Etiket arşivi: Siyonistler

“Bugün dünyanın bir Hitler’e ihtiyacı var”

Pakistan’da yaşayan ve CNN için çalışan serbest gazeteci Adeel Raja, İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırıları üzerine sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Bugün dünyanın bir Hitler’e ihtiyacı var” ifadelerini kullandı. Gazetecinin sözleşmesi iptal edildi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünyanın bütün devletleri Boeing uçaklarından en kısa sürede kurtulmalı

Dünyanın bütün devletleri Boeing uçaklarından en kısa sürede kurtulmalı

“Bir gün savaşlar çıkar, devletler arası krizler çıkar da işimize gelir, bu kartı kullanırız” diyerek Boeing uçaklarına ince ayarlar çektiler.

Boeing’in bir merkezi var ve bu merkez üzerinden, kullanımda olan Boeing uçaklarında istediği an sorun çıkartabiliyor. Kendi ürettiği uçaklardan istediğini uçamaz, havalanamaz hale getirebiliyor. Havada olan uçakların kontrolünü uzaktan da ele geçirebiliyor. Uçağın hangi ülkede ve hangi havayolu şirketinde kullanılıyor olduğunun hiç önemi yok.

Oluşan şu kriz ortamında, vatandaşlarının güvenliği için Boeing uçaklarının kullanılmamasını sağlamaya çalışan devletlerin idarecileri, çok dikkatli olmalılar. Bu Siyonistler, dünyanın bütün milletlerine düşmanlar. Açıkça söylemiyorlar ama Şeytan’a tapıyorlar, Yahudilerden başka bütün milletlerin kır hayvanları misali olduğuna inanıyorlar. Kuralsız, acımasız ve şeytanlaşmış olduklarını, bütün insanlığa tuzaklar kurduklarını ve sinsice düşüncelerle, ürettikleri uçaklarda böyle sistemler kurduklarını göz önünde bulundurmalılar.

Rusya’ya karşı yaptıkları küstah hamle yeni bir çığır açmalı. Müttefik devletler eş zamanlı hamleler yaparak Boeing’i kıskaca almalılar. Zaten son darbelik canı kaldı. Gürültü ile yıkılacaktır ve dünya bir beladan daha kurtulmuş olacaktır. Ankebut Ağı çok büyük bir darbe daha alacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya

18 bin alemdeki bütün insan türleri imtihana tabi…

18 bin alemdeki bütün insan türleri imtihana tabi… Hepsinin aklı var, nefsi de var. Hepsine cüz’i irade ve tercih hakkı verildi. Kimseye dinini tercih etme hususunda zorlama yok. İsteyen Müslüman oluyor, isteyen olmuyor. Herkes ona göre hak ettiği sona gidiyor. 18 bin alemdeki her kavme peygamberler gönderildi ama şu anda her yerin tek ve son peygamberi, kıyamete kopana kadar hz. peygamberimiz… Her yerde aynı kitap yani Kur’an-ı Kerim var. Bununla birlikte her yerlerde çeşit çeşit küfür sistemleri, inançları da var.

Yeryüzünde ab-ı hayat (hayat suyu) var. Hızır a.s. ondan içti ve yetti. Her yüz senede bir 18 yaşına geri çekiliyor. Bu güne kadar hiç eceli gelmedi, ölmedi ve ruh/beden olarak yaşıyor. Ruhaniyet olarak yani bedensiz ruh ile yaşayanlardan, görünenlerden değil Hızır aleyhisselam…

Hitler ise böyle olmadı. Kendi iradesi ile zaten İslam’ı tercih etti. İddia edilen katliamların hiçbirini yapmamıştı, çok insansever, çocuksever, merhametli biriydi. Zulme gerçekten karşıydı ve Ankebut Ağı ile savaşıyordu. İçlerinden çıktığı halde onlara sırt döndü. Üztazımız Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri de Hitler’e sahip çıktı, destek verdi, himmet etti. Dünya tarihinin bir kırılma noktası yaşanıyorken divan-ı salihin ve hz. üstazımız, Hitler’e sahip çıkarak, Hitler üzerinden tarihe yön verdi.

Hitler’in Merihli/Marslı Müslümanlarla yardımlaşmasına izin verildi, onlardan yüksek teknoloji alırken yaşlanmayı durduran tıbbi tekniği de aldı, üzerinde uygulattı. Hala ruh/beden olarak yaşıyor. Hiç eceli gelmedi. Zaten intihar etmediğini ilk anlardan beri biliyorlardı ve dünyayı kandırdılar. Aslında ilk zamanlar Stalin “O hala yaşıyor” dedi, açıkça herkesin önünde konuştu, gazetelerde manşet oldu da yine de bu Siyonistler dünyayı kandırdılar.

Mehmet Fahri Sertkaya

An itibari ile üfürükçüler, psikiyatrlardan birkaç adım önde

Hem üfürükçülerin hem de psikiyatrların bilimsel dayanakları yok. İki grup da gözle ya da araç gereçle görülemeyen, var olup olmadığı hiçbir şekilde gerçekten ispat edilemeyen ve varsalar mahiyetinin ne olduğu bilinemeyen akıl ve ruh gibi soyut kavramlar üzerine yorumlar yapıp, aklın ve ruhun rahatsızlanması durumunda kendilerince çözüm üretiyorlar. İki grup da varlığı kesin olarak ispat edilememiş ve dolayısı ile bilimsel açıdan bakılınca “yok” kabul edilmesi gereken şeyleri tedavi etmeye kalkıyorlar.

Meydanda olan manzaraya göre, sadece son kırk küsur yıldır ilaçla tedavi uygulaması yapan, öncesinde sadece “insanın kötü anılarını dinleyip bunları aşmasına imkan sağlamalı ve danışmanlık yapmalıyız” temelinde hareket eden ve kökeni bir asrı bile bulmayan, kırk sene öncesine kadar kimsenin itibar etmediği ve kırk sene öncesine kadar komik ve alaycı karikatürlerin en sürekli konularından biri olan sözde bilim Psikiyatri ve psikiyatrlar, hastaları üfürükçüler oranında bile iyi edemiyor. Üfürükçülere gidip şifa bulanlar çok yüksek sayıda iken, sözde hekim olan psikiyatrlara gidip şifa bulanlar adeta mumla aranıyor.

Her meselede “Hani nerede bilimsel dayanakların? Öyle olmaz, gözümle ya da bir teknik araçla göreceğim, laboratuvarda test edeceğim. Sonuçlar alacağım, veriler göreceğim. Somut olacak somut…” diyen bilim adamlarının, mesele Psikiyatri olunca “Böyle bir bilim olmaz. Bu şartlarda Psikiyatrinin üfürükçülükten hiç farkı olmaz” dememeleri de aklı başında herkes tarafından yadırganıyor ve menfaat gereği sergilenen “çifte standart” olarak yorumlanıyor.

Herkes her şeyi her yönü ile tartışıyor da, tartışılamayacak kadar kesin olanı şu; 350’den fazla psikolojik hastalık tanımlaması yapıp uydurup duran sözde bilim psikiyatri sayesinde, dev Siyonist ilaç firmaları her yıl haybeye milyarlarca dolar para vuruyorlar. Üfürükçülerin sadece bir kaç haftada iyi edebildiği hastalar, bazen beş on yıl, bazen bir ömür boyu acılar içinde kıvranmaya ve sömürülmeye devam ediyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şu Ahmet Kural-Sıla meselesi…


Zan edersiniz ki “Hanımefendi” dediği ve “Osmanlı kadını”olmasını beklediği sözde sanatçı kadın, Ahmet Kural denilen ve mizahın sınırlarını aşıp hep bel altına vurarak gençliği zehirleyen lüzumsuzun nikahlı eşidir…

Bu İslamcı zihniyetliler iyice gevşediler. Ya tamamen Masonik bir proje olup ihanetler için kurulmuş olan Aile Bakanlığı’nın başındaki kadının bile sanki ortada bir aile varmış ve aile sorunu varmış gibi davranmasına, konuşmasına nasıl tahammül edebiliriz. Şu anda meydandaki asıl sorun, nikahsız gayr-i meşru yaşamanın devlet gücü kullanılarak bile topluma normal gösterilmesi değil midir? Kadının namusu, şerefi, iffeti, nikah ile haklar verilip hukuki korumaya alınması, kadını korumak iddiasında olanların meselesi bile değil midir? Bizden önce bu şekilde felakete götürücü davranışların ve kabullenişlerin felakete sürüklediği milletlerin dayanılmaz acılar ve sıkıntılar içinde olduğu gözler önünde değil midir?

Nereye sürüklüyor bu Siyonist ve Mason pususu AKPKK iktidarı ve İslamcı samimiyetsizler dinimizi, itikadımızı, ahlakımızı, kızlarımızı, nesilleri ve devletimizi? Bu millet bu ihanetlere topyekun harp ilan etmek zorundadır. Yoksa bunun sonunda Türk milleti de söz konusu diğer milletlet gibi acılar içinde kalır.

Aslanlar gibi, erkek gibi, namuslu ve şahsiyet sahibi biri olarak seven ve sevdiği kızla evlenen ama 18 yaş gibi tamamen zorlama ve art niyetli bir engele takıldığı için ceza evine giren erkekler lehine üç satır lehte yazan ya da konuşan var mı? Allah aşkına şu milletimize söylensin artık, kimler yönetiyor şu perişan haldeki devletimizi? Haham Ben Abrahamson’ın ve Şeytan’a tapıp Şeytan için insan kurban edecek ve insanları insan görmeyecek ve felaketlere sürüklenmeleri için uluslar arası sistem kuracak kadar adileşmişlerin kontrolünde olmak zorunda mı Aile bakanlığı?

Mehmet Fahri Sertkaya

Rus elçiyi Süleyman Soylu vurdurdu!

Her şeyi kendi planladı ve yönetti.

ABD/Siyonizm için vurdurdu. Emri yedi kişilik Şeytan’ın Konseyi’nden aldı. Kesinleştirilemedi ama emri verenin bu konsey içindeki Donald Trump olduğu değerlendiriliyor. Gizli Yahudi, Mason ve CIA piyonu olan Süleyman Soylu, kurşunu bittiği halde Rus elçi Karlov’un katili olan Mevlüt Mert Altıntaş’ı öldürttü, çünkü kendi adamlarıydı.

Bu hadiseye, zaten oralarda iken denk gelmiş rolü oynadı Süleyman ama aslında oralarda hazırdı, başlamasını bekliyordu. Çok riskli bir işti bu iş, bir anda ipin ucu kaçabilir ve düzeltilmesi mümkün olmayan vahim gelişmeler yaşanabilirdi. İşi sağlama aldı ve hadisenin patlak vermesinin hemen ardından her şeyi kendisi yönetti. Polis operasyonunu abartılı şekilde uzattı, çünkü herkesin dağılmasını, katil Mevlüt Mert’in yardımcısı olan ve yine kendisinin emrinde olan kişilerin uzaklaşmasını bekledi. O yüzden, etrafta kendi adamları da var diye, hemen silahlı polis müdahalesi yaptırmadı.

Katil, ilan edilen andan çok önce öldürüldü. Bunlar içeride kamera görüntülerini dikkatle izlediler, kendi adamları görüntüye girdi mi diye veya herhangi bir açık verdiler mi diye baktılar. Her şeyi kılı kırk yarana kadar kontrol ettiler. Sonra da “Tamam sorun yok” dediklerinde “öldürdük” diye ilan ettiler. Kandırıp kullandıkları Mevlüt Mert, kurtulacağına, sağ ele geçirileceğine çok inandırılmıştı. Bu nedenle operasyon yapılırken pazarlık da etmedi, kaçmak da istemedi, başkasına da zarar vermedi. Nasıl bir oyunun içinde olduğunu biliyordu ama kendisini de satmalarını beklemiyordu. Soylu, katilin arkadaş çevresinden çok kimse ile tanış ve bazıları ile aynı fotoğraf karelerinde yer aldı. Karlov’u vuran katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın ev arkadaşı Avukat Serkan, Soylu da dahil bazı AKPKK’liler ile aynı fotoğraf karelerinde yer almıştı.

O katil polisin kandırılmasında da yine Yahudi parmağı var. Zaten Nurettin Yıldız da Nusra da el Kaide de IŞİD de Boko Haram da diğerleri de hatta Selefiliğin/Vehhabiliğin kendisi de Yahudi projesi. Bu polis Mevlüt Mert, Nurettin Yıldız taraftarlarından oluşan Esedullah Tim isimli, Emniyet içindeki bir timin üyesi idi. Onlar sayesinde Nurettin Yıldız’ı ve Suriye’deki sözde İslami, özde Yahudi/Mason oyunu terör örgütlerini buldu. Elçiyi vurduğ yerde, kendi ekiplerinden orada olan diğer kişileri biliyordu. Oradaki diğerleri, ona yardımcı oldular, silahı içeriden mutfak bölümünden aldı. Bu görüntüler de silindi.

Mevlüt Mert’in oda arkadaşı Serkan ile Süleyman Soylu’nun geçmişten gelen epeyi bir hukukları var. Operasyonun beyni denebilecek kişilerden biri de Serkan. Mevlüt Mert’i Süleyman ile Serkan tanıştırdı ve oltaya Serkan getirdi, Serkan hazırladı. Ev, elçi, plan, kimin yakasında nasıl kodlar/şifreler olduğu, takılacağı her hususu Mevlüt’e Serkan anlattı. Mevlüt çok çok basit bir piyondu. Böyle bir suikasti bir başına yapmak kabiliyetinden, zekasından, imkanından, cesaretinden çok çok uzak biriydi. Serkan da Yahudi kökenli.

(Ankebut operasyonu için YİT’in saha personelinden elde edilmiş bilgilerdir)

Mehmet Fahri Sertkaya

Hostese ve yolculara şarap şişesiyle saldıran yolcuya 2 yıl hapis cezası verildi ama…

Aman sevsinler, ne güzel dünya, ne güzel çağdaşlık bu böyle…

Hostese ve yolculara şarap şişesiyle saldıran yolcuya 2 yıl hapis cezası verildi ama…

Uyuşturucu üretilmesini, satılmasını, tüketilmesini gerçek manada önleme… Uyuşturucu kullanılıp suç işlenmesine ve bazı durumlarda yüzlerce kişinin hayatının tehlikeye atılmasına mani olma… Sistemi elden geçireceğine, önce yetkilileri yargılayacağına, uyuşturucu kullanıp da tesir altında iken suç işleyene ceza yağdır… Sonra tek suçlu olarak uyuşturucu kullananı gör. Sonra çık sistemine “çağdaş” de..

Geçtiğimiz Temmuz ayında Seattle-Pekin seferini yapan Delta Airlines uçağında birinci sınıfta kabin memurlarına ve bazı yolculara saldıran, uçağın kapısını açmaya çalışan Joseph Hudek (yukarıda kravatlı) isimli yolcu iki yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Şubat ayında suçlu bulunarak mahkemeye çıkarılan Dudek’i son duruşmada, ”Yaşananlar konusunda derin üzüntü duyuyorum” sözü de kurtaramadı. Dudek’in avukatı müvekkilinin daha önce 193 kez uçtuğunu ve hiçbir zaman böyle bir tavır sergilemediğini, saldırganlığına olay günü rahatlamak için yuttuğu ve sonrasında halüsinasyon (gerçekte var olmayan hayaller görmek, sesler duymak) görmesine neden olan Marihuana şekerlerinin neden olduğunu ileri sürdü. Savunma avukatı Stephen Hobbs ise Dudek’in saldırgan davranışıyla yüzlerce kişinin hayatını tehlikeye attığını dile getirdi.

Joseph Dudek’in, kafasına şarap şişesi vurarak yaraladığı yolculardan Lon Arnold ise saldırıdan sonra bir gözünde ve beyninde hasar oluştuğunu okuma ve yazmakta güçlük çektiğini anlattı. Federal hakim, 5 yıl hapis cezası istenen saldırgan yolcuyu 2 yılla cezalandırdı. İslam hukukunda ise böyle bir cahillik, adaletsizlik bulunmuyor. İslam devleti, bir suçun önünü gerçekçi tedbirlerle kesmeden, o suçu işleyenlere ceza kesemiyor. Şu şartlarda şu şahsa ceza kesilecek olsaydı bile, ondan çok daha ağır bir ceza, o uyuşturucuyu satın aldığı kişiye ve onu üreten kişiye kesilecek, bir kişinin daha bu hali yaşamasının önüne geçilmesi için devlet gücü seferber edilecekti.

Her şuçun önünü açıp, devlet olarak vazifesini yapmayıp, her gün ve her dakika insanların nefsine hitap eden ortamlarda, şartlarda kalmasına zemin hazırlayıp da sonra insanlara cezalar yağdırarak toplum düzenini sağlamaya çalışmak gibi bir samimiyetsizlik ve hukuksuzluk, İslam hukukunda yok. Bir şey suçsa, kesinlikle o suça götüreceği bilinen şeyler de suçtur. Misal: kadınlarla erkeklerin müsafaha etmesi, tokalaşması. Çünkü insanların çoğunu zinaya sevk edecektir ve telafisi mümkün olmayan zararlara sebep olacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Melis Alphan şimdilik ensestleri bıraksın, Türkiye’deki gizli yahudilerin oranı kaç, onu açıklasın

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, melis alphan, ayşe aral, sabetayistler, ayşe arman, cnn türk, içimizdeki israil, gizli yahudiler, siyonistler

Bir Türk, elinde kale alınır veri/ispat olmadan, basın mensubu görünerek, kendi milletini neden toptan sapık, ahlaksız ilan etmek ister? Neden içten içe, mani olamadığı bir ‘Türk toplumunu karalama, aşağılama’ gayreti olur?

Türk milletinin yarısına ensest sapık diyen, kayıtlarda İzmirli görünen ve de kayıtlarda İzmirli görünen yüzlerce kripto Yahudi’nin çalıştığı sözde Türk basın kuruluşlarında çalışan müfteri Melis Alphan ile bu Siyonist+Sabetayist+Mason ortak projesi CNN Türk’te yazan Seferad Yahudisi Deniz Alphan akraba mı? Var mı bir bilen?

Sizce İçimizdeki İsrail‘in en sivri elemanlarından, ahlaksızlığı ahlak edindirmek gayretindeki, hususiyetle Türk genç kızlarının namussuzlaşması gayretindeki Sabetaycı gizli Yahudi Ayşe Arman Dormen, bu Melis Alphan’ı biraz fazlaca sahiplenerek dikkat çekmiş mi?

Hani şu ‘ünlü’ karikatürist Sabetaycı gizli Yahudi Tekin Aral’ın kızı ve karikatürist Sabetaycı gizli Yahudi Oğuz Aral’ın da yeğeni olan Sabetaycı Yahudi Ayşe Aral var ya, hani içimizdeki İsrail’in kurumsal gazetelerinden Hürriyet’in yazarıydı o da, hani yakınlarda öldü, hatırladınız değil mi, işte o Ayşe Aral da üstüne basa basa reklam etmiş bu “sivri” Melis Alphan’ı…

Ayşe Aral bir seferinde ”Hürriyet’in Kelebek ekinin yazarı, hepimizin zevkle okuduğu, deli gözüken ama sakin, sert eleştirir gibi gözüken ama dünyası, duruşu sevgisi, insanlığı, dostluğu şeker tadında olan, hatta bana çok benzediği için benden ekstra puan kazanmış olan, benim küçük cadı Ayça’nın, Londra’da senelerce aynı evi paylaştığı can arkadaşı Melis Alphan … ” şeklinde cümleler kurmuş.

İnsan zaten anlayamıyor, neden bu Türk görünen basın ve medyanın onlarca senedir Kemalizm, laiklik, cumhuriyet, çağdaşlık v.s. söylemlerin ardına sığınarak bu ülkenin asli unsurunun ve ezici çoğunluğunun değerleri ile savaştığını… Bakıyor insan, bu milletin cinsi ya da dini sapıklık gördüğü şeyleri, organize bir faaliyet ile, dur durak bilmeden azimle normalleştirmek isteyen, bu uğurda onlarca yıldır neler neler denemiş bir kadro var ve sonra bu millete “Direnmeyin, bitmişsiniz, kokuşmuşsunuz, dibe vurmuşsunuz işte” diyenler de bunlar… Üstelik son patlak veren sapıklık hadiselerinde, hadisenin içindeki şahıslar da kendilerinden. Onların da Türklük ile Müslümanlık ile alakaları yok. Hatta bunların ciddi bir kısmının hak ilahi kitap kabul ettiği bozulmuş Tevrat, ensest ilişkiyi normalleştiren, tavsiye eden, hatta kutsallaştıran sözde ayetler ile dolu. Açın bozulmuş Tevrat’ın neşidelerini, gözleriniz ile okuyun…

Ayşe Aral ölüp hakikati görünce, cenaze merasimine Melis Alphan da katılmış ve Melis’in yanında Sabetaycı Gülse Birsel, Sabetaycı Yalçın Bayer, Sabetaycı Hanzade Doğan Boyner, Sabetaycı Osman Boyner, Sabetaycı Arzuhan Doğan Yalçındağ başta olmak üzere kalabalık bir gizli Yahudi grubu katılmış.

Melis Alphan’ın kalabalık bir gizli Yahudi grubu ile birlikte katıldığı bu cenaze merasiminin haberi, Sabetaycı gizli Yahudi Şahenklerin NTV’sinde, içimizdeki İsrail’in kurumsal gazetelerinden Hürriyet’te ve Milliyet’te, Sabetaycı gizli Yahudilerin adından başka hiçbir şeyi Türk olmayan HaberTürk‘ünde yer bulmuş. Bunları yazdım, aklınıza hemen Aladağ Yurt yangını kazası üzerinden, İslam cemaat ve tarikatlarına, müslümanların eğitim yuvalarına, T.C. devletinin on milyonlarca vatandaşına organize bir medya linci ile ve hukuksuz şekilde taarruz edenler geldi mi? 

Bu milletin dinine, kültürüne durmaksızın saldıranlar, tarihini bile onlarca senedir kasten yalanlarla anlatanlar, Türk tarihini nerede ise bir tek Sabetaycı gizli Yahudi Kemal Atatürk‘e indirgemeye kalkanlar geldi mi? ‘Siz kimsiniz? Örümcek ağından teşkilat örmüş, çelikten ördüğünüzü sanmışsınız. Kendinizi bir nane sanmayın. Haddinizi bilin. Kanun tanıyın. Suç işlemeyin. Milletimizin dinine, değerlerine, kültürüne, tarihine, Anayasal haklarına organize bir gizli teşekkül halinde saldırmaya son verin. Bunu yanınıza kâr bırakmayız’ diyen Süleymanlılar geldi mi?

Neyse boş verin, bakın likör tarifi var, olmazsa İsrailli şef David Dudi’den tarifler öğrenin. Türk görünen basın ve medyadan yalanları gerçek diye öğrenin, onlar medya linçleri yapsınlar, her iki kişiden birine sapık diye iftira bile atsınlar, sık sık namusunuza da sövsünler, seyirci kalın izleyin, yemeye, içmeye bakın siz… Bakın bir de unutuyordum, Müslümanım deyin, sonra da, onları kollayan Amerikan/CIA sosyal ağlarında “#CemaatlerKapatılsın” etiketi ile saçma salak paylaşımlar yapın.

‘Boş vermişim, boş vermişim, boş vermişim dünyaya,

Ağlamak istemiyorsan, sen de boş ver dünyaya” 

şarkısını söyleyin. Sahi, bunu ve bunun gibi yüzlerce “psikolojik harp taktiği/aracı” olan sözde sanat eserini söyleyenler, hangi kripto Yahudiler, kripto Ermeniler, kripto Rumlardı, geldi mi isimleri aklınıza? Bu ülkede, bu necip milletin ahlakına, tarihine, dinine organize bir faaliyet ile kasteden gizli Yahudi ve gizli Ermenilerin oranını da boş verin gitsin. Sizin neyi tartışmanız gerektiğini onlar belirliyorlar, direnmeyin tartışın, dönüşün, bitin, yıkılın, yok olun da rahat etsinler. Ya da aklınızı başınıza alın, gayret edin de kahrolsunlar, yargılansınlar, cezaların bulsunlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi