Kategori arşivi: BİLİM

Nohut hakkında acil kamu spotu

Nohutun insanlar tarafından neden yenilmemesi gerektiğini halk dilinde anlatan kamu spotları Türkiye’de hiç vakit kaybedilmeden yayınlanmalı. 

Nohut Anadolu’da binlerce yıldır yetişen, yetiştirilen ve Anadolu’dan dünyanın muhtelif bölgelerine yayıldığı değerlendirilen bir bitki. Lakin geçmiş bin yıllarda hatta geçmiş asırlarda insanların çoğu nohutu yemediler, hayvanlarına yedirdiler. Tıpkı yulaf gibi…

Nohut aslında hayvanların yemesi için uygun olan vahşi bir bitki türü. İçinde çok değişik zehirli bir yapısı mevcut. Nohut aslında yumuşaması için değil, söz konusu zehirlerini salması/bırakması için suda bekletilir ve suyu ile yemek de yapılmaz, dökülür. Bu işlem zehrini bir miktar azaltır. Bir miktarı da pişerken azalır. Yine de içindeki zehri tamamen yok olmaz.

İnsanların epeyi bir kısmının nohut yedikten sonra şişkinlik yaşaması, derin düşünceli bir hale girmesi, fazlasıyla sakinleşmesi hatta uyuşması sebepsiz değil. En çok da nohut yiyen çocukların halleri hiç normal değil. Uydurma bilim psikiyatri, muhtemelen bu bilimsel gerçeği de bilmeyerek ya da görmezden gelerek, çok çok yüksek sayıda çocuğa onlarca farklı hastalık teşhisinde bulunmuştur, bulunuyordur ve daha çocuk yaşlarda bile onların hayatlarını mahvediyordur. Daha çok çocuklarda olmak üzere, insanlarda görülen bazı davranış bozukluklarının arka planı, nohutun muhteviyatındaki zehirli kısımla da bağlantılı/ilgili. Nohut yiyen insanlarda hormon dengesi hızla değişmeye başlar. İnsandan insana değişmekle beraber, nohut yiyen hemen her insanda, hormon dengesinin değişmesi neticesinde az ya da çok düşünce ve davranış değişiklikleri olur. Evet, nohut yenildiğinde insanların beyin faaliyetleri de az ya da çok normalin dışına çıkar. 

Protein oranının yüksek olması, doyurucu olması, ucuza temin edilebilmesi gibi nedenlerle insanlara sürekli tavsiye edilen nohutun besin değerleri aslında insanlar için değil, çok odacıklı mide yapısına sahip ve geviş getiren hayvanlar için uygun. Bu hayvanlara bile seyrek ve az miktarda yedirilmeli. Hiç yedirilmemesi ise en doğru tercih olur. Çünkü meselenin bir başka yönü daha var. Günümüzdeki nohutlar ile geçmiştekiler aynı değiller. Günümüzdeki çoğu nohut cinsleri üzerinde genetik müdahaleler olduğu da çok açık. 

Gıda güvenliği, Milli Güvenlik Kurulunda sürekli gündem olması gereken bir güvenlik meselesi. Son on yıllarda Türkiye’de insanlar yulafa ve insan fıtratına uygun olmayan başka bitkilere de yönlendirildi. Bu konuda, Londra merkezli insanlık düşmanı sistem tarafından yönlendirildikleri bilinen gıda firmalarının da akademisyenlerin de yayıncı kuruluşların ve şahısların da çok yoğun yönlendirmeleri oldu, oluyor. Buna rağmen insanlar yulaf yemekte pek istekli olmuyorlar. Çünkü tabii yapımız, hususiyetlerimiz bile bu türlü bitkilerin iyi gelmeyeceğini bize bir şekilde hissettiriyor, uzak durmaya sevk ediyor. Yulaf da hep hayvan yemi olarak yetiştirildi ve böyle yapılması isabetli idi. 

Türkiye’de, Ankebut Ağının mensubu olmayan, insanlığa karşı düşmanca duygular beslemeyen, satanistleşmemiş, masonlukla bağı olmayan hakiki bilim adamları derhal bu konularda bilimsel çalışmalar yapmalılar. Neticelerini hiç gecikmeden insanlarımıza duyurmalılar. Sonuçlar kamu spotu olarak ve halk dilinde kısaca anlatılmalı. İnsanlarımızın nohut, yulaf ve “insanların yemesi için uygun olmayan” benzeri diğer bitkilerden uzak durması sağlanmalı. Ankebut Ağı, bilimsel olarak “sorunlu” olduğu çoktan meydana çıkartılmış olan türlü bitkilerin, dünyanın muhtelif yerlerinde yenilmesi için sinsi oyunlar çeviriyor. Bu gibi sorunlar sadece bir Türklerin sorunu değil ve dünya üzerine organize bir faaliyetle, organize yönlendirmelerle bu işler çevriliyor. Başka ülkelerde başka “sorunlu” bitkileri yiyen insan toplulukları da farkında olmadan zihni, ruhi bir yönlendirmeye maruz kalıyorlar. Araplar, Hindistanlılar, İranlılar ve Afganlar da nohuttan öncelikle uzak durması gereken topluluklar. “Nohutun yaygın ve sık olarak yenildiği coğrafyalarda insan toplululuklarının ortak davranış tarzları, genetik ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere bütün tıbbi sorunlarına dair bilimsel tetkikler, analizler. Ayrıca bu sorunların mali, siyasi ve askeri dengelere tesiri” başlığı ile çalışmalar yapılması, insanlığın en öncelikli meselelerinden biri olmalı.

Ben bu konuların uzmanı değilim. Bilgim, idrak seviyem ve kabiliyetlerim dahilinde, sınırlı seviyede bu konuya dikkatleri çektim. Bu hususta söylenmesi gereken daha fazla sarsıcı gerçeği de hiç kimseden çekinmeden hakiki bilim adamları söylemeli. Hem de hiç vakit kaybetmeden…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Çölleri yeşillendirmenin “temel” tekniği

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Vaktim dar ama yettiği kadar sorularına cevaplar vereceğim ve sana çölleri nasıl yeşillendireceğinin “temel” kısmını anlatacağım.

Sonra da yazışmayı tek taraflı olarak Telegram’daki resmi Akademi Dergisi hesabına yönlendireceğim.

Dün de öyle yaptım ama en çok da bu proje yazışmaları sansürleniyor. Üstelik dünyanın iyileşmesini, güzelleşmesini, geçimin kolaylaşmasını, insanlığın maddi ve manevi refaha ulaşmasını en çok da o İblis istemiyor. Bu nedenle de durmaksızın insanlardan ve cinlerden olan büyücülerine bu konularda büyüler yaptırıyor.

Yağmur misali büyüler yağıyor insanlığın üzerine, bu gibi konular açıkça, en anlaşılır şekilde anlatılsa bile anlamasınlar diye… Anlamışlarsa, düşünceleri yönlendirilsin, kararları bozulsun, yine de bu işlerden uzak dursunlar diye.

Ben dünkü kısma bir şekilde ulaşamamış olanlar da vardır diye, o kısmı özet geçeceğim şimdi. Bu hususları sana anlatırken temsili resimler bulup atacağım. O resimlere sadece en genel görüntüyü anlamak maksadıyla bak. Resimdeki tekniklerle, malzemelerle ilgilenme.

Bu herkesin bildiği gördüğü bir uydu teknolojisi

Bu uyduda çok gelişmiş bir yansıtma özelliği var. Ta yeryüzünden gönderilen dalgalar/sinyaller bunun özel malzemelerden yapılmış kanatlarına çarpıyorlar, sonra kanatlara çarpan sinyaller tekrar yeryüzünün başka noktalarına iletiliyor, yayılıyor.

Yerde o konumda bulunan cihazlar ve araçlar da bu sinyalleri işleyip kullanıyorlar. Dünyada bu uyduları yapan adamlara gidilecek ve “Biz, güneş ışınlarını deniz sularını ısıtmakta kullanacağız. Lakin en yüksek verimle çalışacak, en yüksek sıcaklık dereceleri elde etmemize yarayacak güneş ocaklarına ihtiyacımız var.” denilecek.

Güneş ocağı denilen şeyler de temel olarak şu görüntüde olan şeyler uydu/çanak antenlere benziyorlar, hatta çoğu kişi güneş ocaklarını, eski çanak antenlerini kullanarak yapıyor. Bazısı üzerine alüminyum bant çekiyor, bazısı alüminyum folyo kaplaması yapıyor, bazı kişiler ise tabelacıların kullandığı özel bir tabela malzemesi kullanıyor. imkanı olanlar ise bazı metalleri altıgen olarak kesiyor, bunları çanak anten üzerinde birleştiriyor ve en yüksek verimi alabiliyor. Bu kadar amatör imkanlarla yapılan güneş ocakları bile yer yer bin derecenin üzerinde ısı üretebiliyorlar. Söz konusu işin uzmanı kişilere gidilirse, güneş ocağının en alasını hemen yapabilirler. Zaten bu işlerin yani ışık ve ısı enerjileri ile çalışmanın uzmanı olan kişiler ve en doğru malzemeleri de zaten biliyorlar. Gerekiyorsa altın kaplama da kullanacaklar ama muazzam derecede ısı üreten güneş ocaklarını hemen yapabilecekler.

Bir prototipini iki günde yapar, denerler, olması gereken özelliklerde bir güneş ocağını ise en fazla bir aya hazır ederler. Onlar güneş ocağını yaparken, sen bir yandan da diğer kısımları hazırlatacaksın.

