Etiket arşivi: Kur'an-ı Kerim

“Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

“Onlardan intikam alma vakti gelmiştir.”

Nûh aleyhisselam kavminin tahammül edilemez tutumu karşısında aslâ yılmadan, tebliğ vazîfesine devâm ettiği hâlde, onların bir türlü îmâna gelmeyeceklerini iyice anladı. Bunun üzerine meâlen şöyle dua ettiği Kur’ân-ı kerîm’de bildirilmektedir:

“Nuh (aleyhisselam) dedi ki: “Ey Rabbim! Yeryüzünde, hareket eden hiçbir kâfiri bırakma! Eğer sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete, sapıklığa sürüklerler. Hem bundan sonra onların çoluk çocuğu olmaz. Olsa bile çocukları fâcir ve küfürde pek ileri kimseler olurlar. Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, mümin olarak evime girenleri, erkek, kadın bütün müminleri mağfiret eyle, bağışla, zâlimlerin (kâfirlerin) ise ancak helâk ve hüsrânlarını arttır.”(KuranAyetleri | Nuh sûresi: 26-28)


“(Nuh aleyhisselam dua edip) dedi ki: Yâ Rabbi! Gerçekten kavmim beni tekzip etti. Beni yalanladı. Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver. Beni ve berâberimdeki müminleri kurtar.” (Şuara sûresi: 117-118)

Nuh aleyhisselamın bu duası üzerine, Kur’ân-ı kerîmde Allahü teâlânın ona meâlen şöyle vahy ettiği bildirilmektedir:

“Nuh’a vahy olundu ki; kavminden daha önce îmân etmiş olanların dışında hiç kimse îmân etmeyecek. O hâlde sen, kavmin seni yalanladıkları için ve sana ezâ verdikleri için mahzûn olma, kederlenme ki; onlardan intikam alma vakti gelmiştir. Nezâretimiz altında ve vahy ettiğimiz, bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap! Zâlimler (kâfirler) hakkında bana dua etme. Zîrâ onlar (suda) boğulacaklardır.”( KuranAyetleri | Hûd Sûresi: 36-37)


“Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

Nuh aleyhisselam, yüzyıllar boyu insanları Allahü teâlâya îmân etmeye çağırdığı hâlde insanların îmân etmemeleri sebebiyle helak olmalarının yaklaştığı sırada son olarak şöyle dedi. “Ey insanlar! Ben size doğru yolu göstermek için Allah tarafından görevlendirildim. Bir ömür boyu size nasihat ettim. Dinlemediniz, benimle alay ettiniz, sabır ve tahammül gösterdim. Bana, inananlara eziyet edip, incittiniz Allahü teâlâ yer yüzünü zulüm ve küfürden temizleyecek. Geliniz, dâvetimi kabul ediniz. Câhillik etmeyiniz. Allahü teâlâya itâat ediniz. Ben sizin hayır ve iyiliğinizi istiyorum. Siz bilmiyorsunuz ama,Allah’ın azâbı en kısa zamanda büyük bir tufan şeklinde gelecek. Bildirdiklerime inanmayan herkes helâk olacaktır. Şu yaptığım gemi, îmân edenlerin binip kurtuluşa ereceği gemidir. Allah’a îmân etmeyen âsiler suda boğulacaktır. Kurtulmayı isteyen îmân etsin ve benimle yolcu olsun. Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”


Nuh aleyhisselamın son olarak söylediği bu sözlerine de uymayan insanlar; “Ey Nuh, uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun. Şimdi de kuru bir çöl ortasında büyük bir gemi yaptın. Bizi tufanla korkutuyorsun biz sana da söylediklerine de inanmıyoruz.” dediler

Hûd sûresi, 40. âyet-i kerîmesinde meâlen buyruldu ki:

“Nihâyet helak etme emrimizin azâbımızın vakti geldiği, tennûrun (fırının) taşıp fışkırdığı (yâhut gemi kazanının kaynadığı) zaman biz Nuh’a şöyle emreyledik ki, kendisinden faydalanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi birer çift hayvanı gemiye koy. Üzerlerine boğulma emri takdir edilenler hâriç âile halkınla bir de îmân edenleri gemiye yükle. Zâten Nuh’a îmân edenler pek az idi.”

Mehmet Fahri Sertkaya

Planı Lavrov yaptı.

Putin’e anlattı ve onayını aldı. Sonra sahada gereken müdahaleleri yapmaya başladı. Bu maksatla Esed ile de bir telefon görüşmesi yaptı.

