Etiket arşivi: Hasan Arıkan
Biyonik robotunu yapamadılar
Büyük münafık Hasan Arıkan sürekli olarak çarpıldıkça, kendisiyle beraber ailesinden başka münafıklar da çarpıldıkça, adım adım ölüme yaklaştıklarında, uzaylı taraflar buradaki dengeyi de korumak istediler. Aralarından Hasan Arıkan’ın oyundan düşmesini istemediler. Hasan Arıkan ölmeden önce onun biyonik robotunu yapmak ve yerine geçmek istediler. Lakin yapamadılar. On bin ya da otuz bin sene ileri bilim ve teknoloji sahibi olsalar da bir yere kadar. Öyle her istedikleri kişinin biyonik robotunu yapamıyorlar.
Bir insan ileri yaşlarda ve çokça hasta ise, o halinde iken ondan numuneler alarak, hücrelerini/dokularını çoğaltarak biyonik robotlar yapmak, çok sorun yaşatıyor. Çünkü biyonik robotun da hasta olması, aynı hastalığı yaşaması/taşıması, biyonik robotun da ihtiyar gibi davranması gerekiyor.
Ayrıca bazı insanların hafızalarını kopyalayamıyorlar. Hafızaya ulaşmakta sorunlar yaşıyorlar. Bu da her şeyi bitiriyor.
En kaliteli ve iyi çalışır halde bir biyonik robot yapılsa ama kişinin hafızası alınamasa ve biyonik robota aktarılamasa, bir faydası olmuyor. Biyonik robot kullanılamıyor. Çünkü, hafıza aktarılamamış biyonik robotu kullansalar, oğlunu, eşini, arkadaşlarını, varsa gizlice paslaştığı kişiler yerince tanıyamayan, bilemeyen, onlara dair hatıralara ulaşamayan, ne konuşacağını, nasıl kararlar alacağını bilemeyen bir robot olarak ortada kalıyor.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
Tedirgin olsunlar biraz
Selamün Aleyküm Hocam,
Bu gun öğleden sonra sekreteryamiz aradı Aksam 18:30’da idarecimiz benimle konusacakmis dedi.
Gittim.
Ses kaydı alabilirmiyim dedim sizin ifade ettiğiniz gibi, hayır olmaz dedi.
Konuya girdik ben sorun dediğiniz herseyi sordum o cevapladı ama hicbirseyin cevabini alamadım.
Hep kaçamak cümleler kurdu.
Bende o zaman Mfs hakli akademide ki idaalara cevap verilmiyorsa, susturulmuyorsa dava ile vs. Demekki haklılar aksi bir durumda engel olunurdu varsa kanitiniz, cevabınız yazın soyleyin biz size inanalım, ama yok Hocam verilecek cevapları yok.
Dedim madem cevap yok bu haldeki bir merkeze itaat etmiyorum.
O diyemedi ama ben dedim Siz beni hz. Ustazimizin müesseselerine girmeye engelleyemezsiniz, ben hizmetime devam ederim hatim, ve sohbetlere devam edecem hocalarımız çağırsa’da giderim.
Hicbirsey diyemedi.
Topu taca atmaya calisti hep ama dedim ben size sordum sizde mesulsunuz, bana dedi git elazig da bölge idarecisine sor, dedim benim idarecim sizsiniz siz gidip sorun.
Yasaklama yazilari konusu geçince,
Merkezdeki münafıkların işiydi, yazilara parantez açıp akademi dergisi url lerim eklendi dedim, hatta bir süre mail ile bilgi gönderilmesi yasaklandı dedim, yine cevap yok.
Hasan Arıkan, huseyin kumaş onlardan bahsettim buyugumuze cok sorun çıkartmışlar di ses kayıtları ve yayınlar duruyor dedim,
Bana diyor sen sorup sen cevap veriyorsun zaten, dedim biz sizden cevap bekliyoruz, ama yok
Neden sürüldünüz dedim eski yerinizden, güldü kim söyledi dedi. Biliyoruz dedim, cevap vermedi.
Hz üstazimiz sizden daha iyi hizmet eden varsa vazifenizi devredin asıl vatanseverlik budur buyurmuş, siz yapamıyorsunuz, bırakmak zorundasınız, dedim.
Kim gelecek dedi. Benden iyi yapacak kişi kim dedi, Mehmet Fahri Sertkaya mı dedi ve gülerek sordu. Orasını ben bilemem dedim onu siz bileceksiniz, yapamıyorsunuz bari bırakın
Kac ihvan ve talebe kazandırdın dedi.
