Etiket arşivi: Elektromanyetik Silahlar

Şu ana kadar ya istediklerini yapamadılar

Gölcük-Düzce hizasından aşağıya, Afyon, Uşak ve çevresine kadar olan kısmı kırmaya çabalıyorlar. Peş peşe manyetik şoklar gönderdiler ve muhtelif yerlerde küçük depremler oluşturdular. Hedef, bu bölgeyi de Maraş merkezli afet bölgesi gibi bir hale getirmek.

Şu ana kadar ya istediklerini yapamadılar ya da önce küçük kırılmalar yaparak çok büyük kırılmaları/depremleri hazırlıyorlar. Asıl darbeyi vurduklarında daha şiddetli depremler olmasını sağlamak istiyorlar.

6 Şubat’taki Maraş merkezli depremlerden önce İstanbul boğazına gelip meydan okurcasına tavırlar sergilenen ABD savaş gemisi, en son Zonguldak civarına gitti. O geminin elektromanyetik saldırılarla suni afetler yapmakta kullanıldığı bilgisi gerçek, teyitli bilgi.

Gemi/ler bu türlü saldırıları yapmıyorlar, eş zamanlı olarak çok yönlü müdahalerle böyle suni afet saldırıları yapılabiliyor ve bu gibi gemiler kısmen sistemi destekliyorlar.

Yapılacak depremlerden Tayyip’in, Fuat’ın, Hulusi’nin, Soysuz’un, Mevlüt’ün, İbrahim Kalın’ın, Fahrettin Altun’un, Genelkurmay kademesindeki büyükbaş hainlerin, tıka basa hain dolu olan MİT’teki üst isimlerin, Türkiye’deki çok sayıda etkili ve yetkili kişinin haberleri var. Yine bu insanlık dışı faaliyetlerin başında da hep masonlar ve mason tarikatı var.

Maraş merkezli suni deprem saldırılarından hemen sonrasında planları büyük oranda bozuldu, istedikleri kadar insan, organ, ziynet eşyası ve değerli şeyler kaçıramadılar. İstedikleri gibi bulaşıcı hastalıklar yayamadılar. İstedikleri kadar bölgeyi boşaltamadılar ve sahipsiz bırakamadılar. Bu defa daha dikkatli ve gayretli olmaya çabalayacaklar.

Zemini tam oluştuğu zaman da Çanakkale, İzmir, Muğla gibi şehirler başta olmak üzere, pek çok şehirden düşman işgalinin önünü açacaklar.

Yine, sanki Türkiye batmış, bitmiş, devlet sistemi çökmüş, ordu hiç yokmuş, üç kuruş yardımlara ve üçbeş çadıra ve yurt dışından gelecek sağlık çalışanlarına muhtaç hale gelinmiş rolleri oynanmak istenenecek. Yine masonların kontrolündeki sözde Türk basın ve medyası da üzerine düşeni yapacak. Yine sosyal mecralar, gerçek sahibi olan CIA tarafından sansürlenecek. Elon Musk, sansürlemede gevşeklik yaparsa yine Twitter’a erişme engellenecek.

Hatta bu defa Türkiye genelinde kapsamlı ve uzun süreli elektrik ve internet kesintileri de yapabilirler.

Zaten Maraş merkezli afet bölgesinde sinyal kesicileri gerçekten kullandılar. O insanların gördükleri de anlattıkları da tamamen doğruydu. Devleti resmen idare edenler, devletin kurumlarını ve imkanlarını seferber ederek sinyal kesicileri bölgede dolaştırdılar, çalıştırdılar. Bu kadar aleni şekilde ihanetler ettiler, katliam sergilediler.

O sıralarda enkazların altında yüz binlerce insan vardı. Bunların en az on binlercesi hayattaydı, çoğunun yanlarında telefonları vardı. Telefonları bozulmamıştı, şarjları bitmemişti ve herkesle irtibat kurmaya çabalıyorlardı. En çok da bunun yaşanmasını istemediler. Bu irtibatı kesmek ve enkaz altında sağ kalanları da öldürmek istediler.

