Etiket arşivi: İçimizdeki Münafıklar

Allah lanet eder

Alihan Kuriş, yine kendine yakışanı yapmış. Çarpılarak ölen Adana idarecisi hakkında güzellemeler yapmış.

Aslında böyle yaparak kendisinin Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz ve tamamen bitik biri olduğunu ilan etmiş. Cemaatimizin gerçek mensupları arasındaki herkes, Adana idarecisinin aslında nasıl biri olduğunu kısa süre soruşturarak, araştırarak öğrenebilir.

Metafizikle çarpılarak ölen Adana idarecisi, yüzü nurlu, ahlaklı, samimi, gayretli gerçek kardeşlerimizi görünce elektriğe tutulmuş gibi olurdu. Onların ayaklarını kaydırmak için çırpınıp dururdu. Yine Ermeni ve Yahudi karışık soydan gelen, buna rağmen açık kimliğiyle, gerçek diniyle medeni şekilde yaşamak yerine, aramıza sızıp bize her kötülüğü yapanlardan biriydi. Cemaatimizin içine sızmış kripto cemaatinin adamlarından biriydi…

Masonlarla arası çok iyiydi. Eli uzandığı kadar kara para işleri yapardı. Böylelerinin çoğunda olduğu gibi, o da cinsi sapıktı. Kız ve erkek talebeleri de hedefine koyardı. Çok hayatlar kararttı. Çok çaldı, çok yedi, çok yedirdi. Sonra da müstahak olduğu tokadı yiyip geberip gitti. Büyü yapamaz ama yaptırırdı. Bu yolla da gerçek kardeşlerimizi saf dışı etmeyi ya da öldürtmeyi denerdi.

Ehl-i iman, yer ve gök, yuvasındaki karınca, havadaki kuş, denizdeki balıklar bile böyle bir pisliğin ölmesine sevinirken, Alihan gibilerin arkasından rahmet okumasına ve okutmasına, Allah lanet eder. Piran lanet eder. Bu yazdıklarımı okuyup durup da hala soruşturmayan, araştırmayan, gerçeği kovalamayan, tepki göstermeyen, bu kadarına bile tepkisiz kalan herkese de Allah lanet eder.

Mehmet Fahri Sertkaya

Haydi, korona deyin, kalp krizi deyin, beyin kanaması deyin ve gömüp gömüp geçin.

Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur

İblis bile koruyamadı

Cemaatimizin içindeki baş belalarından, kriptolardan, münafıklardan olan Veli Köle de çarpılarak öldü.

Metafizik sahada, İblis başta olmak üzere dev bir kadro onu haftalardır hayatta tutmaya çabalıyordu.

Ben sizlere, “Cemaatimi temizleyeceğim. Cemaatimin içindeki adamlarınızı çekin” demiştim ve fazlasıyla mühlet vermiştim. Yine dinlemediniz ve yine yerlerdesiniz.

Haydi, korona deyin, kalp krizi deyin, beyin kanaması deyin ve gömüp gömüp geçin.

Kelimenin tam manasıyla bir kütüktü. Zekası, aklı, kabiliyetleri, vasıfları son derece zayıf biriydi. Gizli Ermeni, gizli Yahudi ve Çingene karışık bir soydan geliyordu. Kendisinden çok önce cemaatimizin tepe noktalarına sızmış olan gizli Ermeniler tarafından kullanılmış, yükseltilmişti.

Onu da büyücü yapmak istemişlerdi ama o kadarına bile kafası basmamıştı. İşe yarar büyüler yapamaz ama hep samimi kardeşlerimize, müslümanlara büyüler yaptırırdı. Kız talebelerimize de çok büyüler yaptırırdı. Kız talebelerimizden çok sayıda kişinin hayatını kararttı. Bu gibi şeytanları anlatmaya satırlar, sayfalar yetmez. İnsan kalmış hiç kimse de dinlemeye tahammül edemez. Tutup tutup boğacakları gelir.

Şimdi o da hakikati gördü. Onun akrabalarından da şu ana kadar ölenler oldu. Bundan sonra da olacak.

Bu yol sahipsiz değil. Bu yol, başı boş değil. Bu yol, üç beş tane yahudinin, ermeninin, çingenenin, masonun, hainin elinde oynatabileceği bir yol değil.

Veli Köle, çok büyük paralar vurdu ama hiçbirini götüremedi. Paralar, kendi gibi kripto hainlere, hesabı/azabı ise kendisine kaldı.

Mehmet Fahri Sertkaya

İşte bunlar hep sinyale girenler…

Çingene kökenli olan ve simasından da bu kökleri çok net şekilde görülebilen Hasan Arıkan’ın soyunu, bağlantılarını araştırdınız mı? Şu “Baysal” dikkatinizi çekmeyecek mi? Hala gözlerinizi açmayacak mısınız ve araştırıp soruşturmayacak mısınız? Her şeyi Akademi Dergisinden mi bekleyeceksiniz?