Esed’den dik durmasını, pes etmemesini istedi ve kendisinin yanında duracaklarını Esed’e söyledi. Türkiye’yi içeriden karıştırmak ve şu kritik süreçte Türkiye’yi kendi derdine düşürmek için hazırlanan planda, Esed’in üzerine düşen kısımları anlattı.

Planın bir kısmında, Suriye sınırları içindeki askeri üslerimizde bulunan cephaneliklerin havaya uçurulması ve en az 500 askerimizin şehit olacağı hadiselerin yaşanması vardı.

Lavrov, Esed’e “Türkler bizim gibi değiller. Onların asker kaybetmeye karşı hassasiyetleri var. Hemen bir yas başlatırlar” dedi.

Dün yaptığım kısa paylaşımdan sonra bölgede tedbirler alınmaya başlaması, şimdilik bunların kanlı planlarını bozdu ama zaman kaybetmeden bir yolunu bularak yeni oluşan dengeleri bozmak, üzerlerine doğru sert esen rüzgarı kırmak ya da kısmak zorundalar. Her sahada, her konuda dikkatli, tedbirli ve gayretli olunmalı.

united states of america flag on broken damage wall and half russian white red blue color flag, relationship crisis between russia and usa concept


Amerika’nın savunma sanayiinin Rusya’dan daha bağımsız hale getirilmesi gerekiyor.

Konuşulanlardan anladığım kadarıyla Amerikan savunma sanayiinin Rusya’dan aldığı bazı parçalar, sistemler var ve Ruslar, çok sıkıştıkları şu zamanda, Amerika’ya nereden nasıl sıkıntı çıkartabileceklerini düşünüyorlarken bu saha üzerine planlar yapıyorlar. Anlaşılan o ki bazı şeyleri vermeyecekler ya da sorunlu, arızalı ve iş görmez halde verecekler. Ya da istedikleri an uzaktan müdahale edip durdurabilecekleri bir halde verecekler.

Putin’in şu sıkışık zamanda üzerine oynadığı kritik adamlarından biri de Kadirov… Kadirov üzerinden bazı planlar, bağlantılar ve dengeler kuruyor. Özellikle Türk cumhuriyetlerinin yetkilileri veya halkları içindeki söz sahibi kişilerle irtibatta Kadirov’u da bir kart olarak kullanabilir. Bu şartlarda Putin’in elinden Kadirov kartını almak doğru bir hamle olacaktır.

Putin, Amerikan seçimlerinde de kartların yeniden karıldığının ve şartların hızla değiştiğinin farkında ve bu şartlarda en kestirmeden gidip de Trump’ın ölmesi gerektiğini düşünüyor.

Navalnıy’i zehirlemeleri sonrasında büyük baskı altında kaldılar ve artık birilerini zehirlemekten de çok çekiniyorlar. Merkel, Putin’den çekinip gerekli dik duruşu sergileyememiş olsa da Ruslar Navalnıy meselesinde gerçekten zorlandılar, zorlanıyorlar.

Putin, Trump’ı öldürtemeyeceği şu günlerde gücü yettiğince Amerikan seçimlerine müdahale edecektir, ayrıca Trump’ı baskı altına alacaktır ve Trump’a karşı elinde her ne kart varsa onu kullanacaktır. Başka çaresi yok ve bu gibi planlara karşı dikkatli, tedbirli olunmalı.

Libya’daki askerlerimiz için de aynı tehlike var ve asla gafil olunmamalı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Azerbaycan’ı her alanda desteklemeye devam edeceğiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tek Millet, İki Devlet anlayışıyla, Azerbaycan’ı her alanda desteklemeye ve vatan mücadelelerinde kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Tayyip: Yurtdışı patentli senaryolarla iktidara gelme planları boşa çıkacak

“Türkiye’de sandık ve demokrasi dışında hiçbir meşruiyet alanı yoktur. Milletten yetki almayan hiçbir gücün milletin iradesine el uzatmasına asla müsaade etmeyiz. Terörle, baskıyla, aba altından sopa göstererek siyasetin dizayn edildiği günler tamamen eskide kalmıştır. Türkiye’nin geleceğinde terör örgütlerine yer olmadığı gibi darbe heveslisi yapılara da yer yoktur. Sırtını millet iradesi dışında güç odaklarına yaslayanlar, silahı hak arama aracı olarak görenler, dün olduğu gibi bugün de kaybetmeye mahkumdur.”


“Şiddetle ülkemizin önünü kesme girişimleri nasıl başarısız olmuşsa yurtdışı patentli senaryolarla iktidara gelme planları da boşa çıkacaktır. (…) Kimsenin aramıza nifak tohumlar sokmasına müsaade etmeyeceğiz. Kardeşliğimize yönelik saldırılar karşısında, biribirmize kenetlenerek, fitne odaklarına gereken cevabı yine hep birlikte vereceğiz. (…) Her karışı için büyük bedeller ödediğimiz tek vatan üzerinde ameliyata asla izin vermeyeceğiz.”

