Etiket arşivi: Istanbul

Melhame-i kübra

Melhame-i kübra, sezon 1, bölüm 1

Bölüm özeti:

İngiltere’nin gayr-i resmi sömürgelerinden biri olan ABD’nin Dışişleri Bakanı Blinken, suni afetlerle peş peşe vurulan Amik ovası çevresine gelir. Bölgede incelemeler yapar. Bu ziyaretiyle dünyadaki taraflara siyasi mesajlarını da vermiş olur.

Ardından bölgede ve Türkiye’nin başka bölgelerinde başka başka suni afetler de yapılır. Önce insani yardım iddiasıyla çok sayıda ordunun askerleri, gemileri, uçak gemileri Türkiye’ye gönderilir.

Türkiye’nin iyice zayıf düştüğüne, kapsamlı bir işgale mani olmayacağına kanaat edildiği anda, onlarca ülkenin ortak askeri birlikleri Türkiye’nin dört bir yanında aynı anda işgal faaliyetleri başlatır. Trakya, Marmara, Ege, Karadeniz, Doğu, Güney Doğu, Akdeniz ve İç anadolu bölgelerinin hepsinde eş zamanlı işgale teşebbüs edilir. Bu kapsamda en büyük birliklerden bazıları Hatay’dan işgale teşebbüs ederler.

Hain Ankara hükumeti, Türkiye içindeki on binle gizli Ermeni ve Yahudi, TSK Genelkurmay kademesindeki hainler, adalet sistemindeki hainler, istihbarat ve emniyet birimlerindeki hainler de bu süreçte işgal güçleri tarafından kullanılırlar. Sözde Türk basın ve medyasındaki binlerce hain de işgalcilerin yönlendirmelerine göre, Türk milletini kandıran ve kafese çeken tarzda yayınlar yaparlar.

Türkiye, bu kadar büyük ve kapsamlı bir işgal teşebbüsünden kurtulabilecek midir… Tarihin böyle devirlerinde çıktığı gibi şimdi de bir kurtarıcı kahraman çıkacak mıdır…

Devam eden bölümleri kaçırmayın…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hicr suresi…

Hazret-i peygamberimize “Sen kesinlikle bir delisin” dediler.

Tarih boyunca bütün peygamberlere deli, meczup, kahin, sihirbaz, büyücü dediler.

Kibirlendiler, alay ettiler, düşmanlık ettiler, saldırdılar, en ağır iftraları attılar, organize şekilde karalardılar, işkenceler ve eziyetler ettiler. Ve sonra da acı akıbeti hepsi de gördüler.

Hicr suresi…

Aslında hepsi de her şeyin farkında idiler. Aile-akraba düzenlerinin, iş düzenlerinin bozulmasını istemediler. Çevrelerini kaybetmek istemediler. Dışlanmak, horlanmak istemediler. Mallarını, mülklerini kaybetmek istemediler. Tehlikelere düşmek istemediler. Bu nedenle inadına peygamberlere karşı mücadele eden kişilerle birlikte hareket ettiler. Nefislerine uydular, şeytanlarına uydular ve sonlarını bile bile cehenneme doldular.

Şimdi her biri acı fertyatlar içinde… Orada son diye bir şey yok. Cehennemin de cennetin de bir sonu yok. Cehennemde azabın da bir sonu yok.

Üç günlük ve imtihan maksatlı dünyayı güya kendileri için cennete çevireceklerdi ama şimdi sonsuz cehennemdeler.

Bundan daha büyük bir iflas, bundan daha büyük bir kaybeyiş, bundan daha büyük bir ahmaklık yok.

Şimdi ellerinde aileleri, akrabaları, malları, mülkleri, çalışanları/hizmetlileri yine yok. Şimdi, çok korktukları acı, yaralanma halleri ise hep üzerlerinde ve sonu yok.

