Etiket arşivi: MOSSAD

İsim isim anlatıyoruz;Merhum Kemal Kacar’a kastedenlerle, Akademi Dergisi’ne savaş açanlar, yasaklandığı şeklinde yazı yayanlar, aynı suç örgütü:AKPKK…

 ahmet arif denizolgun, akademi dergisi, akpkk'nin gerçek yüzü, cemaat, götürgev, izinli mi, kemal kacar, mossad, nurettin akman, süleyman hilmi tunahan, süleymanlılar, tarikat, tugva,

CIA bağlantılı olduğu afişe olan, yerli ve yabancı çok sayıda basın kuruluşunda ismi CIA casusu olarak geçen Nurettin Akman, çevresinde büyük oranda Sabetaycı gizli Yahudiler ve Masonlar bulunan, Amerika ve İsrail ile acayip bir dostluğu olan ve kendisi de Sabetaycı Yahudi olan Adnan Oktar’ın, Masonik logolu A9 TV’sine sorun görmeden konuşurken görülüyor.

İsim isim anlatıyoruz, okuyun…

Akademi Dergisi, mafya babaları ile, ”kurşun manyağı” yapılmak ile, içeri tıkılmak ile, yakınları/akrabaları ile tehdit edilmişti. Kemal Kacar merhumu ilaçlarla delirtmek isteyenler ile Akademi’nin yasaklandığı pususunu kuranlar, aynı kişiler.

Hiçbir Süleymancı, AK Partili olamaz ve Akademi’ye karşı da olamaz. Çünkü;

➥ Akademi’nin yasaklandığı pususunu AKPKK+MİT+CIA ortak şekilde kurdu. Kimleri kullandılar biliyor musunuz? Merkez yeni yasaklamaları neden e-posta ile dağıtmıyor, biliyor musunuz? İsim isim anlatıyoruz, okuyun…

Akademi Dergisi, şu anda sekizinci senesinde ve sekiz sene boyunca hiç bir zaman cemaat yönetimi tarafından yasaklanmadı. Hiçbir zaman dava da edilmedi. Sekiz sene boyunca, özellikle de son dört senedir, abartısız onlarca kere, merkezimiz tarafından yasaklandığı iftirası atıldı, sahte yazılar dolaştırıldı. Bunun on binlerce farklı şahidi var.

2016 yılında, merhum büyüğümüz Arif Ahmet Denizolgun’un alemi değiştiği gün ve sonrasındaki haftalar, aylar boyunca, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün Müslüman görünümlü münafık ve adi militanları, aslında daha doğru ifade ile bu militanlar üzerinden CIA, yolumuza karşı adice pusular kurdu ve bu dengeler arasında Akademi Dergisi de bunlara karşı vazifesini yaptı.

Bu sürecin devamında, merkezimizden çıkan gerçek ve genel bir sosyal medya yasaklaması metni, bunlar tarafından fırsata çevrildi ve metnin üzerinde oynayıp, aslında bulunmadığı halde oraya Akademi Dergisi hesaplarını parantez açarak ekleyip, sonra bunu mail yolu ile bölge sekreteryalarımızın yaklaşık yarısına gönderdiler, diğer yarısına ise, güncel mail adreslerini bilmedikleri, ellerinde olmadığı için gönderemediler. Yasaklama metinleri zaten e-posta ile dağılırdı ve bunlar herkesten önce davranıp, teknik bir hile ile, sanki merkez sekreteryanın o herkesin bildiği mail adresinden çıkmış gibi görünen, e-postalar gönderdiler. Öyle bir manzara oluştu ki, yurt içinde bazı illerde gerçek metin, bazılarında ise oynanmış bu sahte metin okundu. Çünkü ellerine ulaşan mail, tam anlamı ile merkez sekreteryamızdan çıkmış gibi görünüyordu. Yurt dışında da bazı bölgelerde, içinde Akademi’den bahsedilmeyen gerçek metin, bazı bölgelerde de Akademi eklenmiş sahte metin okundu. Tam bir kaos ortamı oluştu.

Bu, elektronik hileden başka bir şey değildi. İçinde, parantez açılarak Akademi Dergisi’nin yasaklandığı iddiası eklenen sahte metnin, merkezden hiçbir zaman çıkmadığını, sonraki süreçte biz binbir türlü izah ve ispat ettik. Zaten bu sene, yaklaşık bir ay kadar önce çıkan yeni yazılı sosyal medya yasaklaması, ilk defa olarak mail sistemi ile dağıtılmadı, elden ve imzalı şekilde dağıtıldı ve sistemimize bir daha böyle bir sızma ihtimali de bertaraf edildi. Metnin/evrakın üzerine en dikkat çekici şekilde “Kesinlikle e-posta sistemi ile dağıtılmayacaktır!” notu eklendi.

