Etiket arşivi: AKP

Tayyip’in ve çetesinin fişini çekecekler

Saha çok ama çok gergin. Son yaptıkları planları da tutmadı. Son kazdıkları kuyulara da kendileri düştüler. Türkiye’nin benim elimle karışmasını çok istediler, beklediler. Tayyip’i önüme attılar, harcamamı istediler.

Ne Suriye’ye operasyon yaptırabildiler, ne diğer kara para işlerini istedikleri hale getirebildiler. Ne beni etkisiz hale getirebildiler. Ne batı/NATO çetesine üst üste vurduğum darbeleri durdurabildiler v.s. Bu gidişatı tersine çevirmeyi geçtiler, durdurmaya dönük ümitleri bile eriyor. Yepyeni bir dünya düzeni kuruluyor ama onlar maddeten ve manen çok feci hallerdeler ve zaman aleyhlerine işliyor. Yine de bir şeyler yapmalılar ama yapabilecekleri şey, kuklaları olan iktidarı indirip de yerine sözde muhalefet yapan diğer kuklalarını getirmekti. Şimdi çaresizlikten o yolu seçtiler. Evet, AKPKK/MHPKK koalisyonu projelerinin üstünü tam olarak çizdiler. Bunun için alt yapı çalışmalarına başladılar ve her an Türkiye’de Tayyip’i/AKPKK’yi devirebilirler. Bir bakarsınız ki Pazartesi günü akşamı Türkiye’de AKPKK hükumeti yok. Çok geniş bir kadroyu toplayıp alacaklar. Yerlerine altılı çeteyi getirecekler. Beni de altılı çetenin önünde büyük bir mani olarak görüyorlar. Kaçtır açıkça hamleler yapacaklar, ben varım diye geri duruyorlar. Yanlış yorumluyorlar. Ben değil miydim “Şunları indirip diğer kuklalarınızı getirecekseniz getirin ama benim kırmızı çizgilerime, hassasiyetlerime dikkat edin” diye açıkça yazan…

Bu güne kadar Tayyip ve çetesi ile altılı çete her şeyi beraber yaptılar. Beraber ihanet ettiler, beraber çaldılar, beraber terörün önünü açtılar, beraber İngiltere’ye, ABD’ye, İsrail’e, Avrupa’ya çalıştılar… Vergilerimizi beraber çalarak bu ülkelere gönderdiler, askerlerimizi beraberce terör örgütlerinin önüne attılar, şehit ettirdiler. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Afrika’da BOP için gerekli olan şeyleri beraber yaptılar ve bunları yaparken bizim devlet gücümüzü BOP’un emrine verdiler. On milyondan fazla bedavacı onursuzu, harp kaçkınlarını beraberce ülkemize getirdiler, şimdi beraberce burada tutuyorlar. İnsan, organ, uyuşturucu başta olmak üzere her türlü kaçakçılığı beraber yaptılar ve hala beraber yapıyorlar. Terör alsın yürüsün, kara para işleri coşsun, Türkiye ve bölge bölüne bölüne, nüfus dengeleri değişe değişe BOP yani Büyük İsrail Devleti projesi gerçekleşsin diye beraberce yapmadıkları ya da denemedikleri hiçbir iş yok. Ordumuzu ve sistemimizi bile bu maksatla beraberce dağıttılar. MİT’in başına kara paracı Hakan Fidan’ı bunun için getirdiler ve en güçlü yapıştırıcı ile o koltuğa yapıştırdılar. Herifin MİT başkanı olduğu süreçte kaç acı terör hadisesi, kaç skandal peş peşe yaşandı, hiç rahatsız bile edilmedi. Birkaç danışıklı dövüşlü güya tepkinin ötesinde bir şey yaşandığı görülmedi. Hala Hakan Fidan’dan hiçbirinin rahatsızlığı yok, çünkü bağlantıları sağlam, kara parada herkese kazandırıyor. CHPKK’nin terörist yöneticilerine bile… Aile Bakanlığı üzerinden şiddetli yıkıcı faaliyetleri beraberce yaptılar. Beraberce ibneliği ve her türlü melaneti serbest bıraktılar. Ülkede kadınlarla erkekleri rakip hatta düşman yaptılar. Dernekler, vakıflar, sözde yardım kuruluşları üzerinden vurgunları da beraber yaptılar. Maddi ve manevi sahalarda her türlü yıkıcı faaliyeti, bu milletin devletinin gücüyle, kurumlarının gücüyle beraberce yaptılar. Milletin gücünü milletin aleyhine hep beraberce kullandılar, kullanıyorlar. Yani bizim için ha AKPKK ha CHPKK ha HDPKK… Bir farkları yok. O nedenle yıllardır “Hepsi aynı alfabenin harfleri” deyip duruyorum. 

Şimdi Tayyip indirilse de yerine altılı çete gelse, bence adalet yerini de bulur. Çünkü bu enkazın bizim üzerimize devrilmesi adalet değil. Kim yıkılmaya sebep olduysa, enkaz onun, onların üzerine devrilmelidir. Ülkenin hazinesinde para yok, memuruna maaş veremeyecek vaziyette, kara paralarla taklalar attırılıyordu artık o da yok. Araplardan para dilenmenin, milletler arası seviyede kara para transferlerinin de bir sonu var ve oraya gelindi. Millet aç, millet hasta, millet öfkeli v.s. 

Altılı çete iş başı yaptırılınca ben haftalar sayarım. Kaç hafta iktidarda kalabileceklerine, hangi sorunu çözebileceklerine bakarım. Altı haftadan fazla kalabilmişlerse de çok şaşarım. Çünkü ABD’nin bile altı haftası kaldığını zan etmiyorum. Bu gidişle her an ABD de açıkça, görülür şekilde havlu atacak ve çok da karışacak. Hatta bence Türkiye’den önce karışacak.

Evet, bence hiç mahzuru yok. Önce ABD mi yoksa Türkiye mi karışır, o da meselemiz değil. Biz bunca yıldır işlenen bunca vahim suçların hiçbirine ortak olmadık, destek olmadık, sessiz/tepkisiz kalmadık. Bunca yıl sonra aynı duruştayız, duruşumuzu hiç bozmadık. Biz hak etmediğimiz bir yıkılışı yaşamak ve hak etmediğimiz şekilde bir enkaz altında kalmak niyetinde değiliz. Bunları bunca senedir başında tutan halk kesimi de umurumuzda değil. 12 seneden fazladır o halk kesimini de ikaz ettik, onlara nasihat ettik. Yeter, halkın o kesimiyle, idarecilerin bu kesimleri hep beraber bu günleri hazırladılar. Dinimizi bile alet ede ede her türlü melunluğu yaptılar, yaptırdılar, desteklediler, alkışladılar, yediler, içtiler, kustular, pislediler. Şimdi kaoslarını yaşasınlar. Biz karışmayacağız. 

Tayyip ile çetesini darbe ile mi, siyasi oyunlarla mı, hukuk yoluyla mı devirdiklerine de takılmayacağız. Darbe ile bile devireceklerse, biz izin vermeden darbe yapamazlar ama vereceğiz. Biz izin verdiğimizde darbe yapsalar, bize yine sıkıntı olamazlar. İstanbul dağ gibi sağlam bir vaziyette duruyor. Yine Türkiye’ye, bölgeye ve dünyaya yön vermeye, dengeler kurmaya devam edecek. Bu kadim şehri deccalin teşkilatı da yok edemez. Oyalanıp dursunlar, acı akıbetlerini yaşasınlar, biz her safhasında en doğru, en dürüst, en cesur, en adaletli kararlarla, tavırlarla yolumuza devam edeceğiz. Zaman Ankebut Ağına bağlı bütün ülkeleri ve liderleri ve sistemleri mum misali eritiyor. Zaman bizim lehimize, onların aleyhlerine işliyor. Eriyorlar, bitiyorlar ve ne yapmayı denerlerse denesinler, köprüden önceki son çıkışı zaten kaçırdılar. 

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Ankebut Ağı’na ve ağın AKPKK projesine son darbeyi ne zaman vuracağız

Ankebut Ağı’na ve ağın AKPKK projesine son darbeyi ne zaman vuracağız

v.a.s. Çok yakında vuracağız inşaallah. En heyecanlı, zevkli, aksiyon dolu kısmına geldik. Milyonlarca Süleymanlı evladı, başka kesimlerdeki samimi Müslümanlarla birlikte vatana/millete sahip çıkacak ve bu işin içinde ordudaki, Emniyet teşkilatındaki, devlet kurumları içindeki toplamda yüz binle Müslüman olacak. Meydanları ise milyonlarca kardeşimiz dolduracak. Etraflarını iyice kuşatıp güçlerini iyice kırıp oyunlarının içinde oyun kuracağız ve hiç beklemedikleri bir anda son müdahaleyi yapıp bunların hepsini toplayıp alacağız.

Erdoğan’ı, Kılıçdaroğlu’nu, Numan’ı, İbrahim Kalın’ı, Hulusi Akar’ı ve tepe kadrodan birkaç kişiyi daha topluca meydan yerde asacağız. En tepedeki yüzlercesini asacağız ama biraz daha alt kadrodan binlerce kişiye müebbet hapis cezaları vereceğiz. Yargılanmaları sırasında meydana sereceğimiz gerçekler dünyayı sarsacak. Dünya tarihinin akışında bir kırılma noktası oluşturacak. Ankebut Ağı’nın Türkiye ayağı o sırada çok büyük darbe alacak, yıkılmaya yüz tutacak ve sonrasındaki birkaç sene içinde de son darbeyi vuracağız. 100 sene sonra içimizdeki İsrail’in Atatürkçülük ismini verdiği ihanet rejimini yıkacak, ülkemizdeki hakimiyetlerini yok edecek ve Türklerin yeniden tarih sahnesine çıkmasını sağlayacağız. Dinsizlik, maneviyatsızlık, kin, nefret, kan ve göz yaşı ile dolmuş şu dünya yeniden Müslüman Türkler sayesinde iman, huzur, emniyet, adalet, mutluluk, sevgi ile dolacak. Çünkü Türkiye’den sonra Ankebut Ağı’nın başka devletlerde çökmesini de sağlayacağız. İnşaallah Jeffrey Hovenier’ı da ABD’ye tabut içinde göndereceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

“HDPKK meselesinde bu iktidarın karşısında olan herkesi, her kesimi, her devleti ve lideri karşıma alacağım” dedim. Bunun nesi anlaşılmadı?

Selahattin Demirtaş: Her şey çok hızlı ve çok gizli ilerliyor. Meğer Türkiye’de düşündüğümüz şekilde bir yerimiz bile yokmuş. Şu halimize bir bakın. Gelen sormuyor, aradığımız kişiler çıkmıyor, açıklama desen yalan oldu zaten…

Yürüyün dedim ben de AKP’nin üzerine… Ne varsa ellerinde, konuşsunlar ses çıkarsınlar vekiller. Alınacaklarsa da alınsınlar. Şimdi onların canlarını düşünecek zaman değil. Mecliste ses kesildikçe, dağdan sesler yükseliyor bana. Bizi komple müttefik devletlerimiz bir MFS’ye sattılar mı şimdi, öyle mi oldu halimiz…

Selahattin Demirtaş: Yok, ben buna hiç olur gözüyle bakamıyorum. Bu adam (MFS) müslümanın en azılısı, bunu kim sever, kim ister. Döneklik yok, kara para yok, yolsuzluk yok…

Buna dayanırsan yıkılırsın. Para kaynağı olmayan insanı kim ne yapsın, öyle değil mi? Biz öyle miyiz, her iş, her din var bizde…

Ama sanıyorum ki Tayyip iyice köreldi, beyni bu devlet işlerine bile basmaz oldu. Sandığım o ki ticaret hacmini başka bir şekilde genişletmiş ve o sakallının (MFS) dediği gibi siyasi hayatını uzatmak için bu işe girişmiştir.


Selahattin Demirtaş: Ben aslında söyledim, ‘Biz Türkiye’den çıkar gideriz. Ardımızdan doğu illerini toz ederiz ama gideceğimiz olursa gideriz.’ dedim. Fakat bana ek bir ticaret kaynağı sağlayan kimse çıkmadı. Şimdi de söyleyip duruyorlar bir şeyler, ‘Sizi koruyacağız, sakinliğinizi koruyun.’ diye bazı ülkelerden adamlar. Ama tam itimadım yoktur kimseye. Şimdilik burada yaşıyoruz, halimiz normalin altına da düşse, dağdan iyidir.


Selahattin Demirtaş: Dağdakilerden aldım haberi ki bazıları varmış aralarında, kaçırılmışlar. Öldürülen duydum da terörist kaçırma da yeni başladı herhalde. Öyle anlıyorum ki alttan alttan dosyalar dürülüyor. Ben şu an vekilden, partiden vaz geçtim. Beni biri alsın buradan bir ülkeye, yeter bana.
Fakat haklı olarak, meclis de benden iz işaret bekliyor.

Ama gönlümü aldılar şu geçen gelenler var ya biliyorsun, aksanlı olanlar..
Ayak uyduruyoruz anlayacağın…


Selahattin Demirtaş etrafına hayıflanıp duruyor ama onun en büyük suç ortaklarından biri olan Kemal Kılıçdaroğlu da çok kötü halde ve hep etrafına hayıflanıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu:

Çok daralıyorum, her geçen gün çok daha fazla üzerime geliyor her şey. Sıkıntı sıkıntı üstüne… Konuşacak konu kalmadı. Açıklama yapacak adam kıtlığı var sanki…

Herkesin söylediği bir ters geliyor bana. Sanki tüm açıklamalarda beni işaret ediyor, bana sövüyorlar gibime geliyor. Var ya, hep bu parti içindeki Atatürk yalakaları yüzünden oldu her şey. Yok öyle deme böyle de, duruşumuz var bizim, ilkemiz var bizim. Başlarım sizin ilkenize, geri zekalılar sizi… Şimdi, şu an siyasi sahnede acaba, acaba… CHP diye bir unsur var mı? Gören var mı bizi… Bir sinek gibi bak, sinek diyorum, o kadar küçük ve cılız kalmadık mı…


Kemal Kılıçdaroğlu: Yok biriz, beraberiz, canımız partimiz dediniz, zor muydu üç-beş geri zekalıyı ihraç ettirmek. Tüh yazıklar olsun bize… Ben size söyleyim HDP kapanıyor. Kapanmasa da, tüm HDP binaları boşaltılır. Adamlar alınır. Elleri kolları bağlanır. Sonra gelirler, tepemize çıkarlar. Sonra üzerine bir de bizden para isterler. Bi de işin yoksa dağlılarla uğraş dur.

Kemal Kılıçdaroğlu: Geçen kim aradı seni?

  • Pervin (Buldan)…

Niye aradı şimdi o… Biz yapacağımızı yapıyoruz, ne arıyor yani. Tepemize çıktılar iyice. Seviye denen bir şey var değil mi, biz seviyeyi koruyamadık, olay bu kadar basit. Utanmadan bir de kürsülerde elele durmamızı istiyorlar.
Bırakacam şu başkanlığı. Bu kayık, çarpık CHP bölünsün kaça bölünecekse..

Genç haklı (MFS),hepsinde de haklıydı. Bizi bırakıyor, çırpınıyoruz, çabalıyoruz, bir düze çıkamıyoruz. Sonra da bana islam meraklısı, cemaat bilmem neyi diye arkamdan atıyorlar, bilmiyorum sanki.
İstediğimi yapamadım ben, arzu ettiğim çizgide gidemedim. Hala da gidemiyorum. Çarem de yok şu an beklemekten başka…

Mehmet Fahri Sertkaya

Tökezlediler

Biraz kontrolde tutalım dedik, fazla bastırmadık ama yine de kaos çıkartamadılar. Acınası hallerdeler…

Tayyip aldı başını gitti uzaklara… Zaten ne yapacağını bilemez hale gelmişti, krizlere girmişti, az kaldı hastahanelik oluyordu. Bir ara toparlanıp gayrete gelmişti ama sahadaki adamlarını da toparlayamadı. Onlar da darmadağın halde…

Herkes, ifşa olduklarını, bütün gizli kimliklerinin ve bağlantılarının meydana çıktığını, bütün planlarının öncesinden herkese duyurulduğunu düşünüyor/biliyor. Adalet sistemi içindeki adamları bile iyice korktular, geri durmak istiyorlar, talimatları ya yerine getirmiyorlar ya da ağırdan alıyorlar. Geleceklerini iyi görmüyorlar. Diğer bütün sahalardaki adamları da aynı halde, toptan çözüleceklerini, ele geçeceklerini, yargılanacaklarını kabullendiler. Korkuyorlar…

O kadar gürültü çıkartıp da sonra karşımızda krize girerek Suriye’ye askeri müdahale yapma planlarından/ihanetlerinden bile geri dönmeleri zaten ağın mensupları arasında sarsıcı bir tesire/çözülmeye sebep olmuştu. Şimdi ise sistemin en başındaki adamlardan biri olan İbrahim Kalın da çok kötü halde. Hulusi Akar tedirgin, öfkeli… Ordu içindeki yüksek rütbeli çift kimlikli hain adamları da kötü halde. Kendilerine çalışan Emniyet müdürleri de moralsiz ve isteksiz. Herkesin takip edildiğini, izlendiğini, dinlendiğini kabullendiler. Bu, onları çok sarsıyor. İçişleri Bakanı Solomon Soysuz ise en fena halde olanlardan biri… Hakan Fidan ise çoktan önünü göremeyip kendini bir şekilde kurtarma derdine düşmüştü. Danışıklı dövüştükleri CHPKK’liler de çok ifşa oldular. Önce umursamaz tavırlar sergilemek istediler, kendilerinin farkla güçlü olan taraf olduğu havasındalardı ama şimdi onlar da krizdeler. Bu güne kadar güç buldukları, paslaştıkları pek çok devletin hükumetlerini bile krizlere soktuk ve bizden uzak durmak, bize bulaşmamak istiyorlar ki CHPKK’liler aslında mevzumuz bile değiller.

Memleket içinden ve dışından çok yüksek sayıda grubun, kesimin yayınlarımızı dikkatle takip edip duruşlarını buna göre belirlediklerini de gördüler.

Biz bunu, baştan gücümüzü bir daha gösterelim diye yaptık, elimizdeki gücün yüzde onunu bile kullanmadık. Gerçekten de kaos çıkartmalarına izin verdik, istiyorduk, bekliyorduk ama sadece işlerini zorlaştırıp “Biz buradayız” mesajı vermek istedik. O kadar çürüdüler, bozuldular ve korkaklar ki yine de kaos çıkartamadılar.

Bütün bunlara rağmen o kaos bir şekilde çıkacak. ABD, İsrail ve müttefikleri, kaybedeceklerini bile bile, çılgınca bir tavırla 3. dünya savaşını çıkartacaklar ve bu içimizdeki adamları da kaybedeceklerini bile bile, çılgınca bir tavırla kaos çıkartacaklar. Çünkü çaresizler, başka seçenecekleri yok, batıyorlar, yıkılıyorlar ve zaman bizim değil onların aleyhine işliyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Tayyip tam anlamı ile bir sinir krizi geçirdi. Çok kötü oldu.

Tayyip tam anlamı ile bir sinir krizi geçirdi. Çok kötü oldu.

Yaşananlar sarstı onu… Planlarını yine uygulayamadılar. Yine oyun içinde oyun kurmuş olduk ama onlar hala kendilerini dev aynasında görmek istiyorlar. Bizi de bir hiç olarak görmek istiyorlar. Üstüne bu günkü paylaşımların sertliğini, duruşumuzun netliğini, onları hiç gördüğümüzü de gördü.

Daha fazla dayanamadı, ayakta iken ve bu gruptaki paylaşımlarımı okuyor iken birden “Mel’un sensin. Şeytan sensin. Sen nasıl bir belasın, başıma bela oldun. Suriye’yi de analarını da çocuklarını da hepinizi gömeceğim. Lanet olsun hepinize” diye sesli sesli konuştu ve öfkeden çıldırdı, krize girdi. Eli ayağı titredi. Zorlanarak koltuğa oturdu, bir bardak su getirdiler. Tansiyonunu ölçtüler.

Otururken de devam etti ve “Herife bak ya, neler konuşuyor ya, kimsin sen ya kimsin. Görürsün sen, hepinize bunun hesabını soracağım” deyip sustu. Sakinleşmeye çalıştı.

Ben bu insan şeytanına bir türlü anlatamadım, linki vereyim bir daha okusun: https://t.me/AkademiDergisi/13392

An itibari ile Tayyip tıpkı şu eski fotoğraftaki hali gibi bir halde… O kadar ciddi bir sinir krizi geçirdi ki gözleri bile doldu. Nerede ise oturup sinirden ağlayacaktı.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Beraber tökezledik biz bu yollarda.”

Meşhur şarkının sözlerinin değişmesine sebep olduk. Yeni hali şu şekilde:

“Beraber tökezledik biz bu yollarda.”

Memleket içinden ve dışından dost ve düşman bütün kesimler iyice anladılar ki şu seçimlerden böyle bir sonuç çıkmasına Süleymanlılar ve Ankebut Operasyonu sebep oldu. Ses getirebilen gerçekten muhalif şahıslar ve yayın kuruluşları bile, aslında nasıl dolaplar döndürüldüğünü, Ankebut Operasyonu kapsamında yaptığımız yayınlardan öğrenerek isabetli kararlar aldı, tavırlar sergiledi.

Şayet mevzuya partici bir gözle bakacak isek bundan böyle Türkiye’de iki parti var. Bir, Süleymanlılar… İki, Ankebut Ağı’nın sözde birbirine rakip olan partileri…

Mehmet Fahri Sertkaya

Şimdi iyice anladınız mı beni?

Şimdi iyice anladınız mı beni?

Biz sizin gibi piyonlarla değil sizleri var eden sistemle savaşıyoruz. Hedefimiz sistem/kuklacılar değil de sizin gibi kuklalar olsaydı ey AKPKK’liler, ey CHPKK’liler ve diğerleri, hepinizi çoktan toplayıp almıştık ve asmıştık.

Eğer particilik yapılacaksa, Türkiye’nin en büyük partisi biziz ve hepinizi tek hamlede siler geçeriz. Lakin bizim cahilce, haince sistemlerle, şu millete dayattığınız cumhuriyet, demokrasi, laiklik gibi uydurma değerlerle meşgul olacak vaktimiz yok. Biz acele etmiyor, elimizdeki somut delilleri bile çok zaman paylaşmıyor, lüzumsuz tartışmalara ve mücadelelere girmiyor, küçük çaplı çatışmaların çıkmasına izin vermiyor ve sisteminizi bir bütün olarak imha etmek yolunda dahiyane bir siyaset sergiliyoruz.

Ve belki nefsiniz izin vermedi, kale almak istemediniz ya da gırgıra vurduğumu zan ettiniz ama sizin sistemin bütün adamları bizdeki birkaç Süleymanlı kadar bile etmiyor. Şu sizi yöneten en üst konseylerin mensuplarının bile kaşrımızda ne hallere düştüğüne bir bakın. Çapınız, evsafınız yetmiyor. Yüreğiniz de yok, aslında paradan ve kadından ve şöhretten başka bir dininiz ve davanız da yok. Bir harp hukukunuz, sınırlarınız, değerleriniz de yok. Şeytanlaşmış ve dünyanın Deccal devri denilen devri yaşamasına vesile olmuşsunuz. Lakin sizin devriniz buraya kadardı. Şimdi karşımızda kaybetmeye mahkumsunuz. Çünkü benim şahsımda karşınızda devleşen şu sistemimiz, sizin sisteminizi darmadağın edecek olan hazret-i Mehdi’nin, Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin sistemi…

Süryani kökenli olan Temel Karamollaoğlu da rolünü oynuyor.

O da Ankebut Ağı’na çalışıyor ve şu sıralar AKPKK ile danışıklı dövüşüyor.

Seçime dair planlarını tam uygulayamamış olsalar da hala seçim tartışmaları üzerinden memlekette bir kaos ortamı oluşturmak için çırpınıyorlar, çırpınacaklar. Karamollaoğlu da seçimin meşruiyetine, seçim sonuçlarına dair tartışmaların gündemde olmasını ve tansiyonun düşmemesini istiyor.

Çünkü insanlık dışı sistemleri, karşımızda büyük darbe aldı, ölümcül yaralar aldı ve her şeyi silbaştan yeniden kurmak için bir kaos ortamı oluşturmaya mahkumlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Size, aslında neler döndüğünü, planlarını neden tam olarak uygulayamadıklarını anlatayım

Size, aslında neler döndüğünü, planlarını neden tam olarak uygulayamadıklarını anlatayım

Bizim, onların bütün planlarını önden haber vermemiz, sert bir dil kullanmamız, “Türkiye’de bir seçim yaşanmayacak, bir orta oyunu sergilenecek. Bu danışıklı dövüşün ve ihanetlerin içinde olan herkes sadece birkaç ay içinde ağır ceza mahkemelerinde idamla yargılanacak. Her şeyi kontrolümüzde tutacağız, oyun içinde oyun kuracağız. Beklediğimiz vakit gelince müdahale edip hepsini toplayıp alacağız. ” dememiz…

Seçim günü içinde de morallarini çökerten çok sayıda paylaşım yapmamız. Kocaman cemaatimizin bir seçim heyecanı yaşamaması, cemaat mensuplarına kime oy verileceği hususunda yönlendirme yapmaması ve buna dair yaptığım yorumlar. “Endişe etmeyin, sözde seçilen/kazanan belediye başkanlarının çoğu kısa sürede tutuklanacak. Büyük çoğunluğu danışıklı dövüş yaşandığını biliyor ve bu ihanetlere alet oluyor.” dememiz…

Günler öncesinden AA’daki hainleri ve özellikle gizli Yahudi Şenol Kazancı’yı ifşa eden ve baskı altına alan paylaşımlar yapmamız ve bunların sıkıntılı/endişeli ruh hallerine girmelerine sebep olmamız…

“Tam da daha önce hakkımızda yazılanlar gibi davranıyoruz, hızlı da gidiyoruz, AK Parti’nin oylarını çok yukarıdan başlattık. Bu iş böyle olmaz. Şimşekleri üzerimize çekiyoruz. Zaten böyle yapacağımızı herkese iyice duyurdular. Gerçek kimliklerimiz, bağlantılarımız da meydana döküldü. Bu iş bizim üstümüze yıkılıp kalacak” demek zorunda kalıp kararsızlıklar yaşamaları…

KRT TV’nin canlı yayını ve bu yayın sırasında bizim bir süredir yaptığımız paylaşımlar temelinde manevralar yapılması ve hususiyle “Bu organize bir iş. Organize bir şekilde manüpilasyon yapılıyor. Hürriyet yalan değerler açıklıyor/veriyor. AA’ya güvenilmemeli” mesajları verilmesi…

Başka muhalif kesimlerin de kararlı ve gayretli duruşu ve tepkinin yüksek tonda gelmesi…

Sözde muhalefet partileri ile AKPKK’nin danışıklı dövüşü sırasında, sözde muhalif partilerin, kontrolünde tuttukları kitleyi ister istemez yüksek seviyede motive edip gayrete getirmesi, sandıklara/oylara, ıslak imzalı evraklara gerçekten sahip çıkılması, halk tepkisinin beklediklerinden çok yüksek olması…

Bunlar başta olmak üzere daha pek çok sebep YSK ve SeçSis yazılımı kısmında istedikleri kadar hile yapmalarına mani oldu.

Planlar gereği YSK sitesine erişimi kasten kestiler. Siyasi partilere veri akışını kestiler. Lakin o an gelene kadar çok zorlanmış, sarsılmış hatta dağılmış hale gelmişlerdi.

Tam bu esnada YSK Başkanı, gizli Yahudi ve Mason vatan haini Sadi Güven ile en büyükbaş hainlerden Tayyip telefon görüşmesi yaptı.

Danışıklı dövüşün tarafları, Ankebut Ağı’nın adamları, YSK sitesine erişimi ve partilere veri göndermeyi kasten kesmeden az önce, bu güruhun içinde bulunan Tayyip ve Sadi Güven telefon konuşması yaptı. Sadi, Tayyip’i aradı.

Sadi Güven “İlk anda oyları açıklarken çok yüksek bir oy oranı açıkladık. Fakat sandıklardan çıkan oy oranları açıkladığımız oranların çok altında çıktı. Bu şekide devam edersek karşı grupların bir anda büyük tepkisini alacağız ki bu halkın da tepkisini çeker devam edelim mi?” dedi.

Böyle bir sorun ihtimaline karşı zaten CIA’nın sosyal ağları bütün sansürlemeleri yapmıştı ve interneti de ülke genelinde yavaşlatmışlardı ama Tayyip yine de endişelendi. O anda, işlerin tamamen kontrollerinden çıkması ve halk hareketine dönmesi ihtimalini değerlendirmiş olmalı.

Sadi Güven’e sandıklardan çıkan gerçek oy oranlarını sordu. Sonra da “YSK sitesini/sistemini bir süre erişime engelleyin ve bu arada oranları dengeleyin (Normale çekin)” dedi. Sadi de talimatı aldı, icabını yaptı. Bu arada Anadolu Ajansı’ndaki hainler güruhu da ortada kalmış, satılmış, zor şartlara düşmüş oldu.

Bu aşamadan sonra YSK’daki hainler güruhunun elleri ayakları birbirine dolaştı. İsteseler de baştan planladıkları derecede hileler yapamadılar. Şimdi vaziyet şu ki bir miktar hile yapabildikleri halde devamını getiremediler ve pek çok yerde AKPKK’nin kazanmış gösterilmesi planlanmış olduğu halde sözde muhalif partiler kazanmış oldu.

AKPKK hükumetleri gayr-i meşrudur.

Herhalde düşündünüz, tahmin ettiniz. Ankebut Ağı’nın ve CIA’nın kontrolünde olan… Mason hainlerin oyuncağı olmuş… Gizli Yahudi, gizli Ermeni ve Mason hainler tarafından vatana ihanet kapsamında eylemlerle ve söylemlerle yönetilmiş böyle bir Yüksek Seçim Kurulu’nun denetiminde ve düzenlemesinde yapılan bütün seçimler ve referandumlar hukuken geçersizdir, sonuçları bağlayıcı değildir.

En baştan beri sözde muhalif partilerin ve liderlerin AKPKK ile danışıklı dövüştüğü, bunların da Ankebut Ağı’na çalıştığı ayrıca gözler önündedir. Dolayısı ile neresinden bakılırsa bakılsın AKPKK hükumetleri meşru değildir, aldıkları kararların, çıkarttıkları kanunların, yaptıkları anlaşmaların hiçbir bağlayıcılığı yoktur.

16 Nisan’da da aslında EVET sonucu çıkmamıştır, rejim/Anayasa değişmemiştir, Erdoğan Başkan değildir. Zina ve evlilerin zinası hala suçtur. Eşcinselik ve misyonerlik hala suçtur. Bunların kurduğu sözde Aile bakanlığı gayr-i meşrudur. Bu bakanlık üzerinden yapılan bütün düzenlemeler hukuksuzdur ve daha böyle yüzlerce madde sıralanabilir.

Gerçi son yıllarda ve özellikle Ankebut Operasyonumuz sırasında içimizdeki İsrail’i, Ankebut Ağı’nı, dönen dolapları bu şekilde meydana çıkartmamıza da çok gerek yoktu. Çünkü baştan beri Erdoğan, evrakta sahtecilik yapmış ve sahte diplomayla, CIA ve MOSSAD oyunları ile iktidara taşınmış bir vatan hainidir. Bu ispatlı bir gerçek olduğu için en baştan beri AKPKK üzerinden Türkiye’ye yapılan maddi ve manevi bütün ihanetler çökmüştür. On senedir Erdoğan’ın bir CIA-MOSSAD projesi olduğuna dair ispat niteliğinde binlerce yayın yaptım ve Erdoğan ya da onu oynatan Ankebut Ağı’nın başka bir adamı, benden davacı olamadı. Öyle ise bu film bitmiştir ve iş son bir darbemizi yemelerine kalmıştır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Memorial’in sahibi, Turgut Aydın kimdir?

Milletimize İslami market gibi yutturulmak istenen A101’in sahibi kripto Yahudi Cüneyt Zapsu idi. Çok anlatmıştım Zapsu’yu oynatan Siyonistlerin Tayyip ve AKPKK projesini ve Zapsunun neler yaptığını

Memorial’in sahibi, bu gördüğünüz adam, Turgut Aydın… Trabzonlu biliniyor ama benim duyduğum iddialara göre bir kripto Yahudi… Malum Mesut Yılmaz’dan tutun Mehmet Ağar’a, Oğuzhan Asiltürk’e, APO’ya, Devlet Bahçeli’ye kadar bu ülkede binlerce gizli Ermeni ünlü kişi, patron kişi, sözde sanatçı kişi, sözde yazar kişi var. Yine Tayyip’ten tutun Egemen Bağış’a, Aydın Doğan’dan tutun, Turgay Ciner’e, Ferit Şahenk’ten tutun Murat Ülker’e kadar binlerce gizli Yahudi patron, gazeteci, TV programcısı, şarkıcı, manken, vekil, sendikacı, devlet memuru, polis, subay v.s. var. Bunları genelleyerek İçimizdeki İsrail ve içimizdeki Ermenistan diyoruz. İddialara göre bu Turgut Aydın da o kripto Yahudilerden biri imiş…

Bir kripto Yahudi ve kripto Ermeni ihaneti ürünü olan FETÖ teşkilatının kurulmasında ve güçlenmesinde etkin rol oynamış ve Bank Asya’nın bile kurucu ortakları arasında yer alan bir kripto Yahudi olduğu iddia ediliyor bu Turgut Aydın’ın… Bu şahsın, hayatı boyunca hiçbir zaman gerçek bir iş adamı olmadığı… Hep sahada bir piyon olarak kullanıldığı, birileri adına iş takip ettiği ve rolünü çok iyi oynadığı… Akıl almaz yükselişinin arkasında aslında kadın ticareti yani fuhuş sektöründeki faaliyetleri, uyuşturucu ticareti, Kumar oynattığı mekanların gelirleri, Masonlarla, Siyonistlerle, Tapınakçılarla, Haçlı artıkları ile birlikte her türlü kara para işini çevirmesi olduğu da iddia ediliyor.

İddialara göre, sistemi öyle bir kurmuşlar ki sadece kumar oynattığı mekanlardan bile bu Turgut Aydın’a her hafta yurt dışından çuvallar dolusu paralar geliyormuş. Ömrünün üç, dört senesinin Türkiye dışında geçtiği, o sırada bulunduğu ülkede Siyonistlerle, Masonlarla, doğrudan Şeytan’a tapan gizli örgütlerle çok sıkı fıkı olduğu, çok şeyleri tecrübe ettiği, bir nevi eğitim aldığı da iddialar arasında… Yine benim duyduğum iddialara göre bu adam, ciddi bir tahkikat esnasında, neyi nereden kazandığını, nasıl bu kadar büyüdüğünü izah edemeyecek kadar hızlı büyütülmüş. Meşhur şirketi Dömeks’i de zaten kimliği açık Yahudilerle ve Ermenilerle beraber kurmuş.

Dünya genelini şimdilik bir yana bırakalım da, sadece Türkiye’de her sene binlerce, on binlerce çocuk ve yetişkin kayboluyor. Ne kadar enteresandır ki bunların hiçbirinin akıbeti bilinemiyor. Olağan üstü hal ilan edilip “Bu gidiş nereye?” denilmesi icap ederken, basın da, devlet kurumları da, güvenlik kurumları da, istihbarat kurumları da bu derdin üstüne gitmiyor/gidemiyor. Birilerinin bu benim bile kulağıma gelen iddiaları duymamış olma ihtimali var mıdır? Haydi bunları her yerde paylaşalım ve Türkiye’de bu insanlık dışı işler dursun, suçlu suçsuz ayrılsın, suçlular cezasını bulsun.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” Serisi….

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Tansu Çiller…

İstanbul Belediyesi çalışanı kripto Yahudi bir baba (Hüseyin Necati) ile onun sekreterliğini yapan Selanik göçmeni bir annenin, aynı evde geçen 10 yıllık gayr-i meşru ilişkisi neticesinde istenmediği halde dünyaya gelen Sabetaycı bir gizli Yahudi. Annesi ve babası gayr-i meşru yaşamaktan hiç rahatsız değildi, yine de direndiler, gayr-i meşru yaşamaya devam etmek istediler ama istenmeden olan Tansu doğduktan yedi ay kadar sonra zaruri görerek evlendiler.

Aile, damarı kesilse CHP diye akacak kadar solcu ve İnönü’cü bir aile ama kod adı “CIA’nın gülü” olan kızları sağ kesimde ve çok çok hızlı manevralarla yükselerek siyaset yaptı. Tansu’nun kocası Özer Uçuran Çiller ise tapınakçı. Özer, “Tansu” kriptolojisi ile isimlendirilen bu kızı almak için, onun soy adını kullanmayı bile kabul etti. Tan-su’nun babası Hüseyin Necati Çiller, çok geçimsiz, sinirli, vasıfsız, lüzumsuz biri idi ama içimizdeki İsrail’in Türklerin yönetimini hile ve ihanet ile ele geçirmesinden sonra adına rejim kurduğu Sabetaycı gizli Yahudi Atatürk’ün yakınında bulunabilmiş biriydi.

Yolsuzluk, ihalede fesat, peşkeş, yalan beyan, paralel devlet, cinayet, katliam, iltimas, ihanet dahil hemen hemen akla gelen her suçtan hala yargılanması gerekiyor Tansu’nun… Tahkikat yapılırsa, üniversite diploması ve Profesörlüğü de çok büyük ihtimalle sahte çıkacak. Gerçek seviyesi, lise mezunlarının bile gerisinde… Atasını ziyarete gittiğinde Anıtkabir özel defterine yazdıkları ve sergilediği seviyesi artık bütün Türk milletinin dilinde. Tek başına bırakılsa, kurulu bir düzen halinde orta büyüklükte bir mahalle marketi kendisine teslim edilse, kuvvetle muhtemel altı aya kalmadan iflas ettirecektir.

Resmiyette/görünürde ekonomi profesörüdür. Boşbakan iken bile ekonomiye dair yaptığı yorumlar “inanılamaz” görülmüştür. İçimizdeki İsrail’in basın ve medyası, milleti şoka sokan değerlendirmelerinin durmaksızın tekrar edeceğini bildiğinden, aşırı dikkatli davranmıştır ama o, canlı yayınlarda da aynı vasıfsızlığı ile herkesi şaşkına çevirmiştir. Ekonomi haricindeki konularda da akıl almaz gafları ile meşhurdur. Ülkede, aldığı ekonomik kararlar ile bir anda büyük bir ekonomik kriz de çıkartmıştır. Türkiye’nin resmi boşbakanı olarak yabancı erkek devlet adamları ile görüşürken, istediği şartları kabul ettiremediğinde, kadınsız tavırlar sergilediği, hatta muhatabının bacakları dahil bedeni ile kendi ellerini temasa geçirdiği dahi sık sık iddia edilmiştir. ABD başkanı Clinton’ın Tansu’yu tenha bir köşeye çektiği iddiası da ilk anda sarsıcı ve iç acıtıcı gelse de, iddia sahipleri dikkate alınması gereken kişilerdir.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Deniz Baykal…

Sabetaycı gizli Yahudi. AKPKK’nin tek başına iktidara getirilmesinde gizli Ermeni Devlet Bahçeli kadar etkili biri. Baykal, AKPKK’nin kritik isimlerinden Sabetaycı Bülent Arınç ile de akraba. CIA, Soros, MOSSAD, İçimizdeki İsrail dahil herkesle bağlantılı. Tansu Çiller gibi onun da derhal derya kadar suçlama ile yargılanması icap ediyor. Hiçbir sıradışı kabiliyeti, hüneri ve bilgi birikimi yok. Enerji bakanı iken bile ülkeyi enerji krizine soktu ve silinip gitmesi gerekirdi. İçimizdeki İsrail’in, Atatürkçülük adı altında kurduğu hain rejimde, paralel devlet teşkilatı halinde kolladığı, muteber gösterdiği biri. Gerçek bir Türk basın ve medyası olsaydı, siyasi hayatı yarım saatte bitirilebilirdi. Üzerine geçen onlarca sene boyunca Türkiye’ye ihanet etmesi önlenebilirdi. AKPKK eli ile işlenmiş bütün suçların dünyada, ahirette sorumluluğu da Baykal’ın üzerinde.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Bülent Ecevit…

Karısı gibi kendisi de Sabetaycı gizli Yahudi. Karısının gerçek adı Rahşan değil Raşel. Bırakın koca memleketi, tek başına bırakıldığında ciddi bir devlet kurumunu bile yönetecek vasıfta biri değildi. İçimizdeki İsrail+Masonluk+CIA marifeti ile parlatıldı, iktidara getirildi ve hep popüler kalması sağlandı. Son zamanlarında çok yönden rahatsızlıklar yaşadı. Huysuzlaştı, itaatsiz oldu, günü gününü tutmaz oldu ve onlarca sene onu oynatan güç odaklarının gözünden bakınca “bir çuval inciri berbat eden adam”a dönüştü. Onlar tarafından yıkıldı. Kullanıldı ve atıldı. Bunda karısı Raşel’in huysuz, öfkeli, hesapsız tavırları da etkili oldu. Devlet yönetimi de şairliği kadar berbattı. Çıkarttığı aflarla, yüz binlerce masumun daha canı yandı. İktidarda iken devlet tarifi bile zor ekonomik sıkıntılar yaşadı. Türkiye için çok kritik olan çok mühim olan meselelerde Masonlardan, içimizdeki İsrail ile CIA’dan talimat almadan hiçbir şey konuşmadı ve hiçbir adım atmadı. Kıbrıs Barış Harekatı’nı bile onların talimatı ile hazırladı ve çok iyi rol yaptı. Siyonizm ve CIA, Yunanistan’da darbe yapan ve halk desteği de bulan cuntacıları devirmek ve Yunanistan’ın başına yine CIA’ya çalışan kadroları getirmek istiyordu ve Türkiye’nin başına getirdikleri Bülent’i kullanmaktan hiç geri durmadılar, Kıbrıs üzerinden cuntacıların imajını yıkmayı halk desteğini kırmaya başladılar. Ecevit’in ihanetlerini özetle anlatmaya bile onlarca saat gerekir.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Alparslan Türkeş…

Kripto Yahudi. Aslen Kayseri Yahudilerinden. Muzırlıkları sebebi ile Osmanlı’nın son zamanı Kıbrıs’a sürgün edilen, içimizdeki İsrail mensubu bir ailenin ferdi. CIA piyonu. Pentagon yetiştirmesi. Hususiyle, Siyonizmin ve CIA’nın komünizm karşıtı mücadelesinde Türkçülük akımını kullanmayı seçmesi ile, bu yolda kullanıldı. Onun Pentagon’da bu minvalde gizli eğitimler aldığı sırada, ABD’nin dünyanın dört bir yanından antikomünist mücadele için eğittiği insan sayısı 800 bini bulmuştu. Siyonizm çok sıkışıp paniklediğinde, Türkiye de çevre ülkeler gibi komünizme kaymasın diye Sabetaycı gizli Yahudi Adnan Menderes’i İslamcı lider rolüne büründürmüş ve hızla İslami serbestlik vererek komünizm akımının karşısına çıkartmıştı. Bunu bir zaruret olarak yaptılar ve aslında çok riskli gördüler. Komünizme karşı mücadele güçlenmiş ve Türkiye’de biraz da nefeslenmiş, rahatlamışlardı ve sonrasında komünizmin karşısına Türkçülük akımı ile çıktılar. Kendi adamları olan Sabetaycı gizli Yahudi Menderes’i deviriken kullandıkları kadro arasında Türkeş de vardı. Bu proje çerçevesinde kullanılan çok sayıda kripto Yahudiden biridir gerçek adının Alparslan Türkeş olup olmadığı hala kesinleştirilememiş olan bu şahıs… Oğlu Tuğrul Türkeş de aynı güç odakları tarafından Siyonizmin ve CIA’nın AKPKK’sinde bakan yapılmıştı. Millet uyanmasın diye de CIA’nın adamı gizli Ermeni Devlet Bahçeli ile sözde atışmış da bu sebeple çaresiz kalarak baba ocağından ayrılmış ve AKPKK’ye gelmiş rolü oynamıştı. Akademi Dergisi olarak gerçek kimliğini, niyetini ifşa ettik, bağlantılarını da iyice ifşa edecektik ki panikle geri çektiler.

Neden geri çekildiğini koca memlekette hala kimse anlayamadı. Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı, Boşbakan yardımcısı, hükumet sözcüsü Sabetaycı gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’un onunla aynı anda neden aniden geri çekildiğini ve ta Turizm bakanlığına getirildiğini… Doğan Medya denilen ve resmiyette gizli Yahudi Aydın Doğan üzerinde gösterilen içimizdeki İsrail’in kurumsal medyasının neden aniden resmiyette el değiştirdiğini… CIA’nın AKPKK projesinin en kritik ailelerinden Karay Yahudisi Ülker ve Sabetaycı Yahudi Şahenklere neler olduğunu, bunları neden panik sardığını… Genel başkanı Meral Akşener’in bile Sabetaycı gizli Yahudi olduğu İYİ Parti projesinin etkili isimlerinden Kripto Yahudi Ümit Özdağ’ın hiç olmadık bir anda neden ansızın geri çekildiğini kimsenin anlayamadığı gibi…

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Mesut Yılmaz…

Konuşmalarının arasında durup düşündüğü anlara reklam koymak mümkün olan, aşırı gergin ve iç hesaplı şekilde, endişeli tarzda ancak konuşabilen… ADL, JDL, Bilderberg dahil Siyonizmin hemen bütün teşkilatları ile iletişimi ve işbirliği olan… Boşbakan iken resmi yurt dışı ziyaretlerinde bile kumar oynayan, bir seferinde çıkan kavgada mafya babasının birinin attığı kafa ile burnu kırılan ve derhal vatana ihanet dahil onlarca vahim suçlama ile tutuklu yargılanması gereken bir gizli Ermenidir.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Uğur Dündar…

O gün o programına çıkarttığı herkesin gerçek kimliğini, bağlantılarını, hedeflerini detayları ile bilen ama kendisi de onlardan olan bir kripto Yahudidir. Bu haline rağmen hayatı boyunca Türklük, Atatürkçülük, Türkiye vurgulu eylem ve söylemleri ile aslında sinsi surette ve militan seviyede Türk/Türkiye düşmanlığı yapmıştır/yapmaktadır. Siyonizm, ortadoğuda işgalleri kırk yıldır yapamayınca, Büyük İsrail projesi gerçekleşmeyince, yeni bir strateji olarak AKPKK projesi ile ılımlı İslamlı T.C. projesini devreye alınca, AKPKK ve el Kaide, el Nusra, IŞİD üzerinden bölgeyi mahvetmeyi ve sonra işgal etmeyi planlayınca, ülkedeki gizli iktidarlarının yıkılacağını düşünerek buna uymamış, kendisi gibi buna uymayan kripto Yahudi arkadaşları ile, başta da kripto Yahudiler Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan ile birlikte, resmiyette Sabetaycı gizli Yahudi Burak Akbay’ın üzerine gösterdikleri Sözcü gazetesinde yoluna devam etmiştir. Gizli kameralı özel ekiplerle birlikte, öğretmenleri ile birlikte Cuma namazına giden orta okul öğrencilerini takip ettirip sözde haber yapması hep hafızalardadır. Başörtüsü aleyhinde, milletimizin Müslümanca yaşama mücadelesi aleyhinde mücadelesi, yalanlarla, büyük suç kapsamında yaptığı sözde haberleri ve sözde açık oturumları hep hafızalardadır.

Hala vatana, millete ihanet suçlarını işlemeye devam ettiği Sözcü’de “Sınıfta namaz” şeklinde manşetler attırmaktadır. Sicili çok bozuktur. Yalan haberlerden, kumpas kurmaktan, haber mühendisliklerinden dolayı çok cezalar almıştır. Aydın Doğan medyası denilen paralel devlet teşkilatının, ihanetler de dahil on binlerce vahim suçunun gönüllü suç ortağıdır. CIA’nın kontrolünden kurtulmuş bir Türkiye’de, gerçekten Türk hukuk sistemi denilebilecek bir sistemin onu da tutuklamadan bir gün bile dışarıda gezdirmesine ihtimal vermek mümkün değildir. En büyük maskeleri, kendileri gibi kripto Yahudi olan Adıtürk adına ihanet ve terörle kurdukları hukuksuz, katliamcı ve hükümsüz rejimleridir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu görüntüden çok rahatsızız!

Hiç olmamış. Çok cinsiyetçi bir tavır olmuş. Neden kadınlar hala kenar köşelerde?

Orada, ortada bir kadın başkan… Kadın başkanın bir yanında sakalsız, bıyıksız bir erkek… Diğer yanında bir transeksüel… Onun da yanında bir eşcinsel… Öbür yanda da yarı çıplak bir manken gibi giyinmiş bir misyoner falan olmalıymış. Nedir bu böyle, yobazca bir şey olmamış mı? Hani eşitlik, hani cinsiyetçilikten ve homofobik tavırlardan uzak medeni bir duruş? Yakışıyor mu Türkiye’mize?

Biz şimdi kadrosu tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermeni dolu olan Oda TV karşısında… Sahibi Burak Akbay ve yazarlarından Uğur Dündar, Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan bile gizli Yahudi olan Sözcü gazetesi karşısında… İçleri tıkabasa çift kimlikli hain dolu olan Evrensel, Birgün ve benzerlerinin karşısında… İçimizdeki İsrail’in kurumsal gazeteleri olan Hürriyet, Milliyet, Vatan gibi gazetelerin ve bunların çok aydın kadrolarının karşısında… Sabetaycı gizli Yahudi olup Haldun Dormen’in oğlu ile “mecbur kalarak” evlenen Ayşe Arman Dormen karşısında mahcup mu olacağız? Bunları fonlayan, destekleyen, arkalayan AB ve ABD karşısında, onların da arkasındaki güç olan Siyonistler, masonlar karşısında mahcup mu olacağız? Milletimizi bu derece mahcup düşürmeye kimin ne hakkı var? Diyanet İşleri Başkanı FETÖ’cü Ali Erbaş olursa, bizi böyle mahcup düşürür. Değiştirilsin derhal…

İstemeyiz, neyse çağdaş yaşam dedikleri şey, icabı, yapılsın, mahcup olmayalım. Nikahsız sevgilisi ile gittiği restoranın erkekler tuvaletine geçip nasıl zina ettiğini maharet gibi yazısında anlatan ve azılı Türk/İslam düşmanı olan Ayşe Arman kadar çağdaş olalım. Yıkılmış, bitmiş, acınacak haldeki Avrupa milletleri kadar çağdaş olalım. Şimdilerde bir de “cinsiyetçi kelimeler” diye bir şeyler uydurdu Ayşe Arman, ona bu akılları hangi güç odakları veriyorsa onlar kadar çağdaş olalım. Katolik din adamlarının sıfatlarına bile bakılamıyor ya, onları o hale dönüştüren Masonlar kadar, uluslar arası Siyonist teşkilatların başındakiler kadar modern olalım, güncel olalım…

Diyanet başkanı kadın olmalı, kadınlar camileri basmalı, hususiyle alımlı genç kızlar camileri şenlendirmeli. Genç erkeler de camilere daha çok alaka gösterirler, öyle değil mi? Kadınlar mihraba geçmeli, kadınlar erkeklere A9 TV’deki gibi sohbetler vermeli. Rujlar, dudaklar, kaşlar, kirpikler, çekici vücut hatları ve bunları belli eden tarzda tesettür kıyafeletleri, Tekbir giyimin dillere destan tesettür kıyafetleri, ateizm, deizm, sembolizm, selefilik, IŞİD ve Nurettin Yıldız zihniyeti, mezhep inkarcılığı falan yayılmalı, önü açılmalı bunların…

Bakın Suudi Amerika bile bizi geçti. Kaçıncı yüzyıldayız biz kardeşim. Adamlar çağdaşlaşmak istiyorlar, kime ne? “Demokrasi var ülkede, kim karışır?” diyeceğim ama yok… Varsın olmasın, ne olacak? Masonlar, Siyonistler, CIA ve MOSSAD ne emir verirse, anında uyguluyorlar. Çok açık fikirli, çağdaşlaşmaya çok müsait insanlar, öyle geçiş süreci falan da yok ha, hemen, hiç durmadan uygulamaya konuyor en radikal çağdaşlaşma projeleri bile… Biz niye onlar kadar çağdaş olamıyoruz? Demek ki basınımıza derhal beş ya da on Ayşe Arman takviyesi gerekiyor. Sahi, Ayşe Arman uzaktan uzağa vuracağına, neden Diyanet reisesi yapılmıyor? Af ederiniz reise dedim, cinsiyetçi bir kelime oldu. Kadın da olsa reis demeliydim.

Bu çağdaşlık hamlelerine direnen gerici ve yobaz Sünni cemaat ve tarikatlara devlet gücü ile operasyon yapılmalı. Ne oldu o şeyler beklediğimiz o Tügva, Türgev, Maarif Vakfı, İnsan ve Bilim Vakfı, Gönüllü Teşekküller Vakfı ve benzerleri? Bu nedenle kurulmadılar mı? Çok umutluyduk onlardan şu çağdaşlaşma mücadelemizde, beklenen randımanı vermediler mi? “Ne kadar duman, o kadar randıman” diyen ve derinlerin her emrini yerine getiren sahte Javs’a gitsek, kuvvetli nefesi ile bir okuyup üfürmez mi? Ne oldu Turan Kıratlı, Nurettin Akman, Avukat Zeki Çalışkan, Avukat Hayrullah Karadeniz, ne oldu Şevket Tandoğan? Böyle kıymetli insanlara devletimizin her türlü imkanını, istihbarat gücü de dahil olmak üzere seferber etmeliyiz. Zaten Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı olan Numan Kurtulmuş’un bile Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu çağdaşlık düşmanları fark ettiler, ifşa edip geri çektirdiler. Bir de bu derneklerimiz ve adamlarımız ifşa olursa, çok zorlanırız. Her türlü destek ve koruma sağlanmalı bunlara…

Erdoğan gerici tarikatlar karşısında duvara çarpmış gibi susmuştu, hiç iyi olmamıştı. Yeniden mezhepsizlik ve güncelleme çağrıları yapmalı. Susacak ne var? Ülkede demokrasi var, kimse karşı duramaz bizim çağdaşlaşma projelerimize… Tamam, tıka basa gizli Ermeni, gizli Yahudi, Mason ve misyoner dolu olan hatta sembol isimlerinden Türkan Saylan bile kripto Ermeni ve gizli bir misyoner olan Çağdaş Yaşamı Destekleme derneği de var ülkemizde ama Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden bu çağdaşlaşma mücadelesini vermek daha etkili olacaktır. Bu arada, Sözcü gazetesinin Sabetaycı yazarlarından Emin Çölaşan’ın karısı Sabetaycı Tansel Çölaşan’ın başında bulunduğu Atatürkçü Düşünce Derneği ile de oturulup konuşulmalı. Bu projeleri sadece AKP’nin projeleri gibi görmemeleri, fikir farklılıkları varsa da bu çağdaşlaşma projelerine destek vermeleri ya da en azından, AKP’ye olan düşmanlıkları nedeni ile bu projelere set olmamaları istenmeli.

Mehmet Fahri Sertkaya

İsim isim anlatıyoruz;Merhum Kemal Kacar’a kastedenlerle, Akademi Dergisi’ne savaş açanlar, yasaklandığı şeklinde yazı yayanlar, aynı suç örgütü:AKPKK…

 ahmet arif denizolgun, akademi dergisi, akpkk'nin gerçek yüzü, cemaat, götürgev, izinli mi, kemal kacar, mossad, nurettin akman, süleyman hilmi tunahan, süleymanlılar, tarikat, tugva,

CIA bağlantılı olduğu afişe olan, yerli ve yabancı çok sayıda basın kuruluşunda ismi CIA casusu olarak geçen Nurettin Akman, çevresinde büyük oranda Sabetaycı gizli Yahudiler ve Masonlar bulunan, Amerika ve İsrail ile acayip bir dostluğu olan ve kendisi de Sabetaycı Yahudi olan Adnan Oktar’ın, Masonik logolu A9 TV’sine sorun görmeden konuşurken görülüyor.

İsim isim anlatıyoruz, okuyun…

Akademi Dergisi, mafya babaları ile, ”kurşun manyağı” yapılmak ile, içeri tıkılmak ile, yakınları/akrabaları ile tehdit edilmişti. Kemal Kacar merhumu ilaçlarla delirtmek isteyenler ile Akademi’nin yasaklandığı pususunu kuranlar, aynı kişiler.

Hiçbir Süleymancı, AK Partili olamaz ve Akademi’ye karşı da olamaz. Çünkü;

➥ Akademi’nin yasaklandığı pususunu AKPKK+MİT+CIA ortak şekilde kurdu. Kimleri kullandılar biliyor musunuz? Merkez yeni yasaklamaları neden e-posta ile dağıtmıyor, biliyor musunuz? İsim isim anlatıyoruz, okuyun…

Akademi Dergisi, şu anda sekizinci senesinde ve sekiz sene boyunca hiç bir zaman cemaat yönetimi tarafından yasaklanmadı. Hiçbir zaman dava da edilmedi. Sekiz sene boyunca, özellikle de son dört senedir, abartısız onlarca kere, merkezimiz tarafından yasaklandığı iftirası atıldı, sahte yazılar dolaştırıldı. Bunun on binlerce farklı şahidi var.

2016 yılında, merhum büyüğümüz Arif Ahmet Denizolgun’un alemi değiştiği gün ve sonrasındaki haftalar, aylar boyunca, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün Müslüman görünümlü münafık ve adi militanları, aslında daha doğru ifade ile bu militanlar üzerinden CIA, yolumuza karşı adice pusular kurdu ve bu dengeler arasında Akademi Dergisi de bunlara karşı vazifesini yaptı.

Bu sürecin devamında, merkezimizden çıkan gerçek ve genel bir sosyal medya yasaklaması metni, bunlar tarafından fırsata çevrildi ve metnin üzerinde oynayıp, aslında bulunmadığı halde oraya Akademi Dergisi hesaplarını parantez açarak ekleyip, sonra bunu mail yolu ile bölge sekreteryalarımızın yaklaşık yarısına gönderdiler, diğer yarısına ise, güncel mail adreslerini bilmedikleri, ellerinde olmadığı için gönderemediler. Yasaklama metinleri zaten e-posta ile dağılırdı ve bunlar herkesten önce davranıp, teknik bir hile ile, sanki merkez sekreteryanın o herkesin bildiği mail adresinden çıkmış gibi görünen, e-postalar gönderdiler. Öyle bir manzara oluştu ki, yurt içinde bazı illerde gerçek metin, bazılarında ise oynanmış bu sahte metin okundu. Çünkü ellerine ulaşan mail, tam anlamı ile merkez sekreteryamızdan çıkmış gibi görünüyordu. Yurt dışında da bazı bölgelerde, içinde Akademi’den bahsedilmeyen gerçek metin, bazı bölgelerde de Akademi eklenmiş sahte metin okundu. Tam bir kaos ortamı oluştu.

Bu, elektronik hileden başka bir şey değildi. İçinde, parantez açılarak Akademi Dergisi’nin yasaklandığı iddiası eklenen sahte metnin, merkezden hiçbir zaman çıkmadığını, sonraki süreçte biz binbir türlü izah ve ispat ettik. Zaten bu sene, yaklaşık bir ay kadar önce çıkan yeni yazılı sosyal medya yasaklaması, ilk defa olarak mail sistemi ile dağıtılmadı, elden ve imzalı şekilde dağıtıldı ve sistemimize bir daha böyle bir sızma ihtimali de bertaraf edildi. Metnin/evrakın üzerine en dikkat çekici şekilde “Kesinlikle e-posta sistemi ile dağıtılmayacaktır!” notu eklendi.

Bu adice davranışı geçen sene yapanlar, çoktan, kimisi yirmi küsur sene önce, kimisi on küsur sene önce Süleymancılar cemaatinden pis işlere bulaşmaya başladıkları için kovulmuş olup da ortak nokta olarak yoluna AKPKK suç örgütü ile devam eden kişiler. Bunlardan biri, Avukat Zeki Çalışkan…

Cemaatimizde bir zamanlar idareci kadro arasında bulunan Zeki Çalışkan’ı, bu pusularından sonra uzun uzun anlattık. En son, sahte yasaklama pusuları da Akademi’yi durdurmayınca, çaresiz kalıp, birlikte pis işler çevirdikleri mafya babaları ile, karanlık çetelerle, bizi “kurşun manyağı” yapmakla bile tehdit ederek Akademi Dergisi’ni durdurmaya çalıştı. Sonra yine de gerekli karşılığı verdik ve kaç aydır varlık bile gösteremiyor. Bütün bu sürece on binlerce kişi doğrudan yada dolaylı olarak şahit oldu.

Bir diğeri, cemaatimizi AKPKK suç, terör ve ihanet örgütü ile yakınlaştırmak için dinimizi ve yolumuzu/değerlerimizi en adice malzeme eden, üstazımız adına bile kasten yalan sözler uyduran, on milyonlarca müslümanı ve gelecek nesilleri kandırmaya teşebbüs etmekten çekinmeyen ve sonraki sesli ve yazılı yayınlarımızda bir hiçe dönüştürdüğümüz, tesirini/zararını kırdığımız, Haber 7 ve habervaktim com gibi fitne yuvalarının yazarı, çirkin yüzünü aleme gösterdiğimiz Şevket Tandoğan…

Diğeri, AKPKK’nin bir zamanlar Ankara sorumlusu olan, sonra bir devlet kurumunun başına getirilen Nurettin Akman… Nurettin Akman da Zeki ve Şevket ve diğer bazıları gibi, yıllarca cemaatimiz içinde üst idareciler arasında bulunmuş bir kişi. İçimizi, sistemimizi çok iyi bilenlerden. Akman, merhum büyüğümüz Kemal Kacar bey ağabeyimize kasten akıl sağlığını bozucu ilaçlar verip delirtmek isteyen kişi. Avrupa idarecisi idi o zamanlar ve bu teşebbüsü de AKPKK ve CIA için yapmıştı. Bu niyetle kullandığı Adanalı profesörü de herkes bilir ve o da sağdır. Bunu o zaman denediler çünkü, o zamanlar AKPKK kurulacak iken, bu Siyonist ihanet projesine mani olmak için çırpınanlardan biriydi merhum idarecimiz Kemal Kacar…

Basit bir CIA piyonu olmaktan başka hiçbir hüneri olmayan Tayyip Erdoğan’a çok yakın olan kişilerden biri Nurettin Akman… Akman’ın kızının nikahında şahitlerden biri, çok uzun zaman önce Süleymancılar cemaatinden kovulmuş olan sucukçu Tayyip Erdoğan’dı… Hani Elif Et ve Sucuk firmasında muhasebe müdürü olan, eşek etinden sucuk yapıp satarlar iken suç üstü olan, 1986 yılında fotoğrafı ile birlikte, Sabetaycı Yahudi Ilıcakların Tercüman gazetesine manşet haber olan Tayyip Erdoğan…

Nurettin Akman daha sonra ciddi şekilde deşifre olmuş birisi. Bu kadronun hepsi CIA’nın piyonu oldular ama Akman’ın CIA bağlantısı, dünya ve Türkiye basınında açıkça yer aldı. Arama motoruna “Ak parti CIA Nurettin Akman’ yazarak siz de bunları kısa sürede bulabilirsiniz.

Yine Akademi Dergisi’ne, ‘Cemaatimizin yönetimini ele geçirme’ teşebbüsleri sırasında kendilerine çok ama çok büyük darbeler vurduğu için kin ve nefretle ve büyük suç kapsamında bir eylemle bu tuzağı kuran bu ekibin içinde CIA ile, MİT ile, AKPKK ile, GÖTÜRGEV ile, TUGVA ile, Gönüllü Teşekküller Vakfı ile, İçimizdekiİsrail ile bağlantılı kişilerden, birçoğu kullanıldı. Şimdi aynı ekip hala bir fırsat bulsalar, cemaatimizin yönetimini ele geçirip AKPKK, GÖTÜRGEV ve TUGVA üzerinden CIA’ya bağlayacaklar. Burada tekrar etmeye imkan/yer yok. Biz bu şahısları, dernek ve vakıf görünümlü suç merkezlerini, niyetlerini, taktiklerini, bağlantılarını çok geniş şekilde, açıkça isimler vererek anlattık ve en nihayet gerçek patronlarının, emir aldıkları kişilerin, Süleymancılar cemaatine Tayyip ile beraber hukuksuz şekilde devlet müdahalesi yapmaya çabalarken, Tayyip ile bir araya gelip son kararları aldıkları günün ertesi sabahı, tıbben ve bilimsel olarak nasıl öldüğü izah edilemeyecek surette ölen Mustafa Koç ve ülkemizdeki diğer kripto Yahudi patronlar üzerinden Siyonizm, CIA ve MOSSAD olduğunu anlattık.

Şu kadar isimler vererek, açıkça anlatarak duyurduğumuz halde, yolumuza karşı nelere teşebbüs edildiğini ve Akademi’nin nelere mani olduğunu anlatıp durduğumuz halde, “Akademi’nin yasaklandığı metin sahte, merkez sekreteryadan bunu doğrulamak beş on dakikalık iş” deyip durduğumuz halde, merkezimizin de Akademi’yi harcamayan duruşu net olduğu halde, hala ısrarla Akademi Dergisi’nin yasaklandığını iddia eden her kim varsa, bizim davamızla, yolumuzla alakası yoktur. 

Sekiz senelik tarihimiz/geçmişimiz boyunca, bizden rahatsız olan bir tek gerçek Süleymanlı görmedik. Merkezimiz de hiçbir zaman rahatsız olmadı. Biz gerçek Süleymanlıların hepsinden sürekli olarak hayır dua aldık, alıyoruz.

Söz konusu bu pusudan sonra, AKPKK organize terör örgütünün, uzun zamandır elinde adeta ‘maymuna’ çevirdiği, en rezil hallere düşürdüğü, tepe tepe kullandığı ve merhum büyüğümüz Arif Ahmet Denizolgun’un sık sık açıkça münafık dediği Cübbeli Ahmet Hoca denilen lüzumsuz herifle yaşanan sıkıntının neticesini de cümle alem gördü. Bu herife dair anlattığımız her şeyin gerçek olduğunu, kendi cemaatinden onlarca kişi basın ve medyada anlattı, bu da görüldü. Bir seneyi çoktan geçti, hala merkezimizin bizi dava ettiği iftirasını ispat edecek bu rezil herif… ‘Ya ispat edersin, ya çıkar özür dilersin, ya da şerefsizin tekisin” dedik durduk da oralı bile olmadı. Hala bu iftira ve fitne videosu resmi Youtube kanalında duruyor. Açıkça o videonun başında, ortasında, sonunda, her yerinde yalan söylüyor ve bir de üste çıkıp bize hakaretler, iftiralar savuruyor.

Elinde salladığı o şikayet dilekçesinin (ki hiçbir zaman adliyeye teslim edilemedi) merhum büyüğümüzün tensibi ile hazırlandığını da ispat edecek. Cübbeli gibi rezil bir herifi o hallere düşürenlerden, eline o dilekçeyi verenlerden ve kendi başına işler çevirip kendini merkezimizin avukatı olarak gösterenlerden sözde Süleymanlı avukat Salih Torun ve Ömer Çiğil’in gerçek yüzünü de, yaptıkları bu işin arkasında duramayışlarını da, telefonlarımızı kapatıp kapatıp kaçışlarını da, kaç kişinin hayatını mahvetmiş olduklarını da, kardeşlerimizden olan insanların canlarını nasıl acımasızca yakmış olduklarını da, haklarındaki zimmete para geçirme, yargıyı ve müvekkillerini aldatma dahil vahim çok sayıda iddiayı da, mağdur ettikleri kişileri bile açık kimlikleri ile sesli konuşturarak ispat etmişiz. Arama motorunda bu fitneyi körükleyen bu avukatların isimlerininin yanına Akademi Dergisi yazıp aratarak, yazılı, sesli, videolu yayınlarımızı bulabilirsiniz.

CIA ve AKPKK’si, cemaatimiz/merkezimiz ve Akademi Dergisi ile girdiği bu kapışmada, özelikle Akademi’nin yayınlarının bazıları, çok kritik anlarda ülke gündemine oturunca ve sarsıcı tesir oluşturunca, perişan oldular, söz konusu bu yazılı, sesli, videolu yayınlarımızı panik hali ile her yerden kaldırtmak için, Boşbakanlık kurumuna bile defalarca vahim suçlar işlettiler, emir eri yaptıkları sözde savcı ve hakimler ile üst üste skandallara imza atmak zorunda kaldılar. Bu hukuksuzluklara yaptığımız itirazların dilekçeleri de bir seneyi geçmiş olduğu halde sümen altı ediliyor, işleme alınmıyor. Şurası da çok mühimdir ki Akademi Dergisi, çok büyük bir dikkat ve gayretle, yedi sene boyunca bu çevrelerle böyle bir kapışma içerisine girmemeye çabaladığı halde merkez tarafından yazıldığı iddia edilen sahte metinde, bu hususa dikkat çekilmiş, herkesle tabiri caizse kavga ettiğimiz iftirası atılmıştı. Oysa o sahte yasaklama pususundan sonra Akademi Dergisi, yaptığı ikazlara verilen alaycı, artist, zorba karşılıkların ardından “inceldiği yerden kopsun” diyerek bu organize suç, terör ve ihanet örgütü ile böyle bir mücadeleye girdi, yine de merkezimizin bize açtığı bir dava falan yok. Olduğunu iddia edenlere “takip numarası” sorun, verebilirlerse, olmayan şikayetin takip nosunu, bize aktarın, bakalım.

Bütün bunlar bile kendini Süleymanlı olarak tanımlayan bazı adi karakterli münafık pislik heriflere hiçbir şey anlatmıyor/anlatmayacak. Bunlar haklı olsalar, bizim şu anda bile şu restimize, iddialarımıza karşılık, merkezimizin bir rahatsızlığı olması, hukuki yollara gitmesi, “Karışıklık olmuş, biz gerçekten yasakladık” demesi gerekir ve istese merkezimizin bizi bitirmesi iki günlük iştir ama merkezimiz her zaman Akademi Dergisi’nin arkasında durdu, tasdik eden tavırlar sergiledi ve şimdi de sergileyeceği kesin olduğu halde, söz konusu bu sözde Süleymancı özde münafık güruh, hem kendilerini Süleymanlı olarak tanımlamaya devam edip, hem Akademi hakkında atıp tutabilecekler.

Daha önce defalarca söyledik, bütün bunları görerek hala Akademi’ye hasımlık eden, yasaklandığını iddia eden her kim varsa, şu güzelliklerden, şu ilimlerden, şu duruşumuzdan tesirlenmeyen her kim varsa, münafık olduğuna, vicdansız, iz’ansız, insafsız, duygusuz, iki ayaklı taş, hatta Allahsız olduğuna emin olup tedbir alabilirsiniz. Her an size de her şeyi yaparlar. Böyleleri öz evlatlarının bile kuyusunu kazarlar. Yeter ki menfaatleri onu gerektirsin.

Bunların bu kadar zamandır bize yaptığını, bir Müslümana, bir gayr-i müslim bile yapmaz. Düşman/gavur bile yapmaz.

Bakın hiçbir Müslüman demiyoruz, hala insan kalmış olan hiçbir insan, bu şartlarda bunların yaptığını yapamaz. Merhum büyüğümüz de bu sözde Süleymanlıları, on yıldan fazla süre önce, işte bu nedenle toptan kovdu ve ‘Şu yolda içtiğiniz çorbalar bile haram olsun’ buyurdu. 

Bir kişinin, sadece birinin gittiğini, yolunu ayırdığını bile görmedik. Üzerlerine bile alınmadılar. Oralı bile olmadılar. Hala AKPKK ile nezih cemaatimizi bir arada anmaya devam ettiler. Hala gerçek Süleymanlılara, değerlerimizi dillerine dolayarak, merkezimizi alet ederek sıkıntılar çıkartmaya devam ettiler, ediyorlar.

Hala merkez sekreteryadan söz konusu yasaklama metninin aslını istemek yerine, beş on dakikada bu AKPKK+CIA+Mafya ortak pususunu bozmak yerine ‘Akademi Dergisi’ yasaklandı demeye devam eden şerefsiz kere şerefsiz idarecileriniz kaldıysa, onları da silin defterinizden ve münasip şekilde merkeze bildirin bunları. Hatta bize bildirin öncelikle… Bakın büyük harflerle yazıyoruz ki BİZİM KONUMUMUZ, SİZİN İDARECİLERİNİZİN ÜZERİNDE, ÇOK ÜZERİNDE…

Her hangi birinize, Akademi’yi takip ettiğiniz için sıkıntı çıkartacak bir idareci olursa da bize bildirin. Çekinmeyin, isminizi gizli tutar, gereğini yaparız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi 

Etiketler: akademi dergisiakp’nin gerçek yüzüciacübbeli ahmet hocagötürgevkemal kacarmehmet fahri sertkayamossadnurettin akmanömer çiğilrecep tayyip erdoğansalih torunsüleymancılartugva