Getirdiklerime sizin hain baş hocahanım sahip çıkmadı, ayrıldılar dedim. O hocahanım kaç ahavat, hocahanım, talebenin ayrılmasına sebeb oldu, neden göndermiyorsunuz dedim, onun hain olduğunu bilmeyen mi kaldı?
Sırıttı insanca cevap veremedi.
Karşımda o kadar aciz kaldı ki ben evde cocuğumu bu kadar azarlamadım, adamda kızaracak yüz yok, cok üstüne gittim elle tutulur cevap veremedi, karşımda eridi resmen.
Dedim, hata yapan babam olsa yine cevabım ve tavrım aynı olurdu.
Benim vazifem burda hizmet etmek, Akademiyi bilmiyorum dedi, dedim burda hizmet ediyorum demekle, kendinizi kenara çekip benle alakası yok beni ilgilendirmez tavırları takınmakla sorumluluk kalkmaz.
Bir de konuşurken, gözlerinde tedirginlik, korku, şaşkınlık gördüm, sürekli saçını eliyle tarar gibi yapıp durdu. Siz daha iyi bilirsiniz bu piskolojik hareket tavrını…
Çıkarken de, ben herkese bunları anlatmaya devam edeceğim dedim, hiç hoşuna gitmese de bir şey diyemedi.
Boşuna gitmiş oldum ama iyi oldu, tedirgin olsunlar biraz.





V.a.s.
Sordun mu ona “Sen de cemaatimiz içine sızmış gizli ermeni, gizli yahudi, mason ve kara paracılardan biri misin?” diye? Oraya kadar soracaksınız.
Dimdik duracak ve soracaksınız. Nerede tuhaf, sorunlu bir kararlarını, yönlendirmelerini görseniz, işte karşılarına böyle Allah için çıkacak ve dik duracaksınız. Bu hak yol, bir aile şirketi değil. Bu hak yol, üç beş tane omurgasız sürüngen kriptonun ele geçirebileceği, onlar üzerinden mason tarikatının ve MİT’in ele geçirebileceği ve kara para işlerine bile kullanabileceği bir yol, bir teşkilat değil.
Senin şahit olduğun ve anlattığının haricinde bana ulaşan istihbarat da var. Senin gizlice ses kaydı yaptığından çok endişeliler. Korkuları had safhada… İfşa olduklarına emin oldular. Bunun bir anda nasıl olduğunu anlayamadılar. Ne yapacaklarını bilemez haldeler. Bir yandan bu haldeler bir yandan da konuşurken “Her yerde biz varız, mfs bize bir şey yapamaz” deyip birbirlerini teselli ediyorlar. Daha doğrusu birbirlerini kandırıyorlar. Senin hakkında iftira, karalama yapmayı konuştular. “Benden bilmesin ama bu adamın rahat ettiğini de görmeyeyim buralarda” tarzında konuşuyor o kara paracı, hain, münafık, sefil mahluk…
Alihan Kuriş de konudan haberdar edildi. Alihan da çok penikledi. Kardeşlerimiz böyle duruş sergilemeyi artırırsa ne yapacaklarını bilemez halde… Eminim korkudan yine titremiştir. Zaten o derece korkak ve vur kafasına, al elindekini bir model o… Başka sebepleri de var ama ayağının kaymasında bir annesi, iki bu korkaklığı büyük rol oynadı. Çok az kaldı, taban her şeyi duyup sarsıldı. İstediğim buydu ve bundan sonrasında tartışmalar, anlaşmazlıklar hiç bitmeyecek. Biraz daha tansiyon yükselip herkes her şeyi iyice kabullenecek gibi olduğunda ben çok sayıda somut delili peş peşe paylaşacağım. Artık bunlarla beraber MİT de mason tarikatı da gizli ermeni ve yahudi çeteleri de mi yıkılıyor, ülke mi karışıyor, ne olacaksa olacak. Zaten siyasi sahada da buna proğramlamışım her şeyi… Heriflere doğru düzgün laf anlatıyorum, ikaz ediyor, mühlet veriyorum ama hala aynı şeytanlıklara devam edebilmeyi deniyorlar. Kendi tercihleri… Bizim bunlara bırakacak tarikatımız da vatanımız da devletimiz de yok.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
O idareciye beni de sor açıkça…
O idareciye beni de sor açıkça… Ses ya da görüntü kaydı al. İzin vermezse de sor, üzerine git. Hakkımda ne söylerse, delil, ispat da sor. Daha önceki vazife yerinden neden sürüldüğünü de sor. Hiç çekinmeyeceksiniz, hz. Ömer’e halifeliği zamanında Allah için hesap soran sahabi gibi duracaksınız. Yanlışları sineye çekmeyeceksiniz, yanlış adamları aranızda tutmayacaksınız. Hep dediğim gibi, icabı halinde hemen savcılıklara ya da en yakın karakollara gidip şikayet edeceksiniz. Yargılanmalarını isteyeceksiniz.