Bu adice davranışı geçen sene yapanlar, çoktan, kimisi yirmi küsur sene önce, kimisi on küsur sene önce Süleymancılar cemaatinden pis işlere bulaşmaya başladıkları için kovulmuş olup da ortak nokta olarak yoluna AKPKK suç örgütü ile devam eden kişiler. Bunlardan biri, Avukat Zeki Çalışkan…

Cemaatimizde bir zamanlar idareci kadro arasında bulunan Zeki Çalışkan’ı, bu pusularından sonra uzun uzun anlattık. En son, sahte yasaklama pusuları da Akademi’yi durdurmayınca, çaresiz kalıp, birlikte pis işler çevirdikleri mafya babaları ile, karanlık çetelerle, bizi “kurşun manyağı” yapmakla bile tehdit ederek Akademi Dergisi’ni durdurmaya çalıştı. Sonra yine de gerekli karşılığı verdik ve kaç aydır varlık bile gösteremiyor. Bütün bu sürece on binlerce kişi doğrudan yada dolaylı olarak şahit oldu.

Bir diğeri, cemaatimizi AKPKK suç, terör ve ihanet örgütü ile yakınlaştırmak için dinimizi ve yolumuzu/değerlerimizi en adice malzeme eden, üstazımız adına bile kasten yalan sözler uyduran, on milyonlarca müslümanı ve gelecek nesilleri kandırmaya teşebbüs etmekten çekinmeyen ve sonraki sesli ve yazılı yayınlarımızda bir hiçe dönüştürdüğümüz, tesirini/zararını kırdığımız, Haber 7 ve habervaktim com gibi fitne yuvalarının yazarı, çirkin yüzünü aleme gösterdiğimiz Şevket Tandoğan…

Diğeri, AKPKK’nin bir zamanlar Ankara sorumlusu olan, sonra bir devlet kurumunun başına getirilen Nurettin Akman… Nurettin Akman da Zeki ve Şevket ve diğer bazıları gibi, yıllarca cemaatimiz içinde üst idareciler arasında bulunmuş bir kişi. İçimizi, sistemimizi çok iyi bilenlerden. Akman, merhum büyüğümüz Kemal Kacar bey ağabeyimize kasten akıl sağlığını bozucu ilaçlar verip delirtmek isteyen kişi. Avrupa idarecisi idi o zamanlar ve bu teşebbüsü de AKPKK ve CIA için yapmıştı. Bu niyetle kullandığı Adanalı profesörü de herkes bilir ve o da sağdır. Bunu o zaman denediler çünkü, o zamanlar AKPKK kurulacak iken, bu Siyonist ihanet projesine mani olmak için çırpınanlardan biriydi merhum idarecimiz Kemal Kacar…

Basit bir CIA piyonu olmaktan başka hiçbir hüneri olmayan Tayyip Erdoğan’a çok yakın olan kişilerden biri Nurettin Akman… Akman’ın kızının nikahında şahitlerden biri, çok uzun zaman önce Süleymancılar cemaatinden kovulmuş olan sucukçu Tayyip Erdoğan’dı… Hani Elif Et ve Sucuk firmasında muhasebe müdürü olan, eşek etinden sucuk yapıp satarlar iken suç üstü olan, 1986 yılında fotoğrafı ile birlikte, Sabetaycı Yahudi Ilıcakların Tercüman gazetesine manşet haber olan Tayyip Erdoğan…

Nurettin Akman daha sonra ciddi şekilde deşifre olmuş birisi. Bu kadronun hepsi CIA’nın piyonu oldular ama Akman’ın CIA bağlantısı, dünya ve Türkiye basınında açıkça yer aldı. Arama motoruna “Ak parti CIA Nurettin Akman’ yazarak siz de bunları kısa sürede bulabilirsiniz.

Yine Akademi Dergisi’ne, ‘Cemaatimizin yönetimini ele geçirme’ teşebbüsleri sırasında kendilerine çok ama çok büyük darbeler vurduğu için kin ve nefretle ve büyük suç kapsamında bir eylemle bu tuzağı kuran bu ekibin içinde CIA ile, MİT ile, AKPKK ile, GÖTÜRGEV ile, TUGVA ile, Gönüllü Teşekküller Vakfı ile, İçimizdekiİsrail ile bağlantılı kişilerden, birçoğu kullanıldı. Şimdi aynı ekip hala bir fırsat bulsalar, cemaatimizin yönetimini ele geçirip AKPKK, GÖTÜRGEV ve TUGVA üzerinden CIA’ya bağlayacaklar. Burada tekrar etmeye imkan/yer yok. Biz bu şahısları, dernek ve vakıf görünümlü suç merkezlerini, niyetlerini, taktiklerini, bağlantılarını çok geniş şekilde, açıkça isimler vererek anlattık ve en nihayet gerçek patronlarının, emir aldıkları kişilerin, Süleymancılar cemaatine Tayyip ile beraber hukuksuz şekilde devlet müdahalesi yapmaya çabalarken, Tayyip ile bir araya gelip son kararları aldıkları günün ertesi sabahı, tıbben ve bilimsel olarak nasıl öldüğü izah edilemeyecek surette ölen Mustafa Koç ve ülkemizdeki diğer kripto Yahudi patronlar üzerinden Siyonizm, CIA ve MOSSAD olduğunu anlattık.