Bu güneş ocakları güneş ışınlarını denizde az açıkta ya da sahilde/karada bir yerde yapılan büyük su tanklarına yöneltecekler. Zaten yılın büyük kısmında yoğun güneş gören sahil şeridi yerlerde çalışacaksın ya da zaten çöl olan ve yanında deniz/sahil de bulunan yerde çalışacaksın ya da akarsuyun miktarının yeterli olduğu, kesintisiz aktığı yerlerde de çalışabilirsin. Mesela Mısır’da Nİl nehrinin kenarında çalışabilirsin. Ya da hem Mısır’da hem Suudi Arabistan’da Kızıldeniz’in kenarında çalışabilirsin. Suriye’de, Lübnan’da, Türkiye’de ise Akdeniz sahillerinde çalışabilirsin.

Güneş ocakları dev su tanklarını bin derecenin bile üzerinde ısıtacak, içindeki deniz suyu da aşırı sıcaklıklara yükselecek ve sürekli buharlaşacak, buharlaştıkça kazanlarda su azalacak, su azaldıkça denizden takviye edilecek.

Yüksek sıcaklığa ve basınca sahip olan buharları bir boru ile kazandan tahliye edeceksin. Boru içinde giden buhar, az ileride türbin odasına girecek, oda içindeki türbinleri çevirerek yoluna devam edip boru içinde ilerlemeye devam edecek.

Türbinler sürekli döndüğü için, türbinlere bağlı olan büyük jeneratörler de sürekli dönecekler ve sürekli elektrik üretilecek. Yoluna devam eden buhar ise soğuk bir yüzeye çarptırılacak ve sıvı suya dönüştürülecek.

Sıcak su buharı mikrop taşımaz, aniden soğuk yüzeye çarparsa da su damlacıklarına dönüşür. İhtiyaç duyacağın soğuk yüzey için de boruları kullanacaksın, kasıtlı olarak boruları uzatacaksın, gerekiyorsa onlarca kilometre boyunca bu borular denizin içinde ilerleyecekler. Borunun içindeki buhar da ilerledikçe soğuyacak, soğudukça suya dönüşecek. Sonunda bu boru sisteminin son kısmından bol bol su akarak çıkacak, çıkan su saf su ayarında olduğu için dünyanın en temiz su kaynağına sahip olacaksın. İnsan ve hayvan sağlığı için içilecek sularda bazı mineraller olmalı ve saf su içilmemeli. Bu nedenle bu sudan insanların ve hayvanların içeceği kısmına oranını tutturarak toz karbonat katacak ve karıştıracaksın. Aynı anda hem çok bol miktarda içilebilir ve ziraatta kullanılabilir su elde edeceksin hem de yüksek güçte elektrik enerjisi üreteceksin.

Zaten şehirlerde elektrik enerjisinin en yüksek oranda kullanıldığı zamanlar gündüzler ve geceleri çalışan sanayi tesisi de az, gece boyunca elektrik kullanan hane sayısı da az.

Asıl elektrik gündüzleri lazım ve bu elektriği yakınındaki şehrin ya da şehirlerin gündüzleri takviye edilmesi için satacaksın. Sistemi biraz geliştirirsen geceleri de kesintisiz şekilde su ve elektrik üretecek hale getirmek mümkün oluyor.

Şimdi…

Gece cevaplamaya vakit bulamadığım kısma gelelim. Böyle bir sistem kısa sürede, az emekle ve nispeten az parayla nasıl yapılabilir? Önce deniz kenarında olan ve çalışacağın bölgeyi seçeceksin. Sahil kısmı yeterli düzlüğe ve sağlamlığa sahip değilse hafiften bir düzelteceksin.

Şu gördüğün, daha çok orduların kullandığı tak-sök bir köprü… Kamyon kasaları gibi görünen, kullanma yerine getirilince açılan, sonra birbirlerine kolayca bağlanan ve bu şekilde köprü vazifesi gören bir sistem.

Senin buna benzer ama bundan basit, bundan ucuz bir sisteme ihtiyacın var. Birbirine bağlaya bağlaya sahilden açığa doğru göndereceksin. Bir ucu hep sahilde sağlamca bağlanmış şekilde duracak. Bunları istersen o sahil bölgesinde yap ve denize bırak, istersen başka yerde yap ve oraya da denizden getirip bırak, sana kalmış. Çalışacağın bölgenin şartlarına, sermayene ve bu işe ne seviyede girdiğine de bağlı bunlar…

Bu sök tak köprülerin her bir parçasının üzerine, ona uygun boylarda birer tane su kazanı/deposu koyacaksın.

Anlaşılması için şu temsili resmi atıyorum. Kullanacağın su deposu çok yüksek sıcaklıklara dayanacak. Yüksek basınca dayanacak. Ayrıca ısı yalıtmalı yaparsan ve ısıyı, havaya/rüzgara ve ayrıca üstünde durduğu köprü parçasına yani platforma geçirmezse, yüksek verim elde edeceksin. Aynı süre içinde daha fazla su ve elektrik üretebileceksin.