Yine Mason Adnan Oktarcılardan tutun da HDP/PKK’lilere, sözde mültecilerden tutun da yurt içinden ve dışından hemen gelecek, hemen seferber edilecek sözde kurtarma ve yardım ekiplerine kadar herkes bilgilendirilmiş vaziyette… Yine İHH’nın, Beşir’in, Kızılay’ın, Ahbap’ın üst isimlerinin de bilgileri ve hazırlıkları var.

Fitne başı yine İsrail ile İngiltere… Bu gibi saldırılarda ABD’yi, NATO’yu, Rusya’yı hatta Çin’i ve sözde Arapları hep İsrail ile İngiltere sevk ve idare ediyor. Hain Ankara hükumeti de MİT de Genelkurmay kademesi de sözde muhalif partilerin ve liderlerin tamamı da onlara çalışıyor.

Bu saldırılar çoktan yapılacaktı. Aslında Maraş merkezli ilk suni depremden sonra şu ana kadar her şey bambaşka akacaktı, yaşanacaktı. Planları çok büyük oranda bozuldu. Son haftalarda bu saldırıların devamını yapacaklardı ama hem ifşa oluyorlar, hem karşı müdahalelerle karşılaşıyorlar ve bocalıyorlar.

Söz konusu hattan da Türkiye’ye ağır darbe vurduklarından hemen sonra Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizi de işgal etmeyi, kısacık sürede Türkiye’den ayırıp almayı çoktan planladılar. ABD Genelkurmay başkanının, işgal altındaki Suriye’de, PKK/YPG teröristlerinin ayağına gitmesinden tutun, son haftalarda onlarca ülkenin çok sayıda resmi görüşmesine kadar… Köşeye sıkışmış haldeki İngiltere Boşbakanı Rishi Sunak’ın “Dünya düzenine meydan okunuyor. Tetikte olmalıyız” açıklamasından, Irak’ta düşen helikoptere kadar ve Ermeni kökenli Rusyalı vekilin “Türkiye çok zayıf düştü, İstanbul’u alalım” açıklamasına kadar, yüzlerce gelişme bu planlarla bağlantılı…

Dediğim gibi, melhame-i kübra artık somutlaşıyor, açıkça yaşanıyor.

Öyle ise herkes aklını başına alsın, çünkü başka Türkiye yok… İstanbul, planları bozmaktan, tebdil etmekten, tehir etmekten yoruldu, sıkıldı.

Tekrar ediyorum. İyice ifşa oldukları için planlarını değiştirmek ya da iptal etmek zorunda kalmazlarsa…

Öncelikle kırmızı işaretli hatları kıracaklar. Gölcük-Düzce arasını merkez ve başlangıç noktası yapacaklar.

Sonra sarı işaretli kısmı belli aralıklar ve çok beklemeden peş peşe kıracaklar. Bunda da Gölcük-Düzce arasını merkez ve başlangıç noktası yapacaklar.

Öncelikli olarak bu bölgelerde, tarihe geçecek seviyede aşırı yağışlar, seller, toprak kaymaları ve şiddetli patlamalar yapmaktan da çekinmeyecekler.

Suni deprem saldırılarının arından da aşırı yağışlara, sellere, patlamalara sebep olacaklar.

Asıl hedefleri İstanbul ve İstanbul’u elektromanyetik şok saldırıları ile doğrudan vuramıyorlar. İstanbul’un buna karşı koruması var. Bu nedenle İstanbul’un yakın çevresini kırmak istiyorlar. Yakın çevresinden başlayacak depremlerin, şiddeti düşmeden İstanbul’un içlerine uzanmasını istiyorlar. Bu nedenle de yıllardır anlattığım o yer altı gazları ve onları tetikleyecek bomba tertibatı planını önde tutuyorlar. Yıllardır bunu Marmara bölgesinde istedikleri gibi yapamadıkları için gidip Maraş merkezli bölde bu teknikleri kullandılar.

Yazdıklarımı unutmayın, Maraş merkezli depremde sadece yer altının farklı noktalarındaki devasa gaz birikintileri patladılmadı, sadece yer altı su kaynakları ile oynanmadıi, sadece elektromanyetik şok darbeleri atılmadı, eş zamanlı olarak yer çekimi bile gücünü bir süreliğine kaybetti.

