Etiket arşivi: Sabetaycılar

Küçücük beyinleriyle, koca Türk milletine oyunlar kurduklarını zan ediyorlar

Gizli Yahudi bir vatan haini iken biyonik robot yapılan Özgür Özel’in, hiç olmadık bir anda, partisine ve partisinin planlarına da çok zarar vererek İslam dinine hakaret etmesi…

Gizli Yahudi ve FETÖ’cü bir vatan haini iken biyonik robot yapılan Sezen Aksu’nun İslam dininine hakaret etmesi…

Çoktan ateist ve ruh hastası olmuş, hiçbir makul sebep olmasa bile intihar etmesi beklenecek hale gelmiş, çoktan hayatın içinden alınarak korumalı bir klinikte tedavi altına alınması gerekmiş, kendisine ve çevresine zarar verme eğilimi olduğu çoktan anlaşılmış, davranışları bile son derece bozulmuş, yüzü gözü solmuş, bakışları bile değişmiş bir gencin, bir tarikat müessesinde intihar etmesinin, olmadık bir yerlere çekilmeye çalışılması…

Ve benzeri başka tartışmalar, meseleler…

Bunların hepsi bir planın parçası… Gündemi değiştirmeye, vatansever müslümanları başka konulara çekmeye, odaklarını bozmaya dönük hamleler. Ayrıca danışıklı dövüştükleri AKPKK’yi ve Tayyip’i daha fazla süre iktidarda tutmaya dönük hamleler… Yaşanan dehşet verici seviyedeki hayat pahalılığını, geçim sıkıntılarını, siyasi kaosu, belirsizliği, halktaki ümitsizliği, ülkenin koşar adım daha büyük felaketlere gidişini, bu nedenlerle yaşanan çok sayıda intiharı bastırmaya, gizlemeye, gündemden düşürmeye dönük çabalar.

Birkaç kelam edip, bir de hukuk yoluna giderek suç duyuruları yapıp sonrasında fazlaca vakit kaybetmeden hizmetlerimize, vatan ve millet mücadelemize devam etmemiz gerekir ve öyle de yapıyoruz.

O Fatih Altaylı ve de Ahmet Hakan da tepeden aldığı, yurt dışından gelen talimatlarla aynı maksatla yazıp çiziyorlar. Bir babanın, evladını Allahsızlardan, ahlaksızlardan, namus tanımazlardan ve içine düşürüldüğü ileri seviyedeki ruhi bunalımlardan kurtarmak için, son çare olarak bir İslami müesseseye göndermesini ama ondan da netice alamamasını bu derece çarpıtarak ve hukuk dışı şekilde mevzu etmeleri, haddi iyice aşarak milleti tehdit edercesine baskı altına almaları ve o babaya da hakaretler savurmaları, tahammül edilesi şeyler değil ama işte arka planında bu sarsıcı gerçek var. İsmail Saymaz da hep aynı yerden emirler alıyor ve emirler gereği bu kadar haddi aşıyorlar. Cezalarını bulurlar, bulacaklar.

Biz gereksiz surette vakit ve emek harcamayacağız. Danışıklı dövüşenlere takılmayacağız. İşte meydandayız, kim tarikatları kapatabiliyormuş? Kendilerini kanunun dokunamayacağı bir yerde gören, arkasındaki ihanet odaklarına güvenerek bu milletin dinine düşmanlık eden, bu milletin müslümanca duruşa sahip fertlerine yazılarda sövme hakkını kendinde gören ve mason tarikatının sahadaki köpekleri olan Fatih Altaylı, Ahmet Hakan, İsmail Saymaz ve benzeri piyonlar mı kapatacaklarmış? Yoksa Doğu Perinçekçiler ve AKPKK militanları mı kapatacaklarmış? Yoksa ordu içindeki çoktan ifşa olmuş gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve gizli mason subaylar mı kapatacaklarmış? Yoksa bunlar da Rus ordusunu mu çağıracaklar? Yoksa Masonların emriyle AKPKK ile danışıklı dövüşen CHPKK militanları mı kapatacaklarmış? Boş boş hırlıyorlar, kendilerini dokunulamaz zan ediyorlar, milletin sinirlerine sinirlerine vuruyorlar. Cesareti olan bunlardan hangisi ise, beni muhatap alıp bana sövsün? Ben de o baba ile aynı kanaatlerdeyim. Hukuka saygısı olan, medenice yaşayan bütün insanlar da aynı kanaatlerdeler. Bu adi piyonlara “köpek” diyorum ama köpeklere hakaret edeceğim diye endişe ediyorum. Köpekler bunların yanında bin kere faziletli kalırlar. Ekmek yedikleri çanağa pislemezler. Omurgalı hayvanlardır. Bu hainler yakındır bu milletin ayakları altında topluca ezilirler, leşlerini de belki aç kalmış sokak köpekleri yerler. Hayatta iken insanlığa, devlete, millete, hayvanata bir faydaları olmamış, leşleri bari hayvanata faydalı olur.

Karar vermişler mi, öncelikle Müslüman Türkleri dinsizleştirmek, ahlaksızlaştırmak, toptan ruh hastası yapmak, sömürmek için çırpınan ve her türlü ihanetle kara para işlerinin merkezinde bulunan mason tarikatını mı, misyoner tarikatlarını mı, Sabetaycı tarikatları mı, satanist tarikatlarını mı, Kürt Yahudisi tarikatlarını mı, Ermeni tarikatlarını mı, yoksa hakiki İslami tarikatları mı kapatılacakmış? Tarikat derken neden sadece zihinlerinde, dillerinde, hedeflerinde İslam var, İslam tarikatları var? Bunca tarikat da tarikat değil mi? Asıl zararlı olanlar, hain olanlar, terörle iltisaklı olanlar, bozanlar, çökertenler, çalanlar onlar değil mi?

Anlaşılır şey de değildir. Gerçek bir hukuk devletinde bu hainlerin tamamını aynı gün toplar alırlardı. Emniyet teşkilatı içinde her sene en az yüzlerce intihar vakası oluyor. Bunların arka planına bakılınca, polislik mesleğinin getirdiği ağır yükü taşımayadıkları için intiharı seçenlerin az olmadığı, bu gibi ifadelerin/değerlendirmelerin uzmanlar tarafından hazırlanan bilimsel raporlarda da geçtiği görülüyor. Ordumuz içinde de her sene askerlik vazifesinin getirdiği ağır yük nedeniyle ya da askerliği sırasında gördüğü haksızlıklar, zulümler, aşağılamalar nedeniyle intihar eden en az yüzlerce genç oluyor. Kim çıkıp da “Asker ocağı kapatılsın, ordu lağvedilsin” diyebiliyor? Kim kendinde böyle bir cesaret bulabiliyor? Kim çıkıp da “Emniyet Teşkilatı kapatılsın, dağıtılsın, yeter artık” diyebiliyor? Bunlar denilemiyorsa ki denilemez, hukukun gereği bu, öyle ise, mesele İslam, mesele İslam cemaatleri ve tarikatları olunca her seferinde binlerce vatan haini, nasıl oluyor da organize şekilde hukuku ayaklar altına alabiliyor? Kim bunlar, bu derece kanun tanımazlığı, bu derece hainlik ve alçaklık sergilemeyi bunlara kimler sağlıyor? Siyaset sahnesindeki ve adalet sistemi içindeki kendi adamları mı? Gizli Yahudi, gizli Ermeni, gizli satanist, gizli mason savcılar, hakimler ve siyasetçiler mi?

Şu memlekette namuslu kalmış savcıların derhal basındaki, medyadaki, soysal medyaki binlerce kripto vatan hainini, İslam ve Türk düşmanını, o omurgasız kişileri toplatıp alması gerekiyor. FETÖ diye diye o kripto Yahudi ve Ermeni ihaneti ürünü sözde İslami cemaate kanmış müslümanları topladılar, aldılar. Mallarını, mülklerini yağmaladılar. 90 yaşındaki ihtiyarlarını bile zindanlara kapattılar. Bu safhada bile hiç hukuk tanımadılar, hukuku ayaklar altına aldılar, İslam düşmanlığı yaptılar. FETÖ hala her yerde… FETÖ basında… FETÖ medyada… FETÖ sosyal medyada… Asıl FETÖ’cüler bu kripto kimlikli hainler… Bunların hakkında dosyalar açılması gerekiyor. Vatana ihanet, fikir/vicdan ve ifade hürriyetinin baskı altına alınması, gizli servislere çalışmak, basın ve yayın gücünü nüfuz casusluğu kapsamında kullanmak, halkın büyük bir kısmının tabi olduğu dini değerleri aşağılamak ve daha türlü türlü suçlar gözler önünde. Bu suçların örgütlü şekilde işlendiği de gözler önünde ve vazifesini yapmayan adli yetkililer de yakında bunlarla birlikte toplanıp alınacaklar ve asılacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Yine yaparlar…

Adnancıların en uzman olduğu konulardan biri de iftira ve karalama kampanyalarıdır. Hiç kuralları, sınırları yoktur. Çakal sürülerinden beter halleri vardır. Zaten bu halleri çoktan ispat da edildi ve yargılamalar neticesinde bu kapsamda cezalar da kesildi.

Bu güne kadar, karşılarında mücadele veren çok yüksek sayıda insanı oyundan düşürürken karalamalarla, iftiralarla, iftiraya dayalı ve mason savcılarla hakimlerin baktığı davalarla oyundan düşürdüler.

Şimdi yok edilmek üzere oldukları şu süreçte bunlar durmazlar, yine en iyi bildikleri işi yaparlar. Başta bana ve sonra çok sayıda etkili ve yetkili insana karalamalar yaparlar. İftiralar atarlar ama bu defa süreç, bekledikleri gibi ilerlemez, ilerlemeyecek. Bu defa, kısacık sürede bitirici darbeler alacaklar. Kimsenin, bunların iftiralarından, karalamalarından çekinmesine gerek yok.

Onlara, hak ettikleri kadar sert muamele etmezsem, on binlerce mazlumun ahını almazsam, benim de adım mfs olmasın.

Dinimizle, değerlerimizle tahammül edilemez derecede dalga geçerlerken, müslümanların kanına dokunacak kadar haddi aşarlarken, kendilerine hak ettikleri karşılığı veren on binlerce Türkiye vatandaşı oldu. Tepkiler dinmek bilmedi ama adalet sistemi düzgün işlemedi. Aksine olarak, adalet sistemi içindeki mason, satanist, Sabetaycı, gizli Ermeni savcılar ve hakimler tarafından bu vatandaşlarımız adice muamelelere tabi tutuldular. Uğruna beş milyondan fazla şehit verdiğimiz, şüheda kanı ile sulanmış şu topraklarda, dinimize, değerlerimize en ileri seviyede hakaretler edildi, aşağılamalar yapıldı ama kendi vatanımızda, kendi devletimizde, sistemin içine sızmış bir avuç hain nedeniyle suçlu bizler çıktık. Bu günleri çok bekledik. Dişlerimizi, yumruklarımızı sıka sıka bekledik. Bastığımız topraktan utana utana bekledik. Söz konusu bu davaların tamamında yeniden yargılamalar yapılacak. Bir tanesi, buraya yazıyorum, bu hakim ve savcılardan bir tanesi bile cezasız kalmayacak. İfşa olmayanı, yargılanmayanı, ceza almayanı kalmayacak. Türkün devletinde, Türkün dinine, değerlerine, ahlakına, namusuna kastetmek ne imiş, bütün cihan görecek. Yeniden mi adalet sisteminde aynı oyunlar oynanmak istenecek, yok o… O şartlarda kimsenin kılıcı kınında durmayacak. Sistemin ele geçirildiği apaçık meydanda iken, daha fazla hiç kimse sabır etmeyecek. Şu anda itibaren sadece ömrünü kısa tutmak isteyen savcı ve hakimler hala aynı ihanetleri yapabilirler.

