Etiket arşivi: Transeksüellik

Özdemir Erdoğan: Zeki Müren kötü örnek olmadıysa LGBT’ler nereden çıktı?

Sanatçı Özdemir Erdoğan, Zeki Müren’le ilgili yaptığı yorumlara yenisini ekledi. Sabah gazetesi yazarı Tuba Kalçık’a değerlendirmelerde bulunan Erdoğan’ın kendisine yönetilen sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

  • İtiraz ettiğiniz nokta nedir?
    “Üstat neyzen Niyazi Sayın, Zeki Müren için ‘Müzik ortamımıza atılan atom bombasından farksızdır’ diyor. Ben de katılıyorum bu sözlere. Zeki Müren’in kadın çağrışımlı makyajları, kıyafetleri, mini eteği, halktan ve yönetimden hiçbir tepki almadı. Televizyonun en önemli reyting saatlerinde, halkımız, çocuklarıyla birlikte ailece bu gösteriyi izledi. Çeşitli sahnelerdeki klasik müziğimizin kalitesini çok aşağılara çeken taklitlerine ne demeli? Şimdi bazıları ‘Benim çocuğuma bir şey olmadı’ diyor ama en sıradan bir psikolog bile çocukların herhangi bir tanımlamaya sığdıramadıkları bu obje karşısında etkilenebileceklerini kabul eder. İşte benim de itirazım bu noktada başlıyor, eğer kötü örnek olmadıysa, her toplumsal harekette, alakalı alakasız çok renkli bayraklarıyla boy gösteren LGBT’ler nereden çıktı, bunu görmek lazım.

  • ‘Türk milletinin askeri karakterini yumuşatmak için kullanıldı’
  • Siz Zeki Müren’e Paşa denmesine de itiraz ediyorsunuz değil mi?
    “Tabii ki. Paşalık Türk Silah Kuvvetleri’ndeki en üst makamlarından biri. Böyle değerli bir makamının Müren için söylenmesi doğru değil. Paşa lakabı bilinçli şekilde seçilerek kullanıldı bence. Zeki Müren vasıtasıyla milletin sosyal ve askeri karakterini yumuşatmak istedi emperyalistler. Bunu da Müren üzerinden yapmaya çalıştılar.
    Aslında Müren de bu noktada kullanılmıştır. FETÖ tuzağından önce kültür değerlerimiz kullanılarak yapılan en sinsi sabotajdır bana göre. Zeki Müren konusunda son noktayı koymak için Günaydın’a konuşuyorum. Son olarak şunları söylemek istiyorum; sıradan bir müzisyen olarak kalmayı, ömrüm boyu starlığa tercih ettim. Radyasyonları temizlemeye devam edeceğim. Türkiye ütopyalar ülkesi olmayacaktır.”

  • Erdoğan, daha önce yaptığı açıklamaların arkasında olduğunu belirterek “Ülkemizde kültür adına söz söyleyen, yazan çizen, satılmamış, namuslu ve cesur eleştirmen kalmadığından, bu görev birkaç sanatçı arkadaşımla bize düştü” dedi.
    Erdoğan, gıyaplarında yalan yanlış haberlerin yapıldığını ileri sürerek “Korkakça arkamızdan konuşuyorlar. Bu bir itibar suikastıdır. Serbest ekonomilerde genel prensip, değerler üretip ülkeye maddi manevi kazanç sağlamaktır. Bizde tam tersi yapılıp emperyalizme hizmet ediliyor” diye konuştu.

Dönmelik / transeksüellik akıl hastalığıdır.

BRAVO RUSYA!

Biz yapsak, içimizdeki İsrail, bizden daha çok Türk gözüken sözde Türk, özde gizli Yahudi güç odakları ve basın “SKANDAL” diye başlıklar atardı Türkiye’de…

Onlarca yıldır Türk milletini de Avrupalılar gibi eşcinsel, luti-ibne, zinakar, veled-i zina, dönme-transeksüel yapmak için harcadıkları çabanın heba oluşu karşısında iyice çirkefleşirdi içimizdeki İsrail…

Rusya “Transeksüellik akıl hastalığıdır.” dedi… “Transeksüeller de diğer akıl hastaları gibi ehliyet alamazlar” diye karara bağladı. İsabet de etti.

Bakalım ülkemizdeki bütün bu manevi ve ahlaki çöküşlerden birinci derecede mes’ul oldukları halde sanki hiç yokmuşlar gibi varlıkları hissedilmeyen yüz küsur bin Diyanet personeli, imamlar, müftüler, akademisyenler ne diyecekler… “Elin Hristiyan Rusya’sı bile vatandaşlarının ruh, akıl ve beden sağlığını korumak için, nesilleri korumak için gayret gösterip farkında olmadan İslami ölçülere ulaşırken, Müslüman ülkesi olduğunu iddia ettiğimiz Türkiye’nin bu halde oluşuna hatta daha da beter edilmek istenmesine bizler karşıyız. Memlekette bu feci gidişe mani olması gereken asıl kişiler biziz. Ve görevimizi de yerine getireceğiz.” diyebilecekler mi? Ya da “Salla başı, al maaşı, al abdesti kıldır namazı, karışma hiçbir şeye, sonra hoop cehenneme, hem de yüzbinlerce kişinin mes’uliyetini de yüklenerek”ayarında yollarına devam edecekler mi?

Gerçi genel evlerden toplanan vergilerle maaşlarının ödenmesine bile ses etmeyen bu koca ordu misali kadrolar, bilmem ki bu yazdıklarımı kale alırlar mı?

Rusya 2013’te “Gelenek dışı yaşam tarzlarının yüceltilmesini” yasa dışı ilan etmişti. Bizde de sözde İslami, özde Siyonist ürünü AKP iktidarı, sözde AB’ye uyum yasaları çerçevesinde zinayı suç olmaktan çıkartmış, eşcinselliği serbest bırakmış, kilise evleri yasal güvence altına almış, domuz etini kasaplık hayvan statüsüne getirmiş ve şu Müslüman milletin dinen ve ahlaken en kısa sürede mahvu perişan olması için elinden gelen her şeyi yapmıştı.

Bu Türkiye’nin, dünyanın dört bir yanında yanan, yıkılan, alt üst olan, depremlerle ve tsunamilerle dümdüz olan bölgelerden aslında hiçbir farkı kalmadı. Oraların yıkılmasına sebep olan her türlü ahlaksızlığı nihayet bu topraklarda da iyice yaygınlaştırdılar da zahiri aklın almadığı bir manevi sebeple ayakta duruyoruz. Lakin bu da bir yere kadar olur. Bir yerden sonra o himmet çekilir ve Türkiye de alt üst olur. İyiler dik durmalı, mücadele etmeli, iyiliği emir edip kötülükten vazgeçirmeli ki en azından umumi/genel bela gelmesin.

Mehmet Fahri Sertkaya

İbnelik meşrulaştırılamaz…Türkiye ibneleşmesin!

Türkiye ibneleşmesin! 

«Ya Rabbî emretsen de yeryüzü o ikisini cezalandırsa, gökyüzü onların üzerine taş yağdırsa.» Cenab-ı Hak, insanın doğumundan ölümüne kadar bütün safhalarda, nasıl yaşayacağını, neleri yapacağını, neleri yapamayacağını insanlara bildirmiştir. Bunlara uyan dünya ve ahirette rahat eder. Bu sınırlara dikkat etmeyen de dünyasını da ahiretini de zindan eder. Hayatın bir gerçeği olan cinsi beraberliğin de nasıl olması gerektiği bildirilmiştir. Kur’an ve sünnet bunun meşru yolunu göstermiş, anlatmış, öğretmiş ve meşru olmayan yolları ve zararlarını da bildirmiştir. Meşru olmayan yola, cinsi sapıklığa kayan kendine de topluma da zarar verir.

 Aile hayatını yok eden, sapık bir ilişki olan livatayı (ibneliği, homoseksüelliği), günümüzde kendini bilmez inançsız, bizden gözükerek bize ihanet eden küçük ve hain bir azınlık meşrulaştırmaya çalışıyor, elindeki basın ve medya gücünü bu yolda kullanıyor. Oysa müslüman bir memlekette ya da en azından halkın çoğunluğu müslüman ve de İslam’a saygılı bir memlekette, hiçbir bahane ile ibnelik hürriyeti verilemez. Bu çirkinlikler meşrulaştırılamaz. Lût aleyhisselâmın kavminden önce hiçbir kavmin işlemediği bu çirkin ve iğrenç fiil hakkında Kur’ân-ı Kerîm’in Enbiyâ sûresi 74. âyetinde meâlen; ”Habîs iştir.” buyurulmuştur. Peygamber efendimiz de; 

➥”Lût kavminin işini (livata) yapan mel’ûndur.”

 ➥ ”Benden sonra ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Lût kavminin yaptığını yapmalarıdır.” Erkek erkek ile livâta yaparken arş titrer, sallanır. Melekler de bu iğrenç işe muttalî olup;

➥ ”Ya Rabbî emretsen de yeryüzü o ikisini cezalandırsa, gökyüzü onların üzerine taş yağdırsa.” derler. Allah-ü teâlâ; ”Ben halîmim, acele etmem. Benden bir şey kaçmaz.” buyurur.” buyurarak livâtanın kötü ve iğrenç iş olduğunu bildirmiştir.

Büyük İslâm âlimlerinden İmâm Mücâhid;

 ➥ ”Lûtî olan (livâta yapan) kimse, tövbe edip, bu pis fiilden vazgeçmedikçe, gökte ve yerde olan bütün sularla yıkansa, yine temizliği noksan olur.” buyurdu. Mâlik bin Dinar hazretleri de; 

➥ ”Geçmiş ümmetlerden hiç birinde erkeğin erkeğe yaklaştığı işitilmedi. Ancak bu çirkin fiil, Lût kavmi arasında zuhûr etti. Onlara şeytan gelip bu fiili öğretti. İnsan tabiatına aykırı olan bu çirkin fiili yaptıkları için Allah-ü teâlânın gazâbına uğradılar.” buyurarak livâtanın kötülüğünü bildirmiştir.

Allah-ü Teâlâ insan neslinin çoğalması için erkeklere değil kadınlara yaklaşmak gerektiğini, nikahla olan evlilikten nesebi sahih kız ve erkek evlatların olacağını bildirmiş ve şehveti de bunun için vermiştir. Fakat şehvetin veriliş gayesinden ve hikmetinden gâfil olan insanlar cehâlet ve azgınlıkları sebebiyle livâtâ denen çirkin işe yönelmişlerdir. Her dinde haram ve büyük günah olduğu bildirilen ve insan tabiatına ters olan livâta bugün sür’atle yayılan korkunç AIDS hastalığına sebep olmaktadır.

Livâta eden insanda it uru ve AIDS hastalığı ortaya çıkmaktadır. 1985 yılında virüsü teşhis edilen bu hastalığın, domuz eti yiyenlerde de görüldüğü tesbit edilmiştir. Bu gün sadece Rusya’da 930 küsur bin kadar AIDS’li vardır ve Rusya devleti, birkaç on sene içinde bu sayı katlanarak artacağı için livata ile büyük bir mücadeleye girişmiştir. Eşcinselliği meşrulaştırmaya çalışanlara, özellikle de çocuklara eşcinselliği meşru göstermek isteyenlere fırsat vermemektedir. İslam ülkesi olduğu iddia edilen Türkiye’mizin de bir iç klik tarafından hızla ibneleştirilmek istenmesine, bütün müslümanlar gerekli kararlılıkla karşı koymalıdır. Yoksa toptan yıkılır, helak oluruz. Allah ihmal etmez, imhal eder, süre verir ve azabı da gelince çok ama çok elimdir.

Mehmet Fahri Sertkaya

İtirazımız Var!


CIA ve MOSSAD’a ait olan Facebook mu daha tehlikeli, büyük çapta bir nükleer saldırı mı?

İbnelik ile gök kuşağının alakası nedir?

Gök kuşağı renklerinin, ibneliğin sembolü haline getirilmesine izin verilmemelidir.
Gök kuşağı renkleri evrensel bir değerdir. Özele indirgenmesine izin verilmemelidir. Hele ibnelik ile özdeşleştirilmesine asla izin verilmemelidir. Bu hususta kamu oyu baskısı zaten yerince var da, milletimiz tepkisini sözde Türk, özde Sabetayist ve gizli Ermeni basın ve medyanın bitmek bilmeyen baskısında kalmadan, açıkça göstermeli ve hukuki mücadeleler de vermelidir.

Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna gizli Ermeni ve Yahudi basın ve medya teröristleri de, ibneler de karar veremezler. Genele kıyasla, yok denecek kadar küçük bir azınlık, bütün topluma “görüş” ve “hukuk” dayatamaz. Bunu, gizli kapaklı, çift kimlikli ve art niyetli bir faaliyet ile ise hiç yapamazlar. Bunlar büyük suçlardır ve derhal adalet sistemimizin müdahalesi gerekir.