Hiç tartışmasız dünyanın en iyi metafizik ekibine sahibim ve ben hiç zorluk çekmeden bu yayınları yaparken, arkadaşlarım yüzbinlerce uzaylı medyumu ve yüzbinlerce cin kabilesini yok ettiler. Aynı süre içinde yüzlerce büyücüyü öldürüp, binlerce büyüyü çözdüler.

Dünyanın önde gelen devletlerinin resmi kurumlarında son birkaç saattir çöpe atılmış ve önümüzdeki saatlerde ve günlerde çöpe atılacak her şeyi ama her şeyi inceleyin.

Sakin sakin bir temizlik yapılıyor. Birçok biyonik robot, toplantılar yapmak için birbirleriyle haberleşti. Bunların merkezlerinden bunlara bir anda toplu mesajlar da gönderiliyor ve yapay zekalar da bu sinyalleri/mesajları anlayarak kararlar alıyor, içlerindeki uzaylılar da…

Biraz gayret edilse, 24 saat bile geçmeden binlerce uzaylı ele geçirilebilir.

Gizli dosyalar (The X files) 4. sezon, 1. bölümden bir kısım…

Biyonik bir robot, FBI ajanı Fox Mulder tarafından özel bir alet ve teknikle öldürülmek isteniyor. Biyonik robot, ensesinden aldığı darbeden sonra ölür gibi oluyor ve o anda yeşil sıvı salgılıyor. Sonra ölmeyince de sıvı salgılanması duruyor.

Lanet olsun Tayyip! Bu gün mfs’ye, görünce çok ama çok kızdığı bir mahkeme kararı tebliğ edilmiş, doğru mu? Adam alıp da o kararı yedi gün içerisinde itiraz hakkını kullanırsa, somut delilleri adli yetkililerin önüne yığarsa, onca yazıda anlattığı şahitleri, devlet memurlarını da orada konuşturursa, sen ne yapacaksın, ben ne yapacağım ve bu yeni dengeler ne olacak? Lanet olsun, kuş kadar beyniniz yok mu, siz nasıl o Merkel’in planlarına uydunuz? Adam için aldırdığınız o mahkeme kararı da tamamen hukuksuz ve skandal bir karar… Haydi çık şimdi bu işin içinden, nasıl çıkarsan çık. Sadece o mahkeme kararına itirazdan yola çıkarak senin iktidarını birkaç haftada başına yıkabilir.

Kafaya bak!

Bu kadar skandallar üst üste yaşanmış, hukuk ayaklar altına alınmış, ne kadar büyük sıkıntılar çekmişim, acı acı sabır ederek kazılan bütün kuyulara onları düşürmüşüm, sonunda iş gelmiş buralara dayanmış ve ben “Temizleyin, kapatın bitsin” diyorum, buna razı olabiliyorum da herif hala ağırdan alıyor, hala elinde bir kart tutmaya çalışıyor. Söyleyecek söz bulamıyorum.

Benim adım Tatar Ramazan değil ama benim öfkem patlarsa bu oyunları çok ağır bozarım. Yıkarım bütün oyunları ve altında da bütün hükumet mi kalıyor, bütün Ankebut Ağı mı kalıyor ve bu yaşanan kimlerin menfaatine uyuyor, umurumda bile olmaz.

Sor o lüzumsuza Trump! Bu dosyaları bu hallere hukukun sınırlarının dahilinde kalarak mı getirmiş ki şimdi bunları düzeltmek için hukukun sınırlarının dışına çıkamıyor? Ya da “Senin derdin ne dostum, haydi söyle bana” diye açıkça sor. Açıkça söylesin.

“Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.” (KuranAyetleri| Enfal Sûresi, 30)

Sadece yeteri kadar karanlık olunca yıldızları görebilirsiniz.

Mehmet Fahri Sertkaya

O, Şi’ra’nın da Rabbidir

On binlerce yıldır, dünyadaki bazı milletlerin başına, başka gezegenlerden gelmiş başka insan türleri geçti. Bunu, günümüzde olduğu gibi gizlenerek, dış beden giyerek de yapmadılar. O zamanlar, açıkça gelmelerine ve dünya işlerine müdahale etmelerine izin vardı.

