Cemaatimizin her yerine sızmış olan gizli Ermeniler ve gizli Yahudiler arasında panik ve korku iyice artıyor. Keyifleri yok, yüzleri gülmüyor. Önlerini göremiyorlar, gelecekten ümitleri yok. Ne yapacaklarını da bilemiyorlar. Aralarındaki tartışmalar, bölünmeler de iyice artıyor.
Ben ise daha hiç darbe vurmadığımı, sadece meydanı şöyle bir hareketlendirdiğimi açıkça yazıyorum. Şimdi bir bakıyorum, İstanbul Avrupa yakasındaki Sultanahmet Yüksek Öğrenim Erkek Öğrenci Yurdu’nda, Kaan Özeşer isimli bir gizli Yahudi var. Bizim aramızda Kaan diye bilinse de gerçek adı Cohen olan bu gizli Yahudi kişiye bir neşter vurulsa, sadece o değil, peşi sıra yüzlerce benzeri kişinin can damarı kesiliyor. Tek hamlede topluca oyundan düşüyorlar. Hem de gürültülü şekilde düşüyorlar.
Sadece Cohen Özeşer hakkında soruşturma başlatılmasını sağlasak, soruşturma kısa sürede Gülderen ve Alihan Kuriş’e ve Seyfettin Alkan’a da çıkıyor. Hemen ardından Gülderen ile Alihan’ın etrafında toplanmış gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli mason, gizli kara paracı, gizli sübyancı, gizli işkenceci, gizli vatan haini ve devlet/millet düşmanı kişilere de çıkıyor. TCK’de suç olarak tanımlanmış onlarca eylemin, bunlar tarafından sayısız kere yapıldığı, suçların organize halde işlendiği ve işlenmeye devam edildiği meydana çıkıyor. İlim, irfan yuvası olarak bildiğimiz çok sayıda kursumuzun bile mafya tarzı kara para işlerine alet edildiği hatta insan ve organ kaçakçılığına dahi alet edildikleri meydana çıkıyor. Çoktan söylemiştim, hakikaten çok gürültü çıkacak ve meydana çıkan hakikatler sadece Türkiye’yi değil, dünyayı da sarsacak.
Evet, evet… Hiç abartmıyorum, öyle olacak ve gerçekten de bir neşter vurmalık işleri var.
Hocam hayırlı günler.Dün sizle konuştuktan sonra rüyamda kursun önünde şiddetli rüzgar olduğunu,esen rüzgar ile çer çöp ne varsa kursun giriş kısmına dolduğunu gördüm. O esnada bir talebemde girişte set üstü bir ocağın iki tuşuna basıp gazı havaya veriyordu.Ona mani oldum.Esen rüzgar ile gazın karışmasıyla insanlara zarar gelmesin diye.
Mehmet Fahri Serkaya:
Hayırlı günler. Büyük hadiseler yaşanacak. Cemaat birbirine girecek. Çoğunluk samimi değil zaten… Samimi olmayan herkes, kendini kurtarmak için diğerini yakmaya başlayacak. Tartışmalar, kavgalar, iftiralar, karalamalar, dilekçe ve istifa tartışmaları, suçlamalar, suç duyuruları çok yayılacak. Galiba hükumete, hükumetin çalıştığı yabancı ülkelerin gizli servislerine bile bırakmayıp bu samimiyetsizler birbirleri hakkında suç duyuruları yağdıracaklar. Yaşayalım görelim bakalım, nasıl olacak. Rüzgar görmek iyidir ama şiddetli rüzgar görmek her zaman iyiye yorulmaz. Şiddetli rüzgar, büyük hadiseler demektir. Tehlikeler demektir. Sıkıntılar demektir. Nizamın/düzenin bir anda alt üst olması demektir. Dengelerin aniden değişmesi demektir. Böyle bir rüya görüldüğünde kötü günlere hazırlıklı olunmalı.
Rüyada ocak görmek de aslında iyidir. Lakin senin rüyandaki ocak ve gaz, cemaat içindeki milyonlarca münafık, yiyici, menfaatçi kadın ve erkeklerin halini temsil ediyor. Gaz, onların bu güne kadar elde ettikleri maddi ya da manevi dünyalık menfaatler. Mal, mülk, para, makam, itibar, şöhret v.b.
İşte o gaz yani bu sefil kişilerin menfaatleri aniden kesilecek. Devamı gelmeyeceği gibi, şu ana kadar elde ettiklerine de el konulacak. Tıpkı FETÖ operasyonlarında olduğu gibi…
Dünya siyasetinde yaşanacak büyük hadiseleri haber veren bir rüyanın uzun tabiri
V… (Akademi Dergisi takipçisi):
Acayip bir rüya gördüm. İstanbul’da talebelik ve sonrasında bir yıl hoca olarak hizmet yaptığım vefa kursuna vardım. Beni oraya çağırmışlar. Kursa girdim sanki bir gün kaldım. Normalde kursun altı, paralı otoparktır. Benim oradaki görevliyle görüşmemi söylediler. Vardım otoparkın önünde, yolumuza bağlı değil gibi görünen, bir otopark görevlisi var. Selam verdim. Kendimi tanıttım. Geleceğimden haberi varmış. Tamam dedi. Burada çalışacak olanlar için yarın seçim yapılacak. Ben senin için oy kullanırım, senin buraya alınmanı sağlarım burada çalışırsın, yurttan ev kiranı, bazı masraflarını filan ödüyorlar. Hem çıkarmak da artık yokmuş dedi. Ben de tereddüt ediyorum. MFS’nin tarafında olduğum için burada huzur vermezler, ama çalışmaya da ihtiyacım var, diye düşünüyorum.
Sonra kursun idarecisi Hüseyin Bakır, geldi. Herkes ona hürmet ediyor. Ben de ayağa kalktım, bakalım benim yanıma gelecek mi diye bekliyorum. Ona bakıyorum, benimle göz göze gelmiyor. Herkesle konuştu ama bana bakmadan gitti. Demek ki, verdiğim mesajı almış, sosyal medya yasak vs denilerek hakikati daha fazla ne kadar gizleyebilecekler? Diye düşünüyorum.
