Etiket arşivi: Psikiyatrinin Karanlık Yüzü

Sorunların en büyüğü, genetik kod bozukluğu

Gözle tarama da görüldüğü kadarıyla… Sorunların en büyüğü, genetik kod bozukluğu…

Karmakarışık ve uyumsuz genlerin bir araya gelmesine sebep olmuş evlilikler, akrabalıklar, sülaleler/soylar…

Vakaların/şahısların en az yüzde sekseni, düzgün/sağlıklı bir hayat yaşamaları için ihtiyaç duyacakları gen kodlarına sahip değil. Ne kadar iyi niyetli ve gayretli olsalar da o sorunlarını aşamazlar. Kapalı olan idraklarını açamazlar, sürekli sorunlu olan sinir sistemlerini düzeltemezler. Normal çalışmayan beyinlerini düzeltemezler. Hafıza ve muhakeme sorunlarını ortadan kaldıramazlar. Önünü sonunu hesap etmeden davranışlar sergilemeyi durduramazlar. Bunlar, doğuştan gelen ve kalıcı olan genetik sorunların tezahürü…

İlk yapılacak olan şey bu soyların devlet otoritesiyle tespit edilerek hem erkeklerinin hem kadınlarının kısırlaştırılması… Bu kadar ileri seviyede kod bozukluklarının yeni doğumlar vesilesiyle devam etmesine, yeni nesillere aktarılmasına, hem o doğacak çocukların çok büyük acılar çekmesine hem de çevrelerinin ve devletin taşınmaz yüklerin altına girmesine mani olmak. Cerrahlar kadar kararlı, merhametli olmak.

Bunun haricinde, vakaların bazılarında öncelikli sorun, ortalamanın çok ama çok üzerinde zeka seviyesinde olmaları… Bunu kendilerinin de çevrelerinin de fark edememesi. Bu hallerine rağmen etraflarındaki normal insanlar gibi bir hayat yaşamaya zorlanmaları. Buna ayak uyduramayınca, sürekli uyumsuzluk, sürekli yanlış anlamalar ve yanlış anlaşılmalar yaşayınca da yalnızlaşmaları, bunalmaları…

Vakaların bazılarında ise asıl sorun metafizik musallat… Orada, sadece birkaç gün içinde büyük oranda toparlanması, sadece üç hafta içinde tamamen iyileşmesi ihtimali olan kişiler de varmış.

Muhtemelen aralarında aşık cin musallatı yaşayanlar da varmış. Çünkü hayatın akışı içinde sık sık görülen bir şeydir ki cinlerin kadınları, insanların erkeklerini çok beğenip aşık olduklarında, o erkekleri çok yoğun şekilde zihin kontrolünde tutuyorlar. Mantıksız, anlaşılamaz, yıllar sonra bile sırrı çözülemez şekilde suçlar işlemelerini sağlıyorlar. O erkek kendini bir anda ceza evinde ya da hastahanede buluyor. Artık oradan senelerce çıkamayacağı şartlara düşmüş oluyorlar.

Neden ve nasıl suç işlediklerini, oralara nasıl sürüklendiklerini bile tam olarak bilemiyorlar. Zihin kontrolünde olmaları ihtimali akıllarına bile gelmiyor. Neden ve nasıl yaptıklarını anlayamadan, bir anlık bir parlamayla gurbete gitseler, sonra sakinleşince geri dönebilirler ama cinler işi sağlama alıyorlar ve ceza evine sürüklüyorlar.

Cinlerin kadınları çok kıskançtırlar ve bir insan erkeğini, o erkeğin annesinden hatta kızkardeşinden bile kıskanıp uzak tutmak isterler.

Bazı vakalarda asıl sorun ise, şahısların güçlü metafizik kabiliyetlere sahip olmaları ve bunun tam olarak farkında olmamaları. Metafizik kabiliyetlerin neler olduğunu, nasıl kullanıldığını bilmemeleri. Bu kabiliyetleri, kendi kontrollerine alamamaları…

Başka insanların görmediği şeyleri gördükleri, duymadıkları şeyleri duydukları, hissetmedikleri şeyleri hissetikleri halde, bunun neden ve nasıl olduğunu bir türlü çözememeleri…

Bu insanlara “Hani medyum denilen insanlar var ya, işte sende de aynı kabiliyetler var, hiç eksiği yok. Hatta onların bazılarında olanlarda daha fazla metafizik kabiliyetler bile sende var. Şimdi sana, senin diğer insanlar gibi olamamanın en büyük sebebini fark ettireceğim” denilseydi ve gerçekten dürüst metafizikçiler bu kişilere birkaç günlerini ayırsalardı, sorunlarını çok kısa sürede aşarlardı.

Vakaların bir kısmında görülen şey ise, çok ama çok zor çocukluk, gençlik dönemleri yaşamaları. Çok sorunlu ailelerde ve çevrelerde yaşamış olmaları. Sürekli sözlü ve fizikli eziyet görmeleri, sürekli çevreden haksızlık ve gayr-i insani tavırlar görmeleri…

Bazı vakalarda ise on saniye izlemeye bile gerek kalmadan anlaşılabiliyor ki şahıslar bile isteye akıllarını zorlamışlar. Nefislerine öyle bir uymuşlar ki her pisliği yaptıkları halde bir yandan da kendilerini dünyanın en çalışkan, zeki, dürüst, namuslu insanları gibi görür olmuşlar. Nefislerinin elinde, hayvanlardan bile aşağı hallere düşmüşler. Bunların, hoş görülecek ve hasta kabul edilecek bir yanları yok. Bunlar için boşuna masraf etmeye, kamu yükünü artırmaya da gerek yok. İdam cezası uygulanmalı.

En büyük sorunlardan biri de psikiyatrinin uydurma ve sömürmeye dönük bir bilim dalı olması, ilaçlarının hiçbir işe yaramaması, psikiyatri sahasında büyük çoğunlukla kripto kimlikli hainlerin faaliyet göstermesi… Masonların ve satanistlerin bu sahadan çok büyük menfaatler elde etmeleri.

Metafizik kabiliyeti olup bir de dürüst olan, kabiliyetleri ile insanlığın faydasına işler yapacak olan kişilerin yolunu da bu sözde hastahaneler ve ilaçlar ile kesebilmeleri…

Tamamen farazi değerlendirmeleri/kriterleri ve teşhisleri olan bu sözde bilim dalı sayesinde, ticaret ve siyaset sahalarında kendilerine güçlü/dişli rakip olan kişilerin bile mümkün olanlarını bu yolla, sözde psikiyatri hastahaneleri ve ilaçları yoluyla oyun dışına atabilmeleri…

Şu videoda görülenler arasındaki yarı akıllılar bile anlamışlar ki orası bir hastahane değil, en ince detaylarına kadar sömürmeye ve oyalamaya planlanmış vahşi bir çark… Kamunun kaynakları kripto kimlikli hainlerin cemaatlerine akıyor. Devletimiz bu sözde hastahaneler üzerinden onlarca senedir soyuluyor. Bir yandan da milletimizin vergileri yurt dışındaki sözde ilaç firmalarına ve onların arkasındaki masonlara, satanistlere akıyor.

