Etiket arşivi: Tıbbın Karanlık Yüzü

Organ nakli hayat kurtarmaz!


Filiz Tekin’in organlarının nakledildiği 2 kişi öldü, biri yoğun bakıma alındı

Filiz Tekin’in böbreklerinin nakledilmesinden birkaç gün sonra fenalaşıp Ege Üniversitesi’nde yoğun bakıma alınan hastalardan Münire İnanç perşembe, Arife Aykut ise cuma günü hayatını kaybetti. İnanç ile Aykut’un cenazeleri, memleketleri Denizli’de toprağa verildi.

Aileler, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek, olay hakkında suç duyurusunda bulundu. Münire İnanç’ın oğlu Yusuf İnanç, annesinin ölümünde ihmal olduğunu düşündüklerini belirterek, “Annem 3 yıldır diyalize giriyordu. İzmir’den aradılar. Nakil için uygun böbrek çıktığını söylediler. Çok mutlu olduk. Annem yeniden hayata dönecek diye seviniyorduk. Ameliyatın çok başarılı geçtiğini söylediler. Annem 2 gün yoğun bakımda kaldı. 10 gün boyunca sağlığı çok iyiydi. Böbrek uyum sağlamıştı. Son 3-4 günde hayallerimiz yıkıldı, umutlarımız tükendi. Annemin bacaklarında ağrı, yüksek ateş, bilinç kaybı ve tansiyon rahatsızlıkları baş gösterdi.


Aynı durum donörden organ nakli yapılan iki hastada da vardı. Nakilden bir süre sonra annem iyiydi, ayağa kalkıp yürüyordu. Kendi işlerini yapmaya başlamıştı. Ancak 13 gün sonra kötüleşti ve yoğun bakıma alındı. İnceleme yaptılar hiçbir şey saptanamadı.

Doktorlar ‘Biz böyle bir şeyle karşılaşmadık. Türkiye’de bu binde 1 olur o da size denk geldi’ diyorlar. Bize ne olduğu hakkında bilgi verilmedi. En sonunda da annemi kaybettik, cenazesini bize verdiler. 2 Aralık’ta annem, ertesi günü de diğer organ nakli yapılan hasta Arife Aykut hayatını kaybetti. Üçüncü kişi ise yoğun bakımda. Neden böyle bir şey yaşandı bilmiyoruz. Annemin ölümünde ihmal olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle savcılığa suç duyurusunda bulunduk” dedi.

Sibel Ünli, 3 yılda defalarca intihar teşebbüsünde bulunmuş.

Epilepsi hastası olan ve uzun süredir antidepresan ilaçlar kullanan Sibel Ünli, 3 yılda defalarca intihar teşebbüsünde bulunmuş.

Epilepsi hastası olan ve uzun süredir antidepresan ilaçlar kullanan Sibel Ünli, 3 yılda defalarca intihar teşebbüsünde bulunmuş Ailenin yazılı açıklaması şu şekilde:

*Öncelikle bizimle acımızı paylaşan taziyemize gelen veya gelemeyen tüm insanlarımıza sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Ailemizin yaşadığı bu elim hadisenin ulusal gündemde ve sosyal medyada fütursuzca kullanılması bizi derinden üzmüştür.

*Bu açıklamayı geç yapabildik çünkü acımızı yaşıyorduk. Bugün bizi bu acı günümüzde bu açıklamayı yapmak zorunda bıraktılar. Bildiğimiz gerçekleri anlatmak için, yanlış ve art niyetli paylaşımlara mani olmak için, intihar gibi bir elim hadisenin yüceltilmesine ve özendirilmesine engel olmak için bu basın açıklamasını, taziyemizin hala devam ettiği bu acı günde de olsa, halka açıklama zorunluluğu meydana getirmiştir.

*Kardeşim merhume Sibel Ünli yaklaşık bir yaşında geçirdiği ağır bir ateşli hastalık sonrası günlerce hastaneye yatırılmıştır. Bu hastalık sonrası tekrarlanan sara (epilepsi) krizlerini farklı zamanlarda yaşamış ve kendisi bu hastalığı sonrası antiepileptik tedaviler almıştır.

*Ergenliğe girmeye başladığı süreçten itibaren çeşitli duygu durum bozuklukları yaşamıştır. Kardeşimiz bu durumdan dolayı psikiyatri doktorlarına götürülmüştür. Kardeşimizin çeşitli tedaviler alması sağlanmıştır. Buna rağmen son üç yıldır birden fazla olan başarısız intihar girişimlerinde bulunmuştur.

*İntihar girişimlerinden sonra ‘major(ağır) depresyon’ tanısıyla iki defa Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları servisine yatırılmıştır. Önerilen tedavileri hastane dışında da sürdürmesi için ailesi ve yakın arkadaşları tarafından destek kendisine olunmuştur. Düzenli olarak psikolog ile görüşmesine olanak sağlanmıştır”

Bir antidepresan cinayeti daha…

Yemekhane kartımda sadece bir liram var’ diyen öğrenci intihar etti.

İstanbul Üniversitesi’nde indirimli yemek haklarının günde bir öğüne düşürülmesine karşı eylemleri sürerken “Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var” diyen öğrenci Sibel Ünli intihar etti.

Sibel Ünli’nin yaşamına son vermesi üzerine arkadaşları, Kadıköy Khalkedon Meydanı’nda basın açıklaması düzenledi. Ünli’nin hayatında problemler yaşadığını ve bunun için tedavi gördüğünü belirten bir arkadaşı, “Bugün memleketin her yanında insanların yüzde 60’ı antidepresan kullanıyorsa, intihar oranları artıyorsa, kimse ‘Bunun sebebi bu sistem değildir’ demesin. İntiharlar, memlekette herkesin gündemiyken, biz haykırıyoruz: Sibel’in katili kapitalizmdir, bu çürümüş sistemdir” dedi.

Teşhisi de yok, tedavisi de yok…

Vajinismus diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Vertigo diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Anksiyete diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Panik atak diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Bipolar diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Şizofreni diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Hiperaktivite diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Dikkat eksikliği diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Evet, uydurma bilim psikiyatriye göre üç yüzden fazla sözde hastalık tanımlaması var ama bunların hiçbirinin günümüz bilimsel temelleri ile teşhisi de, tedavisi de yok. Dünyada Siyonizmin/Masonluğun en büyük ve kolay para kaynaklarından birisi sözde bilim psikiyatri ve onun sözde ilaçları… Şu sitemiz bütün bunları kökten yıkan yayınlarla dolu, üstelik bunlar bilimsel temelde yayınlar ama sanki senelerdir orada yayında değilmiş gibi bir hava hakim. Çünkü gerçek sahibi CIA olan sosyal ağlarda hiç edildi:

www.tibbinkaranlikyuzu.com

Mehmet Fahri Sertkaya

Psikiyatrinin karanlık yüzü…

Psikiyatrinin Karanlık Yüzü sitemiz bundan böyle www.tibbinkaranlikyuzu.com adresinde yayına devam edecektir ve sadece Psikiyatrinin değil bir bütün olarak tıbbın karanlık yüzünü ifşa edecektir. Bu sitenin yayınlarına ilk anlarda bile yüz binlerce ziyaretçi alaka göstermesine rağmen, sonra, üzerine geçen yıllar boyunca, CIA’nın arama motorları ve sosyal ağları tarafından çekilen “ayar” neticesinde hiç edilmiştir. Bu yayınları çevrenizdekilere ulaştırmak isterseniz ancak onlara doğrudan mesaj/mail atmalısınız.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dikkatle okuyun, şunlar sizde de oluyor mu?


– Yolda giderken sürekli olarak binaları, balkonları, pencereleri sayıyorsanız,

– Ayna karşısına geçince sürekli kendi kendinize gülüyor ve konuşuyorsanız,

– Kulaklarınızda sürekli olarak çınlama ve uğuldama duyuyor ve sebepsiz ısınma hissediyor ama işitme kaybı ya da kulak ağrısı yaşamıyorsanız.

– Gözlerinizin önünde gerçekte olmayan saç teli ya da ip parçası gibi siyah bir gölge oluşuyorsa ve bir yere sabitlenip bakarken yani gözünüz hareket etmez iken de gözünüzde sanal olarak oluşan ip gibi bu siyah görüntü hareket ediyor, sağdan sola, soldan sağa gidiyorsa

– Rüyalarınızda sürekli korkutuluyorsanız. Gece rüyalarınızda sanki gerçek hayatta bir şeylerle boğuşuyor ya da savaşıyormuş gibi sürekli olarak enerji harcıyor ve sabah tarifsiz bir yorgunluk ve sıkıntılı hal ile uyanıyorsanız

– Uykuya dalarken ya da daldıktan hemen sonra sanki bir yerden düşüyormuş gibi bir ruh hali ile uyanıyorsanız

– Yakın zamanda yaşadığınız önemli olayları bile unutmuşsanız, unuttuğunuzun farkında değilseniz ve ancak arkadaşlarınızın uyarıları ile şaşırarak hatırlıyorsanız.

– Bir olaydan bahsederken “Bir kaç sene önce idi” diyorsanız ama çevrenizin ikazı ile söz konusu olayın 10 hatta 15 sene önce olduğunu fark ediyorsanız.