Daha sonra, bir anda kursun bitişiğindeki binada oluyorum. Gülderen orada oturuyor. Baya eskimiş, içinde ahşap yapıları olan bir ev. Mutfakla beraber 3 oda var. Birileri vardı. Onları uğurladı, onlar gidince Gülderen ile karşı karşıya geldik. Eline ucu yassı, kalın tokmak benzeri bir ağaç aldı. Aklı sıra beni korkutup kovacak. Ben de elinden aldım, şimdi ben sana vurayım mı, dedim. Hemen pencereden kafasını çıkartıp, imdat diye, deli gibi bağırmaya başladı. Delirmiş halde idi. Siması tam kafayı yemiş kadınlara benziyordu. Normalde hiç görmedim, ama orada çok çirkin bir siması vardı. Sonra vurmadım ama, orası Ahmet Bey Ağabeyimiz’e ait oluyor. Oraya sahip çıkmaya çalışıyorum. Bana bazı emanetleri bıraktığını hissediyor ve anlıyorum. Gülderene bağırıyorum. Ahmet Bey Ağabeyimizin bıraktığı daha fazla emanet var demek ki, senin bu kadar çırpınmandan belli oluyor, mealinde sözler söylüyorum. Bir anda gözümün önüne, içkiyi içip içip, ateş yanmış ve sönmüş yerlerin kenarında ölmüş bazı kişilerin görüntüsü geldi. Genel olarak, münafık hoca tipli kişilerdi…
Mehmet Fahri Sertkaya:
Rüyada beni temsilen kendini görmüşsün. Günümüzdeki rüya tabircilerinin çoğunun bilemediği ve anlayamadığı hususlardan biri de budur. Rüyalarda çok sık olarak bazı insanlar, başka insanların yerlerine kendilerini görürler. Tabirciler bunu bilemezlerse, göz önünde bulunduramazlarsa, bir gömleğin düğmelerinin atlanarak iliklenmesi, kaydırma yapılması misali, peşi sıra bütün tabirleri hatalı yaparlar. Madde madde tabiri doğru bilseler de yerli yerine oturtamazlar.
Bunun misali, kişiler gibi mekanlar da temsili olarak görülür sık sık… Vefa kursu da cemaatimizin merkezini temsilen görülmüş bu rüyada…
Merkezde devir teslim olacak ve buna aracılık yapacak kişi cemaatimizin mensubu bile olmayacak. Anlaşılıyor ki siyasi/idari yetkili bir kişi ya da resmi vazifesi/kimliği olmasa da çok etkili kişilerden biri olacak.
“Rüyada otopark görmek, hayırlara alamet eder ve rüya sahibinin yüzünü güldürecek, keyfini ve moralini yerine getirecek bazı gelişmelerin yaşanacağına rivayet edilir.” denilmiş tabirlerde…
“Demek ki, verdiğim mesajı almış, sosyal medya yasak vs denilerek hakikati daha fazla ne kadar gizleyebilecekler? Diye düşünüyorum.”
Bu kısımdan anlaşılıyor ki önce bir restleşme, karşılıklı mücadele süreci olacak, hatta bu çoktan başladı ve en kesin olarak yaptıkları şey “Sosyal medya yasak” deyip durmaları oldu. Tam Telegram Türkiye’de herkes tarafından duyulacak ve kullanılacak oldu ki bunun haberini istihbarattan önceden aldılar ve kısa süre öncesinde kardeşlerimize Telegram’ı yasakladılar. Neden? Çünkü Telegram’da Türkiye’den neredeyse kimse yokken, Akademi Dergisi vardı. Telegram’da yıllar öncesinden yayına başlamıştı. Rüyandan anlaşılıyor ki artık bu faydasız baskılardan, yasaklardan da geri duracaklar ve münafıklar tarafı pes edecek. İnatlaşmanın faydası olmadığını kabul edecek. Galiba o etkili ya da yetkili kişi de bu yönde karar çıkmasını sağlayacak. Dünyadaki pek çok farklı kesimden insanla ortak noktalarda buluşabildiğim biliniyor. Onun vesilesiyle de cemaatteki hainleri tesirsiz hale getireceğim ki cemaatteki münafıklar, masonlar, kriptolar, hep cemaat dışından hatta aslında yurt dışından yönetiliyorlar.
Süleymanlılar cemaatinin mason ve kara paracı lideri Alihan Kuriş
Kursun bitişiğindeki bina, merkezin yani cemaatimizin arka plandan yönetildiği yer demek. Bunun farklı tabirleri olabilir ama hepsi aynı kapıya çıkıyor. Arka plandan gerçekten cemaatimizi Gülderen yönetiyor, bunu daha önce defalarca yazdım. Lakin daha arka plandan Gülderen Kuriş’i ise kara paracı mason tarikatının üstadları yönetiyor. Onların arka planında MİT ve CIA yönetiyor. Aslında masonların MİT ve CIA’yı yönettiğini de söyleyebiliriz. Daha arka planında ise uzaylı taraflar yönetiyor. Alihan da Gülderen de çoktan biyonik robot yapıldılar. Hatta yakın çevrelerindeki bazı kişiler de çoktan biyonik robot yapıldılar. Alihan’ın 50 yaş üstündeki bütün idarecileri, mesulleri, Hisar Hastahanesine tıbbi kontrole göndermesi, bu konunun üstüne çok düşmesi bile bir oyun. İdari kadronun bu sırada bütün her şeyleri alındı. Vücut ölçüleri, görüntüleri, ses frekansları, genetik kodları hatta hafızalarına kadar her şeyleri alındı. Hemen peşi sıra biyonik robot yapılan kişiler de oldu.