Keser döner, sap döner, gün gelir işte böyle Türkler geri döner.

Haydi, “Yapamazsınız” diyenler hemen şimdi bir adım öne çıksınlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bak sen şu işe…

Kaç senedir ortada yoktu bu dosya, sümen altıydı? Ben şimdi sağlam rest çekince mecburen mi dava açtınız? Sormazlar mı adama “Bu dosya bu tarihe kadar, yaklaşık iki sene boyunca neyi, kimi, kimin olurunu bekledi?” diye…

İşinize gelince, savcılık safahatında hiç ifadem alınmadan, zorla ifadeye getirme kararı alınmadan ya da alınsa da uygulanmadan ve birkaç gün içinde dava açtırmasını biliyorsunuz. Ümraniye E Tipi Toplama kampına dair yazdığım yazılardan ötürü de bunu yaptınız. “Bu ne küstahlık, bir de üste çıkmaya kalkıyor, dava açabiliyorsunuz” dedim. O günden beri dava e-devlette görünmüyor. Hala yok… İzmir Çeşme 3. Asliye ceza mahkemesinde yine bir kopya Adıtürk’e hakaret davası açtırdınız, kadın hakim emrinizi yerine getirdi ama kendini yaktı. “Siz kimsiniz, siz de mi Sabetaycısınız? Kaynaklara bakmak yok, bilirkişiye gitmek yok, savunmayı dikkate almak yok, ilk celsede hapis cezasını keyfine göre daya geç. Nerede görülmüş bu? Uzmanlık gerektiren bu yazılara, konulara hakim misiniz, yok. İsminizi neden veremediniz duruşma salonunda? Sizden kısa süre önce bu tavırları Muğla 1. Asliye ceza mahkemesi hakimi yaptı. İsmini sordum veremedi, sonra öğrendim ki Sabetaycı gizli Yahudi, sistemin adamı Fatih Erdemir’miş ismi, cismi, bağlantıları… Siz de mi onlardansınız? Çok merak ediyorum, bana nasıl bir gerekçeli karar göndereceksiniz, gerekçeniz hukuki ve ilmi herhangi bir temele dayanacak mı, gönderin bana o gerekçeli kararı ve ben kararınıza asıl itirazı bunun üzerine yapacağım” dedim. Sonra da bir iki ay daha cezaevindeydim. Adres, teslim-tebellüğ sorunu yok ama gelmedi gerekçeli karar… O gün bu gün de hareket yok. O davaya dair de e-devlet hesabımda hiçbir kayıt gösterilmiyor. Daha pek çok dosya/dava e-devlette gösterilmiyor. Her yerinden açık verilmiş ve daha fazla suça batılmış bir hastahane safahatı var, inatla onun üzerine devam edilmeye çalışılıyor. Daha anlatmakla bitmez neler neler var.

Cezaevinden çıktıktan sonra, Türkiye’de bir hakimin başına gelen, mezarlıkta intihara teşebbüs ettiği iddia edilen ve medyaya yansıyan garip şeyleri konu ederken de ben mevzuyu bu dosyaya (2021/495), Mehmet Haberal’a, Memorial’a bağlayan yazılar yazmıştım. O zamandan sonra bile savcılık safhasındaki bu dosyadan dava açılmamıştı. O yazıları da eklettiniz mi dava dosyasına? Bu dosya ile bağlantılı çok sayıda dosya, çok yazı, çok haber, çok konu var, onları da bağladınız mı bu dosyaya? Ha şu Adnan var ya, bütün sistemi onun üzerine mi kuracaksınız? Attığı her adımda suç işlemiş, boğazına kadar pisliğe batmış, dosyası kabarmış Adnan üzerinden mi bu işi çözeceksiniz? Hakikaten sizlerin aklı, mantığı yerinde değil. Çaresizlikten, korkudan, ayardan çıkmışsınız.

O kadar çok şey var ki hangisini yazacağımı şaşırıyorum. Şu gizli Yahudi Ersan Şen’in karşımda avukatlık yaptığı ve eski Ümraniye Belediye başkanı gizli Yahudi Hasan Can’a hakaret ve tehditten sözde yargılandığım davaya, genç/toy bir kadın avukat gönderilmişti. Orada hakime “Ben bu şahısların gizli yahudiler, masonlar olduğuna dair, bu davaya gizli yahudi Süleyman Soylu ve daha başka siyasetçilerin, yetkililerin müdahil olduğuna dair yeni yazılar da yazdım. Bunları da dava dosyasına eklemişler mi sayın hakim?” dedim. Hakimin tavırlarından hali anlaşılıyordu, çok gönülsüzdü bu davayı çıkmaza sokmak hususunda ve farkındaydı her şeyin. Farkındaydı kendini yakmakta olduğunun… Yalandan dosyanın sonuna bakar gibi yaptı ve saniyeler içinde “Yok, eklenmemiş.” dedi. “Ekleyemezler zaten, bunların hepsi şebeke… Bu dosyaya bakan savcı bile onların adamı ve sabetaycı bir gizli yahudi… Ortak noktaları da masonluk. Bu mahkeme bağımsız değil. Bunu beş dakikada ispat edebilirim.” dedim. Hakim oralı olamadı. İzin vermedi. Genç kadın avukat da “Efendim, bizim haberimiz olmadı. Şimdi haberdar olduk. Görseydik dosyaya ekler ya da ayrıca davacı olurduk. Gereğini yapacağız.” dedi. Ben de hakime “Hakim bey, bu şahsı dikkate almayın. Doğru söylemiyor. Hepsinden haberleri var. Davacı olamadılar, olamayacaklar” dedim. Çok yaklaşık iki sene doldu, sözde hala davacı olacaklar. Ben bu davaya cezaevinde iken avukatsız çıktım ve oldu bitti ile ceza verdirdiniz ama koğuşuma dönünce çok sağlam itiraz dilekçesi yazıp gönderdim. Tek o dilekçe bile gerçek bir hakimin önüne gelsin, o anda bu ülkede temiz eller operasyonu başlatması kaçınılmaz bir karar olur. Bu nedenle mi iki seneye yakındır İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi bu itirazıma dair bir karar veremiyor ve bu dosya da sümen altı ediliyor?

Her şey keşmekeşe dönmüş vaziyette. Neresinden tutulursa elde kalıyor. Bir insan ya da bir teşkilat, kendi kuyusunu ancak bu kadar güzel kazabilir. Üstelik, bu günler gelmeden önce ben kaç kere “Bakın bu dosyalar bir gün fena patlayacak. Her yeri karıştıracak. İşler kontrolden çıkacak. O kadar büyük patlayacak. Aklınız varsa bunları temizleyin” dedim. Ama kininiz, düşmanlığınız şeytanlık derecesinde ve aklınızı, mantığınızı bastırıyor. O kadar ayardan çıkmışsınız.

Şimdi, bu dosya da her nerede yatıyorsa, davaya döndü ya, bu dosyaya bakan gizli Ermeni savcıya ve onun paslaştığı herkese kadar, en tepeden buralara kadar herkesi tek başına gömebilecek dosyalardan biri de bu… Siz göreceksiniz, hepsini toplayıp birbirine nasıl da somut delillerle bağlayacağım. Bunu yaptığım gibi hem Türkiye hem onlarca ülke karışacak ve çatışma kaçınılmaz olacak. Hiç mesele değil, altta kalanın canı çıksın.

Burada herkesin önünde tarihe not düşüyorum

Yerel mahkemenin kararını da buldum. Bu ekran görüntüsünden açıkça anlaşılabiliyor ki 17-10-2019’da mahalli mahkeme kararını vermiş. Ben de duruşmanın ertesi gün itiraz dilekçemi yazdım ve cezaevi idaresine, ilgili mahkemeye sevk edilmek üzere teslim ettim. “Siz kimsiniz, bu şartlarda bunları nasıl yapabiliyorsunuz, hukuk nerede, haddinizi bilin ya da biz bildiririz. Şimdi gerçek bir hakim varsa, bu dosyaya baksın ve şu hainlerin temizlenmesi için hukuki zeminde neye ihtiyacınız varsa, vereceğiz.” ayarında ve tam tadında bir dilekçeydi..

Şimdi… İşinize geldiğinde, üst mahkemelerde en geç bir iki ay içinde itiraza baktırıyorsunuz ve istediğiniz şekilde karar aldırıyorsunuz da kazık bir itiraz dilekçesi verilmiş olan bu davada bu tarihten beri neyi bekletiyorsunuz? Mahkemelerin hatta üst mahkemelerin emriniz altında olması bile sizi kurtaramıyor mu?

Haliniz bu iken hala hukuk yolunda neyi çekip çevirebileceğinize inanıyorsunuz? Şu ana kadar savcılara ya da hakimlere somut deliller verilmemişken bile bitiksiniz, çöküksünüz. Ancak korkudan titreyenlerin yapacağı bir şeyi yapıyor, kancıkça, alçakça, kahpece, karaktersizce hamleler deniyor ve tutmayacağını bile bile akıl sağlığı iftirası atıyorsunuz. Bunu gerçekmiş gibi gösterebilmek için bu güne kadar çok sayıda devlet kurumunda, onlarca yetkiliye vahim suçlar işlettiniz, bunlar da ispatlı ama kendiniz kadar karaktersiz ve suça batmış bir Adnan’ı kullanıp, oldu bitti ile bu işi tamamlayacaksınız öyle mi? Adnan’ı hukuki zeminde patlatmak da beş dakikalık iş.

Buradan bütün dünyaya ilan ediyorum ve tarihe büyük bir not düşüyorum:

İşte, kaç kere restimi çektim, söylemem gerekenleri fazlasıyla söyledim. İnceldiği yerden kopsun. Dünyaya da ilan ettim. Sesimi önde gelen bütün yetkili hukukçular da duyuyorlar. Zaten hukuki zeminde yapılması gereken resmi hamleleri de yapmışım. Yemin ediyorum ki gücü elime aldığım gibi bunların hepsini asacağım. Yemin ettim. Bu kadar hukuksuzluğa, bu kadar ayarsızlığa alet olanı değil, yardım ve yataklık yapanları değil sadece, yetkisi dahilinde iken müdahil olmayanı, görevini yerine getirmeyeni, düzeltmeyeni ve sessiz kalanı bile asmazsam bana mfs denilmeyecek. İsteyen istediği tabirle hitap edecek ve itiraz etmeyeceğim.

