Etiket arşivi: MOSSAD

Zamanı geldi

Sınırlarımızda içeri doğru atılan füzeleri/roketleri Tayyip’in ve çetesinin oralardaki teröristleri atıyorlar. Onları MİT, CIA, MI6, MOSSAD ortak şekilde organize ve sevk ediyorlar. Ankara hükumeti, daha önce de batıdan ve İsrail’den aldığı talimatlarla bu gibi adilikleri, ihanetleri yapmıştı. Şimdi yeniden yapıyor.

Hatta daha önce, sınır dışından atıldığı iddia edilen roketlerin menzilinin o kadar olmadığı ve bölgedeki askeri üssümüzden sivil vatandaşlarımızın üzerine atıldığı, roketlerin askeri üs yönünden geldiğini vatandaşlarımızın gördüğü, doğruladığı ispat edilmişti. Buna rağmen bile gereken soruşturmalar ve yargılamalar yapılmamıştı. Gizli Hristiyan ve batı casusu Hakan Fidan’ın gizlice yapılan ses kaydı gerçekti, montaj değildi. 17/25 Aralık sürecindeki bu gibi kayıtların gerçek oldukları türlü türlü ispat edildi. O hain Hakan Fidan “Geçiririm üç beş adamı sınırdan öteye, attırırım bu tarafa doğru birkaç roket. Bundan kolay ne var” mealinde gerçekten konuştu. O güne kadar ihanetleri bitmek bilmemişti, o günden beri de ihanetleri hız kesmedi, devam ediyor. Binbir türlü yalanları, iftiraları, mahkemelere müdahaleleri, cinayetleri, katliamları, teröristlerle ortaklıkları, kara paracılıkları, ihanetleri, peşkeşleri somut şekilde meydanda olan hain bir güruh, şimdi güya teröre karşı askeri operasyon yapacakmış.

TBMM bile hala tıka basa gizli Ermeni ve gizli Yahudi teröristlerle doluyken, onlara bile müdahale edilmemişken, Türkiye içindeki on binlerce terörist hala devlet kurumlarında sözde memurken, amirken… Güya terörü bitirmek için Suriye’ye askeri operasyon yapılacakmış. Suriye’yi teröristlerle dolduranlar zaten AKPKK, ABD, İsrail, İngiltere ve bilinen diğer müttefikleri… Şimdi sözde terör karşıtı operasyonu isteyenler de bunlar. Hala emirlerindeki teröristlere attırdıkları roketlerle topraklarımızı, insanlarımızı hedef almakta olanlar da bunlar. Çok sayıda terörist taraf/örgüt de bu danışıklı dövüşün içinde…

Ankara hükumetinin somut/görülür şekilde de devrilmesinin ve yardım/yataklık yapan kişilerle, kesimlerle birlikte yargılanmasının, TBMM’nin tamamen kapatılmasının, sözde vekillerin tamamının toplanıp alınmasının zamanı geldi. Hiç kimse uyumayacak. Bu çatışma yükselecek, üzerimize düşenleri yapacağız, bu paralel devleti çökerteceğiz.

Resmi kurum ve kuruluşların başına konulmuş hainlerin haince emirlerine itaat edilmeyecek. Genel kurmay kadrosunun emirlerine de itaat edilmeyecek. Aynı paralel devletin mensupları olan hakim ve savcıların emirlerine ve kararlarına da itaat edilmeyecek. Ordu hatta devlet otoritesi açıkça ikiye bölünecek olsa bile asla itaat edilmeyecek. Silahlı iç çatışmalardan kaçınılmayacak. Zaten bu duruşumuz dünya siyasetini/dengelerini açıkça ikiye bölecek. Hemen sonrasında zaten ne ABD, ne İngiltere, ne AB, ne İsrail kalacak… Sona geldik, Türk asrı değil, Türk çağı olacak. Numaradan Türklük değil, hakiki Türklük ve Müslümanlık olacak.

Bütün vatanseverlere ölmeyi değil, öldürmeyi emir ediyorum. Yapılacak daha çok hizmetlerimiz, mücadelelerimiz olacak. Dünyanın her yerine aydınlığı, kurtuluşu, adaleti, ahlakı, huzuru, insan haklarını götüreceğiz. Çok büyük hadiseler daha yeni başlıyor. Bizden kimse ölmeyecek, tuzağa çekilmeyecek, ihanetlere kurban olmayacak. Gerekli her durumda her vatansever tereddüt etmeden tetiğini çekecek, çektirecek. Önce kendi emniyetini ve emrindeki gerçek Türklerin, vatanına ihanet etmeyen askerlerin ve memurların emniyetini sağlayacak. Hain hangi makamda ve rütbede olursa olsun yok edilmekten çekinilmeyecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yaa işte böyle…

Keser döner, sap döner, gün gelir adaletin kılıcı adamı keser…

Dünya genelinde, omikron varyantını ilk tespit eden şu sözde doktor Coetzee gibi yargılanacak on binlerce sözde doktor var. Bunlar, baştan beri yalanlar söylediler, organ kaçakçılığı bile yapan hükumetlere hizmet ettiler. Cinayetlere, katliamlara ve kara para işlerine ortak oldular. İnsanlığa karşı işlenmiş türlü suçlara, idamlık suçlara ortak oldular. Şimdi “Tehdit edilmiştim” demekle bu yargılamalardan ve ağır cezalardan kurtulamazlar.