O baş hekime de biri soymalıymış:

  • Hastaların sözde tedavi süreçlerine destek olmak için sadece bulaşık yıkatılması, temizlik yaptırılması mı aklınıza geliyor? Madem ki asıl maksadınız onları meşgul etmek, boş oturmalarına ve derin düşünmelerine mani olmak… O halde neden gerçekten zevk de alarak, aynı zamanda sakinleşerek belli başlı el işleri/sanatları yapmaya ve ayrıca spor yapmaya teşvik etmediniz? Eş zamanlı ve düzenli olarak neden dinlendirici müzikler dinletmediniz? Gerçekten ferahlatan görüntüler, filmler, belgeseller izletmediniz?

Şu lanet olasıca sözde bilim dalından, psikiyatriden, onun üzerinden sebep olunan bütün acılardan ve sorunlardan artık bütün dünyanın kurtulması gerekiyor. İnsanı insandan saymayan üç beş tane mason ve Yahudi, uydurmuşlar sözde bilim dalı diye psikiyatriyi, on milyonlarca akıllı ve dürüst kişi bunu yıkamıyor. Ülkelerin meclislerindeki hainler, masonlar bile bunlara çalışıyor. Uydurmuşlar birkaç tane sözde psikiyatri derneği, kadrolarını kendi adamları ile doldurmuşlar, devlet otoritesi gibi tavırlar sergiliyor bu sözde dernekler.

Gördün mü Kazım?

Şu son görüntüne bakarak, aklının yarıdan fazlasının gitmiş, kaybedilmiş olduğunu değerlendirdim. Çok ağır ve sonu çok felaket olan bir krizin içinde olduğunu değerlendirdim. Kaşının, gözünün, yüz hatlarının, beden dilinin, renginin değerlendirmesini daha isabetli yapayım, hata olmasın diye… Tuttum akıl hastahanesindeki kişilerin görüntülerine bakmak istedim. Mevzu nerelere geldi…

Lakin kesinlikle emin oldum ki o tarihte, o hastahanede bulunanların çoğu, senin şu tarihteki şu halinden daha ehven haldelermiş. Kendine ne halt edeceksen et Kazım ama sakın çevrene zarar verme. Bak, bir kişiye sıkabiliyorsun, ikincide af etmiyorlar, yatırıyorlar, haberin olsun.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

Şair burada demek istiyor ki…

“Ben bu ülkede adalet sisteminde neyin nasıl olacağına, kimin hakkında nasıl hüküm verileceğine karar veren kişiyim. Bunu herkes bilir. Adalet sistemi içinde yüksek sayıda gizli ermeni, gizli yahudi ve mason savcılar ve hakimler üzerinden bu işleri çeviririm. Bunların mensup olduğu Ankebut Ağının tepe isimlerinden biri olan Mehmet Haberal’dan aldığım yetki ve talimatla onlarca senedir böyle yapıyorum. İşte böyle twitler atarak, hem kamuoyunu yönlendirirken hem de gizli ermeni ve gizli yahudi adli ve tıbbi yetkililere de icap eden talimatımı vermiş oluyorum. Evet, biliyorum, o şahsın akıl sağlığı gerçekten yerinde değil. Bunu ben de biliyorum. Lakin bu ülkede kimin akıl sağlığının yerinde olduğuna ve kimin olmadığına da tıp değil, hakimler değil, ben kararı veriyorum. Hatta bazen, emrimdeki bunca resmi kimlik gizli yahudi ve gizli ermeniye rağmen hakkından gelemediğim gerçek Türk ve Müslüman düşmanlarım oluyor. Son çare olarak onların yolunu da akıl sağlığı raporuyla kesmeyi deniyorum. Onlar sağlıklı da olsalar onlara akıl sağlığının yerinde olmadığına dair raporlar aldırabiliyorum. İşte gördüğünüz gibi, beş yıldır kendinde olmayan ve hep tedavi gören, akıl sağlığı gerçekten yerinde olmayıp cezai ehliyeti olmayan bu şahsa da rapor verilmesine mani olabiliyorum. Yani, ben bu miletin başına gelmiş en büyük baş belalarından biriyim. Artık damara damara bastığımı, çok ifşa olduğum halde bile haddi aştığımı, bir gün gerçek Türk ve müslüman, gerçek ülkücü resmi yetkililerin ayaklarının altında ezileceğimi de biliyorum. Lakin ben de boynu tasmalı ve tasması Haberal’ın elinde olan, onun yönlendirmesiyle oraya buraya hırlayan itin tekiyim. İtlaf edileceğim güne kadar, mecburen köpekliğime devam edeceğim.”

Bazen katil de bir kurbandır

“Samuray kılıçlı katil” olarak bilinen Can Göktuğ Boz bir zihin kontrolü kurbanıdır. Yaşanan hadisenin tahammül edilemeyecek derecede vahşice olması, bizim öfkeye mağlup olarak adaletten ayrılmamızı, linç edip geçmemizi gerektirmez. Medeni, adil, dürüst insanlar olarak hareket etmeliyiz. Bu hallerdeki insanlar, kendilerine bile bundan daha vahşice şekilde zararlar verebiliyorlar. Öyle ise sorunun aslında ne olduğunu anlamalıyız.

Her vakada adaletle hareket edilmelidir. Can Göktuğ, hayatı boyunca metafizik tekniklerle musallat olunmuş, bir gün dahi kendi haline bırakılmamış, kendi haline bırakılsa aslında gayet zekice, sakince ve medenice yaşayacak bir kurbandan başka bir kişi değildir. “Deli ise nasıl iki üniversite bitirmiş” diyenlerin anlayamadıkları şey de budur. Şahsın/sanığın, kendi iradesi dışındaki bir şer kuvvetle mücadelesi sırasında galip geldiği, kısmen kendinde olduğu zamanlar da olur. Bu hallerde, hayatlarındaki tercihleri kısmen de olsa kendileri belirlerler.

Bu vakada da görülmektedir ki sözde bilim psikiyatri, hiçbir şeyi doğru teşhis edecek ve tedavi edebilecek şartlarda değildir. Bu güne kadar da bir kişiyi gerçekten tedavi edebildiği görülmemiştir. Batılı ve siyonist/satanist ilaç firmalarının her sene trilyonlarca dolar vurgun vurmak için tesis ettikleri acımasız, kan emici bir sistemdir. Can Göktuğ’un beş yıl değil, beş gün içinde iyileştirilmesi ve rahatsızlıklarının tamamen yok edilmesi mümkündü. Şu anda bile kendisi, tamamen kendi iradesi ile hareket etmiyor. Yaşananların, yaptıklarının tam manasıyla farkında değil. O anlarda kendini dahi vahşice öldürebilirdi, bu hallerde olup bunu yapanlar da çok ve kendini öldürdüğünü bile bilemezdi. Şu anda bile birkaç gün içinde bu halden çıkartılabilir, kendine gelebilir ve sağlıklı bir kişi olabilir.