Düşman düşmana bu kadar kancıklık yapamaz. Bunları görüp de susabilen hangi yetkili hangi mazeretle susuyorsa bilsin ki işini yaparsa değil, sustukça idama koşuyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Mafya anası Tansu Çiller bu defa sert kayaya çarpar mı

Sadece Ermeniler değil Sabetaycılar da çok köşeye sıkışmış haldeler.

Ankebut Operasyonu başladığından beri her geçen gün zorlandılar, güç kaybettiler ama son aylarda Sabetaycılar da çok büyük güç kaybı yaşadılar. Kara paraları iyice azaldı, insanlık dışı kara para işleri iyice bozuldu, siyasi sahaya dair planları neredeyse çöktü. Oysa Türkiye’nin idaresinde/yönetiminde daha da fazla payları olsun istiyorlardı. İstediklerinin tam tersine bir yöne gittiler.

Ülkemizdeki Sabetaycı gizli Yahudiler arasında bu yaşanana çok kızan ve beni bir kaşık suda boğmak isteyen çok kişi var. Bunlardan biri de eski boşbakan, mafya anası ve Sabetaycı gizli Yahudi ve CIA casusu büyük hain Tansu Çiller…

Çiller, son zamanlarda Sabetaycı gizli Yahudi Muharrem İnce’nin metafizikle çarpılıp durmasına ve randıman vermemesine çok sinirlendi. Ayrıca Sabetaycı gizli Yahudi ve kara paracı Banu Avar’ı ve benzerlerini köşeye sıkıştırmış olmama da çok sinirlendi. Yine Sabetaycı gizli Yahudi Cem Uzan’ın siyaset sahasına geri dönmek için verdiği büyük ve kararlı mücadelenin karşısında durmam da Tansu Çiller’i çıldırttı. Her ne sahada ne hamle yapmak istese karşısında beni buldu.

Son çare olarak bana su-i kast yaptırmak istiyor. Zaten tam teşekküllü bir mafya ve CIA’nın da piyonu bunlar. Türkiye’nin başında boşbakan olarak bulunduğu her gün, her dakika CIA’nın talimatlarıyla hareket etmiş ve o günlerde de bu günlerde de ihanetin haricinde türlü kara para işleriyle iştigal etmiş bir Tansu Çiller var. Sahada ona “CIA’nın gülü” diyenler de çoktur. Şu günlerde CIA içindeki özellikle Yeşillerin beni birilerine öldürtme planı da var ve anlaşılan o ki Yeşiller CIA’nın sadık kuklalarından biri olan Tansu’yu da bir piyon olarak kullanmaktan geri durmayacaklar. Bakalım neler olacak…

Bu güne kadar çok sayıda TC vatandaşının öldürülmesi emrini veren, pek çok cinayetin azmettiricisi olan… Boşbakanlığı devrinde bile çok sayıda vatansever devlet yetkilisinin öldürülmesi emrini veren ve bazılarının emrini vermese de öldürülmelerine aracılık, yardım ve yataklık eden…. CIA’nın, İsrail’in, Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürülmesi kararını alması ve talimatını vermesi sonrasında, bu cinayetin Türkiye’deki kısmını ayarlayanlardan biri olan, her safhasını zevkle takip eden, Yazıcıoğlu öldürüldüğünde çok ama çok mutlu olan Tansu Çiller, bakalım bu defa sert kayaya çarpacak mı…

Mehmet Fahri Sertkaya – http://www.mfs.tv

Barış Akarsu’yu neden öldürdüler?

Barış Akarsu da gizli Yahudiydi. Akarsu, bizim anladığımız manada kullanılmıyordu, aslında bir şifrelemeydi. Hem -ak hem -ar hem de -su gizli Yahudilerin, birbirlerini kolayca tanımak için isim ve soy isimlerinde çok sık olarak kullandığı hecelerden… Akman, aker, akar, arman, cansu, tansu gibi…

Ankebut Ağı’na şuurlu şekilde hizmet eden Barış, aynı zamanda Satanistti. İnsan kurban etme ayinlerine de katılıyordu. Kendisi de kurbanları kalbinden bıçaklayarak öldürüyordu, sadece katılıp izlemekle kalmıyordu. Kız kurbanlara tecavüz de ediyordu. Çiziyordu, kesiyordu, sadistliğini sergiliyordu.


Kaza denilen hadise de aslında bir su-i kasttı. Aracı yoldan çıkarttılar. Gizli Yahudi Tarkan’ı Tarkan yapanlar, şöhret yapanlar, hep varlıkta tutanlar ve Tarkan üzerinden bu milletin ahlakına, kültürüne, dinine, örfüne kastedenler, Barış Akarsu’yu katlettiler. Bir iç çekişme yaşandı. Barış Akarsu’nun Tarkan’ı geçmesinden endişe ediyorlardı. Tarkan’la Barış Akarsu zaten kamuoyuna yansımayacak şekilde atışıyor, tartışyordu. Barış’ın ortadan kaldırılmasını ilk önce Tarkan Tevetoğlu istedi.


Bu arada, aklınıza takılmıştır, tam tahmin ettiğiniz gibi, Tarkan da ayinlerde insan katleden Satanistin teki. Bu milleti yaşarken öldürmek için, manen/ruhen öldürmek için kullandıkları piyonlarından biri…

Tarkan, tam bir baş belası ve uğraşılınca ceremesi çekilecek biri olduğumu düşünüyor ve bunu birkaç kez etrafı ile konuştu, dinledik, duyduk. Siz yine de şansınızı bir deneyin, yazdıklarımı ona her yoldan ulaştırın. Bakalım nasıl karşılık verecek ya da karşılık verebilecek mi…

Akarsu’nun arabasını yoldan çıkartanlar MİT/CIA ortak elamanlarıydı. Akarsu’nun Amerika’ya atar yaptığı için öldürüldüğü iddia edilir ama onun Amerikan karşıtlığı bir danışıklı dövüşten başka bir şey değildi. Akarsu’nun aracına Coca Cola aracının çarpması da tesadüf değildi. O Coca Cola aracı bu su-i kast için oradaydı ve içindekiler de MİT/CIA ortak personeliydi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Zaten etkisiz elaman olmuştu.

İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili, gizli Yahudi, gizli Mason, Kamalist vatan haini Ümit Özdağ görevinden istifa etti. Bu, çok gecikmeli bir istifa oldu. Çoktan istifa etmeliydi. Anca fırsatını buldu, işi kılıfına uydurdu.

Zaten etkisiz elaman olmuştu. Son yıllarda onu iyice İfşa etmiştik, çok sıkışmıştı, panikle geri çekilmişti. Öne çıkamıyordu, hamle yapamıyordu. Belki de ortalık yatışır diye biraz bekledi ama o da olmadı. Şimdi ise istifa etti.

İstifasının, genel başkan yardımcıları Koray Aydın ve Musavvat Dervişoğlu’nun parti içi politikalarına ve bu politikalar sonucu ortaya çıkan olumsuz seçim sonuçlarına tepki olarak gerçekleştiği iddia ediliyorsa da bu tamamen yalan. Böyle bir şey yaşamadılar. İYİ Parti denilen organize suç, terör ve ihanet örgütünün diğer militanları da sıkıntıda. Onların da çoktan geri çekilmesi beklenirdi ama riske girmeyi, bir süre sonra topluca ters kelepçelenerek alınmayı göze aldılar. Biz yine de Ümit’in peşi sıra başka istifalar da bekliyoruz.

Bunun, yavaş yavaş kaçmak dışında bir sebebi daha var. Akşener’i önce yalnızlaştırmak, mazlumlaştırmak, kahramanlaştırmak ve sonra etrafında yeni bir kadro kurmak… Ankebut Ağı, Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’in iktidara yürümesi için elinden geleni yapıyor, yapacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Sabetaycı gizli Yahudi Necmettin Erbakan’ın “Davam” kitabı…

Sabetaycı gizli Yahudi Necmettin Erbakan’ın “Davam” kitabı…

Tahrif olmuş, aslından bozulmuş Matta İncil’ini kaynak alıyor. Halbuki İsa aleyhisselamın ve tahrif olmamış gerçek İncil’in, İsa aleyhisselamdan sonra hz. peygamberimizin (s.a.v.) geleceğini haber verdiğine temas edilmiş olan sahih hadisler var ve bunlar çok meşhur hadis-i şerifler. Neden bu hadis-i şerifleri kaynak almak yerine tahrif edilmiş Matta İncil’ini kaynak almış? Neden hiç değilse “Hatta bilir misiniz, muharref Matta İncil’inde bile şöyle bir cümle geçer” dememiş? Neden?

Erbakan, hem İslam dinine dair genel kültür seviyesinde bir bilginin dışında, hiçbir ilmi temeli olmadığı için, hem de zaten Müslüman olmadığı, art niyetli olduğu için böyle davranıyordu.

Ya sonraki paragrafta yazdıklarına ne demeli? Sanki daha önceki bütün hak peygamberler zamanında ilim, ahlak, adalet, nizam-ı alem eksik kalmış, tam ayarında olmamış da sadece hz. Peygamberimiz zamanında insanlığın ihtiyaç duyduğu ilim, ahlak, hikmet, adalet seviyesi mümkün olabilmiş gibi bir manadan başka bir şey çıkmıyor.

Daha aşağıdaki cümlelerinde “İslam demek adil düzen demektir.” demiş. Adil düzen yani küfrün tüzüğüne bağlı herhangi bir siyasi parti iken onlarca sene “İslami parti” diye anılan kendi küfür partisi… Ya da bilinen diğer isimleri ile Milli Nizam, Refah, Fazilet, Saadet…

Kitabın ismi bile samimiyetsizce duruyor. Hitler’in Mein Kampf’ı yani bilinen adı ile “Kavgam”ı taklit edilmiş gibi… Kitabının ön kapağının altına büyük punto ile ve tamamı büyük harflerle “Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım” yazılması da ayrı bir samimiyetsizlik…

Sahtekarlık ve hatta ihanet…

Sabetaycı gizli Yahudi Necmettin Erbakan’ın hayatının hiçbir döneminde kitap yazabilecek vasfı/seviyesi/birikimi olmadı. Onun işi, önemli konuları sağdan soldan dinlemek ya da okumak, sonra aklında kalanları bir araya getirmek, nutuk vermek, anlatmak, şovunu yapmaktı. Hayatı boyunca bundan başka bir şey yapmadı. Zaten bu kadarını da samimiyetle yapmadı. Şu rezil haldeki “Davam” kitabını Necmettin Erbakan yazmadı. Kendisi yazsa, bundan da rezil bir şey ortaya çıkardı. Kitabını, ömrünün sonuna kadar ısrarla savunduğu Sabetaycı gizli Yahudi Adnan Oktar’ın da hep yaptığı gibi başkasına yazdırdı. Yazdırdığı kişi de Türkiye’deki Sabetaycı gizli Yahudi hainlerden biriydi. Kendi hain cemaatinden olan bu kişi tanınmış bir yazar falan değildi ama biraz kalem kullanırdı.

Başkasına yazdırdığı bu kitabı baskı öncesi okudu, ufak tefek müdahaleler yaptı ve neşretti. Erbakan’ın hayatının her dönemi sahtekarlıkla geçti.

Zaten İslami eserleri biraz okumuşluğu olan bütün Müslümanlar, Davam kitabının yazarının İslami konulara ve terimlere hakim olmadığını anlar.

Mehmer Fahri Sertkaya

Sabetaycı gizli Yahudi Zahide Yetiş

Sabetaycı gizli Yahudi Zahide Yetiş, Sabetaycı gizli Yahudiler tarafından kurulan, el değiştiren ve an itibari ile Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan Show TV’de… Sabetaycı gizli Yahudi Leyla Bilginel ile birlikte, gerçek kimliklerinden ve bağlantılarından habersiz Müslüman Türk kadınlarına, hayatlarının her alanında yönlendirmeler yapılan “Zahi’de ile yetiş” isimli programında görülüyor…

Zahide Yetiş’in programına çıkarttığı sağlık uzmanları, doktorlar, hayat koçları, çeşitli sahaların uzmanları, sözde hocalar, bütün bunların ezici çoğunluğu kendi gizli tarikatlarının mensubu olan Sabetaycılar… Din adamı diye Caner Taslaman’ı, üstelik toplumun bu derece şiddetli tepkisine rağmen, Arapça bile bilmez, en temel meseleleri bilmez, dinleyenleri dinden çıkartır haline rağmen kanallarına ve programlarına çıkartmalarının arka planında, Caner Taslaman’ın da Sabetaycı bir gizli Yahudi olması gerçeği var.

Sabetaycı bir gizli Yahudi olup da Siyonizm+Masonluk+İçimizdeki İsrail+CIA+MOSSAD’ın ortak AKPKK projesinin de kilit isimlerinden biri olan, arka planda AKPKK ile beraber büyük işler çeviren, sanayide içine zor girdiği küçücük bir oto yedek parça dükkanı varken nasıl ve ne ara bu kadar büyük bir patron olduğu hiç izah edilemeyen, geçmişinde uyuşturucu işi dahil türlü türlü suçlamalar, yargılamalar ve cezalar bulunan Turgay Ciner’e ait olan HaberTürk isimli, isminden başka hiçbir şeyi Türk olmayan kanalda, Caner Taslaman’ın boy göstermesinin arkasında da bu derin bağlantılar ve bir de Cansu Canan Özgen’in de Selanik kökenli bir Sabetaycı gizli Yahudi olması var.

Leyla Bilginel’in gerçek soy adı Kömürcü… Daha sonra mahkeme kararı ile, Sabetaycı olduğu kendi gizli teşkilatı tarafından hemen anlaşılsın da diğer Sabetaycılar gibi kolayca yükselebilsin diye olsa gerek, Kömürcü soy adını Bilginel yaptı. Leyla Bilginel, 2007 yılında ABD’de New York’ta bir sperm bankasından aldığı spermle gayr-i meşru şekilde hamile kaldı, bu şekilde bebek dünyaya getiren ilk Türk olarak bilindi. Lakin Türk değil. Böyle davranışları Türk görünen Sabetaycılar yaklaşık iki asırdır hep yaptılar, yapıyorlar. Hedef ise Müslüman Türkleri maddeten ve manen tamamen çökertmek. Zaten ilk Türk kadın pilot, ilk Türk kadın seslendirme sanatçısı, ilk Türk güzellik yarışması birincisi, ilk Türk kadın sinema oyuncusu v.b. olarak bilinen kadınların hiçbiri gerçekten Türk değildi.

İçimizdeki İsrail’in en büyük grubunu oluşturan Sabetaycı gizli Yahudilerin ekranlarda boy gösteren onlarca haber spikeri var ve hepsi de Türklerin dönüştürülmesi projesinde kritik rol oynadılar, oynuyorlar. Aladağ yurt yangını sonrası bu ihanet teşekkülünün, bu derin/paralel devlet teşkilatının, bu devletin asli unsuru olan biz Müslüman Türk Süleymanlılara karşı başlattığı basın/medya linci sonrası, Akademi Dergisi olarak #HerŞeyAladağİçin diyerek verdiğimiz sert ve kararlı karşılıklar, bu sözde Türk kadın sunucuların birçoğunun da panik hali ile geri çekilmesine sebep oldu. Bütün bunların resmiyette patronu görünen kripto Yahudi Aydın Doğan’ın sözde bir satışla geri çekilmesine, Karay Yahudisi Ülker’lerin panik haline girmesine, NTV ve Star’ın sahibi Sabetaycı Ferit Şahenk’in tiril tiril titremesine ve daha pek çok şok edici değişikliklere sebep oldu, oluyor.

Leyla Bilginel, 2012 yılında yine Sabetaycılara ait olan TV8’de yayınlanan ve çekimleri Kenya’da yapılan “Tropytürk” yarışmasına katıldı. Bu yarışmada, yarışmacı arkadaşlarının nerede ise tamamı kendisi gibi Sabetaycılardı. Berksan Özer, Serkan Tanırgan, Tuğba Özay gibi Sabetaycıların da bulunduğu yarışmacılar arasında konumuzla alakalı olanı ise Billur Kalkavan’dı. Yarışmacı Kalkavan’ın ailesi de Sabetaycı gizli Yahudi bir aileydi. Eskiden Sabetaycı Adnan Oktar’ın müridi olan Sabetaycı Caner Taslaman’ın karısı Feryal Kalkavan’dır. Karısı da Adnan Oktar’ın tezgahından geçti. Oktar grubu tıka basa Sabetaycılarla dolu. Gizli Yahudiler arasında özel bir yeri olan ve kullanılan Feryal ismine sahip olan bu kadının mensup olduğu Kalkavan ailesi, FETÖ diye anılan ve Müslüman Türklere karşı kurulmuş devasa çaptaki ihanet projesinin kurucusu olan İçimizdeki İsrail’in önemli ailelerinden biridir. Bir ayakları FETÖ’ye, bir ayakları içimizdeki İsrail dediğimiz paralel devlete basar. Zaten FETÖ diye gerçek bir paralel devlet yoktur. O da aslında içimizdeki İsrail’in, kripto Yahudilerin bir ihanet projesidir ve bunlar gibi gerçek FETÖ’cülerin hiçbirine hala dokunulmamıştır da, cemaat ve tarikat denince bunlar hala sadece İslam cemaat ve tarikatlarının akla gelmesini, hukuksuz ve vatana ihanet suçu kapsamında yargılama gerektirecek tarzda basın medya oyunları ile tertemiz cemaat ve tarikatların terör örgütü gibi algılanmasını sağlamak istemişlerdir.

Çok şaşırdıysanız “Akademi Dergisi içimizdeki israil” yazıp aratarak, yaklaşık on senedir paylaştığımız binlerce yazılı, sesli, görüntülü yayını inceleyebilirsiniz. Bu yazıyı Amerikan sosyal ağlarında yayamazsınız çünkü Süleymanlılara kendi devletinde/vatanında hukuksuz ve insanlık dışı yöntemlerle operasyon yapmaya kalkıp şamar oğlanına dönen içimizdeki İsrail’i, düştüğü çok zor ve acınası halden kurtarmak için CIA var gücü ile çırpınıyor ve yer yer uluslar arası markalarını kirletmeyi göze alarak bile göstere göstere zorbalaşıyor, sansür uyguluyor. Facebook, Twitter, Instagram, WhatsApp, Youtube hep CIA’ya ait..

Sperm bankasından sperm kullanarak, babası belirsiz gayr-i meşru bir çocuk doğuran Sabetaycı gizli Yahudi leyla Bilginel, namuslu milletimizin haklı tepkisi sonrasında yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Koca bir toplum onu haklı sebeplerle baskı altına alırken, temize çıkarmaya çalışmak, normal göstermeye çalışmak da Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan Haber Türk’e kaldı. Mülakatı da Sabetaycı gizli Yahudi Hayatı Arıgan yaptı… Arıgan, Bilginel’e “Sizi çok üzdüler” dedi. Mülakatın büyük kısmında Leyla Bilginel’in sorulara verdiği cevaplar, büyüklere masal cinsinden ve bunu en iyi bilen de Sabetaycı Hayati Arıgan. Buna rağmen sorun görmeden bunları yayınladı.

Şimdi bir tartışma çıksa bunlar cinsel tercihler, hür irade, anayasal haklar, demokrasi, kadın-erkek eşitliği, cumhuriyet, laiklik, Atatürkçülük gibi uydurma bir dünya tabirle lüzumsuz ve samimiyetsizce tartışırlar. O dediklerinin, şu Türkiye’de Müslüman Türklerin kendi dinleri, kültürleri ile yaşamak istediğinde işler olduğunu, bir işe yaradığını ise gören duyan olmamıştır. Hala kendi vatanında Müslüman Türklerin on milyonlarcası “tarikatçı” ya da “cemaatçi” denilerek her türlü dışlamaya, baskıya ve zorbalığa maruz bırakılır. Bunların hepsi bunların Müslüman Türkleri kendi vatanlarında üstü örtülü bir işgalde tutmak için uydurulmuş ve dayatılmış sözde değerlerdir.

Bu milleti akıl almaz felaketlere iki asırdır kasten sürüklediler. Son birkaç on senedir ise iniltiler geliyor memleketin her yerinden… Feryat ediyor anneler, babalar, kız çocukları, T.C vatandaşları… Alemin nizamı iyice bozuldu, sapıklık, taciz, tecavüz, hırsızlık, dolandırıcılık, şiddet, cinayet aldı yürüdü, çıplaklığın ve bozuk devlet/adalet sisteminin sebep olduğu rezillikler her yere yayıldı, yuvalar yıkıldı/yıkılıyor, aile kurumu çöküyor ama bunlar hala bizden görünerek acımadan vurmaya devam ediyor. Çünkü bunlar iki asırdır bu felaket manzarayı oluşturmak için kasten ihanet ediyor, gerçek kimliklerini gizleyerek ve “akla gelen her şey caizdir” diyerek faaliyet sergiliyor.

Bazı Müslüman hanımların sorun görmeden izlediği ve kapıldığı Sabetaycı Zahide Yetiş de, alemde sağlık tavsiyeleri verecek başka hiç kimse kalmamış gibi Leyla’yı programına çıkartıyor. Uyanın, bu ülkede gerçek bir Türk basını ve medyası yok. İçimizdeki İsrail’den başka gerçek bir paralel devlet de yok. Bunları tam kadro ifşa edip cezalandırılmalarını sağlamadan bu millete huzur da yok.

