Etiket arşivi: Süleyman Hilmi Tunahan

Kahtani, Cehcah, Mansur aynı kişi mi?

Kahtani, Cehcah, Mansur… Aslında hepsi aynı kişi mi?

Ahir zamanda yaşayacak bu kişinin, farklı karakteristik hususiyetleri, farklı zamanlarda çekeceği farklı çileleri, farklı zamanlarda öne çıkmış davranışları/özellikleri nedeniyle… Yaklaşık 14 asır önce farklı hadislerde kendisinden farklı isimlerle mi bahsedildi?

Çok zor şartlar varken meydana çıkacağı ve mücadele edeceği için ona bazı hadislerde Kahtani mi dendi?

Düşmanları karşısında korkusuz olup restler çekeceği, naralar atacağı, cepheden cepheye çekinmeden ve hiç beklemeden gideceği/geçeceği, pek çok cephede aynı andar harp halinde olacağı için ona Cehcah mı dendi?

İlahi yardım göreceği, öldürülemeyeceği, durdurulamayacağı, mağlup edilemeyeceği, müslümanlara ve bütün mazlumlara yardım edeceği, zaferden zafere koşacağı için ona mansur mu dendi?

Hz. Allah daima kendisine yardım ettiği, koruduğu, zaferler kazandırdığı için, hz. Peygamberimizin bir adı da Mansur değil mi? Hadis-i şerifte Mehdi’nin adının peygamberimizin adı gibi olduğu bildirildi. Mansur ve Mansur…

Peygamberimizin (asm) bazı isimleri şunlardır:

1. Abdullah: Allah (cc)’ ın kulu.

2. Âbid: Kulluk eden, ibadet eden.

3. Âdil: Adaletli.

4. Ahmed: En çok övülmiş, sevilmiş.

5. Ahsen: En güzel.

6. Alî: Çok yüce.

7. Âlim: Bilgin, bilen.

8. Allâme: Çok bilen.

9. Âmil: İşleyici, iş ve aksiyon sahibi.

10. Aziz: Çok yüce, çok şerefli olan.

11. Beşir: Müjdeleyici.

12. Burhan: Sağlam delil.

13. Cebbâr: Kahredici, gâlip.

14. Cevâd: Cömert.

15. Ecved: En iyi, en cömert.

16. Ekrem: En şerefli.

17. Emin: Doğru ve güvenilir kimse.

18. Fadlullah: Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan.

19. Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran.

20. Fettâh: Yoldaki engelleri kaldıran.

21. Gâlip: Hâkim ve üstün olan.

22. Ganî: Zengin.

23. Habib: Sevgili, çok sevilen.

24. Hâdi: Doğru yola götüren.

25. Hâfız: Muhafaza edici.

26. Halîl: Dost.

27. Halîm: Yumuşak huylu.

28. Hâlis: Saf, temiz.

29. Hâmid: Hamd edici, övücü.

30. Hammâd: Çok hamdeden.

31. Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan.

32. Kamer: Ay.

33. Kayyim: Görüp, gözeten.

34. Kerîm: Çok cömert, çok şerefli.

35. Mâcid: Yüce ve şerefli.

36. Mahmûd: Övülen..

37. Mansûr: Zafere kavuşturulmuş.

38. Mâsum: Suçsuz, günahsız.

39. Medenî: Şehirli, bilgilive görgülü.

40. Mehdî: Hidayet eden, doğru yola erdiren.

41. Mekkî: Mekkeli.

42. Merhûm: Rahmetle bezenmiş.

43. Mes’ûd: Mutlu.

44. Metîn: Çok sağlam ve güçlü.

45. Muallim: Öğretici.

46. Muktedâ: Peşinden gidilen.

47. Mübârek: Uğurlu, hayırlı, bereketli.

48. Müctebâ: Seçilmiş.

49. Mükerrem: Şerefli, yüce.

50. Müktefî: İktifâ eden, yetinen.

51. Münîr: Nurlandıran, aydınlatan.

52. Mürsel: Elçilikle görevlendirilmiş.

53. Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş.

54. Muslih: Islah edeci, düzene koyucu.

55. Mustafa: Çok arınmış.

56. Müstakîm: Doğru yolda olan.

57. Mutî: Hakka itaat eden.

58. Mu’tî: Veren ihsân eden.

59. Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan.

60. Müşâvir: Kendisine danışılan.

61. Nakî: Çok temiz.

62. Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini.

63. Nâsih: Öğüt veren.

64. Nâtık: Konuşan, nutuk veren.

65. Nebî: Peygamber.

66. Neciyullah: Allah’ ın sırdaşı.

67. Necm(i): Yıldız.

68. Nesîb: Asil, temiz soydan gelen.

69. Nezîr: Uyarıcı, korkutucu.

70. Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk.

71. Nûr: Işık, aydınlık.

72. Râfi: Yükselten.

73. Râgıb: Rağbet eden, isteyen.

74. Rahîm: Mü’minleri çok seven.

75. Râzî: Kabul eden, hoşnut olan.

76. Resûl: Elçi.

77. Reşîd: akıllı, olgun, iyi yola götürücü.

78. Saîd: Mutlu.

79. Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan.

80. Sâdullah: Allah’ ın mübârek kulu.

81. Sâdık: Doğru olan, gerçekci.

82. Saffet: Arınmış, seçkin kişi.

83. Sâhib: Mâlik, arkadaş, sohbet edici.

84. Sâlih: İyi ve güzel huylu.

85. Selâm: Noksan ve ayıptan emin olan.

86. Seyfullah: Allah’ ın kılıcı.

87. Seyyid: Efendi.

88. Şâfi: Şefaat edici.

89. Şâkir: Şükredici.