Böyle kişilerin dünyamızda hükümdarlık yapmalarından birkaç nesil sonra, bu milletlerin soyundan gelenler, her şeyi birbirine kattılar. Eskiden başlarına geçmiş olan başka dünyaların çok yüksek teknolojili insanlarını tanrılaştırdılar.

Antik Mısır’ın Firavunlarından bazıları da başka dünyaların insanıydılar. Günümüzde Ankebut Ağı’nın mensuplarının, Masonların, gizli Yahudilerin çok kıymet verdiği ve olağanüstü güçlere sahip olduğuna inandığı bazı kadim Mısır liderleri, dünyamızın insanı değillerdi. Onların zan ettiği gibi olağanüstü güçlere de sahip değillerdi. İlah da değillerdi, peygamber de değillerdi. Sadece olağanüstü teknolojiye sahiplerdi. Bu durum, Hindistanlıların büyük bildiği bazı kişiler için de böyle… Daha önce yazmıştım, dünya tarihinde çok önemli bir yeri olan Süleyman aleyhisselamın veziri Asaf bile Merih insanlarındandı. Vezir Asaf da tıpkı Süleyman peygamber gibi bilim ve teknolojide uçuk seviyede idi.

Dünya tarihinde, başka dünyalardan gelen uzaylı insanların sık sık tanrılaştırıldığı da oldu/yaşandı ama sadece kullar/insanlar değil, önem verilen bazı gök cisimleri de zamanla tanrılaştırıldı. Bazı milletler bu gök cisimlerini ilah bildi, taptı. Bunlardan biri de Sirius yıldızıdır.

Geçmişte çok yüksek sayıda insan Sirius yıldızını ilah bildi, ona taptı ve feci bir sona, sonsuz cehennem azabına gitti. Allah-ü teala bunu bizlere haber vermek ve tanrılaştırılan Sirius yıldızını yaratanın da kendisi olduğunu bildirmek muradı ile Kur’an-ı Kerim’de Necm suresi 49. ayet-i kerimesinde “O Şi’ra’nın da Rabbidir” buyurdu. Şi’ra yıldızı, günümüzde Sirius denilen ve iki yıldızdan oluşan ikili yıldız sistemidir.

Detail of sitting Egyptian Pharaoh Statue isolated on black background

“Mısır Tanrısı” denilen ve kadim Mısır tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisi olan Osiris bile bu dünyanın insanı değildi. Sirius güneş sisteminden gelmişti.

Herhangi bir insandı. Ne ilahtı, ne peygamberdi ne de manevi bir liderdi. Masonların ve Ankebut Ağı’nın mensuplarının sembollerinden bazıları bu dünyaya ait değil. Osiris ve benzerleri sayesinde dünyamızda bilinen/tanınan semboller bunlar… Yani Ankebut Ağı sadece günümüzde değil, binlerce sene önce kadim Mısır zamanında da uzaylı insanların kazıklarını yiyordu. Şimdi de Grilerin ve Yeşillerin yani Ye’cüc ile Me’cüc milletinin oyuncağı oldular.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

.

Uzaylılar setleri yıkmak için yardım mı istediler?

İşte bu gibi kısımların anlaşılabilmesi için gerçek dünya tarihini, hususiyle son 10 bin seneyi bir bütün olarak anlatmam lazım. Hz. Zülkarneyn devrini ve neler yaptığını anlatmam lazım. Daha pek çok soruya cevap bulunması için bu anlatacaklarımın bilinmesi lazım.

Soruna birkaç cümle ile şu cevap verilebilir:

Hz. Zülkarneyn devrinde uzayda en yüksek teknolojiye sahip gezegen bizdik. Başka bir yerden bilim ve teknoloji transferi de yapmamıştık. Hz. Zülkarneyn devrine gelene kadar dünyamızda on binlerce sene bilim ve teknoloji çağı yaşandı ve o devre gelindiğinde bilim ve teknolojide ulaşılabilecek en zirve noktaya ulaşılmıştı. Biz gidip Ye’cüc ve Me’cüc’ü kendi güneş sistemlerinde set çekerek mahsur bıraktık ama onlar hala o seddi bozacak kadar ileri teknolojiye ulaşamadılar.

Hz. Zülkarneyn’den sonra Hz. Süleyman devri yaşandı ve o devirde bizden bilim-teknoloji kaldırıldı yoksa biz de kendini imha eden gezegenlerden biri olacaktık. Bunu Hz. Zülkarneyn’den sonra gelen Hz. Süleyman yaptı. Kendi devrinde hem peygamber hem hükumdardı. Dünyaya hakim bir tek devlet vardı, onun başındaydı. Devlet politikası ile bilerek ve isteyerek teknolojide geri gidilmesini sağladı. Bazı kritik öneme sahip madenlerin kullanımını önledi. Bazı bilim sahalarında tahsili önledi. Çeşitli kararlar aldı ve neticesi olarak hızla bilim-teknoloji ürünlerinin ürertimi durdu, geri gidildi. Bunu yaparken yanında Kur’an- Kerim’de kendisinden bahsedilen veziri Asaf vardı ki Merih insanlarındandı. O kıymetli zat bu devlet politikalarını uyguladı.

Bu uzaylıların inancına göre vezir Asaf bilim ve teknolojiyi geriletirken zirve noktasına gelinmiş halin sırlarını, ilimlerini yazdırdı, not ettirdi ve sakladı. Yine bunların inancına göre bu sırları ya dünyamızda bir yere gömdürdü ya da Merih’te bir yere… Bu yeşiller ve griler o notları bulabilirlerse o seddi durdurabilecek kadar bilim ve teknoloji seviyesine hemen ulaşacaklar. Konsey’den istedikleri ise o notları bulmak hususunda kendilerine yardımcı olmaları.

Yalnız, gece paylaşımlar yaptıktan sonra dinlemelerden anladığımız bazı detaylar var. Bu Yeşiller, Şeytan’ın Konseyi’ne dürüst davranmamışlar. “O notları bulabilirsek kendi güneş sistemimize gidebilecek bilgileri elde edeceğiz” tarzında konuşup “Kendi güneş sistemimizin etrafında ileri teknoloji ile yapılmış bir set var, onu durdurabilecek/bozabilecek bir tekniği hemen öğrenmiş olacağız” dememişler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünya’dan büyük uzay araçları ve Hz.Nuh’un gemisi

Dünyadan en iyi ihtimalle yüzlerce kat büyük olan o uzay araçlarını, Satürn, Uranüs ve Jüpiter’in çevresinde sadece Ruslar değil, NASA da sayısız kere görüntüledi. Bu gördüğünüz fotoğraflar da NASA’dan sızdı.

NASA adına 12 sene önemli projelerde çalışan ve bilim dünyasında saygın bir yere sahip olan ABD’li Dr. Norman Bergrun, bu hususlarda çok kere konuştu. Bu uzay araçlarının varlığını hep açıkça kabul etti. Hatta Satürn’ün halkalarının yapay olduğunu, bu uzay araçlarındaki kişiler tarafından yapay olarak ve enerji temini için oluşturulduğunu iddia etti. Bergrun “Sayıları gittikçe artan bu cisimler Güneş sisteminin her yerinde var ve nüfusları kritik bir eşiğe dayandı” da dedi.

On binlerce sene önce, Nuh’un gemisinin yapıldığı vakitte, bizim dünyamızda da bilim ve teknoloji işte o gördüğünüz uzay araçlarını yapabilecek kadar ileriydi. Sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok insan, gezegenimizden başka başka uzak dünyalara gitti. Birçoğu geri dönmedi ve nesilleri oralarda da devam etti. Başka dünyalardan da bize gelindi. Yerleşenler, gitmeyenler oldu. Hala kesinleştirilemedi ama ihtimal ki melez ırklar oluştu. Böyle bir şey olduysa akla ilk gelenler ise Japonlar.. Sadece bu kısmı açmak, saatlerce sesli anlatım yapmayı zorunlu kılıyor.

Hz. Nuh zamanında cep telefonunun varlığını tartışıyorlar… Şunları bilince, nedir cep telefonu, mevzu mudur? Şimdi bizim gelişmiş cihazlarla hatta dünya yörüngesinde dönen Hubble gibi uzay teleskopları ile görüntülediğimiz yerler bile akıl almaz derecede uzak yerler. Oysa hz. Nuh peygamberin zamanında yedi kat semayı bile cihazlarla görüntülemişlerdi. Nuh (a.s.) iman etmeyen, alay eden ve küstahlaşan kavmine “Görmüyor musunuz, Allah yedi kat göğü nasıl ahenk ile yaratmış?” dedi ve bunu dediğini biz apaçık Kur’an ayeti ile biliyoruz.