  • Hızlı yükselmeliyim ve çok meşhur olmalıyım, bana tavsiyeler ver ne yapayım?
  • Bizdensin ama soy adın bizimkiler gibi değil, bu, hızını düşürür, değiştir.
  • Ne yapayım?
  • Bizimkilerin hemen anlayacağı bir şey yap ve ayrıca bizimkilerden birinin soy adı da olabilir. Mesela Bilginel nasıl?
  • Tamam. Hemen adliyeye gidip değiştireceğim. Başka ne yapayım?
  • Sansasyonel ol, görülmemiş, duyulmamış bir şey yapman lazım ve uzun süre tartışılman lazım. Aklımda parlak bir fikir var ama kolay iş değil. Daha önce kimse denemedi.
  • Söyle nedir, onuda yaparım?
  • Biraz zorlanırsın ama hemen meşhur olup çok konuşulursun. Sperm bankasından çocuk sahibi ol, tarihe geç. Bu Türkler gelmezler bu işlere, ön ayak ol, iyice nesep, aile kurumu, toplum düzeni, ahlak bozulsun bunlarda, mahvolsunlar. Baksana Avrupa milletlerini ne yaptık, kocaman milletler elimizde oyuncak oldular. Binbir dertle boğuşmaktan dik duramaz oldular. Bak, sen bunu yapınca çok tartışmalar çıkar ama endişe etme, basın medya bizde, adliyeler bizimkilerle dolu, meclis bile bizimkilerle dolu… Sen taktik oyna ve “Ben her şeye karşıyım” de “Evlenmeye, dine, mezhebe, kurallara, her şeye karşıyım” de… “Ben öyle bir değer tanımam” de.. Toplumdan şiddetli baskı gelirse kaçacağın bir ülkeyi baştan ayarla. Öyle yapmak zorunda kalırsan da takma kafana, bizimkiler yavaş yavaş ortamı hazırlarla basın ve medya gücü ile, dönersin kısa sürede geriye…
  • Tamam, ben onu da yaparım. Başka?
  • Bizim TV 8’e git, seni de programlarına çıkartsınlar. Sen böyle durursan zaten hiç kaçırmazlar, aradıkları senin gibiler…

Aileyi, ahlakı, namusu, nesebi yıkmak için kullanılan çift kimlikli bir kadını, toplumun tamamının tepkisine rağmen kim el üstünde tutar ve millete inat onu normalleştirmek için yazdığı yazısına ondan “şahane” diye bahsederek başlar? Biliyorsunuz siz, gazeteci görünümü ile bu millete ve devlete binlerce kere ihanet eden ve derhal ters kelepçe ile alınması gereken gizli Yahudi Ayşe Arman Dormen… Pekiyi, 16 senedir sözde bir İslami parti hükumet ise, neden hala hiç suçu olmayan on binlerce Müslüman kadın zindanlardadır da bunlara paralel devlet operasyonu yapılmaz? Hatırlıyor musunuz Aladağ yurt yangını sonrası bu çift kimlikli hain Ayşe Arman’ın yazdıklarını?

Sabetaycı gizli Yahudi Zahide Yetiş’in, Sabetaycı Turgay Ciner’e ait olan Show TV’deki programına şimdiye kadar sayısız gizli Yahudi çıkartıldı ve özellikle Müslüman hanımlar ve genç kızlar aldatıldı. Çıkartılanlardan biri de Tuğçe Işınsu…

Sizler, daha önceki Akademi Dergisi yayınlarından, Mehmet Fahri Sertkaya yazılarından ve sesli anlatımlarından Tansu, Cansu, Işınsu ne demek biliyorsunuz. Özellikle Sabetayist Tansu Çiller ile Sabetayist Cansu Canan Özgen’i anlattığımız yayınlarda bu hususa temas etmiştik.

Tuğçe, içimizdeki İsrail’in son derece tehlikeli ve derhal operasyon yapılması gereken tarikat okullarından Feyziye Mektepleri Vakfı Işık lisesinde okudu. Zaten orası, milletimizi akıl almaz felaketlere kasten ve organize bir teşekkül halinde sürükleyen on binlerce kripto Yahudiyi yetiştirdi. Tuğçe ardından İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Öyle sıradışı bir eğitim ve kabiliyeti olmadığı halde, çok sayıda itikadı ve niyeti düzgün gerçek Türk uzman yerine o rahatlıkla TV’larda yer buldu. Çünkü onlardan olan bir gizli Kabalacı, büyücü, falcı…

Spiritüel Yaşam Danışmanlığı dedikleri uydurulmuş bir tabirin arkasında ya da Simge Bilim, Kehanet Sanatları, Melek Enerjisi tabirleri arkasında Kabalacılık/büyücülük/falcılık yapıyor. Yüzde 98’i resmen Müslüman olan ülkemizde, basın ve medyada nerede ise hiçbir gerçek Türk ve Müslüman uzman, itibar göremiyor, yer bulamıyor. Öyle bir manzara hakim ki hala İslamcı basın ve medya denilen yerlerde bile bunların adamları dolu. Hilal TV’de üç sene aralıksız program yapan ve mezheplere, tasavvufa, hadislere saldıran Erdem Uygan bile onlardandı da, #HerŞeyAladağİçin dediğimiz süreçte çok kolayca, hiç zorlanmadan ayağını kaydırdık. Şimdilerde, baba tarafından Rum, anne tarafından Gürcistan Yahudisi olan Tayyip Erdoğan’ın, teyzesinin oğlu olan ve kendini Rumlardan görüyormuş gibi tavırları da olan Cengiz Er’e ait Süper Haber TV isimli, haber sitesi görünümlü fitne yuvasında ayda bir iki yazı yazıyor Erdem Uygan… Hala savcılıklarımız nedense soruşturma başlatmadı.

Kasten sonsuz felakete sürüklüyorlar. Derhal yargı müdahalesi lazım…

Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan Show TV’deki programında sürekli olarak kendisi gibi Sabetaycı gizli Yahudileri konuk eden Zahide Yetiş’in, söz konusu, sonsuz saadete kavuşmamızın biricik vesilesi olan dinimiz İslam olduğunda bile, programlarına gizli teşkilatının adamlarını çıkarttığını görüyoruz. Üstelik, Sabetaycı Emre Dorman ile Sabetaycı Caner Taslaman’ı son yıllarda iyice ifşa ettiğimiz, karşımızda gık bile diyemez, hukuka bile gidemez, tartışmaya bile giremez, yalanlama bile yapamaz hale getirdiğimiz halde, bunları korumak için gerçek sahibi CIA olan Facebook’un, Twitter’ın, Youtube’un, Instagram’ın, WhatsApp’ın nasıl vahim suçları durmaksızın işleyip sansürlemeler yaptığını gözler önüne serdiğimiz halde, bunlara karşı çok büyük bir toplum tepkisi olduğu bilinirken, 2018’in Haziran ayında hala ısrarla TV programına konuk ettiğini görüyoruz. Zahide Yetiş’in bu yaptığı da çok vahim bir suç ve ağır ceza mahkemesinde yargılama gerektiriyor.

Gizli Yahudiler olan Caner Taslaman’ın ve karısı Feryal Kalkavan’ın, Sabetaycı gizli Yahudilerin İslam tarikatı gibi görünmek istedikleri Adnan Oktar örgütünde yıllarca faaliyet gösterdikleri meydana çıkmışken, Caner Taslaman’ın Kızıl İmamcılar denilen Sabetaycı muhalif grup ile yoluna devam ettiği bilinirken, yine Taslaman’ın Ebubekir Sifil ile yaptığı münazarada Arapça bile bilmediği, Hadis ilmine dair de bir şey bilmediği, en temel İslami tabirleri ya hiç bilmediği ya yanlış anladığı meydana çıkmışken, çok seviyesiz ve samimiyetsiz davranış tarzı da gözler önünde iken, bu şartlar dahilinde onu kim programına ısrarla çıkartır? Kim kendine güvenen özellikle hanımlardan oluşan on milyonlarca T.C. vatandaşını ne için aldatır? Elbette onların teşkilatının üyesi olan Zahide Yetiş çıkartır ve onlardan olduğu için aldatır…

Neden bunlara da yargı müdahelesi olmuyor? FETÖ paralel devletse bunlar ne? Neden bu ülkede tarikat ve cemaat tartışmaları sadece İslam dinin cemaat ve tarikatları ile sınırlı kalınarak yapılıyor? Emre Dorman’ın, dinen hiç yol/zemin olmadığı halde Allah’ın ayetlerini bile kasten çarpıttığı, Müslüman Türk milletinin itikadını İsrail, Masonluk ve Evanjeliklerin menfaatine olarak dönüştürmek istediği en somut şekilde ispat edilebiliyor. Onu Müslüman zan edip itibar edenler, hala namaz kılmakta oldukları ve kendilerinni Müslüman zan ettikleri halde sonsuz cehennem azabına sürükleniyor. Çünkü bunlar kasten dinimizin en temel kolonlarını bile yıkmaya kalkıyor. Ya bu kadar Sünni cemaat ve tarikat, onlar neden bu sarsıcı gerçekleri Müslüman milletimize anlatmıyor, bu kripto Yahudilerin gerçek yüzlerini göstermiyor? AKPKK projesine kendilerini bağlamış ve hak yolda olduklarını iddia eden bu cemaat ve tarikatlar, AKPKK’nin arkasındaki asıl güç odağının bu kriptolar, bunları koruyan Masonlar ve Siyonizm olduğunu bildiklerinden mi susuyor?

Zahide Yetiş, kendisi gibi İzmirli bir gizli Yahudi olan Dr. Fevzi Özgönül ile, Sabetaycı Turgay Ciner’e ait olup tıka basa Sabetaycı dolu olan Show Tv kanalındaki programında görülüyor. Fevzi Özgönül, Sabetaycı gizli Yahudi ihanet teşkilatına ait olan diğer basın ve medya kuruluşlarında da hep el üstünde tutuldu/tutuluyor. (Zahide’nin anne tarafı Yunanistan/Selanik’ten, baba tarafı ise Kütahya’dan İzmir’e gelmiştir. Şu Selanikli gizli Yahudilerin Müslüman Türk milletine yaptığı ihanetin bir benzerini, bilinen tarihte kimse kimseye yapmamıştır.)

Mehmet Fahri Sertkaya

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” Serisi….

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Tansu Çiller…

İstanbul Belediyesi çalışanı kripto Yahudi bir baba (Hüseyin Necati) ile onun sekreterliğini yapan Selanik göçmeni bir annenin, aynı evde geçen 10 yıllık gayr-i meşru ilişkisi neticesinde istenmediği halde dünyaya gelen Sabetaycı bir gizli Yahudi. Annesi ve babası gayr-i meşru yaşamaktan hiç rahatsız değildi, yine de direndiler, gayr-i meşru yaşamaya devam etmek istediler ama istenmeden olan Tansu doğduktan yedi ay kadar sonra zaruri görerek evlendiler.

Aile, damarı kesilse CHP diye akacak kadar solcu ve İnönü’cü bir aile ama kod adı “CIA’nın gülü” olan kızları sağ kesimde ve çok çok hızlı manevralarla yükselerek siyaset yaptı. Tansu’nun kocası Özer Uçuran Çiller ise tapınakçı. Özer, “Tansu” kriptolojisi ile isimlendirilen bu kızı almak için, onun soy adını kullanmayı bile kabul etti. Tan-su’nun babası Hüseyin Necati Çiller, çok geçimsiz, sinirli, vasıfsız, lüzumsuz biri idi ama içimizdeki İsrail’in Türklerin yönetimini hile ve ihanet ile ele geçirmesinden sonra adına rejim kurduğu Sabetaycı gizli Yahudi Atatürk’ün yakınında bulunabilmiş biriydi.

Yolsuzluk, ihalede fesat, peşkeş, yalan beyan, paralel devlet, cinayet, katliam, iltimas, ihanet dahil hemen hemen akla gelen her suçtan hala yargılanması gerekiyor Tansu’nun… Tahkikat yapılırsa, üniversite diploması ve Profesörlüğü de çok büyük ihtimalle sahte çıkacak. Gerçek seviyesi, lise mezunlarının bile gerisinde… Atasını ziyarete gittiğinde Anıtkabir özel defterine yazdıkları ve sergilediği seviyesi artık bütün Türk milletinin dilinde. Tek başına bırakılsa, kurulu bir düzen halinde orta büyüklükte bir mahalle marketi kendisine teslim edilse, kuvvetle muhtemel altı aya kalmadan iflas ettirecektir.

Resmiyette/görünürde ekonomi profesörüdür. Boşbakan iken bile ekonomiye dair yaptığı yorumlar “inanılamaz” görülmüştür. İçimizdeki İsrail’in basın ve medyası, milleti şoka sokan değerlendirmelerinin durmaksızın tekrar edeceğini bildiğinden, aşırı dikkatli davranmıştır ama o, canlı yayınlarda da aynı vasıfsızlığı ile herkesi şaşkına çevirmiştir. Ekonomi haricindeki konularda da akıl almaz gafları ile meşhurdur. Ülkede, aldığı ekonomik kararlar ile bir anda büyük bir ekonomik kriz de çıkartmıştır. Türkiye’nin resmi boşbakanı olarak yabancı erkek devlet adamları ile görüşürken, istediği şartları kabul ettiremediğinde, kadınsız tavırlar sergilediği, hatta muhatabının bacakları dahil bedeni ile kendi ellerini temasa geçirdiği dahi sık sık iddia edilmiştir. ABD başkanı Clinton’ın Tansu’yu tenha bir köşeye çektiği iddiası da ilk anda sarsıcı ve iç acıtıcı gelse de, iddia sahipleri dikkate alınması gereken kişilerdir.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Deniz Baykal…

Sabetaycı gizli Yahudi. AKPKK’nin tek başına iktidara getirilmesinde gizli Ermeni Devlet Bahçeli kadar etkili biri. Baykal, AKPKK’nin kritik isimlerinden Sabetaycı Bülent Arınç ile de akraba. CIA, Soros, MOSSAD, İçimizdeki İsrail dahil herkesle bağlantılı. Tansu Çiller gibi onun da derhal derya kadar suçlama ile yargılanması icap ediyor. Hiçbir sıradışı kabiliyeti, hüneri ve bilgi birikimi yok. Enerji bakanı iken bile ülkeyi enerji krizine soktu ve silinip gitmesi gerekirdi. İçimizdeki İsrail’in, Atatürkçülük adı altında kurduğu hain rejimde, paralel devlet teşkilatı halinde kolladığı, muteber gösterdiği biri. Gerçek bir Türk basın ve medyası olsaydı, siyasi hayatı yarım saatte bitirilebilirdi. Üzerine geçen onlarca sene boyunca Türkiye’ye ihanet etmesi önlenebilirdi. AKPKK eli ile işlenmiş bütün suçların dünyada, ahirette sorumluluğu da Baykal’ın üzerinde.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Bülent Ecevit…

Karısı gibi kendisi de Sabetaycı gizli Yahudi. Karısının gerçek adı Rahşan değil Raşel. Bırakın koca memleketi, tek başına bırakıldığında ciddi bir devlet kurumunu bile yönetecek vasıfta biri değildi. İçimizdeki İsrail+Masonluk+CIA marifeti ile parlatıldı, iktidara getirildi ve hep popüler kalması sağlandı. Son zamanlarında çok yönden rahatsızlıklar yaşadı. Huysuzlaştı, itaatsiz oldu, günü gününü tutmaz oldu ve onlarca sene onu oynatan güç odaklarının gözünden bakınca “bir çuval inciri berbat eden adam”a dönüştü. Onlar tarafından yıkıldı. Kullanıldı ve atıldı. Bunda karısı Raşel’in huysuz, öfkeli, hesapsız tavırları da etkili oldu. Devlet yönetimi de şairliği kadar berbattı. Çıkarttığı aflarla, yüz binlerce masumun daha canı yandı. İktidarda iken devlet tarifi bile zor ekonomik sıkıntılar yaşadı. Türkiye için çok kritik olan çok mühim olan meselelerde Masonlardan, içimizdeki İsrail ile CIA’dan talimat almadan hiçbir şey konuşmadı ve hiçbir adım atmadı. Kıbrıs Barış Harekatı’nı bile onların talimatı ile hazırladı ve çok iyi rol yaptı. Siyonizm ve CIA, Yunanistan’da darbe yapan ve halk desteği de bulan cuntacıları devirmek ve Yunanistan’ın başına yine CIA’ya çalışan kadroları getirmek istiyordu ve Türkiye’nin başına getirdikleri Bülent’i kullanmaktan hiç geri durmadılar, Kıbrıs üzerinden cuntacıların imajını yıkmayı halk desteğini kırmaya başladılar. Ecevit’in ihanetlerini özetle anlatmaya bile onlarca saat gerekir.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Alparslan Türkeş…

Kripto Yahudi. Aslen Kayseri Yahudilerinden. Muzırlıkları sebebi ile Osmanlı’nın son zamanı Kıbrıs’a sürgün edilen, içimizdeki İsrail mensubu bir ailenin ferdi. CIA piyonu. Pentagon yetiştirmesi. Hususiyle, Siyonizmin ve CIA’nın komünizm karşıtı mücadelesinde Türkçülük akımını kullanmayı seçmesi ile, bu yolda kullanıldı. Onun Pentagon’da bu minvalde gizli eğitimler aldığı sırada, ABD’nin dünyanın dört bir yanından antikomünist mücadele için eğittiği insan sayısı 800 bini bulmuştu. Siyonizm çok sıkışıp paniklediğinde, Türkiye de çevre ülkeler gibi komünizme kaymasın diye Sabetaycı gizli Yahudi Adnan Menderes’i İslamcı lider rolüne büründürmüş ve hızla İslami serbestlik vererek komünizm akımının karşısına çıkartmıştı. Bunu bir zaruret olarak yaptılar ve aslında çok riskli gördüler. Komünizme karşı mücadele güçlenmiş ve Türkiye’de biraz da nefeslenmiş, rahatlamışlardı ve sonrasında komünizmin karşısına Türkçülük akımı ile çıktılar. Kendi adamları olan Sabetaycı gizli Yahudi Menderes’i deviriken kullandıkları kadro arasında Türkeş de vardı. Bu proje çerçevesinde kullanılan çok sayıda kripto Yahudiden biridir gerçek adının Alparslan Türkeş olup olmadığı hala kesinleştirilememiş olan bu şahıs… Oğlu Tuğrul Türkeş de aynı güç odakları tarafından Siyonizmin ve CIA’nın AKPKK’sinde bakan yapılmıştı. Millet uyanmasın diye de CIA’nın adamı gizli Ermeni Devlet Bahçeli ile sözde atışmış da bu sebeple çaresiz kalarak baba ocağından ayrılmış ve AKPKK’ye gelmiş rolü oynamıştı. Akademi Dergisi olarak gerçek kimliğini, niyetini ifşa ettik, bağlantılarını da iyice ifşa edecektik ki panikle geri çektiler.

Neden geri çekildiğini koca memlekette hala kimse anlayamadı. Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı, Boşbakan yardımcısı, hükumet sözcüsü Sabetaycı gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’un onunla aynı anda neden aniden geri çekildiğini ve ta Turizm bakanlığına getirildiğini… Doğan Medya denilen ve resmiyette gizli Yahudi Aydın Doğan üzerinde gösterilen içimizdeki İsrail’in kurumsal medyasının neden aniden resmiyette el değiştirdiğini… CIA’nın AKPKK projesinin en kritik ailelerinden Karay Yahudisi Ülker ve Sabetaycı Yahudi Şahenklere neler olduğunu, bunları neden panik sardığını… Genel başkanı Meral Akşener’in bile Sabetaycı gizli Yahudi olduğu İYİ Parti projesinin etkili isimlerinden Kripto Yahudi Ümit Özdağ’ın hiç olmadık bir anda neden ansızın geri çekildiğini kimsenin anlayamadığı gibi…

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Mesut Yılmaz…

Konuşmalarının arasında durup düşündüğü anlara reklam koymak mümkün olan, aşırı gergin ve iç hesaplı şekilde, endişeli tarzda ancak konuşabilen… ADL, JDL, Bilderberg dahil Siyonizmin hemen bütün teşkilatları ile iletişimi ve işbirliği olan… Boşbakan iken resmi yurt dışı ziyaretlerinde bile kumar oynayan, bir seferinde çıkan kavgada mafya babasının birinin attığı kafa ile burnu kırılan ve derhal vatana ihanet dahil onlarca vahim suçlama ile tutuklu yargılanması gereken bir gizli Ermenidir.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Uğur Dündar…

O gün o programına çıkarttığı herkesin gerçek kimliğini, bağlantılarını, hedeflerini detayları ile bilen ama kendisi de onlardan olan bir kripto Yahudidir. Bu haline rağmen hayatı boyunca Türklük, Atatürkçülük, Türkiye vurgulu eylem ve söylemleri ile aslında sinsi surette ve militan seviyede Türk/Türkiye düşmanlığı yapmıştır/yapmaktadır. Siyonizm, ortadoğuda işgalleri kırk yıldır yapamayınca, Büyük İsrail projesi gerçekleşmeyince, yeni bir strateji olarak AKPKK projesi ile ılımlı İslamlı T.C. projesini devreye alınca, AKPKK ve el Kaide, el Nusra, IŞİD üzerinden bölgeyi mahvetmeyi ve sonra işgal etmeyi planlayınca, ülkedeki gizli iktidarlarının yıkılacağını düşünerek buna uymamış, kendisi gibi buna uymayan kripto Yahudi arkadaşları ile, başta da kripto Yahudiler Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan ile birlikte, resmiyette Sabetaycı gizli Yahudi Burak Akbay’ın üzerine gösterdikleri Sözcü gazetesinde yoluna devam etmiştir. Gizli kameralı özel ekiplerle birlikte, öğretmenleri ile birlikte Cuma namazına giden orta okul öğrencilerini takip ettirip sözde haber yapması hep hafızalardadır. Başörtüsü aleyhinde, milletimizin Müslümanca yaşama mücadelesi aleyhinde mücadelesi, yalanlarla, büyük suç kapsamında yaptığı sözde haberleri ve sözde açık oturumları hep hafızalardadır.

Hala vatana, millete ihanet suçlarını işlemeye devam ettiği Sözcü’de “Sınıfta namaz” şeklinde manşetler attırmaktadır. Sicili çok bozuktur. Yalan haberlerden, kumpas kurmaktan, haber mühendisliklerinden dolayı çok cezalar almıştır. Aydın Doğan medyası denilen paralel devlet teşkilatının, ihanetler de dahil on binlerce vahim suçunun gönüllü suç ortağıdır. CIA’nın kontrolünden kurtulmuş bir Türkiye’de, gerçekten Türk hukuk sistemi denilebilecek bir sistemin onu da tutuklamadan bir gün bile dışarıda gezdirmesine ihtimal vermek mümkün değildir. En büyük maskeleri, kendileri gibi kripto Yahudi olan Adıtürk adına ihanet ve terörle kurdukları hukuksuz, katliamcı ve hükümsüz rejimleridir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Emre Dorman Sabetaycı mı, beni neden engelledi?

Haftalar önce bir gün, Emre Dorman’ın profilinde ”Emre Dorman! Sen de Sabetaycı bir gizli Yahudi misin? Caner Taslaman ile bir akrabalığın ya da bilinmeyen bir bağlantın var mı?” mealinde, son derece medeni tarzda bir yorumum/sorum olmuştu. 

O vakit engelledi de, yoğunluktan ben mi fark edemedim, yoksa birkaç gün önce bu şebekeyi tam anlamı ile alemin gözleri önüne serip Caner Taslaman’ı bile aciz düşürdüğüm vakit mi kızıp ya da belki de panikleyip engelledi, düşündüm, taşındım, bilemedim. 

Ne vakit engellemiş olursa olsun, asıl mesele, neden engellediği… Küfür, hakaret, tehdit mi ettim… Saldırgan ve kırıcı bir üslup mu sergiledim… Cevap alamadığım halde, devamında da baskıcı ve kırıcı bir üslubum olmadı. ‘Hayır. O nereden çıktı? Ben Sabetaycı değilim’ dersin, benim bir bildiğim varsa da, o nedenle bu soruyu sormuşsam, bu cevabının üzerine o kısma geçerim. Engellemenin, bu derece geri durmanın, tuhaf davranmanın gereği nedir. 

‘Engellendi’

Emre’nin bu yaptığı bir yana, Caner Taslaman da tuhaf… Açıkça Sabetaycı olduğunu iddia ettim. Haftalarca görmezden gelmeye çabaladı. Sonunda yayıldı, herkes sordu, bu defa kendini savunmaya kalktı, iddia sahiplerine terbiye sınırları dışında, bayağı kelimelerle saldırdı ama açık, net bir cümle ile “Ben Sabetaycı değilim” diyemedi. 

Bir ata sözü var bilir misiniz? 
– En sağlam zincir bile, en zayıf halkası kadar sağlamdır. 


Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bir Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu deşifre ettiğimiz Caner Taslaman’dan ‘Çevir kazı, yanmasın’ tavırları…

Yazar: Mehmet Fahri Sertkaya (#mfs)

ÇEVİR KAZI, YANMASIN…
Dear Mr. Taslaman!
Haftalardır senin gerçek yüzünü bu millete ilan ediyoruz. Defalarca profilinden en medeni şekilde sorular yönelttik, acayip bir tavırla görmezden geldin ama görünen o ki, bu gayretin de seni kurtaramadı, artık yavaş yavaş topun ucuna geldin.
Yaklaşık üç saat kadar önce, Facebook ve Twitter hesaplarında paylaştığın bu metin, sorularımız karşısında haftalardır neden susup kaldığını, Cansu Canan Özgen’in de neden susup kaldığını, aslında verebilecek bir cevabın/cevabınız olmadığını gözler önüne seriyor.

 Görsel 1:   Akademi Dergisi olarak, Sabetaycı bir gizli Yahudi olduğunu deşifre ettiğimiz Caner Taslaman’ın, insanların kafasında oluşan soru işaretlerine sözde cevap verdiği bir Twitter paylaşımı…

 1-  Soy adının Sabetaycılık ekseninde tartışıldığını, soy adından sebep Müslüman görünen Sabetaycı bir gizli Yahudi olduğunun iddia edildiğini bile neden yazamadın? Neden açık yüreklilikle ve net duruşla hala ‘Bana Sabetaycı gizli Yahudi diyorlar. Ben Sabetaycı değilim’ diyemiyorsun da ‘Fikirleri tartışmak yerine, bu saçmalıkları tartışmak’ şeklinde cümleler ile ve peşi sıra gelen aşağılayıcı, seviyesiz, saldırgan tabirler ile tuhaf, panik halinde, çaresiz kalmış bir psikolojiyi yansıtıyorsun?

 2-  Programına seni sık sık çıkartıp da İslam itikadının dibine nükleer bombaları döşemene yardım ve yataklık eden Selanik’li Sabetaycı Cansu Canan Özgen neden hala susuyor ve çok değerli konuğu olduğun, hatta demirbaşlarından biri olduğun halde sana destek veremiyor? Sahi Sabetaycı Emre Dorman, bu zor zamanında neden seni arkalamıyor, tartışmalara girmiyor? Ya da beraberce İslam itikadının dibini oymaya ve milyonlarca Müslümanın itikadını bozmaya, sonsuz saadetini çalmaya çabaladığınız Haber Türk isimli televizyon kanalının sahibi olan Sabetaycı Turgay Ciner nerede? Yalnızlar rıhtımında gibisin Taslaman? Bir de, senin 2009’dan sonra televizyonlarda sık görünmeni sağlayanlar kimler? Bunun zeminini hazırlayan kişilerden biri, Sabetaycı Okan Kaan Bayülgen mi? Okan Kaan Bayülgen’in, bu ülkede kaç Sabetaycı gizli Yahudiyi meşhur ettiğini ve içi boş teneke misali kaç Sabetaycıyı muteber kişiler olarak gösterdiğini/kabullendirdiğini bilmediğimizi mi sanıyorsun?

 Görsel 2:  İslami ilimler sahasında son derece vasıfsız, hatta dip seviyede biri olmasına rağmen, Sabetaycı gizli Yahudi medya patronlarının kanallarına, özellikle de Sabetaycı Turgay Ciner’in Haber Türk’üne sık çıkartılarak muteber kılınmak istenen bir proje adamı Sabetaycı gizli Yahudi Caner Taslaman

 3-  Bir cemaate katılmayıp, takıldığın şeklindeki kelime oyunlarına senden başka itibar eden olmuş mu? Neden, katılmadığını, takıldığını iddia ettiğin o cemaatin Sabetaycı gizli Yahudilerin ve Masonların toplaştığı Adnan Oktar cemaati olduğunu yazamadın? ‘Takılmak” dediğin şey, nasıl bir şeydir ki, o cemaate hukuk/yargı müdahalesi olunca seni de ağır ceza mahkemelerinde yargıladılar? Zaten bütün Türkiye bu gerçekleri duymak üzere ve şu anda bile çok yüksek sayıda insan bunları duydu, bunun şokunu yaşıyor? Net duruş sergilemen gerekmez miydi? Bu şartlarda bile hala neden gizlemek refleksi, paniği ile hareket ediyorsun? ”Evet, Adnan Oktar grubundandım ama sonra işler sarpa sarınca ayrıldım ve kızıl imamcılar denilen grupla yoluma devam ettim.” de… Bunu dediğin anda takipçilerin hemen fark edecekler değil mi, zaten sen de itikadi meselelerde ‘bilimsellik‘ maskesinin arkasında Adnan Oktar grubunun savunduklarını savunuyorsun. ‘Geleneksel İslam’ diye diye aşağılayıp, doğru olan ehl-i sünnet itikadını, Adnan Oktar grubunun da çekmek istediği ayara çekmek istiyorsun. Yok aranızda bir fark… Yani fiziken bir ayrılık olsa bile inanç, niyet, hedef anlamında bir ayrılığınız yok… Onlar mimlenmişler ama senin bu yüzün ve gerçek kimliğin tanınmıyor.

 Görsel 3:  Adnan Oktar’ın kedicikleri olarak anılan kişilerden Tülay Kumaşçı’nın bir twitter paylaşımı. Deşifre olmamak için direnen ve ”Ben hiçbir cemaate mensup olmadım. Gençliğimde bir süre bir cemaate takıldım” diyebilen Caner Taslaman’ı yalanlıyor ve ‘uzun yıllar’ dan bahsediyor. Akademi Dergisi olarak Adnan Oktar ve çevresi ile büyük bir mücadelemiz olmuştu, çok büyük darbeler vurmuştuk ve Adnan Oktar, çok uzun süre inkar etse de, sonra A9 TV’de bir canlı yayına çıkarak, aslında Yahudi olduğunu itirafa mecbur kalmıştı. Adnan Oktar grubunun has kadrosunun ezici çoğunluğu, en baştan bu yana ve bu gün de dahil Sabetaycı ailelerin fertleridir. 

***

 Görsel 4:  Adnan Oktar’ın kedicikleri denilen kadınlardan birinin Twitter paylaşımları… Feryal Kalkavan Taslaman, Caner Taslaman’ın eşidir ve o da gizli Yahudidir. Meltem Arıkan hesabından yapılan bu paylaşımlarda, Caner’in eşi Feryal Kalkavan Taslaman ile Adnan Oktar ekibinden olanlar arasında sağlam bir geçmiş ve ciddi bir hukuk olduğu anlaşılmaktadır. Kalkavan ailesinin FETÖ ile de bağlantısı vardır. Ergenekon ve Balyoz davaları kapsamında yargılanan bazı kişiler, kendilerine FETÖ ile Adnan Oktar grubunun ortaklaşa kumpas kurduğunu, kedicikler denilen kadınların iş yerlerine, evlerine art niyetli olarak gönderildiğini, bu kediciklerin de bu projede kullanıldığını, bazı önde gelen kediciklerin ülkemizdeki Amerikan ve İsrail Büyük Elçilikleri ile normal dışı bir iletişim halinde olduklarını v.s. iddia eden savunmalar yapmıştır. Sözümüz meclisten dışarı, FETÖ projesi, CIA’nın, MOSSAD’ın, Katolik misyoner teşkilatlarının desteği ile ülkemizdeki gizli Ermeni ve gizli Yahudiler tarafından uygulamaya konulmuş bir ihanet projesidir. FETÖ gerçekte bir İslami cemaat ya da İslami proje değildir. Her şeyden habersiz alt tabaka kandırılıp kullanılmıştır. Fethullah Gülen de gizli Ermeni (ya da pakraduni) bir gizli kardinaldir. Bu nedenle, ruhban sınıfı evlenmediği için evlenmemiştir. Dinler arası diyalog ve Medeniyetler ittifakı, devasa çapta bir misyonerlik faaliyeti idi. Vatikan ziyaretinde ‘Burada ölmeyi düşledim’ diyebilmiştir. Kitapları ve şiirleri intihal(edebi hırsızlık)dir ve bu çok defa ispat edilmiştir. Gösterildiği kadar yüksek vasıflı birisi değildir. Öncelikle MİT tarafından kullanılmış, sonra CIA’ya da bağlanmıştır. Cemaatin üst seviye yönetici kadrosu, yani gerçek FETÖ’cüler arasında yüksek sayıda gizli Ermeni ve gizli Yahudi vardır. Gülen’in yeğeni ise, gizli Ermeni (ya da Pakraduni) olan ve Caner Taslaman ve benzerleri gibi, gerçekte olduğundan binlerce kat daha vasıflı gösterilmek istenen kadın yazar  Elif Şafak (Atayman) ile evlidir. FETÖ’nün ilk eğitim müessesesi olan Yamanlar Koleji’ni kuran kişi, kripto Yahudi Sezen Aksu’nun babasıdır ve sağdır. ‘Yaman Dede’ olarak anılır. 

 4-  Sabetaycı Yahudilerde de, diğer grup Yahudilerde olduğu gibi, soy, anneden devam etmiyor mu? Senin, anne tarafının soy adını alman bu şartlarda pek tabii değil mi? Senin fotoğrafının da bulunduğu, ”Adnan Oktar’ın şık müritleri” başlıklı, 1986 tarihli gazete kupüründeki haber metni doğruydu da, soy adın orada yazıldığı gibi Osman Caner Uygun‘du da, sonradan mı değiştirdin? Bunu bile neden iki cümle ile net açıklamıyor, üzerinde hala sis perdeleri bırakıyorsun? Soy adını değiştirirken, bir taşla iki kuş vurmak istedin mi? Hem Adnan Oktar hadiseleri sırasında bu durumlara düştüğün, yargılandığın, dünya kadar hadise yaşandığı, kızıl imamcılar vak’aları hemen anlaşılmasın, hem de Türkiye’deki Sabetaycı aileler arasında hiç kalmamış olan Taslaman soy adı devam etsin mi istedin?

 5-  Soy adını Bosna’ya bağlayıp duruyorsun ama Bosna’da ne var, bu soy adını orada neden almışlar, Boşnakça’da Taslaman ne demek ya da Taslaman’ın kökeni nedir, nereden gelir, neden izah edip iki dakikada sis bulutlarını dağıtmamakta ve bir şeyleri gizlemek çabanda hala ısrarcısın? ”Yahu amma abarttılar. Taslaman’ın kökeni şudur. Manası budur. Bu kelimede İbranice’ye atıf yoktur.” diyeceksin, bitecek ama yoksa var mı bir atıf?
 6-  Adnan Oktar imzası ile basılıp dağıtılan kitapların… Bilim ile din sanki ayrıymış da, bilim ile dini sözde birleştirdiği iddia edilen o kitapların… Senin tabirinle dini meseleleri “bilim, akıl ve mantık süzgeci”nden sözde geçiren o kitapların ve ayrıca o belgesel CD’lerin… Amerika merkezli Evanjelik/Siyonist Hristiyan tarikatlarına ait olduğunu, onlardan modifiye tercümeler olduğunu uzun yıllar önce delilleri ile ispat ettik. Sonra Adnan’ın kediciklerinden Sabetaycı Didem Ürer, canlı yayına çıkıp da bunu kabul ve itiraf etmek zorunda kaldı. Yetmedi, bir de ”Amerika’daki yaratılışçıların kitaplarından istifade etmişsek, bu yanlış mı?” mealinde cümleler ile vaziyeti kurtarmaya teşebbüs etmek zorunda kaldı. Yoğunluktan senin kitaplarını hala inceleme fırsatı bulamadık. Söylesene mr. Taslaman, senin kitapların da onlardan araklama mı? İçlerine sızan gizli Yahudiler tarafından inancı dönüştürülen, ‘bilimsellik’, ‘akılcılık’, ‘mantıklı olmak’ maskeleri ile tam da Yahudilerin/Siyonistlerin istediği ayara getirilen ve İsrail için beleş asker olmaya hazır o Siyonistleştirilen Hristiyanlardan, yani bilinen adı ile Evanjeliklerden araklama ve modifiye tercüme mi? Öyle ise baştan itiraf et de, bizi boşuna meşgul etme, çünkü deşifre edeceğimiz, gerçek yüzünü meydana sereceğimiz çok lüzumsuz var. Vaktimiz de dar.

 Görsel 5:  1986 yılında, Adnan Oktar grubuna yargı müdahalesi olmuştur. Adnan Oktar da dahil, grubun pek çok üyesi, devletin güvenliğini tehdit edenlerin yargılandığı Devlet Güvenlik Mahkemeleri(DGM)’nde yargılanmıştır. Yargılananlardan biri de, o zaman adı Osman Caner Uygun olan Caner Taslaman’dır. Sonraki süreçte, baba tarafının soy adı olan Uygun yerine, mahkeme kararı ile Sabetaycı anne tarafının soy adı olan ‘Taslaman’ı almıştır. Kendi iddiasına göre, bu kararı ile, Türkiye’de Taslaman soy adını taşıyan tek erkek kişi olmuştur. Yargılamalar sırasında fotoğrafları ile birlikte basında haber olmuştur. Sol taraftaki gazete kupüründe sağdan ikinci kişi Sabetaycı Osman Caner Taslaman’dır.

 7-  Akademik kariyer elde etmende, ülkemizdeki gerçek paralel devlet olan Sabetaycıların, üniversitelerdeki uzantılarının ve Masonların payı oldu mu? Diplomaların, doktoran falan gerçektir inşaallah. Değilse baştan itiraf et, yaz, boşa zaman kaybetmiş olmayalım.
 8-  Bu son madde çok önemli… Söyle Sabetaycı Turgay Ciner’e, söyle o Sabetaycı Cansu Canan Özgen’e, bir canlı yayın ayarlasın, senin karşına bizden birini çıkartsın, bakalım bir saat sonra Caner Taslaman diye biri kalıyor mu, girdiği şekilden sonra hala ona itibar eden bir kimse kalıyor mu, Sabetaycıların markalaştırdıkları kişiler gerçekten marka değerinde mi, anlayalım ve bütün Türkiye de anlasın…
Biz ‘Her şey Aladağ için’ dedik… Seni ve senin gibi bazılarını, öteleyecek, bir iki sene daha kendi çapınızda dönmenize izin verecek, dokunmayacaktık. İkaz ettikçe, ‘Bir nane değilsiniz, akıllı olun’ dedikçe, kendilerini bir nane sanan Sabetaycı basın ve medya teröristleri ve patronları, Aladağ yurt yangını üzerinden o insanlık dışı basın/medya lincini ve Türk/İslam düşmanlığını, cemaat/tarikat düşmanlığını devam ettirdiler.
Şimdi onların hepsine gülücüklerimizi ilet… Senden sonra dokunduğumuz avukat Metin Feyzioğlu’na da ilet. Söyle ona, biz de peşini bırakmayacağız. 
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Sabetaycı gizli Yahudi Caner Taslaman’ı, bu millete inat, kimler, neden televizyon programlarına çıkartıyor

Yazar: Mehmet Fahri Sertkaya (#mfs)

Caner Taslaman, Sabetayist gizli Yahudi…
Pelin Batu, Sabetayist gizli Yahudi…

Okan Kaan Bayülgen, Sabetaycı gizli Yahudi…
Show TV, Sabetaycılar tarafından kurulmuş bir televizyon kanalı…

1 Mart 1991’de Sabetaycı Erol Aksoy, Sabetaycı Dinç Bilgin, Sabetaycı Haldun Simavi ve Sabetaycı Erol Simavi tarafından Fransa’da kurulmuştur. Yayına geçtiği ilk anlardan itibaren, halkın bütün tepkisine rağmen, bu milletin değerlerine savaş açmışçasına bir yayın faaliyeti olmuştur.
Çıplaklığın, küfrün, lanetin, hırsızlığın, kibrin, şımarıklığın, evlilik dışı ilişkilerin, adiliğin, rezilliğin hakim olduğu Amerika yapımı ve Siyonistlerin çektiği filmlerin…

Cinselliğin, kadın bedeninin sanat gibi pazarlanmak istendiği rezil programların, nikah dışı ilişkileri meşrulaştırmaya çalışan her türlü yayının ve ayrıca pop kültürünü, hovardalığı, serseriliği, vurdumduymazlığı, sorumsuzluğu aşılayan her türlü yayının…

Ayrıca, çırılçıplak kadınları kliplerinde oynatan Türk görünümlü Sabetayist sözde sanatçıların kliplerinin günün her saatinde yayınlandığı, adeta bir lağım çukuru vazifesi görmüştür. Bütün bunlar kasten yapılmıştır. İlk dakikadan itibaren medeni bir hukuk devletinde, bir milli güvenlik tehdidi kabul edilip, yargı müdahalesi görmesi gerekecek bir TV kanalıydı. Şu anda Siyonistler ve Sabetayistler, bir dünya devi olmaya doğru hızla koşan Çin’de, ahlaken, fiziken, ruhen, aklen ve toplum çapında “çökertici” faaliyetlerde bulunmak isteseler de Çin devleti, bizim o vakitlerden beri yapamadığımızı yapıyor ve bunlara izin vermiyor. Çin’in bu isabetli uygulamaları da basın ve medyamıza eskiden beri hakim olmuş bu kriptolar tarafından “Çin’deki mantıksız, anlaşılmaz yasaklar” gibi başlıklarla milletimize sunuluyor.

Kanalizasyon çukurunun şu andaki sahibi ise, hakkında gümrük kaçakçılığı, madenlerinde ölümlü kazalara sebep olmak dahil çok sayıda suçlama ve yargılama olan ve Sabetayist Caner Taslaman’ı, Müslümanların itikadını darbeleyip dursun, hadis inkarcılığı hakim olsun, mezhepsizlik fitnesi yayılsın, akılcı sapkın bir İslam inancı hakim olsun diye, sahibi olduğu diğer kanal Haber Türk’te Sabetayist Cansu Canan Özgen’in programına, bu milletten yükselen çığ gibi tepkilere rağmen inatla ve keyifle çıkartan Sabetayist Turgay Ciner’dir.

Sabetayist Adıtürk’ü (sözde Atatürk’ü) deşifre ettik diye bizi sürmanşetinden bütün Türkiye’ye, kasten açık isim ve soy isim vererek hedef gösteren de Gazete Haber Türk paçavrasıdır. Buna rağmen, bin türlü somut delil ve kaynak ile yaptığımız o yayınlardan dolayı yapılan o yargılamadan beraat ettiğimizi yazamayan, haber yapamayan da onlardır.
Pelin Batu’yu yeni duymuş olabilirsiniz. Başlangıç bilgisi için şuraya bakabilirsiniz: 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi