Etiket arşivi: SpaceExplorer.TV

Günlerim çok güzel geçiyor

Çok mutluyum. Gayet sakinim ve huzurluyum. Hareketi artırdım, spor yapıyorum. Çok iyi, dengeli besleniyorum. Otura otura çok kilo almıştım, yavaşça vermeye çalışıyorum. Bir aşure yapmışım, yemek değil, adeta ilaç… Yaşlanmayı durdurduğunu görsem, şaşırmam.

Özlemişim mutfakta türlü yemekler, tatlılar yapmayı. Bir yandan da kendimi iyice geliştiriyorum her sahada… İç dekorasyon ve inşaat konularında epeyi bilgi edindim. Üç boyutlu çizim programlarına merak sardım. Basitmiş, biraz zaman ayırdığımda o iş de tamamdır. Ziraat, ormancılık ve hayvancılık ile et ve süt ürünleri sahasında da kendimi çok geliştiriyorum. İmalat sanayii, elektrik, elektronik, mekanik, araba imalatı sahalarında da epeyi yol aldım, bilgimi artırdım. Çok parlak, ışıl ışıl parlayıp göz alan projelerim var. Denizcilik/balıkçılık, suni ada ve turizm sahaları şu günlerde en çok vakit ayırdığım sahalardan birkaçı… Tıp ve alternatif tıp sahalarına alakam her zamanki kadar yüksek. Dünya ülkeleri/milletleri ve kültürleri ile tarihlerine dair de kendimi iyice geliştiriyorum. Uzaya merakım hiç azalmaz. Çok zevk alıyorum. Bu güne kadar bu gibi şeyleri hep bir gün bütün insanlığı kurtaracağımıza inanarak yapardım. Şimdi, şu zaman için öyle bir hayalim kalmadı. Zorlaya zorlaya kurtarsak da kurtulmak istemeyen ve kendi iradesiyle kendini ateşlere atmak isteyen bir insanlık var. Belki yıkılan yıkılır, altında kalanlar kalır da sonraki nesile yetişebilirsem, cennet gibi bir dünya nizamının tesis edilmesine vesile olabilirim. Ya da ben zaten Allah rızası için bunları yapıyorken, bunlardan istifade edilmeyecekse de ben yine de sevabını alırım. Ahirette karşılığını görürüm ama hiçkimseye hiçbir fayda vermeden benimle mezara gidecek olsalar bile, yine de insan şeytanlarının hayrına kullanmam. Benim için, bir insanın insan doğmuş olması yeterli değildir. İnsan da kalmış olmalı. İnsanlığını korumuş olmalı.

Metafizik tekniklerle benimle görüşmeye çalışan çok ama çok fazla taraf var. Birincisi ben herkesin rahatça görüşebileceği metafizik koruma seviyesinde değilim. Bana normal zamanlarda ulaşmaları bile çok zor. İkincisi ise o İblis, böyle zamanlarda benimle metafizik irtibat kurulamaması için adeta ordularını ve büyücülerini gözünü kırpmadan harcıyor, kül ediyor. Bu da bana bir sıkıntı, rahatsızlık vermiyor. Kimseyle konuşacak bir şeyim de zaten yok. Ben söyleyeceğim her şeyi zaten söyledim.

Sistemim/teşkilatım, her zaman olduğuna yakın bir ayarda çalışıyor. Gereksiz mücadeleleri ve müdahaleleri terk ettik. Benimle doğrudan irtibat halinde olmayan Türkiye’deki vatansever kişilere ve gruplara da “Geri çekilin” dedim. Dinleyen kazanır, dinlemeyen kendi bilir. Başına gelecekleri yaşar. Arkadaşlarım bütün sahayı takip ediyorlar. Ben de temel seviyede bakıyor, genel gidişata dair raporlar alıyor, tam da istediğim gibi dünyanın fokur fokur kaynadığını görüyor ve hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. Şu anda Türkiye’de ve dünya siyasetinde bir lider yok. Dünya siyasetinde bir lider devlet de bırakmadım. Aslında zirveye çıktık, peşimde olduğunu söyleyenler samimi olacaklar, sahaya inecekler ve bambaşka bir dünya kuracaktık. Bu şartlarda bile bunu yapamadılar. Bundan sonra da yapamayacaklar. Öyle ise bu kaos ortamında A takımı da B takımı da bir hortuma yakalanmışçasına savrulup büyük sorunlar yaşamak zorunda.

Ha bu arada, unutmadan yazayım. Bakarsınız başka alemlere/gezegenlere gitmenin bir yolunu bulurum. Benden aylarca hatta yıllarca haber alamazsanız, hemen paniklemeyin. Ardımdan “öldü” demeyin. Biz de ölüm yok, biliyorsunuz, kaç senedir anlattım.