Sadece Türkiye’dekiler değil, dünya genelindeki on binlerce gerçek metafizikçinin hepsi, Can Göktuğ’un yaşadıklarının ne olduğunu görüp, izah edebilir. Beyninde, bedeninde, sinir ağında, kanında, hücrelerinde hiçbir sorun olmadığını yani fiziki rahatsızlıklarının neticesinde bir ruhi ve akli rahatsızlık yaşamadığını, yaşadığı şeyin metafizik musallat olduğunu görebilir ve izah edebilir. Bunların bir kısmı, birkaç gün içinde Can Göktuğ’u iyileştirebilir. Bu, denemesi zor ya da tehlikeli bir şey değildir. İstenirse, ben sadece Türkiye’nin değil, dünyanın gözleri önünde ve birkaç gün içinde Can Göktuğ’u kendine getirip, iyileştirip, o metafizik musallatın içinden çıkartabilirim. İsteyen bütün psikiyatrlar da bu süreci anbean takip edebilirler. Hiçbir ilaç, elektroşok cihazı da kullanmam.

Son yıllarda Türkiye’de metafizik musallatların neticesinde şiddet sergileme, intihar ve cinayet hadiselerinde büyük artış yaşandı, yaşanıyor. Bu hususlarda yıllardır ikazlar yapıyorum. Canlı bombaların sayısının bu kadar artmasının arkasında da zihin kontrol tekniklerinin olduğunu yıllardır gür sesle bağırıyorum. Bacakları kesilen kediler, vahşice öldürülen köpekler ve daha pek çok hayvanlar, sayıları hızla artış gösteren büyülerde kullanılıyor. Çeşitli isimler, sıfatlar altında her köşe başında büyücüler açıkça faaliyet gösteriyor. Buna devlet gücüyle karşı konulmadığında, toplumun bu hale geleceği belliydi ve bu hususlarda gerekli izahlar yapılmıştı. Ayrıca, türlü gizli servislerin elinde artık insanları kontrol altına alabildikleri tıbbi/elektronik cihazlar da var. İşte, GATA bile bu hususlarda teknolojik çalışmalar yaparken çekilen görüntüler medyaya sızmadı mı?

Dinimize göre de devletin mevcut hukuk sistemine göre de aklı başında olmayanın mesuliyeti, ceza ehliyeti yoktur. Aklı gidip gelenin, aklı gittiği anlarda yaptığı şeylerden de mesuliyeti yoktur. Bu gibi insanlar her zaman bir genç kızı katletmiş olmuyorlar. Ne olduğunu anlayamadan annelerini, babalarını, bebeklerini, çocuklarını katledebiliyorlar. Havuza atladıklarını zan ederken 15 katlı bir binanın çatısından beton zemine atlayabiliyorlar. Bu insanlar da aslında kurbanlar.

Ne kadar kötü bir şey yapmış olursa olsun, bir şahsın cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına da gerçek hekimler karar verirler. Gerçek hakimler de gerçek hekimlere uyarak yargılamayı bağımsızca yaparlar. Kimin hakkında nasıl rapor verileceğini ve nasıl bir mahkeme kararı verileceğini gizli ermeni, Mehmet Haberal’ın adamı, MİT ve CIA ortak piyonu Devlet Bahçeli belirleyemez.

Daha yenice yazdım anlattım. Bakırköy ve Erenköy ruh ve sinir hastalıkları hastahanelerinde gizli yahudi, gizli ermeni, mason, satanist sözde hekimler dolu. Bu hastahanelerdeki bazı birimlerin adı bile yahudi kriptolojisi ile konulmuş adlar. Meşhur Mazar Osman Usman da sabetaycı bir yahudiydi, bunu cihana duyuralı kaç sene geçti, bütün toplum duydu, öğrendi. Bu somut gerçekler gözler önündeyken, görmezden gelinemez. Bunların mensup olduğu teşkilatın günümüzde en tepe isimlerinden biri de Devlet Bahçeli… O Tayyip’in bile baştan beri ipini elinde tutan ve onu kullana kullana bu ülkeye, bu millete, el kadar çocuklara bile zulüm eden, şeytanlaşmış bir tarzda, kural tanımaz ve insanlık tarzda hala böyle yapmak isteyen, hatta binlerce şehidimizin gerçek katili bile olan kişi Devlet Bahçeli’dir.

Ve benim bu haine artık tahammül edecek sabrım kalmadı. Küstah herif, almış Mehmet Haberal’dan talimatı, tutmuş bu sene olmuş bana anca dava açıyor. Bu kadar köşeye sıkışmış “Mahkemeler bizim, sen şimdi görürsün. Seni artık göstere göstere sözde yargılamalar neticesinde bitireceğiz” demek oluyor. Bu derece korkak, bu derece hain, bu derece köşeye sıkışmış ve ahmaklaşmış olduklarını gösteriyor.

Bu memlekette, her acının, her sorunun arkasındaki asıl/baş sorun Devlet Bahçelidir. Şimdi, gücü yeten onu elimden alsın. Onu hala orada tutup bu millete her gün her dakika ve her sahada kötülük etmesine, ihanet etmesine, zulüm etmesine yardımcı olabilecek kim varsa, hemen şimdi etrafında kenetlensin. And olsun ki hepsini topluca oyundan düşüreceğim.

Bir saat taşıyamazlar

Sağda solda acımasızca Can Göktuğ Boz’u linç edenler, Can’ın onlarca yıldır taşıyabildiği metafizik musallatı bir saat bile taşıyamayacak kadar zayıf karakterli kişiler. Can Göktuğ’un üzerindeki musallat, öyle sık sık görülenler gibi değil, onun çok ama çok daha ilerisinde bir musallat bu… Hususi olarak İblis’in müdahil olduğu, kendi elleriyle büyüler de yaptığı, çok sayıda cin kabilelerini vazifelendirdiği vakalardan biri bu…

Böyle şeylere inanmayanların, böyle şeylerin gerçek olup olmadığını test etmeleri de hiç zor değil. Gitsinler sağda solda çeşitli isimler altında büyücülük mekanı açmış büyücülere, kendilerine büyü yaptırsınlar “Ben inanmıyorum. Haydi yap bakalım, göreceksin bana hiçbir şey olmayacak” desinler. Neticesini hep beraber görelim. Şu psikiyatrlara da “Madem ki böyle şeyler olmadığına bu kadar eminsin. O halde denemekten ne zarar gelir. Haydi senin üzerinde bir denetelim, her safhasını da kamera kaydına alalım ve işte haklıysan, herkesi susturursun. Sen hatalıysan, daha fazla insanın hayatı tıp diye diye karartmaktan vazgeçer, sorunu temelden görüp çözebilenlerden olursun.” denilmeli.