90. Tâhâ: Kur’ân-ı Kerîm’ deki ismi.

91. Tâhir: Çok temiz.

92. Takî: Haramlardan kaçınan.

93. Tayyib: Helal, temiz, güzel, hoş.

94. Vâfi: Sözünde duran, sözünün eri.

95. Vâiz: Nasihat eden.

96. Vâsıl: Kulu Rabb’ine ulaştıran.

97. Yâsîn: Kur’ân-ı Kerîm’ deki ismi, gerçek insan, insan-ı kâmil.

98. Zâhid: Mâsivadan yüz çeviren.

99. Zâkir: Allah’ı çok anan…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Benim soyumda Yahudilik yok

Ben Yahudi değilim. Soyumda Yahudilik, Ermenilik olsaydı, hiç çekinmez, açıkça söylerdim ve yine müslüman olur, müslümanca yaşar, yine bu yola mensup olur, yine bu mücadeleyi verirdim. Hakkımda her söylenene hemen itibar edilmemeli. Çok yakında Türkiye’de ve dünya genelinde adım açıkça ve yoğun şekilde konuşulacak ve yazılacak. Dünyanın dört bir yanından basın ve medya kuruluşlarında da sık sık konu olacak. O anlarda yeni yeni iftiralar, karalamalar peş peşe gelecektir. Daha önce yaptıkları gibi iftiraların yanına yalancı şahitler de konacaktır. Hukuk sistemi, artık karşımda onların keyiflerine göre kullanabildikleri bir sistem olmaktan çıktı. Lakin, akla hayale sığmaz iftiralar atılacaktır. Hepsine de cevaplar verir, iftira olduğunu gözler önüne sererim. Her zamanki gibi sahada dimdik dururum. Hukuk yoluna da giderim. Lakin, on yıldır gözler önündedir ki münafıklar için ispatın bir ehemmiyeti olmuyor ve sahayı müsait görürlerse, iftiralarına durmadan devam ediyorlar. Çünkü doğruyu zaten biliyorlar. İftira attıklarının zaten farkındalar… Karalama yapmakta olduklarını zaten biliyorlar.

Bunların da mühleti bitiyor. Hukuk geri gelmek üzere ve on yıldır insanlık dışı şekilde hakkımda atıp tutanlar, karalayanlar “devlete, millete ihanet” kapsamında bile yargılanacaklar. Çünkü, benim sadece devlet, millet, insanlık mücadelesi verdiğim de onların bu mücadeleyi durdurmak istediği de en açık şekilde gözler önünde…O piyon, o emir eri hakim ve savcılar da vatana ihanetten yargılanacaklar. Hatta cezaevi personellerinden tutun da hastahane personellerine kadar yüzlerce kişi vatana ihanetten yargılanacaklar.

Yahudi olmak da suç değil, günah değil, ayıp değil… Ermeni de doğabilirdim, Yahudi de doğabilirdim. Başka bir ırkın mensubu olarak da doğabilirdim ama değilim. Özbeöz Türküm… Irkçı da değilim. Açık kimliğiyle yaşamış, gerçek ırkını ve dinini gizlememiş, yanlış işler de yapmamış hiç kimseyle de uğraşmadım.

Soyum, Afyondan önce Ankaraya, daha önce Kayseriye, ondan önce Kars/Ardahan taraflarına, daha öncesinde Çeçenistan taraflarına dayanıyor. Oradan geride ise Özbekistan Buhara’ya dayanıyor. Atalarım, Moğol istilaları sırasında hicret edip Hazar denizinin üzerinden Anadoluya gelmişler ve buralarda İslam’ın ve Türklüğün yayılmasında çok büyük hizmetler etmişler. Afyon’da, İhsaniye ilçesinde, baba tarafımın köyü olan Karacaahmet köyünde medfun bulunan Karacaahmet Sultan hazretleri, talebeleri ile birlikte Anadolu’da İslam’ın ve Türklüğün yayılmasında çok çok büyük hizmetler etmişler. Çok yüksek dereceli bir velidir. O zatın da soyundan geliyorum. Soyumda mürşid-i kamiller çıkmış. Çok sayıda peygamberler de çıkmış. Anne tarafım da peygamber soyu… Ayrıca soyum, az yukarıda/geride hz. Üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan’ın soyu ile birleşiyor. Bu soy daha gerilerde hz. peygamberimize (s.a.v), oradan çok daha gerilerde ise hz. Musa’ya, hz. Yusuf’a, hz. Yakup’a çıkıyor. Şayet, on binle sene önce soyumun hz. Yakup’a çıkıyor olması beni Yahudi yapıyorsa, ben Yahudiyim. O halde hz. peygamberimiz de Yahudi. Ehl-i beyt de Yahudi. Seyyid ve Şerif dediğimiz erkekler ile Seyyide ve Şerife dediğimiz hanım kişiler de Yahudiler. Baba tarafımdan geriye doğru soyumda görülüyor ki kız çocuklarına sık sık Şerife ismi konulmuş. Akrabalarımın arasında şu anda çok sayıda Şerife isimli kişiler var.

On yıldır yazdım, anlattım. Dünyada şu anda kendini Yahudi zan eden insanların yüzde doksan beşten fazlası Türk kökenli kişiler… Bu gerçeği kabullenemeyip Beyaz Saray öncülüğünde bile araştırmalar yaptılar, sonuç aynı çıktı ve üstünü kapattılar. Şu anda kişilerin genetik kodlarını çıkartmak çok kolaylaştı ama bundan da uzak duruyorlar. Gerçekten Yahudi olsalardı, her biri genetik kodlarını çıkartır, kimlik belgesi gibi cüzdanlarında övüne övüne taşırlardı. Bilenler bilirler, Türkiye’deki gizli Yahudiler “Türk diye bir şey yok, onlar hep Yahudi kökenliler” derler. Kendileri için hakikat, bu söylediklerinin tam tersi olduğu halde, kendilerini Yahudi ve üstün/seçkin ırk görürler. Bir yandan Türk rolü oynarken “Türk diye bir şey yok” derler, bunu sinsi sinsi yaparlar.