Trakya bölgesine kaçanlar da yanlış yapıyorlar. Hedef İstanbul’un çevresini çok şiddetli şekilde kırarak İstanbul’u yerle bir etmek olduğuna göre… Sadece Gölcük-Düzce kısmını değil, Trakya’daki pek çok yeri de kırmak isteyecekler. “Burada fay yok” diye boşuna zaman harcamayın. Bu tür saldırıların mümkün olması için faylara gerek yok. Zaten hepinizi kandırıyorlar. Bu depremler, yüzeye çok çok yakın depremler. Derinlerdeki faylar, iddia edildikleri kadar yerlerinden oynamadılar, oynamıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bu yılın Oscar ödülleri kesinlike Yunanlara verilmeli

Bu yılın Oscar ödülleri kesinlike Yunanlara verilmeli. İlk anından son anına kadar çok iyi oynadılar. Onlara “Alın topunuzu, sektirin gidin” denildi. Ödleri koptu, kaçarcasına gittiler ama giderken rol yapmayı bırakmadılar.

Yerli işbirlikçileri, Türkiye’de Türk rolü oynayan resmi yetkili hainler, emirler vererek havalimanı personeline Yunanları alkışlattılar da onlar gereken rolü yine oynayabildiler.

Bu şartlarda, bu yılki Oscar ödülü başkalarına verilirse, çok büyük haksızlık yapılmış olur.

O Miçotakis’e de “En iyi senaryo ödülü” falan verilmeli.

Memleketimizin her yeri vıcık vıcık ihanet ve küstahlık doldu. Öncü işgal kuvvetleri olarak İstanbul’a inat tavırla gönderdikleri sözde kurtarma ekipleri neye uğradıkların bile anlayamadılar. Her safhada kilitlenip kaldılar, korkup kaldılar ama onlar kovulurken vaziyeti başka türlü gösterme gayretine Türkiye içindeki hainler girdiler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Onlara taş bile denemez.

Abarttıkça abartıyorlar. Kattıkça katıyorlar. Şu görülenler kayalık değil, kireç taşı gibi… Onlara taş bile denemez.

Öyle bir yerin çöküp ayrılıp dağılması çok kolay. Şayet sağlam yerleri bu şekilde yıkıp atan ve dağıtan bir deprem olsaydı, şehirlerin ortasından da böyle yarıklar geçerdi. Düz zemini olan yerlerde de böyle yarılmalar, çökmeler olurdu.

Bilen bilmeyen herkes konuşuyor, yazıyor, kattıkça katıyor.

On ili kaplayan bir araziyi, bu şiddette depreme sebep olacak şekilde yerinden oynabilecek bir bomba yok. Birkaç bomba da yok. Manyetik alan dengesi ile oynamadan kimse bunu yapamaz. Manyetik teknoloji haricinde sıvı haldeki gazlar da kullanılıyor ve eş zamanlı olarak patlamaları sağlanıyor. Zaten gazlar, tabii depremlerde de patlayabilirler hatta deprem sonrasında yüzeye çıkıp alev alabilirler. Tarih boyunca depremleri önlemek için kavimler, yeryüzünde derin kuyular açarak gazların çıkmasını sağladılar.

Maraş merkezli suni deprem saldırılarını İsrail, ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Almanya’nın başını çektiği onlarca devlet ittifak halinde yaptılar. HAARP’tan daha ileri elektromanyetik saldırı tekniklerini kullandılar. Hiç kimse bomba iddialarına kanmasın. Hiç kimse bu işin arkasında sadece ABD olduğuna da inanmasın.

Şurası gibi yüksek, içi toprak ve kireç taşı dolu bir yer patlayıp dağılmasın da ne olsun… İnsan azıcık aklını kullanır ve bir bilene danışır. Her duyduğuna inanmaz ve sorgular.

Türkiye’de buna “çürük taş” da derler. Kazmayı vurunca hemen onlarca parçaya bölünür. Toprak kazmaktan bile kolaydır bu sözde taşları parçalamak. Mezar kazılırken çürük taşa denk gelen ahali hemen sevinir. Çünkü o mezar hemen ve kolayca kazılabilir.

İşte Türkiye’nin dört bir yanında hala bu kadar çürük zeminlerde şehir merkezleri, ilçe merkezleri, kasabalar, köyler var. Bu ülkede depremlerde büyük kayıplar olmasın da ne olsun….