Mehmet Fahri Sertkaya
İşte bunlar hep sinyale girenler…
Çingene kökenli olan ve simasından da bu kökleri çok net şekilde görülebilen Hasan Arıkan’ın soyunu, bağlantılarını araştırdınız mı? Şu “Baysal” dikkatinizi çekmeyecek mi? Hala gözlerinizi açmayacak mısınız ve araştırıp soruşturmayacak mısınız? Her şeyi Akademi Dergisinden mi bekleyeceksiniz?
Ya şu “Bizim cenazelerimize toplamda yirmi bin insan katıldı yaaaa… Aslındaaaa korona olmasaydı siz görürdünüüzzzz.” tavrına ne diyeceksiniz?

Mehmet Fahri Sertkaya
Köprüden önceki son çıkışta
Seyfeddin Alkan da köprüden önceki son çıkışta… Bu defa da sarsılıp kendine gelmezse, münafıklığı, hainliği, yiyiciliği açık kişilerin hepsiyle arasına mesafe koymazsa, şu kritik anda durması icap ettiği gibi dimdik durmazsa ve tevbe edip geri dönmezse, büyüklerimiz onu da çarpacaklar. Mühleti dolmak üzere…
Buldozerle ezer geçer gibi bir temizlik yapılıyorken, hiç kimseye ayrıcalık tanınmaz. Her kes kalbinin halini, niyetini, kimlerle oturup kalktığını, kimlere muhabbet duyduğunu gözden geçirmeli.
Cemaatimizin, milletimizin, vatanımızın, ümmetimizin bu kadar vahim sorunları varken, bu ilmi, yaşı ve tecrübesiyle kendisi konuşmayacak da kim konuşacak. Kimi beklemektedir. Gerçek yüzü meydana çıkartıldıkça susmaktan ve büyüler yapıp yaptırmaktan başka hiçbir şey yapamayan Alihan Kuriş’e ne zaman tavır alacakmış. Alihan Kuriş’in iplerini elinde tutarak onu oynatan annesi Gülderen Kuriş’in karşısında hakkı ne zaman haykıracakmış. “Siz bu hak ve büyük yolu yıkamaz ya da durduramaz ya da bölemezsiniz. İyice haddi aştınız. Tokadı yersiniz, çarpılırsınız. Biz de meydanı sizin gibi muzırlara bırakmayız.” diye ne zaman diyecekmiş.
Merhum büyüğümüzün uzaklaştırdığı Hüseyin Kumaş’la, onun gibi biri olan ve yenice çarpılıp ölen Hasan Arıkan’la ve daha yüzlercesiyle ne zaman Allah için mücadele etmiş ya da ne zaman edecekmiş.
Bu kadar sessizliğin, tepkisizliğin, hayırlı işlerden ve kişilerden bu kadar geri durmanın, şerli kişilerle ve işlerle bu kadar yakın olmanın bir izahı olmalı ya da buna büyüklerimizin vereceği bir karşılık olmalı.
Bu kadar ilerlemiş yaşında yüzünün hep bu kadar gergin, tavırlarının hep bu kadar soğuk, itici ve öfkeli olmasının sarsıcı bir izahı da olmalı. Samimi kardeşlerimiz de gözlerini bu hususlarda iyice açmalı.









Seyfettin Alkan’a da sormak lazım
Şu resimlere, Mehmet Yetkin’i hiç tanımıyormuş, hakkında hiçbir şey bilmiyormuş gibi nötr kalarak bir iki dakika bakın. Allah için samimi olmaya ve nefsinizi karıştırmamaya çalışın.
İç açıcı mı? İnsana güven veren, nur yüzlü, temiz yüzlü, vakur, iç rahatlatan bir hali var mı?
Onu ilk duyduğunuzda ya da gördüğünüzde size “Cemaatimizin mensubu meşhur hocaefendilerden biri. İlahileri, kasideleri ve mevlid-i şerifi çok güzel okur” diye tanıtılmasa, şu hallerine bakarak ne düşünürsünüz?
Mehmet Yetkin Ermeni kökenli birisiydi. Hayatında gerçekten müslüman olduğu zamanlar var mıdır, bunu Allah bilir ama hayatının son on yıllarında müslüman olup olmadığı değil, insan olup olmadığı tartışılırdı. Kendisini tanırdım. Çok defa aynı meclislerde/müesseselerde bulundum. Hatta aynı hatim halkalarında oturduk. Kendisiyle yan yana geldiğimizde diken üstünde oturuyormuş gibi olurdu. Bir de konuşmaya başladığım zaman daha da kötü olurdu. Enerjilerimiz o kadar çakışırdı. Buna rağmen yüzüme güler “Talha kardeş” diye hitap ederdi. Sözde hizmet ettiği müessesemizde onu gerçekten seven ve candan bir şekilde ona hürmet eden tek kişi bile görememiştim. Bizim gibilerin zaten bu hali anlaması en fazla on dakikasını alır. Lakin ben onunla çok defa denk geldim. Arasının en sıkı olduğu kişiler bile, onu aslında idare ederlerdi ve bazıları onu bana şikayet ederlerdi.
Mehmet Yetkin, nerede temiz yüzlü, güzel ahlaklı, samimi ve güvenilir bir gerçek Süleymanlı görse, onun ayağını kaydırmaya ve müesseselerimizden/yolumuzdan uzaklaştırmaya çalışırdı. Bir yandan yüzüme gülüp “kardeş” diye hitap ederken, bir yandan da o genç yaşımda ve çok zorda olduğum şartlarda bana da aynı muameleyi yapardı.
Çok büyük imtihanların ve sıkıntıların içinde olduğum ve bir an bile samimiyetten ayrılmayıp bir Süleymanlı evladına yakışacak şekilde dimdik durduğum o anlarda, kardeşimiz ve hocaefendi olarak bilinen bir şahsın, neden öyle tavırlar sergilediğini hiç anlayamadım. Bir saniyeliğine bile kendisine ısınamadım, muhabbet besleyemedim. O zamanda, onun ve çevresindeki onun gibi olanların karşısına geçecek ve mücadele edecek şartlar içinde değilim. Gün geldi, Mehmet Yetkin’in de GBT’sini çıkarttırdım, sorun ne imiş anladım ve “İşte bu, belliydi” dedim.
Hayatının son on yıllarında hiç terk etmeden yaptığı pis işlerden biri, samimi kardeşlerimize, talebelerimize ve hocaefendilere büyüler yapmak ve yaptırmaktı. Bu sahada paslaştığı pek çok kişi de sözde yolumuzun mensubu olan ve sözde hizmet ehli hocaefendilerdi. Bunların çoğu kripto kökenli kişiler. Cemaatimizin dahilinde ve haricinde geniş bir üfürükçü takımıyla paslaşırdı.
Paraya tek kelimeyle tapardı. Etrafındaki çok kişi bu halini bilirdi. O kadar çok içerdi ki rahatsızlıklarının bir kısmı çok içmekten hasıl olmuştu. Zaten bir kısmı da aşırı yemekten. Mehmet Yetkin denince akla nura, temizliğe, dürüstlüğe, insanlığa, iyiliğe, dinimize ve kardeşlerimize sinsizce düşman, alemcilere, münafıklara, yiyicilere, hainlere, şeytanlaşmışlara, namussuzlara gizlice dost bir kişi gelir.




Bunları sadece ben bilmiyorum, çok yüksek sayıda samimi kardeşimiz biliyor. Şahit olanlar çok. Az kaldı, zamanı gelecek, ben hepsini tek tek konuşturacağım. Kimliklerini gizlemeden videolu paylaşımlarda dahi konuşacaklar.