Ya şu “Bizim cenazelerimize toplamda yirmi bin insan katıldı yaaaa… Aslındaaaa korona olmasaydı siz görürdünüüzzzz.” tavrına ne diyeceksiniz?

Mehmet Fahri Sertkaya

Köprüden önceki son çıkışta

Seyfeddin Alkan da köprüden önceki son çıkışta… Bu defa da sarsılıp kendine gelmezse, münafıklığı, hainliği, yiyiciliği açık kişilerin hepsiyle arasına mesafe koymazsa, şu kritik anda durması icap ettiği gibi dimdik durmazsa ve tevbe edip geri dönmezse, büyüklerimiz onu da çarpacaklar. Mühleti dolmak üzere…

Buldozerle ezer geçer gibi bir temizlik yapılıyorken, hiç kimseye ayrıcalık tanınmaz. Her kes kalbinin halini, niyetini, kimlerle oturup kalktığını, kimlere muhabbet duyduğunu gözden geçirmeli.

Cemaatimizin, milletimizin, vatanımızın, ümmetimizin bu kadar vahim sorunları varken, bu ilmi, yaşı ve tecrübesiyle kendisi konuşmayacak da kim konuşacak. Kimi beklemektedir. Gerçek yüzü meydana çıkartıldıkça susmaktan ve büyüler yapıp yaptırmaktan başka hiçbir şey yapamayan Alihan Kuriş’e ne zaman tavır alacakmış. Alihan Kuriş’in iplerini elinde tutarak onu oynatan annesi Gülderen Kuriş’in karşısında hakkı ne zaman haykıracakmış. “Siz bu hak ve büyük yolu yıkamaz ya da durduramaz ya da bölemezsiniz. İyice haddi aştınız. Tokadı yersiniz, çarpılırsınız. Biz de meydanı sizin gibi muzırlara bırakmayız.” diye ne zaman diyecekmiş.

Merhum büyüğümüzün uzaklaştırdığı Hüseyin Kumaş’la, onun gibi biri olan ve yenice çarpılıp ölen Hasan Arıkan’la ve daha yüzlercesiyle ne zaman Allah için mücadele etmiş ya da ne zaman edecekmiş.

Bu kadar sessizliğin, tepkisizliğin, hayırlı işlerden ve kişilerden bu kadar geri durmanın, şerli kişilerle ve işlerle bu kadar yakın olmanın bir izahı olmalı ya da buna büyüklerimizin vereceği bir karşılık olmalı.

Bu kadar ilerlemiş yaşında yüzünün hep bu kadar gergin, tavırlarının hep bu kadar soğuk, itici ve öfkeli olmasının sarsıcı bir izahı da olmalı. Samimi kardeşlerimiz de gözlerini bu hususlarda iyice açmalı.

Seyfettin Alkan’a da sormak lazım

Şu resimlere, Mehmet Yetkin’i hiç tanımıyormuş, hakkında hiçbir şey bilmiyormuş gibi nötr kalarak bir iki dakika bakın. Allah için samimi olmaya ve nefsinizi karıştırmamaya çalışın.

İç açıcı mı? İnsana güven veren, nur yüzlü, temiz yüzlü, vakur, iç rahatlatan bir hali var mı?

Onu ilk duyduğunuzda ya da gördüğünüzde size “Cemaatimizin mensubu meşhur hocaefendilerden biri. İlahileri, kasideleri ve mevlid-i şerifi çok güzel okur” diye tanıtılmasa, şu hallerine bakarak ne düşünürsünüz?

Mehmet Yetkin Ermeni kökenli birisiydi. Hayatında gerçekten müslüman olduğu zamanlar var mıdır, bunu Allah bilir ama hayatının son on yıllarında müslüman olup olmadığı değil, insan olup olmadığı tartışılırdı. Kendisini tanırdım. Çok defa aynı meclislerde/müesseselerde bulundum. Hatta aynı hatim halkalarında oturduk. Kendisiyle yan yana geldiğimizde diken üstünde oturuyormuş gibi olurdu. Bir de konuşmaya başladığım zaman daha da kötü olurdu. Enerjilerimiz o kadar çakışırdı. Buna rağmen yüzüme güler “Talha kardeş” diye hitap ederdi. Sözde hizmet ettiği müessesemizde onu gerçekten seven ve candan bir şekilde ona hürmet eden tek kişi bile görememiştim. Bizim gibilerin zaten bu hali anlaması en fazla on dakikasını alır. Lakin ben onunla çok defa denk geldim. Arasının en sıkı olduğu kişiler bile, onu aslında idare ederlerdi ve bazıları onu bana şikayet ederlerdi.

