve çok yüksek bir ses çıkartmış. Çok şiddetli bir gürültünün ardından da çok şiddetli bir deprem olduğunu hissediyorum. Deprem olduğunu görmüyorum, hissediyorum.

Gürültünün şiddeti hala kulaklarımda ve sanki rüya aleminde değil de gerçek alemde duymuş gibiyim.

Sonra rüyada sahne değişiyor. Pendik’te çarşı hizasındaki sahil kısmındayım. Sahilden 150 mt kadar içerideyim. Tsunaminin ön dalgaları gelmeye başlamış. İlk gelenler bile iki metre kadar var ve üst kısımları beyaz beyaz köpürmüş. Oraya yakın insanlar çok korkmuşlar ve kaçışıyorlar. Ben de nispeten daha uzakta da olsam endişeleniyorum ve uzaklaşmak istiyorum.

Uzaklaşmak gayreti sergilerken o anda kendimi orada değil de sahilden biraz daha iç kısımda olan bizim mahallede, en işlek caddede, caddenin sağındaki kaldırımda görüyorum. Hemen etrafıma bakıyorum ve “Yenice yapılmış, büyük ve sağlam bir bina bulmalı ve en üst katına çıkmalıyım” diyorum.

Vaktin dar olduğunun ve hızla karar alıp uygulamak zorunda olduğumun farkındayım. Bir an önce yoldan bir binaya çıkmak zorundayım ve hemen yakınlarımda böyle bir bina bakıyorum.

Yakınlarımda böyle bir bina göremeyince de mevcut olanların en iyisi hangisi diye bakıyorum. İki tane tercih edebileceğim bina var. İkisi de çok eski, biri daha da eski ve alçak. Onun öte yanındaki ise biraz daha yüksek ve ona gidip zemin kattaki kapısından içeri giriyorum. Bir görüyorum ki harabe, virane, metruk bir yer. Dışarıdan göründüğünden çok çok beter bir yer. Çok şaşırıyorum evin bu haline ve kendimi zemin katta görüyorum da yukarı çıktığımı görmüyorum.

Bu rüyanın tabir edilecek bir yanı yok. Her şey çok açık. Bu güne kadar benzeri birkaç rüya daha görmüş ve bu Telegram kanalında paylaşmıştım.

Bu güne kadar söylemediğim bir şey söyleyeceğim:

Bu günden itibaren, İstanbul’da yaşanacak yıkıcı olmayan küçük ve orta şiddetli sarsıntılardan hemen sonra, panik yapmadan bulunduğunuz mekanın dışına çıkın. Açık alanlara çıkın ve yaklaşık bir saat kadar binalara girmeyin.

Kışlık çadır, kışlık uyku tulumları, acil durum çantası, tıbbi ilk yardım çantası gibi hazırlıkları hala tamamlamamış olanlar, daha da ötelemesinler.

Nedir bu felaketler, Türkiye’de ve dünyada neler oluyor böyle…



“Neler oluyor böyle”

Son yıllarda dünya genelinde, iklim silahlarının, elektromanyetik silahların ve biyolojik silahların kullanldığı bir 3. dünya savaşı yaşanıyor. Son birkaç yıldır bunun yaşandığını fark edemeyenlere ne denebilir bilemiyorum. Bu hususları izah ve ispat eden yüzlerce yayını yıllardır paylaşıp duruyorum. Hususiyle son iki senedir yaşanan yoğun depremler, fırtınalar, kasırgalar, seller, aklı başında herkese “neler oluyor böyle” dedirtti. Tabii/doğal felaketler denilen şeylerin çoğunun artık tabii olmadığı, sun’i/yapay yollarla sebep olunmuş depremler, seller, fırtınalar, sıcaklar ya da soğuklar olduğu kesinlik derecesinde ifade edilebilir. Bence bunun tartışılır bir yanı yok… Hala tartışayacak kişilere söyleyecek sözümüz de yok. Bırakalım onları kendi hallerine…

Mehmet Fahri Sertkaya