Uzay deyince hemen öyle karanlıklar gelmesin gözünüzün önüne… Çok güzel gezegenler var. Cennet misali gezegenler bunlar ve çok medeni/ahlaklı, iyilik sever uzaylı insan türleri var oralarda… Oralarda İslam, ahlak, hukuk/adalet var. Bu insanların fiziki şekilleri de değişik değişik, kültürleri, tarzları da bambaşka… Çok güzel zaman geçirilecek ve dünyayı akla getirtmeyecek gezegenler var. Zaten bizim de uzayda çok geniş bağlantılarımız var.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Youtube’da birinci el bilgiler hep onun belgesellerinde” diye…

“Youtube’da birinci el bilgiler hep onun belgesellerinde” diye reklamı bile yapılıyor.

Kaan Ünsal Alphan…

Eskiden beri takipçim olanlar zaten onun hakkında yaptığım birkaç kısa paylaşımı hatırlayacaklar. İnsan olmadığını, verdiği o tepkileri insan kalmış birinin veremeyeceğini açıkça gözler önüne sermiştim yıllar önce…

Gizli Yahudi ve Masonlarla bağlantılı lüzumsuzun teki… Birinci el belgeseller dedirttiği o şeyler de sağdan soldan toplama. Yıllarca Rus kanallarındaki belgesellerden beslendi. Bir kere bunu ifade ettim diye, çok af edersiniz itin insana saldırdığı gibi saldırdı. Halbuki kibarca söyledim ve gayet göz önünde olan bir gerçeği ifade etmiştim.

Azılı bir İslam ve Türk düşmanı. Türk rolü oynayarak Türk gençlerini ne kadar İslam’dan, Türklükten, şanlı tarihlerinden, hayat tarzlarından uzaklaştırabileceğine bakıyor. Sinsi sinsi tuzaklar kuruyor. Buna sözde bilimsellik diye kılıf bulduğunu zan ediyor.

Karşıma kameralar önünde bir çıksa, on dakika sonra yerin dibine gömülür. O kadar vasıfsız, bilgisiz, kendiyle tezat, saldırgan, art niyetli, ahlaksız, hain ve suçlu bir kişi…

Biz on seneden fazla süredir Youtube’da varlık bile gösteremedik de bu sefil gizli Yahudi ve Türk düşmanı ve düşmanlığını yıllardır fiilen sergileyen herif, el üstünde… Hiç sorun çıkartan yok. Hatta beş para etmez ve kendine ait olmayan sözde belgeselleri milyonlara ulaşıyor. Bunu da Youtube yani CIA sağlıyor.

Oysa şu anda kendi adına açık olan kanalında yüzlerce Youtube kuralı ihlali var. Yıllardır bu sarsıcı gerçeği takip ediyoruz. Youtube, Türk düşmanlığını fiiliyata dökmüş bu hainin kanalını korumak ve varlıkta tutmak için kendi kurallarını alemin görebileceği şekilde ve yıllardır hiçe sayıyor.

İsterse bir Youtube yetkilisi şimdi çıksın ve “MFS’nin bu söyledikleri gerçeği yansıtmıyor. Bu iddiasını ispat edemez.” desin, diyebiliyorsa. Bütün Türkiye’nin önünde bu gizli Yahudi hainin kanalını, videolarını açalım, tek tek değerlendirip kural ihlallerini göstereyim.

Öyle ise, benim Akademi Dergisi isimli kanallarım hatta Space Explorer TV isimli uzaya dair kanalım, neden tekrar tekrar uyduruk gerekçelerle kapatıldı. Bunların yüzlerce videoları nasıl koca Youtube’da yok edildi. On seneden fazla süredir bu düşmanca tavırları Youtube neden, kim için, ne için sürdürüyor.

Bu yaşananlar sadece Youtube’un Türkiye’de erişime engellenmesini değil, Türkiye içinde ve dışında binlerce davanın hemen açılmasını, binlerce kişinin “insanlığa karşı işlenen suçlar” ve kendi ülkelerine/milletlerine ihanet etmek suçlamaları dahil pek çok suçlama kapsamında yargılanmalarını gerektiriyor.

Milletler arası bir üst mahkemede Youtube yöneticilerin yargılanmalarını da gerektiriyor. Çünkü bu sadece Türkiye’de böyle değil. Dünyanın çok sayıda ülkesinde, o ülkeye ve millete ihanet eden hatta insanlık düşmanı da olan Yahudiler, Satanistler Youtube tarafından kollanıyorlar.

Bunun da ötesinde, yapılan toplantılarda bunlar bu şekilde eğitiliyor ve yönlendiriliyorlar.

Bütün dünya bu insanlık düşmanlığı karşısında hemen şimdi ayağa kalkmalı.