Sözde Türk basın ve medyasının bu kadını haber yapmasına da dikkat edilmeli. Korona oyunları meydana çıkmasın diye neleri neleri senelerdir görmezden geldiler, toplum üzerinde büyük bir korku ve baskı havası oluşturdular ama bu kadını görmezden gelmeyip haber yapanları çok. Çünkü bu kadın, onların da mensubu olduğu sistemin bir başka mensubu… Bunlar hep aynı yolun yolcusu… Ankebut Ağının önünü zaten bu konuda sert şekilde kestik ve korona oyunlarını kaldırıp attık. Onlarca hükumet kısa süre içinde birbiriyle organize şekilde korona oyunlarının arka planındaki bu kara para işlerinden tavizler vermeye başladı. Artık bu gibi sözde doktorların hareket sahası da kalmadı. Beklemedikleri şekilde sahada dengeler bir anda aleyhlerine döndü. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Onu ve onun gibileri böyle oyunlarla temize çıkartmak istemeleri, beklenen bir şey ama bizler dikkatli olmalıyız. Asla taviz vermeyeceğiz. Oldu bittilere izin vermeyeceğiz. Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, korona yalanlarıyla insanlık düşmanlığı sergileyenler, milyonlarca insanın ölmesine ve milyarlarca insanın maddi/manevi zararlar görmesine sebep olanlar, asla cezasız kalmayacaklar.

Sorarlar böylelerine “Az samimi ol, muhataplarını ahmak yerine koyma, bu itirafı yapmak için neden bu günü bekledin?” diye… Yine “Sana daha çok Avrupadaki siyasetçiler ve bilim adamları, hastalığın olduğundan çok daha kötüymüş gibi göründüğünü söylemen için baskı yaptılarsa şimdi çık onların isimlerini tek tek say… Ya da insanlığı ahmak yerine koyma” derler.

Türkiye’deki sözde Türk basın ve medyasında baştan beri bu konularda suç ortaklığı yapan binlercesi de yargılanacaklar. O sözde doktorlar Özlem Türeci ve Uğur Şahin bile yargılanacak. Sözde aşıların dayatılması kısmında vazife alan insanlık düşmanları da yargılanacaklar. Sözde bilim kurullarının üyeleri de yargılanacaklar. Ölüme sebep olacağını baştan beri bildikleri halde yanlış ilaçları yüksek adette kullandıran sözde uzmanlar ve bilim heyetleri de yargılanacaklar. Bunları pohpohlayan, ödüllendiren, meydan veren, destek veren siyasetçiler, holding patronları, sözde gazeteci ve televizyon programcıları, sözde bilim adamları, sözde STK’ler bile yargılanacaklar. Hemen bakılacak, masonlar mı, resmen mason olmasa da masonlar tarafından yönlendirilen kişiler mi… Yahudiler mi… Satanistler mi… CIA ya da MOSSAD bağlantılı kişiler mi… Ya da bilinen o diğer kara paracı ve organcı devletlerin gizli servisleriyle bağlantılılar mı… Bütün insanlığa karşı bu derece şeytanca bir organizasyonun içinde, hiç vicdani sıkıntı duymadan faaliyet sergileyecek iç dünyasına, bu kişileri nasıl kabullenişler, nasıl bir teşkilat getirmiş, bu kısma da en başta bakılacak. Dünya üzerinde bir tek mason locası bırakılmayacak. Bir tek mason üstadı cezasız bırakılmayacak. Avrupanın, ABD’nin gerçek yüzü en net şekilde insanlığın gözleri önüne serilecek. Dünyanın en önde gelen ve itibarlı yayın kuruluşları olarak kabullendirilmiş mason yuvaları da mahkeme kararlarıyla yok edilecekler. Dünya insalığı yahudi/mason/satanist avına çıkacak.

Afrika kıtasındaki bazı devletlerin başkanları, en başından beri korona oyunlarına karşı halklarını korumak için dimdik durdular ve bunlardan bazıları CIA tarafından vuruldular, öldürüldüler. Bunları da bütün insanlık, canlı yayınlanan yargılamalar sırasında somut delillerini ve şahitlerini/itirafçılarını izleyerek, görerek öğrenecek. Bu insanlık düşmanı Ankebut Ağı, ona bağlı mason ve satanist hükumetler, gizli servisler, mafyalar bu dünyadan temizlenecek.