Allah, onları bir anda helak da etmedi. Nefislerini ve şeytanlarını yenebilsinler diye onlara önce bulaşıcı hastalıklar, geçim darlığı, tabii afetler, malda ve mülte zararlar da verdi. Kaybetmelerini istemedi ve onları onlarca kere sarstı. Yine de evet yine de şeytanlarına ve nefislerine uydular ve cehenneme doldular.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bu yılın Oscar ödülleri kesinlike Yunanlara verilmeli

Bu yılın Oscar ödülleri kesinlike Yunanlara verilmeli. İlk anından son anına kadar çok iyi oynadılar. Onlara “Alın topunuzu, sektirin gidin” denildi. Ödleri koptu, kaçarcasına gittiler ama giderken rol yapmayı bırakmadılar.

Yerli işbirlikçileri, Türkiye’de Türk rolü oynayan resmi yetkili hainler, emirler vererek havalimanı personeline Yunanları alkışlattılar da onlar gereken rolü yine oynayabildiler.

Bu şartlarda, bu yılki Oscar ödülü başkalarına verilirse, çok büyük haksızlık yapılmış olur.

O Miçotakis’e de “En iyi senaryo ödülü” falan verilmeli.

Memleketimizin her yeri vıcık vıcık ihanet ve küstahlık doldu. Öncü işgal kuvvetleri olarak İstanbul’a inat tavırla gönderdikleri sözde kurtarma ekipleri neye uğradıkların bile anlayamadılar. Her safhada kilitlenip kaldılar, korkup kaldılar ama onlar kovulurken vaziyeti başka türlü gösterme gayretine Türkiye içindeki hainler girdiler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Onlara taş bile denemez.

Abarttıkça abartıyorlar. Kattıkça katıyorlar. Şu görülenler kayalık değil, kireç taşı gibi… Onlara taş bile denemez.

Öyle bir yerin çöküp ayrılıp dağılması çok kolay. Şayet sağlam yerleri bu şekilde yıkıp atan ve dağıtan bir deprem olsaydı, şehirlerin ortasından da böyle yarıklar geçerdi. Düz zemini olan yerlerde de böyle yarılmalar, çökmeler olurdu.

Bilen bilmeyen herkes konuşuyor, yazıyor, kattıkça katıyor.

On ili kaplayan bir araziyi, bu şiddette depreme sebep olacak şekilde yerinden oynabilecek bir bomba yok. Birkaç bomba da yok. Manyetik alan dengesi ile oynamadan kimse bunu yapamaz. Manyetik teknoloji haricinde sıvı haldeki gazlar da kullanılıyor ve eş zamanlı olarak patlamaları sağlanıyor. Zaten gazlar, tabii depremlerde de patlayabilirler hatta deprem sonrasında yüzeye çıkıp alev alabilirler. Tarih boyunca depremleri önlemek için kavimler, yeryüzünde derin kuyular açarak gazların çıkmasını sağladılar.

Maraş merkezli suni deprem saldırılarını İsrail, ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Almanya’nın başını çektiği onlarca devlet ittifak halinde yaptılar. HAARP’tan daha ileri elektromanyetik saldırı tekniklerini kullandılar. Hiç kimse bomba iddialarına kanmasın. Hiç kimse bu işin arkasında sadece ABD olduğuna da inanmasın.

Şurası gibi yüksek, içi toprak ve kireç taşı dolu bir yer patlayıp dağılmasın da ne olsun… İnsan azıcık aklını kullanır ve bir bilene danışır. Her duyduğuna inanmaz ve sorgular.

Türkiye’de buna “çürük taş” da derler. Kazmayı vurunca hemen onlarca parçaya bölünür. Toprak kazmaktan bile kolaydır bu sözde taşları parçalamak. Mezar kazılırken çürük taşa denk gelen ahali hemen sevinir. Çünkü o mezar hemen ve kolayca kazılabilir.

İşte Türkiye’nin dört bir yanında hala bu kadar çürük zeminlerde şehir merkezleri, ilçe merkezleri, kasabalar, köyler var. Bu ülkede depremlerde büyük kayıplar olmasın da ne olsun….