Mehmet Yetkin, nerede temiz yüzlü, güzel ahlaklı, samimi ve güvenilir bir gerçek Süleymanlı görse, onun ayağını kaydırmaya ve müesseselerimizden/yolumuzdan uzaklaştırmaya çalışırdı. Bir yandan yüzüme gülüp “kardeş” diye hitap ederken, bir yandan da o genç yaşımda ve çok zorda olduğum şartlarda bana da aynı muameleyi yapardı.

Çok büyük imtihanların ve sıkıntıların içinde olduğum ve bir an bile samimiyetten ayrılmayıp bir Süleymanlı evladına yakışacak şekilde dimdik durduğum o anlarda, kardeşimiz ve hocaefendi olarak bilinen bir şahsın, neden öyle tavırlar sergilediğini hiç anlayamadım. Bir saniyeliğine bile kendisine ısınamadım, muhabbet besleyemedim. O zamanda, onun ve çevresindeki onun gibi olanların karşısına geçecek ve mücadele edecek şartlar içinde değilim. Gün geldi, Mehmet Yetkin’in de GBT’sini çıkarttırdım, sorun ne imiş anladım ve “İşte bu, belliydi” dedim.

Hayatının son on yıllarında hiç terk etmeden yaptığı pis işlerden biri, samimi kardeşlerimize, talebelerimize ve hocaefendilere büyüler yapmak ve yaptırmaktı. Bu sahada paslaştığı pek çok kişi de sözde yolumuzun mensubu olan ve sözde hizmet ehli hocaefendilerdi. Bunların çoğu kripto kökenli kişiler. Cemaatimizin dahilinde ve haricinde geniş bir üfürükçü takımıyla paslaşırdı.

Paraya tek kelimeyle tapardı. Etrafındaki çok kişi bu halini bilirdi. O kadar çok içerdi ki rahatsızlıklarının bir kısmı çok içmekten hasıl olmuştu. Zaten bir kısmı da aşırı yemekten. Mehmet Yetkin denince akla nura, temizliğe, dürüstlüğe, insanlığa, iyiliğe, dinimize ve kardeşlerimize sinsizce düşman, alemcilere, münafıklara, yiyicilere, hainlere, şeytanlaşmışlara, namussuzlara gizlice dost bir kişi gelir.

Bunları sadece ben bilmiyorum, çok yüksek sayıda samimi kardeşimiz biliyor. Şahit olanlar çok. Az kaldı, zamanı gelecek, ben hepsini tek tek konuşturacağım. Kimliklerini gizlemeden videolu paylaşımlarda dahi konuşacaklar.

Mehmet’in bu derece hainliğini, alçaklığını, yiyiciliğini, ahlaksızlığını ve İslam’a düşmanlığını en iyi bilenlerden biri de Seyfettin Alkan… Ona da bir sormak lazım “Sen böyle bir adama onlarca sene nasıl tahammül ettin, neden aranızda husumet oluşmadı, neden enerjileriniz çakışmadı? Ne zaman Mehmet’i sert tenkit ettin ve Allah için ona tavır sergiledin? Ne zaman onun ve onun gibilerin hainliklerini ve zararlarını bertaraf etmek istedin? Neden böyle kişiler seninle arayı açmadılar? Neden sen Mehmet’in cenaze namazına gittin? Neden orada bu şahsı muteber biri gibi gösterecek tarzda konuştun? Hiç mi Allah’tan korkmadın? Milyonlarca mensubu bulunan bu yolda, birileri çıkar, bir gün bu oyunları bozar diye düşünmedin mi? Allah var, piran, hesap var, azap var, hiç titremedin mi?”

-Seyfettin Alkanı size soracaktım da çekindim yazmaya, akademinin Facebook zamaninda size karsi durmamıştı yanlis hatirlamiyor isem, Halil akdere mevzularinda, ama hızlıca yuzu yaşlandi burustu, bir videoda gordum tanıyamadım nerdeyse, uzunca görmemiştim.

Hz. Ustazimizi dunya gözü ile görüp önünde diz çöküp ilim okuyan kisiler boyle çıkması hele hele Seyfettin Alkan olması beklemiyordum hasan arikana bu kadar şasirmamistik.

Mehmet yetkinde bilmiyordum bu yönünü istanbulda kursta ondan söz açıldı hocamız youtubede onun bir videosunu buldu turk sinemasinda bir sahnede mevlidi serif okuyordu inanamadım.