Bu depoların her birinin üzerinde bir tane buhar çıkış borusu olacak. Sonra sistem kurup buhar çıkışlarının hepsini ortak bir boru hattına bağlayacak ve buharın karaya doğru ilerlemesini sağlayacaksın.

Bu sisteme istersen 20, istersen 40, istersen 60 köprü parçası ve depo bağla, istersen zamanla peşine ekle ve uzat, sistem tek parça ile bile başlamaya müsait, yüzlerce parçayı peş peşe bağlamaya da müsait.

Tak-sök köprü parçalarının her birinin iki yanına iki güçlü güneş ocağı da takıyorsun. Bunlar, güneş enerjisini sürekli olarak depolara yönlendiriyorlar ve yüksek ısı elde edilmesini sağlıyorlar. Buhar da karaya doğru gidiyor ve karada bu sistemin bağlı olduğu yerde yine tak-sök bir türbin odası, devamında bir jenaratör odası olacak. Buhar türbini ve jeneratörü çevirecek. Aynı anlarda hem su hem elektrik hem de sağlığa çok faydalı deniz tuzu üretilecek.

Deniz suyunu soğutmak için, türbinden çıktıktan sonra yeniden denize doğru borularla yönlendireceksin. Bulunduğu sahil bölgesinde bir sağa, bir sola S’ler yapa yapa borular toplamda gerekirse on kilometre bile uzasın, sonunda boru hattı S’ler yaparak dolaşıp karaya yine çıksın, işte oradan bol miktarda temiz suyu da alabileceksin. Peş peşe bağlayıp denize doğru gönderdiğin bu köprü sistemi, sert rüzgarlarda ve dalgalanmalarda sorun yaşamasın diye.

Özel kalıplarla dökülen, çok büyükçe ve ağır olan, sahilleri düzenlemede ve dolgu yapmakta da kullanılan şu betonlardan kullanacaksın. Bunların bir ucuna çok sağlam çelik halat bağlayacaksın ve denizin dibine yavaşça bırakacaksın. Diğer ucunu da tak-sök köprünün iki yanına, hesaplanan noktalara bağlayacaksın. Yeterli sayıda taş bağladığında bu köprüye hiç bir şey olmaz. Üstelik, bir gün başka bir yerde çalışman ve çalıştığın bölgeyi terk etmen gerekebilir. Bu nedenle zaten türbin ve jeneratör odalarını da tak-sök tekniklerle kurdun. Hem karadaki bir iki kısmı hem deniz üzerindeki kısmı alıp istediğin yere hem karadan hem denizden götürebilirsin. Tesis etme maliyeti en düşük olan, kullanma maliyeti en düşük olan, en kısa sürede tesis edilebilen, istenilen büyüklükte tesis edilebilen ya da istenilenden daha küçük başlanarak sonra kısım kısım, imkanlar genişledikçe genişletilebilen sistem bu, en mantıklı sistem şu anda bu ve buna benzer sistemler…

İfade edeyim, soğutma kısmında kullanılacak borular da denizin zeminine oturtulacak, icap eden yerlerde beton ağırlıklar bağlanacak, sonra bunlar tak-sök sistem olacağı için kolayca ve kısa sürede toplanıp götürülebilecek milyar dolarlara ihtiyaç kaldı mı?

Afrika’nın zor şartlardaki devletleri hatta bazı firmaları bile bunu yapamazlar mı?

Hani tamamına yakını Ankebut ağı projesi olan sözde insani yardım teşkilatları başta İHH, Kızılay, Kızılhaç ve BM bünyasindeki diğerleri…

Oraya buraya su kuyusu açtıkları iddiasıyla paralar toplayıp da masonlara aktarmayı keserlerse ve o paralarla bu işleri yapmak isterlerse öyle çok ileri seviyede bilim adamlarına ve mühendislere de ihtiyaç duymadan çok kısa süreler içerisinde yapabilirler.

O bölge normale dönmüş ve ihtiyaç duyulan başka bölge varsa, söküp oraya götürebilirler. Ya da bazı büyük işletmeler bu teknikle kendi elektriklerini ve sularını devamlı olarak üretebilirler. Ya da sorunun cevabı olarak denilmeli ki bu sistem çalışıyorsa ki sorunsuz çalışıyor.

O halde artık dünyada hiçbir yer çöl kalmaz. Misal vererek anlatayım;

Suudi Amerikalılar, artık kendi özlerine dönerler ve satanist Ankebut Ağından çıkarlarsa Kızıldeniz’e, sadece birkaç ay içinde, bu sistemden yüzlerce indirirler, yüzlerce farklı noktadan su ve elektrik üretilir.