Zemini bozuk bütün yerleşme alanları kademeli olarak zemini kayalık olan yerlere taşınacak. Evet, sadece birkaç sene içinde milyonlarca bina taşınacak. Bu yapılırken çimento ve beton da kullanılmayacak. Yeni nesil inşaat tekniklerine hemen şimdi geçilecek. Türkiye bunu yapmak için onlarca ülkeden “olur” almak zorunda değil. Kredi almak zorunda bile değil. Şu halimizle bile otuzdan fazla ülkeyi besliyoruz biz… Kene misali yapışmışlar bünyemize, sömürdükçe sömürüyorlar. O kadar güçlü bir ülkeyiz biz… Türkiye bu işin de başını çekecek, onlarca ülke geride kalacak. Teknolojimizi takip ve taklit edecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Mekke’de yine sel oldu

Araçlar suda sürüklendi, tüneller kapandı. Yıllardır sessizce buna sebep oluyordum, aylardır da açıkça ve tekrarla söylüyorum. Gezegenimizi suni iklim şartlarında tutan, pek çok bölgesini kasten az yağış alır halde ve kurak ya da yarı kurak halde tutan iklim silahlarını bozuyorum, bozduruyorum.

Bu, önümüzdeki aylarda ve yıllarda daha da gözle görülür olacaktır. Dünyanın dengesi tabii haline gelirken… Suni iklim silahları ve cihazları giderek bozuluyor ve sayıları azalıyorken… Bunları üretebilecek ve tamir edebilecek teknik kadrolar hızla çarpılıp ölüyorken… Sancılı bir süreç yaşanmaya devam edilecek.

Yaklaşık iki sene önce, Çin’de acayip tabiat hadiseleri yaşandığında “İklimi suni olarak düzenleyen uzaylı cihazlarını artık bozuyoruz” diye yazdığım hatırlanacaktır ya da aratılınca bulunacaktır.

Küresel ısınma, kıtlık, kuraklık palavraları yayan hükumetlerin ve gizli servislerin, son aylarda büyük oranda nasıl sindikleri, geri durdukları da gözler önünde. Çünkü sadece yeryüzünde değil, yeraltı şehirlerinde de çok değişmeler oluyor. Yeryüzü normale dönüyorken, bana inat suni iklim müdahaleleri yapanların, suni kıtlık ve kuraklık oyunları oynayanların, suni enerji krizi oyunu oynayanların, yeraltındaki düzenleri bozuluyor. Yerin üstünde sorunlar çıkartanlar ve sorunlar yaşatanlar, yerin altında keyiflerine bakamayacaklar. O devir çoktan bitti.

Suni enerji krizi oyunu oynuyorlarken, şimdi yeryüzünde kontrol altında tuttukları onlarca devletin enerji santrallerinde gerçekten büyük sorunlar yaşıyorlar. İstanbul sayesinde her hamleleri aleyhlerine dönüyor, ellerine ayaklarına dolanıyor.

Bu süreçte, hala satanist Ankebut Ağına bağlı kalan ülkelerin başları beladan, afetten, toplu ölümlerden, helaklardan kurtulmayacak. Bu dünya temizlenecek. Bu, Allah’ın takdiri ve kimse buna mani olamayacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Çok sayıda sebebi var

Son zamanlarda uzaylıların kasten yaptığı suni depremler de oluyor, dünya devletlerini kontrol eden uzaylıların o devletlerin imkanları (HAARP benzeri imkanlar) ile yaptıkları suni depremler de oluyor, yaşanıyor. Bizim, yer altındaki devasa uzaylı üslerine yaptığımız saldırılar sonrasında toplu ölümler ve yaşadıkları çok büyük teknik sorunlar, patlamalar, gaz sorunları v.s. de oluyor. Yaşadıkları büyük arızalar da yer altını titretiyor ve fayları oynatıp depremlere sebep olabiliyor. Toplu ölümler ve büyük arızalar yaşanınca bulundukları yer altı üslerini terk etmek ve yenilerini yapmak da istiyorlar. Böyle olunca, eski üssün başkalarının eline geçmemesi için imha edildiği de oluyor ve bu da yerin altından uzun süre seslerin gelmesine, gazların çıkmasına, sık sık yıkıcı olmayan depremler yaşanmasına sebep oluyor. 