+Mensubu bulunduğu gizli ermeni çeteleri sayesinde oynadı o filmde… Şu cemaatimizin içindeki kriptolara, münafıklara dair daha çok sarsıcı gerçekler var. Hepsinin meydana çıkma vakti geliyor. Duydukça daha çok sarsılacaksınız

Seyfettin Alkan

-Selamün aleyküm kıymetli hocam. Bundan 2 buçuk 3 sene kadar evvel di. Maltepedeki düğün salonunda Seyfettin Alkan ile karşılaştık. Mescid çıkışında. Ben 2 yaşındaki oğlumla tam girecekken kendisi çıkışta ayakkabılarını giyiyordu. Hamdolsun dedim içimden evladimin saçını bir büyüğümüz okşar ve dua etmiş olur dedim. O anda ondan ve bizden başka hiç kimse olmamasına rağmen ne çocuğun ne benim yüzümüze bile bakmadı. O mağrur yüzünü dikti, asik bir suratla çekti gitti. Çok şaşırdım ozamanlar. Konusu gelince hatırladım tekrar. Ne diyorsanız doğrudur.

+v.a.s.
Maalesef, bunun misali çok hadise, çok şahitlikler var. Samimi kardeşlerimizi insandan/adamdan saymaz olmuşlar. Hazretimizin emanetlerini bizlere aktaramadılar. Dünyanın türlü fitnelerine kapılıp savruldular. Parası olmayanı muhatap almıyorlar. Sohbetlerde neler anlatıp öğretiyorlarsa, hep aksini yapmışlar, yapıyorlar.

-Bize zamanında çok tuhaf gelen her şeyin demek ki bir izahı var. Ve böyle böyle sizin sayenizde öğreniyoruz. Allah razı olsun

+Amin. Cümlemizden

Çok daha büyük şoklara, sarsılmalara da hazır olun.

-Bekliyorum hocam

Mehmet Fahri Sertkaya

Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur

Cemaatimizin en önde gelen münafıklarından biri olan Hasan Arıkan da çarpılmış, alemi değişmiş ve hakikati görmüştür. Darısı kalan münafıkların başına…

Cehennemine yol almadan önce, yıllardır aleyhinde yaptığım yazılı ve sesli onca yayından birine olsun cevap vermeyi deneseydi ya da hiç değilse hukuk yolunu tercih edip davacı olabilseydi keşke… Keşke aldanıyor olsaydık ve bu kadar rezillikleri yapmış, yaşamış, sonunda takla atıp en rezil şekilde sonsuz aleme gitmiş olmasaydı.

Neyse, onun hesabı ödemeye gitmesi, bu alemde mevzunun kapanması demek değil. O burada olmasa da gerçek yüzünü en müşahhas/somut surette gözler önüne seren daha neler neler çıkacak meydana…

Şıracının şahidi, bozacı…

Kaç senedir, şu alçak münafık Zeki Çalışkan’ın gerçek yüzünü yazıyorum ve neleri neleri meydana çıkarttım da kendisi avukat olmasına rağmen susuyor. Kendisi haricinde, ortağı olduğu avukatlık ofisindeki otuz kişinin pisliklerini de art arda meydana döktüm ve yıllar geçti. Otuzu da susuyor. Ne kendini yazılı, sözlü savunabilen var ne hukuk yoluna gidebilen…

İşte böyle bir Zeki Çalışkan’ın… Münafık, dolandırıcı, misyoner, kara paracı, vatan haini bir Zeki Çalışkan’ın ve etrafında toplanmış benzeri münafıkların hemen Hasan Arıkan’a dair taziye mesajları paylaşmaları ve Hasan Arıkan’ı hayırla anmaları, hakiki Süleymanlıların her şeyi anlamasına yeter. Lakin…

Bu kadarla sınırlı bırakmadım. Ben münafık Hasan Arıkan’ın son yıllarda damarına damarına bastım. Onu mindere çektim. Öyle bir gürültü çıkarttım ki duymayan kimse kalmadı. O ne yaptı? Yakın çevresi ne yaptı? Merkezimiz ne yaptı? Bütün münafıkların yaptığını… Şimdilerde Alihan Kuriş’in de yaptığını… Sustu, sustular, susuyorlar. Başka da bir şey yapamazlar, çünkü topluca suç üstü oldular.

Meydana çıkartılmış bunca hakikata rağmen, sağda solda “Üstazımızın talebesine neler deniyor, olur mu hiç” şeklinde tepki gösteren herkesi aynı listeye yazabilirsiniz. Bu dünyada üstazların talebeleri değil, bazı peygamberlerin ashabı, evlatları ve hanımları bile tepetaklak gittiler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Çok kötü şeyler olacak, çok daha kötü…

Bu bir şey değil. Bu bir başlangıç.

