Etiket arşivi: Muhsin Yazıcıoğlu

Yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu

Ben de ilk kez duyacağınız bilgiler vereyim. Sinan Ateş, yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu. İstanbul’un desteği ile MHPKK’nin başına geçmek istiyordu. İstanbul’un desteğini alırsa, bunu yapabileceğine emindi.

Bazı ortamlarda “Mfs, Süleyman Soylu’yu asacak” da diyordu.

Fazlasıyla hatayı üst üste yaptı. En büyük hatalarından biri, İstanbul’a açıkça yanaşmayı, İstanbul’un gölgesi altına girmeyi çok ötelemesiydi. Bir diğeri, güvenilmeyecek bazı kişilere güvenmesiydi. Güvendiği bazı kişiler de sattılar onu…

Doğukan’mış, Köktürk’müş, hepsi tetikçi kısmı… Yardım ve yataklık kısmı… Hedefe konulanların hepsi de bu işin içinde değil. Çok alternatifli senaryolar yazıyorlar, istediklerine istedikleri suçu yüklüyorlar. O kişilerin her birine şu anda istedikleri her şekilde ifade verdirirler. Adil yargılanma şartları içinde değiller. Büyük bir tehdit altındalar, işkence de görüyorlar, ifadelerinin geçerliliği de yok. İstediklerini alıp bir noktaya koyuyorlar, yanlarına da bir iki silah koyuyorlar. Sonra kendilerine bağlı polislerle, amirlerle bastırıp aldırıyorlar. Kamuoyunu oyalıyorlar, hedef saptırıyorlar. Davayı çürütmek istiyorlar. Taksim’deki son bombalı saldırıdan sonra da bunları yaptılar.

Sinan Ateş cinayetinde azmettiriciler yani asıl katiller, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Semih Yalçın, Şenkal Atasagun ve bunların etrafındaki o merkezi çete…

Bu ülkede hiç kimse kanundan, devletten, milletten üstte değildir. Şimdi bunların boğulmasının vaktidir. Şerefsizce, had bilmezce, hak arayanlara karşı atarlanan Semih Yalçın’a, tükürdüklerini de yalatma vaktidir. Bedenini çok parçaya bölüp, kafasını Rus Büyükelçiliğine, bedenini ABD Büyükelçiliğine, bir bacağını Çin, diğer bacağını İngiltere Büyük elçiliğine, bir kolunu Almanya, diğer kolunu İsrail büyükelçiliğine kargolama ya da kapılarının önüne asma vaktidir.

Bohçalı ve emrindeki çete, silahlı terör örgütlerini finanse ederken, mazot ve petrol kaçakçılığından elde edilen kara paraları yoğun olarak kullanıyorlar.

Bu ülkede, son seçimlerde MHPKK de HDPKK de aslında barajı geçemedi. AKPKK’nin gerçek oyları ise, ilan edilenin yarısından bile azdı. Bu ülkenin yarısı, son seçimlerde oy kullanmadı. Kafalarına göre oy oranları dağıttılar, ilan ettiler.

Sözde Anayasa metnini kimin yazdığı bile belli değil. Yazarları arasında, üç cümleyi bir araya getiremez haldeki gazeteciler bile listelendi.

Referandumların da tamamı hileli. Sandıkların yüzde onu bile sayılmamışken seçim zaferleri, referandum zaferleri ilan ettiler.

Ankebut Ağına bağlı olan diğer ülkelerin liderleri de o safhada bunları tebrik ettiler, oldu bitti suçlarına ortak oldular ya da sessiz kalarak ortak oldular.

Ekmeleddin İhsanoğlu isimli gizli Ermeni’nin CB adayı yapılması bile şu siyasi parti görünenlerin ortak hamlesi… Sonuçları baştan tayin edilmiş sözde seçimlerle ve referandumlarla devlet mekanizmasını ellerinde tutuyorlar.

Hepsi aynı alfabenin harfleri, hiçbirinin diğerinden farkı yok.

Türkiye’de HDPKK gibi silahlı bir terör örgütünü meclise sokan da orada tutan da hala kapanmaması için çırpınırken medyaya başka bir yüz gösteren de Devlet Bohçalı…

Sinan Ateş, son bir yılını bilgiler, belgeler, deliller toplamaya adamıştı. Elindeki arşiv, sadece Bohçalı ile çetesini değil, Türkiye’deki sözde siyasetçilerin çoğunu süpürüp götürecek türdendi.

Benim karşımda “Güney Azerbaycan hürriyetine kavuşmasın” diye en çok çırpınanlardan biri Mehmet Haberal ise, ikincisi Devlet Bohçalı…

Türkiye’de, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, İran’da, Irak’ta, Ermenistan’da, Gürcistan’da, Rusya’da her türlü kara para işlerinin içinde olanlardan biri de Devlet Bohçalı… Emrindeki çeteleri de bu işlerde kullanıyor.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütüyle de paslaşıyor, FETÖ ile de paslaşıyor ve o saydığım ve daha saymadığım kara paracı devletler ile de paslaşıyor.

Onların Türkiye’deki sözde elçileri ve konsolosları da Türkiye’ye yapılan bu ihanetlerin, kötülüklerin ve her türlü kara para işlerinin hepsinin içindeler.

Bu ülkede, en az beş bin şehidin gerçek katili Devlet Bohçalı…

APO denilen ve dünyadan habersiz, gözünün önünü görmez, elifi görse mertek zan edecek bir maşa teröristi astırmayan da Devlet Bohçalı…

Vakti zamanında MHPKK’nin adını ve üç hilalli bayrağını değiştirmek isteyen de Bohçalı…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürten de Devlet Bohçalı…

Saymakla bitmez pisliğin başında hep Devlet Bohçalı var.