Bunları görebiliyorum, bunlara çok çok az kaldı…

Dünya tarihinin başka hiçbir devrinde bu derece şeytanlıkların, bu seviyede insanlık düşmanlığının ve kötülüklerin bu derece organize ve yaygın şekilde uygulandığı bir devir olmadı. Tarihin en karanlık devri, yani bu Deccal devri artık bitecek. Kan ve gözyaşı artık dinecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

.

Ruslar Tayyip’i her yerde dinliyorlar

Ruslar Tayyip’i her yerde dinliyorlar

Tayyip’in kullandığı makam araçlarında dinleme yapmak, konum belirlemek, görüntü almak, vücut sağlığına dair bilgiler toplamak için kullanılan sistemler var. Bunların bir kısmı aracın zaten bilinen özellikleri gibi dururken, aslında art niyetle ve kullanıcı izni olmadan açılıp casuslukta kullanılan sistemler/özellikler… Cep telefonundaki kamera ve mikrofonun kullanıcı izni olmadan açılmasıyla casusluk yapılması gibi bir vaziyet var. Aynı mantık…

Bir kısmı ise aracın elektronik kontrol sistemleri için araç içinde belirli yerlerden geçirilen kablolar arasına sıkıştırılan mikrofonlar ve sinyal yayıcılar.

Üstelik bunlar jammer sistemlerine de takılmıyorlar. Bunların sinyallerini/haberleşmesini jammer tabir edilen sinyal kesiciler kesemiyorlar.

Bu araçların çoğunun içinden sadece ses değil, görüntü de alınabiliyor. Hatta aracın etrafının görüntüleri de alınabiliyor. İçindeki önemli kişinin vücut ısısı bilgisini, vücut hareketleri üzerinden gerginlik durumunu da alabiliyorlar.

Aklı başında herkesin makam arabalarına çok daha dikkat etmesi gerekiyor. Hususiyle de Mercedes’in zırhlı makam arabalarını kullanmayı hemen bırakması ya da bunların içinde iken hiçbir önemli mesele konuşmaması gerekiyor.

Ya da imkan bulabilenlerin bu araçların elektronik aksamının tamamını söküp çöpe atıp sonra kendi mühendislerine güvenilir şekilde yenisini yaptırması gerekiyor. Pahalıya gelip zaman alacak da olsa, yapılabilecek ve yapılması gereken bir şey bu…

Mercedes marka zırhlı makam arabaları sayesinde elde edilen ses ve görüntü dosyaları CIA’ya, BND’ye ve MOSSAD’a da gidiyor. Bunun haricinde Ruslar, Tayyip’i makam arabasında, makam odasında ve özel odalarında dinleyip izlerken MİT’in başındaki büyükbaş hain Hakan Fidan’ı ve Doğu Perinçek’i de kullanıyorlar. Yani bu kadar casusluk sistemine, aracına rağmen, üstüne bu kişiler üzerinden ek böcekler/cihazlar da mümkün olan her yere yerleştiriliyor.

Rusların casusluk yoluyla elde ettiği konuşmaları Zaharova bile dinliyor.

Ayrıca CIA, bu tür arabaları kullanan büyük patronları ve holdinglerin üst yöneticilerini dinleyerek de bu güne kadar çok kritik bilgiler elde etti, bu gün de elde ediyor. Bu sayede de dünya borsalarında çok büyük yönlendirmeler yapıp çok büyük paralar kazandı, kazanıyor. Ve de rahatsız olduğu şirketlere/patronlara darbeler vurdu, vuruyor. Bu yolla da pek çok ülkeyi ekonomik saldırılara maruz bırakıyor.

Bu konuda somut delilleri dünya üzerindeki pek çok devletin, bakanlıkların, muhtelif resmi kurumların ve ayrıca çok yüksek sayıdaki milletler arası şirketlerin hemen elde edebilmesi mümkün… Dünya üzerinde kullanımda olan Mercedes marka makam arabalarının tamamında değil ama büyük kısmında bu casusluk sistemleri, ses ve görüntü çalma teknikleri var. Sivil ve tarafsız kuruluşları ve uzmanları araya sokarak dünyadaki binlerce taraf (Mercedes müşterisi) bu iddiaları hemen somut şekilde gözler önüne çıkartabilir. Çıkartmalılar ve davalar da açmalılar. Hak ettikleri kadar sert şekilde hesap sorulmalı.

Rusların TC’nin Cumhurbaşkanını bile bu kadar ileri seviyede dinlemeleri ise apayrı ve devasa bir skandal. Buna da gereken karşılıklar hemen verilmeli.