Ne zaman, evet ne zaman büyücülerle devlet gücüyle mücadele edilecek? Daha kaç kedi ve köpek katliamı, daha kaç zihin kontrol kurbanı, daha kaç feci intihar vakası daha görülecek?

Sanhedrin Hahamlarını idam kapsamında yargılayacak bir uluslararası mahkeme…

Sanhedrin hahamlarının idam cezası kapsamında yargılanmaları için uluslararası bir mahkeme kurulmalıdır.

İsteyen her ülke bu mahkemenin duruşmalarını canlı yayınlamalıdır. Mahkemenin/davanın bütün dosyaları/evrakları/delilleri dünya insanlığıyla şeffafça paylaşılmalıdır. İnsanlık görecek ki o dava bitip de o hahamlar topluca asıldıktan hemen sonra, dünyada bütün sorunlar hızlıca düzelmeye başlayacaktır.

O Sanhedrin hahamlarının uluslararası bir mahkemede yargılanıp asılmaları, insanlığın hakkıdır, hukuka uygundur ve insanlık için bir zarurettir. Buna mani olmak isteyecek İsrail, ABD ve diğer devletlerle harbe girmek bile bir zaruret olacaktır.

Dünya genelinde;

  • Fuhuş işi bunlarda…
  • Uyuşturucu işi bunlarda…
  • Organ işi bunlarda…
  • Silah işi bunlarda…
  • Terör örgütlerinin kontrolü bunlarda…
  • Art niyetle üretilen zararlı aşılarla insanlığı kısırlaştırma ve hasta etme, sakat doğumlara sebep olma işi bunlarda…
  • Milletleri kasten hasta edip hastahaneler üzerinden vurgun vurma işi bunlarda…
  • Devletlerin hazinelerini boşaltma işi bunlarda…
  • Milletlerin su kaynaklarına zehirleyici ve hasta edici maddeler katma işi bunlarda…
  • Aileyi, namusu, ahlakı yıkma işi bunlarda…
  • Uydurma bilim psikiyatri ve uydurma ilaçlarıyla trilyonlarca dolar vurgun vurma işi bunlarda…
  • Gıda ürünleri ve katkı maddeleriyle oynayarak insanlığı hasta etme işi bunlarda…
  • Hükumetleri devirme, liderleri öldürme, eğitim sistemlerini ve hukuk sistemlerini kasten bozma işleri bunlarda…

İnsanlığa zarar olan her ne iş varsa hepsinin arkasında İblis var ve İblis de bizim alemimizde bu işleri işte bu Sahnedrin hahamları, İsrail ve Amerika üzerinden yaptırıyor.

Sanhedrin Hahamları ve üzerinde bulunanlar…

Sanhedrin hahamlarından oluşan 13’ler Meclisinin üzerinde, 3 Kabalacı haham meclisi var. Bunlar, doğrudan İblis ile görüşüp ondan talimatlar alıyorlar.

3 Kabalacı haham da 13’ler Meclisine talimatları veriyor. 13’ler meclisi üzerinden talimatlar/planlar dünya genelindeki Satanist etkili ve yetkili kişiler üzerinden uygulamaya konuyor.

Adına ne derseniz deyin. Derin Dünya Devleti, Gizli Dünya Devleti, İlluminati, Şeytani İmparatorluk, Ankebut Ağı ya da başka bir şey…. İblis’in varlığının ve bunlara talimatlar yağdırdığının gözle görülür somut delilleri yok ama… 3’lerin, 13’lerin, dağıtılan 7’lerin dünya siyaseti üzerinde ve dünyadaki her türlü kara para işlerinde yönetici kadrolar olduklarının, bir saçak gibi aşağıya doğru kollara ayrılan bir teşkilatı yönettiklerinin, durmaksızın her türlü suçu işlediklerinin ve işlettiklerinin ve insanlık düşmanı olduklarının çok sayıda somut ispatı var.

O kadar çok ki şu Epstein meselesinden bile yola çıkılsa, bu sistem çökertilebilir. Daha somut ispatlarla yol alınabilecek binbir türlü mesele var…

Çok sayıda Amerikan başkanının o makama konmuş figüranlar olduklarını, Mason teşkilatı üzerinden Amerika’yı ya da daha çok sayıda başka ülkeyi onlarca senedir Satanistlerin yönettiğini, dünyayı da “Cumhuriyet” ve “demokrasi” diye diye ayakta uyuttuklarını, yüz seneden fazladır cehennem misali bir dünya düzeninin kasten sağlandığını ve insanlığın topyekun felaketinin hedeflendiğini, hukuki zeminde ve her türlü somut şüpheden uzak şekilde ispat etmek, evet mümkün…

Bu gerçekleşmesin diye zaten bu konuları bu şekilde konuşanları, Mason teşkilatının gerçek yüzünü anlatanları, İlluminati diyenleri, kendilerinin kontrolündeki basın ve medyada hemen alaya aldırıyorlar. Konuyu sulandırıyorlar.

Dahası, bu gibi tartışmalarda kendilerine çalışan adamların öne çıkmasını sağlayıp zihin bulandırıyorlar. Bu maksatla insanların kafalarını karıştıran açıklamalar, yönlendirmeler yaptırıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Sibel Ünli, 3 yılda defalarca intihar teşebbüsünde bulunmuş.

Epilepsi hastası olan ve uzun süredir antidepresan ilaçlar kullanan Sibel Ünli, 3 yılda defalarca intihar teşebbüsünde bulunmuş.

Epilepsi hastası olan ve uzun süredir antidepresan ilaçlar kullanan Sibel Ünli, 3 yılda defalarca intihar teşebbüsünde bulunmuş Ailenin yazılı açıklaması şu şekilde:

*Öncelikle bizimle acımızı paylaşan taziyemize gelen veya gelemeyen tüm insanlarımıza sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Ailemizin yaşadığı bu elim hadisenin ulusal gündemde ve sosyal medyada fütursuzca kullanılması bizi derinden üzmüştür.

*Bu açıklamayı geç yapabildik çünkü acımızı yaşıyorduk. Bugün bizi bu acı günümüzde bu açıklamayı yapmak zorunda bıraktılar. Bildiğimiz gerçekleri anlatmak için, yanlış ve art niyetli paylaşımlara mani olmak için, intihar gibi bir elim hadisenin yüceltilmesine ve özendirilmesine engel olmak için bu basın açıklamasını, taziyemizin hala devam ettiği bu acı günde de olsa, halka açıklama zorunluluğu meydana getirmiştir.