Özellikle Müslüman ve Türk millet vekilleri, halkın dinmek bilmeyen ibnelik karşıtı taleplerine artık bir karşılık vermeli ve mecliste bu yönde mücadele etmelidir. Çünkü İslam dininde ve Türk örfünde ibnelik lanetli bir iştir. Çağdaş, medeni bir Türk’ün, ibnelere karşı mutlaka hoşgörülü olması gerektiği yönünde oluşturulan kamu oyu da art niyetlidir. Bu, çift kimlikli vatan haini sözde Türk ve Müslüman basın ve medya mensupları ile, bunların bürokrasideki, adalet sistemimiz içindeki, tüzel kişilikler, vakıf ve dernekler içerisindeki uzantılarının dayatmasıdır/zorbalığıdır/algı yönetimidir. Bunların iş adamları ve sanayicileri bile, maddi gücünü hukuk dışı ve art niyetli olarak bu maksatla kullanır. Hiç kimsenin bu yönlü baskılara karşı sessiz kalma, aksi görüş beyan etmeme, boyun eğme zorunluluğu yoktur. Daha düne kadar, en önde gelen psikiyatri otoritesi olan Amerikan Psikiyatri Derneği bile, ibneliği çok ciddi bir ruh hastalığı olarak görüyordu. Bir anda, hiçbir tıbbi ve ilmi gerekçe göstermeden hastalık kategorisinden çıkarttılar ama “Neden çıkarttınız?” sorularına, üzerine geçen bu kadar sene zarfında kale alınır cevaplar veremediler, veremiyorlar. Bunun da siyasi, ekonomik baskılar ve tehditler ile, ayrıca Siyonist ve gizli Yahudi basın/medya baskıları ve tehditleri ile sağlandığı açıktır.

Sözde İslami parti AKPKK’nin ibneliği serbest bırakan hukuki düzenlemesi sonrasında ülkemizde de ibnelik alıp yürümüştür. Hem bu hukuki düzenlemeler tekrar eski haline getirilmelidir, hem şimdiye kadar sebep olunan manevi/ahlaki zararın telafisi için ibnelik karşıtı bir devlet politikası uygulanmalıdır hem de bu kapsamda daha en baştan gök kuşağının ibnelik sembolü olarak kullanılmasına resmen yasaklama getirilmelidir. Siyonizmin ve #İçimizdekiİsrail‘in, milletimizin fertleri arasından hala ibneleştirmeyi başaramadığı ve toplam nüfusun ezici çoğunluğunu da oluşturan anneler ve babalar, çocuklarına içi sıkılıp daralmadan gök kuşağı renklerinde oyuncaklar oynatabilmeli, resimler çizebilmeli, romanlar okuyabilmelidir.

İbnelerin, nedendir ve nasıl bi mantıktır bilinmez ama ‘gurur bayrağı’ dedikleri gök kuşağı renklerinin, eşcinsel toplum tarafından ilk defa kullanımı 1978 yılında San Francisco Gay ve Lezbiyen Özgürlük Günü Yürüyüşü denilen nümayiş sırasında oldu. Ertesi sene de böyle bir kaç kişi bu renkleri kendince bayrak olarak kullandı. Sonra hızla bu renkler ibneleri temsil eden bayrağa dönüştürülmeye başladı. Çünkü dünyanın dört bir tarafında basın ve medyayı kontrolünde tutan Siyonistler de buna zemin hazırlayıp olanca güçleri ile destek verdiler. Bu gün Siyonizmin bir kuruluşu olan ve asıl sahipleri CIA ile MOSSAD olan Facebook da, aynı art niyetle hareket ederek, ‘Medeni bir insan mutlaka ibne dostu ve ibneliğe hoş görülü olmalıdır. İbnelere anlayış gösterip kıymet vermek ve haklarını(!) korumak medeni olmanın gereğidir.’ şeklinde acayip tuhaf ve hukuksuz bir algı oluşturarak, on milyonlarca Türkiyeli Müslümanın, eşcinsellik karşıtı paylaşım/propaganda hakkını bile, tamamen hukuk dışı ve keyfi şekilde engellemeye çabalıyor.

Türkiye ve Türk milleti Hristiyan da, Yahudi de, Siyonist de değildir. Kaldı ki Hristiyan milletler bile, Papalık bile, bütün Siyonist oyunlarına rağmen hala bu art niyetli ibneleştirme politikalarına teslim olmamıştır. Bunların da ezici çoğunluğu ibnelik karşıtıdır ama basında, medyada gereğince yer bulamazlar hatta hukuksuz şekilde büyük bir baskı altına alınmışlardır, bu hususlarda özgürce konuşamazlar. Yüzde 98’i resmen Müslüman olan ülkemizde, eşcinsellik serbest bırakılamaz. Demokrasi çoğunluğun taleplerinin yerine getirilmesi ise, cumhuriyet halkın kendi kendini yönetmesi ise, Türkiye bir hukuk devleti ise, toplumdan bitmek bilmeyen devasa tepkiler uzun yıllardır yükselirken, buna rağmen şu anda hala ibneliğin serbest olması hem demokrasiye, hem cumhuriyete hem de hukuka terstir. Nerede kaldı çoğunluğun tercihleri, nerede kaldı halkın talepleri ve kendi kendini yönetmesi?

İbneliğin yeniden suç sayılması, gök kuşağı renklerinin ibnelerin eliden kurtarılması için gereken mücadele toplumun her ferdi, tüzel kişiliği, kurum ve kuruluşlar tarafından hukuki sınırlar dahilinde büyük bir ciddiyetle, basın, medya ve sosyal medya imkanları da kullanılarak verilmelidir. Gayret edin, haklarınızı bilin, tepkinizi gösterin de #Türkiyeİbneleşmesin
Bugünümüzde, çoğunlukla Hristiyan nüfusa sahip olan Rusya, bu gibi bir mücadeleyi devlet imkanları ile son yıllarda mecburen veriyor. Çünkü AIDS’li sayısı 950 bini geçti. Bu tedbirleri almasa, bu mücadeleyi vermese, birkaç on yıl içinde bu sayının birkaç katına katlanarak artmış olacağına kesin gözü ile bakıyorlar.

Özellikle Siyonist Facebook’un, ibnelik hakkındaki gerçekler böyle iken, ibnelik-AIDS bağlantısına dair hiçbir hakaret ve tehdit içermeyen tamamen bilimsel çalışmaların neticesine dayanan yazıları/paylaşımları bile, tamamen hukuksuz şekilde kaldırmasına ve 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını keyfi şekilde sansürlemesine karşı büyük bir mücadele verilmelidir.

Müslümanların ve Türklerin ve hatta hiç bir milletin ve din mensuplarının, neye inanıp neye inanmayacağını, neyi savunup neye karşıt olacağını gerçek sahibi CIA ve MOSSAD olan Facebook belirleyemez. Ya da ‘İkinci İsrail’ denilen ve Siyonizm tarafından idare edilen Amerika da belirleyemez. Hiç kimse, Facebook bir Amerikan şirketidir diye, Facebook kullanabilmek için kendi görüşlerinden, inançlarından, hukuki kabullenişlerinden vazgeçip Amerikan yasalarına uymak ya da Amerikan yasalarına göre bile suç teşkil etmeyen ama Facebook’un zorbaca kaldırdığı paylaşımlara ve zorbaca uygulamalarına razı olmak zorunda değildir. Her medeni insanın ibnelik karşıtı olmak, hukuki sınırlar dahilinde ibnelik karşıtı görüş beyan etmek ve mücadele vermek hakkı var. Bunu hiçbir güç engelleyemez.

Pek çok devlet, pek çok ciddi toplumsal sorununu, sağlık sorununu, ruh sağlığı sorununu çözebilmek için öncelikle toplumunu Facebook’tan kurtarmak yolunu tercih etti, ediyor. Gözünüzü Türk cumhuriyetlerine ,Rusya’ya, Çin’e ve daha çok sayıda ülkelere bir çevirin, göreceksiniz ki Facebook’a karşı, nükleer bir saldırıdan daha ciddi bir endişe ile tedbirler alınmış, alınıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye ibneleşiyor. Türkiye ibneleşmesin!

TÜRKİYE İBNELEŞMESİN!

Vatandaş olarak biraz daha sessiz ve tepkisiz kalırsanız, ortalık ibnelerden de ibnelikten  de geçilmez hale gelecek. 
Türkiye sinsice, planlı şekilde ve devlet ile basın gücü de kullanılarak ibneleştiriliyor. 
Sözde İslami iktidar türlü tartışma konuları ile gündemi meşgul ederken, görüntüde İslamileşiliyormuş havası verirken, gerçekte tam tersine ve korkunç gelişmeler oluyor. 
Zinanın serbest(cezasız) bırakılması akıl almaz aile facialarına sebep oluyor, çocuklar yuva sıcaklığından, onurlu, şerefli bir hayat yaşama hakkından mahrum bırakılıyor. Evlenme yaşı 35’lere yükselmiş durumda. Evlilik dışı ilişki yaşayanların sayısı -sözde Türk, özde Sabetaycı Yahudi basının da etkisi ile- hızla artıyor. Her gün bir ya da bir kaç sözde Türk özde Sabetaycı Yahudi ünlünün gayri meşru ilişkisi topluma ve en çok da gençlere örnek gösteriliyor. 

14 ila 18 yaş arası genç kızların nikahsız hamile kaldıktan sonra veled-i zinalarını ya tuvalete ya çöplüğe atmaları hemen her gün basına yansıyor. Her gün yüzlerce belki binlerce T.C. vatandaşı genç kız ve genç erkek namusunu kaybediyor. Bir daha asla huzurlu bir yuva kuramayacakların arasındaki yerini alıyor. Bütün bunlar tarifsiz psikolojik sorunlara da neden oluyor. Son yapılan araştırmalar Türkiye nüfusunun yarısından fazlasını klinik psikolojik vak’a olduğunu gösteriyor.


Bütün bu feci manzaranın birinci dereceden sorumlusu olan iktidar bu millet ile alay edercesine “kızlı-erkekli üniversite evleri”ne kafayı takmış numarası yapıp, bu dehşet manzarayı gizliyor, vurgunlarını gizliyor, gündem değiştiriyor.

Domuz etinin de sözde İslami iktidar tarafından serbest bırakılması, domuz yiyerek domuzlaşanların ve din-namus telakkisi yok olanların sayısını hızla artırıyor.
Basında-medyada hemen her gün yapılan haberler ve yorumlar ile özellikle gençlerin bilinç altına “Artık zina serbest. ibnelik serbest. Lezbiyenlik serbest. Anne ve babanın çocukları üzerindeki kontrolünü de kaldırdık. En son “mahalle baskısı” ve “Töre cinayeti” söylemleri ile oluşturduğumuz planlı kamuoyu ile, “namus cinayetini” ve “etrafın tepkisini” de minimize ettik. Gördüğünüz gibi, bir kişi çıkıp namusu için eşini öldürse, onu it-köpek misali rezil de ediyoruz. İşte sizi de Avrupalılar kadar özgür(!) yaptık. Ne duruyorsunuz?” mesajı veriliyor. Kadın haklarını savunmak iddiası ile meydana çıkan ve olmadık bakış açıları ile hareket eden örgütlenmelerin perde arkasını hala tahmin edemiyor musunuz?

– Yeşil sahaların eşcinselleri
– Ünlülerin eşcinselleri
– “Evet. Eşcinselim.”
– Falanca eşcinsel mi?
– Sinemanın eşcinselleri
– Ünlü iş adamı eşcinsel evlilik yaptı.

Ve benzeri başlıklar her gün üst üste patlatılıyor basında… Bu gidişe, hakkınız olan ve mutlaka koymak zorunda olduğunuz tepkiyi biraz daha koymazsanız, yakında erkek çocuklarınızı bile iki adım ötedeki parklara bir başına gönderemeyecek ve kendinizi ve ailenizi de aids başta olmak üzere pek çok bulaşıcı hastalıktan koruyamayacaksınız.

Kızınızın mürüvvetini görmeyi beklerken “Baba! Ben de eşcinselim. Evlenmeyeceğim. Kanuni hakkım da var, eşcinsel kalacağım.” sözü ile sarsılacak ve kanunen de hiçbir şeye mani olamayacaksınız. Biraz baskı altına almaya kalkarsanız hele bir de bir fiske dahi olsa vurursanız, kendinizi İslami zan ettiğiniz devletin suçluyu koruyan kanunları ile karşı karşıya bulacaksınız. 

İslamileşiyormuş gibi gösterilen Türkiye, en temelden ve çok büyük darbeler ile İBNELEŞİYOR. İBNELEŞTİRMEYE SESSİZ KALMA! Toplumsal yaptırım uygula! Haklarını bil, sesini yükselt! Türkiye senin ve başka Türkiye yok! Evlatların-ailen senin ve onlardan başka yok!

Mehmet Fahri Sertkaya

Biri “Sanat Güneşi” mi dedi?

Ve bunu mu kastetti? Zeki Müren gerçekte kimdir?

Biri “Sanat Güneşi” mi dedi? Ve bunu mu kastetti?

Zeki Müren gerçekte kimdir? ‘Zeki Müren bir başbakanla birlikte oldu!’

Zeki Müren’in 18 yıl boyunca en yakınındaki dostu Göksenin Çakmak, Zeki Müren’in bilinmeyenlerini anlattı…

Müren’in 18 yıl boyunca en yakınındaki dostu Göksenin Çakmak, “Zeki Müren’in bir Başbakan’la birlikte olduğunu ancak isim veremeyeceğini” öne sürdü. “Bu sır benimle birlikte gömülecek” diyen Çakmak, söz konusu başbakan hakkında “Çapkın olduğu da doğru” ifadesini kullandı.

Yurt gazetesinden Ahmet Çınar’ın sorularını yanıtlayan Çakmak’ın açıklamalarından öne çıkan bazı bölümler şöyle:

‘ZEKİ MÜREN HALEN ÇOK ÜNLÜ BİR POP STARI DÖVDÜ’

Şu kitaba yine dönelim. Madem yayınlamıyorsunuz biraz içindekilerden konuşsak…

İşte yine aynı konuya geldik, anılar tehlikeli. O kadar çok isim geçiyor ki içinde… Örneğin Zeki Müren’in, halen hayatta olan çok ünlü bir kadın pop starını nasıl dövdüğünü anlatıyorum.

Bunu bana defalarca anlattı. Zeki Bey, kendi erkek sevgilisiyle, o sözünü ettiğim ünlü pop starını otel odasında basıyor. İzmir Efes Oteli’nde. Zeki Müren’in sevgilisi meteoroloji mühendisi. Zeki Bey’in eğitim masraflarını ödediği, okuttuğu bir delikanlı.

Aynı zamanda sevgilisi. İzmir’de şimdi Swissotel olan Efes Oteli’nde bir haftalık bir program var. Zeki Müren sevgilisi Mustafa’yla beraber gelmiş. Bir ara Zeki Bey’in dikkatini çekiyor, o ünlü pop starımız ile Mustafa pek fingirdeşiyorlar.

El şakaları filan. Şüpheleniyor Zeki Bey. Erol’un Yeri diye Kordon’da bir mekana gitmiş numarası yapıyor Zeki Müren. Gitmeden de resepsiyona tembih ediyor, bir büyük zarf içinde bahşişle beraber, ‘ Haber bekliyorum,

Erol’un Yeri’ndeyim” diyor. Erol’un Yeri’ne ulaşıyor, 10 dakika sonra telefon geliyor. Mustafa’nın o ünlü pop starının odasına girdiğini öğreniyor. Hemen arabaya atlayıp otele gidiyor. Kapıyı çalıyor açılmıyor. ‘Ben Zeki’yim aç kapıyı’ diyor. ‘Ay paşam bir dakika banyodayım’ diye ses geliyor içeriden, birkaç dakika sonra bornozlu pop starımız kapıyı açıyor.

Zeki Bey içeri giriyor, Mustafa’yı arıyor, banyoda yok. Hiçbir yerde yok. Balkona çıkıyor. Mustafa üstünde bir örtü, kendini kamufle etmiş. ‘Ne arıyorsun sen burada’ diyor. İşte ‘bir şey almaya geldim’ filan diyor. Bir vuruyor Zeki Bey. Çok kuvvetliydi o konuda. İki tokat Mustafa’ya atıyor, ünlü pop starımızı da saçından tutuyor iki tokat da ona atıyor. Ağzı kanıyor pop starımızın. Şimdi ben bunu isim vererek anlatırsam, ünlü pop starımız halen hayatta olduğu için beni hemen mahkemeye verir. İki ceza avukatı inceledi, ikisi de aynı konuya işaret etti. İsimleri vermeden yayınlamam lazım.

‘BUNLARI SÖYLERSEM BÜLENT BEY MAHKEMEYE VERİR BENİ’

Kamuoyunda Zeki Müren ile Bülent Ersoy arasındaki gerilimden de söz edilir zaman zaman. Buna ilişkin anılar da var mı kitapta?

Bunların gerçek nedenlerini biliyorum. Ama yazıp da yayınlarsam, Bülent Bey mahkemeye verir beni. O nedenle anlatamıyorum. Size burada anlatabilirim ama yazılmamak kaydıyla. Bülent Ersoy ile Zeki Müren’in arasındaki gerilim, Ankara ‘da Çankaya saunada yaşanan bir olaydan dolayı. Bu kadarını söyleyebilirim.

‘ZEKİ MÜREN VE SEVGİLİSİ İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNDU’

Zeki Müren’in başka bir sevgilisiyle birlikte intihar girişiminde bulunduğundan söz etmiştiniz anlatır mısınız?

Evet kitaba da yazdım. Meşhur bir şarkısı vardır ya Zeki Bey’in, ‘Hayat bazen tatlıdır / Sevenler kanatlıdır’ diye. Sevenler kanatlıdır derken anlatılan Zeki Müren’in pilot üsteğmen sevgilisidir. Her ikisi de, hayatlarını bu şekilde sürdürmelerinin mümkün olmadığını düşünerek, mutluluklarını yaşayamadıkları gerekçesiyle intihara karar veriyorlar. Şile’de arabayı uçuruma sürerek intihar etmek istiyorlar. Direksiyonda pilot üsteğmen sevgili var. Arabayı uçurum kenarına kadar sürüyorlar. Ve son anda frene basıyorlar, intihar gerçekleşmiyor. Bu kamuoyuna pek yansımamış bir olaydır.

‘ZEKİ MÜREN BİR BAŞBAKANLA BİRLİKTE OLDU’

Sizin Zeki Müren’e dair pek çok tanıklığınız, çok özel anılarınız var, ama sizi konuşturmak da çok zor hakikaten…

Zeki Müren’i ele almak demek, asırları ele almak demek. Duygusal dünyası ayrı, sinirlendiği şeyler ayrı, toplum karşısındaki hayatı ayrı. Kocaman bir ansiklopedi yazabilirim Zeki Bey’le ilgili. 18 yıllık birikim bu. Daha önce de söylediğim gibi hukuki nedenler var.

Pek çok ismi zikredemem bu anılarda. İşadamları, siyaset adamları devlet adamlar var bahsetmek istediğim. Dolayısıyla onlarla ilgili bir ifşaatta bulunduğum takdirde gerçekten başım derde girebilir. Bir örnek veriyorum, bir dönemin çok ünlü erkek mankenlerinden ve aynı zamanda oyunculuk da yapan bir isimle Zeki Müren’in nişanlandığını söyleyebilirim.

İsim veremiyorum ama o mankenle üç ay nişanlı kaldıklarını, sonra da ayağı kokuyor diye onu evden kovduğunu bilmiyorsunuz. Bir dönem sosyetesinin jönü, birlikte olmadığı kadın ve erkek yok. Biseksüel bir manken. Belki de şimdilerde, geçmişinden pişmanlık duyan biridir o kişi.

Belli ki epey çapkınmış Zeki Bey. Hayatına hiç siyasetçi girdi mi?

İsim vermeden söylemem gerekiyor. Zeki Müren, bir başbakanla da birlikte oldu. İsim veremem gerçekten. Bunu yapamam. Bu sır benimle birlikte gömülecek. İsim sormayın lütfen. Çapkın olduğu da doğru. Bakın çok enteresan bir olaydır. Antalya’da Derya Motel’de kalıyor. Evi var beşinci katta, zor geldiği için çıkmıyor eve, motelde kalıyor. Bir gün oturuyor Zeki Bey. Bir gelin ve damat halayına gelmiş otele. Odalarına çıkıyorlar. Zeki Bey de mutluluklar diliyor çifte. Kendisi de ay ışığında oturuyor.

Bir ara tül perde aralanıyor ve damat ‘Zeki Bey bugün benim gerdek gecem. Ben size hayranım, sizinle birlikte olmak istiyorum. Yarın buradan gideceğiz, sizi bir daha bulamam, lütfen diyor. Zeki Bey, o damatla yattığını anlattı. Hakikat bunlar. Ama bunları anlattığımızda, heteroseksüel bir kültür ağırlığı içinde ters karşılanıyor. Bunların da olabileceğini kimse düşünmek istemiyor.

‘ADAMIN CİNSEL UZVUNU TUTTU’

Balayına gelmiş bir damatla bile birlikte olduğuna göre, Zeki Bey tuttuğunu koparırdı gibi geliyor bana, öyle değil mi?

Her zaman olmazdı ama. Öyle bir örnek de var. Zeki Müren bunları zaten hiçbir zaman saklamadı, herkesin gözü önünde gerçekleşen olaylardı. Bardakçı’da oturuyoruz. Adamın biri plajda slip tarzı bir mayoyla yatıyor. Karısı da kenarda yün örüyor. ‘Bakın napacağım şimdi’ dedi. Ayağa kalktı, yatan adamın yanına gitti.

Adamın cinsel uzvunu tuttu mayonun üzerinden. Adam şaşırdı, bir baktı Zeki Müren. Zeki Müren kahkaha atıyor, adam da gülmeye başladı. Ve Zeki Bey döndü dedi ki, Türkiye ‘de bunu bir tek bana yaptırırlar, başkasına izin vermezler.’ Döndü adama ‘Beyefendi kızdınız mı’ dedi. Adam ‘Yooo’ dedi. Karısına dönüp ‘Hanımefendi siz kızdınız mı’ diye sordu. Kadın da, ‘Yok Zeki Bey ben her gün tutuyorum, ara sıra siz tutun’ dedi. Fıkra gibi bir olay. Ama bunlar hep yaşandı. Çekinme diye bir duygusu yoktu ki Zeki Müren’in… (Radikal, 06/10/2014)

http://bit.ly/2Bpaeke