Şu kadar isimler vererek, açıkça anlatarak duyurduğumuz halde, yolumuza karşı nelere teşebbüs edildiğini ve Akademi’nin nelere mani olduğunu anlatıp durduğumuz halde, “Akademi’nin yasaklandığı metin sahte, merkez sekreteryadan bunu doğrulamak beş on dakikalık iş” deyip durduğumuz halde, merkezimizin de Akademi’yi harcamayan duruşu net olduğu halde, hala ısrarla Akademi Dergisi’nin yasaklandığını iddia eden her kim varsa, bizim davamızla, yolumuzla alakası yoktur. 

Sekiz senelik tarihimiz/geçmişimiz boyunca, bizden rahatsız olan bir tek gerçek Süleymanlı görmedik. Merkezimiz de hiçbir zaman rahatsız olmadı. Biz gerçek Süleymanlıların hepsinden sürekli olarak hayır dua aldık, alıyoruz.

Söz konusu bu pusudan sonra, AKPKK organize terör örgütünün, uzun zamandır elinde adeta ‘maymuna’ çevirdiği, en rezil hallere düşürdüğü, tepe tepe kullandığı ve merhum büyüğümüz Arif Ahmet Denizolgun’un sık sık açıkça münafık dediği Cübbeli Ahmet Hoca denilen lüzumsuz herifle yaşanan sıkıntının neticesini de cümle alem gördü. Bu herife dair anlattığımız her şeyin gerçek olduğunu, kendi cemaatinden onlarca kişi basın ve medyada anlattı, bu da görüldü. Bir seneyi çoktan geçti, hala merkezimizin bizi dava ettiği iftirasını ispat edecek bu rezil herif… ‘Ya ispat edersin, ya çıkar özür dilersin, ya da şerefsizin tekisin” dedik durduk da oralı bile olmadı. Hala bu iftira ve fitne videosu resmi Youtube kanalında duruyor. Açıkça o videonun başında, ortasında, sonunda, her yerinde yalan söylüyor ve bir de üste çıkıp bize hakaretler, iftiralar savuruyor.

Elinde salladığı o şikayet dilekçesinin (ki hiçbir zaman adliyeye teslim edilemedi) merhum büyüğümüzün tensibi ile hazırlandığını da ispat edecek. Cübbeli gibi rezil bir herifi o hallere düşürenlerden, eline o dilekçeyi verenlerden ve kendi başına işler çevirip kendini merkezimizin avukatı olarak gösterenlerden sözde Süleymanlı avukat Salih Torun ve Ömer Çiğil’in gerçek yüzünü de, yaptıkları bu işin arkasında duramayışlarını da, telefonlarımızı kapatıp kapatıp kaçışlarını da, kaç kişinin hayatını mahvetmiş olduklarını da, kardeşlerimizden olan insanların canlarını nasıl acımasızca yakmış olduklarını da, haklarındaki zimmete para geçirme, yargıyı ve müvekkillerini aldatma dahil vahim çok sayıda iddiayı da, mağdur ettikleri kişileri bile açık kimlikleri ile sesli konuşturarak ispat etmişiz. Arama motorunda bu fitneyi körükleyen bu avukatların isimlerininin yanına Akademi Dergisi yazıp aratarak, yazılı, sesli, videolu yayınlarımızı bulabilirsiniz.

CIA ve AKPKK’si, cemaatimiz/merkezimiz ve Akademi Dergisi ile girdiği bu kapışmada, özelikle Akademi’nin yayınlarının bazıları, çok kritik anlarda ülke gündemine oturunca ve sarsıcı tesir oluşturunca, perişan oldular, söz konusu bu yazılı, sesli, videolu yayınlarımızı panik hali ile her yerden kaldırtmak için, Boşbakanlık kurumuna bile defalarca vahim suçlar işlettiler, emir eri yaptıkları sözde savcı ve hakimler ile üst üste skandallara imza atmak zorunda kaldılar. Bu hukuksuzluklara yaptığımız itirazların dilekçeleri de bir seneyi geçmiş olduğu halde sümen altı ediliyor, işleme alınmıyor. Şurası da çok mühimdir ki Akademi Dergisi, çok büyük bir dikkat ve gayretle, yedi sene boyunca bu çevrelerle böyle bir kapışma içerisine girmemeye çabaladığı halde merkez tarafından yazıldığı iddia edilen sahte metinde, bu hususa dikkat çekilmiş, herkesle tabiri caizse kavga ettiğimiz iftirası atılmıştı. Oysa o sahte yasaklama pususundan sonra Akademi Dergisi, yaptığı ikazlara verilen alaycı, artist, zorba karşılıkların ardından “inceldiği yerden kopsun” diyerek bu organize suç, terör ve ihanet örgütü ile böyle bir mücadeleye girdi, yine de merkezimizin bize açtığı bir dava falan yok. Olduğunu iddia edenlere “takip numarası” sorun, verebilirlerse, olmayan şikayetin takip nosunu, bize aktarın, bakalım.

