
Ben bu sözde hukuk sistemini tanımıyorum, itaat etmiyorum ve benimle birlikte hareket eden milyonlarca kişi de tanımıyor. Buna itirazı olan varsa kolluk kuvvetlerini istediği gibi üzerimize gönderebilir. Tahammül sınırları çoktan aşıldı. Devlet gücü, hainlerin, karaparacıların elinde adeta bir prese döndü. İçine gireni eziyor. Kimse buna daha fazla tahammül edemez ve etmeyecek.
Hakkımda suç duyuruları yapan, Adnan Oktar’ın sahada kullandığı piyonlardan biri olan Ali Tulum’un bir paylaşımını görüyorsunuz.
Adıtürk’e hakaret ettiğim iddiasıyla hakkımda suç duyurusu yaptı. Daha savcılık safhasında, yazdıklarımın hepsinin yasal olarak satılabilen kaynaklardan aktarılmış cümleler/iddialar olduğu ve hakikate uygun olduğu bilirkişi tarafından teşhis edildi ve dava açılmaya bile gerek görülmeden “kovuşturmaya yer yoktur” kararı verildi. Sonra, şu sıralarda kısmen toplanıp alınmış ve binlerce sene hapis cezaları almış şu Adnancı çetenin adamları basın ve medya kartı da kullandılar. Kendileri gibi Sabetaycı olan Turgay Ciner’in HaberTürk gazetesinde, katıp katıştırarak beni ve savcı hanımı linç eden sözde bir haber yaptırdılar. O baskıyla dosyaya yeniden bakıldı, dava açıldı ve görülen davada tek celsede beraat ettim. Neden? Çünkü yazdığım, iddia ettiğim her şeyin hakikat olduğu ve yasal kaynaklara birebir uygun olduğu bir kez daha görüldü.
Ya sonra? Bu çete yine bu Ali Tulum’u da kullanarak ve yine katıp katıştırarak ve yine kendilerine çalışan savcıları, hakimleri ve mason devlet yetkililerinini kullanarak kopya başka suç duyurularında bulundu. Yayınlar aynı, bloglar aynı, iddialar aynı, kaynaklar aynı ve yasal ve gerçek ama karşımdaki savcılar ve hakimler aynı değildi ve gerçek değildi. İşbirliği halindeki birkaç çeteye çalışan savcılar ve hakimler üzerinden devletimin gücü, devletime hizmet yolunda çırpınıyorken benim karşıma geçirildi.
Hepsi sistemlerinin adamlarıydı. Bana cezaları işte bu şekilde aldıran bu kişiler, görüldüğü üzere, onlarca sene devlete hizmet etmiş, belki hataları da vardır ama yine de çok büyük operasyonlarla çok büyük faydalar sağlamış kişileri işte böyle tehdit ettiler. Adil Serdar Saçan’a ve benzeri diğer kişilere karşı da adli sistemi bir silah olarak kullandılar. İnanılamaz bir şey ama hala, şu şartlarda bile kullanabiliyorlar.
Ben içeriden çıkmak için iyice sert müdahaleler yapmaya başladığımda bu çetelerin gizli yahudi, gizli ermeni, mason hakimleri, Adnancıların tamamen hukuksuz şekilde üstüme yığdığı dosyaları çıkartmayı deneyebildiler. Yeni dosyalarda şok halindelerdi, hemen cezalar yağdırıp kapatmaya yol bulamıyorlardı ve itibarımı düşük gösterebilecek her yolu deniyorlardı.
Hoş, iki cümlede cevaplarını da aldılar. Oysa… Gerçek bir hakim ve hala insan kalmış bir kişi, sicilime bakar ve mecburen şunları söylerdi:
“Adnan Oktar ve grubu bunca somut delillerle yargılanıp binlerce sene ceza aldıkları halde, bunların sebebiyle cezalar alan mfs’nin dosyaları/cezaları üzerinde hala neden duruyor, bu cezalar neden iptal edilmemiş? Bu davalar niye düşürülmemiş, neden tersine yargılamalar yapılmamış? Aynı şeyin, Adnancıların açtığı davalarda mağdur olan on binle kişiye de yapılması gerekiyor. Bunca sene neler çekmiş bu mfs, maddi ve manevi tazminatlar neden verilmemiş? Bir de Atatürk’e hakaret iddiasıyla verilen cezalar da bunlar vesilesiyle ve bu kadar skandal şekilde mi verilmiş? Bu şahıs, bu çeteye bu derece kafa tutmuş, zararlarına mani olmuş, devleti ve vatanı ve milleti savunmuş, gün gelmiş bu çete kısmen de olsa içeri alınmış, mfs’nin dediği her şey isabetli çıkmış, doğru çıkmış da hala hukuki zeminde karşısına bu dosyalar mı çıkartılıyor ve bu şekilde suçlu, sorunlu biri olarak mı gösterilmek isteniyor? Ve hala bu çete mfs hakkında yeni şikayetler yapıyor da bunlar kabul mü ediliyor? Mfs cezaevinde iken Adnancıların yıllar önce kendi namlarına açtığı iki davanın ayrı ayrı ikişer duruşmasına çıkartılmamış, bu nasıl iştir? Kaç duruşmada -En geç 48 saat içinde somut deliller getirebilirim.- demiş. Hatta bunu hastahane sürecinde de demiş. Demiş ama bir hakim bile -Getir- dememiş. Bu sistem bu hale gelmişse, devletin ve milletin bağımsızlığı bile tehlike altına düşmüş. Kimse bu hale gelmiş bir adli sisteme itaat edemez. Hiçbir gerçek savcı ve hakim, şu manzara karşısında tepkisiz ve sessiz kalamaz. Bu, skandalın ötesi, bu bir hukuk faciası… Üstelik çok sayıda dilekçesi de yok edilmiş, en sonunda cezaevi idaresi ile restleşerek ve ortamı gererek UYAP’a dahil edilmesini sağladığı dilekçesi bile ortalığı yıkmaya yetermiş. Bu davaların hiçbiri mfs’nin şahsi davaları değil. Bu davalar, devleti ve milleti korkusuzca müdafaa eden ve gerçekleri gür sesle bağıran bir vatanseveri susturmak ve durdurmak ve hatta yok etmek için hukuk sisteminin tarumar edildiği ve akıl almaz seviyede ayarından çıkartıldığı davalar. Bu manzarayı görüp susan herkes, vatan hainidir.”
Kim varsa, topluca çıksın sahaya, bu adilik, bu kahpelik, bu hainlik artık son bulacak
İşte benim adım mfs… Boğazıma kadar geldi. Bu vakte kadar sabır etmek de çok zordu. Kaçıncı keredir bu resti çekiyorum. Devletimizin adalet sistemini, ciğeri beş para etmez ve çoktan insanlıktan çıkmış üç beş gizli yahudi ve gizli ermeni ve mason savcı ve hakim üzerinden hala bu şekilde kullanabileceğini düşünen, başta Mehmet Haberal, Devlet Bahçeli, Tayyip Erdoğan ve Süleyman Soylu olmak üzere her kim varsa, bir adım öne çıksın. Onu yıkmak, onu yok etmek benim için vatan hizmetidir. İnsanlığa hizmettir ve bu hizmetin vakti geldi.
Haydi meydan, altta kalanın canı çıksın.
Mehmet Fahri Sertkaya

