Changes the climate, changes the air temperatures and precipitation conditions, burns the crops in the fields, causes rapid drought, dries the waters, causes forest fires, and causes various artificial disasters, including earthquakes…
We will take measures in Turkey very soon against all kinds of energy and magnetic field weapons/attacks that cause problems in the biological structures of humans, animals, and plants.
We will establish technological systems that protect the country against such inhumane attacks. We will respond with the same weapons to the parties/countries that carry out these attacks on Turkey and are in the same group as them. We will make Turkey a country where attacks cannot be made with climate/energy weapons, where even an unauthorized UFO cannot fly in the airspace, and where no attack can be made with any spacecraft from space.
Simultaneously, we will buy live trees from some African and South American countries to solve the drought in our country faster, and also tree leaves to revive livestock quickly. We will also purchase some animal species to increase the variety of animals in our country. Just as we will get live animals, live trees, and fodder leaves by paying for them, we will also receive live animals, live trees, and leaves in return for giving the said protection system to those we consider friendly from these countries. We will not exploit any country in the world, we will not do injustice and unlawfulness to any country and society.
Although it is currently within the borders of the Russian Federation, we will also obtain live trees and leaves from places that will soon be freed or connected to Turkey. We will also quickly protect Syria, Iraq, southern Azerbaijan, and the Turkish world and make it green.
We will grow plants easily and abundantly, even in semi-arid or completely arid soils, with high-tech systems that have never been thought of until today. To do this, we will not wait for the drought to be defeated or for the soil conditions to change. If we want, we can do agriculture even in completely desert conditions and harvest healthy plants that are as high quality as those grown in the most fertile soils of the world. We already have these technologies and we are constantly developing them. Moreover, what I mean is farming on the soil. I will not allow people’s health to deteriorate further.
Simultaneously, I will ensure the production of the most beautiful, strongest, healthiest, longest-lasting, and most economical products in every field of technology. I will destroy whatever problems are causing the cost of living, the hardship of living.
It should be well understood that I will establish systems that will please and bring peace not only to Turkish and Muslim elements but also to all nations that want to live in a civilized manner on this earth. Those who are “really” friends of Turkey and Istanbul will always be in the winners club.
I would like it to be known that I have not been able to agree with the Ankara government at the moment. It is still unclear what they will do and I will not wait too long. If they want to continue on their way with me, the Istanbul government will remain a shadow government. If they persist in their wrong stance, they will be overthrown and Istanbul will become the official capital and government of Turkey.
İstanbul’u ve yakın çevresini terk edin. Öncelikle kadınları ve çocukları götürün. Buralarda, sadece buralarda bulunmak zarureti olanlar, vazifesi olanlar kalsınlar. Benim buralarda kalmam bir zaruret ve kalacağım. Ceddimden miras olan bu şehri savunacağım, yalnız bırakmayacağım.
Ya İstanbul beni alacak ya da ben İstanbul’u alacağım. Cepheyi terk etmeyeceğim.
Yerin altı ve üstü görecek ki sonunda ölüm bile olsa, duruşumdan bir geri adım atarak dahi taviz vermeyeceğim.
Milyonlarca insanın hayatını kaybedeceği, bölgenin feci bir görüntüye bürüneceği, felaketin ilk anından sonrasındaki süreçte de çok yüksek sayıda insanın ölmeye devam edeceği, bölge ve Türkiye ekonomisinin şu kritik zamanda daha da zor şartalara düşeceği, Türkiye’nin kendi içindeki dertlerle boğuşacağı şartların oluşturulmak istendiği, milletler arası siyasetteki son ve başarılı duruşundan/hamlelerinden geri çekilmesinin hedeflendiği açıkça gözler önündeyken…
Sistemim, sahada dönen çok şeyleri öğrenmiş ve biz bu sarsıcı saldırının gerçekleşme ihtimalini çok yüksek görüyorken…
Bu çok şeyi bilip susmak, içimi daraltıyor. Başımı alıp buralardan giderim, hiç bir güç unsuru yolumu kesemez ama başka bir mekana geçsem ve buraları hiç dert etmesem, tarzıma uymuyor. Bu kadar yüksek sayıda sivil insanı hiçe sayamam. Böyle yapmak aklımdan bile geçmiyor. Giderim ama gereğini önden yaparak giderim. Bu şehri de bu ülkeyi de ayağa kaldırır, buralardan öyle giderim. Ayağa kaldırmışken de neler yapacağımı, hangi şer merkezlerini devireceğimi ve temizleceğimi çok iyi bilirim.
Hayatım boyunca insanlık için mücadele ettim, kendimi hep bu gayenin arkasında tuttum, çok zulümler, çok sıkıntılar çektim ve yine de dini ve ahlaki kaidelerimden tavizler vermedim. Şimdi de vermem.
Hiçbir zaman minderden de kaçmadım. Kaçak güreşmedim. Bu güne kadar şu suni felaket saldırıları konularına çok dikkat çektim, geniş kitleleri ikaz ettim ama tehlikenin büyüklüğü ve bütünü hala anlaşılamadı, görülemedi.
Şartlar beni, almak istemediğim kararları almaya ve bildiklerimi detaylarına kadar anlatmaya, somut deliller paylaşmaya, sahaya bu güne kadar vermediğim talimatları vermeye zorluyor. O kararları alırsam ve o talimatları verirsem ve o delilleri paylaşırsam, sadece buralar değil, sadece Türkiye de değil, bütün dünya karışıyor.
Türkiye’nin, milletimin, sistemimin hasımları hep farkındalar ki şu şartlarda bile ikaz ediyorum. İkaz etmeden, gerekeni yapmıyorum. Kimse kendini çılgın, beni de kararda zayıf zan etmesin. Karşımda çılgınlık sergilenecekse, ben önden hamle de yaparım, çılgından da çılgın olurum. Yanacaksa bu dünya, yakan ben olurum.
Son zamanlarda uzaylıların kasten yaptığı suni depremler de oluyor, dünya devletlerini kontrol eden uzaylıların o devletlerin imkanları (HAARP benzeri imkanlar) ile yaptıkları suni depremler de oluyor, yaşanıyor. Bizim, yer altındaki devasa uzaylı üslerine yaptığımız saldırılar sonrasında toplu ölümler ve yaşadıkları çok büyük teknik sorunlar, patlamalar, gaz sorunları v.s. de oluyor. Yaşadıkları büyük arızalar da yer altını titretiyor ve fayları oynatıp depremlere sebep olabiliyor. Toplu ölümler ve büyük arızalar yaşanınca bulundukları yer altı üslerini terk etmek ve yenilerini yapmak da istiyorlar. Böyle olunca, eski üssün başkalarının eline geçmemesi için imha edildiği de oluyor ve bu da yerin altından uzun süre seslerin gelmesine, gazların çıkmasına, sık sık yıkıcı olmayan depremler yaşanmasına sebep oluyor.
Ayrıca son zamanlarda başta Marmara, Trakya ve Ege bölgeleri olmak üzere, Türkiye’nin sınırları dahilinde ve haricinde çok yerlerde, uzaylılar yer altı tabii gazlarını oynuyorlar. Marmara denizinin altında, İstanbul’da karanın altında, Trakya’da karanın altında ve Yunanistan’a/Selanik’e kadar geniş bir arazide yer altı tabii gazlarına aylardır müdahaleler deniyorlar. Yani sadece yer üstünde göğün manyetik alanına ve gaz tabakalarına müdahale etmiyorlar, hedef bölgelerde yerin altındaki manyetik alana ve gaz tabakalarına da kastederek müdahale ediyorlar. Bu yollarla tabii dengeleri bir bölgede daha hızlı ve sert şekilde bozabiliyorlar. Neticesi olarak daha sık ve şiddetli depremler, seller, fırtınalar, şiddetli soğuklar, şiddetli sıcaklık ve kuraklık, yanardağ patlamaları v.s. yaşanabiliyor.
Konu konuyu açarken aklıma geldi, geçenlerde İstanbul Kartal merkezli yayılıp da etraf ilçelerde de duyulan o koku neydi? Sosyal ağlarda paylaşımlar yapan bölge sakinleri “Doğalgaz kokusu gibi” ve “Yanmış deri kokusu gibi” şeklinde değerlendirmeler yapmışlardı. Bu konu da ne çabuk unutuldu. Üzerinde ciddi bir çalışma yapıldı mı, gerçek sebebi bulundu mu? Hazırlanmış bir bilimsel rapor var mı? Varsa dürüstçe ve bilimsel temellerde mi hazırlandı? Endişe edilmeli mi, konu insanlarımızın can ve mal güvenliğini alakadar ediyor mu? İçine kripto Yahudi, gizli Ermeni, mason ve biyonik robotların sızamadığı gerçek bir Mili Güvenlik Kurulu (MGK) tesis ederek konunun üzerine bir an önce gidilmeli mi?
Bu arada, Yusuf aleyhisselam zamanındaki meşhur kuraklığın da pek çok sebebi vardı ama en önde gelen sebeplerinden biri, o zamandaki yüksek teknoloji ile dünyamızda yer altında ve yer üstünde manyetik alan ve gaz tabakalarının oynanmasıydı. O zamanki kuraklığa da kasıtlı olarak sebep olunmuştu. Sonra Yusuf a.s. kasıtlı olarak kuraklığa sebep olan güç unsurunun ihtimal bile vermediği şeyler yaptı, yaptırdı ve ve kısa sürede kuraklığa mani olundu. Dünyanın tabii dengesi büyük ölçüde düzeltildi. Bu kuraklık devrinde de dinden, ahlaktan uzaklaşmış ve yolunu sapıtmış dünya insanlarından toplu toplu ölenler çok oldu
1980’lerin sonunda bile, elektromanyetik saldırılarla yapılan saldırılara karşı yine elektromanyetik tekniklerle karşılık verebilen, bu sahada işe yarar tedbirler alabilen Türkiye’nin…
Suni deprem saldırılarını, suni fırtına saldırılarını, suni müdahalelerle ziraatte kullanılan arazileri kuraklaştırmaya ve içilebilir su kaynaklarını yok etmeye yönelik saldırıları bertaraf edebilen Türkiye’nin…
Senelerdir felaketlerin geleceğini haber veriyor olmama ve ne yapılması gerektiğini anlatıp durmama rağmen tedbir almamasının bedeli ağır, çok çok ağır olacak.
Devletin başında olsaydım, şu son yaşananlara sadece “lodos” ya da “fırtına” diyerek başka hiçbir açıklama yapmayan ve aslında neler döndüğünü çok iyi bildiği halde hiçbir gerçekçi tedbir almayan herkesi yargıya sevk ederdim, idam cezası kapsamında tutuklu yargılanmalarını talep ederdim. Dini ve siyasi tercihleri ne olursa olsun, insan kalmış ve vicdanı olan hiç kimse, şu şartlarda hala susamaz ve duramaz.
Daha önce yazmıştım. Yanardağları çok ileri bilim ve teknoloji kullanarak uzaylı türler faaliyete geçiriyorlar. “Çok daha fazla yanardağ faaliyete geçirilecek” de demiştim ve öyle de oldu, oluyor.
Yanardağların faaliyete geçmesiyle fay hatları arasında bağlantılar var. Faaliyete geçen bir yanardağı, yakınındaki fay hatlarını gerebiliyor ya da kırılmasını sağlayabiliyor. Fay hattı bulunmayan yerlerde fay hatları oluşmasını sağlayabiliyor. Bazı yerlerde zemin boşaltılabilmiş de oluyor. Bu kısmın teknik izahı uzun gider ve bilim adamlarının işi…
Bu maksatla da uzaylı bazı türler dünyamızda çok sayıdaki yanardağları peş peşe faaliyete geçiriyorlar. Çünkü deprem silsilesi yaşanmasını da planlıyorlar. Suni depremler yaptıktan sonra, o kaos ve korku ortamında, sözde bilimsel açıklamalarda, ‘çok sayıda yanardağın uzun zamandır faaliyette olmasını, yaşanan seri depremlerin olağan sebeplerinden biri’ olarak ifade ettirmek istiyorlar.
Dünyada içilebilir su kaynaklarının akıl almaz ve bilimsel olarak izah edilemez bir hızla kurumaya, yok olmaya devam etmesi ne kadar suni bir iş ise, önümüzdeki deprem silsilesi de o kadar suni olacak. Bir an gelecek ki HAARP da denilen elektromanyetik saldırıların yapılmasına bile ihtiyaç kalmayacak.
Bu gerçek açıkça bütün uzmanların ve devlet yetkililerinin gözleri önünde iken, ekranlara çıkarak aksine konuşmalar yapan kişiler ya tehdit ve baskı altında konuşuyorlardır ya da insanlık düşmanı denilebilecek kadar ahlaksız, namussuz kişiler olmuşlardır. Ya da biyonik robotlardır. Aksi durumda, dini ve siyasi tercihleri ne olursa olsun, hangi milletten/ırktan olursa olsun, namuslu bir bilim adamının bu konuda bu gerçeklerden başkasını söyleyebilecek hareket sahası kalmadı. Her şey açıkça gözlerinin önünde… 19 Mart 2021’de Kartal’da yaşanan şeyin suni olduğunu kesin şekilde bildikleri kadar, dünyanın dört bir yanında yaşanan binlerce şeyin de suni olduğunu kesin şekilde biliyorlar.
“Bu, normal bir deprem değildi.” diyen bilim adamlarına ve “Bu, bir deprem değildi” diyen bilim adamlarına ne oldu? Başlarına neler geldi? Bunların kaçı biyonik robot yapıldı?
Türkiye’de basında, medyada ve sosyal medyada hiç gerçek deprem uzmanı yok. Hiçkimse artık şunların masallarıyla oyalanmasın.
Bunca zamandır yazdıklarımı bilenler, bilirler. Dünyanın başında bir iklim değişikliği ve küresel ısınma sorunu yok. Bunlar hep kocaman yalanlar. Artık dağ başındaki çobanlar bile duyup öğrendiler ki dünyamızda elektromanyetik silahlarla iklim kontrolü, iklim saldırıları yapılıyor. Karadan karaya ve uzaydan karaya doğru yapılan elektromanyetik ve türlü enerji saldırıları neticesinde, dünyamızın pek çok bölgesinde eş zamanlı olarak benzer sorunlar yaşanması sağlanıyor.
Bu teknolojiler kullanılarak suni depremler, suni ve aşırı yağışlar, suni hortumlar, fırtınalar ve kasırgalar yapılabiliyor. Bu tekniklerle/saldırılarla, ekinlerin hasat zamanı yaklaştığında hasat edilmeden ve gözle görülemeyen sinyaller kullanılarak yakılması sağlanabiliyor. Ekinler, kasten kurutulabiliyor. Yağışlara mani olunabiliyor. Hedef bölgedeki nem oranı oynanabiliyor. Dahası da var ki hedef bölgede ziraate müsait olan topraklar kuraklaştırılabiliyor. Toprak da bir nevi yakılabiliyor.
Bunu ötesinde, bu dünyamızda barajlar su tutmaz hale getirilebiliyor. Barajların zeminlerinde, yerin dibine doğru giden ve suları hep çeken delikler görülebiliyor. Suyun nereye akıp gittiği bulunamıyor. Baraj bölgelerinde sık sık UFO hadiseleri görülüyor ve bazı vakalar görüntüye alınıyor. Denizlerimize kadar yüksek teknolojiyle saldırılar yapılıyor da denizlerde oksijen oranı düşürülebiliyor. Neticesi olarak balıklar ve türlü deniz canlıları topluca yok oluşa sürükleniyor ve müsilaj dahil, türlü sorunlar yaşanıyor.
Dünyanın bu hale gelmesine sebep olanların başında, dünyamıza ve dünya insanlığına düşman olan uzaylı türler geliyor. Sonra, bunların da içlerine sızdıkları Ankebut Ağı geliyor. Sönmüş haldeki yanardağların bile yüksek teknolojiyle faaliyete geçirildiği şu dünyada, biyonik Joe Biden çıkıp böyle çok sarsıcı bir açıklama yapıyor. Beraberce aldıkları kararlar doğrultusunda bunu yapıyor.
Dünya insanlığının zan ettiğinin aksine, G20 zirvesinde çok fazla dünya insanı lider yoktu. Bunlar, zan edilenin aksine dünyanın ve insanlığın iyiliği için konuşup kararlar da almadılar.
Uzaylı türler, dünya genelinde çok büyük oranda ifşa oldular, çok büyük oranda kara paralar kaybettiler, sistemleri çok büyük darbeler aldı ve almaya devam ediyor, topyekun bir hezimete doğru gittiklerinin farkındalar ve bu gidişi, dünyamızı felaketten felakete sürükleyerek durdurabileceklerine kani oldular. G20’de de bunun kararlarını da aldılar. Zaten bu kapsamda davranarak Türk/İslam düşmanı ve terörist sözde elçilerini geri çekmeme, mücadeleyi tercih etme kararı aldılar.
Daha önce uzunca anlatmıştım. Yüksek teknoloji kullanarak, dünyanın kutup bölgelerinde kasten buzullaşmaya sebep oldular ve oluyorlar. Eskiden oralar o derece buzul değildi ve cıvıl cıvıl hayat vardı. Dünyanın bazı yerlerini buzul halde, bazı yerlerini de çölleşmiş halde kasten tutuyorlar. Bu kurulu düzenleri bozulmasın diye de binlerce senedir dünya insanlığına türlü masallar anlatıyorlar.
Aslında iklim değişikliği, küresel ısınma gibi yalanların arka planında kullandıkları iklim silahlarıyla ve sık sık laboratuvarda ürettikleri virüslerle, onlara çare imiş gibi görünen sözde aşılarla, gıdalar üzerinde yaptıkları oynamalarla, arıların sayılarını azaltarak yaptıkları saldırılarla ya da benzeri türlü yollar dünya insanlığını çökertmek ve uzun vadede yok etmek istiyorlar.
Şimdi, bütün dünya bu oyunları da çoktan duydu, anladı, öğrendi ve şaşırdı. Çanlar, uzaylı türler için çalıyor. Zaman onların aleyhine işliyor. G20, bu krizden nasıl çıkabileceklerini, kontrollerinde olan dünya devletleri/teşkilatları sahasında da netleştirmek, belirlemek ve yönlendirmek için yapıldı.
Suni müdahaleler olmadıkça, mevcut şartlarda dünyanın bu kadar hızla ısınması, kuraklaşması, kirlenmesi ve düzeninin bozulması ihtimali yok. Kutuplardaki buzullar eriyince bile iddia ettikleri gibi sorunlar yaşanmayacak. Dünyanın çölleşmiş yerlerini yeşillendirmek, susuz kalmış bölgelerine su bulmak da anlattıkları kadar zor ya da imkansız bir iş değil.
Şu günümüzde, şu dünyamızda mevcut bulunan teknolojilerle, çok kolay bir şekilde su elde edilebilir. Dünyanın dört bir yanında “Nem alma cihazı” diye satılan cihazların sanayi tipi ve çok büyük boylarda olanları yapılsa, bunlar, eski de olsa büyük gemilerin güvertelerine takılsa, bir gün içinde binlerce ton içilebilir/temiz suyu denizden elde ederler. Bu gemilerden onlarca hatta yüzlerce yapmak ise imkansız değil.
Bu türlü gemilerin güvertelerine bir adet rüzgar türbini takılsa, bu cihazların elektrik ihtiyacını kesintisiz ve sorunsuz olarak karşılarlar. Günümüzde rüzgar türbinlerinin de çok yaygınlaşıp ucuzladığını ve artık çok özel ve pahalı bir teknoloji görülmediğini göz önünde bulundurmak lazım. Güneşin ve denizin olduğu her yerde ya da güneşin ve rüzgarın olduğu her yerde kolayca temiz su elde edilebilir. Bunun için, devletlerin milyarlarca dolar masraf/yatırım yapması ve on binlerce kişi çalıştırması da gerekmez. Koca gemiler, sabah boş şekilde biraz açığa giderler de 24 saat sonra on binlerce ton su ile dönerler. Rüzgar türbini kullanmak istemeyenler, güneş panelleri de kullanabilirler. Gemi kullanmak istemeyenler, sıfırdan ve büyükçe bir platform da yapabilirler. Bu, güneş panelleri için daha uygun olur ve hem de gölge yapar. Denizin güneş ışınlarıyla buluştuğu yerler, havadaki nemin çok yüksek olduğu yerlerdir. Bu cihazlar da çok basit bir mantıkla çalışırlar. Nemli havayı içlerine çekerler, ayrıca kendileri de ısıtırlar, ısınmış havayı aniden soğuk plakalara çarptırırlar. Hepsi bu… Plakalarda oluşan damlacıklar sonra depolara akar giderler.
İhtiyaç olanlar
Deniz
Nem alma cihazı denilen tarzda cihazlar
Güneş paneli ya da rüzgar türbini sayesinde elde edilecek enerji
Büyükçe su depoları bulunan gemi ya da platform
Havanın nemini alıp içilebilir suya çeviren bu cihazları, küçücük dükkanında motosiklet tamiri yapan birine tarif etseniz, çalışma mantığını yarım saatte izah edip eline de gerekli malzemeleri verseniz, size birkaç saat içinde yapabilir. Oyuncak yapmak kadar kolay bir iştir. Koca koca devletler, bunu mühendislerine, en ala şekilde ve çok düşük maliyetlere yaptırabilirler. Ayrıca bu cihazlar, kolay kolay arıza yapmazlar. Hiç durdurulmadan aylarca sorunsuz çalışabilirler. Bu kadarını bile yapamayacak olanlar, nem alma cihazlarının fabrikalar için yapılmış olan modellerinden yüzlerce, binlerce satın alarak bir araya bağlayabilirler. Bunlar, onlarca sene boyunca sorunsuz çalışabilirler. Seneler sonra bakıldığında, cihazlara toptan verilen para, elde edilen faydanın yanında hiç kalır.
Ayrıca, denize sınırı olup da su sorunu çeken dünya ülkeleri, sahil kısımlarına, deniz dalgalarının hareketlerinden elektrik enerjisi üretebilecekleri sistemleri kolayca kurabilirler. Bu, zan edildiği gibi aşırı ileri seviye ve beyin yakan bir sistem/teknoloji değildir. Bunu yaptıktan sonra, hiç gemi ya da platform kullanmadan, sahil şeridindeki nemli havayı, karadaki tesislerin içindeki cihazlara çekerek de durmaksızın temiz su elde edebilirler.
Bu teknikle elde edilen su, saf sudur, tertemizdir. Çünkü, cihaza çekilirken hava, filtreden geçirilir. Havadaki toz ve diğer yabancı maddeler filtrede takılıp kalırlar. Böyle temiz hava ısıtılıp bir anda soğuk panele çarptırılınca, orada oluşan suda hiç bir yabancı madde olamaz.
İçtiğimiz sularda aslında bazı mineraller bulunur ve bunlar vücuda lazım olan şeylerdir. Bu üretilen saf su, o kadar saftır ki mineraller bulunmaz ve bu bir sorundur. Bu sorunu aşmak da anlatıldığı kadar zor ve maliyetli bir iş değildir. Lazım olan şey sadece toz karbonattır. Toz karbonat, elde edilmiş saf suya, ne az ne çok, tam miktarında katılırsa, ihtiyaç duyulan mineralleri de almış olur. Bu şekilde üretilen su, doğal maden sularının kalitesine yaklaşmış olur. Bu suyu sürekli içenler, bazı rahatsızlıklarının iyileşmeye başladığını görürler.
Hülasa, dünyada yaşananlar, başlarına biyonik robotlarla geçilmiş olan batılı devletlerin iddia ettiği gibi şeyler değildir. Yaşanmakta olan sorunların çözümü de onların anlattığı gibi değildir. Yalanlar yayıyorlar, kabullenişlerimizi yönlendiriyorlar. Bunu yapabilmek için sadece devlet kurumlarımızı değil, üniversiteleri, basın/medyayı hatta sosyal medyayı da yönlendiriyorlar.
Dünyamızda küresel ısınma ya da iklim değişikliği sorunları yok, uzaylı saldırıları var.
Kasıt olmalı
Şu anlattıklarımdan sonra, şu dünyada susuzluk, kuraklık sorunu yaşanamaz. Denizi olmayan şehirlerde de su elde edilir. Sahilde su elde edilir, açık denizlerde su elde edilir, dağların zirvelerinde bol bol su elde edilir ve durmadan aşağıya/şehirlere tertemiz akar. Akış yolu borulardan olmayıp da taş döşeli olursa, o su aşağı akana kadar, ihtiyaç duyulan mineralleri taşlardan alır. İdeal hale gelir.
Çok çok az sayıda insan görevlendirilerek, çok basit projelerle ve düşük maliyetlerle Arap yarımadasının çölleri, Afrikanın çölleri, Amerika kıtasının çölleri, Asyanın çölleri, Avustralyanın çölleri yeşillendirilebilir.
Şayet bu günden sonra da susuzluk sorununa böyle kolayca çare bulunmuyorsa, bilinmeli ki devletlerin başına geçmiş olan biyonik robotlar ve ayrıca insanlık düşmanı satanist yahudi Ankebutçular, bu hayırlı işe kasten mani oluyorlardır.
Şu andan itibaren, dünyadaki tarafların hiçbiri, batılı devletlerin iklim değişikliği, küresel ısınma gibi yalanlarına itibar etmemelidir. G20’de alınan kararların uygulanmasına ve sağda solda çıkıp da sözde dünyanın iyiliği için konuşuyormuş numarası yapan siyasi liderlere, sözde uzmanlara meydan verilmemelidir. Bu, dünya insanlığı için, gezegenimiz için, gelecek nesiller için sergilememiz gereken zaruri bir duruştur.
Temiz su sıkıntısı yaşanan ülkelerde, şehirlerde, çatıya, balkonlara ve bahçelere ufak bir güneş paneli ve yanına yeterli büyüklükte bir nem alma cihazı konsa, kimse yorulmadan ve bedavaya yakın maliyetle ve sürekli olarak içilebilir su elde edilebilir.
Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un sahibi olduğu uzay turizmi şirketi Blue Origin, ticari bir uzay istasyonu kurma planları olduğunu açıkladı.
On yıl sonra uzaya gönderilecek olan bu hayali uzay istasyonu açıklamasının zamanlaması manidar. Milletler arası uzay istasyonunun “çöp” olduğu şu günlerde, böyle bir haber bekliyordum.
Amazon bu dünyaya ait bir firma değil. Yeşillerin firmalarından biri… Jeff Bezos biyonik bir robot. Bakmayın işin içinde CIA ve Ankebut Ağı bulunduğuna, asıl patron yeşiller… Sözde milletler arası uzay istasyonu olan ama aslında dünya ve insanlık düşmanlığı için kullanılan o vasıtanın çöp olmasının ardından, yeşillerden de böyle bir açıklama beklenirdi ve yaptılar.
Her kim ki bu dünyanın yörüngesine bir uzay vasıtası yerleştiriyor ve bunu art niyetle yapıyorsa, beyhude yere uğraşıyor. Artık dünyanın dengelerini değiştirdim. Bundan böyle hiçbir güç unsuru dünyamızın yörüngesinde, dünyamıza/gezegene ve dünya insanlığına zarar vermek kastıyla bir uzay vasıtası bulunduramayacak. Halen bozulmamış olanları da çok yakında bozulacaklar.
Elektromanyetikle ve lazerle enerji saldırıları yapmak, iklimleri değiştirmek, aşırı yağışlara ya da kuraklığa sebep olmak, ekinleri kurutmak, suni depremler yapmak, topluca zihin kontrolü yapmak ve benzeri saldırıları yapmak için kimin uzayda bir vasıtası varsa bilsin ki bozulacak. On, yirmi hatta elli ülke bir araya gelerek milletler arası bir projeyle bunu yapsalar, ya da onlarca uzaylı insan türü birlik olarak bunu yapsalar yine de bozulacak.
Bundan böyle herkes hukuka uyacak ve kimse insanlık ve dünya düşmanlığı yapmayacak. Yapmak için ısrar edenler karşılığını çok sert görecekler. Yerin altında, yeryüzünde ve uzayda, her yerde feci şeyler yaşacaklar.
18 Eylül akşamında, İstanbul semasında yaşanan acayip ve garaip hava hadiselerini basında ve medyada yeteri kadar konu etmediler ve kapattılar.
Dünyanın ters köşelerindeki milletler arasında bile o akşam tepemizde yaşananların ne olduğu tartışılıyor. Misalen İspanya’da bir Youtube kanalının, bu konuya temas ettiği videosu 24 saat geçmeden yüz binlerce kere izlendi. Türkiye’deki derin sessizlik ise iç acıtıyor.
Asla yapılmaması gerektiği halde, çok dar alanda çok fazla nüfusun, üretim gücünün, mali gücün bir araya getirildiği İstanbul şehrinde yaşanan bu acayip hadiselerin, İstanbul’da ve Türkiye’de bu kadar görmezden gelinmesi, ancak sansürlerle mümkün…
O akşam, suni yollarla sebep olunan bu enerji akışlarına, şimşeklere ve yıldırımlara hala “sunidir” diyemeyen herkesin iyi niyetinden şüphe ederim. İster uzman, ister akademisyen, isterse siyasi yetkili olsun, şüphe ederim. Bu millete ve devlete kastı olduğu endişesi taşırım. Yaşananlar açıkça gözler önünde ve kayda geçen kadarı bile son derece sarsıcı.
O akşam, çılgınca öfkeyle hareket eden uzaylı taraflar vardı ve o akşam sebep oldukları bu görüntülerle şahsıma ya da devletime verilmek istenen bir mesaj varsa, bu mesajı elimin tersiyle itiyor ve ayaklarımın altında çiğniyorum.
Biz hiçbir zaman düşmanların karşısında diz çökmedik ve çökmeyeceğiz. Kimin ne hüneri, hıncı, öfkesi ve teknolojisi varsa sergilesin, yine çökmeyeceğiz. Türkiye, mevcut hükumetin elektromanyetik silahlara ve saldıralara karşı tedbir almayışının bedelini bu güne kadar da ağır ödedi, bundan sonra da bu nedenle ağır bedeller ödeyebilir ama bu ülke hep var olur, hep dik durur, duracak.
Suriye’deki askerlerimizin üzerine çok gelişmiş, uzaylı teknolojisi ile üretilmiş biyolojik bombalar atılmak isteniyor.
Bunlar, yağışlı havalarda havadan bırakılabilen, insan gözüyle fark edilemeyen küçücük baloncuk gibi bombalar.
İnsanlara temas ettiğinde sürekli yorgunluğa, baş ağrılarına, idrak sorunlarına, kısmi hafıza kayıplarına, sinir krizlerine, şuur bulanıklığına, saldırganlığa, ciddi cilt hastalıklarına, mide bulantılarına sebep olabiliyor.
Bunlardan Amerikan halkının üzerine zaten atılıyor. Yakında Türkiye’ye de atacaklar. Zaten bir süredir Türkiye’nin içilebilir su kaynaklarından bazılarına da bunlardan atılıyor.
Bu gibi saldırıları Çin ve Rusya yapıyor. Afganistan’da da bu türlü saldırılar yapmak üzereler. NATO askerleri de bu şekilde saldırılara uğrayacaklar.
Böyle saldırıları yayarak yapmaya başladıkları gibi, Rusya ve Çin’e biyolojik silahlarla karşılık verilmeli. Bu karşılığı şu andaki ABD vermez. Çünkü Kamala bu hususta dönen bütün dolapları biliyor, bu saldırıların ABD’ye daha fazla yapılmasını istiyor. Çin’e ve Rusya’ya çalışıyor.
Daha önce de söylediğim gibi, Türkiye’nin önderliğinde milletler arası bir askeri teşkilat acilen kurulmalı.
Vefasızlık, namertlik, kıymet bilmezlik ve kibir çok kötüdür. Devletleri, böyle nefsi kusurları olan lüzumsuzlar/ahlaksızlar yönetirse, işte Rusya gibi aleme ibret olurlar. Ben destek verirken Rusya’nın hali böyle miydi. Bir çıkışıyla dünyayı tersine çevirirdi.
Rusya Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlığı) Ukrayna’da düzenlenecek olan Kırım Platformu’na katılan ülkeleri not ettiğini açıkladı.
Rusya, ne kadar büyük güç kaybettiğini ve “Rusya’ya kazandırdığım her ne varsa hepsini kaybettireceğim. Hatta daha fazla darbeler de vuracağım. Rusya’yı kısa sürede çok güçsüz bir hale getireceğim” dediğimden sonra ne hale geldiklerini böylece de gözler önüne serdi. Kısa süre öncesinin Rusya’sı, bu platforma karşı neler neler yapardı. Şu anda Rusya’nın istihbarat gücü, siyasi gücü, ordu gücü, mali gücü, kara para gücü hep dibe vurmuş halde…
Rusya’nın ayağını bastığı halı, ayaklarının altından hızla çekilmekteyken, Rusya ani bir devrilmeye/yıkılmaya doğru hızla gidiyorken, aleyhindeki şöyle bir gelişme karşısında sadece not almakla yetiniyor. Çünkü ciddi karşılıklar vermeye gücü kalmadı. Bunu bütün dünyanın bildiğini de biliyor. Yalandan bir kükrese, arkasını getiremeyeceğini biliyor. Ukrayna krizi sırasında rezil oluşu ve kaçarak bölgeyi terk edişi hala hafızalarda…
Artık Rusya’nın elinde elektromanyetik silahlar ve uzaya çıkarttığı ve bizim ormanlarımızı yakmakta da kullandığı bazı uzay araçları/silahları ve bir de biyolojik silahlar hariç hiçbir kart kalmadı.
Biyolojik silahlar bizde de var. Rusya, Türkiye’ye böyle bir saldırı da yaparsa, aynıyla karşılık görür. Elektromanyetik silahlarını bozmak ya da saldırı anında onlara karşılık vermek de imkansız değil. Bu hususta Türkiye’deki idari kadroyu kaç tekrarla ikaz ettiğimi, “tedbirler alın” dediğimi şu anda kesin olarak hatırlayamıyorum. Farklı zamanlarda, çok tekrarla ikaz ettim. Şimdi bari bu tedbirler de alınırsa, o halde ba’de harabül Rusya…
Eş zamanlı olarak çok güçsüz hallere düşürdüğüm Çin, Hindistan, Pakistan, İngiltere, Almanya, Fransa, İran ve Biden çetesi bir araya gelip Rusya yıkılmasın ve parçalanmasın diye seferberlik ilan etseler bile, bir işe yaramaz. Rusya’yı bu seferberlik hali bile varlıkta/ayakta tutamaz.
Dediğim gibi… Bundan sonra iki kutuplu bir dünya var. Muktedirler ittifakında (Mİ) olanlar ve olmayanlar…