*Kardeşim merhume Sibel Ünli yaklaşık bir yaşında geçirdiği ağır bir ateşli hastalık sonrası günlerce hastaneye yatırılmıştır. Bu hastalık sonrası tekrarlanan sara (epilepsi) krizlerini farklı zamanlarda yaşamış ve kendisi bu hastalığı sonrası antiepileptik tedaviler almıştır.

*Ergenliğe girmeye başladığı süreçten itibaren çeşitli duygu durum bozuklukları yaşamıştır. Kardeşimiz bu durumdan dolayı psikiyatri doktorlarına götürülmüştür. Kardeşimizin çeşitli tedaviler alması sağlanmıştır. Buna rağmen son üç yıldır birden fazla olan başarısız intihar girişimlerinde bulunmuştur.

*İntihar girişimlerinden sonra ‘major(ağır) depresyon’ tanısıyla iki defa Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları servisine yatırılmıştır. Önerilen tedavileri hastane dışında da sürdürmesi için ailesi ve yakın arkadaşları tarafından destek kendisine olunmuştur. Düzenli olarak psikolog ile görüşmesine olanak sağlanmıştır”

Bir antidepresan cinayeti daha…

Yemekhane kartımda sadece bir liram var’ diyen öğrenci intihar etti.

İstanbul Üniversitesi’nde indirimli yemek haklarının günde bir öğüne düşürülmesine karşı eylemleri sürerken “Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var” diyen öğrenci Sibel Ünli intihar etti.

Sibel Ünli’nin yaşamına son vermesi üzerine arkadaşları, Kadıköy Khalkedon Meydanı’nda basın açıklaması düzenledi. Ünli’nin hayatında problemler yaşadığını ve bunun için tedavi gördüğünü belirten bir arkadaşı, “Bugün memleketin her yanında insanların yüzde 60’ı antidepresan kullanıyorsa, intihar oranları artıyorsa, kimse ‘Bunun sebebi bu sistem değildir’ demesin. İntiharlar, memlekette herkesin gündemiyken, biz haykırıyoruz: Sibel’in katili kapitalizmdir, bu çürümüş sistemdir” dedi.

An itibari ile üfürükçüler, psikiyatrlardan birkaç adım önde

Hem üfürükçülerin hem de psikiyatrların bilimsel dayanakları yok. İki grup da gözle ya da araç gereçle görülemeyen, var olup olmadığı hiçbir şekilde gerçekten ispat edilemeyen ve varsalar mahiyetinin ne olduğu bilinemeyen akıl ve ruh gibi soyut kavramlar üzerine yorumlar yapıp, aklın ve ruhun rahatsızlanması durumunda kendilerince çözüm üretiyorlar. İki grup da varlığı kesin olarak ispat edilememiş ve dolayısı ile bilimsel açıdan bakılınca “yok” kabul edilmesi gereken şeyleri tedavi etmeye kalkıyorlar.

Meydanda olan manzaraya göre, sadece son kırk küsur yıldır ilaçla tedavi uygulaması yapan, öncesinde sadece “insanın kötü anılarını dinleyip bunları aşmasına imkan sağlamalı ve danışmanlık yapmalıyız” temelinde hareket eden ve kökeni bir asrı bile bulmayan, kırk sene öncesine kadar kimsenin itibar etmediği ve kırk sene öncesine kadar komik ve alaycı karikatürlerin en sürekli konularından biri olan sözde bilim Psikiyatri ve psikiyatrlar, hastaları üfürükçüler oranında bile iyi edemiyor. Üfürükçülere gidip şifa bulanlar çok yüksek sayıda iken, sözde hekim olan psikiyatrlara gidip şifa bulanlar adeta mumla aranıyor.

Her meselede “Hani nerede bilimsel dayanakların? Öyle olmaz, gözümle ya da bir teknik araçla göreceğim, laboratuvarda test edeceğim. Sonuçlar alacağım, veriler göreceğim. Somut olacak somut…” diyen bilim adamlarının, mesele Psikiyatri olunca “Böyle bir bilim olmaz. Bu şartlarda Psikiyatrinin üfürükçülükten hiç farkı olmaz” dememeleri de aklı başında herkes tarafından yadırganıyor ve menfaat gereği sergilenen “çifte standart” olarak yorumlanıyor.

Herkes her şeyi her yönü ile tartışıyor da, tartışılamayacak kadar kesin olanı şu; 350’den fazla psikolojik hastalık tanımlaması yapıp uydurup duran sözde bilim psikiyatri sayesinde, dev Siyonist ilaç firmaları her yıl haybeye milyarlarca dolar para vuruyorlar. Üfürükçülerin sadece bir kaç haftada iyi edebildiği hastalar, bazen beş on yıl, bazen bir ömür boyu acılar içinde kıvranmaya ve sömürülmeye devam ediyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu piyasada hasta olmamak mümkün değil…

Öyle bir piyasa var ki hasta olmamak imkansız kere imkansız…
Akıl almayan tarafı şurası ki devlet gücü insan sağlığını korumaktan yana değil de Mason ve hain patronlardan yana kullanılıyor. Bunlar bir de hastahanelerden ve bir de sözde ilaçlardan para vuruyor. Yetmiyor, insanlar bunu anladı da doğal yollardan şifa arıyorlar diye, devlet gücümüz su-i istimal edilerek baharatçılara, doğal şifaya vesile olanlara, doğal ürünlere savaş açıldı.

Gıda diye zehir satanlara, ilaç diye uluslar arası dolandırıcılk sistemi kuranlara, aşı diye nesilleri kıranlara ve kasten hasta edenlere, psikiyatri diye uydurma bilim icad edenlere savaş açılmıyor da nerede hayırlı bir şeyler söyleyen, yazan, satan varsa onlara müdahale ediliyor. Türkiye’yi Türkler yönetmiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Teşhisi de yok, tedavisi de yok…

Vajinismus diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Vertigo diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Anksiyete diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Panik atak diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Bipolar diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Şizofreni diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Hiperaktivite diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Dikkat eksikliği diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Evet, uydurma bilim psikiyatriye göre üç yüzden fazla sözde hastalık tanımlaması var ama bunların hiçbirinin günümüz bilimsel temelleri ile teşhisi de, tedavisi de yok. Dünyada Siyonizmin/Masonluğun en büyük ve kolay para kaynaklarından birisi sözde bilim psikiyatri ve onun sözde ilaçları… Şu sitemiz bütün bunları kökten yıkan yayınlarla dolu, üstelik bunlar bilimsel temelde yayınlar ama sanki senelerdir orada yayında değilmiş gibi bir hava hakim. Çünkü gerçek sahibi CIA olan sosyal ağlarda hiç edildi:

www.tibbinkaranlikyuzu.com

Mehmet Fahri Sertkaya

Psikiyatrinin karanlık yüzü…

Psikiyatrinin Karanlık Yüzü sitemiz bundan böyle www.tibbinkaranlikyuzu.com adresinde yayına devam edecektir ve sadece Psikiyatrinin değil bir bütün olarak tıbbın karanlık yüzünü ifşa edecektir. Bu sitenin yayınlarına ilk anlarda bile yüz binlerce ziyaretçi alaka göstermesine rağmen, sonra, üzerine geçen yıllar boyunca, CIA’nın arama motorları ve sosyal ağları tarafından çekilen “ayar” neticesinde hiç edilmiştir. Bu yayınları çevrenizdekilere ulaştırmak isterseniz ancak onlara doğrudan mesaj/mail atmalısınız.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dikkatle okuyun, şunlar sizde de oluyor mu?


– Yolda giderken sürekli olarak binaları, balkonları, pencereleri sayıyorsanız,

– Ayna karşısına geçince sürekli kendi kendinize gülüyor ve konuşuyorsanız,

– Kulaklarınızda sürekli olarak çınlama ve uğuldama duyuyor ve sebepsiz ısınma hissediyor ama işitme kaybı ya da kulak ağrısı yaşamıyorsanız.

– Gözlerinizin önünde gerçekte olmayan saç teli ya da ip parçası gibi siyah bir gölge oluşuyorsa ve bir yere sabitlenip bakarken yani gözünüz hareket etmez iken de gözünüzde sanal olarak oluşan ip gibi bu siyah görüntü hareket ediyor, sağdan sola, soldan sağa gidiyorsa

– Rüyalarınızda sürekli korkutuluyorsanız. Gece rüyalarınızda sanki gerçek hayatta bir şeylerle boğuşuyor ya da savaşıyormuş gibi sürekli olarak enerji harcıyor ve sabah tarifsiz bir yorgunluk ve sıkıntılı hal ile uyanıyorsanız

– Uykuya dalarken ya da daldıktan hemen sonra sanki bir yerden düşüyormuş gibi bir ruh hali ile uyanıyorsanız

– Yakın zamanda yaşadığınız önemli olayları bile unutmuşsanız, unuttuğunuzun farkında değilseniz ve ancak arkadaşlarınızın uyarıları ile şaşırarak hatırlıyorsanız.

– Bir olaydan bahsederken “Bir kaç sene önce idi” diyorsanız ama çevrenizin ikazı ile söz konusu olayın 10 hatta 15 sene önce olduğunu fark ediyorsanız.

– Aslında tam olarak içinde bulunduğunuz ayın, yılın hatta yaşınızın bilincinde hareket edemiyorsanız. Zamanı algılamada bir bulanıklık söz konusu ise…

– Aslında tam olarak içinde bulunduğunuz şehri hatta yıllardır oturduğunuz evi bile algılayamıyorsanız, zaman ve mekanı ölçme kabiliyetiniz kısmen hasar almışsa…

– Aslında sevdiğiniz kişileri bile sürekli kırıyor ve sürekli olarak “Ben bunu nasıl yaptım, ben bunu nasıl söyledim.” ya da “Ben neden böyle yapıyorum. Ne gereği vardı şimdi bunu yapmanın. Bunu neden ve niçin yaptığımı anlayamıyorum.” diyor da, kendinize çok kızdığınız bu şeyleri yapmamaya gayret ediyor ama nasıl olduğunu anlayamadan hep yeniden yeniden yapıyorsanız.

– Okuduğunuz kitapları normalin dışında bir unutma ile unutuyorsanız. Bir kitabı çok uzun yıllar önce okuduğunuzu zan ederken, henüz bir iki yıl ya da bir iki ay önce okuduğunuz meydana çıkıyor ve şaşırıyorsanız. Ya da tam tersine olarak birkaç ay önce okuduğunuzu zan ediyorsunuz da aslında uzun yıllar önce okuduğunuz gerçeği ile yüzleşiyorsanız.

– Bütün gayretinize rağmen hemen hiçbir zaman hiçbir işe gereğince odaklanamıyorsanız.-

Beyninizin içinde sanal bir dünya dönüyorsa, sanal görüntüler, hisler, duygular yaşanıyorsa… Oturup durduğunuz yerde bile sanki bir dünya savaşı yaşanıyor ve oturduğunuz yerde ta çocukluğunuzu bile adeta oraya tekrar gidip yeniden yaşarmış gibi yaşıyor ve aynı acıları, sıkıntıları adeta yeniden ve aynı şiddette yaşıyorsanız. İstenmeyen bu hatıraları yeniden ve isteğiniz dışında hatırlar iken, ilk defa bu olayları yaşadığınız andaki kadar sıkıntı, üzüntü, şaşkınlık, heyecan, korku, endişe, gerginlik, pişmanlık duyuyorsanız. Aslında yakın ve uzak geçmişinizdeki kötü anıları hiç hatırlamak ve mevzu etmek istemediğiniz halde sanki iradeniz dışında sürekli gözünüzün önüne getiriliyor ve yeniden yaşatılıyorsa…

– Çocuğunuz, kızınız ya da bir aile üyeniz, çok basit bir sebeple, olmadık bir sebeple kavga edip bütün ailesini bir kalemde silip evden kaçtı ise ve geri de gelmiyorsa…

– Aşırı kilo kaybı yaşıyor adeta mum gibi eriyor iken hiçbir tıbbi teşhis konulamıyor ve hızla ölüme gidiyorsanız

– Kollarınızda, ayaklarınızda, omuzlarınızda, özellikle de ensenizde sürekli ve şiddetli ağrılar varsa, bundan sebep kendinizi sürekli bitkin, yorgun his ediyorsanız ve yerinizden kalkıp su almak bile size ölüm gibi geliyorsa…

– Vücudunuzun sürekli olarak bir aktiviteden, ne olduğunu bilmediğiniz bir şer kuvvet ile mücadele etmekten zayıf ve hasta düştüğünü fark ediyorsanız ya da şu andan itibaren farkına varacaksanız. Saçlarınızın dökülmesine, diş etlerinizin çekilmesine, cildinizin bozulmasına, renginizin solmasına, gözünüzün ferinin gitmesine sebep olan, sürekli aşırı enerji harcatan bir şey olduğunu his ediyor ama bunun ne olduğunu bulmak ve çaresini de bulmak isterken, nasıl olduğunu bile anlamadan bu düşüncenizin unutturulduğunu ve bu meselenin üzerine gidemediğinizi aylar sonra bir daha şaşkınlıkla akledebiliyorsanız…

– Belirli bir tıbbi rahatsızlık söz konusu olmadığı halde cinsel gücünüz aşırı zayıflıyor hatta uzun zaman aralığında cinsi münasebette bulunamıyorsanız. Ya da hiç istemediğiniz halde çok çok aşırı cinsel gücünüz varsa. Ya da aylarca yıllarca bile cinsi münasebette bulunulamamasını vajinusmus hastalığı zan ediyorsanız…

– Sizde ve eşinizde belirlenebilen hiçbir tıbbi rahatsızlık söz konusu değil iken uzun yıllardır çocuğunuz olmuyorsa.

– Evinizden dışarı çıktığınızda, sokaklarda yürüdüğünüzde, başka evlere, hanelere girdiğinizde anlaşılmayan bir şekilde aşırı sıkılıp daralıyor ve bir an önce evinize koşar adımlarla geri dönmek istiyorsanız. Evinizden yıllarca hiç dışarı çıkmamak mümkün olsa gönül rızası ile çıkmayacaksanız.

Bunlardan birkaçı ya da çoğu sizde ve aile fertlerinizden birinde bulunuyorsa, soyu tükenmek üzere olan “kelaynak” kuşları misali de olsa, hala bu dünyada ve bu ülkede, sırf Allah rızası için, insanlardan maddi bir talepte bulunmadan, yapılan sihir ve büyüleri bozmaya vesile olabilen ilim sahibi kişiler var ve derhal onlardan birini bulmanız gerekiyor.

Onlardan birini ararken de dikkatli olmanız gerekiyor. Zira meydanda dolananların binde dokuz yüz doksan dokuzu sahtekar ve hırsız. Kendi bağlayıp sonra kendi çözenler, anlaşarak biri bağlayıp diğeri çözenler, çözebilecekmiş gibi yapıp yıllarca sömürenler bile var. Siz “kelaynak” kuşlarını bir an önce bulun.

Psikologlara, psikiyatrlara ve ilaç sektörüne de soyulmayın. Uzun yıllar şifa bulacağınız ümidi ile boş yere yeşil reçeteli ilaçlarla çile çekmeyin. Etrafınıza da çektirmeyin. Sizden önce sözde bilim psikiyatrinin sömürü tuzağına düşenlerin ve onlarca yıl sonra bile tedavi olamamışların hallerine bakın, ibret alın.

Sihir-büyü hususunu abartmayın, her şeyi buna bağlamayın ama küçümseyip hafife de almayın.
Bilin ki o “kelaynak” kuşları misali nesli tükenmek üzere olan gerçek hocalar, haya sahibi olurlar. Gözleri yerde olur. Yüzleri nurlu olur. Sözleri kibar ve ince olur. Kadınlarla asla aynı odada baş başa kalmazlar. Hatta tokalaşmazlar. Büyüyü çözeceğim diye kadınların ellerini bile tutmazlar. Ailelerin yanında da olsa asla kadınların saçların başlarını açtırmazlar. Helale harama, şer’i emir ve yasaklara dikkat ederler. Bırakın günah batağında olmayı, sigara bile içmezler. Kendilerini övmezler. Sizden, ücret belirleyip baştan para istemezler. Masrafını çıkarsın ve geçimini temin etsin diye, gönül rızası ile verdiğiniz makul miktarda parayı kabul ederler ve fazlasını da istemezler. Size kimin kastettiğini, asla ama asla söylemezler.

Son olarak, şu yazıyı okurken “Sanki bazıları bende var gibi ama yok yok, bana sihir büyü işlemez.” ya da “Tamam. Sanki bazıları bende var gibi ama bunların büyüden kaynaklandığı ne malum. Hem “kelaynak” kuşları misali az var dedi, ben nereden bulurum.” dediyseniz, herkesten önce sizin bu işin ehline bir danışmanız gerekiyor.

http://www.tibbinkaranlikyuzu.com

Mehmet Fahri Sertkaya

Cinlerin insan üstündeki etkilerinden bazıları…

Sadece bedenimizin değil, ruhumuzun da organları vardır ve savunmasız/korumasız olan insanların ruhunun organlarına da cinler müdahil olabilirler. Bunun neticesi olarak, yeterli ilmi olmayan Müslümanların, dünyasını ahiretini cehenneme çevirebilirler. 

Reenkarnasyon (ikinci kere ve başka bir bedende dünyaya gelmiş olma) hissi, cinlerden kaynaklanan bir rahatsızlık halidir.

Cinlerin insanların hafızasını silme, sanal hafıza ekme yetenekleri vardır. Bu sadece beynin kontrolü ile ilgili değildir. İnsanın bedeninin organları olduğu gibi ruhunun da organları vardır ve ruhun organlarından biri olan ahfa, insanın görüp duyup his ettiklerinin kayıtlı olduğu yerdir ki göğsün orta kısmında biraz karna yakın tarafındadır.

Cinler insanların manevi organlarına doğrudan müdahale edebilmektedir ki göğsün açılması, genişlemesi ve dolayısı ile müdahaleye açık olması durumu İnşirah (elem neşrahleke) suresinde geçmektedir. Bu açılma, genişleme ve daralma halleri, fiziki anlamda değildir. Ruhi/manevi anlamdadır. Cinler ahfa ile oynamak suretiyle, kişinin daha önce görmediği ve yaşamadığı şeyleri görmüş ve yaşamış gibi his etmesini de sağlayabilirler, daha önce görüp yaşadığı ve hatırlaması gereken şeyleri hiç hatırlamamasını da sağlayabilirler.

Bir insanın gerçek olan hatıralarının ahfasından alınarak, başka bir kişinin ahfasına yüklenmesi de mümkündür. Cinler bunu da yapabilirler. Böyle bir müdahaleye maruz kalan kişi, kendisine ait gerçek hatıraları ile, yüklenen ve başkasına ait olan gerçek hatıraları iyice birbirine karıştırır ve kendisinin iki hayat yaşadığını, daha önce de başka bir bedenle başka birilerinin arasında, başka bir ülkede ve zamanda yaşadığını düşünür. Böyle bir şeye inanmak, öldükten sonra tekrar dünyaya başka bir beden ile geldiğine inanmak ise küfürdür. İslam’dan çıkarır. Zira bunun mümkün olmayacağı Kur’an-ı Kerim’de ayet-i kerime ile açıkça bildirilmiştir. Buna rağmen bu sapkın fikre inanmak, Hz. Allah’ı ve Hz. Peygamberi (s.a.v.) yalanlamak olur. İnsanların sadece bir kere dünya hayatı yaşadıkları/yaşayacakları, Allah yolunda şehit olurken çok büyük bir manevi lezzet alan şehitlerin “Bizi bir daha dünyaya gönder. Senin rızan için bir daha şehit olalım ve bu lezzeti bir daha tadalım” dedikleri halde, şehitlerin bu taleplerine bile olumsuz karşılık verildiği dini deliller ile, tartışmaya mahal vermeyecek netlikte meydandadır. Aksine bir iddiada herhangi bir bahane ile devam etmek, kişiyi sonsuz cehenneme azabına götürür.

Günümüz bilimi de, beyin kontrolü ile buna çok yakın tesirler oluşturabilmektedir. Yani kişilerin istemedikleri anıları silmekte, gerçek olmayan anılar ekebilmekte ve tamamen hafızasını silmekte ya da silinmiş hafızayı tamamen geri getirebilmektedir. Lakin şeytanlar yani kafir cinler, bu işi çok kaliteli ve kişinin kendisinin anlayamayacağı şekilde yapabilmektedir. Bir gece yatıp, sabah kalktığında, kişinin hafızasının/hatırasının büyük bölümü silinmiş olabilir ve bir uzman fark edene kadar kişi bunu ömrünün sonuna kadar bile anlayamayabilir.

Bir takım tuhaflıklar olduğunu fark edebilir ama hafızasının silindiğini ve bu yolla silindiğini bilemez, bu hususta karar kılamaz. Aslında silmekten kasıt da sadece ulaşılamaz hale getirmektir. İnsanın ahfası yani görüp duyup yapıp yaşadıklarının kayıtlı olduğu manevi organı ilahi bir koruma altındadır. Tamamen silinip tahrip edilmesine müsaade yoktur. Hesap günü her kul yaptıklarını banttan yayın gibi buradan seyir edecektir.

Reenkarnasyon hissi, şizofreni, manik depresyon ya da şimdiki yeni adı ile bipolar bozukluk… Hepsi de cinlerden kaynaklanan rahatsızlıklardır ve doğru bir manevi tedavi uygulandığında birkaç ayda kolayca tedavi edilebilmeleri mümkündür.

Sözde bilim Psikiyatrinin ve sözde hekim Psikiyatrların ve ilaç endüstrisinin sizleri daha fazla sömürmesine izin vermeyin. 15-20 yıl boyunca ilaç kullandırmak tedaviye yönelik bir uygulama değildir. Sömürüye yönelik bir uygulamadır. Bu hususlarda bilimsel delilleri ile birlikte daha geniş malumat için bkz: www.tibbinkaranlikyuzu.com

Mehmet Fahri Sertkaya

Psikiyatrlar zihin kontrolü hususunda hiçbir şey bilmiyorlar. Tek bildikleri ilaç vermek…

Türkiye dünyaya rezil oluyor!


Çin’in TV üreticisi Konka, yaklaşık beş yıldır, zihin kontrolü ile kumanda edilen TV modelleri üretiyor.

Japon oyuncak sektöründe yaklaşık on yıldır zihin kontrolü teknolojisine dayanan oyuncaklar üretiliyor. Bu oyuncaklardan birinde bele bağlanan bir kuyruk, kişi heyecanlandığında sallanıyor. Bir kibrit kutusu kadar bile olmayan bir elektronik devre, oyuncağı beline takan kişinin beyninden yayılan bütün sinyalleri okuyor, aralarında heyecan sinyali olunca otomatik olarak kuyruğu sallıyor.

ABD ordusu için üretilen zihin kontrolü ile çalışan robot asker birlikleri hazır. Bunlar, gerçek askerler tarafından beyin kontrolü yöntemi ile kontrol ediliyor.

NASA zihin okuyarak terörist avlayacak teknolojisini basına duyuralı yaklaşık 16 yıl oluyor.
Adana’da iki kardeş, beyin kontrolü ile çalışan robotu geliştirip başarı ile sunum yapalı dört yıl oluyor.

Youtube’da, ciddi araştırma tesislerinde ve kliniklerde, farelerin ve maymunların uzaktan zihin kontrolüne tabi tutuldukları ve sonuçların başarılı olduğu videolar bulunabiliyor.

Zihin kontrolü ile çalışan yapay-protez kollar, eller ve bacaklar, başarı ile çalışıyor ve bunların videoları Youtube’da zahmetsizce bulunabiliyor.

Beyne ulaşacak sinirler üzerine elektrotlar takılarak ya da gözlere çok özel bir gözlük takılarak, kişinin sanal bir gerçeklik yaşamasını ve kurgulanmış bir oyunun içinde gerçekten yaşıyormuş-bulunuyormuş gibi his etmesini sağlayan teknolojiler PC oyunları üreten büyük firmalar tarafından çoktan kullanılmaya başlandı bile..

İnsanın gördüğü doğal rüyaları kayıt eden teknolojiye bir Türk üniversitesi de ulaştı ve bunu medyaya duyurdu. Avrupa’da ya da ABD’de ise onlarca yıldır kullanılan bir teknoloji ile kişiye PC’de kurgulanmış bir yapay rüyanın gösterilebildiği de bir gerçek…

Beyne gönderilen bir takım kimyasallar ya da elektromanyetik dalgalar ile, beynin cinsiyet tanımının değiştirilebildiği, erkeğin beyninin kadınsı bir eğilim göstermesi sağlandığı da çoktan medyada yer bulan ve hiç gizlenmeyen teknolojilerden biri…

Sadece bir çeşit lazer ışık kullanarak canlıların beyinlerini kontrol eden, hafızalarını silen ya da geri getiren teknolojiler, böceklerin ya da farelerin beyinlerini kontrol ederek doğal afetlerde arama kurtamada kullanmaya yönelik başarılı projeler ve daha da fazlası çoktan ilan edilmiş durumda…
Zihin kontrolünün en az elli yıldır aktif olarak kullanıldığını ispat eden yerli yabancı yüzlerce ciddi kitap bulunuyor ve bunlar çok ciddi ispatlara dayanıyor. Bütün bunlara kayıtsız kalamayan GATA‘da birileri gayrete geliyor ve uzaktan zihin kontrolü teknolojilerine dair çalışmalar-testler, neler döndüğünden haberdar olmayan Mehmetçiklerin üzerinde yapılırken çekilen görüntüler basına bile sızıyor.

Ama…. Türkiye’deki Psikiyatrlar ve adli tıp kurumları ve de ruh ve sinir hastalıkları hastahaneleri, zihinlerinin kontrol edildiğini iddia eden insanların psikolojik hasta olduklarına dair raporlar veriyor. 
İstanbul Adli Tıp Kurumu‘nda, kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığını anlamak için tabi tutulduğu testte, yaklaşık 560 sorunun yaklaşık yarısı, testi cevaplayan kişinin “Zihnim kontrol ediliyor.” cevabını vermesini sağlamaya yönelik hazırlanmış. Bu cahilliğin bir an evvel düzeltilmesi gerekiyor. Bu masum insanların bu psikiyatrların ve uydurma bilim psikiyatrinin elinden derhal kurtarılması gerekiyor. Bunun için bir an evvel kamuoyu oluşturulmalı ve yasal düzenlemeler yapılmalı… 

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com (İlk yayın tarihi: Ağustos 2015)

Mehmet Fahri Sertkaya