Nuh’un gemisi tahtadan değildi. Ayet-i kerimedeki ifadeler aslında tahta değil levha ve perçin anlamına geliyor. Yakıtlı bir gemi olduğuna da işare ediyor ayetler. Belki de Nuh tufanı gibi bütün gezegende hayatı bir anda bitirecek kadar akıl almaz bir tufan yaşanmasına da gelişmiş iklim silahları ya da başka gezegenlerin insanlarının gelişmiş imkanlarla yaptıkları saldırılar sebep oldu. Onlarca senedir Müslüman Merihlilerde yani Marslılarda öyle bir teknoloji var ki dünyamıza zarar vermek isteseler, buraya kadar gelmeleri bile gerekmiyor. Oradan bizi yakıp yıkabiliyorlar. Zaten asırlardır geliyorlar, Çanakkale harbine bile yardım ettiler ama gizleniyorlar. Çünkü başka gezegenlere gidip onların imtihanını bozacak müdaheleler yapmak, dinen yasak. Kesin surette yasak. Yoksa çoktan dünyada Müslümanların hakim olmasını sağlayacaklardı. Bu kadar akıl almaz uzay gemileri, bu kadar sayıca da çokluk ve maddi güce rağmen dünyamıza zarar vermeyi hiç düşünmeyen insanların, mutlaka yüksek maneviyatı ve ahlakı vardır ve var: İslam.. 18 bin alemin hepsinde Müslümanlarla gayr-i müslimlerin mücadelesi var. NASA’nın yarım asırdır dünyayı kandırması ve bunları duyurmaması da bu yüzden. Biliyorlar neyin ne olduğunu, küfr-ü inadi ile hala İslam düşmanlığı yapıyorlar

Bu derece gelişen bilim ve teknoloji peşi sıra akıl almaz tehlikeler getiriyor. Art niyetli kişilerin ellerine geçtiği anda, gezegeni toptan yok edecek, kendi kendilerini imha edecek hale geliniyor. Süleyman a.s. zamanında da bizim gezegenimiz o eşiğe geldi ve veziri Asaf yer yüzünden fen ilimlerini bir anda kaldırdı. Bir sıfırlama çekildi, hususi bir muamele oldu. Çünkü gezegenimiz dini anlamda bütün alemlerin merkezi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkler, 1071’deki Malazgirt Zaferi ile Anadoluya gelmedi

Türkler Anadolu’ya geldiğinde, Anadolu’da ne Rumlar vardı, ne de Bizans… Ne de Anadolu’ya Anadolu denirdi.

Gerçek tarihi bilerek ve isteyerek gizliyorlar

Elde ettikleri bilgileri dünya insanlığından gizliyorlar.

Bundan 7 bin beş yüz sene ile 9 bin beş yüz sene önceki aralıkta, günümüzde İstanbul denilen bölgede Türk hakimiyeti vardı.

O zaman Müslüman Türk kavminin başında, dünyaya ve dünyalara hükmeden bir kumandan olan, Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen, hak peygamber ya da çok büyük veli bir zat olan hazret-i Zülkarneyn vardı. Hz. Zülkarneyn de Türk’tü ve 2 bin yıl yaşadı.

Türkler o zaman sadece dünyaya değil, dünyalara hakimdi. Dünyada tek bir devlet vardı ve onun başında Hz. Zülkarneyn vardı. O devirde dünya üzerinde, şimdiki bilim ve teknoloji seviyemizden binlerce kat ileri bilim ve teknoloji vardı. Daha sonra Süleyman a.s. zamanında dünyamızdan bilim ve teknoloji kaldırıldı.

Günümüzde İstanbul dediğimiz bölge de Hz. Zülkarneyn’in kontrolündeydi ve önemli bir şehirdi. O devirde İstanbul Boğazı ve Cebel-i Tarık boğazı yapay olarak, yüksek bilim ve teknoloji ile açıldı.

Bu gerçek tarihi ileri gelen Yahudi ve Hristiyan tarihçiler de bilim ve din adamları da çözdüler. Bu gerçek tarih anlatımını destekleyen binlerce, evet binlerce somut bulgu da elde ettiler. Lakin uzayda gördükleri gerçekleri anlatırlarsa herkes Müslüman olur diye endişe ettikleri ve gizledikleri gibi, bu türlü gerçekleri de gizliyorlar. Bu gün elde olan delilleri gören namuslu hiçbir tarihçi ve bilim adamı “İstanbul Boğazı yapay değildir. Olmaz öyle şey” diyemez. “Geçmişte yüksek teknoloji yoktu, olmaz öyle şey” de diyemez.

Ye’cüc ve Me’cüc’ten bir kısmı, hiç gitmedi

Bugün elimizde, 17 bin yıl, 25 bin yıl ve 35 bin yıl önce inşa edilmiş abideler/anıtlar, şehirler, el aletleri var. Bunların “yüksek bilim ve teknoloji ile” hatta günümüzdekinden yüksek bilim ve teknoloji ile yapıldığı, tartışmaya mahal bırakmayacak kesinlikte gözler önünde…

Bundan yaklaşık 15-17 bin yıl önce Nuh tufanı koptu. O zamanda dünyamızda yüksek bilim ve teknoloji olduğunun çok yüksek sayıda somut ispatı var. O zamanlarda da başka gezegenlere gittiğimizin, başka gezegenlerin başka insan türlerinin bize geldiğinin somut ispatları var.

Bu geliş gidişler, binlerce sene boyunca devam etti ve günümüzde de ediyor. Lakin bir de gelmişken gitmemiş olanlar, kalmışken dünya insanlığından gizlenmiş olanlar var.

Hz. Zülkarneyn zamanında dünyalar savaşı yaşandı. Dünyadaki gayr-i müslim milletler de Müslümanların hakimiyetine girdi ve bir güç unsuru, tehdit unsuru olmaktan çıktılar. Tam bu anda Ye’cüc ve Me’cüc isimli uzaylı iki başka insan türü, ellerindeki yüksek teknolojileri ve yüksek nüfusları ile dünyamıza saldırdılar. Hz. Zülkarneyn bu iki kafir kavme karşı savaşırken yanında en çok da Müslüman Türk milleti vardı. Sonra Ye’cüc ve Me’cüc mağlup oldu. Onlara uzayda bir set de çekildi.

Lakin Ye’cüc ve Me’cüc’ün artıkları dünyamızda kaldı. Kaçamadılar ve korkup yer altındaki mağaralar, tünellere saklandılar. Zaten yüksek bilim ve teknoloji ile yaşamış başka insan türleri oldukları için kısa sürede yer altında gizli üsler kurdular. 7 bin beş yüz senedir dünyamızda yer altında yaşayan başka insan türleri var.

Mehmet Fahri Sertkaya

18 bin alemdeki bütün insan türleri imtihana tabi…

18 bin alemdeki bütün insan türleri imtihana tabi… Hepsinin aklı var, nefsi de var. Hepsine cüz’i irade ve tercih hakkı verildi. Kimseye dinini tercih etme hususunda zorlama yok. İsteyen Müslüman oluyor, isteyen olmuyor. Herkes ona göre hak ettiği sona gidiyor. 18 bin alemdeki her kavme peygamberler gönderildi ama şu anda her yerin tek ve son peygamberi, kıyamete kopana kadar hz. peygamberimiz… Her yerde aynı kitap yani Kur’an-ı Kerim var. Bununla birlikte her yerlerde çeşit çeşit küfür sistemleri, inançları da var.

Yeryüzünde ab-ı hayat (hayat suyu) var. Hızır a.s. ondan içti ve yetti. Her yüz senede bir 18 yaşına geri çekiliyor. Bu güne kadar hiç eceli gelmedi, ölmedi ve ruh/beden olarak yaşıyor. Ruhaniyet olarak yani bedensiz ruh ile yaşayanlardan, görünenlerden değil Hızır aleyhisselam…

Hitler ise böyle olmadı. Kendi iradesi ile zaten İslam’ı tercih etti. İddia edilen katliamların hiçbirini yapmamıştı, çok insansever, çocuksever, merhametli biriydi. Zulme gerçekten karşıydı ve Ankebut Ağı ile savaşıyordu. İçlerinden çıktığı halde onlara sırt döndü. Üztazımız Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri de Hitler’e sahip çıktı, destek verdi, himmet etti. Dünya tarihinin bir kırılma noktası yaşanıyorken divan-ı salihin ve hz. üstazımız, Hitler’e sahip çıkarak, Hitler üzerinden tarihe yön verdi.

Hitler’in Merihli/Marslı Müslümanlarla yardımlaşmasına izin verildi, onlardan yüksek teknoloji alırken yaşlanmayı durduran tıbbi tekniği de aldı, üzerinde uygulattı. Hala ruh/beden olarak yaşıyor. Hiç eceli gelmedi. Zaten intihar etmediğini ilk anlardan beri biliyorlardı ve dünyayı kandırdılar. Aslında ilk zamanlar Stalin “O hala yaşıyor” dedi, açıkça herkesin önünde konuştu, gazetelerde manşet oldu da yine de bu Siyonistler dünyayı kandırdılar.

Mehmet Fahri Sertkaya

İbnelik meşrulaştırılamaz…Türkiye ibneleşmesin!

Türkiye ibneleşmesin! 

«Ya Rabbî emretsen de yeryüzü o ikisini cezalandırsa, gökyüzü onların üzerine taş yağdırsa.» Cenab-ı Hak, insanın doğumundan ölümüne kadar bütün safhalarda, nasıl yaşayacağını, neleri yapacağını, neleri yapamayacağını insanlara bildirmiştir. Bunlara uyan dünya ve ahirette rahat eder. Bu sınırlara dikkat etmeyen de dünyasını da ahiretini de zindan eder. Hayatın bir gerçeği olan cinsi beraberliğin de nasıl olması gerektiği bildirilmiştir. Kur’an ve sünnet bunun meşru yolunu göstermiş, anlatmış, öğretmiş ve meşru olmayan yolları ve zararlarını da bildirmiştir. Meşru olmayan yola, cinsi sapıklığa kayan kendine de topluma da zarar verir.

 Aile hayatını yok eden, sapık bir ilişki olan livatayı (ibneliği, homoseksüelliği), günümüzde kendini bilmez inançsız, bizden gözükerek bize ihanet eden küçük ve hain bir azınlık meşrulaştırmaya çalışıyor, elindeki basın ve medya gücünü bu yolda kullanıyor. Oysa müslüman bir memlekette ya da en azından halkın çoğunluğu müslüman ve de İslam’a saygılı bir memlekette, hiçbir bahane ile ibnelik hürriyeti verilemez. Bu çirkinlikler meşrulaştırılamaz. Lût aleyhisselâmın kavminden önce hiçbir kavmin işlemediği bu çirkin ve iğrenç fiil hakkında Kur’ân-ı Kerîm’in Enbiyâ sûresi 74. âyetinde meâlen; ”Habîs iştir.” buyurulmuştur. Peygamber efendimiz de; 

➥”Lût kavminin işini (livata) yapan mel’ûndur.”

 ➥ ”Benden sonra ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Lût kavminin yaptığını yapmalarıdır.” Erkek erkek ile livâta yaparken arş titrer, sallanır. Melekler de bu iğrenç işe muttalî olup;

➥ ”Ya Rabbî emretsen de yeryüzü o ikisini cezalandırsa, gökyüzü onların üzerine taş yağdırsa.” derler. Allah-ü teâlâ; ”Ben halîmim, acele etmem. Benden bir şey kaçmaz.” buyurur.” buyurarak livâtanın kötü ve iğrenç iş olduğunu bildirmiştir.

Büyük İslâm âlimlerinden İmâm Mücâhid;

 ➥ ”Lûtî olan (livâta yapan) kimse, tövbe edip, bu pis fiilden vazgeçmedikçe, gökte ve yerde olan bütün sularla yıkansa, yine temizliği noksan olur.” buyurdu. Mâlik bin Dinar hazretleri de; 

➥ ”Geçmiş ümmetlerden hiç birinde erkeğin erkeğe yaklaştığı işitilmedi. Ancak bu çirkin fiil, Lût kavmi arasında zuhûr etti. Onlara şeytan gelip bu fiili öğretti. İnsan tabiatına aykırı olan bu çirkin fiili yaptıkları için Allah-ü teâlânın gazâbına uğradılar.” buyurarak livâtanın kötülüğünü bildirmiştir.

Allah-ü Teâlâ insan neslinin çoğalması için erkeklere değil kadınlara yaklaşmak gerektiğini, nikahla olan evlilikten nesebi sahih kız ve erkek evlatların olacağını bildirmiş ve şehveti de bunun için vermiştir. Fakat şehvetin veriliş gayesinden ve hikmetinden gâfil olan insanlar cehâlet ve azgınlıkları sebebiyle livâtâ denen çirkin işe yönelmişlerdir. Her dinde haram ve büyük günah olduğu bildirilen ve insan tabiatına ters olan livâta bugün sür’atle yayılan korkunç AIDS hastalığına sebep olmaktadır.

Livâta eden insanda it uru ve AIDS hastalığı ortaya çıkmaktadır. 1985 yılında virüsü teşhis edilen bu hastalığın, domuz eti yiyenlerde de görüldüğü tesbit edilmiştir. Bu gün sadece Rusya’da 930 küsur bin kadar AIDS’li vardır ve Rusya devleti, birkaç on sene içinde bu sayı katlanarak artacağı için livata ile büyük bir mücadeleye girişmiştir. Eşcinselliği meşrulaştırmaya çalışanlara, özellikle de çocuklara eşcinselliği meşru göstermek isteyenlere fırsat vermemektedir. İslam ülkesi olduğu iddia edilen Türkiye’mizin de bir iç klik tarafından hızla ibneleştirilmek istenmesine, bütün müslümanlar gerekli kararlılıkla karşı koymalıdır. Yoksa toptan yıkılır, helak oluruz. Allah ihmal etmez, imhal eder, süre verir ve azabı da gelince çok ama çok elimdir.

Mehmet Fahri Sertkaya