Bu işler böyle dönmese, Alihan’ın, Gülderen’in, beraberce kara para, fuhuş, kumar, insan kaçakçılığı ve türlü suçlar işledikleri o sözde cemaat idarecilerinin gerçekleri sahada duruyor olsa, bunlar topluca çoktan pes ederlerdi. Şu kadar direnemezlerdi. Çünkü binbir türlü suçlarının, rezilliklerinin somut delilleri sadece bende değil, çok farklı farklı taraflarda da var. Ayrıca oyunu yeterince sert oynadığım, çok ama çok köşeye sıkıştıkları, uzun süredir ağır yük altında oldukları da gözler önünde. Bu şartlarda ya kaçarlardı, ya intihar ederlerdi, ya pes ederlerdi ya da içinde bulundukları masonik kara para ağı tedbiren onları da imha ederdi. Böyle olmasın diye yerlerine biyonik robotlarla geçildi. Rüyanın burasındaki bitişik binaya İngiliz Kraliyet ailesi de diyebiliriz. Senelerdir dünyanın dört bir yanında çok sayıda kara para çarklarını, ihanet teşekküllerini, kötülük merkezlerini çökerttim, hükumetler dahi çökerttim, liderleri siyaset sahnesinden düşürdüm, savaşları durdurdum ya da çıkarttım ama hala direnebilen kısımlar da var. İşte direnenler hep bu şartlara getirildiler, uzaylı tarafların müdahaleleriyle zorlaya zorlaya ayakta tutuldular. Benim iki ayağımdan biri teşkilatım ise diğeri cemaatimdir. Bunu da bildiklerinden ötürü cemaatimin üzerine çok oyunlar oynadılar ve cemaatimin sorunlarını çözmeme, münafıkların eline geçmiş idaresini elime almama mani oldular. Lakin, rüyandan da anlaşılıyor ki, bundan sonra direnmek isteseler de kısa süre sonra bir an gelecek ve tepeden aşağı yıkılacaklar. Sadece cemaatimdeki hain tepe kadro değil, Kraliyet ailesine kadar bu işin içinde olan herkes tepeden aşağı devrilecek. Ben, çoktan yazdım ve “Cemaatimi temizleyeceğim. İçindeki adamlarınızı sakince çekin. Her meselede olduğu gibi, bu meselede de baştan açıkça yazıyor ve ikaz ediyorum. Devamında mühlet vereceğim ve sonra çekmemişseniz gerekli müdahaleleri yapacağım” demiştim. Bunu çok iyi biliyorlar. Çekmek yerine, daha çok adam sızdırdılar. Benimle iyi geçinmek yerine, bu hususta da hep damarıma damarıma bastılar. Çünkü beni bitirmenin en tesirli yollardan biri olarak cemaati bitirmeyi ya da tesirsiz/güçsüz hale getirmeyi tercih ettiler. Yanlış yaptılar ve şimdilerde hatalarının bedellerini çok ağır ödeyecekler.
Gülderen hem kendisi gibi tabir edilebilir hem de kraliçeyi temsil ettiği söylenebilir. Zaten ikisine de işaret var denilebilir, ikisi aynı sistem.
Epeyi eskimiş olması da asırlardır dünya genelindeki bu zalim, bu şeytani, bu kanlı çarkın, dönen her türlü pislik işlerin merkezinde Kraliyet ailesinin de bulunması. Bir de sonlarının geldiğine işaret. Rüyada mutfak görmek ise zahmet ve külfete delalet eder ama sonu çok büyük kazanmak demektir. Muzaffer olmak demektir. Sevinçten yüzünün uzun süre gülmesi demektir.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov
Son bir iki aydır ben de dahil olmak üzere çok sayıda kişi, bu rüyanı tasdik eden rüyalar gördük. Hepsinin tabiri genel hatlarıyla aynı… Kraliçenin hatta dünyadaki en büyük şer merkezlerinden biri olan o kraliyet ailesinin de artık sonu gelmiş. Sonları çok yakın. Karşı karşıya geleceğim, çatışmalar olacak ve yine ben muzaffer olacağım. Dinsizlik, zulüm, vahşet, gözyaşı ile dolu olan şu dünyayı iman, adalet, mutluluk ile dolduracaksam eğer o kraliyet ailesini de tarihin çöplüğüne gömmek şarttır. Onlar varken bunu yapmak mümkün değildir. Bu rüyan aslında kısa sürede ne kadar büyük yol aldığımı ve yakında karşımdaki şeytani sistemin, Ankebut Ağının en merkez üslerini de yıkacağımı haber veriyor. Hatta bu kısımda tabir dışına çıkarak şu bilgiyi de vereyim. Cemaatimizin içinde benim aleyhime oyun kuran kişilerin en şerlilerinden ve önde gelenlerinden biri de aslen bir Ermeni/Hristiyan olan ve sonradan biyonik robot yapılmış olan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur. En kısa süre içinde kafasını keseceklerimden biri de odur. Kısa süre önce de onu peş peşe ikaz eden kısa yazılar yazdım ama akıllanmadı. Bu da onun tercihi… Ona bu işlerde destek olan herkesin de ipini çekeceğim. Bunu da şimdiden tarihe bir not düşmüş oldum. Çünkü bu tabiri herkese açık şekilde mfs.tv sitesinde paylaşacağım.
Rüyanın ilgili kısmında, Gülderen’in az öncesinde uğurladığı kişiler var ve onlar, bu kraliyet ailesinin artık sona geldiğini, benim “Yapacağım” dediğim her şeyi yaptığımı çoktan anlamış ve kabul etmiş kişiler. Rüyadan anlıyorum ki bu tabiri okuyacaklar ve daha fazla inatlaşmayacaklar. Kraliyet ailesinden ve kraliçeden kopup uzaklaşacaklar. Böylece zararlarını asgari seviyeye indirerek varlıkta kalacaklar. Bazı taraflar akıllı olacaklar ve karşımda boşuna direnmeyecekler.
Aslında bu kısma kısacık eklemek geldi içimden. Bu rüyanı tasdik eden rüyalarımdan birinde ben “Ya Hay, ya Kayyum” diye zikrede ede elimde çok uzun ve sağlam bir tahta (Beşe on kereste denilenlere benzeyen uzun bir tahta) sallıyordum. Rüya bu ya, zombi denilen, ölü olduğu halde şuursuzca hareket eden iki güçlü, etkili, yetkili kadın varmış. Onlar asfalt yolda ve açık/güzel havada, önlerinde bir mani de olmadan ilerlerken, ben yolun yan tarafında beklemeye ve bir yandan da o uzun tahtayı yola doğru sallamaya başladım. Upuzun bir kılıcı sürekli savurur gibi yolun üzerinde çeviriyordum. Yolun yaklaşık yarısını bu şekilde kapatabilmiş oldum ama elimdeki tahta diğer yarısına uzanmıyordu. Bunu anlayınca hemen bana mani olmak için karşıma çok büyük bir örümcek şeklinde yapılmış robot çıktı. İki zombi kadını önden koruyacak ve beni yıkacaktı. Saniyeler içinde onu imha ettim. Ardından “Ya Hay, ya Kayyum” diye diye tahtayı sallayarak, hala şuursuzca o yolu geçmek için yürüyen o kadınlardan birini imha ettim, oyundan düşürdüm. İkincisine tahtam ulaşmadı ve o elimden kaçtı ama dünya liderlerinden biri yolun ilerisindeydi ve peşimden hamle yaparak onu da o lider oyundan düşürdü. Detaylarını anlatmadım, şimdilik anlatmayı da düşünmüyorum. Lakin robot örümcek demek, çoktan uzaylıların kontrolüne girmiş olan Ankebut Ağı demek. Ona iyice darbeler vurup karşımda hiç seviyesine düşüreceğim ve sonra zombi kadınlardan birini, yani Kraliçe Elizabeth’i imha edeceğim, oyundan düşüreceğim.
Senin rüyandaki mücadele kısmı zaten açık, tabire gerek yok. Ben kazanıyorum ve güçsüz kalınca karalama yolunu seçiyorlar. Öyle ki kural, sınır, değer tanımadan bunu yapıyorlar. Burada da hem Gülderen’in hem de arkasındaki asıl kişi olan Kraliçe’nin böyle yapacağını anlayabiliriz. Burada tabirin dışına çıkıp, akıl, mantıkla yorum yapıyorum ki kraliçe beni karalarsa, peşinden pek çok etkili ve yetkili kişi ona uymak ve iftiralarına, karalamalarına destek olmak zorunda kalır. Bu nedenle de ortalık fena karışır, çok büyük hadiseler olur. Bu nedenle de bana külfet, zahmet, mücadele var ama sonu benim için hayırlı…
Ta hazret-i üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan (ks.) dan bana bırakılmış emanetler de var, bunlar bana çoktan malum, maneviyatı kuvvetli kardeşlerimize de çoktan malum ama rüyanın bu kısmında asıl konu olan şey/emanet ise riyaset/liderlik. Alihan ve Gülderen baştan beri bunu biliyorlardı ama gereğini yapmadılar, yapmıyorlar. Aslında ise arka plandan kraliçe dünyanın her yerinde fitne kazanları kaynattığı gibi cemaatimizle de uğraşıyor ve içindeki mason kişiler vesilesiyle cemaatimize de müdahaleler yapıyor. Hizmeti, yolumu, yolumuzu kesmek, bitirmek istiyor.
Bu işin sonu da belli, ne yaparlarsa yapsınlar, emanet sahibine veriliyor ve sonrasında ben tarihe geçen o haklı, meşru, çok sert ve çok büyük temizliği yapıyorum. Zan ediyorum ki Emir Timur gibi, Haccac-ı Alim gibi, İslamcı/münafık taifesi beni da ardımdan her devirde “zalim” diye anacak. İt ürüyecek, kervan/yolumuz her zaman yürüyecek.
Büyük münafık Hasan Arıkan sürekli olarak çarpıldıkça, kendisiyle beraber ailesinden başka münafıklar da çarpıldıkça, adım adım ölüme yaklaştıklarında, uzaylı taraflar buradaki dengeyi de korumak istediler. Aralarından Hasan Arıkan’ın oyundan düşmesini istemediler. Hasan Arıkan ölmeden önce onun biyonik robotunu yapmak ve yerine geçmek istediler. Lakin yapamadılar. On bin ya da otuz bin sene ileri bilim ve teknoloji sahibi olsalar da bir yere kadar. Öyle her istedikleri kişinin biyonik robotunu yapamıyorlar.
Bir insan ileri yaşlarda ve çokça hasta ise, o halinde iken ondan numuneler alarak, hücrelerini/dokularını çoğaltarak biyonik robotlar yapmak, çok sorun yaşatıyor. Çünkü biyonik robotun da hasta olması, aynı hastalığı yaşaması/taşıması, biyonik robotun da ihtiyar gibi davranması gerekiyor.
Ayrıca bazı insanların hafızalarını kopyalayamıyorlar. Hafızaya ulaşmakta sorunlar yaşıyorlar. Bu da her şeyi bitiriyor.
En kaliteli ve iyi çalışır halde bir biyonik robot yapılsa ama kişinin hafızası alınamasa ve biyonik robota aktarılamasa, bir faydası olmuyor. Biyonik robot kullanılamıyor. Çünkü, hafıza aktarılamamış biyonik robotu kullansalar, oğlunu, eşini, arkadaşlarını, varsa gizlice paslaştığı kişiler yerince tanıyamayan, bilemeyen, onlara dair hatıralara ulaşamayan, ne konuşacağını, nasıl kararlar alacağını bilemeyen bir robot olarak ortada kalıyor.
Ne kadar samimi kardeşimiz ve hocamız varsa hepsini sıkıntıdan sıkıntıya kasten düşüyorlar. Aramıza sızmış ne kadar samimiyetsiz, sorunlu, düşük, art niyetli, yiyici, münafık, ahlaksız kişi varsa, hepsini kolluyorlar.
Bu kadarı, cemaatimizin merkezinin de ele geçirilmiş olmasıyla mümkün… Aksi halde cemaatin/sistemin genelinde bu kadarını böyle aleni şekilde yapamazlar.
Bu safhada bile susabilen ve tepkisini göstermeyen mensuplarımızı anca teneşir paklar.
