Etiket arşivi: Halil Yurtsever
Süleymanlılar cemaati içindeki gizli kardinaller ve misyonerler
Mücadelemi, yazılarımı, sürekli olarak takip eden kardeşlerimiz, bir süre önce Mehmet Yetkin’e ve Halil Yurtsever’e ve daha başka başka kişilere kripto dediğimi, gizli Ermeni ve gizli Hristiyan dediğimi ya da gizli Yahudi dediğimi ya da mason dediğimi hatırlarlar.
O zamandan bu ana kadar, bu konularda bana tek kişi bile dönüş yapmadı. “Siz ne diyorsunuz, olur mu hiç öyle şey?” diyemediler. Kendilerini de savunamadılar, yakınları ve mesai arkadaşları da bunları savunamadı. “Şerefiyle, samimiyetiyle, imanıyla, takvasıyla dinimize, milletimize, devletimize hizmet etmiş olan benim babama/amcama/dayıma siz kim oluyorsunuz da hain diyorsunuz? Gizli kimlikli diyorsunuz? Haddinizi bilin? Ayrıca Türkiye bir hukuk devleti, bu yayınları/iftiraları kaldırın yoksa sizden davacı olacağız” diyen hiç kimse de çıkmadı. Mason tarikatından da bir yalanlama gelmedi. Alihan Kuriş ve Gülderen Kuriş ne kadar susuyorsa, diğerleri de aynı endişe ve panikle o kadar susuyorlar. “Sükut ikrardan gelir” denildiği gibi, hepsi birden sustular, susuyorlar.

Cemaatimizin içini, tıka basa gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, gizli masonlarla, kara paracılarla, hainlerle doldurmuşlar. Dinimize, ümmetimize, peygamberimize, hazretimize, milletimize/devletimize ihanet eden münafıklarla doldurmuşlar. Yanı sıra yaptıkları insanlık dışı kara para işleri ise ayrı bir dert…
Henüz bunların sadece birkaç tanesini ifşa ettim. Bunlardan bir kişi var ki bu güne kadar aleyhinde tek bir söz bile etmedim. Son zamanlardaki sarsıcı ifşalarıma/yayınlarıma herkesten çok o kişi destek vermeliydi ve o bilinen tok sesiyle “Evet kardeşlerim, şükürler olsun ki bu günleri de gördük. İçimize sızmış bu hainlerin ifşa olmaya başladıklarını da gördük” diyerek söze başlamalı ve ardından iki saate yakın sohbet etmeliydi. Sohbetine bol bol hatıralar eklemeli ve “Biz Lütfü Ağabeyden, biz Müftü ağabeyden böyle duyduk, dinledik. Buyururdu ki…” diye anlatmalı, takviye etmeliydi. Yapmadı…
Sohbetleri onlarca senedir çok çok beğenildiği ve istifade edildiği halde, kayıt edilmesine ve yayılmasına, istisnalar hariç asla izin vermeyen, kayıt edip yaymak isteyenleri cehennemle korkutan bu kişinin kim olduğunu arif olanlar çoktan anlamıştır. Son derece muttaki, son derece gayretli, son derece samimi ve hakiki bir hizmet adamı görüntüsüyle onlarca senedir sahada olan bu kişi, sürekli hatıralar uydurmak ve bunlarla kardeşlerimizi yönlendirmek zorunda olduğu için mi, siyasi hiçbir yönü bulunmayan dini sohbetlerinin kayıt edilmesine ve yayılmasına izin vermedi. Bu ilim kıtlığı zamanında, ilim yokluğunun maddi ve manevi felaketlerin yayılmasına sebep olduğu bu deccal çağında, bu zulüm ve gözyaşı çağında neden sohbetlerinin kayıt edilmesine ve yayılmasına bu kadar karşı çıktığı hususu bile üzerinde günlerce konuşulacak bir husus…
Söz konusu kişi de sustu. Çünkü, neler bildiğimi, ne yapmaya çalıştığımı anlayabilecek, bunu öngörebilecek vasıfta ve öğrenebilecek bağlantılar içinde olan bir kişi o…
O kişi Behlül Karak…
Belki de yazının bu kısmına geldiğinde “Hayır, olamaz, o kadar da değil” diyen samimi kardeşlerimiz olacaktır. Lakin, acı gerçek bu… Behlül Karak da gerçek kimliğini ve dinini, ayrıca bağlantılarını gizleyerek onlarca senedir Süleymanlı bir hoca efendi rolü oynadı. Behlül Karak da daha çok gizli Ermenilerin sızmış olduğu şu cemaatimizin içindeki gizli Ermeni ve gizli hristiyanlardan olan bir kişi. Ermeni olsa da Katolik hristiyan olan bir kişi.

Hatta öyle bir kişi ki bağlantıları çoktan dünya geneline yayılmış, katolik Hristiyan alemindeki en üst kişiler tarafından gerçek kimliği bilinen, saklanan ama irtibat halinde olunan bir kişi. Türkiye, gizli Ermeni ve gizli piskopos olan Said-i Nursi gerçeğini/şokunu ve ayrıca gizli Ermeni ve gizli kardinal olan Fethullah Gülen gerçeğini çoktan sindirdi, kabullendi. Lakin Türkiye’de sadece bir tane gizli kardinal yok.
O gizli kardinallerden biri de Behlül Karak… Kırmızı kardinal şapkası takarak, dünyanın farklı yerlerindeki hristiyan cemaatlerinin içinde gizlice hristiyan ibadetleri yapan Behlül Karak…
Evet, evet… Benim de talebeliğimde hocam olan, duruşundan ve ilminden çokça istifade ettiğim ve “iyi ki buralarda böyle bir duruşta ve gayrette olan bir hoca efendi var” dediğim Behlül Karak… Adımı Talha koyan, bu süreçte sözde keramet gösteren Behlül Karak… Bana bu yolu tanıtan, bu yolun büyüklüğünü anlamamı sağlayan ve sevdiren Behlük Karak… Lakin simasına baktığımda her seferinde “Bir sıkıntı var. Bu adamın duruşu, gayreti, ilmi, sohbeti, ibadeti bir yana ama simasında bir sıkıntı var. Düzgün bir siması ve enerjisi yok. Yüzünde nur yok. Nedir bu hal” deyip durduğum ve bir defasında o beni derince süzerken, benim de kendisini derince süzdüğüm ve o anı hiç unutmadığım Behlük Karak… Çok ileri seviyede metafizik kabiliyetleri de olan, bunları alasıyla kullanan, bu sayede rolünü çok profesyonelce oynayan hatta keramet zan edilecek istidrac halleri sergileyen, bu sahada bir de cinlerden istifade eden Behlül Karak… Bir yandan bana bu yolu gösteren, öğreten ve bu yolda devam etmemi isteyen, arka plandan ise beni bu yoldan, o kurstan ve ilim tahsilinden hatta bu dünyadan uzaklaştırmak için gece gündüz çetesine büyüler yazdıran/yaptıran, üzerime büyüler yağdırtan Behlül Karak…

Neden Kırklareli’de birlikte sözde hizmet, aslında ihanet ettikleri Halil Yurtsever’e gizli Ermeni ve Hristiyan dediğime itiraz etsin? Benim ifşa etmeme gerek var mı, zaten biliyor. Ben onların bulunduğu kursa, üniversite talebesi olarak gitmeden önce de bunlar birbirlerini biliyorlarmış. Sistem içinde sistem, “cemaat içinde cemaat” kurmuşlar. Behlül Karak Kırklareli idarecisi, Halil Yurtsever söz konusu kursun idarecisi. Sadece bunlar mı, oralardaki sözde hoca efendilerin ve hoca hanımların çoğu kriptoymuş. “Lütfü abiii derdi kiiii” diye bahsettiği kişi de üstadı. O da Ermeni ve Hristiyandı.
Anlatılacak o kadar çok şey var ki, sesli anlatsam bile saatlerce sürecek. Onlarca isim, hatıra, mekan, şahit geçecek. Sonra? Yine susulacak, yine susulacak ve bu devran böyle devam mi edecek? Hayır… Artık bunların hepsi, en tepede olanlarına kadar hepsi temizlenecek. Şimdilik birkaç kelam daha edip sonra kimin ne yapacağına, ne yapmayacağına bakacağım ve birkaç ihtimalli planımdan hangisi uygun düşüyorsa, o planla bunların üzerine gideceğim. Bunları süpürmeye, temizlemeye devam edeceğim. Karşıma bütün dünya dikilecek olsa bile…

Böyleleri açıkça lehime ya da aleyhime bir duruş, tavır sergileyemezler. Açıkça benden yana dursalar, mensup oldukları asıl davalarına/yollarına, asıl dinlerine ve teşkilatlarına/cemaatlerine büyük kötülük yapmış olurlar. Kendileri de iyice sıkıntılara, tehlikelere düşerler. Açıkça bana karşı duruşları olsa, gerçek kimlikleri ifşa olur, tartışmalar çıkar ve çorap söküğü misali olurlar. Bu nedenle böyle kişilere, şahsıma dair ve Akademi Dergisine dair sorular sorulsa, yıllardır yaptıkları gibi geçiştirirler.
Seyfettin Alkan da bunca yıldır böyle yaptı. Neden? O da soyunun bir yanı Ermeni, bir yanı Yahudi olan bir kişi. Akrabalarının arasında çok kripto var ve yol ünlülere de çıkıyor. Banu Alkan’la bile akraba ve o kursta “Banu Alkan benim teyzemdir” diye bana anlatan talebe dahi vardı. Kendileri gibi kripto olan ailelerin çocuklarını, cemaatimizin içinde sözde hoca, sözde hizmet adamı ama aslında hain olarak yetiştirdikleri bir iç sistemleri var ve bu iç sistem, bu kriptoların çocuklarını çoğunlukla Trakya’ya ve Türkiye’nin denize kıyı olan illerine dağıtıyor. Çünkü Türkiye’deki kripto kimlikli aileler daha çok buralarda ikamet ediyorlar.

Seyfettin Alkan yıllarca bir yanına Abdurrahman Bozan’ı, öbür yanına Hızır Özkök’ü alarak az mı kadraja girdi. Hiçbir şey bilmeyen samimi kardeşlerimiz bile, onların simalarına bakarak daralıyordu. Son derece bozuk karakterli, bozuk niyetli, geçimsiz, kibirli, bön, samimiyetsiz hallerini gizleyemeyen bu iki borazana, Seyfetin Alkan neden bu kadar alaka gösterdi, neden sahip çıktı, destekledi, yükseltti… Çünkü Seyfettin Alkan gibi Hızır Özkök ve Abdurrahman Bozan da gizli Ermeni ve gizli Hristiyan kişiler. Her safhada, her kısımda “cemaat içindeki cemaat”in iç dayanışması var. İşte Behlül Karak da “cemaat içindeki cemaat”in en kıdemli ve gizli kardinal de olan adamlarından biri…
Melburne Turkish News, 26 Haziran 2014 tarihinde sosyal medya hesabında bir paylaşım yaptı. Avustralya İslam Kültür Merkezi Birliği’nin Kur’an ziyafeti verdiğini haberleştirmişti.
Haberde isimleri geçen
– Abdurrahman Bozan, Ermeni ve Hristiyan
– Hızır Özkök, Ermeni ve hristiyan
– Behlül Karak, Ermeni ve hristiyan
– Mürşit Avşar, Ermeni ve hristiyan
– Erkan Ayçiçek, Ermeni ve hristiyan
– Ramazan Öztaş, Ermeni ve hristiyan
– Recep Kalyoncu, Ermeni ve hristiyan
– Yücel Erbaşı (Haberci), Yahudi/Ermeni karışık soydan ama Ermeniliği/hristiyanlığı baskın yaşıyor. Tıpkı Diyanet işleri başkanı ve gizli hristiyan Ali Erbaş gibi…
Haberde ismi geçmeyen ama o gün orada olan, Türkiyeden gidenler de dahil, daha çok sayıda gizli Ermeni ve gizli Hristiyan vardı orada.

Abdurrahman Borazan, günün mana ve ehemmiyetine uygun surette bir sözde takke de takmıştı. Kardinal şapkası misali kırmızıydı. Bu çete, bu “cemaat içindeki cemaat”, Avustralya ziyaretinin herkese açık kısmında sözde Kur’an ziyafeti verdi ve İslami hizmetlerimize dair konuştu. Lakin arka planda, Avustralyalı hristiyanlarla bir arada kaldıklarında gerçek kimlikleriyle, gerçek niyetleriyle konuştular. Sonra gerçek dinlerine göre hristiyanca ibadetlerini de yaptılar. Bu yaptıklarından da büyük bir haz aldılar, büyük bir zafer hali gibi olduğunu değerlendirdiler. Kim bilebilir, belki de “Bundan sonra bu ümmet bir daha asla ayağa kalkamaz. Silsile-i Sadatın son hakiki mürşid-i kamilin yolunu/cemaatini de tamamen ele geçirdik ve istediğimiz yönde götürüyoruz” diye sevinçle kadeh de kaldırmışlardır.
Ben neler neler anlatacağım, şu ana kadar anlattıklarım aslında sahada bir yoklama çekmekten, son somut gelişmeleri, tepkileri ya da tepkisizlikleri takip etmekten başka bir şey değil. Daha kimleri kimleri ifşa edeceğim ama öncesinde azıcık daha bekleyeceğim. Bu bekleme süresi içinde sadece çok mühim olmayan ama bilinmesi gerektiğini düşündüğüm birkaç “cemaat içindeki cemaat” militanını daha ifşa edeceğim ve biraz da hatıralar anlatacağım. Asıl büyük bombayı sonra patlacağım ve daha önce ifade ettiğim gibi, o vakit cemaatim içinde büyük fırtına kopacak, bu fırtına, sonrasında bütün Türkiye’yi saracak, Türkiye içindeki denge çivileri yerinden oynayacak, patlamanın altında hükumet de kalacak. Sonra bu fırtına, bu patlama dünyayı sarmaya başlayacak. Devletimin, cemaatimin içinde bu hainlikleri yaptıran ülkeleri, hükumetleri, onların gizli servislerini, onların iç dengelerini, onlarını mafyalarını sarsacak. Çok büyük hadiseler olacak.
Türkiye içinde ya da dışında cemaatimin müesseselerini kara para işlerine, ta insan kaçakçılığına, organ kaçakçılığına kadar bulaştıranlar, bu müesseseleri Vatikan’ın insanlık dışı kara para işlerinin, Kraliçe Elizabet’in insanlık dışı kara para işlerinin içine dahil edenler, dünyanın farklı farklı yerlerinde kısa sürede oyundan düşecekler ve çoğu idam edilecekler.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
Melburn Turkish News’ın söz konusu sosyal medya paylaşımı için buraya tıklayın.

Secret cardinals and missionaries in the community of Süleymanlılar
Our brothers, who constantly follow my struggle, my writings, a while ago, told Mehmet Yetkin and Halil Yurtsever and other people that I called crypto, secret Armenian and they remember when I said secretly Christian or secretly Jewish or Mason.
Since then, not a single person has responded to me on these matters. “What do you say, is there anything like that?” they couldn’t say. They could not defend themselves, their relatives and colleagues could not defend them either. “Who are you to call my father/uncle/uncle a traitor, who served our religion, nation and state with honor, sincerity, faith and piety? You mean undercover? Know your limits? Also, no one has said that Turkey is a state of law, remove these publications/slanders or we will sue you. There was no denial from the Masonic cult either. Just as Alihan Kuriş and Gülderen Kuriş are silent, the others are also silent with the same anxiety and panic. As it is said, “Silence comes from confession”, they all fell silent, they kept silent.

They filled our community with secret Jews, secret Armenians, secret masons, black moneyers and traitors. They have filled it with hypocrites who have betrayed our religion, our Ummah, our Prophet, our Prophet, our nation/state. In addition, the inhumane black money business they do is another problem…
I have only disclosed a few of them so far. There is one of them that I have not said a single word against until this day. More than anyone else, that person should have supported my recent shocking disclosures/publications, and with his well-known voice, “Yes, my brothers, thank Allah we have seen these days as well. We also saw that these traitors who had infiltrated us began to be exposed.” He should add lots of memories to his conversation and say, “We heard and listened from Lütfü Brother, we heard from Mufti. He would say…” He should have explained, reinforced. He didn’t… Even though his conversations have been admired and exploited for decades, the knowledgeable ones have already understood who this person is, who never allowed it to be recorded and disseminated, with exceptions, and who terrified those who wanted to record and spread it. This person, who has been in the field for decades with the image of an extremely pious, extremely diligent, extremely sincere and genuine servant, did not allow the recording and dissemination of his religious conversations, which had no political aspect, because he had to constantly make up memories and guide our brothers with them. In this time of scarcity of knowledge, in this age of the Dajjal when the lack of knowledge causes material and moral disasters to spread, in this age of oppression and tears, why he so opposed to the recording and spreading of his conversations is a matter that will be discussed for days.
The person in question remained silent. Because he is a person who can understand what I know, what I am trying to do, who is qualified to foresee this and who has connections to learn…
That person is Behlül Karak…
Perhaps, when it comes to this part of the article, we will have sincere brothers and sisters who say, “No, it can’t be, it’s not that much”. However, this is the sad truth… Behlül Karak also played the role of a hodja and hodja from Süleymanlılar for decades, hiding his true identity and religion, as well as his connections. Behlül Karak is also one of the secret Armenians and secret Christians in our community where secret Armenians have infiltrated. A person who is a Catholic Christian even though he is Armenian.
In fact, he is such a person that his connections have already spread around the world, a person whose real identity is known, hidden but in contact with the highest people in the Catholic Christian world. Turkey has already absorbed the truth/shock of Said-i Nursi, the secret Armenian and secret bishop, as well as the fact of Fethullah Gülen, the secret Armenian and secret cardinal. However, there is not only one secret cardinal in Turkey.
One of those secret cardinals is Behlül Karak… Behlül Karak, who wears a red cardinal hat and secretly performs Christian worship in Christian communities in different parts of the world.
Yes, yes… Behlül Karak, who was my hodja(master in Islam) when I was a disciple, and whose stance and knowledge I benefited greatly from, and whom I said “I’m glad there is a hodja with such a stance and effort here”… Behlül Karak, who named my name Talha and showed so-called miracles in this process… Behlük Karak, who introduced the case, made me understand the greatness of this cause and made me love it… But every time I look at his face, he says, “There is a problem. This man’s stance, effort, knowledge, conversation, worship aside, but there is a problem in his face. He doesn’t have a proper face and energy. There is no light on his face. Behlük Karak, where I keep saying “What is this situation” and once I looked at him deeply while he was looking at me deeply and I never forgot that moment…
Perhaps, when it comes to this part of the article, we will have sincere brothers and sisters who say, “No, it can’t be, it’s not that much”. However, this is the sad truth… Behlül Karak has also played the role of a hodja and hodja from Süleymanlılar for decades, hiding his true identity and religion, as well as his connections. Behlül Karak is also one of the secret Armenians and secret Christians in our community where secret Armenians have infiltrated. A person who is a Catholic Christian even though he is Armenian.

In fact, he is such a person that his connections have already spread around the world, a person whose real identity is known, hidden but in contact with the highest people in the Catholic Christian world. Turkey has already absorbed the truth/shock of Said-i Nursi, the secret Armenian and secret bishop, as well as the fact of Fethullah Gülen, the secret Armenian and secret cardinal. However, there is not only one secret cardinal in Turkey.
One of those secret cardinals is Behlül Karak… Behlül Karak, who wears a red cardinal hat and secretly performs Christian worship in Christian communities in different parts of the world.
Yes, yes… Behlül Karak, who was my hodja when I was a student, and whose stance and knowledge I benefited greatly from, and whom I said “I’m glad there is a hodja with such a stance and effort here”… Behlül Karak, who named my name Talha and showed so-called miracles in this process… Behlük Karak, who introduced the cause, made me understand the greatness of this cause and made me love it… But every time I look at his face, he says, “There is a problem. This man’s stance, effort, knowledge, conversation, worship aside, but there is a problem in his face. He doesn’t have a proper face and energy. There is no light on his face. What is this situation? Behlül Karak, who exhibits the state of mind and makes use of the jinn in this field… On the one hand, he showed me this way, taught me and wanted me to continue on this path, and from the background, he had his gang cast spells day and night to keep me away from this path, that course, and even from this world. Behlül Karak, who had it done, who had cast spells on me…

Why should the so-called service together in Kırklareli object that I secretly called Halil Yurtsever, whom they betrayed, Armenian and Christian? Does he need me to disclose, he already knows. They knew each other before I went to their course as a university student. They have established a system within a system, a “community within a community”. Behlül Karak is the director of Kırklareli, Halil Yurtsever is the director of the course in question. Are these the only ones, most of the so-called hodja masters and hodja ladies there were crypto. The person he referred to as “Lütfü b’rer used to say thatttt” was also his master. He was also Armenian and Christian.
There is so much to tell that even if I say it out loud, it will take hours. Dozens of names, memories, places, witnesses will pass. Later? Will he be silent again, will he be silent again, and will this cycle continue like this? No… Now all of these, down to the top ones, will all be cleared. For now, I’ll say a few more words and then see who will do what and what won’t, and I’ll go through my few possible plans, whichever is appropriate. I will continue to sweep and clean them. Even if the whole world will stand before me…

Such people cannot openly take a stance in favor or against me. If they openly stood by me, they would be doing a great disservice to their main cause/path, their original religion, and their organization/community. They themselves also fall into troubles and dangers. If they openly took a stand against me, their true identities would be exposed, arguments would break out and they would be in rapid succession. For this reason, if such people were asked questions about myself and the Akademi Magazine, they would dismiss it as they have done for years.

For years, Seyfettin Alkan has taken Abdurrahman Bozan on one side and Hızır Özkök on the other. Even our sincere brothers/sisters, who do not know nothing, are bored by their faces. Why does Seyfetin Alkan show so much interest, support, support and raise these two bugles with extremely bad character, bad intentions, incompatibility, arrogance, naivete, and insincerity… Because, like Seyfettin Alkan, Hızır Özkök and Abdurrahman Bozan are also secret Armenians and Abdurrahman Bozan. secret Christians. There is internal solidarity of the “community within the community” at every stage, in every part. Here is Behlül Karak, one of the most senior and secret cardinal men of the “community within the community”…
Melburne Turkish News shared a post on its social media account on June 26, 2014. It reported that the Association of the Australian Islamic Cultural Center was giving a Qur’an feast.
Mentioned in the news
– Abdurrahman Bozan, Armenian and Christian
– Hızır Özkök, Armenian and Christian
– Behlül Karak, Armenian and Christian
– Mürşit Avşar, Armenian and Christian
– Erkan Ayçiçek, Armenian and Christian
– Ramazan Öztaş, Armenian and Christian
– Recep Kalyoncu, Armenian and Christian
– Yücel Erbaşı (Haberci) is of mixed Jewish/Armenian ancestry but is predominantly Armenian/Christian. Just like the head of Religious Affairs and the secret Christian Ali Erbaş…
There were many more secret Armenians and secret Christians there, including those from Turkey who were not mentioned in the news but were there that day.

Abdurrahman Borazan also wore a so-called cap in accordance with the meaning and the importance of the day.. The cardinal hat was alike red. This gang gave the parish community in the congregational “, the Australian visit to everyone has the supposed Quran feast and spoke to our Islamic services. However behind the background, they talked to their real intentions with their real identity when they stay together with Australian Christians. Then they made Christian worships according to their true religion. They have made it a great pleasure as they did this, they rated it as a great state of victory. Who can know, maybe “This umum will never stand up again. They propose a toast so that Silsile-i Saadat of the last genuine Mürşidi Kamilin’s way / community also completely captured and take it in the direction we want.
Who else will I reveal, but I’ll wait a little longer before that. During this waiting period, I will only reveal a few more “community within the community” militants, which are not very important but I think should be known, and I will tell some memories. I will detonate the big bomb later, and as I have stated before, then a great storm will break out in my community, this storm will then envelop the whole of Turkey, the nails of balance within Turkey will be shaken, and the government will remain under the explosion. Then this storm, this explosion will start to surround the world. It will shake the countries, governments, their secret services, their inner balance, and their mafia, that made these traitors in my state and my community. There will be great events.
Those who involve my community’s institutions in black money works, human trafficking, organ smuggling, those who include these institutions in the inhuman money business of the Vatican and the inhuman money business of Queen Elizabeth, in different parts of the world, in a short time, in Turkey or abroad. they will be dropped from the game and many will be executed.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
Click here for the social media post of Melburn Turkish News.




Halil Yurtsever ve benzerlerine dair…
Şimdiden bunların nasıl kişiler olduğunu anlatayım da bir de müfteri münafıklarla uğraşmaya vaktim yok benim…
Halil Yurtsever ve benzerlerine dair…
+ Çerkezköy de tam bu dediğinize Yakin biri vardı yeni idareci onu defetti
0533574****
Marmara Ereğlisi de bir villası var Çerkezköy de dublex saray gibi evi var hoca maaşıyla öyle bir ev almak na mümkün
Buradan Çanakkale ye sürüldü
Ardından emekliye ayrıldı
Yıllarca buradaki kursun düğün salonunu isletti
Neredeyse onu seven hiç kimse yok ihvan ahavat hoca talebe ama nehikmetse yıllarca burada hüküm sürdü
Akbulut gitti Kütahya idarecisigeldi ardından Çerkezköy idarecisi değişti onu postaladi onunla birlikte 7-8 tane problemli hoca buradan sürüldü
Küçük oğlunu İstanbul’da Sarıyer bogazhisar da okuttu hoca indirimi yaptırmis şimdi isabet oldu kurumun adı ünv yi özel okuttu hoca maaşıyla
Bartınlı
Karısı da tencere kapak gibi
Annemin anlattığı kadar biliyorum kermes olur kendine ayrı stand açar tülbent vs satar
Talebeyken beni hiç sevmezdi ben de onu
Orta okul tarafında cevizler vardı bize ceviz toplatirdi biriktiriyor ardından eve goturuyordu
Birgün buna iyice tilt olmanın verdiği öfkeyle bütün talebeyi örgütleyip odada duran zulasini patlatıp afiyetle indirmiştik
Ardından kim yedi kim yedi
Şişirme duası okuyacam dedi bekar hoca da o gittikten sonra kim yedi diye sormuştu ben hepimiz yedik kursun ağacı degilmi Musa Doğruer abi dikmemis mi deyince afiyet olsun dedi herkes gibi o da hazlanmiyordu
Hesabım yok babamin facesinden aratıp buldum
https://m.facebook.com/#!/profile.php?id=100025287470641
Bununla ilgili ne sıkıntı var abi?
– v.a.s. Evet, tam kendisini tarif ediyorsun. Evet, Çerkezköy’de de Marmara Ereğlisinde de bulundu. Ona hak ettiği tekmeyi vurup cemaatten atmamak ve yaptıklarını hukuk yoluna götürmemek için kılı kırk yardılar. Çünkü o da sistemin adamı. O da gizli Ermeni… O da ileri seviyede muzır bir münafık. Ağzı çok iyi laf yapar, siyaseti yapmayı çok iyi bilir ama dikkatli, samimi kardeşlerimizin onun iki yüzlülüğünü fark etmemesi münkün değildir. Senin görüp burada anlattığından çok daha fazlası var onda. O söz konusu ettiğin yerler de hep haram para ile elde edilen yerler. Facebook linki de isabetli.
Şimdiden bunların nasıl kişiler olduğunu anlatayım da bir de müfteri münafıklarla uğraşmaya vaktim yok benim
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
Uyanık olun, dikkatli olun, aldatılmayın
Uyanık olun, dikkatli olun, aldatılmayın
Ben cemaatimize bağlı bir müessesimizde talebe olarak kalırken, orada müessese idarecisi olarak vazife yapan bir Halil Yurtsever vardı.
Aşçılarımıza kadar, müessesede Allah rızası için, milletimizin evlatlarının dünya ve ahiret saadeti için vazife yapan diğer kişilerin hiçbirinin sevmediği, geçinemediği bir kişiydi Halil Yurtsever… En başından beri beni samimi görmüş, farklı görmüş ve desteklemek ister gibi tavırları da vardı. Bu tavırlarının faydasını gördüğüm de olurdu ama sık sık da zararını görürdüm. Çünkü samimiyetini sorgulamama sebep olacak kararları, davranışları, adaletsizlikleri de olurdu.
Onun kararlarının, davranışlarının arka planını o ilk gençlik yıllarımda sorguladığımda bile kendi kendime endişelenirdim. Mü’mince bir tavır görmezdim. Hiç Allah korkusu, hesap endişesi, şeriata tabi olma gayreti, insanlardan haya etme hali göremezdim. Hep insanları ezen, kıran, sadece kendi menfaatlerine odaklanan davranışları olurdu. İdare tarzı da çok kaba, maneviyatsız, kırıcı, yıkıcı tarzdaydı. Zaten bu anlattığım zamandan bir iki sene sonra başka bir yere sürüldü.
Müessesenin bahçesindeki çardakta, kendisi ve vazifeli hocaefendiler varken, beni de yanına çağırtmıştı. Ne için çağırttığını, maksadını, neye ulaşmak istediğini anlamak bile mümkün olmamıştı. Gittim, hiçbir fayda sağlamadım, hiçbir fayda elde etmedim ve hayatım boyunca unutmayacağım rezillikler gördüm. Yanındaki hocaefendiler ona tiksinerek bakarken, o ayakkabısının birini çıkartıp ahşap masanın üstüne koyarak boyamaya, bir yandan da bir eliyle cep telefonunu tutarak konuşmaya, bir yandan da arada bizlere bir şeyler konuşmaya devam etti. Her gün abdest alan, namaz kılan, sohbet programlarına katılan birisi olmasına rağmen yüzünde hiç nuru yoktu. Tavırlarında hiç samimiyet, ihlas, edep yoktu. Hayatımda “Başkasının yerine utanmak” denilen hali en kuvvetli şekilde yaşadığım yerlerden bir yer de orası, o anlar oldu. Bunun benzeri çok kere “Bu adamın nasıl bir iç dünyası var. Nasıl kabullenişleri ve hedefleri var. Nasıl olmuş da tekamül bitirmiş. İlim ve ahlak temelinde yükselen bu yolda nasıl olmuş da barınmış, Hocaefendi olmuş ve sonra bir de bir müessesenin idarecisi olmuş” dedirten hallerini çok gördüm. O sene, o ilçede yeni bir müessese de yapılıyordu. Bazen hafta sonları gider orada Allah rızası için teknik işlere bile yardımcı olurduk. Oraya bir mutfak sistemi yaptırmıştı ki bütün ihvan “Yahu böyle bir yere, böyle bir sistem mi olur” deyip duruyordu. Çünkü Amerikan bar denilen yerlere benzeyen bir tarzı vardı. Müessesenin çok borçlarının ve teknik sorunlarının olduğu ve ihvanın hizmetleri devam ettirmekte, maddi yükü taşımakta çok çok zorlandığı bir zamanda, o idareci Halil Yurtsever, son derece gereksiz, müsrifçe harcamalar yaptırır ve bunlarla çok kişinin mesaisini boş yere harcatırdı. Müessesenin beşinci katındaki terasın üzerini demir doğrama ile kapattırıp, içine son derece masraflı, gereksiz ve müsrifçe bir dekor yaptırmıştı. Çok abartılıydı. Yapımında çalışan ihvan bile söylene söylene çalışıyordu. Pahalı taş döşemeler, ahşaptan gayet özel ve gösterişli masa ve oturaklar ve tabii ki mangal sefası için gereken kısımlar… Müessesenin yemekhanesinde buzdolabının bakıma ve masrafa ihtiyacı varken, konan etler bile heba olup atılıyorken, atık su kısmında sorunlar olup sık sık bodrum kata taşıyor ve rezil bir hal oluşuyorken, daha bir çok acil müdahale gereken kısımlar varken, o hep böyle kararlar da alıyor ve hep ben dahil samimi herkesi “Bu nasıl bir davranış tarzı” diye sorgulamaya sürüklüyordu.
Eksikler, hatalar, kusurlar, millete anlatılamayacak vahim durumlar saymakla bitecek gibi değildi. Bunun baş sorumlularından biri de idareci Halil Yurtseverdi. Talebelerin her gün düzenli olarak görmesi gereken dini dersler bile çoğunlukla yapılmaz, aksatılırdı. Ben aslında orada, tahammül edilemez o kadar samimiyetsizliğin ve adaletsizliğin hakim olduğu o müessesede kalmayacaktım ve o üniversiteyi de okumayacaktım. Bir kişi bu kararımın bozulmasına sebep oldu.
Bana bu hususlarda hiç tavsiye vermediği, nasihat etmediği halde oldu. Herkesin iyi bildiği Behlül Karak Hocaefendi çok şükür ki oralardaydı. O ilin idarecisiydi. Haftada, on günde bir gelip bize sohbetler etmeseydi, bu yola samimiyetle bağlı olmasaydı ve güzel ahlakı, adaleti, ilim sevdası, hizmet sevdası davranışlarından, kararlarından bile akıyor, coşuyor olmasaydı, ben yenice bulduğum bu yolun nasıl büyük bir yol olduğunu bile göremez anlayamazdım. Lakin böyle bir idarecileri bulunmasına rağmen, sorunları çözmek için çok çabalamasına rağmen işte benim kaldığım müessese yine de bu kadar dip hallerdeydi. Çünkü sorunun temelinde çok sarsıcı hakikatler vardı.
Ben, şahsi gayretimle bu eksikliği tamamlamaya çabalardım. Sadece dini hususlarda değil, siyasi, tarihi, fikri hususlarda da adeta yorulmak ve uyumak bilmeden çok çabalardım.
Şimdiki gibi internet, bloglar, sosyal ağlar, video platformları, eğitim siteleri, e-kitaplar ve binbir türlü bilgi kaynağı o zaman yoktu. Sınırlı sayıda kitaplar ve günlük satın alıp takip ettiğim bir gazete ile yoluma devam ederdim. O gazeteyi o civarda bulabilmek de dertti ve her gün onu bulabilmenin çilesini çekerdim. Gazetede ve söz konusu kitaplarda açıkça yazılmadığı halde bile, o yaşta ve o şartlarda bile, bir çok meselenin arkasındaki hakikati çözmüştüm. Üstüne, kripto Yahudileri ve kripto Ermenileri çözmüştüm. Yakın tarihte aslında neler yaşandığını, bize nasıl masallar anlatıldığını da çözmüştüm.
Lakin… Bunların yolumuzun içine dikkate alınacak oranda sızdıklarını çözmeyi geçtim, tahmin bile edememiştim. Sonraki yıllarda imkanlarım genişleyip bu konularda çok daha fazla bilgi edindiğim halde, bunların cemaatimizin içine hatta tepe noktalarına kadar sızmış olduklarını düşünmemiştim. Ne zamanki siyaset ve istihbarat sahasında teşkilatlı bir şekilde mücadele vermeye başladık, o zaman bu sarsıcı gerçekleri acı acı görüp kabullendik. Merhum büyüklerimize neler neler çektirdiklerini, onların ilk bakışta tam anlaşılamayan bazı kararlarının arka planlarını, nasıl bir siyaset izlediklerini hep anladık, bildik.
Bahsettiğim o talebelik zamanımda o Halil Yurtsever’in sürekliliği devam eden tuhaf ve tezat dolu kararlarının, davranışlarının arka planında, Halil Yurtsever’in de kripto olması hakikati bulunduğunu bile çözdük. Yurtsever isminin nasıl bir şifreleme olduğunu da…
Bu şahsın ve benzerlerinin yüzüme karşı çok başka tavırlar sergilerken, arkamdan nasıl kuyular kazdıklarını, sınırsızca atıp tuttuklarını ve hep kötülüğü istediklerini de çözdük…
Şimdilerde cemaatimizin içinde adım, yayınlarım, Türkiye ve dünya siyasetindeki tesirim/gücüm daha çok konuşuldukça, cemaatimizin içinde çok sayıda kripto hain bulunduğunu göz önüne seren yayınlarım konuşuldukça, kripto kimlikli hainlerin çok çok zora düştüklerini de görüyoruz. Hakkımda atıp tuttuklarını, olur olmaz iftiralara sığındıklarını, panikten kontrollerini kaybetmişcesine çırpındıklarını görüyoruz. Biz ise bunları isim isim, cisim cisim biliyoruz. Ayaklarımız da yere basıyor. Çok acele etmiyoruz, merhum büyüklerimiz kadar dahiyane bir siyasetle muamele ediyoruz. Bu hususlarda da istediğimiz ortam iyice oluştu, oluşuyor. Az kaldı ve bunların hepsini birden oyundan düşüreceğiz. Onlar da bunun farkındalar, güç yetiremiyorlar, çıkar yol bulamıyorlar ve panikliyorlar. İftira atmaktan başka şu sıralarda hiçbir şey yapamıyorlar.
Bu nedenle diyorum ki, hakkımda her nereden, her kim, her ne iddialarda bulunursa ispat isteyin, benim savunma hakkımı kullanmamı bekleyin, bizi karşı karşıya getirin ve hakkımda söylenenlere hemen itibar etmeyin.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
..
Be vigilant, be careful, do not be deceived
While I was a student in an institution affiliated with our community, there was a Halil Yurtsever who served as an institution manager there.
Halil Yurtsever was a person whom none of the other people to our cooks, who served for the sake of Allah, for the happiness of our nation’s children in this world and the hereafter, did not like and could not get along with, from the very beginning. I would have seen the benefit of these attitudes, but I would often get harm. Because he would also have decisions, behaviors and injustices that would make me question his sincerity.
Even when I questioned the background of his decisions and behavior in my early teenage years, I was used to worry myself. I did not see a believer attitude. I could never see fear of Allah, concern for reckoning, an effort to follow the shari’a, or a state of embarrassment from people. He always had behaviors that oppressed and hurt people and focused only on his own interests. The style of administration was also very rude, unspiritual, hurtful and destructive. He was exiled to another place a year or two after the time I mentioned.
He had invited me to join him while he and the duty masters(hodjas) were in the gazebo in the garden of the establishment. It was not even possible to understand why he made me summon, his purpose, what he wanted to achieve. I went, got no benefit, got no benefit, and saw disgraces that I will never forget for the rest of my life. While the teachers next to him were looking at him with disgust, he took off one of his shoes and put it on the wooden table to paint, while holding his mobile phone with one hand, he continued to talk to us from time to time. Although he was a person who performed ablutions, prayed and participated in talk shows every day, he had no light in his face. There was no sincerity, sincerity or decency in his demeanor. It is one of the places in my life where I have experienced the state of being “shame for someone else” most strongly, there were those moments. Similar to this, many times people say, “What kind of inner world does this man have. What acceptances and goals does he have? How did he end up evolving. How did he stay on this path that was built on the basis of science(wisdom) and morality, became a hodja and later became the manager of an institution”. I’ve seen a lot. That year, a new establishment was being built in that county. Sometimes we would go there at the weekends and even help with technical work for the sake of Allah. He had a kitchen system built there that the whole group kept saying, “Is there such a system in such a place?” Because it had a style similar to places called American bars. At a time when the establishment had a lot of debts and technical problems, and the Ikhwan(Muslim brotherhood) had a hard time maintaining its services and carrying the financial burden, that manager Halil Yurtsever made extremely unnecessary and wasteful expenditures and made many people waste their time. He had the terrace on the fifth floor of the establishment covered with iron joinery and had an extremely costly, unnecessary and wasteful decoration made inside. It was too exaggerated. Even the Ikhwan who worked on its construction were working hard. Expensive stone floors, very special and ostentatious wooden tables and seats, and of course the parts needed for barbecue enjoyment… While the refrigerator in the cafeteria of the establishment needs maintenance and expense, even the meat that is put in is wasted, there are problems in the waste water part and it is often carried to the basement floor. While there was a disgraceful situation and there were many parts that needed urgent intervention, he always made such decisions and always led everyone, including me, to question “What kind of behavior is this?”
Deficiencies, mistakes, flaws, and grave situations that could not be told to the nation were not to be counted. One of the chief responsible for this was the administrator Halil Yurtsever. Even the religious lessons that the students had to attend on a daily basis were often not held and were empeached. Actually, I was not going to stay in that institution where there is such intolerable insincerity and injustice, and I would not go to that university. One person overturned my decision.
Even though he did not give me any advice or advice on these issues, it happened. Master Behlül Karak, whom everyone knows well, was thankfully there. He was the administrant of the province. If he had not come and talked to us once a week, if he had not been sincerely committed to this path, and his good morals, justice, love of knowledge, love of service had not flowed even from his actions and decisions, I would not have been able to even see how great this road I had just found was. However, even though they had such an administrator and tried hard to solve the problems, the institution I stayed in was still in such a deep state. Because there were very shocking truths at the root of the problem.
I tried to make up for this deficiency with my personal effort. Not only in religious matters, but also in political, historical and intellectual matters, I worked hard without getting tired and sleepy.
At that time, the internet, blogs, social networks, video platforms, educational sites, e-books and all kinds of information sources did not exist as they are now. I would continue on my way with a limited number of books and a newspaper that I bought and followed daily. Finding that newspaper in that neighborhood was also a problem, and I would suffer every day to find it. Even at that age and in those circumstances, I had unraveled the truth behind many issues, even though it was not explicitly stated in the newspaper and in the books in question. On top of that, I had deciphered crypto-Jews and crypto-Armenians. I had also figured out what actually happened in the recent past and what kind of tales were told to us.
But… I’m past figuring out that these have infiltrated our path to a considerable extent, I couldn’t even guess. Although my possibilities expanded and I learned much more about these issues in the following years, I did not think that they had infiltrated into our congregation, even to the top. When we started to fight in an organized way in the field of politics and intelligence, then we saw and accepted these shocking facts bitterly. We have always understood and known what our deceased elders went through, the background of some of their decisions that could not be understood at first glance, and what kind of policy they followed.
During that studentship I mentioned, we even figured out that behind the strange and contradictory decisions and behaviors of that Halil Yurtsever, the fact that Halil Yurtsever is also a crypto. What kind of encryption is the name of the patriot?
We also figured out how this person and his likes, while displaying very different attitudes towards my face, dug wells behind me, ranting endlessly and always wishing for evil…
Nowadays, as my name, my publications, my influence/power in Turkey and world politics are discussed more, and my publications revealing that there are many crypto traitors in our community, we see that the traitors with crypto identity are in a very, very difficult situation. We see them bragging about me, taking shelter in slanders as soon as possible, and struggling as if they have lost their control out of panic. We know them by name, object and object. Our feet are on the ground. We are not in a hurry, we are dealing with a policy as ingenious as our deceased elders. In these matters, the environment we want has been well established and is being formed. It’s almost time and we’re going to drop them all at once. They are also aware of this, they can’t afford it, they can’t find a way out and they panic. They can’t do anything right now except slander.
That’s why I say, ask for proof from wherever, whoever, whatever claims are made about me, wait for me to use my right of defense, bring us face to face and do not immediately give credit to what is said about me.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Magazine