Zemini bozuk bütün yerleşme alanları kademeli olarak zemini kayalık olan yerlere taşınacak. Evet, sadece birkaç sene içinde milyonlarca bina taşınacak. Bu yapılırken çimento ve beton da kullanılmayacak. Yeni nesil inşaat tekniklerine hemen şimdi geçilecek. Türkiye bunu yapmak için onlarca ülkeden “olur” almak zorunda değil. Kredi almak zorunda bile değil. Şu halimizle bile otuzdan fazla ülkeyi besliyoruz biz… Kene misali yapışmışlar bünyemize, sömürdükçe sömürüyorlar. O kadar güçlü bir ülkeyiz biz… Türkiye bu işin de başını çekecek, onlarca ülke geride kalacak. Teknolojimizi takip ve taklit edecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yeter artık

Şu insan denemez acayip mahluka söz söylemenin faydası yok, kurşunlar konuşmalı artık…

Bu millet şunlara tahammül etmek zorunda değil ki bu vahşi manzara en çok da şunlar gibiler yüzünden oluştu. Bunca yıldır iktidarın şakşakçılığını hep şu tipler yaptılar. Tenkit etmek ve sorunları düzeltmek isteyenleri de onlar hücum ederek, organize faaliyetle durdurdular.

Depremin yedinci gününde ve afet bölgesinin bir kısmına ulaştırılmış olan bir kısım yardımları gösteriyor da bir de kendince alay ediyor. Yetmiyor, en karaktersiz, en kahpe şekilde sövüyor. En acılı insanlara, milyonlarca mazluma, en sınırsız şekilde sövüyor. Bu kadar küstahlık, bu kadar ileri seviyede şeytanlık, asla cezası kalamaz.

Bu kadar acıya, bu kadar ihanete, bu kadar vahşete, bu kadar kasıta kör kalmak, sessiz kalmak bile insanlık dışı bir eylem iken… Dilsiz şeytanlık iken… Bir de ötesine geçerek karşılık verebiliyor, bunca rezaleti savunabiliyor. Hak, hukuk arayan milyonla insana sövüyor. Sanki bütün hesaplar günlerce çığlık atan ve “devlet nerede, ordumuz nerede” diyen sayısız afetzedenin haberleri ve videoları ile dolu değilmiş gibi…

Şunların yaşaması kamunun zararına… Sadece Türkiye’nin değil, bütün insanlığın hatta hayvanatın bile zararına… Şunların yok edilmesi, bütün insanlığa hatta gelecek nesillere bile büyük bir hizmet etmektir.

Bu millet bu seviyede ayardan çıkmış tiplere artık tahammül etmeyecek.

Üzerindeki mont 18 bin liracıkmış…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Şu adi ve vahşi tiyatrolara kanan bir kişi kaldı mı bu ülkede?

Kaç sene önce ifşa ettim Mevlüt’ün gerçek kimliğini, nasıl biri olduğunu, bağlantılarını… Türk ve müslüman olmadığını, hain olduğunu, kara paracı olduğunu, vasıfsızın da teki olduğunu… Benden davacı oldu ama o kısımları, gerçek yüzünü meydana seren ve derhal vazifeden alınıp da idam edilmesini gerektiren o kısımları dava konusu bile edemedi. Kendince malzeme bulduğunu zan etti, başka birkaç şeyi ön plana çekti, heyecan yapıp davacı oldu ve beraat da ettim. Üstelik adil yargılanma şartları dahilinde değilken bile beraat ettim.

Mevlüt, Yunan tarafından daha şiddetli bir Türk ve İslam düşmanı… Şu fotoğraf karesinde, acı günde birbirinin halini anlayan ve dargınlıkları, düşmanlıkları bir kenara bırakan iki komşu ülke ve yetkilileri falan yok.

Türkiye’yi, Türk milletini, aleni şekilde onlarca ülkeye satan hain Ankara hükumetinin, bu acı günde bile kahpece sergilediği ve tahammül edilemez bir ihanet hamlesi var.