“Hizmette olduğum kursun idarecisi de böyle biriydi. Ne yapmak istediğini bir türlü anlayamıyordum. İdarecimiz olduğu için samimiyetle itaat ediyorduk ama zaman zaman bu adam hangi yolun yolcusu diye soruyordum kendime. Kursun en sıkıntılı zamanlarında kendine ev alabilmişti. Kursu borçtan borca sokuyordu . Bir defa benden telefonunun şarjdan getirmemi istemişti, bende onun telefonu mu emin olmak için yan tuşuna basıp ekrana bakıp bir mesaj gördüm. Bazı olaylara da şahit oldum. Kendisinin hanımından başka bir kadınla ilişkisi vardı. Açık bir hanımla. Nikahı var mı yok mu bilemem . benim üzerime de bu kadınla bir tezgah kurmaya çalıştı. Allah büyük ya ertesi gün sürdüler başka bir kursa. Hep yasaklanma yazısını bekledim . Adam hala hizmette …”
Şimdiden bunların nasıl kişiler olduğunu anlatayım da bir de müfteri münafıklarla uğraşmaya vaktim yok benim…
Halil Yurtsever ve benzerlerine dair…
+ Çerkezköy de tam bu dediğinize Yakin biri vardı yeni idareci onu defetti
0533574****
Marmara Ereğlisi de bir villası var Çerkezköy de dublex saray gibi evi var hoca maaşıyla öyle bir ev almak na mümkün
Buradan Çanakkale ye sürüldü
Ardından emekliye ayrıldı
Yıllarca buradaki kursun düğün salonunu isletti
Neredeyse onu seven hiç kimse yok ihvan ahavat hoca talebe ama nehikmetse yıllarca burada hüküm sürdü
Akbulut gitti Kütahya idarecisigeldi ardından Çerkezköy idarecisi değişti onu postaladi onunla birlikte 7-8 tane problemli hoca buradan sürüldü
Küçük oğlunu İstanbul’da Sarıyer bogazhisar da okuttu hoca indirimi yaptırmis şimdi isabet oldu kurumun adı ünv yi özel okuttu hoca maaşıyla
Bartınlı
Karısı da tencere kapak gibi
Annemin anlattığı kadar biliyorum kermes olur kendine ayrı stand açar tülbent vs satar
Talebeyken beni hiç sevmezdi ben de onu
Orta okul tarafında cevizler vardı bize ceviz toplatirdi biriktiriyor ardından eve goturuyordu
Birgün buna iyice tilt olmanın verdiği öfkeyle bütün talebeyi örgütleyip odada duran zulasini patlatıp afiyetle indirmiştik
Ardından kim yedi kim yedi
Şişirme duası okuyacam dedi bekar hoca da o gittikten sonra kim yedi diye sormuştu ben hepimiz yedik kursun ağacı degilmi Musa Doğruer abi dikmemis mi deyince afiyet olsun dedi herkes gibi o da hazlanmiyordu
– v.a.s. Evet, tam kendisini tarif ediyorsun. Evet, Çerkezköy’de de Marmara Ereğlisinde de bulundu. Ona hak ettiği tekmeyi vurup cemaatten atmamak ve yaptıklarını hukuk yoluna götürmemek için kılı kırk yardılar. Çünkü o da sistemin adamı. O da gizli Ermeni… O da ileri seviyede muzır bir münafık. Ağzı çok iyi laf yapar, siyaseti yapmayı çok iyi bilir ama dikkatli, samimi kardeşlerimizin onun iki yüzlülüğünü fark etmemesi münkün değildir. Senin görüp burada anlattığından çok daha fazlası var onda. O söz konusu ettiğin yerler de hep haram para ile elde edilen yerler. Facebook linki de isabetli.
Şimdiden bunların nasıl kişiler olduğunu anlatayım da bir de müfteri münafıklarla uğraşmaya vaktim yok benim
Ben cemaatimize bağlı bir müessesimizde talebe olarak kalırken, orada müessese idarecisi olarak vazife yapan bir Halil Yurtsever vardı.
Aşçılarımıza kadar, müessesede Allah rızası için, milletimizin evlatlarının dünya ve ahiret saadeti için vazife yapan diğer kişilerin hiçbirinin sevmediği, geçinemediği bir kişiydi Halil Yurtsever… En başından beri beni samimi görmüş, farklı görmüş ve desteklemek ister gibi tavırları da vardı. Bu tavırlarının faydasını gördüğüm de olurdu ama sık sık da zararını görürdüm. Çünkü samimiyetini sorgulamama sebep olacak kararları, davranışları, adaletsizlikleri de olurdu.
Onun kararlarının, davranışlarının arka planını o ilk gençlik yıllarımda sorguladığımda bile kendi kendime endişelenirdim. Mü’mince bir tavır görmezdim. Hiç Allah korkusu, hesap endişesi, şeriata tabi olma gayreti, insanlardan haya etme hali göremezdim. Hep insanları ezen, kıran, sadece kendi menfaatlerine odaklanan davranışları olurdu. İdare tarzı da çok kaba, maneviyatsız, kırıcı, yıkıcı tarzdaydı. Zaten bu anlattığım zamandan bir iki sene sonra başka bir yere sürüldü.
Müessesenin bahçesindeki çardakta, kendisi ve vazifeli hocaefendiler varken, beni de yanına çağırtmıştı. Ne için çağırttığını, maksadını, neye ulaşmak istediğini anlamak bile mümkün olmamıştı. Gittim, hiçbir fayda sağlamadım, hiçbir fayda elde etmedim ve hayatım boyunca unutmayacağım rezillikler gördüm. Yanındaki hocaefendiler ona tiksinerek bakarken, o ayakkabısının birini çıkartıp ahşap masanın üstüne koyarak boyamaya, bir yandan da bir eliyle cep telefonunu tutarak konuşmaya, bir yandan da arada bizlere bir şeyler konuşmaya devam etti. Her gün abdest alan, namaz kılan, sohbet programlarına katılan birisi olmasına rağmen yüzünde hiç nuru yoktu. Tavırlarında hiç samimiyet, ihlas, edep yoktu. Hayatımda “Başkasının yerine utanmak” denilen hali en kuvvetli şekilde yaşadığım yerlerden bir yer de orası, o anlar oldu. Bunun benzeri çok kere “Bu adamın nasıl bir iç dünyası var. Nasıl kabullenişleri ve hedefleri var. Nasıl olmuş da tekamül bitirmiş. İlim ve ahlak temelinde yükselen bu yolda nasıl olmuş da barınmış, Hocaefendi olmuş ve sonra bir de bir müessesenin idarecisi olmuş” dedirten hallerini çok gördüm. O sene, o ilçede yeni bir müessese de yapılıyordu. Bazen hafta sonları gider orada Allah rızası için teknik işlere bile yardımcı olurduk. Oraya bir mutfak sistemi yaptırmıştı ki bütün ihvan “Yahu böyle bir yere, böyle bir sistem mi olur” deyip duruyordu. Çünkü Amerikan bar denilen yerlere benzeyen bir tarzı vardı. Müessesenin çok borçlarının ve teknik sorunlarının olduğu ve ihvanın hizmetleri devam ettirmekte, maddi yükü taşımakta çok çok zorlandığı bir zamanda, o idareci Halil Yurtsever, son derece gereksiz, müsrifçe harcamalar yaptırır ve bunlarla çok kişinin mesaisini boş yere harcatırdı. Müessesenin beşinci katındaki terasın üzerini demir doğrama ile kapattırıp, içine son derece masraflı, gereksiz ve müsrifçe bir dekor yaptırmıştı. Çok abartılıydı. Yapımında çalışan ihvan bile söylene söylene çalışıyordu. Pahalı taş döşemeler, ahşaptan gayet özel ve gösterişli masa ve oturaklar ve tabii ki mangal sefası için gereken kısımlar… Müessesenin yemekhanesinde buzdolabının bakıma ve masrafa ihtiyacı varken, konan etler bile heba olup atılıyorken, atık su kısmında sorunlar olup sık sık bodrum kata taşıyor ve rezil bir hal oluşuyorken, daha bir çok acil müdahale gereken kısımlar varken, o hep böyle kararlar da alıyor ve hep ben dahil samimi herkesi “Bu nasıl bir davranış tarzı” diye sorgulamaya sürüklüyordu.
Eksikler, hatalar, kusurlar, millete anlatılamayacak vahim durumlar saymakla bitecek gibi değildi. Bunun baş sorumlularından biri de idareci Halil Yurtseverdi. Talebelerin her gün düzenli olarak görmesi gereken dini dersler bile çoğunlukla yapılmaz, aksatılırdı. Ben aslında orada, tahammül edilemez o kadar samimiyetsizliğin ve adaletsizliğin hakim olduğu o müessesede kalmayacaktım ve o üniversiteyi de okumayacaktım. Bir kişi bu kararımın bozulmasına sebep oldu.
Bana bu hususlarda hiç tavsiye vermediği, nasihat etmediği halde oldu. Herkesin iyi bildiği Behlül Karak Hocaefendi çok şükür ki oralardaydı. O ilin idarecisiydi. Haftada, on günde bir gelip bize sohbetler etmeseydi, bu yola samimiyetle bağlı olmasaydı ve güzel ahlakı, adaleti, ilim sevdası, hizmet sevdası davranışlarından, kararlarından bile akıyor, coşuyor olmasaydı, ben yenice bulduğum bu yolun nasıl büyük bir yol olduğunu bile göremez anlayamazdım. Lakin böyle bir idarecileri bulunmasına rağmen, sorunları çözmek için çok çabalamasına rağmen işte benim kaldığım müessese yine de bu kadar dip hallerdeydi. Çünkü sorunun temelinde çok sarsıcı hakikatler vardı.
Ben, şahsi gayretimle bu eksikliği tamamlamaya çabalardım. Sadece dini hususlarda değil, siyasi, tarihi, fikri hususlarda da adeta yorulmak ve uyumak bilmeden çok çabalardım.
Şimdiki gibi internet, bloglar, sosyal ağlar, video platformları, eğitim siteleri, e-kitaplar ve binbir türlü bilgi kaynağı o zaman yoktu. Sınırlı sayıda kitaplar ve günlük satın alıp takip ettiğim bir gazete ile yoluma devam ederdim. O gazeteyi o civarda bulabilmek de dertti ve her gün onu bulabilmenin çilesini çekerdim. Gazetede ve söz konusu kitaplarda açıkça yazılmadığı halde bile, o yaşta ve o şartlarda bile, bir çok meselenin arkasındaki hakikati çözmüştüm. Üstüne, kripto Yahudileri ve kripto Ermenileri çözmüştüm. Yakın tarihte aslında neler yaşandığını, bize nasıl masallar anlatıldığını da çözmüştüm.
Lakin… Bunların yolumuzun içine dikkate alınacak oranda sızdıklarını çözmeyi geçtim, tahmin bile edememiştim. Sonraki yıllarda imkanlarım genişleyip bu konularda çok daha fazla bilgi edindiğim halde, bunların cemaatimizin içine hatta tepe noktalarına kadar sızmış olduklarını düşünmemiştim. Ne zamanki siyaset ve istihbarat sahasında teşkilatlı bir şekilde mücadele vermeye başladık, o zaman bu sarsıcı gerçekleri acı acı görüp kabullendik. Merhum büyüklerimize neler neler çektirdiklerini, onların ilk bakışta tam anlaşılamayan bazı kararlarının arka planlarını, nasıl bir siyaset izlediklerini hep anladık, bildik.
Bahsettiğim o talebelik zamanımda o Halil Yurtsever’in sürekliliği devam eden tuhaf ve tezat dolu kararlarının, davranışlarının arka planında, Halil Yurtsever’in de kripto olması hakikati bulunduğunu bile çözdük. Yurtsever isminin nasıl bir şifreleme olduğunu da…
Bu şahsın ve benzerlerinin yüzüme karşı çok başka tavırlar sergilerken, arkamdan nasıl kuyular kazdıklarını, sınırsızca atıp tuttuklarını ve hep kötülüğü istediklerini de çözdük…
Şimdilerde cemaatimizin içinde adım, yayınlarım, Türkiye ve dünya siyasetindeki tesirim/gücüm daha çok konuşuldukça, cemaatimizin içinde çok sayıda kripto hain bulunduğunu göz önüne seren yayınlarım konuşuldukça, kripto kimlikli hainlerin çok çok zora düştüklerini de görüyoruz. Hakkımda atıp tuttuklarını, olur olmaz iftiralara sığındıklarını, panikten kontrollerini kaybetmişcesine çırpındıklarını görüyoruz. Biz ise bunları isim isim, cisim cisim biliyoruz. Ayaklarımız da yere basıyor. Çok acele etmiyoruz, merhum büyüklerimiz kadar dahiyane bir siyasetle muamele ediyoruz. Bu hususlarda da istediğimiz ortam iyice oluştu, oluşuyor. Az kaldı ve bunların hepsini birden oyundan düşüreceğiz. Onlar da bunun farkındalar, güç yetiremiyorlar, çıkar yol bulamıyorlar ve panikliyorlar. İftira atmaktan başka şu sıralarda hiçbir şey yapamıyorlar.
