Etiket arşivi: Türk Hukuk Sistemi

Bak sen şu işe…

Kaç senedir ortada yoktu bu dosya, sümen altıydı? Ben şimdi sağlam rest çekince mecburen mi dava açtınız? Sormazlar mı adama “Bu dosya bu tarihe kadar, yaklaşık iki sene boyunca neyi, kimi, kimin olurunu bekledi?” diye…

İşinize gelince, savcılık safahatında hiç ifadem alınmadan, zorla ifadeye getirme kararı alınmadan ya da alınsa da uygulanmadan ve birkaç gün içinde dava açtırmasını biliyorsunuz. Ümraniye E Tipi Toplama kampına dair yazdığım yazılardan ötürü de bunu yaptınız. “Bu ne küstahlık, bir de üste çıkmaya kalkıyor, dava açabiliyorsunuz” dedim. O günden beri dava e-devlette görünmüyor. Hala yok… İzmir Çeşme 3. Asliye ceza mahkemesinde yine bir kopya Adıtürk’e hakaret davası açtırdınız, kadın hakim emrinizi yerine getirdi ama kendini yaktı. “Siz kimsiniz, siz de mi Sabetaycısınız? Kaynaklara bakmak yok, bilirkişiye gitmek yok, savunmayı dikkate almak yok, ilk celsede hapis cezasını keyfine göre daya geç. Nerede görülmüş bu? Uzmanlık gerektiren bu yazılara, konulara hakim misiniz, yok. İsminizi neden veremediniz duruşma salonunda? Sizden kısa süre önce bu tavırları Muğla 1. Asliye ceza mahkemesi hakimi yaptı. İsmini sordum veremedi, sonra öğrendim ki Sabetaycı gizli Yahudi, sistemin adamı Fatih Erdemir’miş ismi, cismi, bağlantıları… Siz de mi onlardansınız? Çok merak ediyorum, bana nasıl bir gerekçeli karar göndereceksiniz, gerekçeniz hukuki ve ilmi herhangi bir temele dayanacak mı, gönderin bana o gerekçeli kararı ve ben kararınıza asıl itirazı bunun üzerine yapacağım” dedim. Sonra da bir iki ay daha cezaevindeydim. Adres, teslim-tebellüğ sorunu yok ama gelmedi gerekçeli karar… O gün bu gün de hareket yok. O davaya dair de e-devlet hesabımda hiçbir kayıt gösterilmiyor. Daha pek çok dosya/dava e-devlette gösterilmiyor. Her yerinden açık verilmiş ve daha fazla suça batılmış bir hastahane safahatı var, inatla onun üzerine devam edilmeye çalışılıyor. Daha anlatmakla bitmez neler neler var.

Cezaevinden çıktıktan sonra, Türkiye’de bir hakimin başına gelen, mezarlıkta intihara teşebbüs ettiği iddia edilen ve medyaya yansıyan garip şeyleri konu ederken de ben mevzuyu bu dosyaya (2021/495), Mehmet Haberal’a, Memorial’a bağlayan yazılar yazmıştım. O zamandan sonra bile savcılık safhasındaki bu dosyadan dava açılmamıştı. O yazıları da eklettiniz mi dava dosyasına? Bu dosya ile bağlantılı çok sayıda dosya, çok yazı, çok haber, çok konu var, onları da bağladınız mı bu dosyaya? Ha şu Adnan var ya, bütün sistemi onun üzerine mi kuracaksınız? Attığı her adımda suç işlemiş, boğazına kadar pisliğe batmış, dosyası kabarmış Adnan üzerinden mi bu işi çözeceksiniz? Hakikaten sizlerin aklı, mantığı yerinde değil. Çaresizlikten, korkudan, ayardan çıkmışsınız.

O kadar çok şey var ki hangisini yazacağımı şaşırıyorum. Şu gizli Yahudi Ersan Şen’in karşımda avukatlık yaptığı ve eski Ümraniye Belediye başkanı gizli Yahudi Hasan Can’a hakaret ve tehditten sözde yargılandığım davaya, genç/toy bir kadın avukat gönderilmişti. Orada hakime “Ben bu şahısların gizli yahudiler, masonlar olduğuna dair, bu davaya gizli yahudi Süleyman Soylu ve daha başka siyasetçilerin, yetkililerin müdahil olduğuna dair yeni yazılar da yazdım. Bunları da dava dosyasına eklemişler mi sayın hakim?” dedim. Hakimin tavırlarından hali anlaşılıyordu, çok gönülsüzdü bu davayı çıkmaza sokmak hususunda ve farkındaydı her şeyin. Farkındaydı kendini yakmakta olduğunun… Yalandan dosyanın sonuna bakar gibi yaptı ve saniyeler içinde “Yok, eklenmemiş.” dedi. “Ekleyemezler zaten, bunların hepsi şebeke… Bu dosyaya bakan savcı bile onların adamı ve sabetaycı bir gizli yahudi… Ortak noktaları da masonluk. Bu mahkeme bağımsız değil. Bunu beş dakikada ispat edebilirim.” dedim. Hakim oralı olamadı. İzin vermedi. Genç kadın avukat da “Efendim, bizim haberimiz olmadı. Şimdi haberdar olduk. Görseydik dosyaya ekler ya da ayrıca davacı olurduk. Gereğini yapacağız.” dedi. Ben de hakime “Hakim bey, bu şahsı dikkate almayın. Doğru söylemiyor. Hepsinden haberleri var. Davacı olamadılar, olamayacaklar” dedim. Çok yaklaşık iki sene doldu, sözde hala davacı olacaklar. Ben bu davaya cezaevinde iken avukatsız çıktım ve oldu bitti ile ceza verdirdiniz ama koğuşuma dönünce çok sağlam itiraz dilekçesi yazıp gönderdim. Tek o dilekçe bile gerçek bir hakimin önüne gelsin, o anda bu ülkede temiz eller operasyonu başlatması kaçınılmaz bir karar olur. Bu nedenle mi iki seneye yakındır İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi bu itirazıma dair bir karar veremiyor ve bu dosya da sümen altı ediliyor?

Her şey keşmekeşe dönmüş vaziyette. Neresinden tutulursa elde kalıyor. Bir insan ya da bir teşkilat, kendi kuyusunu ancak bu kadar güzel kazabilir. Üstelik, bu günler gelmeden önce ben kaç kere “Bakın bu dosyalar bir gün fena patlayacak. Her yeri karıştıracak. İşler kontrolden çıkacak. O kadar büyük patlayacak. Aklınız varsa bunları temizleyin” dedim. Ama kininiz, düşmanlığınız şeytanlık derecesinde ve aklınızı, mantığınızı bastırıyor. O kadar ayardan çıkmışsınız.

Şimdi, bu dosya da her nerede yatıyorsa, davaya döndü ya, bu dosyaya bakan gizli Ermeni savcıya ve onun paslaştığı herkese kadar, en tepeden buralara kadar herkesi tek başına gömebilecek dosyalardan biri de bu… Siz göreceksiniz, hepsini toplayıp birbirine nasıl da somut delillerle bağlayacağım. Bunu yaptığım gibi hem Türkiye hem onlarca ülke karışacak ve çatışma kaçınılmaz olacak. Hiç mesele değil, altta kalanın canı çıksın.

Burada herkesin önünde tarihe not düşüyorum

Yerel mahkemenin kararını da buldum. Bu ekran görüntüsünden açıkça anlaşılabiliyor ki 17-10-2019’da mahalli mahkeme kararını vermiş. Ben de duruşmanın ertesi gün itiraz dilekçemi yazdım ve cezaevi idaresine, ilgili mahkemeye sevk edilmek üzere teslim ettim. “Siz kimsiniz, bu şartlarda bunları nasıl yapabiliyorsunuz, hukuk nerede, haddinizi bilin ya da biz bildiririz. Şimdi gerçek bir hakim varsa, bu dosyaya baksın ve şu hainlerin temizlenmesi için hukuki zeminde neye ihtiyacınız varsa, vereceğiz.” ayarında ve tam tadında bir dilekçeydi..

Şimdi… İşinize geldiğinde, üst mahkemelerde en geç bir iki ay içinde itiraza baktırıyorsunuz ve istediğiniz şekilde karar aldırıyorsunuz da kazık bir itiraz dilekçesi verilmiş olan bu davada bu tarihten beri neyi bekletiyorsunuz? Mahkemelerin hatta üst mahkemelerin emriniz altında olması bile sizi kurtaramıyor mu?

Haliniz bu iken hala hukuk yolunda neyi çekip çevirebileceğinize inanıyorsunuz? Şu ana kadar savcılara ya da hakimlere somut deliller verilmemişken bile bitiksiniz, çöküksünüz. Ancak korkudan titreyenlerin yapacağı bir şeyi yapıyor, kancıkça, alçakça, kahpece, karaktersizce hamleler deniyor ve tutmayacağını bile bile akıl sağlığı iftirası atıyorsunuz. Bunu gerçekmiş gibi gösterebilmek için bu güne kadar çok sayıda devlet kurumunda, onlarca yetkiliye vahim suçlar işlettiniz, bunlar da ispatlı ama kendiniz kadar karaktersiz ve suça batmış bir Adnan’ı kullanıp, oldu bitti ile bu işi tamamlayacaksınız öyle mi? Adnan’ı hukuki zeminde patlatmak da beş dakikalık iş.

Buradan bütün dünyaya ilan ediyorum ve tarihe büyük bir not düşüyorum:

İşte, kaç kere restimi çektim, söylemem gerekenleri fazlasıyla söyledim. İnceldiği yerden kopsun. Dünyaya da ilan ettim. Sesimi önde gelen bütün yetkili hukukçular da duyuyorlar. Zaten hukuki zeminde yapılması gereken resmi hamleleri de yapmışım. Yemin ediyorum ki gücü elime aldığım gibi bunların hepsini asacağım. Yemin ettim. Bu kadar hukuksuzluğa, bu kadar ayarsızlığa alet olanı değil, yardım ve yataklık yapanları değil sadece, yetkisi dahilinde iken müdahil olmayanı, görevini yerine getirmeyeni, düzeltmeyeni ve sessiz kalanı bile asmazsam bana mfs denilmeyecek. İsteyen istediği tabirle hitap edecek ve itiraz etmeyeceğim.

Düşman düşmana bu kadar kancıklık yapamaz. Bunları görüp de susabilen hangi yetkili hangi mazeretle susuyorsa bilsin ki işini yaparsa değil, sustukça idama koşuyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Tanımıyorum

Ben bu sözde hukuk sistemini tanımıyorum, itaat etmiyorum ve benimle birlikte hareket eden milyonlarca kişi de tanımıyor. Buna itirazı olan varsa kolluk kuvvetlerini istediği gibi üzerimize gönderebilir. Tahammül sınırları çoktan aşıldı. Devlet gücü, hainlerin, karaparacıların elinde adeta bir prese döndü. İçine gireni eziyor. Kimse buna daha fazla tahammül edemez ve etmeyecek.

Hakkımda suç duyuruları yapan, Adnan Oktar’ın sahada kullandığı piyonlardan biri olan Ali Tulum’un bir paylaşımını görüyorsunuz.

Adıtürk’e hakaret ettiğim iddiasıyla hakkımda suç duyurusu yaptı. Daha savcılık safhasında, yazdıklarımın hepsinin yasal olarak satılabilen kaynaklardan aktarılmış cümleler/iddialar olduğu ve hakikate uygun olduğu bilirkişi tarafından teşhis edildi ve dava açılmaya bile gerek görülmeden “kovuşturmaya yer yoktur” kararı verildi. Sonra, şu sıralarda kısmen toplanıp alınmış ve binlerce sene hapis cezaları almış şu Adnancı çetenin adamları basın ve medya kartı da kullandılar. Kendileri gibi Sabetaycı olan Turgay Ciner’in HaberTürk gazetesinde, katıp katıştırarak beni ve savcı hanımı linç eden sözde bir haber yaptırdılar. O baskıyla dosyaya yeniden bakıldı, dava açıldı ve görülen davada tek celsede beraat ettim. Neden? Çünkü yazdığım, iddia ettiğim her şeyin hakikat olduğu ve yasal kaynaklara birebir uygun olduğu bir kez daha görüldü.

Ya sonra? Bu çete yine bu Ali Tulum’u da kullanarak ve yine katıp katıştırarak ve yine kendilerine çalışan savcıları, hakimleri ve mason devlet yetkililerinini kullanarak kopya başka suç duyurularında bulundu. Yayınlar aynı, bloglar aynı, iddialar aynı, kaynaklar aynı ve yasal ve gerçek ama karşımdaki savcılar ve hakimler aynı değildi ve gerçek değildi. İşbirliği halindeki birkaç çeteye çalışan savcılar ve hakimler üzerinden devletimin gücü, devletime hizmet yolunda çırpınıyorken benim karşıma geçirildi.

Hepsi sistemlerinin adamlarıydı. Bana cezaları işte bu şekilde aldıran bu kişiler, görüldüğü üzere, onlarca sene devlete hizmet etmiş, belki hataları da vardır ama yine de çok büyük operasyonlarla çok büyük faydalar sağlamış kişileri işte böyle tehdit ettiler. Adil Serdar Saçan’a ve benzeri diğer kişilere karşı da adli sistemi bir silah olarak kullandılar. İnanılamaz bir şey ama hala, şu şartlarda bile kullanabiliyorlar.

Ben içeriden çıkmak için iyice sert müdahaleler yapmaya başladığımda bu çetelerin gizli yahudi, gizli ermeni, mason hakimleri, Adnancıların tamamen hukuksuz şekilde üstüme yığdığı dosyaları çıkartmayı deneyebildiler. Yeni dosyalarda şok halindelerdi, hemen cezalar yağdırıp kapatmaya yol bulamıyorlardı ve itibarımı düşük gösterebilecek her yolu deniyorlardı.

Hoş, iki cümlede cevaplarını da aldılar. Oysa… Gerçek bir hakim ve hala insan kalmış bir kişi, sicilime bakar ve mecburen şunları söylerdi:

“Adnan Oktar ve grubu bunca somut delillerle yargılanıp binlerce sene ceza aldıkları halde, bunların sebebiyle cezalar alan mfs’nin dosyaları/cezaları üzerinde hala neden duruyor, bu cezalar neden iptal edilmemiş? Bu davalar niye düşürülmemiş, neden tersine yargılamalar yapılmamış? Aynı şeyin, Adnancıların açtığı davalarda mağdur olan on binle kişiye de yapılması gerekiyor. Bunca sene neler çekmiş bu mfs, maddi ve manevi tazminatlar neden verilmemiş? Bir de Atatürk’e hakaret iddiasıyla verilen cezalar da bunlar vesilesiyle ve bu kadar skandal şekilde mi verilmiş? Bu şahıs, bu çeteye bu derece kafa tutmuş, zararlarına mani olmuş, devleti ve vatanı ve milleti savunmuş, gün gelmiş bu çete kısmen de olsa içeri alınmış, mfs’nin dediği her şey isabetli çıkmış, doğru çıkmış da hala hukuki zeminde karşısına bu dosyalar mı çıkartılıyor ve bu şekilde suçlu, sorunlu biri olarak mı gösterilmek isteniyor? Ve hala bu çete mfs hakkında yeni şikayetler yapıyor da bunlar kabul mü ediliyor? Mfs cezaevinde iken Adnancıların yıllar önce kendi namlarına açtığı iki davanın ayrı ayrı ikişer duruşmasına çıkartılmamış, bu nasıl iştir? Kaç duruşmada -En geç 48 saat içinde somut deliller getirebilirim.- demiş. Hatta bunu hastahane sürecinde de demiş. Demiş ama bir hakim bile -Getir- dememiş. Bu sistem bu hale gelmişse, devletin ve milletin bağımsızlığı bile tehlike altına düşmüş. Kimse bu hale gelmiş bir adli sisteme itaat edemez. Hiçbir gerçek savcı ve hakim, şu manzara karşısında tepkisiz ve sessiz kalamaz. Bu, skandalın ötesi, bu bir hukuk faciası… Üstelik çok sayıda dilekçesi de yok edilmiş, en sonunda cezaevi idaresi ile restleşerek ve ortamı gererek UYAP’a dahil edilmesini sağladığı dilekçesi bile ortalığı yıkmaya yetermiş. Bu davaların hiçbiri mfs’nin şahsi davaları değil. Bu davalar, devleti ve milleti korkusuzca müdafaa eden ve gerçekleri gür sesle bağıran bir vatanseveri susturmak ve durdurmak ve hatta yok etmek için hukuk sisteminin tarumar edildiği ve akıl almaz seviyede ayarından çıkartıldığı davalar. Bu manzarayı görüp susan herkes, vatan hainidir.”

Kim varsa, topluca çıksın sahaya, bu adilik, bu kahpelik, bu hainlik artık son bulacak

İşte benim adım mfs… Boğazıma kadar geldi. Bu vakte kadar sabır etmek de çok zordu. Kaçıncı keredir bu resti çekiyorum. Devletimizin adalet sistemini, ciğeri beş para etmez ve çoktan insanlıktan çıkmış üç beş gizli yahudi ve gizli ermeni ve mason savcı ve hakim üzerinden hala bu şekilde kullanabileceğini düşünen, başta Mehmet Haberal, Devlet Bahçeli, Tayyip Erdoğan ve Süleyman Soylu olmak üzere her kim varsa, bir adım öne çıksın. Onu yıkmak, onu yok etmek benim için vatan hizmetidir. İnsanlığa hizmettir ve bu hizmetin vakti geldi.

Haydi meydan, altta kalanın canı çıksın.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şu uydurulan “Nefret suçu” nun da artık yok edilmesi gerekiyor.

Şu uydurulan “Nefret suçu” nun da artık yok edilmesi gerekiyor. Sevmek kadar tabii ve insani bir hal olan nefret, devamında bir suça dönüştürülmediğinde tek başına suç olarak görülemez.

Bu sözde suç, Ankebut Ağının uydurma bilim psikiyatri üzerinden uydurduğu yüzlerce hastalık kadar temelsiz…

Hukukta böyle bir suç yok. İnsanlığı ibneleştirmek, canavarlaştırmak, kötülüğü üstün kılmak, şeytanlaşmışları sahada rahat ettirmek, cinsi sapıkları ululaştırmak için oynanan çok sayıda oyundan biri de bu: sözde nefret suçu…

Bir insanı, sadece nefret hali/duygusu yaşaması değil, sevgi hatta aşk hali yaşaması bile yanlışlara sürükleyebilir. Bazen akıl almaz suçlar işlemesine sebep olabilir. İnsanlar, sevgisinden hatta aşkından dolayı, insanlık tarihi boyunca çok büyük sorunlara, yıkımlara, savaşlara hatta katliamlara bile sebep olmuştur.

O halde “sevgi suçu” diye bir şey mi uyduracağız? “Sevgi suçu toplumu bölüyor, geriyor, çatıştırıyor, ifade hürriyetini ve yaşam tarzı tercihlerini etkiliyor” mu diyeceğiz? Dünya hakimiyeti kurmak isteyen bir avuç satanist yahudi öyle uygun görüyor diye suç üstüne suç mu uyduracağız? Bu ne seviyesizlik, bu ne küstahlıktır böyle..

Hiç mi aklı başında kimse kalmadı şu koca dünyada, şunlara ilimle, hikmetle, hukukla, tıpla konuşarak haddini bildirsin.

Mehmet Fahri Sertkaya