Bütün bunlar bile kendini Süleymanlı olarak tanımlayan bazı adi karakterli münafık pislik heriflere hiçbir şey anlatmıyor/anlatmayacak. Bunlar haklı olsalar, bizim şu anda bile şu restimize, iddialarımıza karşılık, merkezimizin bir rahatsızlığı olması, hukuki yollara gitmesi, “Karışıklık olmuş, biz gerçekten yasakladık” demesi gerekir ve istese merkezimizin bizi bitirmesi iki günlük iştir ama merkezimiz her zaman Akademi Dergisi’nin arkasında durdu, tasdik eden tavırlar sergiledi ve şimdi de sergileyeceği kesin olduğu halde, söz konusu bu sözde Süleymancı özde münafık güruh, hem kendilerini Süleymanlı olarak tanımlamaya devam edip, hem Akademi hakkında atıp tutabilecekler.

Daha önce defalarca söyledik, bütün bunları görerek hala Akademi’ye hasımlık eden, yasaklandığını iddia eden her kim varsa, şu güzelliklerden, şu ilimlerden, şu duruşumuzdan tesirlenmeyen her kim varsa, münafık olduğuna, vicdansız, iz’ansız, insafsız, duygusuz, iki ayaklı taş, hatta Allahsız olduğuna emin olup tedbir alabilirsiniz. Her an size de her şeyi yaparlar. Böyleleri öz evlatlarının bile kuyusunu kazarlar. Yeter ki menfaatleri onu gerektirsin.

Bunların bu kadar zamandır bize yaptığını, bir Müslümana, bir gayr-i müslim bile yapmaz. Düşman/gavur bile yapmaz.

Bakın hiçbir Müslüman demiyoruz, hala insan kalmış olan hiçbir insan, bu şartlarda bunların yaptığını yapamaz. Merhum büyüğümüz de bu sözde Süleymanlıları, on yıldan fazla süre önce, işte bu nedenle toptan kovdu ve ‘Şu yolda içtiğiniz çorbalar bile haram olsun’ buyurdu. 

Bir kişinin, sadece birinin gittiğini, yolunu ayırdığını bile görmedik. Üzerlerine bile alınmadılar. Oralı bile olmadılar. Hala AKPKK ile nezih cemaatimizi bir arada anmaya devam ettiler. Hala gerçek Süleymanlılara, değerlerimizi dillerine dolayarak, merkezimizi alet ederek sıkıntılar çıkartmaya devam ettiler, ediyorlar.

Hala merkez sekreteryadan söz konusu yasaklama metninin aslını istemek yerine, beş on dakikada bu AKPKK+CIA+Mafya ortak pususunu bozmak yerine ‘Akademi Dergisi’ yasaklandı demeye devam eden şerefsiz kere şerefsiz idarecileriniz kaldıysa, onları da silin defterinizden ve münasip şekilde merkeze bildirin bunları. Hatta bize bildirin öncelikle… Bakın büyük harflerle yazıyoruz ki BİZİM KONUMUMUZ, SİZİN İDARECİLERİNİZİN ÜZERİNDE, ÇOK ÜZERİNDE…

Her hangi birinize, Akademi’yi takip ettiğiniz için sıkıntı çıkartacak bir idareci olursa da bize bildirin. Çekinmeyin, isminizi gizli tutar, gereğini yaparız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi 

Etiketler: akademi dergisiakp’nin gerçek yüzüciacübbeli ahmet hocagötürgevkemal kacarmehmet fahri sertkayamossadnurettin akmanömer çiğilrecep tayyip erdoğansalih torunsüleymancılartugva

Çuvalladılar

“Açıklanan referandum sonuçlarının meşru olmadığına ilişkin propaganda yapmak” diye bir suç uydurmak zorunda kalmışlar, seçmece birkaç kişiye operasyon yapıp, göz altına alarak, hakkını arayan on milyonlarca kişiye göz dağı vermeye kalkmışlar.

Ne kadar haksız ve hukuksuz oldukları, tek bu davranışlarından bile belli. Madem haklılar, madem kazandılar, sıcağı sıcağına bir daha gitsinler referanduma ve sözde zaferlerini perçinlesinler? Nedir bu korku, bu hukuksuzluk, bu keyfilik, bu zorbalık, bu despotizm?

Kim bunlar yahu? Bu, devletin başına sızmış organize suç, terör ve ihanet örgütüne, CIA ve MOSSAD’dan, yani Siyonizmden başka, bu sözde gücü veren başka kim, kimler var? Ruslar da mı bu defa yanlış taraftalar?

Dünyadan hiçbir lider arayıp tebrik edememiş. Kendileri gibi BOP’un yani Büyük İsrail Devleti projesinin kuklası Katar ve Suudi Amerika’nın başındaki kuklaları lider sayıp haber yapmak zorunda kalmışlar…

Takılmayın keyfi uygulamalara, şımarık, alaycı hatta dalga geçen çıkışlarına ve kamuoyunu yönlendirmeye yönelik haberlere… Çuvalladılar ve en kısa sürede birikmiş bütün suçları ile birlikte, bu yaptıklarından da yargılanacaklar. Tam kadro halinde, emir eri yaptıkları gazeteciler, televizyon programcıları, bunların patronları, savcılar ve hakimlere kadar tam kadro halinde yargılanacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

İtirazımız Var!


CIA ve MOSSAD’a ait olan Facebook mu daha tehlikeli, büyük çapta bir nükleer saldırı mı?

İbnelik ile gök kuşağının alakası nedir?

Gök kuşağı renklerinin, ibneliğin sembolü haline getirilmesine izin verilmemelidir.
Gök kuşağı renkleri evrensel bir değerdir. Özele indirgenmesine izin verilmemelidir. Hele ibnelik ile özdeşleştirilmesine asla izin verilmemelidir. Bu hususta kamu oyu baskısı zaten yerince var da, milletimiz tepkisini sözde Türk, özde Sabetayist ve gizli Ermeni basın ve medyanın bitmek bilmeyen baskısında kalmadan, açıkça göstermeli ve hukuki mücadeleler de vermelidir.

Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna gizli Ermeni ve Yahudi basın ve medya teröristleri de, ibneler de karar veremezler. Genele kıyasla, yok denecek kadar küçük bir azınlık, bütün topluma “görüş” ve “hukuk” dayatamaz. Bunu, gizli kapaklı, çift kimlikli ve art niyetli bir faaliyet ile ise hiç yapamazlar. Bunlar büyük suçlardır ve derhal adalet sistemimizin müdahalesi gerekir.

Özellikle Müslüman ve Türk millet vekilleri, halkın dinmek bilmeyen ibnelik karşıtı taleplerine artık bir karşılık vermeli ve mecliste bu yönde mücadele etmelidir. Çünkü İslam dininde ve Türk örfünde ibnelik lanetli bir iştir. Çağdaş, medeni bir Türk’ün, ibnelere karşı mutlaka hoşgörülü olması gerektiği yönünde oluşturulan kamu oyu da art niyetlidir. Bu, çift kimlikli vatan haini sözde Türk ve Müslüman basın ve medya mensupları ile, bunların bürokrasideki, adalet sistemimiz içindeki, tüzel kişilikler, vakıf ve dernekler içerisindeki uzantılarının dayatmasıdır/zorbalığıdır/algı yönetimidir. Bunların iş adamları ve sanayicileri bile, maddi gücünü hukuk dışı ve art niyetli olarak bu maksatla kullanır. Hiç kimsenin bu yönlü baskılara karşı sessiz kalma, aksi görüş beyan etmeme, boyun eğme zorunluluğu yoktur. Daha düne kadar, en önde gelen psikiyatri otoritesi olan Amerikan Psikiyatri Derneği bile, ibneliği çok ciddi bir ruh hastalığı olarak görüyordu. Bir anda, hiçbir tıbbi ve ilmi gerekçe göstermeden hastalık kategorisinden çıkarttılar ama “Neden çıkarttınız?” sorularına, üzerine geçen bu kadar sene zarfında kale alınır cevaplar veremediler, veremiyorlar. Bunun da siyasi, ekonomik baskılar ve tehditler ile, ayrıca Siyonist ve gizli Yahudi basın/medya baskıları ve tehditleri ile sağlandığı açıktır.

Sözde İslami parti AKPKK’nin ibneliği serbest bırakan hukuki düzenlemesi sonrasında ülkemizde de ibnelik alıp yürümüştür. Hem bu hukuki düzenlemeler tekrar eski haline getirilmelidir, hem şimdiye kadar sebep olunan manevi/ahlaki zararın telafisi için ibnelik karşıtı bir devlet politikası uygulanmalıdır hem de bu kapsamda daha en baştan gök kuşağının ibnelik sembolü olarak kullanılmasına resmen yasaklama getirilmelidir. Siyonizmin ve #İçimizdekiİsrail‘in, milletimizin fertleri arasından hala ibneleştirmeyi başaramadığı ve toplam nüfusun ezici çoğunluğunu da oluşturan anneler ve babalar, çocuklarına içi sıkılıp daralmadan gök kuşağı renklerinde oyuncaklar oynatabilmeli, resimler çizebilmeli, romanlar okuyabilmelidir.

İbnelerin, nedendir ve nasıl bi mantıktır bilinmez ama ‘gurur bayrağı’ dedikleri gök kuşağı renklerinin, eşcinsel toplum tarafından ilk defa kullanımı 1978 yılında San Francisco Gay ve Lezbiyen Özgürlük Günü Yürüyüşü denilen nümayiş sırasında oldu. Ertesi sene de böyle bir kaç kişi bu renkleri kendince bayrak olarak kullandı. Sonra hızla bu renkler ibneleri temsil eden bayrağa dönüştürülmeye başladı. Çünkü dünyanın dört bir tarafında basın ve medyayı kontrolünde tutan Siyonistler de buna zemin hazırlayıp olanca güçleri ile destek verdiler. Bu gün Siyonizmin bir kuruluşu olan ve asıl sahipleri CIA ile MOSSAD olan Facebook da, aynı art niyetle hareket ederek, ‘Medeni bir insan mutlaka ibne dostu ve ibneliğe hoş görülü olmalıdır. İbnelere anlayış gösterip kıymet vermek ve haklarını(!) korumak medeni olmanın gereğidir.’ şeklinde acayip tuhaf ve hukuksuz bir algı oluşturarak, on milyonlarca Türkiyeli Müslümanın, eşcinsellik karşıtı paylaşım/propaganda hakkını bile, tamamen hukuk dışı ve keyfi şekilde engellemeye çabalıyor.

Türkiye ve Türk milleti Hristiyan da, Yahudi de, Siyonist de değildir. Kaldı ki Hristiyan milletler bile, Papalık bile, bütün Siyonist oyunlarına rağmen hala bu art niyetli ibneleştirme politikalarına teslim olmamıştır. Bunların da ezici çoğunluğu ibnelik karşıtıdır ama basında, medyada gereğince yer bulamazlar hatta hukuksuz şekilde büyük bir baskı altına alınmışlardır, bu hususlarda özgürce konuşamazlar. Yüzde 98’i resmen Müslüman olan ülkemizde, eşcinsellik serbest bırakılamaz. Demokrasi çoğunluğun taleplerinin yerine getirilmesi ise, cumhuriyet halkın kendi kendini yönetmesi ise, Türkiye bir hukuk devleti ise, toplumdan bitmek bilmeyen devasa tepkiler uzun yıllardır yükselirken, buna rağmen şu anda hala ibneliğin serbest olması hem demokrasiye, hem cumhuriyete hem de hukuka terstir. Nerede kaldı çoğunluğun tercihleri, nerede kaldı halkın talepleri ve kendi kendini yönetmesi?

İbneliğin yeniden suç sayılması, gök kuşağı renklerinin ibnelerin eliden kurtarılması için gereken mücadele toplumun her ferdi, tüzel kişiliği, kurum ve kuruluşlar tarafından hukuki sınırlar dahilinde büyük bir ciddiyetle, basın, medya ve sosyal medya imkanları da kullanılarak verilmelidir. Gayret edin, haklarınızı bilin, tepkinizi gösterin de #Türkiyeİbneleşmesin
Bugünümüzde, çoğunlukla Hristiyan nüfusa sahip olan Rusya, bu gibi bir mücadeleyi devlet imkanları ile son yıllarda mecburen veriyor. Çünkü AIDS’li sayısı 950 bini geçti. Bu tedbirleri almasa, bu mücadeleyi vermese, birkaç on yıl içinde bu sayının birkaç katına katlanarak artmış olacağına kesin gözü ile bakıyorlar.

Özellikle Siyonist Facebook’un, ibnelik hakkındaki gerçekler böyle iken, ibnelik-AIDS bağlantısına dair hiçbir hakaret ve tehdit içermeyen tamamen bilimsel çalışmaların neticesine dayanan yazıları/paylaşımları bile, tamamen hukuksuz şekilde kaldırmasına ve 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını keyfi şekilde sansürlemesine karşı büyük bir mücadele verilmelidir.

Müslümanların ve Türklerin ve hatta hiç bir milletin ve din mensuplarının, neye inanıp neye inanmayacağını, neyi savunup neye karşıt olacağını gerçek sahibi CIA ve MOSSAD olan Facebook belirleyemez. Ya da ‘İkinci İsrail’ denilen ve Siyonizm tarafından idare edilen Amerika da belirleyemez. Hiç kimse, Facebook bir Amerikan şirketidir diye, Facebook kullanabilmek için kendi görüşlerinden, inançlarından, hukuki kabullenişlerinden vazgeçip Amerikan yasalarına uymak ya da Amerikan yasalarına göre bile suç teşkil etmeyen ama Facebook’un zorbaca kaldırdığı paylaşımlara ve zorbaca uygulamalarına razı olmak zorunda değildir. Her medeni insanın ibnelik karşıtı olmak, hukuki sınırlar dahilinde ibnelik karşıtı görüş beyan etmek ve mücadele vermek hakkı var. Bunu hiçbir güç engelleyemez.

Pek çok devlet, pek çok ciddi toplumsal sorununu, sağlık sorununu, ruh sağlığı sorununu çözebilmek için öncelikle toplumunu Facebook’tan kurtarmak yolunu tercih etti, ediyor. Gözünüzü Türk cumhuriyetlerine ,Rusya’ya, Çin’e ve daha çok sayıda ülkelere bir çevirin, göreceksiniz ki Facebook’a karşı, nükleer bir saldırıdan daha ciddi bir endişe ile tedbirler alınmış, alınıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Sizinle dalga geçiyorlar! Yusuf El Karadavi kimdir?


Bu herif, Mahmud efendiyi müceddid seçenlerin başında geliyor ve o İngiliz casusu bir “NATO imamı”…


Yusuf el-Karadavi Kimdir?

Yüzde seksen küsuru Sünni Müslüman olan Suriye’de, Esed’i destekleyen, BOP’a yani gerçek adı ile Büyük İsrail devleti projesine karşı çıkan, saymakla bitmez, çok sayıdaki Sünni alimden biri olan Muhammet Said Ramazan El Buti, camide sohbet vermekte iken bombalı bir saldırı ile şehit edilmişti. Suriyeli Sünni alim el Buti’nin, CIA-MOSSAD uşağı sözde muhalif ve mücahid, özde paralı kiralık katil teröristler tarafından şehit edilmesi üzerine, Yusuf El Karadavi’nin yaptığı açıklamalar, dünyanın dört bir tarafında çok sayıda müslümanda öfke uyandırmıştı.

Ortadoğu ülkelerinde ‘Arap baharı’ adı altında, Büyük İsrail projesini gerçekleştirmek için yapılan ihanet, tahrip ve yıkımların çoğu, satın alınmış sözde İslam alimlerinin, özde Amerikan ve Siyonist casuslarının fetvaları sayesinde gerçekleşmişti. İslam’ı bir din gibi değil de, bir siyasi ideoloji hatta siyasi parti gibi kabullenip, dünya menfaat ve siyasetine alet eden İslamcılar da bu projede yoğun olarak kullanıldılar.

Özellikle de Arap halklara karşı hazırlanan komploda rolü deşifre olan Karadavi bunlardan biri… Ortadoğu’daki müslüman halkların ezici çoğunluğunun gözünde, kimliği ve misyonu çoktan deşifre olan Karadavi, İngiliz casusu bir NATO imamından başka bir şey değil…

Onun şimdiye kadar İsrail’e, Siyonizme ve bunların kuklalarına karşı cihat etme fetvası çıkarmaması acayip bir çelişkidir. Oysa kendisi, Katar’ın, ABD-İsrail planlarının, NATO’nun hizmetindedir ve bu güç odaklarının nüfuzu sayesinde sözde Dünya Müslüman Alimler Birliği başkanıdır.
Adamın geçmişi, hizmet ettiği arka planı, neye/kime çalıştığını bize anlatıyor. 

Hikaye, 1954 yılında başladı. Mısır cumhurbaşkanı Cemal Abdulnasır İskenderiye şehirinde Menşiyye meydanında bir suikast girişimine uğramıştı. Suikastin başarısızlığı Müslüman kardeşler (İhvan-ı Müslimin) liderlerinin ülkeden kaçmasına neden olmuştu.

Onlardan birisi, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan arasında gidip gelen Dr. İbrahim İzzeddin idi. Daha sonra Arap Emirliği kimliğini alarak Abu Dabi’de Şeyh Zayed’in yardımcısı olarak görev yaptı.
Müslüman Kardeşler örgütü üyesi olan mültecilerin çoğunluğu Körfez Şeyhlikleri arasından Katar’ı tercih etti (Emir Hamad daha iktidar olmamıştı) Onlardan birisi, Mısır askeri hapishanesinde göz altına alındıktan sonra Emniyet sorumlusu Salah Nasr tarafından Mısır İstihbarat örgütü lehine çalışmayı kabul eden Yusuf El Karadavi idi.


1. Resim:

Karadavi’nin Mısır istihbarat arşivlerinde dosyasındaki fotoğrafı
Katar’da durumlar değişti. Yusuf El Karadavi, biraz saf olan Katar şeyhlerini Salah Nasr istihbarat örgütünden maddi olarak daha faydalı buldu. Bu yüzden Salah Nasr’la ilişkisini kesti. Mısır hükumetinin pasaportunu yenilemediği gerekçesiyle şimdiye kadar taşıdığı Katar kimliğini aldı. Onun tercihlerinin en büyük amili/etkeni, para ve menfaat idi.
Katar o dönemde İngiliz sömürgesiydi. İngilizler, Süveyş kanalı ve Arap-İsrail kavgası konularında Abdulnasır’la kavga halindeydiler.
33 yaşında olan Karadavi o dönemde Katar’ı ve bir kaç ülkeyi daha işgal eden İngiltere’ye karşı hiç bir konuşma yapmadı. Aksine, her şeyiyle İngiliz olan Katar’a iltica edip, hazinesinden maaş almaya başladı. Almaya da devam ediyor. O zaman, İngilizlerin kışkırtması ile ve Müslüman kardeşler örgütünün politikasına da uygun olarak, Siyonist rejimle savaşan Abdulnasır’a karşı kampanyalar düzenlemeye başladı.
Karadavi, körfez’deki İngiliz işgalini hiç eleştirmedi. Katar şeyhliğinde ilişkileri giderek derinleşti. Katar’ı fiili olarak, Ali bin Abdullah Âl Tani tarafından silahlı kuvvetler ve polis genel komutanı tayin edilen İngiliz subay Cochrane yönetiyordu. Katar halkının çoğunluğu işgalci İngilizlerle işbirliği yapmayı reddettiği için ordu ve polisin çoğunluğu Hintli ve Asyalılardan oluşmaktaydı. 
İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerinde eski bir subay olan Philip Blant ise Katar hükümdarı yardımcısı olarak işe başladı. 1950’de İngiltere Arthur Wilton’u yine ‘hükümdar yardımcısı’ ismi altında Katar’da birinci siyasi sorumlu olarak tayin etti.
2. Resim:

Şeyh Ahmet bin Ali Âl Tani ordu ve polis komutanı Ronald Cochrane ile birlikte
Cochrane, Müslüman Kardeşlerin Katar yarımadasındaki faaliyetlerini kontrol ediyordu. Onlarla özel ilişkiler dokumaya başladı. Özellikle de uzaktan din eğitimi alan El Kardavi ile… 
O zamanda Kardavi’nin Mısır cumhurbaşkanı Abdulnasır’a karşı kışkırtma aktivitelerinden başka yaptığı bir şey yoktu. Daha sonra Filistin direnişine karşı bir kampanya başlattı. Bir çok Katarlı iş adamının, ‘kendini tehlikeye atma’ olarak tanımladığı Filistin direnişine maddi destek vermesini engelledi.
3. Resim:

Şeyh Ahmet bin Ali, Ronald Cochrane ve aralarında Yusuf El Kardavi’nin bulunduğu Müslüman kardeşler örgütü mültecileri ile birlikte
Hükümdar ailesine giderek yakınlaştı. Onlara göre fetva hazırladı. O fetvaların en meşhuru, Şeyh Hamad’ın babasını sırtından vurmasını ve ona karşı bir darbe düzenlemesini mübah sayan fetva. Kur’an-ı Kerim’de açık açık zikredilen (Onlara (babalara) hiç bir kötü söz söyleme, kötülük yapma) ayetine ters olmasına rağmen Kardavi ümmetin çıkarının Hamad’ın yaptığını gerektirdiğini öne sürdü. Sanki Hamad’ın babasına karşı düzenlediği darbe hanımı Moza ve Siyonist rejimin isteğiyle değil de Katarlı ümmetin isteğiyle oldu. Ki siyonist rejim hemen, Şeyh Kardavi’nin konuğu olduğu ‘Şeriat ve Hayat’ programını yayınlayan El Cezire televizyonu binasının çok yakınında bir elçilikle mükafaatlandırıldı.
Şimdiye kadar açık olan bir soru var: Yusuf El Kardavi’nin İngliz subay Cochrane ve İngliz istihbaratıyla ilişkisi ne kadar gelişti?
Hiç kimsenin milyonlarca müslümanı aptal yerine koymaya hakkı yok. Hiç kimsenin akıl sağlığı da yerinde olmayan hasta ve ihtiyar bir adam (Mahmud efendi) üzerinden, Sünnilik ve Nakşilik iddiası ile ve de kurmaca bir müceddidlik iddiası/tiyatrosu ile Türkiye müslümanlarını da dolaylı yoldan Siyonizme hizmet ettirme hakkı, lüksü yok.
Mahmud efendiyi müceddid ilan edenler arasındaki tek Siyonist casusu Karadavi değildir. Bu İslam/ehli sünnet davası, bu tasavvuf davası, bu vatan ve devlet davası sahipsiz değildir. İmam-ı Rabbani evlatlarını izlemeye devam edin. BOP’çuların, İslamcıların, particilerin, bozuk tarikatların, ihvancıların ve hepsinin ağababaları olan Siyonistlerle işbirliği halindeki İçimizdeki İsrail‘in bütün planlarını bozacaklar.


Mehmet Fahri Sertkaya 

Akademi Dergisi