Öyle hazırlıksız bir anda yazdım geçtim şu yukarıdakileri ama az daha unutuyordum. Hemen şunu da ekleyeyim… Bildiğimiz ismi bile tam bir gizli Yahudi şifrelemesi olan Kaan (Cohen) Ünsal Alphan son derece şeytanlaşmış bir Satanisttir. İblis’e insan kurban ettiği vahşi ayinlerde daha çok kadınları keser, canice parçalar. Kendini bizim bildiğimiz manada insan olarak görmez, kabul etmez. O çok ama çok üstün bir varlıktır kendine göre… Bu kadar sapık bir itikadın yanında bir de kendini deha gibi gören bir nefsi de olunca, insanlık namına hemen yargılanıp sallandırılması gereken bir pisliğe dönüşmüş vaziyette. Bu gibilerin bu insanlığa yapmayacağı hiçbir kötülük yok. Biz nasıl insanlığa iyilik yapmak derdindeysek ve bunu büyük bir meziyet olarak görüyorsak, bu gibiler de insanlığa ne kadar kötülük yaparlarsa o kadar büyük/faydalı şeyler yapmış gibi görüyorlar.

Artık şu devletimizin ilgili adli ve idari yetkilileri şu Satanistlerin üzerine gitseler iyi olur. Yoksa belki de kendileri de bir gün bir ayinde kurban edilirler.

Bu ülkede kadına şiddet varsa, aile içi şiddet varsa, aile kurumu yıkılmak üzereyse, tacizler tecavüzler almış yürümüşse, her yerde uzuvları kesilmiş hayvanlar bulunuyorsa, kara para işleri bu kadar yayılmışsa hepsi ama hepsi Türk rolü oynayan böyle insan şeytanları yüzünden oldu, oluyor. Ve işte Youtube ve o malum platformlar bu kadroları kullanarak Türk milletini yüzlerce kritik meselede felakete sürükleyecek şekilde yönlendiriyorlar.

Bu apaçık bir suç, hem de idamlık bir suç.

Bu seri devam edecek…
Youtube, Facebook, Instagram, WhatsApp, Twitter ve Ankebut Ağına ait bütün platformlar hem Türkiye’de hem de eş zamanlı olarak bütün dünyada yok edilecek.

Bu oyun da bitti, buraya kadardı. İnsanlık çok ama çok sarsıcı gerçekleri peş peşe duyacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

‘Uzaylılar bizi ziyaret etti’

Dünyanın önde gelen eğitim kurumlarından Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapan ve meşhur bilim adamı Stephen Hawking’le de yakın çalışan Avi Loeb, uzaylıların dünyaya iniş yaptığını duyurdu.

‘Uzaylılar yaklaşık 5 yıl önce dünyayı ziyaret etti’

“Evrende yalnız mıyız” sorusuna yanıtlar sık sık farklı coğrafyalardan ve akademik geçmişe sahip insanlardan gelirken, dünyanın önde gelen saygın üniversitelerinden Harvard Üniversitesi’nde görevli bilim adamı Profesör Avi Loeb, uzaylıların çoktan dünyayı ziyaret ettiğini iddia etti.

“Extraterrestrial: The First Sign of Intelligent Life Beyond Earth” isimli kitabını yayınlayan 58 yaşındaki Loeb, uzaylıların yaklaşık 5 yıl önce dünyayı ziyaret ettiğini yazdı.

2018 yılında vefat eden ünlü astrofizikçi Stephen Hawking ile yakın temasta çalışan Loeb, “2017 yılının Ekim ayında uzaylı ziyaretçiler dünyaya geldi. Astronomlar çok hızlı hareket eden bir obje gördü ve bunun başka bir yıldızdan gelmiş olduğuna kanaat getirdi” dedi.

Bu ziyaretçilere Hawaii dilinde gezgin anlamına gelen Oumuamu adını verdiğini söylerken, “Kullandıkları araç bir tekneye benziyordu fakat hızlanmak için ışık kullanıyorlardı” dedi. Bilim dünyasında birçok insanın kendisini eleştirdiğini de söyleyen Loeb, “Biz kendimizi eşsiz ve özel görme küstahlığına sahibiz. Burada doğru yaklaşım mütevazı olmak olmalı. Başka kültürler olduğunu bilmeli ve onları bulmaya çalışmalıyız” ifadesini kullandı.

Bilim adamı, “uzay gemisinin” güneşin etrafında döndükten sonra beklenmedik bir şekilde hız kazandığını da söyleyerek, “Normalde meteorların yakınlarındaki bir yıldızın çıkardığı gaz ya da parçacıklar tarafından hızlanması normal bir şey fakat orada böyle bir durum yoktu. Ayrıca parlayıp sönüyordu. Bu da onun parlak bir metalden yapılma olduğunu gösteriyor” dedi.

Neptünlüler

Size indigo mavisi denilen renk gibi deri renkleri olan ve acayip değişik kafaları olan Neptün insanlarını ve Neptün gezegenini anlatayım mı?

Son zamanlarda gezegenlere dair gerçekleri anlatmamdan ve gizlice/sinsice kurdukları düzeni bozmamdan çok rahatsız olmuşlar. Çıldırmışçasına saldırıp adam harcıyorlar. Aynı anda milyarlarca medyum görevlendiriyorlar.