Mehmet’in bu derece hainliğini, alçaklığını, yiyiciliğini, ahlaksızlığını ve İslam’a düşmanlığını en iyi bilenlerden biri de Seyfettin Alkan… Ona da bir sormak lazım “Sen böyle bir adama onlarca sene nasıl tahammül ettin, neden aranızda husumet oluşmadı, neden enerjileriniz çakışmadı? Ne zaman Mehmet’i sert tenkit ettin ve Allah için ona tavır sergiledin? Ne zaman onun ve onun gibilerin hainliklerini ve zararlarını bertaraf etmek istedin? Neden böyle kişiler seninle arayı açmadılar? Neden sen Mehmet’in cenaze namazına gittin? Neden orada bu şahsı muteber biri gibi gösterecek tarzda konuştun? Hiç mi Allah’tan korkmadın? Milyonlarca mensubu bulunan bu yolda, birileri çıkar, bir gün bu oyunları bozar diye düşünmedin mi? Allah var, piran, hesap var, azap var, hiç titremedin mi?”


-Seyfettin Alkanı size soracaktım da çekindim yazmaya, akademinin Facebook zamaninda size karsi durmamıştı yanlis hatirlamiyor isem, Halil akdere mevzularinda, ama hızlıca yuzu yaşlandi burustu, bir videoda gordum tanıyamadım nerdeyse, uzunca görmemiştim.
Hz. Ustazimizi dunya gözü ile görüp önünde diz çöküp ilim okuyan kisiler boyle çıkması hele hele Seyfettin Alkan olması beklemiyordum hasan arikana bu kadar şasirmamistik.
Mehmet yetkinde bilmiyordum bu yönünü istanbulda kursta ondan söz açıldı hocamız youtubede onun bir videosunu buldu turk sinemasinda bir sahnede mevlidi serif okuyordu inanamadım.
+Mensubu bulunduğu gizli ermeni çeteleri sayesinde oynadı o filmde… Şu cemaatimizin içindeki kriptolara, münafıklara dair daha çok sarsıcı gerçekler var. Hepsinin meydana çıkma vakti geliyor. Duydukça daha çok sarsılacaksınız
Seyfettin Alkan
-Selamün aleyküm kıymetli hocam. Bundan 2 buçuk 3 sene kadar evvel di. Maltepedeki düğün salonunda Seyfettin Alkan ile karşılaştık. Mescid çıkışında. Ben 2 yaşındaki oğlumla tam girecekken kendisi çıkışta ayakkabılarını giyiyordu. Hamdolsun dedim içimden evladimin saçını bir büyüğümüz okşar ve dua etmiş olur dedim. O anda ondan ve bizden başka hiç kimse olmamasına rağmen ne çocuğun ne benim yüzümüze bile bakmadı. O mağrur yüzünü dikti, asik bir suratla çekti gitti. Çok şaşırdım ozamanlar. Konusu gelince hatırladım tekrar. Ne diyorsanız doğrudur.
+v.a.s.
Maalesef, bunun misali çok hadise, çok şahitlikler var. Samimi kardeşlerimizi insandan/adamdan saymaz olmuşlar. Hazretimizin emanetlerini bizlere aktaramadılar. Dünyanın türlü fitnelerine kapılıp savruldular. Parası olmayanı muhatap almıyorlar. Sohbetlerde neler anlatıp öğretiyorlarsa, hep aksini yapmışlar, yapıyorlar.
-Bize zamanında çok tuhaf gelen her şeyin demek ki bir izahı var. Ve böyle böyle sizin sayenizde öğreniyoruz. Allah razı olsun
+Amin. Cümlemizden
Çok daha büyük şoklara, sarsılmalara da hazır olun.
-Bekliyorum hocam
Mehmet Fahri Sertkaya
Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur

Cemaatimizin en önde gelen münafıklarından biri olan Hasan Arıkan da çarpılmış, alemi değişmiş ve hakikati görmüştür. Darısı kalan münafıkların başına…
Cehennemine yol almadan önce, yıllardır aleyhinde yaptığım yazılı ve sesli onca yayından birine olsun cevap vermeyi deneseydi ya da hiç değilse hukuk yolunu tercih edip davacı olabilseydi keşke… Keşke aldanıyor olsaydık ve bu kadar rezillikleri yapmış, yaşamış, sonunda takla atıp en rezil şekilde sonsuz aleme gitmiş olmasaydı.