Öyle uzun uzun yazacak değilim. Zaten bir süredir yazılması gerekenleri yazmıştım. Sağda solda, her yerde bulunabiliyor bu yazılarım. Zaten elden ele de atıldı, dağıtıldı ve herkes okudu, anladı. Dediğim gibi oluyor ve şu cemaatimiz münafıklardan temizleniyor.

Önce kardeşi Mehmet Arıkan çarpıldı ve korona deyip gömdüler. Sonra karısı çarpıldı ve onu da korona deyip gömüp geçecekler. Arada başkaları da çarpıldı ve gömüp geçtiler. Ahmet Aygın’ın çarpılıp ölmesi karşısında zaten şok geçirdiler. Onun şoku geçmeden, üstüne kimler kimler çarpılıp cehennemine gidiyor. Daha önce bu gibi ikaz yazılarımı fantastik ya da deli saçması gibi görmek isteyen münafıkların korku dolu kalp atışları artık Mason teşkilatının bütün localarından duyuluyor. Daha bunların bir çoğu bilmiyor ki Ahmet Özbursa bile çarpılarak öldü. O ne şerli bir münafık, nasıl bir numaracı ve bir büyücüydü.

Şu sıralarda Hasan Arıkan ise hastahanede ve anladığım kadarıyla ona son bir şans daha verilecek, nasıl davranacağına bakılacak ve sonra ona göre muamele edilecek. Üstazımız daha pek çok kişiyi çarpacak. Alihan Kuriş’i de üstazımızın çarptığını, şeklinin kaydığını, öldürülmeyip ibret-i alem olarak meydanda bırakıldığını hep beraber göreceğiz.

Üç beş tane kripto yahudi, gizli ermeni, mason, bilmem ne bela tipler, cemaatimizin haricindeki hain ve insanlık düşmanı kişilerle, teşkilatlarla, en çok da mason teşkilatıyla paslaşıyorlar diye, kendilerini ne zan ederler, ölümsüz mü zan ederler, etten kemikten değil de çelikten mi zan ederler, ben bir türlü anlayamam. Akıl alır şey değil, topraktan yaratılmış ve fani olan insanların bu derece şeytanlaşmaları ve hiç ölmeyeceklermiş gibi, sonlarını düşünmeden ahmakça işlere kalkışmaları. Lakin haram yiye yiye nefisleri canavar gibi kuvvetli olmuş ve nefislerini bir anlığına bile yenemez, durduramaz olmuşlar. Adları gibi kesin surette biliyorlar ki bu din, hak din. Bu tarikat, hak tarikat. Bu mürşidimiz, hak mürşid ve ben de bu yolun hizmetkarıyım. O mürşid-i kamilin evladıyım ve o mürşid kamille aynı soydan gelen bir kişiyim. Yirmi yıldan fazla bir süredir, akıl almaz şartlar/imtihanlar altında bu hizmete, bu günlere hazırlanan bir kişiyim. Bu hak yol hiç sahipsiz bırakılır mı? Hz. Allah, hz. peygamber, hz üstaz, merhum ağabeylerimiz sahipsiz bırakır mı?

Bu münafıkların yaptıklarına küfr-ü inadi denir. Bile bile, her şeyin farkında ola ola nefislerine ve şeytanlarına tabi olmaya, mağlup olmaya devam etmelerine küfr-ü inadi denir.

Hasan Arıkan’ın etrafında bir de çok şerli bir dişi insan şeytanı vardı ki o da gizli ermeni ve gizli yahudi karışık bir soydan gelen karısıydı. Ben mevzu olduğumda bu karısı açar ağzını, yumar gözünü ve aklına gelen her şeyi söylerdi. Biraz aklını ön plana çekmek isteyen ve akıllıca davranmak isteyen Hasan’ı da iyice felaketlere sürüklerdi. Hasan Arıkan’ın hayatında ona musallat olan en büyük şeytanlardan biri, yani büyücü ve insan şeytanı olan o karısı, artık yok. Allah bilir ama kendisi de muhtemelen köşeden dönecek, hastahaneden çıkacak ve sonra bakacağız, neler olacak.

Az daha unutuyordum. Son zamanlarda adeta yemeyip içmeyip bütün mesaisini bana ve ekibime büyüler yapmaya ve yaptırmaya harcayan ve haddi iyice aşan o Gülderen’i de ufaktan bir çarptı hz üstazımız ama ayar alacak gibi durmuyor. Bakalım o cephede neler olacak ve Alihan Kuriş, hayatında kendisine en çok musallat olan, ayağının kaymasında en büyük payı bulunan baş şeytanlardan biri olan o annesi Gülderen Kuriş’ten kurtulabilecek mi ve kurtulursa neler yapacak.

Aksiyon, gerilim, macera, intikam, entrika, ihanet, gizem, korku ve mutlu son… Hepsi bu hikayede olacak.

Ben mi? Ben de buralarda olacağım. Bunların hepsinin mezara girdiklerini göreceğim. Öldüremediler ve öldüremeyecekler. Durduramadılar ve durduramayacaklar.

Çünkü çoktan “Ben evladımı kimseye vermem” buyruldu ve ben bunu çoktan ilan ettim aleme, alemlere…

Mehmet Fahri Sertkaya

Afganistan din devleti değil. İslam devleti hiç değil. Taliban, bir din devleti kurmayacak.

1- Afganistan din devleti değil. İslam devleti hiç değil. Taliban, bir din devleti kurmayacak.

2- İddia edildiği gibi Afgan halkının çoğu da müslüman değil

3- Afganların tamamı ya da ezici çoğunluğu Afganistan’ı terk etmiyor. Afganistan’dan kaçmıyor. O halde hepsi ya da ezici çoğunluğu kaçmakta imiş gibi yazabilmek, dürüst, ahlaklı kişilerin yapabileceği bir şey değil.

4- Kaçan Afganlar sadece Türkiye’ye kaçmıyor. Türkiye’ye kaçanların epeyi kısmı Avrupa ülkelerine geçecekleri iddiasıyla Türkiye’ye organize şekilde getiriliyor. Kaçmak istedikleri Avrupa ülkelerinin çoğu laik devletler değil.

5- Taliban İslami bir teşkilat değil. Kendisini öyle göstermesi ölçü değil. Gerçekleri araştırmadan ve kabul etmeden her iddia sahibinin iddiasını kabul etmek hukuka, insanlığa, gazeteciliğe, devlet adamlığına yakışır/uygun değil.

6- Taliban’ı kuranlar, bunca zamandır kullananlar ve şu anda kullanmakta olanlar da müslüman değiller. Bizlere hala medeni, çağdaş olarak gösterilmek istenen batılılar kurdular, kullandılar, kullanmak istiyorlar. Taliban üzerinden türlü kara para işleri yaptılar ve yapıyorlar.

7- Afganistan’dan şu sıralarda gelen belli yaş aralığındaki genç ve erkek Afganların epeyi bir kısmı sivil değil. Taliban’ı hiç zorlanmadan dağıtabileceği halde bir “oyun” çerçevesinde dağıtılan Afgan ordusunun mensubu asker kişiler bunlar. Sorsanız laikliğin ne olduğunu bilmezler.

8- Cem Toker ve Samuel Saymaz ve benzerleri Türk de müslüman da değil. Omurgasız sürüngenler misali yaşayan, Ebu cehil karpuzu misali içi başka dışı başka bir halde yaşayan, koca Türk milletini toptan ahmak zan eden, İslam’a düşmanlıklarını ve müslüman milletimize kinlerini kusacak malzeme arayan kişiler. Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela değil… Kimi gizli Ermeni, kimi gizli Yahudi, kimi gizli Süryani, kimi gizli Satanist, kimi gizli Ezidi, kimi gizli Rum vatan hainleri bunlar.

9- Türkiye laik bir ülke değil. Hem halkına bakıldığında hem de devletin rejimine/hukukuna bakıldığında Türkiye’ye hiç kimse laik bir ülke diyemez.

10 – Samuel gibiler, Cem gibiler, aslında şu anlarda neler döndüğünü bilmekteler ve buna rağmen dinimize, inancımıza, tarihimize, kültürümüze saldırmaya cesaret edebiliyorlar.

11- Bu art niyetli paylaşımların neden yapıldığını bilen ve bunları beğenen Sinan Meydan da Türk ve Müslüman değil. Münafık vatan haininin teki… Yıllar önce, sadece birkaç dakikada ifadesini aldım, hala karşıma çıkacak da cevap verecek. Vermeye imkan yok, yaşananları gören savcılardan soruşturma başlatan ve bunları yargılayan da yok.

12- Adli makamları kullanarak benim üstüme dava üstüne dava yıkarak, son çare görüp bu şekilde benden kurtulmak isteyen ve bu mücadelesinde de kazdığı kuyulara düşenler hep böyle omurgasız ve çift kimlikli hainler…

13- Basın ve medyadan tutun da sözde sosyal ağlardan Youtube’a kadar her yerde bu ahmaklar, bu çapsızlar, bu hainler el üstündeler. Türkiye’de şunların tamamını bir günde hiç edecek yetişmiş kadrolar var ama hiçbirinin sosyal hesapları “olağan” halde olamıyor. Hepsi sansürleniyor. Türkiye’de gerçek Türkler iktidarda da değiller, basın ve medya kuruluşlarında da değiller, sosyal medyada da youtube’da da değiller. Ve bu durum, sürdürülebilir bir durum değil. Bu millet bu oyunu, bu çeteleri çoktan gördü, neler döndüğünü çoktan anladı, bu hainleri tanıdı ve yakında topluca çökertecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

Cemaatteki münafıklar, Fazilet takvimini kasten ayarından çıkartıyorlar

Bu cemaat, ticari maksatlarla bir araya toplanmış bir cemaat değildir. Şunca rezilliğe sessiz kalacak bir cemaat de değildir.

Bunlar iyi niyetli olsalar, Fazilet Takvimi uygulamasını güncellerler. Yeni bir hale getirirler. Uygulamaya girildiğinde orada yazılı sohbet/nasihat menüsü, takvimin geçmiş yıllardaki makalelerine ulaşma menüsü, aratarak dini tabirleri bulma ve izahını okuma menüsü, sesli sohbet dinleme menüsü, Kur’an-ı Kerim dinleme menüsü, güncel dini meselelere verilen fetvalara ulaşma menüsü, telif hakkı olmayan ya da telif hakkı cemaatimize ait ve bir heyetin kontrolünden geçmiş olan e-kitaplara ulaşma menüsü yani bir e-kütüphane ve daha pek çok şey eklerlerdi. Menülerin içeriği sürekli güncellenirdi. Her gün yeni yeni içerikler eklenirdi. Bunu bu güne kadar yapmalarının önünde hiçbir mani yoktu, yok. Maddi maniler de yok.

Şu takvim arkası yazılarını hazırlayan heyet, her gün yeni onlarca dini hatta tarihi, içtimai makaleler hazırlayarak bu uygulamadan yayınlayabilirdi. Matbu/basılı takvimin sayfaları sınırlı, maliyeti ona göre ve makaleler de bu nedenle sınırlı ama bu uygulamada bir günde bin sayfa bile eklense ek bir masraf çıkmıyor.

O halde böylesine büyük fırsat neden değerlendirilmiyor? Bulunmaz bir fırsat değil midir bu? Bunu, mümkün olabilecek en temel seviyede yapıp o kadarını da ücretli bir uygulamayla yaparak insanlardan geri tutmak da nedir, kim içindir?

Bu cemaatin, bu hocaefendilerin, söz konusu heyetin bu dediklerimi ve daha fazlasını yapmaları, vazifeleridir. Bunun için bu yolun çorbasını içtiler, bunun için ellerinden tutuldu ilim ehli arasına katılmaları sağlandı.

Ve onlara en baştan “Ahirette şu on parmağım yakanızdadır.” denildi. Şu koca cemaat ne hallere getirildi. Manevi manada dibe vurduruldu. Bunun cezası çok ama çok ağır/sert gelir. Çok da can yakar.

Fazilet takvimini dediğim gibi yapsalar, televizyon kanalı kurmaya, radyo kanalı kurmaya gerek bile kalmaz. Biz zaten şu çağda tv ve radyo kanalı kuramıyoruz. Bize uymuyor. Lakin bir uygulama üzerinden sadece kendi istediğimiz videoları, sesli ve yazılı paylaşımları paylaşma imkanı bulabiliyorken, kardeşlerimizi olmadık ortamlara/platformlara çekmek zorunda kalmıyorken, daha neyi bekliyoruz?

Dediğimi yapsalar, şu uygulamada seçe seçe eli yüzü düzgün reklamlar da yayınlarlar, abonelik ücretinden toplamaya çalıştıkları rakamın onlarca katını da kolayca toplarlar. Samimi iseler bu para gücüyle de her sene şu uygulama üzerinden verdikleri hizmetin kalitesini artırırlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Fazilet takvimi aboneliğini iptal edin

Aboneliği iptal et ve etrafındaki herkese de Fazilet takvimi ücretli aboneliğini iptal etmesini tavsiye et. Fazilet’e de mesaj gönder. Tepkini göster. “Şu internette bir dini mesele aratınca kaç tane münafık sözde hocanın siteleri en önde gösteriliyor. Ehl-i sünnet yok ediliyor. İtikadi ve ameli sapıklık yayılıyor. Doğru bilgiye ulaşmak ne kadar da zor. Söz konusu ilimlerle dünya ve ahiret saadeti muhafaza edilebiliyor. Ücretsiz şekilde benzeri siteler açmak, bu milletin aradığı sorulara doğru cevaplar vermek bile vazifeniz iken, siz bu şartlarda bir de bu takvimdeki bilgileri neden ücretli yapıyorsunuz, herkesin ulaşamayacağı bir hale getiriyorsunuz? Cemaatimiz içinde çok sayıda iş adamı kardeşlerimiz var, bunlar her sene zekatlarını bile cemaatimize veriyorlar. Sadece birinin verdiği zekat parasının yüz binde biri ile şu takvimin masrafları karşılanamıyor mu? Sizin bir art niyetimiz mi var, kimden yanasınız, anlamakta güçlük çekiyoruz?” diye yaz.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Rüyalarla bile ikaz ediliyorlar

Çok büyük tırpan geliyor. Sadece münafıklar değil, aldananlar da çok büyük kaybedecekler. Her şeyin farkına varıp da hiçbir şey yapmayanlar, mücadele etmeyenler, korkanlar, çekinenler var ya, en çok bela ve musibet onların başlarına gelecek. Yetmeyecek, ahirette de rezil, rüsva halde olacaklar. Azapları da çok şiddetli olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Selamün aleyküm hocam. Yazıp yapmamakta çok düşündüm…

Selamün aleyküm hocam. Yazıp yapmamakta çok düşündüm. Ama yorumlarınızı çok merak ediyorum. Ben 12 sene önce yolumuz ile tanıştım. Çevrem eşim tarikat cemaat işlerine ters bakan güvenmeyen bildiğimiz atadan dededen camiden aldigi bilgilere göre dinini yaşamaya çalışan insanlarla dolu. Bu konuda ciddi sıkıntılar yaşadım yaşıyorum. Ne zaman içimden acaba yanlış mı yapıyorum desem ayağımı çekmeye kalksam bir mesaj illa ki ulaşıyor bana. Akademi dergisini de rahmetli Arif Ahmet bey abimizin cenazesinin olduğu gün gordum internette. O gün bu gün takip ediyorum. Aslında gerçeği söylemek gerekirse anlattiklariniz bazen bana da hadi ya o kadar da değil dedirtiyor. Bunu inkar edemem. Özellikle Alihan Kuriş hakkında yazdıklarınızın sonra iyice afalladım ve gerçekten sorular içimi kemirmeye daha fazla başladı. İnanın bu aralar namazlarımı aksatiyorum rabıta yi zaten doğru düzgün yapmadigimdan içimden sıkıntılar bir türlü gitmiyor. Etrafıma ayak uydurmaya kalksam bu dünya imtihanını kesin kaybederim bunu da çok iyi biliyorum. Ne yapacağımı şaşırdım. Dün menzil e bağlı bir tanıdığım bana uğradı. Süleymanlılar cemaatinde yillardir hizmet etmiş evlatlarına torunlarida bu yolda olan bir dedemizin cenazesine katılmış. Cenazede yaşananları anlattı iyice kahroldum. Cenazeyi gece yatsı namazından sonra yıkamak istemişler. Menzile mensup kişilerde orada imisler. Cenazenin sahibi ben bizim yurtlara şimdi söylerim gelip hallederler diyip telefon açıyor hocaefendi fırçalar gibi bu saatte niye arıyorsun sabah hallederiz gibisinden ters konuşmuş. Menziline hemen haber saliyorlar aradıkları herkes gelmek için imkanlarını seferber ediyorlar. O adam orada yıkılmış çok üzülmüş babasının bu kadar hizmetine karşılık bir kişiyi bile cenaze yıkamaya getirmediğine çok üzülmüş. Zaten o çevrede suleymancilar para için herseyi yapar fikri hakim. Bu yapılacak iş mi? Bunlar mı evlat yetiştirecek davayı sahiplenecek kişiler. Çok sinirlendim. Zaten bir kendini beğenmişlik almış başını gidiyor. Yolumuza gelirsen kazanırsın yoksa işin yaş şeklinde insanlara yaklaşımlar var. Dünden beri artık tamamen elimi ayağımı çekeceğim diyorum kendime. Ama piranimizin hak ve son mürşidi kamil olduğunu iyi biliyorum. Kafayı yemek üzereyim ne yapacağımı şaşırdım. Kurban diye diretiyorlar bende bu sene artık merkeze giden hibe kurbanı vermek istemiyorum güvenmiyorum kendim kesiyorum Zaten. Ayrıca hibe veriyordum ama bu sene vermeyeceğim. Pandemi de para olmadığından evine gönderilen hocaefendi ticaret yapmış 2 ayda çok güzel paralar kazanmış hocaefendinin yakasına yapısmışlar gel tekrar turda göreve başla diye bunlar nasıl şeyler anlamadım gitti. Eşimi ikma edemiyordum şimdi bunları duydu ben sana demedim mi diyor ben Eşimi geçtim kendim ahiretimi kaybedecem bu gidisle. İyice dumura uğradım. Hocam akıl ver gerçekten buna ihtiyacım var. Cokbuzin yazdım ama içimi ancak döktüm. Hakkınızı helal edin.

#SizlerdenGelenler