Neptünlüler şu çizimdeki görünüşe çok yakınlar…

  • Boyları ortalama 120 cm.
  • Boyunları ince ve uzun
  • Kafaları bedenlerine kıyasla orantısızca iri
  • Gözleri resimdeki gibi çok iri ve göz kapakları açılı şekilde kapanıyor.
  • Burun kemikleri yok ve burunları iki delik gibi
  • Ağızları küçük ve dar
  • Çeneleri gayet ince
  • Yüzleri üçgen bir görünüşe sahip
  • Kafalarının üstü ve arka kısmı iri ve şekilsiz duruyor
  • Kulak kepçeleri var ve değişik şekilli
  • Omuzları keskin hatlara sahip ve ince
  • Kolları çelimsiz duruyor
  • Ellerinde ve ayaklarında dörder parmakları var
  • Vücutlarında dikkatle bakılmadığında görülemeyecek kadar ince tüyler var. Saç, kaş, bıyık yok. Yaşlandıkça köse sakal gibi sakalları çıkabiliyor.
  • Giyinmiyorlar, çıplak yaşıyorlar. Seçkin, makam sahibi olanları pelerin gibi bir şey giyseler de onların da önleri açık oluyor.
  • İndigo mavisi cilt renginde olanları varsa da çok daha koyu renkte olanları da var.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Eski Mısır’da elektromanyetik saldırılar…

Mısırlılar çok sık olarak elektromanyetik saldırılara da maruz kalıyorlardı

Günümüzde HAARP da denilen afet silahlarıyla sürekli vuruldukları için, çareler bulmak istediler. Bu sebeple de piramitleri yaptılar. Piramitlerin bazılarının tepesinde/ucunda büyük altın bloklar da vardı. Bazı piramitler, başka devletlerin elektromanyetik dalgalar göndererek Mısır’da suni afetlere sebep olmasına mani oluyordu. Çünkü o piramitler söz konusu dalgaları/enerjiyi kendine çekiyordu. Bazı piramitler ise Mısır’a doğru gönderilen o elektromanyetik dalgalara set olan karşı dalgalar gönderiyordu.

Çok meşhur olan Keops piramidi, enerjiyi kendine çeken piramitlerden biriydi. Bu piramitte Rus bilim adamları çalışmalar yaptılar ve piramidin enerji sahasında bir şeylere müdahale etmek için yapıldığına kesinlikle kani olup bunu duyurdular.

Bazı sözde bilim adamları ise, piramitleri yapanlarla, binlerce sene sonra teknolojinin kaldırıldığı zamanlarda piramitleri kullanan milletlerin farklı milletler olduğunu ve piramitlerde sonradan teknoloji kullanılmadan oynamalar/müdahaleler olduğunu fark ettikleri halde, onlarca senedir bunu gizlediler.

Hala gizliyorlar ve Nat Geo başta olmak üzere kontrollerindeki Mason/Satanist kadro/sistem/kuruluşlar üzerinden hala insanlara “Piramitler yüksek teknoloji ile yapılmadı. İşte kanıtları” diyerek, sonraki teknolojisiz devirdeki insanların yaptığı müdahaleleri gösteriyorlar.

Çok büyük metafizik ve elektromanyetik çatışmaların yaşandığı o devirde, bitmek bilmeyen depremlerden, fırtınalardan, aşırı sıcaklardan ve soğuklardan ve her türlü suni afetlerden en iyi şekilde korunmak, piramitlerde bulunmakla mümkündü. Bu nedenle idari kadro ve zenginler, asiller hep piramitlerde kalır oldular. Bunlardan bazıları, yaşanan afetlerden mezarlarını da uzun süre korumak için kendilerini piramitlere defin ettirir oldular. Aslında piramitler buz dağının görünen yüzü misali yerlerdi. Onların altlarında da çok farklı farklı yer altı tesisleri vardı ve hala var.

Piramitlerden çok daha eski zamanlarda ve çok daha yüksek teknolojiyle inşa edilmiş olan şu meşhur Göbeklitepe’nin ve benzeri çok sayıdaki tarihi yapının altlarında da hep yer altı tesisleri vardı ve bazılarının altlarında hala var. Bunların bazıları yok olmadı. Zaten Göbeklitepe’de bulunan bir heykelin gözlerini yapmak için kullanılan iki özel taş bile bize anlatılan dünya tarihinin gerçek olmadığını kanıtlamaya yetiyor. O taşları hiç kimse, çok yüksek teknoloji kullanmadan öyle şekillendiremezdi. Bütün Mısır halkı bir araya gelip, bir ömür yemeden ve içmeden o taşlara o şekli vermek için çırpınsaydılar bile yapamazlardı.

Emin olamadığım bir husus var. Piramitleri ilk defa bu maksatlarla, bir Türk olan ve iki bin sene yaşamış olan Hz. Zülkarneyn de yaptırmış olabilir. Bir zaman geldiğinde Hz. Zülkarneyn bütün dünyanın tek hükümdarı oldu. Dünyanın tamamını idaresi altına aldı. Bu gerçekleşmeden önce devletler arasında yaşanan savaşlarda sadece Mısır’da değil, dünyanın çok başka yerlerinde de aynı maksatlarla binalar/tesisler hatta piramit şekilli tesisler yapılmış olmalı. “Çin’deki Türk piramitleri” iddialarına bu cihetten de bakılıp araştırmalar genişletilmeli.

Mehmet Fahri Sertkaya

Eski Mısır’da metafizik savaşlar yaşanıyordu

Eski Mısır’da da çok sık olarak metafizik çatışmalar hatta büyük metafizik savaşlar yaşanıyordu.

O devirde uzaylı insan türleri dünyamıza gizlenmeden gelerek faaliyette bulunabilirlerdi. Mısırlılar, uzaylı insan türlerinin kendi aralarında, kendilerine zarar vermeden yaşamasını hatta yer yer idari kadro içinde yer almalarını hatta bazen Firavunların uzaylı türlerden olmasını yadırgamıyorlardı. Hatta daha önce anlatmıştım ki çok meşhur bazı Firavunlar bizim dünyamızın insanları değildi. Süleyman aleyhisselamın veziri Asaf da bizim dünyamızın insanı değildi.

Hep söylediğim gibi, o devirde bizim dünyamızın teknolojisi de çok ileriydi ve uzaydan teknoloji nakline ihtiyaç da yoktu. Bizim dünyamızın insanları da başka dünyalara-gezegenlere gidip gelirlerdi ya da gidip kalırlardı. Dünyalar arası bu trafik neticesinde, zenciler, Japonlar ve Çinliler olduğu gibi, uzayın muhtelif yerlerinde çok yüksek sayıda melez türler de oluştu.

Dünyamızdaki devletler-liderler arasında savaşlar olduğu gibi, kaçınılmaz olarak dünyalar arası savaşlar da olurdu. Dünyalar arası çatışmalar çoğunlukla şimdilerde olduğu gibi metafizik tekniklerle olurdu. Mısırlılar da bu türlü saldırılardan korunabilmek için başlarına yüksek teknoloji ile üretilmiş çeşit çeşit kasklar takarlardı ve bunlar Mısır’daki tarihi eserlerin duvarlarına resmedilmişti.

Günümüzde uzaylı insan türlerinin hepsi metafizik saldırılardan korunmak ya da metafizik sinyallerini güçlendirmek için binbir türlü kask kullanıyorlar ama bizim dünyamızın bazı devletlerinin gizli servislerindeki metafizikçiler de benzer kaskları kullanıyorlar. Yani Mısır’da binlerce sene önce resmedilmiş yüksek teknolojinin bir kısmına bizim dünyamız da yine çoktan ulaştı. Ayrıca bilinmeli ki metafizik çatışmalarda sadece kasklar değil, daha başka aletler-cihazlar da kullanılıyor. Söz konusu Mısır çizimlerinde bunlara da zaten yer verilmiş. Bu izahlarımdan sonra, dünya üzerindeki beyin takımı deyip durduğum kişiler, konuya bu çerçeveden bakıp bu güne kadar çözemedikleri yüzlerce şeyi hemen çözeceklerdir.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

There were metaphysical wars in ancient Egypt

Metaphysical conflicts and even great metaphysical wars were very frequent in ancient Egypt.

At that time, alien-human species could come to our world without hiding and operating. The Egyptians did not find it strange that alien-human species lived among themselves without harming themselves, even took part in the administrative staff from time to time, and sometimes even the Pharaohs were alien species. I had told you before that some very famous Pharaohs were not people of our world. Asaf, the vizier of Sulaiman (AS), was not the person of our world.

As I always say, the technology of our world was very advanced at that time, and there was no need for technology transfer from space. The people of our planet also used to travel to and from other worlds-planets, or they would go and stay. As a result of this traffic between the worlds, many hybrid species were formed in various parts of space, as well as Negroes, Japanese and Chinese.

There would inevitably be wars between worlds, just as there were wars between states-leaders in our world. Conflicts between worlds would often be with metaphysical techniques, as they are now. The Egyptians also wore various high-tech helmets on their heads to be protected from such attacks, and these were depicted on the walls of historical monuments in Egypt.

Today, all alien-human species use all kinds of helmets to protect themselves from metaphysical attacks or to strengthen their metaphysical signals. Still, metaphysicians in the secret services of some states of our world use similar helmets. In other words, our world has already reached some of the high technology depicted in Egypt thousands of years ago. It should also be known that helmets and other tools-devices are used in metaphysical conflicts. These are already included in the Egyptian drawings in question. After these explanations, the people I keep calling the think tank in the world will look at the issue from this perspective and immediately solve hundreds of things that they have not been able to solve until today.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Toplanın, size Jüpiter gerçeklerini de anlatayım!

Toplanın, size Jüpiter gerçeklerini de anlatayım. Jüpiter bir gaz devi değil…

NASA’nın ve benzeri uzay kuruluşlarının Jüpiter’e dair anlattıklarını bildiğinizi düşünerek hemen mevzuya giriyorum.

Jüpiter diye bize gösterilen şu resimlerde görülen şey, Jüpiter’i saldırılardan korumak maksadı ile yapılmış bir koruma kalkanının en dış tabakasından başka bir şey değil.

Koruma kalkanı üç farklı tabakadan oluşuyor ve tabakaların arasında normal uzay boşlukları var. Gördüğümüz şu en dış tabakada enerji yüklü ve aynı zamanda tozlar ile gazlar da var. Üç tabakanın birbirinden farklı özellikleri/yapısı var. Jüpiter gezegeni ise bu koruma kalkanından çok çok küçük ve içeride, merkezde kalıyor.

Bu sistem, dünyamızın tabakalarına benzetilebilir. Dünyanın en dış katmanı/kabuğu ile en merkezindeki iç çekirdeği nasıl duruyorsa, şu koruma kalkanı içindeki Jüpiter de onun misali küçücük duruyor. Bu haliyle bile Jüpiter gezegeni dünyamızdan çok büyük bir gezegen.

Jüpiter’in koruma kalkanının en zayıf kısımları kutup kısımlarında bulunuyor ve daha önce bu kısımlardan içeri sızabilerek Jüpiter’e saldıranlar oldu.

Jüpiter’in bitki örtüsü bizdeki gibi yeşil renkte değil, soluk sarı renkte… Buna rağmen Jüpiter’de pek çok bitki türü sarının tonlarının haricinde açık kahverengi tonlarında…


Suları bizdeki gibi şeffaf/renksiz değil. Bir bardağa konulduğunda kirli/soluk beyaz renginde görünüyor. Bizde suya çok klor verildiğinde bardakta aldığı renk gibi… Suyunun bu şekilde olması atmosferiyle de alakalı. Jüpiter’in denizlerindeki ve okyanuslarındaki sular da mavi bir görünmüyor, daha grimsi bir görünüşü var. Bu da hem suyunun yapısından/kimyasından hem atmosferinden hem de koruma kalkanlarının güneş ışığını bir miktar kırmasından kaynaklanıyor. Ayrıca Jüpiter’de medcezir/gelgit de yok ve okyanusları, bizimkilerle kıyas edilemeyecek kadar çok ama çok derin.

Jüpiter’de gökyüzü de aynı şekilde, mavi tonları yerine açık gri tonlarında görünüyor. Dağlar, tepeler, ovalar ve çöller de var… Yağmur ve kar da yağıyor ve fırtınalar da yaşanıyor.


İnsanları çok vahşiler

Boyları da bizden çok uzun. Ortalama boyları bizim ortalama boyumuzun iki buçuk katı (4 metre) kadar. Aslında uzun boylarına rağmen nispeten cılız bedenleri olsa da elleri, ayakları kafaları ise kendi vücutlarına orantısız şekilde çok büyük. Ellerinde ayaklarında beşer parmakları varsa da şekilleri bizimkilerden biraz farklı.

Tenleri kirli beyaz renkte… Tüysüz kalmış kedilerin tenlerine benzeyen tenleri pullu/dokulu değil. Beyaz tenlerinde yer yer açık gri renk dalgalanmaları var. Dünyamızdaki bazı mermer türlerini andırıyorlar.

Saçları yok, çok zor seçilecek zayıflıkta kaşları var, sakal bıyık hepsinde yok, nadir ırklarda var. Genel itibariyle vücutlarında hiç tüy yok. Kulak kepçeleri yok ama kulak delikleri var. Gözleri hep siyah, başka renkte göz bebekleri yok. Elleri ve ayakları gibi kafaları ve yüzleri de çok büyük. Yüz hatları vahşice duruyor. Kaba duruyor. Yeşillerin kaba yüz hatlarını andırıyor.

Koskoca gezegende sadece birkaç milyar kişi var. Aralarında yok denecek kadar az sayıda Müslüman var ve şu sıralar onlar da İslam dinini doğru şekilde bilmiyorlar, yaşamıyorlar ve bir cahiliye devri hakim…

Bizim dünyamızın yılı ile bakarsak, ortalama yedi yüz yıl yaşıyorlar. Zaten bizim dünyamızda da ilk zamanlar ortalama yedi yüz yıl yaşanırdı. Sonra bilim ve teknoloji çağına ulaşılınca hayvanların da insanların da genetikleriyle oynandı ve ömürler binlerce seneye çıktı. Bu kısımları daha önce anlatmıştım. Dünyamız, ulaştığı çılgınca bilim ve teknoloji ile kendi kendini imha eden dünyalardan biri olmasın diye Süleyman (a.s.) zamanında bilim ve teknoloji kasıtlı olarak yok edilmişti. Yok edilmeden önce, genetiğe yine müdahale edildi ve ömürler şimdi olduğu ayarına çekildi.


Jüpiterliler, tarihin her devrinde hep saldırgandılar. Bir zamanlar onların da teknolojileri çok yüksekti ve başka gezegenlere giderek saldırdılar, sürekli katliamlar yaptılar. Jüpiter’i koruyan enerji kalkanını da kendi teknolojileri ile kendilerini karşı saldırılardan korumak maksadıyla yaptılar.

Bu kalkandan kendileri geçebiliyorlardı. Çok can yaktılar ve bir süre sonra uzaydaki insan türleri arasından Müslüman olan bir tür, yüksek teknolojilerini kullanarak Jüpiterlilerin kalkanlarını kolayca aştı, Jüpiter’e girdi ve Jüpiterlilerin adeta üzerlerinden geçti. Soyları kırılacak gibi oldu, o kadar az sayıda kaldılar. Bu sırada beyin takımı olan kişileri de kaybettiler. Bilim ve teknolojide bir anda geri kaldılar ve kendi yaptıkları kalkanın da dışına çıkamaz oldular.


Aslında vahşi Jüpiterliler bu hali tarihleri boyunca birkaç kez yaşadılar. Tarihlerinde vahşi Jüpiterlilere bunu bir kere de bizim dünyamızdan biri yaptı. Tarihte Oğuz Kağan olarak da adlandırılan ve bir Türk olup bütün dünyaya hakim tek bir devletin hükümdarı olan Hazret-i Zülkarneyn de insanlıktan çıkmış Jüpiterlileri ezip geçmiş ve üstüne bir de onlara lanet etmişti. (Günümüzden çok yaklaşık 7 bin 5 yüz sene önce)

Doğrulanmamış olsa da Ye’cüc ve Me’cüc diye de bildiğimiz şu Yeşiller ve Grilerin kanlarına/genlerine de Jüpiterlilerin genlerinin karıştığı iddiası/inanışı var. Zamanında Jüpiterliler çok sayıda gezegene gidince oralarda cinsi münasebet kurarak melez türlerin oluşmasına da sebep olmuşlar. Zaten dünyamızda vahşilikleri ile meşhur Çinlilerin de uzaylı/dünyalı melezi bir tür olduklarını ve genlerine Yeşiller ile Grilerin genlerinin karıştığını yıllardır iddia ediyorum.

Jüpiterliler, bedenleri örtünme ihtiyacı duyduğu halde giyinmiyorlar, örtünmüyorlar. Ahlaksızlar, dinsizler… Aralarından sadece çok az sayıdaki Müslüman olanları giyiniyor. Bizim dünyamızda balta girmemiş ormanlarda hayvanlar gibi yaşayan kabilelere benziyorlar.

Jüpiterliler kendilerini uzayın her bir yanındaki sayısız farklı insan türlerinin ilahları, onları var edenler olarak tanımlıyorlar. O derece sapıtmış ve yoldan çıkmışlar. Diğer insan türlerinin hepsinin kendi kanlarını/genlerini taşıdığına ve onlara hayat verdiklerine inanıyorlar. Şu zamanda uzaydaki hiçbir insan türüyle irtibatları, alış verişleri yok. Teknolojide yine de bizden yaklaşık olarak birkaç asır ileridelermiş gibi duruyorlar.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Ya şu Ay, o bari doğal mı?


Eski ümmetler zamanında dünyamızda insanların ömrü bin sene, iki bin sene iken, ne oldu da ömürler bir anda kısaldı? Geçmişte yaşanan bir yüksek bilim ve teknoloji çağında, dünya insanlarının genetiği ile mi oynandı?

Pekiyi, bin ya da iki bin sene yaşamak mı insanın doğasıydı yoksa genetiğe yapılan müdahalelerle mi ömürler bu kadar uzatılmıştı? Dünya tarihi boyunca bir değil, birkaç kere mi insan genetiğine müdahale edildi? Şu zamanda da insanların ve hayvanların genetiğine gizlice müdahale etmeye çabalayanlar var mı?


On binlerce sene önce insanların genetiği ile bile oynanmışsa, hayvanlarınkiyle oynanmadı mı? Oynandıysa bu, ne seviyede/oranda değişikliklere sebep oldu? Mavi kanlı canlılar, dünyanın yerlileri mi, başka dünyalardan mı getirildiler ya da genetiğe yapılan müdahaleler sonrasında mı mavi kanlı canlılar türedi? Başka dünyalardan getirilen hayvanlarla, bizim dünyamızın hayvanlarının çiftleştirilmesi sonucu mavi kanlı canlılar türemiş olabilir mi? Sahi, bukalemun gerçekten bu dünyanın yerlisi mi başka bir dünyadan mı getirildi? Ya ahtapot? Ya bazı bitkiler?

Ya şu Ay, o bari doğal mı?

Mehmet Fahri Sertkaya

Eski Mısır’da uzaylı insanlar

Eski Mısır devrinde de bazı uzaylı insanlar, dünya insanlarının başına geçiyorlardı. Günümüzdeki gibi dış beden giyerek geçmiyorlardı. Gerçekte oldukları gibi görünüyorlardı. Bunların arasında Müslümanlar ve iyi niyetliler de vardı, gayr-i müslim olup dünya insanlığına düşman olanlar, türlü türlü aldatıcılık yapanlar da vardı. Bu kötü niyetli gayr-i müslim olanlara bir süre sonra müdahale edildi ve dünyadan çıkıp kaçmak zorunda kaldılar.

Uzaylı insan türleri arasından kendileri isteyenler de dünyamıza geldiklerinde cinlerle iletişim kuruyorlar, işbirliği yapıyorlar. Sadece cin/büyü kartını değil, metafizik teknikleri de çekinmeden kullanıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Binbir türlü uzaylı var…

Uzaydaki diğer insan türlerinden, dünyamıza gelip dünya insanları tarafından görülmüş ve istihbarat servisleri tarafından resmedilmiş olanları bile yüzlerce…

Şu robot resimlerde gördüğünüz türlerin hepsi gerçek, hepsi gerçekte var ve görenlerin anlatımları ile çizildiler. Dünyada uzaylı görenlerin sayısı da tahmin ettiğinizden bile çok yüksek. Şu Yahudiler, şu Ankebut Ağı mensupları, ne kadar mantıksız ve saçma ki uzaylı görmeyi, onlarla konuşmuş olmayı delilik, çılgınlık, hastalık gibi kabullendirdiler dünya insanlığına… Bakın çektikleri filmlere, bakın kontrollerindeki sözde bilim psikiyatriye ve bakın kontrollerindeki basın/yayın kuruluşlarına, yarım asırdan fazla süredir nasıl da beyin yıkamışlar…

Uzaydaki başka insan türleri (uzaylılar) arasında dış görünüş itibariyle çok farklılıklar var.

  • Derisi kurşun bile geçirmeyecek kadar değişik olanlar var.
  • Hem karada hem su altında yaşayabilenler var (ki geçen sene bu Telegram kanalında onları anlatmıştım.)
  • Hem karada yaşayıp hep sırtlarındaki doğal (sonradan bağlanan bir alet olmayan) kanatlarıyla havada da uçabilenler, elbise ihtiyacı duymayıp tüyleri ile avret yerleri örtülü olanlar, yavrularını yumurtlayanlar var ki yumurtaları da farklı… Bizim dünyamızdaki gibi sert kabuklu değil.
  • Kertenkelelerdeki gibi derileri ve gözleri olanlar var ki en belalıları onlar ve onlara şimdilerde Sürüngenimsiler (Reptilian) deniliyor.

Gezegenlerinde hiç su bulunmayıp da su yerine geçen başka sıvılarla hayatlarını devam ettirenler var. Gezegenlerinde tabiatta bulunan jel gibi şeyleri ağızlarına atarak sıvı ihtiyacını karşılayanlar var.

Bedenler değişik, iç organlar değişik, deriler değişik, renkler değişik, kanlar değişik, beyinler değişik, boylar değişik, kimi tüylü, kimi tüysüz hatta saçsız, kiminin kulak kepçesi var, kiminin yok… Ama hepsinin kafaları, gözleri, ağızları, beyinleri, akılları, cüz’i iradeleri, tercih hakları ve dinden mükellefiyetleri var. Ya iman edip Müslümanca ve ahlaklı şekilde yaşıyorlar ya da inkar edip dünyalarını ahiretlerini perişan ediyorlar. Bunların hepsi insan ve onlara göre de biz uzaylıyız, değişiğiz.

Kıyametten sonra ikinci sura üfürülüp de herkes yeniden vücut bulup ayaklandırılırken, 18 bin alemdeki herkes tek bir türde vücut bulacaklar. Hepsi bizler gibi dış görünüşe sahip olarak ikinci kere yaratılacaklar. Kur’an-ı Kerim’de bu sözümün bile delili var ve vakti geldikçe bunları hep anlatacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Mars’ın bir zamanlar halkası vardı

Mars’ın bir zamanlar halkası vardı

Halka sistemi aslında o kadar nadir değil. Halka sistemi denildiğinde ilk aklınıza gelen gezegen Satürn. Bizim güneş sistemimizde bulunana gezegenlerin yarıya yakınında halka bulunuyor: Satürn, Uranüs, Neptün ve Jüpiter. Cüce gezegen Haumea, Chiron ve Chariklo’da halkası bulunan gezegenlerden.

Mehmet Fahri Sertkaya