Bununla beraber hemen karadan içeri yani çöl bölgeye doğru ilerlenir. Önce sahil şeridi devamlı temiz su ile sulanır ve yeşillenir. Zaman geçikte kısım kısım proje genişletilir içeri doğru gidilir ya da şu var, Kızıldeniz’den içeri doğru suni kanallar açılır ya da büyük boru hatları çekilir, deniz suyu ülkenin iç noktalarına kadar taşınır. Borular zaten çölün üstünde, doğrudan güneş görür halde olur. Bu kısımdan geçerken bile epeyi ısınırlar ve içlerindeki deniz suyu da ısınır.

İç bölgedeki sisteme ulaşana kadar serin değil, ısınmış bir su elde edilir ve zamandan tasarruf edilmiş olur. İç bölgedeki sistem de yeterli güneş ocakları kullanır, kazanları hep ısıtır ve buhar elde eder. Buhar da hem hareket enerjisi, hem elektrik enerjisi hem de temiz su demektir, bu da oraları kısa sürede yeşillendirmek demektir. Lakin… daha daha ince/faydalı teknikler de mümkün ve bunlar da kullanılabilr. Öyle güneşin yakıcılığı altında kalmış toprağı sürekli sulayarak bitki yetiştirmeye kalkmak da mantıklı değil. Farklı tekniklerle bu kısım daha da hızlandırılabilir, kolaylaştırılabilir, ucuzlaştırılabilir.

Bu kadar sistemi yapmışken, uzaylı ya da dünyalı bazı taraflardan, yüksek teknoloji ile ekinleri yakan, toprağı bile yakanlara karşı tedbirler de alınır. Faraday kafesi denilen sistem akla gelebilir ve bunun da yapılması doğru bulunabilir. Lakin söz konusu tarafların, elektromayetik tekniklerle ve bazı sinyal yayıcı cihazlarla yaptıkları saldırıları, yine karşı enerji göndererek durduran hatta saldırganların araç ve cihazlarını bozan araçlar ve cihazlar da kullanmak mümkün. Bu ikinci ihtimal hem en sağlamı, en ucuzu, en kolayı, en kullanışlı olanı ve sorunu temelden çözeni…

Bir de meselenin “Acilen hangi bitkiler yetiştirilmeli” kısmı var ki onu da sen sormadın ama müsait olunca anlatasım var.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Dünya üzerinde bazı suni tektonik plakalar oluşturuldu/oluşturuluyor

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Bu türlü soruların gelmesini bekliyordum. Aslında soruların cevapları çok basit ve soranlardan bile bazıları cevaplarını buldular.

Tektonik plaka denilen şeylerin hepsi de tabii değil. Sorunun bir cevabı bu kısımda…

Yer altındaki plaka hareketleri olarak anlatılan şeylerden bazıları, gece vakti anlattığım, metal kutu sistemi dediğim dev gibi yaşama alanlarının hareketi olmasın?

Koca koca bilim adamları da bunlara takılıyorlarsa, hala ufuklarını açmamak için direniyorlarsa, Mfs ne yapsın? Bence onların art niyetli olabileceğini değerlendirmek vaktidir.

Şimdi, bizim dünyamızda, gizlice aramızda bulunan uzaylı tarafların sinsice engelleme çabalarına rağmen, epeyi bir bilim ve teknoloji seviyesine ulaşıldı.

Bu gün bizim yani dünya insanlığnın sınırlandırılmış, engellenmiş bilim ve teknoloji seviyesinde bile yerin altı çok derinlere kadar taranabiliyor, toprak ve kaya çeşitleri belirlenebiliyor, magma, yanardağ kısımları tespit edilebiliyor. Hatta bunlar çok uzun süre önce faaliyeti sona ermiş yanardağlar olsa bile bizim teknoloji seviyemizle bile artık yanaradağa atsan yanmayacak ve bütünlüğünü koruyacak, içine yakıcı seviyede ısı geçirmeyecek araçlar yapılabiliyor.

Gezegenin tabii dengesine dair de çok şeyleri artık biliyoruz. Rüzgarları, gazları, manyetik alan dengelerini, biyolojik çeşitliliğin bu dengelere göre yaşamasını, yön bulmasını, şekillenmesini, yayılmasını da keşfettik çoktan, benim anlattığım sistem tek çeşit değil.

Bazı suni adalar ya da suni kıtalar tamamen bir deniz ya da uzay aracı gibi yapılırken, bazıları ise yerinden bir daha hareket etmeyeceği baştan kararlaştırılarak farklı tekniklerle yapılan bir nevi doldurma teknikleri ve hep ifade ettiğim gibi, söz konusu geçmiş teknoloji çağları, şu andaki bilim ve teknoloji seviyemizle kıyas bile götüremeyecek kadar ileri seviyedeydi.

Yani söz konusu işler yapılırken maddeye, ışığa, taşa, toprağa, canlıların vücutlarına, şu anda baktığımız gözle bakılmıyordu, devasa ağırlıkları kaldırmak çocuk oyuncağı gibi olmuştu.

Yapay zekalar şu anda bile zekamızı aşıyorlar ama o zamanlar daha da uçuk seviyedeydiler ve gözünüzde büyüttüğünüz gibi milyarla insan çalıştırılarak, çok büyük emekler verilerek, çok fazla zaman harcanarak yapılmadı bu sistemler. Ona göre bilim teknoloji ve araçlar vardı.

Şimdi sorunun diğer kısmının cevabına geçelim. Bu gün bile bir arazide büyük bir çalışma yapılacaksa, oraya devasa bir tesis kurulacaksa, deprem bölgesi olup olmadığına, magma hareketleri olup olmadığına, ve daha pek çok şeye bakılmıyor mu?

O zamanlar bu sistemleri kurabilenler hiç bu yönlerden bakmadan böyle bir işe girişirler mi?

Elbette yerinde sabit duran, dıştan bakınca tabii görünen ve büyükçe bir suni ada yapacaklarsa, metal kutu gibi yaşama alanını yerleştirirken bazı incelikler yapacaklar, bazı bölgeleri kapatmayacaklar.

Oradan tabii şekilde yukarı doğru çıkacak olan magmanın suni adanın en tepesine kadar çıkmasını sağlayacaklar ve o teknoloji seviyesindeki kişiler için bu, işten bile değil.

Bu nedenle, Japonya ya da falanca adada yoğun magma hareketi var, yanardağlar var, oralar nasıl suni adalar olabilir demek gereksiz. Şimdi bu izahtan sonra, dikkati yine ABD’ye çekmek gerekir.

Dünyada bilim adamlarının yakından takip ettiği bazı tektonik plaka/levha hareketleri var. Bunlardan bazıları da Oregon ve Washington sahillerinde yaşanıyor.

Şimdi dünyadaki “gerçek” ve dürüst bilim adamları bu konulara bu gözle baksalar, her şeyi hemen kavrayacaklar.

Hatta kendi uzmanlık alanları bu olduğu için, bu meseleleri hemen benden de daha isabetli, detaylı bir şekilde anlatabilir olacaklar.

Gece paylaşılan yazışmalarımda da geçtiği gibi Amerika kıtasının sahillerinde ve özellikle ABD’nin sahillerinde suni kısımlar, suni plakalar ya da doğru ifade ile altına metal kutu gibi yaşama alanları yapılmış, üstüne çok yüksek şekilde kayalar ve topraklar doldurulmuş kısımlar var. İşte ben bunları anlattım. Bunların kontrolünü kaybediyorlar. Bunların çoğunu zaten kendileri yapmadılar. Teknolojileri yetmedi şu anda bunların içinde yaşayan pek çok uzaylı türün… Hazır buldular, yerleştiler çoğunlukla.

Şimdilerde ise göz göre göre yaklaşan felaketlerine karşı işe yarar tedbirler bile alamıyorlar.

Bu onlar için büyük bir tehlike olduğu kadar, bu doldurulmuş suni sahillerin üzerine yaşayan insan toplulukları için de büyük bir tehlike.

Mayaların 2012’de Kıyamet kopacağına inandıkları hep konuşuldu. 2012 isimli meşhur bir deprem/afet filmi de çekildi.

O filmde ABD’nin sahilleri tıpkı dengesiz yüklenmiş dev gemilerin bir yana doğru yatması misali okyanusun sularına yatıyorlar, batıyorlardı.

Belki de Mayalar’ın arasında istisna seviyede işinde iyi olan metafizikçiler vardı.

Bir gün dünyanın dört bir yanında, en çok da ABD’de bu filmdeki sahnelere benzer afetlerin yaşanacağını gördüler.

bu kadar büyük kara parçlanmalarının ve afetlerin depremlerle, fırtınalarla mümkün olmayacağını düşünüp de “olsa olsa kıyamet kopmasıdır bu, başka türlü bu gezegende böyle şeyler olmaz” dediler.

Bu son yazdıklarım bir zan ama üzerinde durulması, istişare edilmesi gereken bir zan.

Belki de söz konusu metafizikçileri, tarih belirleme hususunda da çok yaklaştılar ama tam isabet edemediler.

2012 dediler ama 2022’de yaşanacağını bilemediler

belki de 2023 ya da 2024’te ya da 2030 da yaşanacak böyle şeyler ve tarihini tespit etme ve gördükleri şeyin ne olduğunu anlayıp değerlendirme kısmında ufak hatalar yaptılar.

Nitekim, şaşırtıcı şekilde pek çok bilgiye sahip oldukları, hala sırları çözülememiş ilginç bir topluluk oldukları halde, onların tespit ettiği tarih olan 2012’de kıyamet kopmadı.

