Etiket arşivi: Göbekli Tepe

 A kind of Göbekli Tepe…

Watch the video of the Asian man doing some kind of Göbekli Tepe without being fully aware of what he is doing…

Göbekli Tepe was nothing more than a small part of a highly developed mining operation/construction site. It was established to make some of the liquefied mines extracted from the ground easily accessible to UFO-style vehicles on the ground. In this video, liquefied mines were flowing in the water-flowing channels, Göbekli Tepe. The technology was so advanced that for such a temporary mining operation, there was no need to set up systems with steel joinery to make long labors and incur great expenses. They could make huge rocks into the shape they wanted in a short time and easily. They were able to transport these rocks in a short time, even if they were far away. The bottom of Göbekli Tepe is more important than the top… They have known and hidden for decades that parts of the underground in that region were built with very, very advanced technologies. Even these days, the important things found there are not left to Turkey; they are immediately sent to the USA, England, and Israel thanks to the official traitors.


Those who built and used Göbekli Tepe for the first time left traces and marks that can only be made with high science and technology, but other and more primitive tribes also used it for the next thousands of years. The simple and non-technological interventions made by the people of the later ages are explained and shown to the world’s humanity. The same trick is done for the pyramids. After those who built the pyramids with very high technology, people who did not have science and technology also used or intervened for a long time. Most of all, the so-called British scientists (always Satanists) deceived the world’s humanity about the pyramids from the very beginning. For about ten years, we have also broken the rules about Göbekli Tepe. We got the attention. So much so that despite the heavy censorship applied to our publications, we had Göbekli Tepe publications reaching hundreds of thousands of people in a concise time. These publications and the critical information we provided indirectly reached tens of millions of people. Its effect has been seen worldwide. Nowadays, the needle is turning towards us, towards the truth. While the international satanist deep state is writhing on the ground and is about to take its last breath, the lies about Göbekli Tepe are about to be destroyed… Even Göbekli Tepe shows that the history told to the world of humanity is full of lies; in the past much more advanced science and technology, science than in the present. It proves that there are epochs of morality, spirituality, and civilization and that the theory of evolution is a malicious project of hostility to religion and humanity, spread mainly through secret Jews and Satanists.

Effective and authoritative people, academics, members of the press, and even social media actors, who still call it a “Temple” when there is no concrete evidence that it is a temple, should be subject to investigations. It is necessary to determine whether they are members of an inhumane international satanist organization, the Ankebut Cult, and the members should be punished in the harshest way they deserve. It is also necessary to investigate whether the persons in question have anything to do with the masonic sect and whether they use the masonic organization to “act in an organized manner”. No group or organization/sect has the right to deceive the world’s humanity, distort scientific facts with lies and deceptions, enmity against religion and morality, and try to turn people into animals with no excuse. The people and organizations in question who want the material and moral disaster of not only a group of people or a nation but also all people in the world and who are constantly operating with lies, sedition, traps, bullying, injustice, prohibitions, censorship, murders and massacres for this purpose. Their destruction is one of the most fundamental duties of humanity.

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Stratejik ehemmiyete sahip

Yıllardır yazıyorum, Göbekli Tepenin etrafında, yine yer altında çok sayıda başka maden ocakları da var. Yüksek teknoloji ile yapıldıkları daha net anlaşılabilecek kısımlar da var. Gelişmiş teknolojilerle yapılmış odalar da var.

Çok yıllardır Göbekli Tepenin gerçek değerinin ve ehemmiyetinin anlaşılabilmesi için yazılar yazdım, yönlendirmeler yaptım. Akademi Dergisine uygulanan bütün sansürlere rağmen bu yazılar her yere ulaştı. Son iki senedir ise Akademi Dergisi’nin tesir gücü dünya genelinde iyice arttı. Eski ve yeni bütün yazılarım, dünyanın dört bir yanından etkili ve yetkili kişilerce, kurum ve kuruluşlarca incelenir, üzerinde tartışılır ve çalışılır oldu. Bu çerçevede, bölgeye turist kafileleri gibi görünen ama casuslardan ve araştırmacılardan oluşan ekipler de gönderilir oldu. Son zamanlarda Ruslar da bunu yapıyorlar.

Satanistlerce dünya insanlığına dayatılan saçma sapan dünya tarihi kabullenişini ve evrim safsatasını, tek başına Göbekli Tepenin bile çökertebileceğini, çok yakında bütün dünya görmüş olacak. Lakin, o bölgede öncelikli olarak, geniş bakış açısıyla, hakkını vererek, gerçekten uzman kişilerle çalışmalar yapanlar, diğerlerinden çok önde olacaklar. Stratejik ehemmiyete sahip çok şeyleri önden çözebilecekler.

Yazmıştım, orada bütün dünyanın uğruna savaşa girişebileceği kadar mühim bir maden yatağı var. Hadis-i şeriflerde Fırat nehrinin altından çıkacağı ve uğruna harp edileceği haber verilen şey de tam olarak bu maden… Orayı, sadece bir millet ya da bir dönem/devir/nesil insanları kullanmadılar. Nesiller boyu, uzaylı insanlar da dahil olmak üzere farklı taraflarca kullanıldı orası ve tahmin edilebilenin çok üstünde sarsıcı gerçekler var o bölgede…

Orada taşların T şeklinde olması, manyetik alan teknikleriyle alakalı… Orada çok sarsıcı manyetik alan gerçekleri var. Oraların ibadethane/tapınak olduğu iddiası/tezi çoktan çöktü. Hala bunu iddia edenler de çoğunlukla Ankebut Ağı mensubu insan şeytanı kişiler. Yüksek teknoloji ile yapılmış bir yerin, bir sebeple terk edilmiş olması ve o teknoloji seviyesinde olmayan bir millet tarafından daha sonraki nesillerde kullanılması, sonraki neslin oraya kendi kıt imkanlarıyla eklemeler ve müdahaleler yapmış olması, kabullenilemez bir gerçek mi? Piramitlerden Göbekli Tepeye kadar dünyadaki binlerce tartışmalı mekanda bu gerçek var. Nesiller boyunca, farklı bilgi, teknoloji ve kültür seviyesindeki insanlar, oralarda farklı izler bıraktılar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Fırat nehrinin altı ve çevresi uranyum yatakları ile dolu

Fırat nehrinin altı ve çevresi uranyum yatakları ile dolu. Artık uranyumlarımızı uzaylılara ve başka devletlere kaptırmamalıyız.

Yıllar önce yazmıştım. Göbekli Tepe bir maden şantiyesinden başka bir şey değildi. Oraya kısa sürede ama çok yüksek bilim ve teknolojiyle, gelişmiş vasıtalarla maden ocağı kurmuşlardı. Uranyum ve uranyumdan da değerli bazı başka madenler çıkartıyorlardı. Çıkarttılar, işlediler, kullandılar, oralarda depoladılar.

Üzerine yüzlerce, binlerce sene geçince Göbekli Tepeyi tapınak olarak kullanan nesiller olmuştur ama oraları asıl yapan kişiler, çok yüksek teknolojiyle, kısa sürede ve hiç zorlanmadan ve maden şantiyesi olarak yaptılar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Eski Mısır’da elektromanyetik saldırılar…

Mısırlılar çok sık olarak elektromanyetik saldırılara da maruz kalıyorlardı

Günümüzde HAARP da denilen afet silahlarıyla sürekli vuruldukları için, çareler bulmak istediler. Bu sebeple de piramitleri yaptılar. Piramitlerin bazılarının tepesinde/ucunda büyük altın bloklar da vardı. Bazı piramitler, başka devletlerin elektromanyetik dalgalar göndererek Mısır’da suni afetlere sebep olmasına mani oluyordu. Çünkü o piramitler söz konusu dalgaları/enerjiyi kendine çekiyordu. Bazı piramitler ise Mısır’a doğru gönderilen o elektromanyetik dalgalara set olan karşı dalgalar gönderiyordu.

Çok meşhur olan Keops piramidi, enerjiyi kendine çeken piramitlerden biriydi. Bu piramitte Rus bilim adamları çalışmalar yaptılar ve piramidin enerji sahasında bir şeylere müdahale etmek için yapıldığına kesinlikle kani olup bunu duyurdular.

Bazı sözde bilim adamları ise, piramitleri yapanlarla, binlerce sene sonra teknolojinin kaldırıldığı zamanlarda piramitleri kullanan milletlerin farklı milletler olduğunu ve piramitlerde sonradan teknoloji kullanılmadan oynamalar/müdahaleler olduğunu fark ettikleri halde, onlarca senedir bunu gizlediler.

Hala gizliyorlar ve Nat Geo başta olmak üzere kontrollerindeki Mason/Satanist kadro/sistem/kuruluşlar üzerinden hala insanlara “Piramitler yüksek teknoloji ile yapılmadı. İşte kanıtları” diyerek, sonraki teknolojisiz devirdeki insanların yaptığı müdahaleleri gösteriyorlar.

Çok büyük metafizik ve elektromanyetik çatışmaların yaşandığı o devirde, bitmek bilmeyen depremlerden, fırtınalardan, aşırı sıcaklardan ve soğuklardan ve her türlü suni afetlerden en iyi şekilde korunmak, piramitlerde bulunmakla mümkündü. Bu nedenle idari kadro ve zenginler, asiller hep piramitlerde kalır oldular. Bunlardan bazıları, yaşanan afetlerden mezarlarını da uzun süre korumak için kendilerini piramitlere defin ettirir oldular. Aslında piramitler buz dağının görünen yüzü misali yerlerdi. Onların altlarında da çok farklı farklı yer altı tesisleri vardı ve hala var.

Piramitlerden çok daha eski zamanlarda ve çok daha yüksek teknolojiyle inşa edilmiş olan şu meşhur Göbeklitepe’nin ve benzeri çok sayıdaki tarihi yapının altlarında da hep yer altı tesisleri vardı ve bazılarının altlarında hala var. Bunların bazıları yok olmadı. Zaten Göbeklitepe’de bulunan bir heykelin gözlerini yapmak için kullanılan iki özel taş bile bize anlatılan dünya tarihinin gerçek olmadığını kanıtlamaya yetiyor. O taşları hiç kimse, çok yüksek teknoloji kullanmadan öyle şekillendiremezdi. Bütün Mısır halkı bir araya gelip, bir ömür yemeden ve içmeden o taşlara o şekli vermek için çırpınsaydılar bile yapamazlardı.

Emin olamadığım bir husus var. Piramitleri ilk defa bu maksatlarla, bir Türk olan ve iki bin sene yaşamış olan Hz. Zülkarneyn de yaptırmış olabilir. Bir zaman geldiğinde Hz. Zülkarneyn bütün dünyanın tek hükümdarı oldu. Dünyanın tamamını idaresi altına aldı. Bu gerçekleşmeden önce devletler arasında yaşanan savaşlarda sadece Mısır’da değil, dünyanın çok başka yerlerinde de aynı maksatlarla binalar/tesisler hatta piramit şekilli tesisler yapılmış olmalı. “Çin’deki Türk piramitleri” iddialarına bu cihetten de bakılıp araştırmalar genişletilmeli.

Mehmet Fahri Sertkaya

Göbeklitepe de karartılıyor…

Şeffaflık yok, Göbeklitepe de karartılıyor

Türk milleti başta olmak üzere bütün insanlık, Göbeklitepe ve benzeri mekanlardan elde edilen kesin neticelerden mahrum bırakılıyor. Bu, bilimsel bir mantık/duruş değil, bu Siyonist/Masonik bir mantık ve duruş…

Devletleri/Milletleri idare eden idarecilerin, elde ettikleri bu gibi sarsıcı gerçekleri gizlemeye hakları yok. Buna bir son verilmeli. Göbeklitepe, insanlık tarihine bakışı kökten değiştiriyor. Yine bir Yahudi oyunu/kazığı olan “evrim” aldatmacasını yıkmakla kalmıyor, geçmişte, bu günümüzdekinden çok ama çok daha ileri bilim ve teknoloji çağları yaşandığını kesin surette ispat ediyor.

Göbeklitepe’nin ne kadar sıradışı bir yer olduğu anlaşıldığında, henüz kazıların yenice başladığı o yıllarda, bazı devletlerin gizli servisleri de alaka gösterdiler. İlk yıllarda elde edilen bazı şeyler yurt dışına kaçırıldı.

Bunlar maddi menfaat için kaçırılmış şeyler değildi. İnsanlığı İslam’dan, kurtuluştan uzak tutmak isteyen Ankebut Ağı’nın planlarını alt üst edecek ve bunların dünya insanlığına, hiçbir bilimsel temeli olmadığı halde çok bilimselmiş gibi dayattığı bazı nazariyeleri/kabullenişleri/akımları bir anda yıkacak şeylerdi.

Kaçırılanların arasında, taş tabletler üzerine yazılmış uzun uzun yazılar da vardı.

Göbeklitepe’nin “Dünyanın ilk tapınağı” olmadığını da biliyorlar, ibadethane/tapınak olmadığını da biliyorlar, İbadethane demek için yeterli delil olmadığını da biliyorlar. Yine de zihin bulandırıyorlar.

Göbeklitepe, yaklaşık olarak Nuh tufanından beş bin sene kadar sonra, yüksek bilim ve teknoloji çağında yaşayan insanların, maden çalışmaları yaptığı geniş ve yerleşimden uzak o alanda, fazlaca emek harcamadan ve teknik kullanmadan hızlıca kurduğu bir şantiyeden başka bir şey değildi.

Bu insanların elinde, bir asırdan fazla süredir bizi ziyaret eden ama gizlenip duran başka uzaylı insan türlerinin elindeki UFO denilen tarzda uçan vasıtalardan da ta o zamanda vardı. O tek parça koca taşları kilometrelerce uzak mesafelerden hava yollu ile ve hiç zorlanmadan getirdiler. Hiç uğraşmadan, özen göstermeden, fazlace emek/teknik sarf etmeden kaba hatlarla şekillendirip diktiler. Bunu yaparken, günümüzdeki elektikli/motorlu taş testeresi gibi son derece ilkel bulacakları aletleri kullanmadan, çok daha ileri teknoloji kullanarak yaptılar. Ünlü Rus fizikçi ve arkeolog Saharov’un söylediği gibi, o taşları keserken kullandıkları teknik/alet, günümüzde dünyada mevcut değil. O bölgeyi maden çalışmalarında değerlendirdiler. O zamanlarda, dünya insanlığı ile başka dünyaların/gezegenlerin insanları arasında, gizlenmeden gelinip gidilen bir irtibat olduğuna dair tarihi pek çok iz de var. Bu kısımları da çoktan çözdüler.

İrem bağı diye bilinen yapay cenneti/bahçeyi, Hud aleyhisselama “Senin Rabbinin öyle dediğin gibi cennetleri varsa, ben de bir cennet yaptırayım da gör” diyerek kendi zamanındaki çok yüksek bilim ve teknoloji ile Şeddad bin Ad yaptırmıştı. Şeddad’ın kavmi olan Ad kavminden geriye, yer altı şehirlerinde de olsa ya da bir şekilde yer altında kalmış da olsa hiç yüksek teknoloji ürünü bir şeyler kaldı mı diye, Yemen başta olmak üzere çok yerlerde, kontrollerindeki birkaç devletin desteği ile çalışmalar, kazılar yapıyorlar. Bu çalışmaları da olduğundan çok farklı maksatla yapılan kazılar gibi gösteriyorlar. Aslında arkeoloji sahasında da istihbaratların, devletlerin savaşı hakim.

12 bin sene kadar önce bu maksatla yapılan Göbeklitepe bölgesine, üzeri toprakla kaplanmadan önce, birçok başka medeniyetin gelip yerleştiğini, bunların, öncekiler kadar bilim ve teknolojide ileri olmadıklarını, oraya öncekilerin yapmadığı eklemeler yaptıklarını ve T şeklinde taşlar üzerinde bile oynamalar yapmaya çalıştıklarını kesin surette belirlediler.

Aslında pramitlerin hikayesinin de çok benzer olduğunu biliyorlar. Onlar da mezar değildi, enerji santrali veya ihtiyaçtan benzeri başka maksatlarla inşa edilen yapılardı bunlar. Daha sonra pek çok kavim bunları kullandı ama öncekiler kadar bilim ve teknolojide ileri değillerdi ve izler, işaretler, eserlerde kullanılan teknikler birbirine hep karıştı.

Göbeklitepe’nin artık çok sarsıcı bir yanı kalmadı. Çünkü Göbeklitepe’den daha eski ve tıpkı Göbeklitepe’de olduğu gibi, günümüzde mevcut olandan bile daha ileri derecede yüksek bilim/teknoloji ile inşa edilmiş çok eser/şehir bulundu. Bunlardan biri Hindistan sahillerinde denizin altında bulundu ve 35 bin yıllık olduğu tespit edildi.

Dünyada, geçmişte yüksek bilim ve teknoloji çağları yaşanıp yaşanmadığına, evrim gerçekleşip gerçekleşmediğine dair tartışmalar, tartışmaya mahal kalmayacak kesinlikte aslında onlarca sene önce son buldu. Lakin, dürüst, hakkaniyetli, namuslu insanlar için son buldu. Ankebut Ağı’na dahil olup da kendi ırklarından başkaca bütün ırkları kır hayvanları gibi görebilecek, onları kasten felakete sürüklemeyi “dava” görebilecek, inanılmaz acılara milyarlarca insanı sürüklemekten keyif alacak kadar şeytanlaşmışlar için, hiçbir zaman bitmeyecektir bu tartışmalar. Çünkü onlara, dünya insanlığını İslam’dan, dünya ve ahiret saadetinden uzaklaştırıp felaketlere sürükleyen her şey her zaman lazım.

Göbeklitepe inşa edilmeden 7-10 bin sene önce bile dünyamız üzerinde yüksek bilim ve teknoloji vardı. Ayrıca yüksek teknolojiye erişmiş uzaylı başka insan türleri de gizlenmeden gelip gidiyorlardı. Şu ana kadar, bu bilgileri doğrulayan binlerce bulgu buldular. Bu gördüğünüz iskelet, onlardan sadece biri…

Bu iskeleti, çok yüksek sayıda uzman inceledi ve hepsi de “Bu, bu dünyadan değil” demek zorunda kaldı. Evet, o da bir insan ama bu dünyanın değil başka bir dünyanın/gezegenin insanı…

Şu anda kesinleşmemiş olsa da, Nuh kavminin, sahip oldukları çok yüksek teknoloji ile dünyayı mahveden o büyük tufana kendi elleri ile sebep olmalarından hemen sonra, dünyada bir avuç insanın kaldığı o anlarda bile başka dünyaların insanları dünyamıza gelip yerleşmişler.

Kolları ve bacakları hariç tutulsa, başı gövdesi kadar iri/büyük duran, toplamda boyu bize kıyasla çok kısa olan, gözleri çok iri olan, buna rağmen yetişkin azı dişleri bile bulunan (çocuk olmadığı kesin olan) bu iskeletin/insanın kavmine dair yapılan çalışmalardan elde edilen netice şu ki, tufandan hemen sonra gelmişler, uzun süre kalıp sonra topluca çekip gitmişler.

Sahra çölü, Yağmur Ormanları kadar yeşil ve hayat dolu bir yerdi

Tam tarihi kestirebilmek mümkün değil ama günümüzden çok yaklaşık tahminle 12 bin sene önce, Göbeklitepe’nin UFO’ların konabileceği bir maden tesisi olarak kısa sürede ve kolayca inşa edildiği o devirde, Sahra çölü, Yağmur Ormanları kadar yeşil ve hayat dolu bir yerdi.,

Dünyamızda da bilim ve teknoloji seviyesi çok yüksekti, başka dünyaların yüksek bilim ve teknolojiye sahip insan türleri de gizlenmeden dünyaya gelirlerdi.

Yaşanan savaşlar da bu nedenle çok şiddetli olurdu. Devletler birbirlerine karşı, şu günümüzde olduğu gibi elektromanyetik silahlar, iklim silahları, uydu silahları kullanırlardı. Daha ötesinde dünya teknolojisiyle üretilmiş UFO’lar da kullanılır, bunlardan lazer silahlarıyla saldırılar yapılırdı.

Sahra çölünün dört bir yanında, taşlara, mağaralara çizilen resimlere bakıldığında, orada binlerce sene önce binbir türlü hayvan türünün yaşadığı anlaşılabiliyor. Yine Sahra çölünün dört bir yanında bulunan camlaşmış kum ve taşlara bakılınca, bir gün geldiğinde orada aniden kumları/taşları yakarak cama çevirecek kadar yüksek ateşlerin var olduğu da anlaşılabiliyor.

Konuya ahlaklı bilim adamları olarak bakıldığında, Sahra çölünün kısa süre içinde ve büyük saldırılar neticesinde çöle dönüştüğü anlaşılabiliyor. Bu söyleyebilmek için yeterli bulgular var.

Yaşanan çok şiddetli harplerin neticesinde, günümüzde Sahra çölü dediğimiz o yer çöle dönüştü ve sonrasında piramitler inşa edildi. Çünkü piramitler, günümüzde HAARP diye de bilinen teknolojiden bile çok daha ileri seviyede olan o zamanki elektromanyetik saldırı (suni yağış, fırtına, tayfun, hortum, deprem) çeşitlerine ve ayrıca metafizik çatışmalarda yayılan sinyallere karşı en iyi korumaları sağlıyordu.

Tekrara girmeyeceğim. Yıllardır anlattığım ve bu konu ile alakalı pek çok husus var. Tekrar söyleyeceğim şey şu: Bu yalan bilim ve tarih anlatımlarını ayakta tutmak isteyen herkes ve her kesim ve her devlet, çok yakında mahcubiyetten yerin dibine girecek. İnsanlığın toptan bir öfkesiyle yüzleşecek.

Göbeklipe’de T şeklindeki taş blokların dairesel olarak döşendiği o kısımlardan/halkalardan yaklaşık 30-40 tane var ve bu kadar senedir sadece 6-7’sinin üstündeki toprak alınarak meydana çıkartıldı. Lakin bunların etrafındaki daha geniş alanda daha sarsıcı şeyler var.

Bu halkalar/kısımlar gibi yine toprak altında kalmış etraf bölgede o zaman yapılmış evler bulunduğunu, bu evlerin de son derece ileri teknoloji ile yapılmış, medenice yaşanılmış/kullanılmış evler olduklarını biliyorlar.

Dahası da var; zamanında burayı maden çalışması için kuranlar sadece dünya insanları değildi. Hatta o zamanki dünya insanlarından da daha fazla ağırlığı olan güçlü bir başka dünya insanlığı gelip burada öne çıktı. Asıl işi onlar yapıyor, daha yüksek bilim ve teknoloji onlarda olduğu için o bölgeden, çok çok nadir bulunan ve belkide Uranyum gibi enerji veren elementlerden yüzlerce kat daha güçlü bir element çıkartıyorlardı.

Şeytan’ın Konseyi, üstündeki 13’ler Meclisi, daha üstündeki 3 Kabalacı haham ve birkaç büyük devletin idarecileri ile gizli servisleri, Göbeklitepe’nin bu gerçek hikayesini biliyorlar. Şu sıralarda, çok medyatik ve göz önünde olsa da insanlara fark ettirmeden Göbeklitepe’de derine inen kazılar yapmaya çabalıyorlar. Bunun öncesinde bazı testler yapıp kazı yapılacak alanları nokta atışları ile tespit etmeleri gerekiyor.

Yapmak istedikleri her şeye, insanların dikkatinin orada olması mani oluyor. Göbeklitepe üzerine çok oyunlar oynandı ve hala oynanıyor. Ta Sultan Abdülhamid Han Haz. zamanında bölgede arkeolojik kazı yapıyor görüntüsü ile kıymetli maddeler/elementler arayan bazı devletler bile aslında bu hikayeyi kısmen de olsa biliyorlardı ve söz konusu elementi arıyorlardı.

“İhtimal, Fırat’ın suları çekilecek, kuruyacak. Ortaya altından bir hazine çıkacak, kim orada bulunursa, hiç bir şey almasın.” (Buhari, Fiten, 24, Müslim, Fiten, 30.)

    “Fırat nehrinin suları çekilerek altından bir dağ ortaya çıkacak, insanlar bunu almak için, vuruşacak ve her yüz kişiden, sadece biri hayatta kalacak. Bu zaman gelinceye kadar kıyamet kopmaz.” (Müslim, Fiten, 29.)

    “Fırat’ın altın bir define üzerinden açılması yakındır. İmdi orada kim bulunursa ondan bir şey almasın.” (Müslim, Fiten, 29.)

    “Fırat nehrinin altın bir dağ üzerinden açılması yakındır. İnsanlar bunu işitince ona yürüyecekler ve onun yanında bulunan insanların bundan bir şey almasına müsaade edersek, bunun hepsi götürülür, diyecektir. Müteakiben onun için harb edecekler ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecektir.” (Müslim, Fiten, 29.

Anladınız mı şimdi bu vatan kimin, bu devlet kimin ve burada kimlerin borusu ötüyor, ötecek?

Hanginizin nerede, kiminle ne haltlar çevirdiğini biliyoruz. Bizim gücümüzün yettiği yere, sizlerin hayalleri bile yetişemez.

Bundan sonra biz geliyoruz. Bizden izinsiz, bu topraklarda nefes bile almayacaksınız. Göbeklitepe, Fırat ve bölgeye dair planlarınızda boşuna çaba harcamayın. İzin verilmeyecek. Karar çok büyük yerden…

“Rabbim gayb alemini bilendir. Gaybini (Gizli bilgilerini) hiç kimseye göstermez. Ancak, razı olduğu Resul müstesna. Çünkü, Allah, o Resulün önüne ve arkasına, onu (şeytanlardan) koruyacak gözetleyiciler koyar.” (Cin Suresi, 72 / 26-27)

Biz Müslümanlar bu bilgileri yaklaşık 14 asırdır biliyoruz. Bizim peygamberimiz (s.a.v) hak peygamber. Ne dedi ise hepsi hak çıktı, çıkıyor, çıkacak. Fırat’ın altından bir dağ da çıktı, dünyada herkes ona sahip olmak da isteyecek ve haber verdiği o harp de yaşanacak.

Anladınız mı şimdi bu vatan kimin, bu devlet kimin ve burada kimlerin borusu ötüyor, ötecek?

Hanginizin nerede, kiminle ne haltlar çevirdiğini biliyoruz. Bizim gücümüzün yettiği yere, sizlerin hayalleri bile yetişemez.

Bundan sonra biz geliyoruz. Bizden izinsiz, bu topraklarda nefes bile almayacaksınız. Göbeklitepe, Fırat ve bölgeye dair planlarınızda boşuna çaba harcamayın. İzin verilmeyecek. Karar çok büyük yerden…

“Rabbim gayb alemini bilendir. Gaybini (Gizli bilgilerini) hiç kimseye göstermez. Ancak, razı olduğu Resul müstesna. Çünkü, Allah, o Resulün önüne ve arkasına, onu (şeytanlardan) koruyacak gözetleyiciler koyar.” (Cin Suresi, 72 / 26-27)

Biz Müslümanlar bu bilgileri yaklaşık 14 asırdır biliyoruz. Bizim peygamberimiz (s.a.v) hak peygamber. Ne dedi ise hepsi hak çıktı, çıkıyor, çıkacak. Fırat’ın altından bir dağ da çıktı, dünyada herkes ona sahip olmak da isteyecek ve haber verdiği o harp de yaşanacak.

Ye’cüc ve Me’cüc de Fırat’ın altındaki o elementi bulmak isteyecek ve çok yüksek teknolojili bu iki uzaylı insan türü Fırat’ı sun’i tekniklerle kurutacak. İşte o zaman 100’de 99 kişi ölecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bilim ve teknoloji olmadan yapılamaz.


Makine gücü olmadan, bilim ve teknoloji olmadan yapılamaz.

Göbeklitepe’de bulunmuş olan insan heykeli (resimde ortadaki), gerçek insan boyutlarında… Dikkat çeken yönü ise gözleri… İddialara göre gözleri obsidyenden yapılmış. Lavlardan oluşan doğal ve çok sert bir maden olan obsidyen, çok sert bir madde olmasına rağmen, 12 bin sene öncesine ait olan bu heykelde çok ince bir işçiliğe tabi tutulmuş. Taş taşa sürterek asla mümkün olamayacak kadar düzgün hatlarda kesilmiş ve pürüzsüz, parlak bir yüzey elde edilmiş.

Mehmet Fahri Sertkaya

15 bin yıl önce Türkiye topraklarında nükleer savaşlar yaşanıyordu. Göbeklitepe’nin sırları…

Çok yakında dünya tarihi yeniden yazılacak ve bu yeni tarihin hareket noktası şu an Türkiye sınırları içinde bulunan topraklar olacak.

Göbekli Tepe kazılarında meydana çıkan ve tarihin yeniden yazılmasını zorunlu kılan gerçekler…
Ünlü Rus arkeolog ve araştırmacı Sklarov, günün birinde dünya tarihi yeniden yazılmaya başlarsa Türkiye topraklarının bu yeni tarih için bir hareket noktası olacağını söyledi ve ekledi:

“Geçen ağustos ayında Tükiye’ye gittiğimizde Hattuşaş kazı bölgesini ziyaret ettik.Anladığımız kadarıyla orada İngiliz arkeologlar çalışıyor çanak çömlek arıyor. Çevreye bakınırken bizi bile inanılmaz şaşırtan bir keşif yaptık. Mısır’daki piramitler bile Hattuşaş’ta bulduğumuzun yanında gölgede kalıyor.
Yerden çıkıntı biçimindeki monolit granit taşların mekanik usulle kesildiğini gösteren izi bulduk. Binlerce yıl önce bu izi bırakan Yuvarlak Abraziv Disk neden yapılmışsa , sert taşı tereyağı gibi kesmiş ve bu günümüzde dahi taklit edilemez. Çünkü dünya genelinde böyle bir disk mevcut değildir…”
Sklarov resmi tarihe göre Şanlıurfaya 20 km uzaklıktaki Göbeklitepe’nin M.Ö 11. Yüzyılda cilalı taş devri olarak uygun görülen bir zaman diliminde kurulduğunu hatırlatıp gülüyor ve şöyle diyor :
’Uzman olmaya gerek bile yok… 65 milyon yıl önce yok olan dinozor resimlerinin, 13 bin yıl önce ilkel taş devri kabileleri tarafından inşa edilmiş olduğu iddia edilen yapının içinde ne işi var? Taş devri insanı yerin yüzeyinde dinazor iskeleti buldu diyelim, o iskelet dokuyla donatıldığında ortaya böyle bir şekil çıkacağını nereden ve nasıl biliyordu. Tapınak duvarlarında gördüğümüz hayvan resimlerinin ördek olmadığı kesin. Hatta burasını asıl inşa eden ve kullanan ev sahiplerinden sonra ikinci bir Kültür toplumu, tıpkı Mısır piramitleri örneğinde olduğu gibi farklı amaçla burayı kullanmış. Sütunlardan birinin temelinde dış bir etkenle kopan iki dinozorun kafaları daha sonra çok daha ilkel bir teknolojiyle taş taşa sürterek onarılmak istenmiş.”
Sklarov ile iki saat kadar devam eden söyleşi sonunda şunu soruyor basın mensubları :

 ‘Peki sizin varsayımınıza göre 10-20 bin yıl önce dünyamızda kimler vardı?’
Sklarov şöyle cevaplıyor : 
‘Emin olduğum tek şey tüm bu yapıların şimdiki insanın eliyle yapılmadığı. Asıl ev sahipleri uzaydan mı geldi yoksa bilinen zamanlar öncesinde dünyamızda gelişen bir önceki uygarlık tarafından mı yapıldı sorusunun yanıtı bende yok… Sadece %50’den fazla olasılıkla bundan yaklaşık 15-17 bin yıl önce dünyamızda o eski uygarlıklar neyse aralarında ‘Tanrılar Savaşı’ adını verdiğim bir ihtilaf yaşandığı kesin.Böyle bir savaşın izlerine Peru ,Bolivya ,Arjantin ve Türkiye’deki antik yerleşim bölgelerinde rastlamak mümkün… Ancak %100 emin olduğum bir şey var o da tarihin yeniden yazılması gerektiği…

Bu sarsıcı gerçeklerin ispatı niteliğindeki onlarca farklı ve ciddi çalışma Video kanalımızda

Aslında insan eseri olamayacak teknolojiye sahip eserler dünyanın birçok yerinde vardır. Amerika Titikaka gölü yakınlarında Tiahuanaco antik şehrinde de ilginç taş işçiliği bulunmaktadır. Şekildeki kaya bir iddiaya göre dünyanın ilk şehrine aittir. Üzerine yapılan çizgi ve delikler elle olamayacak kadar düzgün ve sıralıdır. Bu kayayı ancak bir makinenin yapmış olabileceği söylenmektedir.
***

Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936’da Teksas’ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü
***

Peru’nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş
***

YAŞI: 2 milyar 800 milyon yıl.
Bu metal kürecikler Güney Afrika, Klerksdorp’tan. Birinin üzerinde kürenin çevresini dolaşacak şekilde birbirine paralel 3 çizgi oyulmuş. Bu küreler Cambrian devri öncesine ait pek çok mineral arasında bulunmuştur (2,8 milyar yıl öncesi). 
Bu kürelerden bazıları 6 milimetre kalınlığında, ince bir kabuğa sahiptirler. Bu ince kabuk kırıldığı zaman kürenin içinden süngerimsi garip bir şey çıkıyor.Bu süngerimsi şey havayla temas edince parçalanıp toz haline geliyor. Bu kürelerin ne oldukları ,ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor. Üstelik 2,8 milyar yaşındalar. İnsanın inanası gelmiyor ancak bilimsel veriler bunlar.

***

100 milyon yıllık insan parmağı

Bu cisim Kanada’nın Kuzey kutup bölgesindeki Axel Heiberg adası eski fosiller koleksiyonunda bulunmuştur. İncelemeler bunun bir insan parmağı fosili olduğunu gösteriyor. 
Bu fosil 100 ile 110 milyon yıl öncesine aittir (Creataceous jeolojik dönemi). Bu fosil “DM93-083” numarasıyla arşivlenmiştir. Röntgen ışınlarıyla yapılan inceleme sonucunda resimdeki siyah kısımların parmak kemiklerine ait olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kadar eski zamanlarda insan yaşamış olabilir mi ?

***

130 milyon yıllık insan eli

Kolombiya, Bogota yakınlarında bulunmuş bir insan eli fosili. Fosilleştiği kayanın yaşı 100 – 130 milyon yıldır.

***

318 bin yıllık spiral

Alışıldık olmayan bu spiral cisimler 1991 – 1993 yılları arasında Rusya’daki Ural dağlarının doğusunda bulunan küçük bir dere olan Narada’da bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm. olan bu cisimlerden (inanılmaz ama) 0,003 mm. olanları da bulunmuştur. Büyük olanları bakırdan, küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan “tungsten” ve “molybdenum” maddelerinden yapılmıştır.
Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde “altın oran” tekniğiyle yapılmıştı. Daha da şaşırtıcı olan şey ise bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 yıl arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.

Bu sarsıcı gerçeklerin ispatı niteliğindeki onlarca farklı ve ciddi yayın video kanalımızda



İLGİLİ YAYIN:

Urfa Göbeklitepe’yi Arazi Sahibi Anlattı