Mercedes marka makam arabalarının çoğu modellerinde kullanılan elektronik sistemler, kasten dış müdahaleye açık şekilde kuruluyor/yerleştiriliyor.

Bu elektronik kontrol sistemlerine dışarıdan müdahale edilerek şoförün bütün dikkatine ve hatasızlığına rağmen bir anda kaza yaşanması sağlanabiliyor. Bu, uçakların pilotlarının hiçbir hata yapmadığı halde elektronik sistemin devreye girerek, olmadık bir yerde olmadık bir müdahale yapması neticesinde kaza yaşamalarına benziyor.

Mercedes’in çoğu modelinde, aracın dışından yapılan elektromanyetik darbe neticesinde dişli sistemlerin kilitlenmesi dahi yaşanabiliyor. Firma bu gibi açık kapıları, bilerek açık bırakıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Böyle giderse sonu intihar

Cüneyt Özdemir, ne kadar büyük ve taşınmaz bir metafizik musallat altında olduğunu fark edemiyor mu? Anlıyor, kabulleniyor da bir çıkış yolu mu bulamıyor?

MİT’in, CIA’nın ve MOSSAD’ın üçünden de hem medyumlarla hem büyülerle ve sürekli olarak devam eden ağır saldırılara daha ne kadar dayanabilir.

Pekiyi, bu gizli servislerin Cüneyt Özdemir’den istediği nedir? Bu kararlı ve ısrarlı ve gayet teknik düşmanlığın asıl sebebi nedir?

Mehmet Fahri Sertkaya

Yıllardır sık tekrarla yazdım ki 17/25 Aralık operasyonlarını CIA yaptırdı.

İtaatten çıkan Tayyip’i ve AKPKK isimli organize suç, terör ve ihanet örgütünü ayara çekmek için, diğer bir piyonları olan cemaati ya da şu sıralardaki adı ile FETÖ’yü kullandılar. Bu yolsuzluk operasyonlarından önce aslında Reyhanlı dahil, pekçok şeyi yapıp Tayyip’in ve çetesinin gözünü korkutmak ve ayara çekmek istediler.

17 Aralık yolsuzluk operasyonu ile birlikte Tayyip’in o havası birden kayboldu, neye uğradığını şaşırdı. Operasyonun son anlarında, kendisini ve çetesini tamamen bitirmemeleri için Şeytan’ın Konseyi’ne yalvardı. ABD devlet sistemi ellerinde oyuncak olmuş ve Obama bile kendi piyonları olan Şeytan’ın Konseyi de Tayyip’i bitirmek yerine, bir müddet daha kullanmak yolunu tercih etti.


İşte bundan sonrasında, her türlü insanlık dışı kara para işinde çok yüksek tecrübeye ulaşmış ve bu insanlık dışı işlerde devlet gücümüzü bile kullanmalarına imkan sağlamış AKPKK projelerini ve Tayyip’i hemen harcamak yerine, itaate döndürmek, kara para işlerine hız kesmeden devam etmek yolunu tuttular. Bunun için, Tayyip’in ve AKPKK’nin ülkenin başında kalması şarttı ama AKPKK’nin ve Tayyip’in ülkenin başında kalması için de bozulan imajlarının yeniden düzeltilmesi şarttı.


Şeytan’ın Konseyi’nin de talimatı, oluru ve destekleri ile Tayyip’in haklı, mazlum, kahraman göründüğü, Tayyip’i ayara çekmekte kullandıkları FETÖ’nün hain, suçlu, darbeci, katliamcı, dış mihraklara çalışan bir suç örgütü göründüğü orta oyunları oynanmaya başladı. AKPKK ve FETÖ isimli iki kukla teşkilatın üst isimlerinin bilgisi dahilinde, danışıklı dövüşmeler yaşandı. Sonra, planları gereği bu oyunlarda da iyice ileri gittiler ve ilerleyen süreçte 15 Temmuz darbe tiyatrosunu sergilediler.


Zaten Fethullah Gülen de Şeytan’ın Konseyi’nin emrinde olup gizli Ermeni ve gizli Yahudi karışık bir soydan gelen ama Hıristiyan yanı ağır basan bir basit piyondan başka bir şey değildi. İki piyonlarını arka plandan anlaştırdılar, barıştırdılar ama bu Türk milleti ve dünya insanlığı orta oyunlarını izlemeye, seyirci kalmaya devam etti. Bu süreçte Tayyip ile Gülen defalarca gizlice telefon görüşmesi bile yaptı.