Pek çok hususta şaşırtıcı şekilde isabetli olan Mayalar, bu hususta neden isabetsiz çıktılar, bunu da oturup bir konuşmakta fayda var.

Bir de yeraltındaki plaka hareketleri denilen şeyler, bazı yerleşme alanlarının bazı kısımlarının artık yaşanamaz hale gelmesi neticesinde uzaylı türler tarafından kısmen imha edilmesi olabilir mi?

Bu hızlı değişmeler, söz konusu plakaların çok hızlı şekilde küçülmesi olarak yorumlanıyor ve hata ediliyor olabilir mi?

Hatta bazı uzaylı türler de yaşama alanlarının bazı kısımlarını zamanla genişletiyor olabilirler mi? Dünya insanlarından olan bilim adamları, bunları bilmedikleri için isabetsiz yorumlar yapıyor olabilirler mi?

Bir de şu kısmı var. Geçmiş teknoloji çağlarında bu gibi yer altı yerleşme alanları yapılırken magma faaliyetlerinin olduğu yerleri öncelikle tercih etmiş olabilirler mi?

Magmayı enerjiye/yakıta çevirmiş olabilirler mi?

Dünyada kıtaların sahil kısımlarında değil, epeyi iç kısımlarındaki bazı yanardağlar bile suni yanardağlar olabilirler mi?

Bunların ne zaman lav püskürteceğine, bunları yapan ve kullanmakta olan uzaylı türler karar veriyor olabilirler mi?

Dünyada pek çok farklı noktada, farklı kişiler tarafından, yanardağın içine hızlıca giren UFO’lar kayda alındılar. Bu UFO’lar, neden yanardağların içine giriyorlar?

Oradan nereye gidiyorlar, hep geri mi çıkıyorlar?

İşte ben bu yüzden bildiğim pek çok şeyi anlatmayı onlarca sene sonrasına bıraktım ama şu kadarını da artık anlatalım. Zaten bizim dünyamızın bilim ve teknolojisi ile bile benzerleri yapılabilecek sistemler bunlar.

Bunlar artık “olamaz, mümkün olamaz, uçuk bir iddia bu” denilebilecek şeyler değil. Dünya insanları daha çok araştırsalar, araştıranlar ve konular hakkında konuşanlar daha dürüst olsalar bu gibi konuları daha da kısa süre içinde ve daha detaylı şekilde anlatırdım. Aksi halde anlatmanın faydası olmadığı gibi, zararları bile oluyor.

Şimdi aklıma geldi, bunu da eklemem gerekir. Yanardağlar bir yönden daha ihtiyaç duyulan şeyler. Çevresindeki toprağın gübrelenmesini ve çok iyi seviyede ziraat yapılmasını sağlayan şeyler. Şu dünyada gerçek/dürüst bilim adamları kaldıysa, çıkıp zaten bunları bilimsel seviyede detayları ve görseller/canlandırmalar ile anlatacaklardır.

Kapı mı arıyorsunuz?


Aranızda kapı, geçit, tünel arayanlarınız ya da arayacak olanlarınız varsa, boşuna uğraşmasınlar. Dünyadaki uzaylı türlerin elindeki teknoloji ile, bir mekana girmek ve çıkmak için kapı yapmak gerekmiyor. Herhangi bir duvarı, tuttukları bir ışık ile açıp içinden geçiyorlar. Sonra ışığı kapatıyor ve duvar önceki haline geri dönüyor. Biyonik robotlara da sık sık giriyorlar, çıkıyorlar ama onların da kapısı, kapağı, fermuarı v.b. kısımları yok.

Onlarca yıldır dünya insanlığı arasında konuşulan o iddia gerçek. UFO’lar bir evin tepesinde durarak, eve doğru bir ışık yayarak, evinde bulunan birini yukarı çekebiliyorlar. Kişi uyanık olsa bile bu müdahaleden kaçamıyor. Aradaki beton tavan ve ayrıca çelik doğrama ya da ahşap doğrama çatı v.b. şeylerin hiçbiri mani teşkil etmiyor. Sonra ışığı söndürüyorlar ve tavanından çatısına kadar her şey eski haline dönüyor. Bu, onlar için çok eski bir teknoloji. Bunu dünya insanları da on bin seneden önce geliştirmişlerdi, kullanıyorlardı. Sonrasında neler yaşandığını çok yazdım, biliyor artık herkes.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Bir çeşit Göbekli Tepe…

Ne yaptığının tam olarak farkında olmadan bir çeşit Göbekli Tepe yapan Asyalı adamın videosunu izleyin…

Göbekli Tepe, çok gelişmiş bir madencilik faaliyetinin/şantiyesinin küçük bir kısmından başka bir şey değildi. Yeraltından çıkartılan sıvılaştırılmış bazı madenleri yeryüzünde UFO tarzı araçların kolayca alabilecekleri hale getirmek için tesis edilmişti. Bu videoda su akan kanallarda, Göbekli Tepede sıvılaştırılmış madenler akıyordu. Teknoloji o kadar ileriydi ki böyle geçici bir madencilik çalışması için çelik doğramalarla sistemler kurmaya, uzun uzun işçilik yapmaya, büyük masraflara girmeye gerek kalmıyordu. Devasa kayaları istedikleri şekle çok kısacık sürede ve kolayca getirebiliyorlardı. Bu kayaları çok uzaklarda da olsalar kısa sürede nakil edebiliyorlardı. Göbekli Tepenin aslında üstünden daha çok altı mühim… O bölgede yerin altında çok çok gelişmiş teknolojilerle yapılmış kısımlar olduğunu onlarca senedir biliyorlar ve gizliyorlar. Bu günlerde bile oralarda bulunan mühim şeyler Türkiye’ye bırakılmıyor, resmi yetkili hainler sayesinde hemen ABD’ye, İngiltere’ye, İsrail’e gönderiliyor.

Göbekli Tepeyi ilk defa yapanlar ve kullananlar, ancak yüksek bilim ve teknoloji ile yapılabilecek ayrı ayrı izler, işaretler bıraktılar ama sonraki binlerce sene boyunca orayı daha başka ve daha ilkel kavimler de kullandılar. Dünya insanlığına, çok sonraki devirlerdeki insanların yaptıkları teknolojisiz ve basit müdahaleler anlatılıyor, gösteriliyor. Aynı hile piramitler için de yapılıyor. Piramitleri çok yüksek teknoloji ile yapanlardan sonra, bilim ve teknolojiye sahip olmayan insanlar da uzun süreler kullandılar ya da müdahaleler ettiler. En çok da İngilizlerin sözde bilim adamları (ki hep satanistler) piramitler hususunda en başından beri dünya insanlığını kandırdılar. Yaklaşık on yıldır Göbekli Tepe hakkında da ezberleri bozduk. Dikkatleri çektik. Öyle ki yayınlarımıza uygulanan çok ağır sansürlere rağmen, çok kısa süre içinde yüz binlerce kişiye ulaşan Göbekli Tepe yayınlarımız oldu. Dolaylı yollardan bu yayınlar ve verdiğimiz kritik bilgiler on milyonlarla insana ulaştı. Dünya genelinde tesiri görüldü, görülüyor. Şimdilerde ise ibre bizden, hakikatten yana dönüyor. Milletler arası satanist derin devlet yerlerde kıvranıyorken ve son nefesini vermek üzere bir haldeyken, Göbekli Tepe’ye dair yalanlar da yıkılmak üzere… Tek başına Göbekli Tepe bile, dünya insanlığına anlatılan tarihin yalanlarla dolu olduğunu, geçmişte şimdikinden çok çok daha ileri bilim ve teknoloji, ilim, ahlak, maneviyat ve medeniyet devirleri yaşandığını, evrim teorisinin en çok da gizli Yahudiler ve satanistler tarafından yayılan art niyetli bir din ve insanlık düşmanlığı projesi olduğunu ispat ediyor.

Tapınak olduğuna dair ortada hiçbir somut delil yokken hala oraya “Tapınak” demeye devam eden etkili, yetkili kişilerin, akademisyenlere, basın mensuplarına hatta sosyal medya aktörlerine kadar hepsinin soruşturmalara tabi tutulması gerekiyor. İnsanlık düşmanı bir milletler arası satanist teşkilatın yani Ankebut Ağı’nın mensupları olup olmadıklarının belirlenmesi, mensuplar ise hak ettikleri üzere en sert şekilde cezalandırılmaları gerekiyor. Söz konusu şahısların mason tarikatı ile alakalarının olup olmadığı ve mason teşkilatını “organize hareket etmekte” kullanıp kullanmadıklarının da ayrıca soruşturulması gerekiyor. Hiç kimsenin, hiçbir grubun ya da teşkilatın/tarikatın, hiçbir mazeretle dünya insanlığını kandırmaya, bilimsel gerçekleri yalanlarla, hilelerle çarpıtmaya, din ve ahlak düşmanlığı yapmaya, insanı hayvanlaştırmaya çalışmaya hakkı olamaz. Sadece bir grup insanın ya da bir milletin değil, dünya üzerindeki bütün insanların maddi ve manevi felaketini isteyen, bu maksatla sürekli yalanlarla, fitnelerle, tuzaklarla, zorbalıklarla, haksızlıklarla, yasaklamalarla, sansürlerle, cinayetlerle, katliamlarla faaliyet gösteren söz konusu şahısların ve teşkilatların bir an önce imha edilmeleri, insanlığın en temel vazifelerinden biridir.

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi