Üzeyir Garih davasında suç, üstüne yıkılan, en başından beri “Ben yapmadım. Bana günlerce rolümü ezberlettiler. Hem milyon dolarlar teklif ettiler hem de kabul etmezsem ailemi de yok edeceklerini söylediler” diyen kişi…
En son 2009’da, Ergenekon davası kapsamında tanık sıfatıyla ifadesi alınırken görüldü. Savcılıktan cezaevine on gün sonra teslim edildiği iddia edildi. O günlerde annesi telefonla cezaevini aradı ama Yener’le görüşemedi. Sonra cezaevine gitti ama görüşemedi. “Buraya geri getirilmedi” cevabını aldı. Sonra basına konuştu. Sonra o kadın da sustu, Yener Yermez de o günden beri ortada yok. Ölüsü de dirisi de yok. 2009’da Fehmi Koru’ya ihbar mektubu gönderip suçu işlemediğini tehdit altında olduğunu ifade etmişti. Son savcıda da baştan beri söylediklerini söyledi. Zaten sözde suçunu itiraf ettiği ifadesinin her yeri açık dolu ve yalan/kurgu olduğu somut şekilde meydanda. Başka cezaevinden bir mahkum tarafından yazılmış ve cezaevinin “görüldü” damgası vurduğu bir mektupla da tehdit edildi. Ben 2018’te cezaevine konulmadan kısa süre önce mayıs 2019’da bu konuyu işlemiştim. Ona rağmen Yener Yermez’in akıbeti hala meçhul. Belki Sedat Peker falan konu eder ya da şu hükumeti gerçekten “hukuki sınırlar dahilinde” devirmek isteyen muhalif birileri konu eder de ülke şenlenir. AKPKK’nin aslında ne olduğu bir anda görülür. Türkiye’de adliyelerin, cezaevlerinin ve hatta hastahanelerin nasıl ayardan çıktığı, iktidarın talimatlarına göre muhalif kişileri nasıl harcayıp parçaladıkları iyice görülür. Bakalım, bunu yaparlarsa ne ala, yapmazlarsa, iş yine bana kalır ve ben hukuk tanımaz bu iktidarı ve arkasındaki güç unsurlarını, hukukun dışına çıka çıka ezer geçerim.
Mehmet Fahri Sertkaya