Bu güruhu yöneten İblis, İblis’e tabi olan hahamlar ve mason üstadları, bu güruhun kabullenişlerini bu şekilde yönlendirdiler. Meselenin bir de bu yönü var. Zamanı gelince çok tartışılacak ve kabullenilecek ki ben-i İsrail (İsrail oğulları) ya da Yahudi denilen geçmişteki kişiler ve peygamberler, Türk kanı, Türk geni de taşıyan kişiler. Zaten az geride Nuh aleyhisselam var ve herkesin soyu orada birleşiyor.

Ben, Firavun misali bir babanın elinde büyüdüm. Firavun devri gibi berbat, kapkaranlık bu devirde, çok zor maddi ve manevi şartların içinde büyüdüm. Şu anda kırk yaşımdayım ve hayatımda, geçmişimde yüz kızartacak hiçbir şey yok. Olsaydı, bu mücadelemin daha ilk senesinde susturulurdum. Olsaydı, hiç değilse cezaevlerine konulduğumda başka biri olarak çıkardım. Müslümanca, asilce bir mücadele veriyormuş rolü oynarken cezaevine konulan, çıkınca 180 derece dönmüş olduğu görülen, binbir türlü rezilliği bulunan cübbeli ve cübbesiz şahıslardan, makam sahibi olan ya da olmayan şahıslardan, resmi kimliği bulunan ya da bulunmayan şahıslardan değilim.

Şuraya da yazıyorum, iftiranın dinimizde cezası çok ağır. Ben, şu çağın bozuk dünyevi hukuk sisteminde de böyle iftiralar atmanın cezasının ne kadar sert verilebileceğini cümle aleme göstereceğim. Hiç tartışma olmasın diye açıkça yazdım, tekrar ediyorum, vatana ihanetten sallandıracağım. Hem de meydan yerlerde…

Mehmet Fahri Sertkaya

O merkez, o münafıklardan temizlenecek

  • S.a. hocam. Anlayamadığım şeyler var, iki gün öncesine kadar “samimiyetinden, gayretinden şüphe duymadığımız muhterem büyüğümüz” dediniz. Bu kadar kısa sürede ne değişti ve neden bu kadar sert dönüş yapıldı? Aynısı Büyükgöze’de de olmuştu. Ona bir aralar “tam bir hizmet adamı” demiştiniz. Şimdi neden dönüş yapıldı. Bunları kavrayamıyorum. Özellikle Alihan bey ağabey konusunda şaşırdım. Sebepleri nelerdir? 2 gün içersinde ne oldu?

[03.04.2021 12:46] Mehmet Fahri Sertkaya:

v.a.s. İki gün böyle meselelerde çok çok uzun bir süre… Düşenler iki dakika içinde bile düşebiliyorlar. Ne olduğuna gelince, en son ve en sert ikazlar da fayda etmedi. Kendini düzeltmek yerine iyice nefsine, şeytanlarına, etrafındaki kadınlara ve münafıklara uydu. Haddini aştığı kısmı yaşadı. Maneviyat büyüklerinin gönüllerinden de düştü, üzerindeki himmet de kaldırıldı. Zaten benim o müdahalemden sonra önünde iki yol vardı. Ya derhal kendine gelip her şeyi düzeltmek ya da yine aynı duruşu sergileyip helak olmak.

Bu, Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma, herkes için böyle… Kimsenin ayağı sağlamda değil. Kimsenin garantisi yok. Herkese çokça merhamet ediliyor, çokça mühlet veriliyor, şefkat tokatları da geliyor ve bazılarına son safhada bu tokatlar sert de geliyor ama doğrulmayan yine de doğrulmuyor. Üstelik şefkat tokatların bile yanlış yorumluyor.

Herkes çokça gerildi. Cemaat içinde yaşananlar artık tahammül edilemez seviyeye geldi. Her şey eksik, aksak, sorunlu ve daha kötüsü yapılan her şey samimiyetsizce yapılıyor. Nihayet Akdeniz Toros’tan haram yayılıyor da hala kimse bir şey yapmıyor. Birkaç tane kadın, ellerinde tuttukları/oynattıkları erkekleri dünya ve ahiret felaketlerine sürüklerken, onlar vesilesiyle milyonlarca kardeşimizi ve yolumuzu da felaketlere sürüklüyorlar. Merkezdeki samimi hocaefendiler başta olmak üzere cemaatimiz içindeki bütün gerçek Süleymanlılar fazlasıyla doldular. Beklenen de yaşandı. Hazretimiz icap edenleri söyledi ve maneviyatı sağlam olan herkes bunları duydu ve şaşırmadılar da… Hiç kimse de bu kadar dibe vurulmuş bu hale sessiz ve tepkisiz kalacak değil… İcap edenler neyse kararlılıkla yapılacak. O merkez, o münafıklardan temizlenecek.

Ey Süleymanlılar! kadınları dinlemeyin ve kendinize gelin

Bu sözlerim, cemaatimizin mensubu olan bütün hakiki kardeşlerime…

Hanımlarınızı, annelerinizi, kızlarınızı, gelinlerinizi seviyor ve onların zarar görmemesini istiyorsanız, hizmetle alakalı meselelerde onları dinlemeyin. Tarihe dönüp bir bakın ya da cemaatimizin içindeki maneviyatı yüksek, yaşını almış, tecrübeli hocalarımıza danışın. Tarihin hangi devrinde erkekler hanımların sözlerine bakar olmuşlarsa, alemin nizamı kısa sürede alt üst olmuştur. Bu hususlarda biz Müslümanları ikaz eden çok sayıda hadis-i şerifler mevcut ve bunları tam idrak edemediyseniz, iyice izah edecek büyük hocalarımıza müracaat edin.

Ben, her yeri, her kesi biliyorum. Aramızda şu tırpana takılmamasını istediğim, kendilerini düzelteceğini ümit ettiğim kardeşlerim var. Lakin bakıyorum da hala en temel sorunlardan birinin, hanımlara danışarak karar almak, iş yapmak olduğunun farkında değiller.

Bakın Bursa’da da bunca zamandır hala sorunlar çözülemedi. Bu hususta da verdiğim pek çok mücadele heba oldu. Sebebi ne? Pek çok sebebi var ama en başta gelen sebeplerden birisi samimi olan kardeşlerimizin aile/hanım baskısı altında ezilmesi ve gerekli dik duruşu sergilememesi.

Muhterem büyüğümüzün hem kendini hem cemaatimizi çok büyük sıkıntılara düşüren hataları bunca senedir yapmasının, şimdi en sert şekilde ikaz edilme kısmına geçildiği halde titreyip kendine gelememesinin en temel sebeplerinden biri de annesine ve hanımına tabi olması… Bu, ölümcül bir hata… Bütün sistemi, dengeyi alt üst edecek ve gerçek bir idarecinin asla yapmayacağı bir hata…

Annesi de hanımı da gönülleri cemaatimiz içindeki münafıklardan yana olan kişiler. Şu taşınmaz yükü taşırken kendisine destek olmak ve kendisini hayra yönlendirmek yerine, kasıtlı şekilde şerre yönlendirdiler. Hala da bunu yapıyorlar. Zarar ziyan umurlarında değil. Bu nedenle de büyüğümüz bunca yıldır elindeki gücü/tasarrufu/imkanları kullanamıyor. Zorlanmadan dakika içinde yapabileceği bir hamleyi, seneler geçse de yapamıyor. Gözünde devleşiyor.

Kendinizi ve aile fertlerinizi dünyevi ve uhrevi felaketlere sürüklemek istemiyorsanız, kadınları böyle hususlarda dinlemeyip derhal dik durun. Kadınlarınızın gıybet etmesine, fitne çıkartmasına, sizleri ellerinde oynatmasına mani olun.

Ayrıca panik yapmayın. Her şey kontrolüm altında. Cemaatimize bir zarar gelmemesine kilitleneceğiz, bu uğurda devleşeceğiz ama… Herkes de müstahakını bulacak ve buna mani olmaya kalkmayacağız. Herkese yeterince mühlet verildi, herkes yeterince ikaz edildi ve bundan sonra merhamette aşırı gitmeyeceğiz. Büyüğümüz ve aile fertlerine bir ya da birkaç büyük sıkıntı gelmesi halinde bile yaşananlara müdahale etmeyeceğiz. Evet, dikkat edin, müdahale etmeyeceğiz ve hatta üzülmeyeceğiz.

Hele o hizmet ehli, hocaefendi, hocahanım bilinen münafık takımının başına her ne gelirse gelsin umurumuzda bile olmayacak. Şükür secdeleri yapacağız. “İşte gün bu gündür. İşte bu kadar da büyük hayırlı gelişmeler oluyor. Bunca senedir başımıza sıkıntı olan, hizmetlerimizi aksatan münafık takımı temizleniyor.” deyip şükürler edeceğiz.

Herkes bu hassas çizgide dursun. Kimse ne gevşek kalsın ne de aşırı gitsin. Hiçbirimizin hiçbir kısımda/safhada nefsi tavırları olmayacak. Büyüğümüz, halen büyüğümüzdür ve bir süre daha öyle kalacak. Çift başlılık olmayacak. İstesem şu anda bile vazifeyi devir alırım ve kimse buna mani olamaz ama önce herkes ettiğini bulmaya, görmeye başlayacak. Bazı ibretlik haller yaşanacak. Ayrıca bu süreç samimi Süleymanlılar için bir imtihan süreci olacak.

Her şeyi planlayanlar, kontrol edenler, yönlendirenler var. Bir Divan-ı Salihin var. Başımızda Hz. Üstazımız (k.s.) var ve ben de üzerime yüklenen kısmını taşıyor, gerekenleri yapıyorum. Kemal Bey Ağabeyimiz de Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz de ruhaniyetleri ile bu hizmetin hala başındalar ve kıyamet sabahına kadar da bu böyle olacak. Samimi kalıp doğru/isabetli kararlar alıp bu süreçte üzerine düşenleri yapanlar, korkmayanlar, geri durmayanlar hakkında endişeye mahal yok.

Mehmet Fahri Sertkaya – http://www.mfs.tv

Bu yazıyı bütün Süleymanlılar okumalı

Büyük tırpan/temizlik geliyor. Ben yazıyorum, herkes duymuş olsun da sonra herkes kendi kararını verir.

Muhterem büyüğümüz idareye geçtiği gün “Başımıza Allah’ın kılıçlarından bir kılıç geçecek” demişti ve yıllardır bu sözünü duymayan kalmadı gibi…

Yaklaşık bir senedir de ben de cemaatimizin başına getirileceğimi en açık şekilde ifade ettim. Üzerine geçen süre içinde de büyüğümüz başta olmak üzere, cemaatimiz içindeki hiçbir gerçek hizmet ehli tarafından bu hususta yalanlanmadım ve aksi karşılık görmedim.

10 yıldan fazla bir süredir gecemi gündüzüme katarak, çok ağır bedeller ödeyerek Türkiye’de ve dünyada, ilmi, tarihi, siyasi sahalarda sessiz bir devrim gerçekleşmesini sağladım. Ne söylediysem hep gerçek oldu ve oluyor. Bu güne kadar dost düşman herkes benim sözlerime asla yalan karışmadığını ve asla dünyevi bir niyetle mücadele vermediğimi biliyorlar. Hiçbir zaman makam, rütbe, para, mal, itibar peşinde koşmadım. Sayfalarımdaki lüzumsuz/samimiyetsiz kalabalıkları nasıl topluca kovduğumu cümle alem bilir.

Üzerimde hz. Üstazımızın himmetleri olmadan buralara kadar gelebilmem, bu hizmetleri yapabilmem asla mümkün olamazdı. Gerçekleşeceğini haber verdiğim birkaç husus zamanında gerçekleşmedi, ötelendi… Çünkü cemaatimin merkezi, benimle eş zamanlı olarak yapması gereken pek çok hamleyi yapmadı.

Merkezimize yakın olan bütün samimimi kardeşlerimizin yıllardır bildiği, gördüğü, üzüldüğü bir hal var. İyi niyetinden ve samimiyetinden hiç şüphe etmediğimiz muhterem büyüğümüz, üzerine düşen pek çok vazifeyi yapmakta ya çok geri durdu, ağırdan aldı ya da tamamen geri durdu, hiçbir şey yapmadı. Yıllar geçtikçe bunlar düzeleceğine arttı ve halen artıyor. Dar zamanda bu ağır yükü sırtlanarak kendini paralarcasına mücadele etti ama işte imtihan dünyası ve gücü bu kadarına yetti.

Son günlerde yazdığım birkaç yazıya denk gelenler, zaten cemaatimizin bütün kısımlarında ve hatta merkezde en tepeye kadar ciddi sorunlar olduğunu ve artık buna daha fazla tahammül edilmeyeceğini anladılar. Bunca yıldır “Zahirde başımızda kim olursa olsun, aslında bizi Divan-ı Salihin yönetiyor.” dedim durdum. Hatta bunu en çok da içimizdeki münafıklar muhterem büyüğümüzün idareye geçmesine mani olmak istediklerinde, kendisine çok büyük destekler verdiğimde tekrar ettim.

İşte o Divan-ı Salihinde, beklenen karar artık alındı. Muhterem büyüğümüz, her ne kadar iyi niyetli olursa olsun, yaşanan pek çok sorundan mesul görüldü ve vazifeden alınmasına karar verildi.

Bu yazdıklarım içimizdeki münafıkları kudurtacak. Buna şüphem yok. Bunun hep böyle olduğunu on yıldır benimle birlikte bütün takipçilerim/kardeşlerim gördüler, duydular, yaşadılar. Her seferinde o münafıkların nasıl köşeye sıkıştıklarını, karşıma çıkamadıklarını, rezil olup kaldıklarını da gördüler. Ne yazık ki merkezimiz, bu kadar çaresiz hallere düşürdüğüm anlarda bile, sadece isimlerini geçirdiklerimi bile yasaklamadı, uzaklaştırmadı. Bu yola zarar vermeleri, benim hizmetlerime büyük zararlar vermeleri, bana iftiralar atmaları, içimizdeki ve dışımızdaki düşmanlara çalışmaları, yanlarına senelerdir kâr kaldı. Büyüğümüzün bu şartlarda bile kendilerini uzaklaştırmamasına bu münafıklar kendileri bile çok şaşırdılar. Şimdi yukarıda yazdıklarımı olmadık manalara da çekecekler. Sesli olarak ve özetle anlatılsa bile, on sene içinde yaşananlar onlarca saatimizi alır ve dinleyen bütün samimi kardeşlerimizin canı acır. “Bu kadar mı oldu, bu kadar mı hatalı kararlar alındı” derler.

Ben, çok çok yakın zamanda gelecek tırpanda samimi/gerçek Süleymanlı evlatları sıkıntı yaşamasınlar diye, işte yine böyle açıkça yazarak kendimi sıkıntıya atıyorum. Şimşekleri üzerime çekiyorum. Bunun aksini yapabilecek gücüm de var ve öyle yapmak benim için çok daha kolay olurdu. Her şey olur, yaşanır ve ben son kısmında üzerime düşenleri yapardım.

Lakin kendimi sıkıntıya atarak açıkça önden yazıyorum ki çok yakın zamanda büyüğümüzün başına çok büyük sıkıntılar gelecek. Meydan hareketlenecek, çatlak sesler çıkacak. Her şeyin çok güzel ve ayarında olması için meydanın karışmasına, sonra iyice bir temizlenmesine izin vereceğiz. Ben, teşkilatım ve cemaatimiz içindeki gerçek Süleymanlılar, gerçekten rabıta yapanlar, maneviyatını istenen halde tutanlar, hususiyle de üstazımızın samimi talebeleri, merkezimize yakın samimi/meşhur hoca efendiler zaten bu yazdıklarımdan ve daha fazlasından haberdarlar. Tamamı benimle birlikte yol alacaklar. Çünkü Divan-ı Salihinin kararı bu şekilde.

Bana düşen vazife ise, bu süreçte büyüğümüzün, kendisini hakkında verilen kararlar icabı sıkıntılara düşmesine izin vermek, kendisine ulaşacak zararlara mani olabileceğim halde mani olmamak… Bu süreçte cemaatimize gelebilecek zararlara ise tavizsiz ve en sert şekilde karşılıklar verip mani olmak.

Bunca senedir beni bilenlere, takip edenlere, nasıl hayırlara vesile olduğumu bilenlere bu kadar söz bile fazlaydı. Beni bu yazıyla duyanlar ise kim olduğumu, neler yaşandığını iyice araştırmadan, anlamadan bir karar vermemeliler.