Ayrıca son zamanlarda başta Marmara, Trakya ve Ege bölgeleri olmak üzere, Türkiye’nin sınırları dahilinde ve haricinde çok yerlerde, uzaylılar yer altı tabii gazlarını oynuyorlar. Marmara denizinin altında, İstanbul’da karanın altında, Trakya’da karanın altında ve Yunanistan’a/Selanik’e kadar geniş bir arazide yer altı tabii gazlarına aylardır müdahaleler deniyorlar. Yani sadece yer üstünde göğün manyetik alanına ve gaz tabakalarına müdahale etmiyorlar, hedef bölgelerde yerin altındaki manyetik alana ve gaz tabakalarına da kastederek müdahale ediyorlar. Bu yollarla tabii dengeleri bir bölgede daha hızlı ve sert şekilde bozabiliyorlar. Neticesi olarak daha sık ve şiddetli depremler, seller, fırtınalar, şiddetli soğuklar, şiddetli sıcaklık ve kuraklık, yanardağ patlamaları v.s. yaşanabiliyor.

Konu konuyu açarken aklıma geldi, geçenlerde İstanbul Kartal merkezli yayılıp da etraf ilçelerde de duyulan o koku neydi? Sosyal ağlarda paylaşımlar yapan bölge sakinleri “Doğalgaz kokusu gibi” ve “Yanmış deri kokusu gibi” şeklinde değerlendirmeler yapmışlardı. Bu konu da ne çabuk unutuldu. Üzerinde ciddi bir çalışma yapıldı mı, gerçek sebebi bulundu mu? Hazırlanmış bir bilimsel rapor var mı? Varsa dürüstçe ve bilimsel temellerde mi hazırlandı? Endişe edilmeli mi, konu insanlarımızın can ve mal güvenliğini alakadar ediyor mu? İçine kripto Yahudi, gizli Ermeni, mason ve biyonik robotların sızamadığı gerçek bir Mili Güvenlik Kurulu (MGK) tesis ederek konunun üzerine bir an önce gidilmeli mi?

Bu arada, Yusuf aleyhisselam zamanındaki meşhur kuraklığın da pek çok sebebi vardı ama en önde gelen sebeplerinden biri, o zamandaki yüksek teknoloji ile dünyamızda yer altında ve yer üstünde manyetik alan ve gaz tabakalarının oynanmasıydı. O zamanki kuraklığa da kasıtlı olarak sebep olunmuştu. Sonra Yusuf a.s. kasıtlı olarak kuraklığa sebep olan güç unsurunun ihtimal bile vermediği şeyler yaptı, yaptırdı ve ve kısa sürede kuraklığa mani olundu. Dünyanın tabii dengesi büyük ölçüde düzeltildi. Bu kuraklık devrinde de dinden, ahlaktan uzaklaşmış ve yolunu sapıtmış dünya insanlarından toplu toplu ölenler çok oldu

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Boğazlarımızın emniyeti asla ihmal edilmemelidir

İstanbul ve Çanakkale boğazlarının iki yakasına da elektromanyetik silahlar yerleştirilmelidir. İzinsiz şekilde boğazlarımızdan geçmek isteyecek askeri ya da sivil deniz araçlarına karşı bu silahlar kullanılmalıdır. Yakın mesafeden güçlü elektromanyetik silahla vurulacak deniz araçlarında elektrikli ve elektronik bütün aksam yanıp bozulacaktır. Deniz aracı kısacık sürede, kontrol edilemeyen ve bir işe yaramayan bir metal yığınına dönecektir.

Ayrıca, bir dakikadan kısa süre içinde, talimatları dinlemeyen deniz aracının içindeki bütün insanları bayıltacak sinyalleri gönderen cihazlar/silahlar da yerleştirilmelidir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Çok çok ağır olacak

1980’lerin sonunda bile, elektromanyetik saldırılarla yapılan saldırılara karşı yine elektromanyetik tekniklerle karşılık verebilen, bu sahada işe yarar tedbirler alabilen Türkiye’nin…

Suni deprem saldırılarını, suni fırtına saldırılarını, suni müdahalelerle ziraatte kullanılan arazileri kuraklaştırmaya ve içilebilir su kaynaklarını yok etmeye yönelik saldırıları bertaraf edebilen Türkiye’nin…

Senelerdir felaketlerin geleceğini haber veriyor olmama ve ne yapılması gerektiğini anlatıp durmama rağmen tedbir almamasının bedeli ağır, çok çok ağır olacak.

Devletin başında olsaydım, şu son yaşananlara sadece “lodos” ya da “fırtına” diyerek başka hiçbir açıklama yapmayan ve aslında neler döndüğünü çok iyi bildiği halde hiçbir gerçekçi tedbir almayan herkesi yargıya sevk ederdim, idam cezası kapsamında tutuklu yargılanmalarını talep ederdim. Dini ve siyasi tercihleri ne olursa olsun, insan kalmış ve vicdanı olan hiç kimse, şu şartlarda hala susamaz ve duramaz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Kızılderililerle uzaylı insan türlerinin akrabalığına dair…

Yıllardır Akademi Dergisinde anlattığımız sarsıcı gerçekler, dünya insanlarının ufuklarını açtı ve açmaya da devam ediyor…

Anlattığımız sarsıcı gerçekler, son yıllarda, dünya genelinde bilinen ve toplamda çok yüksek sayıyı bulan filmlerde, belgesellerde, kitaplarda, çizgi filmlerde, web sitelerinde, sosyal medya hesaplarında, gazetelerde/makalelerde, TV programlarında konu olup insanlığı sarsıyor. Sebep olduğumuz bu dip dalgası, her sene daha da açıkça görülebilir oluyor. Böylelikle yalanların ve kandırmaların yerini gerçekler alıyor.

Ayrıca, bunlar itibarlı bilim adamlarınca da konu ediliyor, araştırılıyor. Gizli servisler tarafından konuşuluyor, araştırılıyor.

Ve böylelikle büyük oyun hızla bozuluyor. Çok yakında, milyonlarca senedir dünyamızdaki canlılar üzerinde genetik oynamalar yapıldığı ve insana çok benzeyen maymun türlerinin bile insan genleri eklenerek türetildiği… Dünyanın bazı bölgelerinin kasıtlı olarak kurak hale getirilerek o halde tutulduğu…. Kutup bölgelerinin art niyetle buzul hale getirilip o halde tutulduğu… Küresel ısınmanın bir yalan olduğu… Ye’cüc ve Me’cüc’ün yeşiller ve griler olduğu… Binlerce senedir biyonik robotlarla dünya insanlarının yerlerine geçilebildiği ve daha yüzlerce sarsıcı hakikat de her yerde rahatça anlatılır, konuşulur olacak. Şu ana kadar anlattığımız ama konu edilmemiş şeyler de genel kabul görecekler.

Çok yakında ne mason tarikatı, ne satanist sadistler, ne Ankebut Ağı kalacak. Yeşiller, griler ve dünyamıza düşman diğer türler de iyice güç kaybetmiş olacaklar. Cinler alemi de zaten feci halde… Söz konusu hakikatlerin önünü kesen ve dünya insanlığını maddi ve manevi felaketlere kasten sürükleyen teşkilatlar, ya yok olacaklar ya da artık bunu yapamaz olacaklar.

Cüce insanların yaşadığı Makhunik

Konu buraya gelmişken, birkaç satırla, dar vakitte izah etmek istediğim ve araştırmacılara bir anda büyük mesafe aldırmak istediğim bir husus daha var…

İrandaki Makhunik köyünün sırrını çözmek için dahi, uzaylıların binlerce yıldır dünyamızda olduklarını ve binbir türlü şeye müdahil olduklarını kabul etmek zorundayız. Başka bir şekilde, yaşanan ve çok şaşırtıcı olan binlerce şeyi izah etmek mümkün olmuyor, olmayacak.

Bu köy ve bu bölge, griler (gri uzaylılar) tarafından kasten kurak hale getirildi. Burada binlerce senedir yaşayan dünya insanları son derece normal fiziki şartlara sahip insanlardı. Bölgenin kuraklaştırılması için sürekli olarak gönderilen elektromanyetik enerjiler/dalgalar, bölgedeki insanların ve hayvanların vücutlarında birçok rahatsızlığa sebep oldular. Hepsi de aşırı radyasyona maruz kalmış oldular. Her gelen nesil, bir öncekinden daha sağlıksız oldu ve bu, uzun bir süre devam etti. Bitki örtüsü kurudu, toprak kurudu, topraktaki faydalı mikroorganizmalar yok oldu, su kaynakları kurutuldu, hayvanlar azaldı ve derken çok feci şartlar oluştu.

O bölge, o bölgenin altına denk gelen devasa yeraltı şehrinde gizlice yaşayan uzaylılar tarafından kasıtlı şekilde kurak hale getirilince, gönderilen sinyallerin yoğunluğu ve şiddeti de o andan sonra düşürüldü. Bu da nesiller nesiller sonra bu insanların tekrar normal boyda, kiloda olmalarına sebep oldu. Şu anda bölgedeki insanlar normal boylarda ve sağlıklı haldeler. Oralarda yeterli teknik imkanlarla ve dürüst şekilde radyasyon taramaları yapılsa, mezarlar ve insan bedenlerinden kalıntılar üzerine yoğunlaşılsa bile neler neler çözülebilir. Yeşiller ve griler, günümüzde de dünyanın muhtelif ülkelerine ve milletlerine bu türlü teknolojik saldırılar yapıyorlar. Kuraklaştırıyorlar, ekinleri hasata yakın zamanda yakıyorlar, toprağı ziraat yapılamaz hale getiriyorlar, temiz su kaynaklarını kurutuyorlar, arıları yok ediyorlar, kuşlara müdahele ediyorlar, bitki örtüsünü darbeliyorlar, insanları topluca hasta edebiliyorlar ve bunlar uzaktan gönderilen sinyaller/enerjiler ile yapıldığı için de iz bırakmamış oluyorlar.

Elbette kuraklık nedeniyle sağlıklı beslenememiş olmaları da Makhunik halkının sağlık sorunları yaşamasına sebep oldu. Lakin asıl sorun bu değildi. Ayrıca bölgedeki insanlar, tenhada kalmış insanlar oldukları için, uzaylı türler bunlar üzerinde sık sık denemeler yaptılar. Bunları topluca kobaylar gibi kullandılar. Zihin kontrollerine aldılar, çeşitli aşılar ya da ilaçlar denediler. Bazılarını delirtinceye ve birbirlerine vahşice saldırır hale getirinceye kadar acımasızca kullandılar. İstediklerini yapabilselerdi, o teknikleri bütün dünya insanlığına yayarak, dünya insanlığını kendilerine köle yapacaklardı.

Gerçek Man in Black (Siyah Giyen Adamlar) kimler?

Siyah Giyen Adamlar filmi hayali bir senaryo üzerine çekilmedi. 

Gerçek hayattan gelen bir takım bilgilerin üzerinde oynanarak bu film çekildi. 

Hep aynı fiziki özelliklerdeki Siyah Giyen Adamlar, yüzlerce farklı insan ile temasa geçtiler. “Gördüklerini unutur ve kimseye anlatmazsan senin için daha iyi olur.” dediler. 

Pekiyi de kimdi bunlar? Filmde görüldüğü gibi şen şakrak insanlar değildiler. Hatta onlar insan değildiler. Evet, onlar dünya dışı başka insan ırklarının geliştirdiği çok gelişmiş robotlardı. Kâr amacı ile çekilen film bunu anlatmadı. İşte sarsıcı gerçekler…


An itibari ile yapılan araştırmalar, gezegenimizdeki insanların yüzde ellisinin uzaylıların varlığına, uzaylıların dünyamızı ziyaret ettiklerine ve ABD’de gizli uzaylı üsleri bulunduğuna inandığını gösteriyor. 

Üstelik ABD gizli servislerinin ve ABD’yi içeriden yöneten Siyonistlerin, ve Siyonistlerin tam kontrolündeki Hollywood‘un, uzaylılara inanmayı delilik gibi gösteren sayısız radyo ve TV yayınına ve filmlerine rağmen…

Ülkemizde, içtiği çorbada, bastığı otta ve giydiği kotta bile illuminati arayan, “Galiba babam illuminati” ayarına gelen ve bir iddiada bulunurken duvardan başka bir şeye dayanmayan çok sayıda ruh hastasının iddia ettiğinin aksine, ABD ve Siyonistler dünya insanlığını UFO’ların gerçek olduğuna inandırmadılar. İnandırmaya da çalışmıyorlar. Böyle oyunlarla dünya işgaline gitmek gibi bir niyetleri de güçleri de yok. Tam aksine, UFO ve uzaylı konularını hep sulandırdılar. Hep alay mevzusu haline getirdiler. Hep üzerini örttüler. 

Bir taraftan da 1941’de, 1947’de ve 1950’lerde düşen UFO’lardan, tersine mühendislik ile teknoloji çaldılar. Neler döndüğünü kendileri de tam olarak anlamaya çalıştılar. 1950’lerde sırf bu iş için 51. bölgeyi kurdular. Dünya dışı insanların ulaştıkları teknoloji ile dünyamız üzerindeki teknoloji arasında korkunç bir uçurum olduğunu gördüler.  Tam bu sıralarda “Uzun Beyazlar” olarak isimlendirilen dünya dışı bir insan ırkının “Beraber çalışalım” teklifini kabul edip zamanın ABD başkanı Eisenhower liderliğinde, uzun beyazlar ile anlaşma masasına oturdular. Burada emin olamıyoruz, belki de uzun beyazlar, ABD’li yöneticileri bir şekilde buna mecbur bıraktılar. (Bknz: Uzaylı ABD anlaşması)

Bu yaşananlara İran’ın resmi makamlarının iddia ettiği gibi “ABD’yi uzaylılar yönetiyor.” denilebilir mi, işte meselenin bu yönü çok tartışılır. Ama kesin olan bir şey var ise, uzun beyazlar denilen ırkın 51. bölgede çalışmakla kalmayıp ABD’nin sivil ve askeri kurumlarının pek çoğuna sızdıkları.. (Bu arada, Acaba UFO’ları araştırdığı iddia edilen bir teşkilat, aslında UFO’ları gizliyor olabilir mi?Buraya da bir bakın!)

SpaceExplorer.TV olarak “gerçektir” ya da “gerçek değildir” deme imkanımız bulunmasa da, “gerçek olması çok muhtemel” diyebileceğimiz daha sarsıcı iddialar var. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki ciddi araştırmacılara, hatta Rus’ların eski devlet yetkililerinin iddialarına göre,Uzun Beyazlar denilen dünya dışı insan ırkının, ABD başta olmak üzere dünyanın idaresini ele geçirme gayreti çok üst düzeyde… Daha da sarsıcı olanı ise bunun için çok ileri seviyedeki teknolojilerini kullanırken, tamamen insansı gözüken robotlar kullanıyor olmaları. İşte zurnanın zırt dediği yer de tam burası… Dünya üzerinde binlerce kişinin gördüğü, konuştuğu ve en nihayet Man in Black filmine ilham veren Siyah Giyen Adamlar, aslında uzun beyazların ürettikleri ve bizim aramızda bizim gibi gözükebilen gelişmiş insansı robotlar. Hepsi de aynı fiziki özelliklerde, aynı boyda, aynı beden ölçülerinde, aynı tip kıyafette: Siyah ayakkabı, siyah pantolon, siyah ceket, siyak şapka ve beyaz gömlek…

Şimdilerde Japonların dünyaya duyurdukları insansı (onlarca farklı insan yüz mimiklerini bile yapabilen, duyguları taklit edebilen) süper robotlarını, çoktan geliştirmiş olan ve bu robotlara karşısındaki gerçek insanı(yani biz biyolojik yapıdaki dünya insanlarını), gönderdiği bir takım dalgalar ile etkileme (ağrılara sebep olma, kısmi felce sokma, geçici felce sokma, bayıltma, hafızasına erişme, zihnini okuma ve yapacağı hareketi tahmin etme ve hafızasını silme) kabiliyeti kazandırmış olan uzun beyazlar, meşhur Siyah Giyen Adamlar (Man in Black) filmine de konu olan kişilerin ta kendileri olabilirler. İddialara göre, Siyah Giyen Adamlar aslında, gerçekte ilk bakışta dünya insanlarından farklı oldukları anlaşılan ve bu yüzden aramıza karışamayan uzun beyaz uzaylı ırkının, dünya insanları arasında kullandığı robotlardan başka bir şey değildi. 

Önümüzdeki haftalarda bu konuları, iddialar, kaynaklar, şahitler ve kıyaslamalar ile daha derinlemesine incelemeye çalışacağız… 

İşte bu da dünya insanlığının ulaştığı insansı-gerçekçi robot teknolojisi… 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..