Meral Akşener ile de danışıklı dövüşüyorlar, arka plandan her türlü kara para işlerini, organ kaçakçılığına kadar beraber yapıyorlar.

Tayyip Erdoğan denilen kişi, en başından beri Bohçalı’nın emir erlerinden biri…

Bunca zamandır, birbirlerine sayıp sövmedikleri kelime kalmadı, kameralar önünde danışıklı dövüşüp durdular, sonra her türlü ihaneti, peşkeşi, vurgunu, soygunu, talanı, cinayeti, terör saldırılarını, işgali, katliamı beraber yaptılar, yaptırdılar.

O sözde açılım süreci, o ihanet süreci bile Bohçalı’nın emirleri ile yapıldı. Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan’ı kuran, bunun için Türkiye’nin her kurumunu ve imkanını seferber eden de Bohçalı…

Suriye de sömürgecilerin eline tamamen düşsün diye, BOP gerçekleşsin diye, orada hiçbir şey yokken, Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleten de Bohçalı…

Şu anda 15 milyon sözde mülteci bedavacıya bakmamızın sebebi de Bohçalı…

Bir ödemek yerine 15 misli elektrik, su, doğalgaz faturaları ödememizin sebebi de Bohçalı… Bu fahiş ödemeleri İngiltere’ye ve diğer ülkelere gönderen de Bohçalı…

Son birkaç günde ve şu anlarda, milli servetimiz olan askeri araçlarımızı ve mühimmatımızı gizlice ve sinsice Ukrayna’ya gönderen de Bohçalı…

Batı/Nato ve İsrail tarafı istedi diye, Türkiye’de acayip bir Ukrayna yanlısı kamuoyu oluşturan da Bohçalı… Sözde Türk basın ve medyası da büyük oranda Bohçalı’nın emrine verilmiş vaziyette…

Seneler önce “Ordumuzun silah ve mühimmatı çalınıyor” dediğimde, onları çaldırtan, Suriye’de ya da Libya’da kontrolünde olan terör örgütlerine gönderen de Bohçalıydı.

Libya’ya servet değerinde askeri araç ve mühimmatımızı gönderen de oydu, hala o… Suç üstü yapıp, ordumuzun araçlarının ve silahlarının Libya’ya kaçırıldığında dair videoyu paylaştım diye, benim devletimin bütün gücünü, yetmeyip Merkel’in, ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve bu işlerin içindeki diğer devletlerin gücünü seferberlik halinde üzerime yıkmaya kalkan da Bohçalıydı. Bu kısımda da Soysuz’u yoğun şekilde kullandı. Muhatap olmak zorunda kaldığım hiçbir devlet kurumu hukuk tanımadı. Onlarca kişi şahit olduğu halde, verdiğim suç duyurusu ve savunma dilekçelerini yok ettiren de Bohçalıydı. Hiçbir şartta hakkımdan gelemeyince, bana deli raporu yamamaya kalkan ve bunu da eline ayağına dolaştıran da Bohçalıydı. Bu kısımda da maşa olarak en çok Soysuz’u kullandı.

Libya’da ve Somali’de bile ordumuzu adice kullanarak insan, organ, uyuşturucu kaçakçılığı yapan da Devlet Bohçalı… Hala ordumuz kullanılarak Suriye’de, Libya’da, Somali’de ve daha başka yerlede insanlar öldürülüyor, organları çalınıyor. Ayrıca petrol, mazot, silah, uyuşturucu, kadın, genç kız, çocuk, bebek kaçırılıyor. Bohçalı, bu kısımlarda NATO ve ABD üsleriyle de paslaşıyor.

İstanbul’un karşısında titriyorlar.

Bohçalı denilen o piç kurusu, o gölgesinden bile korkan melun, kaç masum insanın kanına girdiğini sayamamıştır ve sayamaz. Çıkmışlar, iyice suç üstü oldukları şu anda “Üç hilali yargılatmayacağız” diyorlar. Yani “Bizi yargılayamazsınız, biz hukuktan, devletten, milletten üstünüz. Vurduk, Sinan Ateş’i de vurduk. Kapatacaksınız bu meseleyi. Biz efendiyiz, siz milletçe bir hiçsiniz. Ne dersek, nasıl sevk edersek onu yapacaksınız” diyorlar.

Yaşarken leş olmuş o vücudunun her bir kısmı başka bir devlete çalışan o Semih Yalçın ise, daha ileri gidip milleti, devlet yetkililerini en ağır şekilde tehdit ediyor.

Öyle ise milletçe tokatımızı bu insan şeytanları güruhuna vurmak, bunca zarar ziyan ve ölümü durdurmak ve devletimizi hürriyetine kavuşturmak gerekiyor.

Öyle ise sloganımız belli “Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bunlar neden tartışılmıyor, neden soruşturulmuyor?

Tayyip suç üstü yapılacakmış ama Muhsin bunu engellemiş.

Gizli Ermeni ve basit bir MİT piyonu kara paracı olan Muhsin Yazıcıoğlu olmasaydı, siyonizmin/masonluğun Tayyip ve AKPKK projesi başlarken biter miydi? Son yirmi yıldır Tayyip ve AKPKK projesi üzerinden Türkiye’de yapılan ihanetlerde, zulümlerde, soygunlarda, cinayetlerde, peşkeşlerde, vurulan çok ağır manevi ve ahlaki darbelerde, gizli Ermeni Muhsin Yazıcıyan’ın da payı mı var?

Soyunun bir yanı gizli Ermeni, bir yanı gizli Yahudi olan ve yine kara paracı olan Selçuk Özdağ, gazeteci olarak gösterilen Veli Toprak’la birlikte bir kitap yazdı. “Son Alperen – Muhsin Yazıoğlu’nun sır görüşmeleri” isimli kitap daha önce basında konu edildi. Kitapta dikkat çekici olan ve biz müslümanların gözünü açan hatıralar ve bilgiler de var. Bunlardan birini Selçuk Özdağ, MHPKK eski milletvekili Saffet Topaktaş’tan aktarmış. Saffet Topaktaş’ın anlattığına göre, Tayyip suç üstü yapılacakmış ama Muhsin bunu son anda engellemiş.

İlk gençlik yıllarından beri dolandırıcı, yalancı, sahtekar, hileci, ahlaksız, vatan haini, kibir abidesi ve cahil biri olan, eşek etinden sucuk yapıp satmasıyla da tanınan Tayyip’in, İBB başkanlığı zamanında işlediği suçlardan dolayı köşeye sıkıştığı ve dosyasının Yargıtay’da olduğu anlarda bakın neler yaşanmış. Selçuk Özdağ, söz konusu kitapta, Saffet Topaktaş’tan aktarıyor:

“Erdoğan’ın İBB’yle ilgili bir mahkemesi var, dosyası Yargıtay’a gelmiş. Muhsin Başkan’la oturuyoruz, bir telefon geldi. Muhsin Başkan hemen Tayyip Bey’i aradı, ‘Randevulaştığın yere gitme!’ diye uyardı. Başkan’a ‘Bu ne, ne oluyor?’ diye sordum. 5 milyon doları birine vermek için gitse orada suçüstü yapacaklarmış. Hatta Başkan’a ‘Ne diyorsun?’ dedim. ‘Bize böyle bir bilgi geldi. Bize yakışmaz, bildirmek gerekir’ dedi. Bildirdi, ‘randevuya gitme’ dedi. Böylece o olaydan kurtardı.”

Nedense, kitabın bu kısmı daha önce basında yer bulduğu halde, üzerine geçen aylar boyunca kimse çıkıp konuyu tartışmadı. Beş milyon dolar para Tayyip’in miydi? Onunsa, bir yüzükle çıktığı yolda, kısa sürede o kadar büyük parayı nereden buldu? Onun değilse, ona kim, neden verdi? Buluşmaya gideceği taraf kimdi, kimlerdi? Gitseydi ve parayı verseydi, ne maksatla verecekti ve neden suç üstü yapılmış sayılacaktı?

Kitapta yine Topaktaş’tan aktarılan sarsıcı başka bilgiler de var. FETÖ projesinin beyin takımından biri olan Yahudi ve mason Üzeyir Garih’in partiyi ziyaret ettiği ve kritik bir anda yönlendirmeler yapmak istediği ama buna muvaffak olamadığı iddia ediliyor. Gerçekten öyle mi?

O kısmı da okuyalım:

“Üzeyir Garih partiye geldi. İkisi görüştüler. O tarihte DSP-MHP-ANAP koalisyonu vardı. ‘Türkiye 2 partili döneme gidecek’ demiş. Muhsin Bey bize anlattı. ‘Sen dışında kalma’ diye teklif yapmış. Hanefi Çelik’in evinde Tayyip’le görüşme var. Bütün arkadaşları Muhsin Bey’e ‘Birlikte hareket edelim’ dediği halde, Başkan kabul etmedi. Şimdi sağ olsa idi, bunların alternatifi olurdu.”

Acaba, o görüşmede, içimizdeki İsrail’in ve FETÖ’nün en tepe isimlerinden biri olan Üzeyir Garih, tam tersine taleplerde bulunmuş olmasın? Siyaset sahnesinde şimdilerde olduğu kadar yüksek seviyede sıkıntıların olduğu, halkın artık seçimlerden ve partilerden ümidi kestiği ve gerçek bir lider aradığı bir dönemde, Muhsin şayet gerçekten müslüman, Türk ve vatansever bir liderse, neden bu fırsatı değerlendirmedi? Üzeyir Garih gibi neye hizmet ettiğini herkesin bildiği bir kişi, neden açıkça gelip Muhsin’e “Sen de dışarıda kalma, bu oyuna dahil” ol desin? Çocuk mu kandırıyor bunlar… Selçuk Özdağ da mı herkesi ahmak zan ediyor. Muhsin Yazıcıoğlu bunu bir kere yapmadı, her fırsatta yaptı. Her fırsatta, gerçek bir alternatif olmaktan, içimizdeki İsrail’in diğer partilerinin oylarını düşürmekten ve planlarını bozmaktan kaçtı.

Bunlar gibi daha neler neler var, zamanı geldi, geliyor ve hepsini anlatacağım. Delilsiz de değil, çok yakında, delilleri paylaşabileceğim bir Türkiye ve dünya dengesi oluşturmuş olacağım. İşte deprem ne demekmiş, bütün dünya, bütün Ankebut Ağı o zaman yaşayacak, görecek

Sürekli takipçilerim hatırlayacaklardır, o şişirme kahraman Abdullah Çatlı’nın da soyunda Ermenilik olduğunu çoktan yazmış ama detaylara girmemiştim. Abdullah Çatlı da bir gizli Ermeniydi, adi bir kara paracıydı, bir MİT piyonu olarak akla gelen her türlü kara para işlerinde, en insanlık dışı kara para işlerinde bile kullanıldı. Bu millete hizmet etmesi gerekirken İsrail’e ve batılı kara paracı diğer devletlere hizmet eden MİT, bir de bunca vahşetin, bunca ihanetin, bunca rezilliğin içinde kullandığı gizli Ermeni ve gizli Yahudi kişileri kahramanlaştırdı. Bunu da basındaki, medyadaki, şimdi sosyal medyadaki, film ve dizi sektöründeki kripto kimlikli adamlarıyla yaptı, yapıyor. İleri derecede vatan haini ve kara paracı olan Abdullah Çatlı’nın kahramanlaştırıldığı bir de dizi çektirdi. Gizli Yahudi Osman Sınav’a bu maksatla Kurtlar Vadisi dizisini çektirdi. Bu dizi üzerinden ayrıca Türkiye ve Türk milleti, siyonizmin “llımlı İslam cumhuriyeti” projesine hazırlandı. Bu proje kapsamında Ortadoğu ve kuzey Afrika başta olmak üzere her yer işgal edilecek, sömürülecek, rejimler ve liderler değiştirilirken çıkan harplerde Türk milleti, devleti ve ordusu en başta kullanılacaktı. Aslında neler döndüğü, kimin nasıl oyunlar çevirdiği millet tarafından anlaşılamadan, olanlar olacaktı. Kurtlar Vadisi ve sonrasında çekilen Osmanlı, İslam, cihad, teşkilat temalı filmler ve diziler bu maksatla da çekildiler, çekiliyorlar. Hala milli ve manevi duyguları daha da yükseltilmek istenen, bu yapılırken, kendi tabirleriyle “ılımlı İslam” çizgisinde yapılan, batı dünyası ile İsrail menfaatine olacak şekilde her an çatışmalara girmesi istenen bir Türkiye var.

Kurtlar Vadisi’nin konsept danışmanı olarak gösterilen kişi bile MİT piyonu Soner Yalçın… MİT tarafından yalanlarla, kandırmalarla, ihanetlerle dolu tarzda hazırlanan o meşhur kitapların üzerine Soner Yalçın ismi yazıldı. Soner Yalçın, hala kitapların muhteviyatına tam hakim olamadığı için bunca sene sonra bile canlı yayınlara çıkamayan, sorulara muhatap olmaktan kaçan, hala doğru düzgün köşe yazısı bile yazamadığı halde Türkiye’nin en önemli araştırmacı gazetecilerinden ve yazarlarından biri olarak gösterilen bir vatan haininden ve kara paracıdan başka bir şey değil. Bunca yıldır çok şeyleri yazdım, yazdığım kadarı bile son derece büyük darbeler vurdu içimizdeki İsrail’e, içimizdeki Ermenistan’a ve dünya genelinde Ankebut Ağına… Lakin bundan sonra son ve öldürücü darbeleri de vuracağım. O Devlet Bohçalı’nın nasıl bir Türk, İslam ve insanlık düşmanı hain ve alçak olduğunu da bir anda gözler önüne sereceğim. Tayyip’in elinden tutup onu iktidara getirenlerin ve onun üzerinden bu millete hala her kötülüğü yapanların en sadık köpeklerinden birinin Devlet Bohçalı olduğunu da gözler önüne sereceğim

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Her doğru her yerde söylenmez, söylenmiyor

Zamanını beklemek, ilm-i siyasete riayet etmek gerekiyor. Ayrıca, bazı konular ve şahıslar hakkındaki kanaatlerim zamanla değişebiliyor. Çünkü, daha önceki yıllarda elde edemediğim bilgiler, deliller bana sonradan ulaşabiliyor. Böyle olunca, hiç çekinmeden “Şu konuda kanaatimi değiştirdim” diyorum. 

On yıldır, binlerce konu içinde böyle kanaat değişikliği sadece birkaç hususta oldu. Bunları da çekinmeden ifade ettim, ediyorum. Ben melek değilim, insanım. Hatasız, günahsız değilim. Peygamberlerde bile günah seviyesinde olmayan zelle var. İlk yıllarda gerçekten tek başımaydım ve imkansız bir yükü taşıyordum. Buna rağmen binlerce konuda bilgilendirici yayınlar/paylaşımlar yaparak kanaatler belirtmiş ve sadece birkaç hususta hata yapmışsam, bu aslında büyük bir muvaffakiyettir. 

Şurada burada yayın yapan, Akademi Dergisinden hayranlıkla faydalanan, Akademi Dergisi sayesinde kısa sürede ufku açılan, bir ömür farkına varamayacağı gerçeklerin farkına varan ve birkaç ömürlük mesafeyi bir senede alan ama böyle bir nimetin şükrünü eda etmek yerine bir yandan da açık arayan “tahsilli” kişiler de var. Onlara bile baksanız, çok derin, detay kısımlarda ve nadiren birkaç hata bulabildiklerini görürsünüz. Kimisi “Derginin adı Akademi ama Çanakkale savaşında cephedeki Türk kadını diye Ermeni kadınının fotoğrafını kullanmış” diyebiliyor, başka da bir hata da bulamıyor. Doğru söylüyorlar ama iyi niyetle tenkit etmiyorlar. Hem Akademi Dergisi sayesinde adeta uçuşa geçiyorlar hem de art niyetle Akademi Dergisi’ne saldırabiliyorlar. İlmi cihetten bakınca böyle kupkuru olunan, manevi/ahlaki cihetten bakınca böyle kapkara olunan bu devirde, Akademi Dergisi gibi bir hizmeti bulup ondan istifade etmemek, onun kıymetini bilmemek ve hele ona karşı olup açığını arar olmak, çok büyük bir hüsran olur. Çok büyük bir küfran-ı nimet olur. Bu kişiler, daha birkaç sene öncesine kadar korkudan konu edemedikleri yüzlerce meseleyi, Akademi Dergisinin mücadelesi, bedeller ödemesi ile sebep olduğu serbestlik ortamı sayesinde her gün istedikleri kadar konu edebildiklerini de biliyorlar ama yine de kıymet bilmeyecek ve bir de aleyhte mücadele edebilecek kadar nefislerinin eline düşebiliyorlar. Bunlara zaten laf anlatmanın manası kalmamış, bitmişler, tükenmişler. Sözün bittiği yeri çoktan geçmişler. 

Hala gerçek yüzüyle anlatmadığım çok sayıda kişi ve mesele/hadise var. Zamanı geldikçe anlatacağım. Muhsin Yazıcıoğlu da bunlardan biriydi ve şimdi biraz anlattım. Hala detaylarını da anlatmadım. Ben, yıllardır Muhsin Yazıcıyan konu olduğunda “Gözünüzde büyütmeyin”, “O kadar da isabetli, vasıflı, örnek alınacak biri değildi.”, “Çok ciddi seviyede hataları da vardı.” mealinde açık açık yazdım. Zaten feraset sahipleri, bu gibi cümlelerimden, ne demek istediğimi anlamışlardı.

Her doğruyu her yerde söylemeyin. Söylenince fayda vermeyecek, kabullenilmeyecek, üstelik gereksiz tartışmalara ve çatışmalara sebep olacaksa, bunun böyle olacağına dair zan-ı galibiniz varsa, o meseleyi o zamanda ve o mekanda açıklamayın. Böyle yaparsanız, size dinen vebali olmaz, ahirette hesap sorulmaz. Fıkıh öğrenin, bu hususlar da Akademi Dergisinde yıllar önce ve günümüz Türkçesiyle, herkesin anlayabileceği surette anlatıldı. 

Ve hazır olun, daha sarsıcı gerçekleri yakın zamanda anlatacağım inşaallah…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Muhsin Yazıcıoğlu öldü, diğer Muhsinler de ölecekler

Bir süre önce yazdığım bir yazıda, on yıldan fazla süredir yaptığım yayınlarda, pek çok meseleye ve şahsa dair ezberleri bozduğumu, ilk zamanlar bu mücadelede çok zorlandığımı, insanların kabul etmek istemediklerini ama artık bu konuların herkes tarafından doğru şekliyle bilinen ve kabul edilen konular/gerçekler olduğunu ifade etmiştim. Yalanların ve aldatmaların yerini gerçeklerin aldığını, Türklere ve diğer müslüman kavimlere kurulan tuzakların pek çoğunun yıkıldığını ama bu güne kadar yazmadığım, yayınlamadığım, anlatmadığım, daha sarsıcı gerçekleri de bundan böyle anlatacağımı ifade etmiştim.

O sarsıcı gerçeklerden biri de Muhsin Yazıcıoğlu gerçeği… Vefatından daha doğru ifadeyle öldürüldüğünden sonra kıymete binen ve öldürüldüğü ana kadar dönüp yüzüne bakmayan samimiyetsiz kalabalıklar tarafından, öldürülmesinin ardından baş tacı edilen ve dillerden düşmeyen Muhsin Yazıcıoğlu… Hiç uzatmadan birkaç satırla sarsıcı gerçekleri anlatacağım.

Muhsin Yazıcıoğlu, en baştan beri MHPKK bağlantılı şekilde siyasi faaliyetler içinde bulunan, MHPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü içinde faaliyet gösteren, bunların ABD merkezli/talimatlı kurdukları sözde milliyetçi Ülkü Ocakları içinde yetişen, Ülkü Ocakları denilen ve geçmişten beri tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermeni dolu teşkilatın her türlü kara para işlerinin de içinde yer alan, MİT’in adamlarıyla yani MİT’teki gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve vatan haini ve kara paracı üstleriyle birlikte faaliyetler icra eden bir kara paracı, bir gizli Ermeni’den başka bir şey değildi.

Türkiye’de Özal sonrasında İslamcılık denilerek İslami faaliyetlerin daha arttırıldığı ve İslami söylemlerin, referansların daha özgürce ifade edildiği zamandan sonrasında Muhsin Yazıcıoğlu’nda gerçek bir değişme ve gerçekten hidayete dönük bir ilerleme de olmadı. Alperen Ocakları, Ülkü Ocaklarından farklı bir maksatla tesis edilmedi. Muhsin Yazıcıoğlu, hayatının son gününe kadar hiçbir şekilde gizli Ermeni bağlantılarından ve kara para mücadelesinden ve MİT mensupluğundan geri durmadı. Onun hakkında, öldürülmesinden sonra yayılan ve çok büyük bir vatansever ve yüksek imanlı bir müslüman olduğu teması işlenen hikayeler hep uydurma…

Öldürülmesi de aslında vatanı ve milleti müdafaa ve muhafaza etmeye çalışırken yaşanan bir suikast, bir cinayet şeklinde olmadı. Kendi içlerindeki iç çekişme neticesinde yaşanan bir suikast oldu. Öldürülmesinden kısa süre öncesine dair bazı iddialar da var. Bunlar da itibar edilecek şeyler değiller. Bu iddialardan bir tanesi de Barnabas İncil’inin bulunmuş olduğu iddiası… İddiaya göre, Muhsin Yazıcıyan, Barnabas incilinin birkaç sayfasının fotoğraflarını cep telefonunda bulundurdu, gittiği bazı meclislerde, ortamlarda, etrafındaki muhataplarına gösterdi. Bu konuda ses getirdi ve bundan rahatsız olan FETÖ, Muhsin Yazıcıyan’ın infaz kararını aldı. Bu, tamamen hakikat olan bir hikaye değil. Muhsin, bu nedenle öldürülmedi. Bu yapılan da art niyetli şekilde hedef saptırmaktan başka bir şey değil.

Bu iddiayı, en kuvvetli şekilde, oyuncu Ahmet Yenilmez dillendirdi. Bu, hiç şaşırtıcı değil. Çünkü Ahmet Yenilmez de aynı sistemin mensubu bir gizli Ermeni. Aslında kimin ne olduğunu, kimlerin ne haltlar çevirdiğini çok iyi derecede bilen bir kişi. Ermeni olduğu için oyunculukta yükseltilmiş ve gizli Yahudi Osman Sınav’ın MİT projesi olarak çektiği dizilerde, filmlerde hep yer verilmiş bir kişi… Bunların hepsi, aslında sahada birbirlerinin gerçek kimliklerini bilen, birbirlerine karşı iç çatışmalar da yaşayan, mücadele de veren ya da destek de veren kişiler. Bu kişiler, Türk milleti içinde, Türkiye içerisinde, sürekli faaliyet gösterdiler ve gerçek kimliklerini, hedeflerini, bağlantılarını, çatışmalarının gerçek sebeplerini gizleyerek faaliyet göstermeye de devam ediyorlar. İfşa olmamak, teşkilat olarak meydana çıkmamak için, türlü türlü meselelerde gerçek yüzünü gizlemeye dönük türlü türlü açıklamalar, yönlendirmeler yaptılar, yapıyorlar.

Ayrıca bilinmeli ki iddia edildiği gibi hakiki İncil bulunsa yani tahrif edilmemiş, aslından bozulmamış hak İncil bulunsa bile, bu hak İncil’in hükmü de kaldırıldı. Kur’an-ı Kerim, kendinden önceki hak kitapları nesh etti. Müslümanların hak İncil’e ihtiyacı kalmadı. Şu anda hak İncil hakikaten bulunsa ve Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’i bırakıp ona tabi olsalar, dalalete sapmış olurlar ve sonunda cehennem ehli olurlar. Bir de, bir kişi “Ben İncil’in tahrif olmamış halini işte buldum” dese, onun hakiki İncili olduğunu Hristiyan alemine ve bütün insanlığa nasıl ispat edecek? Peygamberlerin mucizelerini, Ay’ı ikiye ayırdığını, taşların üzerinde ayak izleri bıraktığını, asası ile denizi yardığını ve daha yüzlerce akıl almaz mucizeyi görmüş olup da inanmamış yığınlar, şimdi “Barbanas İncili’ni bulduk ve bu, hakiki İncil” diyenlere mi itibar edip inanacaklar. Bunlar da hep oyun, hep tuzak… Bu tuzakları da hep gizli Ermeniler, gizli Rumlar, gizli Hristiyanlar, gizli misyonerler oldukları için kuruyorlar.

Muhsin, böylelerinden biri olduğu halde Müslüman, Türk, milliyetçi, vatansever rolü oynamış kişilerden biriydi. Gerçekten kendi aralarındaki iç çatışmalara kurban gitti. Kurulmak istenen dengeler içerisinde yerini tam bilemeyişinden, gücünün yetmeyeceği hamleler yapmasından ötürü öldürüldü. Bu cinayetin arka planında Tayyip’ten tutun da AKPK’lilere, MHPKK’lilerden tutun da FETÖ’cülere, kendisinin de mensup olduğu gizli Ermeni çetesinden tutun da batı dünyasındaki gizli servislere ve mafyalara kadar pek çok vatan haini, kara paracı, insan şeytanı kişiler var. Hatta Rus mafyaları bile var. Son döneminde Muhsin Yazıcıyan’ın Menzil tarikatına yanaşmış olması bile gizli Ermeniliği ve kara paracı yönüyle alakalı… Yıllar önce yazdım, anlattım ki Menzil baştan ayağa bozuk bir dalalet fırkası ve ayrıca gizli Ermenilerin Kürt görünerek kurduğu bir pusu… Menzilin arkasında gizli Ermenilik, kara paracılık, misyonerlik, MİT, Hakan Fidan, gizli Ermeni aşiretler v.s. var. Muhsin bunların hepsini çoktan bildiği halde Menzil’e çok yakın durdu ve Müslüman Türklerin Menzil tuzağına daha fazla düşmesine yardım ve yataklık etti. Müslüman Türklerin, Menzil’deki sahte gavsa, o büyücü insan şeytanına ve etrafındaki büyücülerle kara paracı vatan hainlerine tabi olmalarını istedi. Dinleri bile yıkılırmış, imanlarını bile kaybederlermiş, dünya ve ahiret felaketi olurmuş, hiç umursamadı.

Muhsin Yazıcıoğlu, gerçekte böyle bu kadar alçak, bu kadar münafık biriydi. Sahada bu anlattıklarımı ve henüz anlatmadığım çok daha fazlasını bilen binlerce kişi var. Şimdi cahillik edip araştırmadan, soruşturmadan ve ezberini bozmamak için sesini yükseltecek olanlar, kısa sürede sert kayaya çarpacaklar.

Bir Amerikan/Siyonist projesi olan Ülkü Ocakları içinde, onlarca senedir neler döndüğünü bilmeden, kimin kim olduğunu bilmeden, tamamen samimi niyetlerle mücadele veren hakiki milliyetçiler, kahramanlar da çıktı. Bunlardan şehadet şerbeti içenler de oldu. Lakin bu bile hakikati değiştirmez. Hakiki Müslüman Türklerin, MHPKK’den, Devlet Bohçalı’dan, onun da kurucuları arasında yer aldığı Ülkü Ocaklarından, Muhsin Yazıcıoğlu gibi sahte kahramanlardan, Alperen Ocakları gibi art niyetle kurulmuş tuzaklardan, BBP’den ve o vatan haini Mustafa Destici’den uzaklaşması, bu oyunları artık tamamen bozması ve danışıklı dövüşlerle Türkiye’nin onlarca yılının ve birkaç neslinin daha heba edilmesine mani olması şart. Şu anda en öncelikli vazife, Müslüman Türk’ün davasının arasına Türk ve Müslüman görünerek karışmış bütün hainleri ifşa etmek ve oyundan düşürmektir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Muhsin Yazıcıoğlu is dead, other Muhsins will die too

In an article I wrote a while ago, in my publications for more than ten years, I stated that I broke the rules on many issues and individuals, that I had a very difficult time in this struggle at first, that people did not want to accept it, but that these issues are now well-known and accepted by everyone. I stated that the lies and deceptions were replaced by the truth, that many of the traps set against Turks and other Muslim nations were destroyed, but I would also tell more shocking facts that I had not written, published or told until today.

One of those shocking facts is the fact of Muhsin Yazıcıoğlu… Muhsin Yazıcıoğlu, who was valued more accurately after his death and who did not look back until the moment he was killed, was venerated by the insincere crowds after his murder and was not in the limelight… I will tell you the shocking facts in a few lines without further ado.

Muhsin Yazıcıoğlu, who had been involved in political activities in connection with the MHPKK since the very beginning, operates within the MHPKK organized crime, terror and treason organization, and grew up in the so-called nationalist the Grey Wolves, founded by them, based in the USA, he had been involved in all kinds of black money works of the organization called the Grey Wolves, which has been full of secret Jews and secret Armenians since the past. A black money man, who was involved in all kinds of black money works of the secret Armenian-filled organization, who carried out activities together with the men of the MIT, that is, the secret Armenian and secret Jewish and traitor and black money superiors in the MIT, is nothing but a secret Armenian.

There was no real change and no progress towards guidance in Muhsin Yazıcıoğlu after Özal in Turkey, when Islamic activities were increased by the name of Islamism and Islamic discourses and references were expressed more freely. The Alperen Guilds were not established for a different purpose than the Grey Wolves. Until the last day of his life, Muhsin Yazıcıoğlu did not hold back from his secret Armenian connections, the fight against money and his MIT membership. The stories about him that were spread after his murder and that he was a great patriot and a Muslim with high faith are all made up.

His murder did not actually take the form of an assassination or murder while trying to defend and preserve the homeland and nation. It was an assassination that took place as a result of the internal conflict between them. There are also some allegations that he was killed shortly before he was killed. These are not things to be reckoned with. One of these claims is the claim that the Gospel of Barnabas has been found… Allegedly, Muhsin Yaziciyan kept photographs of a few pages of the Gospel of Barnabas on his mobile phone and showed them to his interlocutors in some assemblies and environments he went to. FETO made a sound on this issue and was disturbed by it, and took the decision to execute Muhsin Yaziciyan. This is not a completely true story. Muhsin was not killed for this reason. This is nothing but malicious intent.

Actor Ahmet Yenilmez voiced this claim most strongly. This is not surprising at all. Because Ahmet Yenilmez is also a secret Armenian who belongs to the same system. In fact, he is a person who knows very well who is what and who is doing what. He is a person who has been promoted in acting because he is an Armenian, and has always been featured in TV series and movies shot by a secret Jew Osman Sınav as an MIT project. These people have operated continuously within the Turkish nation, within Turkey, and they continue to operate by hiding their true identities, goals, connections, and the real reasons for their conflicts. In order not to be disclosed and not to emerge as an organization, they have made and are making all kinds of explanations and directions to hide their true face in various matters.

In addition, it should be known that even if there is a true Bible, that is, the true Bible, which has not been distorted and has not been corrupted, as it is claimed, the provision of this true Bible has been abolished. The Qur’an abrogated the previous books of truth. Muslims no longer need the true Bible. If the true Bible were found right now and Muslims abandoned the Quran and followed it, they would gone astray and eventually become the inhabitants of Hell. Also, if a person says, “I have found the undistorted version of the Bible,” how will he prove to the Christian world and to all humanity that he is the true Bible? Will the masses who have seen the miracles of the prophets, splitting the moon in two, leaving footprints on the stones, splitting the sea with his staff, and hundreds of other incredible miracles and yet not believing, will now give credit to those who say, “We have found the Gospel of Barbanas, and this is the true Bible”? These are always tricks, always traps… They always set these traps because they are secret Armenians, secret Greeks, secret Christians, secret missionaries.

Muhsin was one of those people who acted the role of a Muslim, Turkish, nationalist and patriot even though he was one of them. He really fell victim to internal conflicts among themselves. He was killed because he did not know his place in the balances that were desired to be established, and because he made moves beyond his power. Behind the background of this murder, there are many traitors, black money, and evil people, from Tayyip to AKPK members, MHPKK members to FETO members, from the secret Armenian gang to which he is a member, to the secret services and mafia in the western world. There are even Russian mafias.

Even the fact that Muhsin Yaziciyan sided with the Menzil cult in his last period was related to his secret Armenianness and black money… Years ago, I wrote and told that the Menzil is a corrupt cult of heresy, and also an ambush set up by the Armenians pretending to be Kurds… There are, hidden Armenianism, black money, missionary work, MIT, Hakan Fidan, secret Armenian tribes etc. behind Menzil. Although Muhsin already knew all of this, he stayed very close to the Menzil and aided and abetted the Muslim Turks to fall further into the Menzil trap. He wanted the Muslim Turks to be subject to the false gavsa in Menzil, to that witchy human devil, and to the sorcerers and black money traitors around him. Even their religion would be destroyed, they would even lose their faith, there would be a disaster in the world and the hereafter, and he did not care.

Muhsin Yazıcıoğlu was in reality such a lowly, such a hypocrite. There are thousands of people in the field who know what I am talking about and much more that I have not told yet. Those who are now ignorant and raise their voices so as not to research, investigate and break the routine will soon hit hard rock.

Within the Grey Wolves, which is an American/Zionist project, there have been real nationalists and heroes who have been fighting with purely sincere intentions for decades, not knowing what has been going on, not knowing who is who. There were also those who drank the sherbet of martyrdom. But even that doesn’t change the truth. The real Muslim Turks’ distance from the MHPKK, Devlet Bohçalı, the Grey Wolves of which he was one of the founders, fake heroes like Muhsin Yazıcıoğlu, the snares set up with malicious intent like the Alperen Guilds, the BBP and that traitor Mustafa Destici, It is imperative that he completely disrupt the games and prevent Turkey’s decades and a few more generations from being wasted with collusion. At the moment, the primary duty is to expose and discredit all the traitors who blended into the cause of the Muslim Turk by appearing as Turks and Muslims.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Mafya anası Tansu Çiller bu defa sert kayaya çarpar mı

Sadece Ermeniler değil Sabetaycılar da çok köşeye sıkışmış haldeler.

Ankebut Operasyonu başladığından beri her geçen gün zorlandılar, güç kaybettiler ama son aylarda Sabetaycılar da çok büyük güç kaybı yaşadılar. Kara paraları iyice azaldı, insanlık dışı kara para işleri iyice bozuldu, siyasi sahaya dair planları neredeyse çöktü. Oysa Türkiye’nin idaresinde/yönetiminde daha da fazla payları olsun istiyorlardı. İstediklerinin tam tersine bir yöne gittiler.

Ülkemizdeki Sabetaycı gizli Yahudiler arasında bu yaşanana çok kızan ve beni bir kaşık suda boğmak isteyen çok kişi var. Bunlardan biri de eski boşbakan, mafya anası ve Sabetaycı gizli Yahudi ve CIA casusu büyük hain Tansu Çiller…

Çiller, son zamanlarda Sabetaycı gizli Yahudi Muharrem İnce’nin metafizikle çarpılıp durmasına ve randıman vermemesine çok sinirlendi. Ayrıca Sabetaycı gizli Yahudi ve kara paracı Banu Avar’ı ve benzerlerini köşeye sıkıştırmış olmama da çok sinirlendi. Yine Sabetaycı gizli Yahudi Cem Uzan’ın siyaset sahasına geri dönmek için verdiği büyük ve kararlı mücadelenin karşısında durmam da Tansu Çiller’i çıldırttı. Her ne sahada ne hamle yapmak istese karşısında beni buldu.

Son çare olarak bana su-i kast yaptırmak istiyor. Zaten tam teşekküllü bir mafya ve CIA’nın da piyonu bunlar. Türkiye’nin başında boşbakan olarak bulunduğu her gün, her dakika CIA’nın talimatlarıyla hareket etmiş ve o günlerde de bu günlerde de ihanetin haricinde türlü kara para işleriyle iştigal etmiş bir Tansu Çiller var. Sahada ona “CIA’nın gülü” diyenler de çoktur. Şu günlerde CIA içindeki özellikle Yeşillerin beni birilerine öldürtme planı da var ve anlaşılan o ki Yeşiller CIA’nın sadık kuklalarından biri olan Tansu’yu da bir piyon olarak kullanmaktan geri durmayacaklar. Bakalım neler olacak…

Bu güne kadar çok sayıda TC vatandaşının öldürülmesi emrini veren, pek çok cinayetin azmettiricisi olan… Boşbakanlığı devrinde bile çok sayıda vatansever devlet yetkilisinin öldürülmesi emrini veren ve bazılarının emrini vermese de öldürülmelerine aracılık, yardım ve yataklık eden…. CIA’nın, İsrail’in, Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürülmesi kararını alması ve talimatını vermesi sonrasında, bu cinayetin Türkiye’deki kısmını ayarlayanlardan biri olan, her safhasını zevkle takip eden, Yazıcıoğlu öldürüldüğünde çok ama çok mutlu olan Tansu Çiller, bakalım bu defa sert kayaya çarpacak mı…

Mehmet Fahri Sertkaya – http://www.mfs.tv