Son sözümüz yine aynı: bu yol sahipsiz değildir. Başımızda zahirde kim olursa olsun, aslında Divan-ı Salihin vardır. Bu divana riyaset eden Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)dir. Kendilerinin sağ yanında devrimizin mürşid-i kamili Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) bulunmaktadır. Ayrıca bu divanda yaşayan velilerden tutun da gafillerin ölü dediği ama ölümsüzlüğe ulaşmış büyük veliler de bulunmaktadır. Kimse karamsarlığa, endişeye, paniğe kapılmasın. Biraz gürültüler çıkacak, sonra ben kılıcımı çekip temizlemeye geçeceğim. Herkes müstahakını bulacak. Bunu rahatlıkla yapabilecek güce ve şartlara sahibim. Bütün dünya karşıma çıkmak istese de karşımda duramazlar.

Öyle ise şimdi karar, imtihan, tırpan, cihad vaktidir.

Mehmet Fahri Sertkaya – http://www.mfs.tv

Süleyman Akbulut da gizli Yahudidir…

Seneler boyunca cemaatimizin Trakya idareciliğini yapmış olan Süleyman Akbulut da bir gizli Yahudidir.

Aynı hain ekibin içindedir. Kendi kızını, gizli bir Yahudi olduğunu çok kesin şekilde bildiği Fatih Ülgen’e gönül rızasıyla vermiş bir kişidir.

Salim Dağ, Yusuf Büyükgöze, Süleyman Akbulut, Hasan Arıkan, Hüseyin Kumaş, Hüsnü Yılmaz diye saymaya başlasak, uzun bir listeyi sıralamak gerekir. Bunların hepsi gizli Yahudi ya da gizli Ermeni kökenli kişiler değiller ama hepsi açıkça hainler. Merhum Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, sağlığında Hüseyin Kumaş’ın yasaklama yazısını bütün teşkilata dağıttırmıştı. Bütün müesseselerimize girmesi, programlara katılması yasaklanmıştı. Bu yasaklama, Akademi Dergisine yapıldığı gibi hileli, metnin üzerinde sonradan oynama yapılmış bir yazı değildi, gerçekti. Merhum büyüğümüz daha fazla tahammül edemez hale gelmişti. Sonra içimizdeki bu hain çete çok baskı yapınca, hizmette aksamalar olmasın, iç fitne çıkmasın, zamanı beklensin, bunların biraz daha mühletleri dolsun diye Hüseyin Kumaş’ı tekrar cemaatimize kabul etmişti.

Merhum büyüğümüz Kemal Bey Ağabeyimizin yasakladığı/uzaklaştırdığı, emirine isyan halinde can veren, cemaatinden tart edilmiş halde can veren, yazdığı kitaplar yalanlarla ve uydurmalarla dolu olan Mehmet Emre’yi, ölüp gitmesinden seneler sonra bile sohbetlerinde öven, yere göğe sığdıramayan Hüseyin Kumaş, bunu aldanarak yapmıyordu, yapmıyor. Kalpler bir… Niyetler bir… Bu, onlarca senedir böyle…

Merhum büyüğümüz Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, Ali Kangel’lere on seneden fazla süre tahammül etmiş, yasaklamalarını ötelemişti. Bu kadar büyük oyunlara karşı oyunlar kurarken, bu kadar fitnelere sabırla mani olmaya çalışırken kendi sıhhatini bozmuştu.

Sultan Abdülhamid Han, kendisi aleyhinde Avrupa basınına sürekli makaleler gönderen ve çok büyük sıkıntılara sebep olan, sekiz dil bilen bir baş belası ve hain Ermeni’yi Saray’a tercüman olarak atamış, iyi de maaş vermiş ve zararını asgariye indirmişti.

Dostuna yakın ol, düşmanına daha yakın…

Allah ihmal etmez, imhal eder yani mühlet verir ama çok sayıda hainin mühletleri artık bitti. Şimdi, cemaatimizdeki temizlik yaşanırken muhterem büyüğümüzü karşısına alacak olan herkes bilsin ki beni karşısına almış olacak. Ben de şuradan yazıyorum ki hepsinin üzerinden geçeceğim. İşte meydan…

Mehmet Fahri Sertkaya

Yusuf Büyükgöze aslında Yahudi kökenli birisi…

Cemaatimiz içinde hemen herkesin duyduğu bildiği Yusuf Büyükgöze aslında Yahudi kökenli bir kişidir.

Cemaatimizin içine sızıp yükselmiş çok sayıdaki hain gizli Yahudilerden biri… Soyadı bile bir kodlama olan Büyük Yusuf, hiçbir zaman bu yolun gerçek bir mensubu olmadı. Yahudilerle, Masonlarla halen bağlantılı. Bu güne kadar binbir türlü zarar ziyana sebep olduğu gibi Akademi Dergisi hakkında uydurma, gerçek dışı bir yasaklama yazısının dağıtılması kısmında, bu alçaklığı yapan hainlerle ittifak halindeydi. Gizli Yahudi Salim Dağ ile de çok yakındı, beraber ihanetler ederlerdi.

Büyüklerimizin emirlerinin cemaatimizin tabanına tam ve doğru manasıyla ulaşmasına hep maniler çıkarttılar, çıkartıyorlar. Ayrıca tabanın vaziyetinin ve meselelerinin büyüklerimize tam ve doğru haliyle aktarılması kısmında da kasten sorunlar çıkartıyorlardı, çıkartıyorlar.

Bunların ihanetlerini, bu yola, bu davaya verdikleri zararları birkaç satırla anlatabilmek mümkün değildir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Münafık Salih Emel de hak ettiği feci hakikati gördü…

Hz. Üstazımızın talebelerinden olmak şerefine ve hizmet etmek şerefine nail olsa da son on yıllarda hep münafıklarla iş tutan, hep merkezimize itaatsizlik eden, hep büyüklerimize zorluklar çıkartan, hep vatana ve dine ihanet eden kişileri, kesimleri, siyasetçileri sevip tutan Salih Emel de öldü ve feci hakikati gördü.

Çukuru derin, azabı elim olsun. Allah onu, onun sevdikleriyle ve yolundan gittikleriyle aynı yere koysun ve halen onu sevenleri de aynı yere koysun. Amin.

Damarlarındaki kana kadar MFS ve Akademi Dergisi düşmanı kesilmişti. Büyüklerimiz hakkında yaptığı gibi benim hakkımda da senelerce atıp tutmuştu. Son birkaç sene ise iftiralar atmaya, alaya almaya, karalamaya, uydurma yasaklama yazılarına sığınmaya müsait bir zemin bile bulamayıp mecburen susmuştu. Büyüklerimiz başta olmak üzere hepimize çok çektirmişti. Hepimizin bildiği o cemaatimiz içindeki önde gelen münafıklarla da arası hiç bozuk değildi. Onlardan rahatsız da değildi. Darısı onların da başına…

Mehmet Fahri Sertkaya

Satürn o kadar büyük değil

Satürn’ü korumak için etrafına kurulan enerji kalkanı, ilk kurulduğunda gözle görülmez haldeydi. Faaliyete geçtikten sonra uzaydaki pek çok gök taşı Satürn’ün çekme kuvvetiyle Satürn’e doğru giderken o enerji kalkanı o gök taşlarını toz duman hale getirdi. Kısa bir süre sonra da enerji kalkanının olduğu/döndüğü yerde tozların verdiği renkler oluştu.

Bu enerji kalkanı ile Satürn’ün gerçek atmosferi arasında çok büyük bir boşluk var. Evet, dünyamızdan çok büyük olsa da Satürn zan edildiği kadar da dev bir gezegen değil.

Geçen sene yazdıklarımdan istifade ile dünya kadar mevzuyu nihayet çözdünüz, bazı mevzuları hala çözemeseniz de bana güvenip inandınız. Pekiyi, haberiniz var mı, Satürn insanları o kadar güçlü enerji kalkanının içinden geçerek dışarı çıkabiliyorlar mı? “Yeter artık, uzay savaşlarından ve uzaydan gelen saldırılardan bıktık. Bir yol bulalım ve ne biz uzaya gidelim ne de uzaydakiler bize gelsinler. Şurada, kendi gezegenimizde huzur içinde yaşayalım” mı dediler?

Ve çalıştınız mı konuyu, başka bir güneş sisteminde yaşayan Ye’cüc ve Me’cüc’ün yani Yeşiller ile Grilerin gezegenlerinin ya da güneş sistemlerinin etrafına hazret-i Zülkarneyn’in çektiği set de böyle bir şey mi?

Teknik çalışmalar ve uzay araçları kullanarak, Satürn’ün etrafındaki suni/yapay enerji kalkanının kaç sene önce yapıldığını bulabilir misiniz? Ya da benzer bir teknikle müdahale ederek o enerji kalkanını çökertebilir misiniz?

Ya Jüpiter’in de Satürn gibi bir hikayesi olduğunu öğrenebildiniz mi?

Ya Satürn’ün onca uydusundan birkaçının tabii/doğal uydular olmadığını, insan eli ile üretilmiş olduklarını çözdünüz mü? Sahi o uyduları yine Satürn gezegenini saldırılardan korumak için mi oralara getirdiler? Evet, evet… Satürn’ün tabii olan uyduları da hep başka başka yerlerden getirildiler. Yoksa hala bunu da mı çözememiştiniz?

Dünya insanlığını daha ne kadar, nereye kadar kandırmayı, ayakta uyutmayı düşünüyorsunuz?

Satürn’ün insanları bize çok benziyorlar. Bizden biraz daha kısacalar. Ortalama boyları 150 cm kadar. Kadınlarının boyları biraz daha kısa. Ten renkleri bizler gibi. Dış görünüşümüz, yüz hatlarımız çok benzeşiyor ve onların biraz gözleri irice… Uzaydaki pek çok insan türünde saç, sakal, tüy hiç yok iken Venüslülerde olduğu gibi Satürnlülerde de var.

Satürn’de nüfus çok yaklaşık 70-80 milyar kadar. Nüfusun çok yaklaşık olarak yarısı Müslüman ve Müslümanların çok yaklaşık yüzde sekseni ehl-i tarik kişiler. Hepsi de son devrin mürşid-i kamili olan Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerine intisap etmişler.

Satürn’de gezegenin idaresi de Müslümanlarda. Hem ileri seviyede zahiri ve batıni ilimlere vakıf olan hem de yaşını almış, tecrübe etmiş kişilerden oluşan bir idari heyet tarafından idare ediliyorlar.

Teknolojisi kontrolsüzce gelişen ve kendi kendini imha eden gezegenleri gördükçe, teknolojinin bir yerden sonra gelişmesini kendi idareleri ile durdurmuşlar, mani olmuşlar. Hala da böyle yapıyorlar.

Satürn’ün o en dış tabakası/atmosferi zan edilen o enerji kalkanından kendileri de nadiren geçiyorlar. Kendilerini korumak niyetiyle uzaydan, diğer alemlerden/gezegenlerden kendilerini epeyi soyutlamışlar. Uzay aracı olan Satürnlülerin kendi kafalarına göre gezegenden çıkıp gitmelerine bile izin vermiyorlar.

Bilim ve teknolojide Merih yani Mars Müslümanları kadar ileride değiller ama bizden çok ilerideler.

Çok kaliteli ve başarılı bir eğitim sistemleri var. Satürn insanları çekirdekten çok iyi yetiştiriliyorlar ve o mükemmel İslam ahlakı ve terbiyesiyle yetişiyorlar. Her zaman kul hakkı, hesap korkusu hakim oluyor ve gezegenleri huzur, emniyet ve saadetle yaşanacak çok güzel bir yer olarak kalıyor.

Verilen bütün ahlaki eğitime ve devlet gücüyle alınan bütün tedbirlere rağmen yine de nefsine uyup şeytanlaşanlara ise ceza kesmekte hiç taviz vermedikleri için kimse kimsenin canını kolay kolay yakamıyor. Gayr-i müslim olanları kişileri dini tercihlerde zorlamıyorlar ve onlara eziyet, zulüm etmiyorlar. Onlara da ahlaklı ve adaletli davranıyorlar. Gezegendeki Müslüman kadınlar da hep tesettürlüler.

Zaten bu kadar medeni, iyi niyetli, Allah’tan korkan insanlar olmasalardı, ellerindeki ileri teknoloji ile dünyamızı işgal etmek ya da sömürmek isteselerdi, perişan olurduk. Dünyamız üzerindeki hayatı tamamen yok etmek isteselerdi, bu bile fazla vakitlerini almazdı.

Satürnlülerin elleri dört parmaklı, evleri az katlı ve mütevazı, çarşı pazarları yüksek teknolojili ve çok temiz…

“Ekmeğe hürmet ediniz. O yerlerin ve göklerin bereketindendir.” Hadis-i Şerifinde de beyan buyrulduğu gibi 18 bin alemde hep ekmek var. Satürn’de ekmek ve çay var. Yolumuzun büyüklerinin tarif ettiği usullerle çay demlemeyi adet edinmişleri çok var. Yolumuza muhabbetleri ve hürmetleri çok büyük.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bundan binlerce sene önce dünyada teknoloji vardı. Şeddad’ın yapay cennetinde elektrik vardı.

Tarih, Kültür, Sanat, Edebiyat, Þiir, Müzik, Dekorasyon, Kitap, Belgesel, Biliþim, Çocuk, Eðitim, Ekonomi, Seyahat, Ropörtaj, Saðlýk, Sinema, Þehir ve Yaþam, Teknoloji, Yemek ve Mutfak, http://www.akademidergisi.com

➥Bundan binlerce sene önce dünyada teknoloji vardı. Şeddad’ın yapay cennetinde elektrik vardı.| Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.)

➥İrem bağının sahibi olan Şeddad ibn-ü Ad, öyle suni bir cennet yaptı ki, hiç bir yerde ve hiç bir belde de onun misli halk olunmadı ve olunmayacak. Rüzgarın bir taraftan esmesi ile ağaçların üzerinde duran kuşlar, diğer tarafta sada veriyormuş. O zaman da elektriğin mevcut olduğu anlaşılıyor. Fenniyatta (bilimde) da muazzam terakki (ilerleme) varmış. Sonra Süleyman (a.s.) zamanında sönmüştür.
|Süleyman Hilmi Tunahan(kuddise sirruh)

İrem Bağı, Hûd Aleyhisselâm zamanında Âd Kavminin reisi olan ve Hûd aleyhisselâma inanmayan Şeddâd bin Âd’ın;

➥ ”Ey Hûd! Senin ilahın o dünyada yaptığı Cennetle öğünürse, ben de bu dünyada bir cennet yapayım ki, onun Cennetinden daha şâhâne olsun!” diyerek dünya servetini dökerek yaptırdığı bir bahçedir.

Grilerin komutanını öldürdüm

Tayyip!

Merkel’i aradın mı? Başsağlığı diledin mi? Acısını paylaştın mı?

Dün gece bir Gri uzaylılardan yetmiş kadarının toplu metafizik saldırısına uğradım. Uykudayken bir anda güçsüz, savunmasız yakalandığımı düşündüler ve çok seçme bir ekiptiler. Ekibime haber vermeyi ve destek almayı düşünmedim bile…

Bir anda tek başıma karşılık verdim ve beyinleri, bir anda duvar kırılıp da çatlar, ayrışır gibi darbeler aldı. Beyinlerinde büyük yanıklar oluştu. Hiç bayılmadan, saniyeler içinde doğrudan öldüler ama komutan hariç. Onu hemen öldürmedim ve biraz konuştum.

“Seni de öldüreceğim şimdi.” dediğimde “Bunu nasıl yaptın” dedi. “Üzerimizde himmet var bizim” dedim ama nasıl anlasın o kafir himmeti… “Ne istiyorsun” dedi, çaresizliğini ve öleceğini anlayınca… Ben de olmayacağını bildiğim halde, gırgıra vurarak “Bana çalışın, bana itaat edin” dedim.

“Ne istiyorsun, ciddi söyle” deyince “Hepinizin bu dünyadan çekip gitmesini ve bizleri rahat bırakmasını ya da birinizi bile sağ bırakmamayı istiyorum” dedim.

Arada başka kısa konuşmalar da oldu.

“Bize çok fazla zarar verdin” dedi. “Ben kimseye zarar vermedim. Bana zarar vermeseydiniz, sizinle uğraşmazdım. Kaç adamın öldü” dedim. “20 binden fazla işe yarar adamımı kaybettim” deyince şöyle söyledim “Ben cinlere de sizlere de kaç kere söyledim. Benim ve teşkilatımın üzerine gelmeyin. Metafizik saldırı da yapmayın dedim”

Sonra “Artık ölmenin vakti geldi” dedim ve saniyeler içinde öldürücü bir metafizik darbe vurdum. Yaralı ama kurtarılamaz bir halde bıraktım ve kısa süre sonra ibret-i alem olarak, etrafına korku salarak öldü.

Bu komutan hiyerarşik sistemde aslında Merkel’in bile üzerinde ama istisnai haller var ve Merkel rolündeki Gri uzaylıya itaat ediyordu. Bu komutan, dünyadaki Grilerin en yüksek rütbeli komutanlarından biriydi ve yanındaki kurmayları da çok önemli, yüksek rütbeli kişilerdi. Bu saldırıyı yapmalarını Merkel rolündeki uzaylı istedi.

Mehmet Fahri Sertkaya