Tek kurşunla değil, şarjör dolusu kurşunla “ödüllendirilmesi” gereken bir kahpelik var. Baştan beri de bunu yaptılar, yapıyorlar. Sözde basın ve medya görevlileri, o gizli kimlikli Ermeni ve Yahudi pislikleri de aynı merkezden talimatlar alıyorlar. Hala bize her kötülüğü yapmakta olan, hala bize sinsice saldırmakta olan, imkan bulsalar her an bizi işgal etmeyi deneyecek olan ülkeleri ve yetkilileri dost, yardımsever gösteriyorlar.

Bundan daha büyük ve daha vahim bir ihanet olabilir mi?

O sözde dost ve sözde yardımsever ülkelerin yetkilileri gelsinler benimle aynı masada karşı karşıya, istedikleri basın/medya görevlilerini de alsınlar yanlarına, geçelim ortak canlı yayına ve ben aslında kimin dost, kimin düşman/şeytan olduğunu çarpayım suratlarına… Kimin neler çevirdiğini, kimin azılı Türk ve İslam düşmanı olduğunu, kimin başımıza geçirilmiş hainlerle neler konuştuğunu, nasıl planlar içinde olduğunu… Kimlerin bu ülkede ve kendi ülkesinde “ortak” kara para işleri yaptıklarını… Afet bölgelerinden neleri nasıl kaçırdıklarını, ayinciliklerine, sübyancılıklarına, organcılıklarına kadar anlatayım…Kendi halkları da izlesin canlı yayını, Türk halkı da izlesin. Haydi Mevlüt’e de Yunan yetkililere de bunu teklif edin, bakalım ne diyebilecekler.

Yakarım, yaktırırım, milyonlarca kişinin ayaklarının altına aldırırım, bu ülkedeki sözde gazetelerin, televizyon kanallarının ihanet üslerine dönüşmüş mekanlarını… İçinde de nefes alabilen bir tek canlı bırakmam. Ne ordu çıkabilir karşıma, ne emniyet… İkisinin de en az yüzde sekseni benden yana… Böyle olduğu için zaten o savaş gemilerini doldurdular ülkemizin etrafına…

Bu ülkenin sinirleriyle kimse oynayamaz. Hiç kimse o Yunan yetkiliyi böyle de karşılayamaz, afet bölgesinde de gezdiremez, bu şekilde basında ve medyada milleti kandırarak reklam da ettiremez.

Ettiriyor mu, sonucuna katlanır.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kahtani, Cehcah, Mansur aynı kişi mi?

Kahtani, Cehcah, Mansur… Aslında hepsi aynı kişi mi?

Ahir zamanda yaşayacak bu kişinin, farklı karakteristik hususiyetleri, farklı zamanlarda çekeceği farklı çileleri, farklı zamanlarda öne çıkmış davranışları/özellikleri nedeniyle… Yaklaşık 14 asır önce farklı hadislerde kendisinden farklı isimlerle mi bahsedildi?

Çok zor şartlar varken meydana çıkacağı ve mücadele edeceği için ona bazı hadislerde Kahtani mi dendi?

Düşmanları karşısında korkusuz olup restler çekeceği, naralar atacağı, cepheden cepheye çekinmeden ve hiç beklemeden gideceği/geçeceği, pek çok cephede aynı andar harp halinde olacağı için ona Cehcah mı dendi?

İlahi yardım göreceği, öldürülemeyeceği, durdurulamayacağı, mağlup edilemeyeceği, müslümanlara ve bütün mazlumlara yardım edeceği, zaferden zafere koşacağı için ona mansur mu dendi?

Hz. Allah daima kendisine yardım ettiği, koruduğu, zaferler kazandırdığı için, hz. Peygamberimizin bir adı da Mansur değil mi? Hadis-i şerifte Mehdi’nin adının peygamberimizin adı gibi olduğu bildirildi. Mansur ve Mansur…

Peygamberimizin (asm) bazı isimleri şunlardır:

1. Abdullah: Allah (cc)’ ın kulu.

2. Âbid: Kulluk eden, ibadet eden.

3. Âdil: Adaletli.

4. Ahmed: En çok övülmiş, sevilmiş.

5. Ahsen: En güzel.

6. Alî: Çok yüce.

7. Âlim: Bilgin, bilen.

8. Allâme: Çok bilen.

9. Âmil: İşleyici, iş ve aksiyon sahibi.

10. Aziz: Çok yüce, çok şerefli olan.

11. Beşir: Müjdeleyici.

12. Burhan: Sağlam delil.

13. Cebbâr: Kahredici, gâlip.

14. Cevâd: Cömert.

15. Ecved: En iyi, en cömert.

16. Ekrem: En şerefli.

17. Emin: Doğru ve güvenilir kimse.

18. Fadlullah: Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan.

19. Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran.

20. Fettâh: Yoldaki engelleri kaldıran.

21. Gâlip: Hâkim ve üstün olan.

22. Ganî: Zengin.

23. Habib: Sevgili, çok sevilen.

24. Hâdi: Doğru yola götüren.

25. Hâfız: Muhafaza edici.

26. Halîl: Dost.

27. Halîm: Yumuşak huylu.

28. Hâlis: Saf, temiz.

29. Hâmid: Hamd edici, övücü.

30. Hammâd: Çok hamdeden.

31. Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan.

32. Kamer: Ay.

33. Kayyim: Görüp, gözeten.

34. Kerîm: Çok cömert, çok şerefli.

35. Mâcid: Yüce ve şerefli.

36. Mahmûd: Övülen..

37. Mansûr: Zafere kavuşturulmuş.

38. Mâsum: Suçsuz, günahsız.

39. Medenî: Şehirli, bilgilive görgülü.

40. Mehdî: Hidayet eden, doğru yola erdiren.

41. Mekkî: Mekkeli.

42. Merhûm: Rahmetle bezenmiş.

43. Mes’ûd: Mutlu.

44. Metîn: Çok sağlam ve güçlü.

45. Muallim: Öğretici.

46. Muktedâ: Peşinden gidilen.

47. Mübârek: Uğurlu, hayırlı, bereketli.

48. Müctebâ: Seçilmiş.

49. Mükerrem: Şerefli, yüce.

50. Müktefî: İktifâ eden, yetinen.

51. Münîr: Nurlandıran, aydınlatan.

52. Mürsel: Elçilikle görevlendirilmiş.

53. Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş.

54. Muslih: Islah edeci, düzene koyucu.

55. Mustafa: Çok arınmış.

56. Müstakîm: Doğru yolda olan.

57. Mutî: Hakka itaat eden.

58. Mu’tî: Veren ihsân eden.

59. Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan.

60. Müşâvir: Kendisine danışılan.

61. Nakî: Çok temiz.

62. Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini.

63. Nâsih: Öğüt veren.

64. Nâtık: Konuşan, nutuk veren.

65. Nebî: Peygamber.

66. Neciyullah: Allah’ ın sırdaşı.

67. Necm(i): Yıldız.

68. Nesîb: Asil, temiz soydan gelen.

69. Nezîr: Uyarıcı, korkutucu.

70. Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk.

71. Nûr: Işık, aydınlık.

72. Râfi: Yükselten.

73. Râgıb: Rağbet eden, isteyen.

74. Rahîm: Mü’minleri çok seven.

75. Râzî: Kabul eden, hoşnut olan.

76. Resûl: Elçi.

77. Reşîd: akıllı, olgun, iyi yola götürücü.

78. Saîd: Mutlu.

79. Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan.

80. Sâdullah: Allah’ ın mübârek kulu.

81. Sâdık: Doğru olan, gerçekci.

82. Saffet: Arınmış, seçkin kişi.

83. Sâhib: Mâlik, arkadaş, sohbet edici.

84. Sâlih: İyi ve güzel huylu.

85. Selâm: Noksan ve ayıptan emin olan.

86. Seyfullah: Allah’ ın kılıcı.

87. Seyyid: Efendi.

88. Şâfi: Şefaat edici.

89. Şâkir: Şükredici.

90. Tâhâ: Kur’ân-ı Kerîm’ deki ismi.

91. Tâhir: Çok temiz.

92. Takî: Haramlardan kaçınan.

93. Tayyib: Helal, temiz, güzel, hoş.

94. Vâfi: Sözünde duran, sözünün eri.

95. Vâiz: Nasihat eden.

96. Vâsıl: Kulu Rabb’ine ulaştıran.

97. Yâsîn: Kur’ân-ı Kerîm’ deki ismi, gerçek insan, insan-ı kâmil.

98. Zâhid: Mâsivadan yüz çeviren.

99. Zâkir: Allah’ı çok anan…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Evradı şerifler izinsiz okunabilir

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Akademi Dergisi takipçisi: Selamün aleyküm abi kandiliniz mübarek olsun bize yurtlarda evradı şeriflerin izinle okunabildiği aksi halde faydasının değil zararının olacağı söylenirdi bunları kendimiz okuyabilir miyiz? Birde rabıtadan sonraki zikirde tarif edildiği adete bağlı kalmamız gerekir mi yoksa arttırabilir miyiz

Mehmet Fahri Sertkaya: = v.a.s. Amin. senin de kandilin mübarek olsun. Okuyabilirsin ve dinleyebilirsin. Dinlerken namaz abdestinin olması da şart değil. Necaset bulaşmadan temiz bir iş yapıyorsan, bir kulaklık takarak iş sırasında da dinleyebilir ve beyninden sinyaller yayabilirsin.

Zikirde sayıyı artırman gerektiği sana salih rüyalarla malum edilir.

Akademi Dergisi takipçisi: – Sağolun abi Allah razı olsun

Mehmet Fahri Sertkaya: Okurken de ayet-i kerimelere elinle temas etmeden, kenardan tutarak okuyorsan, namaz abdesti olmadan okuyabilirsin. Hanım kardeşlerimiz de müsait değil hallerinde dinleyebilirler.

Evrad-ı Bahaiyye’yi ya da Evrad-ı Fethiyye’yi ilk defa okuyanlar ya da dinleyenler… Aşırı seviyede zorlanabilirler, darlanabilirler, iç sıkıntıları yaşayabilirler. Hemen kapatmak, durmak isteyebilirler.

Çünkü bu virdler, okuyan ya da dinleyen kişilerdeki cinleri hemen yakmaya, darbelemeye başlarlar. Cinler de o acıyla gayrete gelirler ve kişiye zihin kontrolü yaparak, enerji/sinyal göndererek onu içten içten aşırı seviyede daraltırlar.

Kişi buna tahammül edebilirse, ilerleyen saatlerde ya da cinlerin gücüne göre, en geç ilerleyen günlerde kesinlikle büyük bir rahatlama yaşar. Bu süreçte kişiye tesir eden her türlü büyü de çözülür.

Okuyan ya da dinleyen kişi, niyetini geniş tutarsa, kendisi haricinde başka kişilerin de rahatlamasını ya da saldırgan tarafların çarpılmasını, cezasını bulmasını niyetine alırsa, bu da mümkün olur.

Yine kişi bu virdleri bir de tevbe ve istiğfar niyetiyle okur ve dinlerse… Bu usule devam ettikçe günahlarının affına sebep olur. Bu da maddi ve manevi sıkıntıların üzerinden kalmasına sebep olur. Bir yandan da manevi/metafizik enerjisi hızla düzelir. Cinlere, büyülere, metafizikçilerin saldırılarına karşı manevi bünyesi çelik gibi sağlam olur.

Bu usule devam edenler, geçim sıkıntılarına da sağlık sorunlarına da insanlardan gördüğü eziyetlere, haksızlıklara da hep kolayca çare bulur. Allah onun sıkıntılardan çıkması için sebepler yaratır. Çünkü hadis-i şerifte de buyrulduğu gibi, hastalıklar, sıkıntılar hep günahlara keffaret olması içindir. Dünyada sıkıntısının çekilmesi ve ahirete kalmaması için bir rahmettir. Aksi halde ahirette azap çok çok daha elimdir.

Akademi Dergisi takipçisi: – Sa ,
Evradi şerife izinsiz okunabiliyorsa akla ilk gelen şey bu zamana kadar pis işlerini rahat yapmak ve carpilmamak için mi hep bu şekilde kisitladilar. Hatta musa dogruer demişti ki bize bir sohbette evradi şerife okuyabilmek için kalp ruh ve sirra rabita yapmak gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya: v.a.s.

Evet, tamamen öyle…

Musa Doğruer de kripto bir münafık pisliğin tekiydi.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hepiniz zaman israfısınız

Tayyip kendilerini aradıktan sonra… Ayar çektikten sonra… Benimle irtibat kuran ve güya taktik oynayan tarafları/ülkeleri ben bilmiyor muyum?

Oradan bakınca bu kadar mı zayıf görünüyor benim sistemim?

Tayyip’in Türkiye içinde bile hükmü kalmadı, milletler arası projelerde mi başı çekecek, yön verecek?

Boş işlerle uğraşıyorsunuz. Onlarcanızı toplasak, bir tane adam etmiyorsunuz. Hiç tat vermiyorsunuz. Ahmakça kendi topuklarınıza sıkıyorsunuz. Hepiniz zaman israfısınız…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İktidarda tutmak için kuralsızca hareket ediyorlar

CHPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba:

“Bizim için en iyi adayın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu ifade etmek istiyorum.” demiş…

Aynı merkezden talimatlar alanlar, bir gün içinde peş peşe hamlelerini yapıyorlar…

Bu kadar açık bir danışıklı dövüş…
“Anayasanın ihlali” deniyor, “Ağır suç” deniyor, “hukukun üstünlüğü” deniyor, “Meşruiyeti yok” deniyor ama bunlar hala milleti ahmak yerine koyuyor… Bu güne kadar danışıklı dövüştükleri Tayyip’i ve çetesini hala iktidarda tutmak için kuralsızca hareket ediyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Mfs faktörü

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev:

“Zafer bizim olacak. 1812 ve 1945’te olduğu gibi.” demiş. Halt etmiş o biyonik robot… O tarihlerde “mfs faktörü” yoktu. Günümüzde ise var.

Ve mfs baştan Ruslara “Ya savaşa savaşa muzaffer olacaksınız ya da savaşa savaşa parçalanacaksınız” demişti, dinlemediler. Burunlarının dikine gittiler, sert kayaya çarptılar.

Safha safha köşeye sıkıştıkça, daha düne kadar “Çin bizim gerçek müttefikimiz” diye de konuşuyorlardı ama ben “Rusya ile Çin’in gerçekten müttefikliği yok ve olamaz” diyordum. İşte, kısacık süre sonra manzara meydanda… Rusya, Çin’in umurunda bile değil ve İstanbul’u dinlemeyen Çin de kendi derdiyle uğraşmaktan, etrafını bile göremiyor.

AB ve ABD içinde Rusya’ya daha doğrusu Rusya’nın idaresini elinde tutan uzaylı gruba çalışan biyonik robotlar olmasa, perde arkasında uzaylı dengeleri olmasa, İstanbul’un çökerttiği Rusya’nın üzerinden onlarca devlet geçmişti ve Rusya onlarca defa yok edilmişti.

Öyle görünüyor ki ben kısa süre sonra bir yazı daha yazarım ve “Gördünüz mü, güya Rusya zafer kazanacaktı. İşte neler oldu” derim.

Öyle “temiz” çökerttim ki Rusya’yı bu saatten sonra uzaylılar değil, Supermen bile kurtaramaz.

Ha bu arada, Putin nerede? Yaşıyor mu?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..