Neyse, onun hesabı ödemeye gitmesi, bu alemde mevzunun kapanması demek değil. O burada olmasa da gerçek yüzünü en müşahhas/somut surette gözler önüne seren daha neler neler çıkacak meydana…
Şıracının şahidi, bozacı…
Kaç senedir, şu alçak münafık Zeki Çalışkan’ın gerçek yüzünü yazıyorum ve neleri neleri meydana çıkarttım da kendisi avukat olmasına rağmen susuyor. Kendisi haricinde, ortağı olduğu avukatlık ofisindeki otuz kişinin pisliklerini de art arda meydana döktüm ve yıllar geçti. Otuzu da susuyor. Ne kendini yazılı, sözlü savunabilen var ne hukuk yoluna gidebilen…
İşte böyle bir Zeki Çalışkan’ın… Münafık, dolandırıcı, misyoner, kara paracı, vatan haini bir Zeki Çalışkan’ın ve etrafında toplanmış benzeri münafıkların hemen Hasan Arıkan’a dair taziye mesajları paylaşmaları ve Hasan Arıkan’ı hayırla anmaları, hakiki Süleymanlıların her şeyi anlamasına yeter. Lakin…
Bu kadarla sınırlı bırakmadım. Ben münafık Hasan Arıkan’ın son yıllarda damarına damarına bastım. Onu mindere çektim. Öyle bir gürültü çıkarttım ki duymayan kimse kalmadı. O ne yaptı? Yakın çevresi ne yaptı? Merkezimiz ne yaptı? Bütün münafıkların yaptığını… Şimdilerde Alihan Kuriş’in de yaptığını… Sustu, sustular, susuyorlar. Başka da bir şey yapamazlar, çünkü topluca suç üstü oldular.
Meydana çıkartılmış bunca hakikata rağmen, sağda solda “Üstazımızın talebesine neler deniyor, olur mu hiç” şeklinde tepki gösteren herkesi aynı listeye yazabilirsiniz. Bu dünyada üstazların talebeleri değil, bazı peygamberlerin ashabı, evlatları ve hanımları bile tepetaklak gittiler.
Mehmet Fahri Sertkaya
Çok kötü şeyler olacak, çok daha kötü…
Bu bir şey değil. Bu bir başlangıç.
Öyle uzun uzun yazacak değilim. Zaten bir süredir yazılması gerekenleri yazmıştım. Sağda solda, her yerde bulunabiliyor bu yazılarım. Zaten elden ele de atıldı, dağıtıldı ve herkes okudu, anladı. Dediğim gibi oluyor ve şu cemaatimiz münafıklardan temizleniyor.
Önce kardeşi Mehmet Arıkan çarpıldı ve korona deyip gömdüler. Sonra karısı çarpıldı ve onu da korona deyip gömüp geçecekler. Arada başkaları da çarpıldı ve gömüp geçtiler. Ahmet Aygın’ın çarpılıp ölmesi karşısında zaten şok geçirdiler. Onun şoku geçmeden, üstüne kimler kimler çarpılıp cehennemine gidiyor. Daha önce bu gibi ikaz yazılarımı fantastik ya da deli saçması gibi görmek isteyen münafıkların korku dolu kalp atışları artık Mason teşkilatının bütün localarından duyuluyor. Daha bunların bir çoğu bilmiyor ki Ahmet Özbursa bile çarpılarak öldü. O ne şerli bir münafık, nasıl bir numaracı ve bir büyücüydü.
Şu sıralarda Hasan Arıkan ise hastahanede ve anladığım kadarıyla ona son bir şans daha verilecek, nasıl davranacağına bakılacak ve sonra ona göre muamele edilecek. Üstazımız daha pek çok kişiyi çarpacak. Alihan Kuriş’i de üstazımızın çarptığını, şeklinin kaydığını, öldürülmeyip ibret-i alem olarak meydanda bırakıldığını hep beraber göreceğiz.
Üç beş tane kripto yahudi, gizli ermeni, mason, bilmem ne bela tipler, cemaatimizin haricindeki hain ve insanlık düşmanı kişilerle, teşkilatlarla, en çok da mason teşkilatıyla paslaşıyorlar diye, kendilerini ne zan ederler, ölümsüz mü zan ederler, etten kemikten değil de çelikten mi zan ederler, ben bir türlü anlayamam. Akıl alır şey değil, topraktan yaratılmış ve fani olan insanların bu derece şeytanlaşmaları ve hiç ölmeyeceklermiş gibi, sonlarını düşünmeden ahmakça işlere kalkışmaları. Lakin haram yiye yiye nefisleri canavar gibi kuvvetli olmuş ve nefislerini bir anlığına bile yenemez, durduramaz olmuşlar. Adları gibi kesin surette biliyorlar ki bu din, hak din. Bu tarikat, hak tarikat. Bu mürşidimiz, hak mürşid ve ben de bu yolun hizmetkarıyım. O mürşid-i kamilin evladıyım ve o mürşid kamille aynı soydan gelen bir kişiyim. Yirmi yıldan fazla bir süredir, akıl almaz şartlar/imtihanlar altında bu hizmete, bu günlere hazırlanan bir kişiyim. Bu hak yol hiç sahipsiz bırakılır mı? Hz. Allah, hz. peygamber, hz üstaz, merhum ağabeylerimiz sahipsiz bırakır mı?
Bu münafıkların yaptıklarına küfr-ü inadi denir. Bile bile, her şeyin farkında ola ola nefislerine ve şeytanlarına tabi olmaya, mağlup olmaya devam etmelerine küfr-ü inadi denir.
Hasan Arıkan’ın etrafında bir de çok şerli bir dişi insan şeytanı vardı ki o da gizli ermeni ve gizli yahudi karışık bir soydan gelen karısıydı. Ben mevzu olduğumda bu karısı açar ağzını, yumar gözünü ve aklına gelen her şeyi söylerdi. Biraz aklını ön plana çekmek isteyen ve akıllıca davranmak isteyen Hasan’ı da iyice felaketlere sürüklerdi. Hasan Arıkan’ın hayatında ona musallat olan en büyük şeytanlardan biri, yani büyücü ve insan şeytanı olan o karısı, artık yok. Allah bilir ama kendisi de muhtemelen köşeden dönecek, hastahaneden çıkacak ve sonra bakacağız, neler olacak.
Az daha unutuyordum. Son zamanlarda adeta yemeyip içmeyip bütün mesaisini bana ve ekibime büyüler yapmaya ve yaptırmaya harcayan ve haddi iyice aşan o Gülderen’i de ufaktan bir çarptı hz üstazımız ama ayar alacak gibi durmuyor. Bakalım o cephede neler olacak ve Alihan Kuriş, hayatında kendisine en çok musallat olan, ayağının kaymasında en büyük payı bulunan baş şeytanlardan biri olan o annesi Gülderen Kuriş’ten kurtulabilecek mi ve kurtulursa neler yapacak.
Aksiyon, gerilim, macera, intikam, entrika, ihanet, gizem, korku ve mutlu son… Hepsi bu hikayede olacak.
Ben mi? Ben de buralarda olacağım. Bunların hepsinin mezara girdiklerini göreceğim. Öldüremediler ve öldüremeyecekler. Durduramadılar ve durduramayacaklar.
Çünkü çoktan “Ben evladımı kimseye vermem” buyruldu ve ben bunu çoktan ilan ettim aleme, alemlere…
Mehmet Fahri Sertkaya
Süleyman Akbulut da gizli Yahudidir…
Seneler boyunca cemaatimizin Trakya idareciliğini yapmış olan Süleyman Akbulut da bir gizli Yahudidir.
Aynı hain ekibin içindedir. Kendi kızını, gizli bir Yahudi olduğunu çok kesin şekilde bildiği Fatih Ülgen’e gönül rızasıyla vermiş bir kişidir.
Salim Dağ, Yusuf Büyükgöze, Süleyman Akbulut, Hasan Arıkan, Hüseyin Kumaş, Hüsnü Yılmaz diye saymaya başlasak, uzun bir listeyi sıralamak gerekir. Bunların hepsi gizli Yahudi ya da gizli Ermeni kökenli kişiler değiller ama hepsi açıkça hainler. Merhum Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, sağlığında Hüseyin Kumaş’ın yasaklama yazısını bütün teşkilata dağıttırmıştı. Bütün müesseselerimize girmesi, programlara katılması yasaklanmıştı. Bu yasaklama, Akademi Dergisine yapıldığı gibi hileli, metnin üzerinde sonradan oynama yapılmış bir yazı değildi, gerçekti. Merhum büyüğümüz daha fazla tahammül edemez hale gelmişti. Sonra içimizdeki bu hain çete çok baskı yapınca, hizmette aksamalar olmasın, iç fitne çıkmasın, zamanı beklensin, bunların biraz daha mühletleri dolsun diye Hüseyin Kumaş’ı tekrar cemaatimize kabul etmişti.
Merhum büyüğümüz Kemal Bey Ağabeyimizin yasakladığı/uzaklaştırdığı, emirine isyan halinde can veren, cemaatinden tart edilmiş halde can veren, yazdığı kitaplar yalanlarla ve uydurmalarla dolu olan Mehmet Emre’yi, ölüp gitmesinden seneler sonra bile sohbetlerinde öven, yere göğe sığdıramayan Hüseyin Kumaş, bunu aldanarak yapmıyordu, yapmıyor. Kalpler bir… Niyetler bir… Bu, onlarca senedir böyle…
Merhum büyüğümüz Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, Ali Kangel’lere on seneden fazla süre tahammül etmiş, yasaklamalarını ötelemişti. Bu kadar büyük oyunlara karşı oyunlar kurarken, bu kadar fitnelere sabırla mani olmaya çalışırken kendi sıhhatini bozmuştu.
Sultan Abdülhamid Han, kendisi aleyhinde Avrupa basınına sürekli makaleler gönderen ve çok büyük sıkıntılara sebep olan, sekiz dil bilen bir baş belası ve hain Ermeni’yi Saray’a tercüman olarak atamış, iyi de maaş vermiş ve zararını asgariye indirmişti.
Dostuna yakın ol, düşmanına daha yakın…
Allah ihmal etmez, imhal eder yani mühlet verir ama çok sayıda hainin mühletleri artık bitti. Şimdi, cemaatimizdeki temizlik yaşanırken muhterem büyüğümüzü karşısına alacak olan herkes bilsin ki beni karşısına almış olacak. Ben de şuradan yazıyorum ki hepsinin üzerinden geçeceğim. İşte meydan…
Mehmet Fahri Sertkaya
Bağlantınızı kesin ya da geri çekin
Çok yakında değil, hemen şimdi cemaatimiz içindeki münafıkları, hainleri, alçakları toplu toplu temizlemeye başlayacağım. Şu yaştaymış, şu makamdaymış, şu soydanmış, yolumuzda çok hizmetler etmiş falanca merhumun bilmem nesi imiş, bilmem geçmişinde siyasetin içindeymiş, yok şu kadar kurs yapmış/yaptırmış, şu seviyede ilim sahibiymiş, bilmem ne kadar talebe okutmuş diye bakmayacağım. Hak eden herkesi, hak ettikleri kadar sert şekilde ezip geçeceğim.
Çok gürültüler çıkacak, çok sarsılanlar olacak. Bu gün ve yarınlarda, Türkiye içinde ya da dünya siyasetinde benim kurduğum dengeler içinde yer almak yani kazananlar kulübünde yer almak isteyen, benimle ortak paydada yol almak isteyen bütün kişiler, kesimler, teşkilatlar, devletler şimdi bir karar vermeliler. Ne yazık ki benim elimde olmayan sebeplerle bu zaruri temizlik çok ama çok gecikti. Ben bu zaruri temizliği hakkıyla yaparken hainleri, münafıkları kollamak ve kurtarmak için hamle yapanlar, benim bu gün de yarında “hiç ortak nokta bulunamayan ve en kısa sürede yok edilmesi gereken şiddetli düşmanlarım” olacaklar.
Onlara tavsiyem şudur ki karşıma çıkmasınlar. Hatta bana bırakmayıp da kullandıkları hainleri kendileri oyundan düşürsünler. Benim Türkiye’de ve dünyada yapmak istediklerimi daha kısa sürede yapabilmem, cemaatimin içindeki münafıkların, baş belalarının temizlenmesiyle doğru orantılı…
Rüya Tabirleri-Hasan Arıkan münafık da olsa…


Mehmet Fahri Sertkaya, [10.05.20 12:31]
v.a.s. Ruhi/cinni bir rahatsızlığa işaret var. Münafığın biri olsa da Hasan Arıkan’ın sana bu hususta yardımcı olacağına, üzerindeki baskıdan/kontrolden dolayı sana bu esnada yanlış yapamayacağına işaret var.
Mehmet Fahri Sertkaya, [10.05.20 12:34]
Etrafımda olan pek çok kişi gibi seni de takip etmişler, araştırmışlar. Normal biri olduğunu görüp “Bundan bir zarar gelmez, bu da mfs’nin sistemnin adamı değil” demişler. Seni Emniyet istihbaratının haricinde askeri istihbaratın da araştırdığı, rüyandan anlaşılabiliyor.
Mehmet Fahri Sertkaya