Hep beraberce sergiledikleri kanlı darbe tiyatrosu vesilesi ile öncelikli olarak Tayyip’in elinin ve imajının, eskiden olduğu gibi güçlenmesini istediler. Aynı anda devlet sistemi içindeki gerçek Müslüman ve vatansever kişilerin topluca temizlenmesini de istediler. Bu öylesine haince bir plandı ki mensubu bulunduğum Süleymanlılar cemaatinin devlet kademelerindeki ve ordudaki mensupları bile ilerleyen süreçte topluca yerlerinden edilecek ve hatta cemaatimiz dağıtılıp yok edilecekti. Yazmıştım, bu planlarında kullandıkları Mustafa Koç’u öldürmüş ve o kadar ileri gitmelerine izin vermemiştik.


Bunların, AKPKK üzerinden Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapmak istemesinin sebebi, İslam’ın ve Müslümanların önünü gerçekten açmak değil, BOP projesi kapsamında Ortadoğu ülkelerinin üstü örtülü işgalinde “İslam Cumhuriyeti Türkiye” kartını ve “Halife Erdoğan” kartını kullanmaktı. Ortadoğu işgalini askeri güçle yapamıyorlar ve bu yolla işgal üzerinde çok kafa yoruyorlardı. Böyle bir plan, henüz AKPKK resmen kurulmamışken bile vardı.

Bu planlarının, Türkiye’nin İslami bir devlet görüntüsüne büründürülmesi ve Türkiye üzerinden çok sayıda Ortadoğu ülkesinin BOP çerçevesinde işgal edilmesi planlarının uygulanması sırasında, istemedikleri çok yüksek sayıda sıkıntı oldu. İçimizdeki İsrail’i oluşturan klikler bile bu plana tam itaat etmedi. İçimizdeki İsrail’in içinde çatışmalar çıktı. Bu iç çatışmalar çok sayıda tartışmalı hadisenin yaşanmasını sağladı. Bunları on senedir anlatıyorum. Lakin istemedikleri ve sıkıntı gördükleri bir gelişme de cemaat içindeki yüksek sayıda insanın, gerçekten dindarlaşmasıydı.


Gülen cemaati ya da nam-ı diğer FETÖ içinde yer alsalar ve bu cemaatin hatta Said-i Nursi’nin bile baştan itibaren bir Yahudi-Haçlı tuzağı olduğunu bilmeseler de gerçekten dindar bir hayat yaşamaya, ilim öğrenmeye, vatan, devlet, millet, ümmet, insanlık, gelecek nesiller için güzel şeyler yapmaya başlayanlar vardı. Sayıları da iyice artıyordu ve oyundan düşürülmeliydiler. CIA, MOSSAD, MI6, MİT, AKPKK, FETÖ işbirliği ile gerçekleştirilen kanlı 15 Temmuz tiyatrosunun bir hedefi de bu Müslüman/vatansever temizliği idi. Bunca masum tesettürlü ev hanımınına bu kadar acımasızca muamele edip başörtülerini bile indirerek erkek personelin kameralardan izlediği ceza evlerinde tutmaları, daha türlü işkenceler yapmaları ama Ayşe öğretmen gibi terör sevicilerini tahliye etmeleri ve hatta kahramanlaştırmaları hep bu yüzden… Bunlar ne Türkler, ne Müslümanlar. Bunlar danışıklı dövüşte kullanılan hain piyonlar.

İşte Reyhanlı saldırısı, geniş çerçeveden bakılınca böyle dengelerin içinde yapılmış bir “gözdağı” saldırısıydı.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

▪️ Cem Karaca ve Barış Manço kardeşti

Barış Manço ile Cem Karaca, baba bir anne ayrı kardeşlerdi. Bunu da bütün Türkiye’den sakladılar, gerçek kökenlerinin gizli Yahudilik ve gizli Ermenilik olduğunu sakladıkları gibi…

Cem Karaca’nın Almanya’da olduğu yıllarda senelerce yanında kaldığı ev arkadaşı İbrahim Hızlı bu gerçeği Cem Karaca’nın ağzından duyup aktardı. Kaleme aldığı özel bir mektupta da yazdı.

Cem Karaca’nın eşi İlkim Karaca ise iddiayı şu sözlerle doğruladı: “Evet, Cem bana Barış Manço’nun ağabeyi olduğundan bahsetti.”

Bu bilgiler birkaç sene evvel basında da yer buldu. Yine de hala milletimizin çoğu duymadı. Cem Karaca’nın FETÖ’ye katılması, Barış Manço’nun FETÖ’ye katılması ve sonraki konuşmaları, yapılan organizyonlar/paneller, kurulan dernekler ve vakıflar hep bir oyundu. Çok büyük bir oyundu. Uluslar arası çapta bir misyonerlik faaliyeti idi, içinde gizli Yahudiler, gizli Ermeniler, Masonlar, Siyonistler, CIA ve MOSSAD başta olmak üzere gizli servisler vardı ve ayrıca İslam alet edilerek oluşturulan bu teşekkül, Yahudilerin, Siyonistlerin siyasi hedefleri doğrultusunda da kullanılıyordu. Aslında sonradan Fethullah Gülen’e sempati duymaya başlayıveren, onu destekleyen çıkışlar sergileyen gazetecilerin, yazarların, sanatçıların, sporcuların, siyasetçilerin nerede ise hepsi en baştan Gülen’ci olup, bu ihanet çarkını kurup sonradan görünürde dahil olan kişilerdi. Türkiye ayağında en merkezde Alarko, Üzeyir Garih, Sezen Aksu’nun babası Sami Yıldırım gibi kişiler ve MİT’in hain bir kanadının adamları da vardı. Sabetayist Caner Taslaman’ın karısı Feryal’in kripto Yahudi ailesi olan Kalkavanlar dahil yüzlerce kripto Yahudi ve kripto Ermeni aile bu ihanet sarmalının en baştan beri içindeydiler. Hepsi kirli ve büyük suç kapsamında bir oyunu oynadılar. Bunların nerede ise hiç biri şu son süreçte zarar görmediler. İfadeye bile gitmediler. Mallarını bile kaybetmediler. Olan kandırılan alt tabakadaki Müslüman Türklere oldu, oluyor. FETÖ diye bir şey yok, hiçbir zaman olmadı, İçimizdeki İsrail var…

Mehmet Fahri Sertkaya

Estetik Güzeli yine devreye alındı

Rusya Yahudisi kökenli mafya lideri, organize suç örgütü lideri, katil, dolandırıcı, hırsız, fitneci, yalancı, ahlaksız muzır varlık Sedat Peker, yine kafayı bize taktı.

Aslında geçen seferki tavrımızdan sonra öfkeden kudurmuştu. Elinden bir şey gelmiyordu, bir hiç olduğunu iyice gözler önüne sermiştik. Ona “Şimdilik sus” demişlerdi. Şimdi ise “Ortamı germek istiyoruz, haydi sen de konuş” dediler. Talimat Erdoğan’dan geldi ama kendisi gibi Rusya Yahudisi kökenli olan Solomon Soysuz üzerinden iletildi. Attılar önüne kemiği, hırlatıyorlar bu iti….

Bizi sıkı takip ede ede onun da üslubu/tabirleri epeyi bizden etkilenmiş. Bu bir yana da “Art niyetli insanlar” dediği kişiler; gizli Yahudilerin, gizli Ermenilerin, Masonların, Ankebut Ağı’nın, Siyonizmin, CIA’nın, MOSSAD’ın Türkiye üzerine yaptığı planları bozan bizleriz.

Çok güldük…
Vatan, memleket, namus, ahlak, cihad gibi meselelerde söz bu ite, namussuza, ahlaksıza, gariban milletin malına çöken ve canına kıyan pislik herife kalmışsa, vay bu ülkenin haline… İşte meydan, işte biz… İnsinler meydana, önce birbirlerine kırdıracağız, sonra inip hepsini ezeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Soldakini biliyorsunuz…

11 yıl Suudi Amerika’da şekle sokulduktan sonra Türkiye’ye gelip burada Selefi/Vehhabi itikadını ve aksiyonunu yaymakla görevlendirilen basit bir CIA piyonu…

BOP projesi ile eş zamanlı olarak Türkiye’de Müslümanları dönüştürmekle görevli bir insan şeytanı. Arkasına nerede ise devlet gücü verilmiş, yeri geldiğinde TC’nin Adalet Bakanı onun avukatlığına verilmiş bir proje o… Hepiniz biliyorsunuz Nurettin Yıldız’ı ve hakkında daha önce neler yazdığımı, herkesi dava edip durduğu halde beni senelerdir teğet geçtiğini…

Sağdakini de bilenler çoktur ama resmi anlatımı biliyorlardır. Sağdaki IHH başkanı Bülent Yıldırım. Dinsizin tekidir. Hiçbir şeye inanmaz. Paraya, şöhrete, kadına, nefsine tapar, başka değer tanımaz. Irkı Mısır kökenlidir. Zaten dikkatli gözlerden kaçmaz, buna bakan bir dikkatli kişi “Mısırlı, Hindistanlı olabilir” der. Hiç Türkiyeli gibi görünmez.

Büyük bir sahtekar ve numaracıdır. Ağır durmaya çalışır, korkağın tekidir. Sübyancıdır. Erkek çocuklarını kirletir.

Hem CIA hem de MOSSAD ile irtibatlıdır. IHH’yı Bülent Yıldırım’ın yönettiğini zan edenler, çok yanılır.

Mehmet Fahri Sertkaya

FETÖ Militanı Fatih Tezcan…

Sözde Gülen ile CIA’nın işbirliğini gözler önüne seren Fatih Tezcan, herkesten çok FETÖ’nün militanıydı.

Fethullah Gülen’in gizli Ermeni ve Hıristiyan olduğunu en başında beri bildiği halde, çevresindeki pek çok gizli Hıristiyanla birlike bu terör ve ihanet örgütüne mensup oldu. Müslüman millet kandırılırken o, en başından beri neyin ne olduğunu bilerek bu terör ve ihanet örgütüne yardım ve yataklık etti.

İçinde bulunduğu gizli Hıristiyan cemaatinden pek çok kişiyi FETÖ’ye dahil etti. Bunlardan bazılarını alıp Fethullah Gülen’in huzuruna götürdü. Orada, numarayı bırakarak, kendileri olarak konuşmalar yaptılar. FETÖ için yıllarca binbir türlü suç işledi. Şu ülkedeki en gerçek ve en büyük FETÖ’cülerden biri Fatih Tezcan’dır. Daha önce sık sık yazdığım gibi, “FETÖ operasyonları” denilen operasyonlar aslında Türk/Müslüman temizliğidir. Bunları planlarken Tayyip ve Gülen de birbirleri ile telefonda görüştüler. Bu kısmın detayları için bu gruptaki geçmiş yayınlara bakılabilir.

Baştan beri çok ahlaksız biridir Fatih Tezcan… Çok para vurdu ama hiç para tutmadı. Hep kısa sürede harcadı. Kaç kere, kaç kişi ile zina ettiğini, kaç kötü mekan eskittiğini kendisi biliyor mudur, bilmem… İnsan doğdu, bir yaşa kadar insan kaldı, bu doğru ama hayatının hiçbir döneminde Müslüman olmadı. Tam bir sahtekardı, münafıktı, hala da öyle… Bir bakın, sadece son beş senede bile kaç tezatı bir arada savunuyor.

Fatih’i ve nereden fırladığını çözecekseniz, yolunuz İHH’ya düşmeli. Yıllardır gür sesle bağırıyorum ki İHH bir CIA projesidir. Bunu bunca sene basın/yayın yolu ile iddia ederim de kimse kaşrıma çıkıp “Dur bakalım, delilin nedir, iftira etme. İHH tertemiz bir insani yardım kuruluşudur” demez. Kimse hukuk yoluna gitmez, gidemez.

Bu kısımları da daha önce yazmıştım, hızlı geçiyorum. Takılanlar olursa şu avukat Zeki Çalışkan’a sorsunlar. Zeki, İHH’nın kurucularından biridir. Sonradan arayı açtı biraz. O zamanlardan Fatih Tezcan’ı da bilir. Beraber çok para kaldırdılar, çok… Zeki daha sonra profesyonelleşti. Şimdilerde ise kendini aştı. UKİD’i kurdu, oradan kendi gibi gizli Hıristiyanlarla birlikte Müslümanları soyuyor, paraları hem yiyor hem de gizli Hıristiyan cemaatine aktarıyor. Onlar da milletimize ihanette kullanıyorlar. Misyonerliğe de aktarıyorlar. Evet, evet… Müslümanlar, İslami bir teşkilat diye İHH’ya, UKİD’e, Türgev’e, Tügva’ya ve benzeri onlarcasına ayni ve nakdi yardımda bulunuyor, yetmiyor çok sayıda belediye ve kamu kurumu da bunları fonluyor ve o paralar Türk/İslam düşmanlığına harcanıyor. Çünkü hepsi içimizdeki İsrail üzerinden CIA’ya ve MOSSAD’a, onlar üzerinden Ankebut Ağı’nı yöneten konseylere bağlı kuruluşlar…

İsterseniz Fatih Tezcan ile Zeki Çalışkan’ın ikisini birden karşıma bir canlı yayında çıkartın, yanlarına bir de İHH’nın başındaki insan şeytanı vatan haini Bülent Yıldırım’ı alın, hiç olmadı bunlarla aramda bir konferans telefon görüşmesi sağlayın, kayıt da yapıp saniyesini kesmeden paylaşın, ben bütün bunları ispat edeyim. Sonra bütün Müslümanlar dinlesin İHH ne imiş, AKPKK ne imiş, meydanlarda “Müslümanım” diye boy gösterip her meselede rüzgar gülü misali dönüp duranlar kimlermiş, görsünler, bilsinler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şimdilik kimlerin neler yaptığını gözlemleyeceğim

Şimdilik duyduğum her iddiayı paylaşmayacağım ve kimlerin neler yaptığını gözlemleyeceğim. Buraları okuyan savcı ve hakimlerin, basın mensuplarının ve sair devlet yetkililerinin tavırlarını gözlemleyeceğim. Hiç biri bir şey yapmazsa hatta bir de devlet gücümüz yine doğruların, iyiliğin, güzelliğin peşinde olan bizlerin üzerine yönlendirilirse, işte o gün dünyayı yıkacağım. Bunun bir işareti olsun diye bu şahsın fotosunu paylaştım. Anlaması icap edenler bu şahsın kim olduğunu da, benim neden burada paylaştığımı da, neleri anlatabileceğimi de anlarlar.

Mesele sadece yasa dışı organ nakli meselesi değil. Benim bile kulağıma gelen iddialara göre, bildiğimiz kıyım yapıyorlar. Allahsızca bir sistemleri var. Sadece Yakın Doğu Üniversitesi Hastahanesinde binlerce mevta var.

Siyonizmin, Masonluğun, içimizdeki İsrail’in, içimizdeki Ermenistan’ın, Misyonerlerin, Haçlıların, Tapınakçıların ve dolayısı ile onların projesi olan AKPKK’nin bütün kara para işleri, bütün karanlık işleri tek bir elden organize ediliyor. O en merkeze şimdilik girmiyorum ama ara yollar ABD’de CIA’ya, İsrail’de MOSSAD’a, Türkiye’de MİT’in hain bir kanadına ve başka devlet kurumlarına, bakanlıklarına çıktığı gibi daha pek çok ülkeye de çıkıyor. Ülkemizde bütün bu pis işler, vatan haini alçak herif Tayyip bir piyon olarak bunlar tarafından kullanılabildiği için rahatça yapılabiliyor.

Yetimhanelerdeki masum çocuklardan, hastahaneye tedavi için giden herhangi bir TC vatandaşına kadar, askerlik için birliğine teslim olmuş herhangi bir ere kadar, parklarda oyun oynayan herhangi bir çocuğa kadar herkes ama herkes her türlü tehdidin atlında… İşte görüyorsunuz, milletten isyan çığlıkları yükselirken bunlar inadına son kalan fabrikaları satıyor, organ kaçakçılarının işini kolaylaştıracak kanunlar çıkartıyor, kasten zinayı, nikahsız yaşamayı, ibneliği, AİDS’i, haram gıdayı, domuz etini ve yağını yayıyor ve kasten tarımı, hayvancılığı iyice bitiriyor, kasten millet hasta olsun istiyor, her yere özel hastahaneleri de kendileri açıyorlar. Sessiz kalmayın, şu şartlarda sessiz ve tepkisiz kalmak vatana, millete, dine, ümmete, insanlığa ihanettir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

KKTC Yakın Doğu Üniversite Hastahanesi

Bu gördüğünüz Yakın Doğu Üniv. hastahanesidir ki KKTC’dedir. IŞİD ve Nusra’nın patronlarından ve onlar gibi organ kaçakçısı olan Tayyip bu Y.D. Ü. Hastahanesini kendi açmış, öve öve bitirememişti.

Bu hastahanenin, uluslar arası organ kaçakçılığında kullanılmak için açıldığı ve o güne kadar binlerce, evet maalesef binlerce insanın orada organları için öldürülüp parça parça edildiği 2014 yılında Türk basınında da yer bulmuştu ve enteresan şekilde hiç tartışılamadan üstü örtülmüştü. Oysa bu parçalananların büyük bir kısmının kaçırılan çocuklar ya da kimsesiz kalmış çocuklar olduğu anlaşılmıştı. Yine her türlü pis işte olduğu gibi bu işte de AKPKK, Tayyip, içimizdeki İsrail’in adamları, patronları, büroratları, hukukçuları ve basın/medya patronları ve ayrıca CIA ile MOSSAD el ele, kol kola idi. İçimizdeki Ermenistan’ı da unutmamak lazım.

Bana iddiaları aktaranların söylediğine göre, bu BOP’çu, Tapınakçı, Mason, Haçlı güruhu artığı Allahsızlar ittifakı, insanlıktan çıkmış adi sefil mahluklar, insanları insandan saymayan kripto Yahudiler ve kripto Ermeniler, 2014 yılından sonra burada, yani Yakın Doğu Üniversitesi Üniversitesi Hastanesi gibi gösterilen insan mezbahasında iş görememişler. Başka mekanlar aramışlar. Gözden daha uzak, nüfus yoğunluğu ve şehirleşmesi nispeten daha az, buna rağmen hava limanı olan ve bir de bununla birlikte kriz bölgesi olan ve kolayca insan ve çocuk kaçırılan Suriye’ye de yakın olan bir yer arayarak Diyarbakır’ı seçmişler. İddia doğru ise Memorial grubu, sırf bu nedenle 35 milyon doları tutmuş Diyarbakır’da bu hastahaneye gömmüş. Üstü hastahane, altı insan mezbahası…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi