18 Eylül akşamında, İstanbul semasında yaşanan acayip ve garaip hava hadiselerini basında ve medyada yeteri kadar konu etmediler ve kapattılar.
Dünyanın ters köşelerindeki milletler arasında bile o akşam tepemizde yaşananların ne olduğu tartışılıyor. Misalen İspanya’da bir Youtube kanalının, bu konuya temas ettiği videosu 24 saat geçmeden yüz binlerce kere izlendi. Türkiye’deki derin sessizlik ise iç acıtıyor.
Asla yapılmaması gerektiği halde, çok dar alanda çok fazla nüfusun, üretim gücünün, mali gücün bir araya getirildiği İstanbul şehrinde yaşanan bu acayip hadiselerin, İstanbul’da ve Türkiye’de bu kadar görmezden gelinmesi, ancak sansürlerle mümkün…
O akşam, suni yollarla sebep olunan bu enerji akışlarına, şimşeklere ve yıldırımlara hala “sunidir” diyemeyen herkesin iyi niyetinden şüphe ederim. İster uzman, ister akademisyen, isterse siyasi yetkili olsun, şüphe ederim. Bu millete ve devlete kastı olduğu endişesi taşırım. Yaşananlar açıkça gözler önünde ve kayda geçen kadarı bile son derece sarsıcı.
O akşam, çılgınca öfkeyle hareket eden uzaylı taraflar vardı ve o akşam sebep oldukları bu görüntülerle şahsıma ya da devletime verilmek istenen bir mesaj varsa, bu mesajı elimin tersiyle itiyor ve ayaklarımın altında çiğniyorum.
Biz hiçbir zaman düşmanların karşısında diz çökmedik ve çökmeyeceğiz. Kimin ne hüneri, hıncı, öfkesi ve teknolojisi varsa sergilesin, yine çökmeyeceğiz. Türkiye, mevcut hükumetin elektromanyetik silahlara ve saldıralara karşı tedbir almayışının bedelini bu güne kadar da ağır ödedi, bundan sonra da bu nedenle ağır bedeller ödeyebilir ama bu ülke hep var olur, hep dik durur, duracak.



Mehmet Fahri Sertkaya