Bu nedenle diyorum ki, hakkımda her nereden, her kim, her ne iddialarda bulunursa ispat isteyin, benim savunma hakkımı kullanmamı bekleyin, bizi karşı karşıya getirin ve hakkımda söylenenlere hemen itibar etmeyin.
Alihan Kuriş, sözde aşılar, açık ihanetler, çarpılarak ölen gizli yahudi ve kara paracı Celal Koruk…
– Bu yazdıklarına söyleyecek bir şey yok. Sözün bittiği yer buralar. Bunları gören kardeşlerimiz, hala bu ihanete tabi olmaya devam edeceklerse, kendileri bilirler. Onlara da söylenecek söz kalmamış olur
Selamün Aleyküm Hocam, Bu gun öğleden sonra sekreteryamiz aradı Aksam 18:30’da idarecimiz benimle konusacakmis dedi. Gittim. Ses kaydı alabilirmiyim dedim sizin ifade ettiğiniz gibi, hayır olmaz dedi.
Konuya girdik ben sorun dediğiniz herseyi sordum o cevapladı ama hicbirseyin cevabini alamadım. Hep kaçamak cümleler kurdu. Bende o zaman Mfs hakli akademide ki idaalara cevap verilmiyorsa, susturulmuyorsa dava ile vs. Demekki haklılar aksi bir durumda engel olunurdu varsa kanitiniz, cevabınız yazın soyleyin biz size inanalım, ama yok Hocam verilecek cevapları yok. Dedim madem cevap yok bu haldeki bir merkeze itaat etmiyorum. O diyemedi ama ben dedim Siz beni hz. Ustazimizin müesseselerine girmeye engelleyemezsiniz, ben hizmetime devam ederim hatim, ve sohbetlere devam edecem hocalarımız çağırsa’da giderim. Hicbirsey diyemedi.
Topu taca atmaya calisti hep ama dedim ben size sordum sizde mesulsunuz, bana dedi git elazig da bölge idarecisine sor, dedim benim idarecim sizsiniz siz gidip sorun.
Yasaklama yazilari konusu geçince, Merkezdeki münafıkların işiydi, yazilara parantez açıp akademi dergisi url lerim eklendi dedim, hatta bir süre mail ile bilgi gönderilmesi yasaklandı dedim, yine cevap yok. Hasan Arıkan, huseyin kumaş onlardan bahsettim buyugumuze cok sorun çıkartmışlar di ses kayıtları ve yayınlar duruyor dedim, Bana diyor sen sorup sen cevap veriyorsun zaten, dedim biz sizden cevap bekliyoruz, ama yok
Neden sürüldünüz dedim eski yerinizden, güldü kim söyledi dedi. Biliyoruz dedim, cevap vermedi. Hz üstazimiz sizden daha iyi hizmet eden varsa vazifenizi devredin asıl vatanseverlik budur buyurmuş, siz yapamıyorsunuz, bırakmak zorundasınız, dedim.
Kim gelecek dedi. Benden iyi yapacak kişi kim dedi, Mehmet Fahri Sertkaya mı dedi ve gülerek sordu. Orasını ben bilemem dedim onu siz bileceksiniz, yapamıyorsunuz bari bırakın
Kac ihvan ve talebe kazandırdın dedi. Getirdiklerime sizin hain baş hocahanım sahip çıkmadı, ayrıldılar dedim. O hocahanım kaç ahavat, hocahanım, talebenin ayrılmasına sebeb oldu, neden göndermiyorsunuz dedim, onun hain olduğunu bilmeyen mi kaldı? Sırıttı insanca cevap veremedi.
Karşımda o kadar aciz kaldı ki ben evde cocuğumu bu kadar azarlamadım, adamda kızaracak yüz yok, cok üstüne gittim elle tutulur cevap veremedi, karşımda eridi resmen.
Dedim, hata yapan babam olsa yine cevabım ve tavrım aynı olurdu.
Benim vazifem burda hizmet etmek, Akademiyi bilmiyorum dedi, dedim burda hizmet ediyorum demekle, kendinizi kenara çekip benle alakası yok beni ilgilendirmez tavırları takınmakla sorumluluk kalkmaz.
Bir de konuşurken, gözlerinde tedirginlik, korku, şaşkınlık gördüm, sürekli saçını eliyle tarar gibi yapıp durdu. Siz daha iyi bilirsiniz bu piskolojik hareket tavrını…
Çıkarken de, ben herkese bunları anlatmaya devam edeceğim dedim, hiç hoşuna gitmese de bir şey diyemedi.
Boşuna gitmiş oldum ama iyi oldu, tedirgin olsunlar biraz.
V.a.s. Sordun mu ona “Sen de cemaatimiz içine sızmış gizli ermeni, gizli yahudi, mason ve kara paracılardan biri misin?” diye? Oraya kadar soracaksınız.
Dimdik duracak ve soracaksınız. Nerede tuhaf, sorunlu bir kararlarını, yönlendirmelerini görseniz, işte karşılarına böyle Allah için çıkacak ve dik duracaksınız. Bu hak yol, bir aile şirketi değil. Bu hak yol, üç beş tane omurgasız sürüngen kriptonun ele geçirebileceği, onlar üzerinden mason tarikatının ve MİT’in ele geçirebileceği ve kara para işlerine bile kullanabileceği bir yol, bir teşkilat değil.
Senin şahit olduğun ve anlattığının haricinde bana ulaşan istihbarat da var. Senin gizlice ses kaydı yaptığından çok endişeliler. Korkuları had safhada… İfşa olduklarına emin oldular. Bunun bir anda nasıl olduğunu anlayamadılar. Ne yapacaklarını bilemez haldeler. Bir yandan bu haldeler bir yandan da konuşurken “Her yerde biz varız, mfs bize bir şey yapamaz” deyip birbirlerini teselli ediyorlar. Daha doğrusu birbirlerini kandırıyorlar. Senin hakkında iftira, karalama yapmayı konuştular. “Benden bilmesin ama bu adamın rahat ettiğini de görmeyeyim buralarda” tarzında konuşuyor o kara paracı, hain, münafık, sefil mahluk…
Alihan Kuriş de konudan haberdar edildi. Alihan da çok penikledi. Kardeşlerimiz böyle duruş sergilemeyi artırırsa ne yapacaklarını bilemez halde… Eminim korkudan yine titremiştir. Zaten o derece korkak ve vur kafasına, al elindekini bir model o… Başka sebepleri de var ama ayağının kaymasında bir annesi, iki bu korkaklığı büyük rol oynadı. Çok az kaldı, taban her şeyi duyup sarsıldı. İstediğim buydu ve bundan sonrasında tartışmalar, anlaşmazlıklar hiç bitmeyecek. Biraz daha tansiyon yükselip herkes her şeyi iyice kabullenecek gibi olduğunda ben çok sayıda somut delili peş peşe paylaşacağım. Artık bunlarla beraber MİT de mason tarikatı da gizli ermeni ve yahudi çeteleri de mi yıkılıyor, ülke mi karışıyor, ne olacaksa olacak. Zaten siyasi sahada da buna proğramlamışım her şeyi… Heriflere doğru düzgün laf anlatıyorum, ikaz ediyor, mühlet veriyorum ama hala aynı şeytanlıklara devam edebilmeyi deniyorlar. Kendi tercihleri… Bizim bunlara bırakacak tarikatımız da vatanımız da devletimiz de yok.
O idareciye beni de sor açıkça… Ses ya da görüntü kaydı al. İzin vermezse de sor, üzerine git. Hakkımda ne söylerse, delil, ispat da sor. Daha önceki vazife yerinden neden sürüldüğünü de sor. Hiç çekinmeyeceksiniz, hz. Ömer’e halifeliği zamanında Allah için hesap soran sahabi gibi duracaksınız. Yanlışları sineye çekmeyeceksiniz, yanlış adamları aranızda tutmayacaksınız. Hep dediğim gibi, icabı halinde hemen savcılıklara ya da en yakın karakollara gidip şikayet edeceksiniz. Yargılanmalarını isteyeceksiniz.
Metafizikle çarpılarak ölen Antalya idarecisi Hüseyin Değirmenci meselesi, cemaat tabanında büyük mevzu oldu.
Hem herkes münafık Hüseyin Değirmenci’nin beş para etmez biri olduğunu biliyorken, hem de Alihan Kuriş’in onun ardından dikkat çekici bir hassasiyet göstermesi, dikkatleri çok çekti. Tartışmalar sosyal medya hesaplarına yansıyor.
Selam aleyküm Kıymetli Hocam. Ümraniye’de ahmet özbursa’nın sonradan edindiği mini serveti konuşulur olmuş. İnsanlar artık bişeyleri anlıyor. Bunda çok tesiriniz var. Allah razı olsun. Sadece bu konduramama meselesi yüzünden göze çarpan şeyler pek konuşulmuyor. Bir de malum, bu “eleştiri yapılmaz , piran incinir” sloganı var senelerdir. Allah razı olsun hergeçen gün daha iyi anlıyorum, birine münafık diyorsanız, mutlaka bilinçli diyorsunuz. Selametle…
(Çarpılarak ölen gizli Ermeni Adana idarecisi Hüseyin Değirmenci’ye dair…)
– Hocam Alihan kuris neden bu cenazeye bu kadar değer verdi diğerlerine yapmadığını, Ayrica neden her sohbette ozellikle Ahmet Beyagabeyimizin sözlerini söylüyor. Kendi üzerinden himmet kalkınca konusamazmi oldu.
+ Belki de kara para işlerinde çok paslaştığı biriydi? Belki de ortak buluşma noktaları olan mason tarikatının üstadları bu şekilde talimat vermiştir? Belki gizli Ermenilik yönüyle birbirlerini akraba görüyorlardı? Belki de Hüseyin Değirmenci’nin bu güne kadar işini iyi yapması, sayısız gerçek Süleymanlıyı mahvetmiş olması, beytül malden çok büyük vurgun vurmuş olması gibi kriterler, Alihan Kuriş’in takdir ettiği şeylerdir?
Belki benzeri daha başka sebepleri, gerekçeleri de vardır. En doğrusu, bu rezilliğin, bu skandalın izahını Alihan Kuriş’ten sormak değil mi? Neden bekliyorsunuz, Allah’tan mı kullarından mı korkuyorsunuz? Sorun artık bağlı bulunduğunuz mesul kişilere de daha üstündeki kişiler de Alihan’a da sorun…
Zinadan, kara para işlerinden, çalıp çırpmaktan, ihanet etmekten, her gün her saat büyücülük yapmaktan ve yaptırmaktan kafası yanmış, hafızası da darbelenmiş olabilir. Anne oğul yaptıkları ve yaptırdıkları büyüler de kendilerine dönüyor, bu da akıl sağlığına tesir ediyor olabilir. Zaten öyle dolu dolu biri değildi, kırıntı kadar şeyler de böylece unutuluyor olabilir. Bu sebeple de bu güne kadar dikkate alınır tek bir sesli sohbet yapamamış olabilir. Bu vakit oldu, hazırlıksız halde çıkıp kürsülere, bu ümmetin, milletin, devletin ihtiyaç duyduğu binbir türlü ilmi meseleye ve sorunlara dair konuşmalıydı ama işte vahim manzara gözler önünde. Anlaşılan o ki ateşi seviyor. Acıyla arası iyi ve kendi kafasına göre bir sonsuz hayat ayarlıyor, hazırlıyor kendisine…
– Konusacagiz Hocam bizi dikkate almayacaklardir ama hesap soracağız. Korkumuz onlardan değil, kurslarimizda merkezin etkileri görülüyor bir dur deme vaktidir.