– Aslında tam olarak içinde bulunduğunuz ayın, yılın hatta yaşınızın bilincinde hareket edemiyorsanız. Zamanı algılamada bir bulanıklık söz konusu ise…

– Aslında tam olarak içinde bulunduğunuz şehri hatta yıllardır oturduğunuz evi bile algılayamıyorsanız, zaman ve mekanı ölçme kabiliyetiniz kısmen hasar almışsa…

– Aslında sevdiğiniz kişileri bile sürekli kırıyor ve sürekli olarak “Ben bunu nasıl yaptım, ben bunu nasıl söyledim.” ya da “Ben neden böyle yapıyorum. Ne gereği vardı şimdi bunu yapmanın. Bunu neden ve niçin yaptığımı anlayamıyorum.” diyor da, kendinize çok kızdığınız bu şeyleri yapmamaya gayret ediyor ama nasıl olduğunu anlayamadan hep yeniden yeniden yapıyorsanız.

– Okuduğunuz kitapları normalin dışında bir unutma ile unutuyorsanız. Bir kitabı çok uzun yıllar önce okuduğunuzu zan ederken, henüz bir iki yıl ya da bir iki ay önce okuduğunuz meydana çıkıyor ve şaşırıyorsanız. Ya da tam tersine olarak birkaç ay önce okuduğunuzu zan ediyorsunuz da aslında uzun yıllar önce okuduğunuz gerçeği ile yüzleşiyorsanız.

– Bütün gayretinize rağmen hemen hiçbir zaman hiçbir işe gereğince odaklanamıyorsanız.-

Beyninizin içinde sanal bir dünya dönüyorsa, sanal görüntüler, hisler, duygular yaşanıyorsa… Oturup durduğunuz yerde bile sanki bir dünya savaşı yaşanıyor ve oturduğunuz yerde ta çocukluğunuzu bile adeta oraya tekrar gidip yeniden yaşarmış gibi yaşıyor ve aynı acıları, sıkıntıları adeta yeniden ve aynı şiddette yaşıyorsanız. İstenmeyen bu hatıraları yeniden ve isteğiniz dışında hatırlar iken, ilk defa bu olayları yaşadığınız andaki kadar sıkıntı, üzüntü, şaşkınlık, heyecan, korku, endişe, gerginlik, pişmanlık duyuyorsanız. Aslında yakın ve uzak geçmişinizdeki kötü anıları hiç hatırlamak ve mevzu etmek istemediğiniz halde sanki iradeniz dışında sürekli gözünüzün önüne getiriliyor ve yeniden yaşatılıyorsa…

– Çocuğunuz, kızınız ya da bir aile üyeniz, çok basit bir sebeple, olmadık bir sebeple kavga edip bütün ailesini bir kalemde silip evden kaçtı ise ve geri de gelmiyorsa…

– Aşırı kilo kaybı yaşıyor adeta mum gibi eriyor iken hiçbir tıbbi teşhis konulamıyor ve hızla ölüme gidiyorsanız

– Kollarınızda, ayaklarınızda, omuzlarınızda, özellikle de ensenizde sürekli ve şiddetli ağrılar varsa, bundan sebep kendinizi sürekli bitkin, yorgun his ediyorsanız ve yerinizden kalkıp su almak bile size ölüm gibi geliyorsa…

– Vücudunuzun sürekli olarak bir aktiviteden, ne olduğunu bilmediğiniz bir şer kuvvet ile mücadele etmekten zayıf ve hasta düştüğünü fark ediyorsanız ya da şu andan itibaren farkına varacaksanız. Saçlarınızın dökülmesine, diş etlerinizin çekilmesine, cildinizin bozulmasına, renginizin solmasına, gözünüzün ferinin gitmesine sebep olan, sürekli aşırı enerji harcatan bir şey olduğunu his ediyor ama bunun ne olduğunu bulmak ve çaresini de bulmak isterken, nasıl olduğunu bile anlamadan bu düşüncenizin unutturulduğunu ve bu meselenin üzerine gidemediğinizi aylar sonra bir daha şaşkınlıkla akledebiliyorsanız…

– Belirli bir tıbbi rahatsızlık söz konusu olmadığı halde cinsel gücünüz aşırı zayıflıyor hatta uzun zaman aralığında cinsi münasebette bulunamıyorsanız. Ya da hiç istemediğiniz halde çok çok aşırı cinsel gücünüz varsa. Ya da aylarca yıllarca bile cinsi münasebette bulunulamamasını vajinusmus hastalığı zan ediyorsanız…

– Sizde ve eşinizde belirlenebilen hiçbir tıbbi rahatsızlık söz konusu değil iken uzun yıllardır çocuğunuz olmuyorsa.

– Evinizden dışarı çıktığınızda, sokaklarda yürüdüğünüzde, başka evlere, hanelere girdiğinizde anlaşılmayan bir şekilde aşırı sıkılıp daralıyor ve bir an önce evinize koşar adımlarla geri dönmek istiyorsanız. Evinizden yıllarca hiç dışarı çıkmamak mümkün olsa gönül rızası ile çıkmayacaksanız.

Bunlardan birkaçı ya da çoğu sizde ve aile fertlerinizden birinde bulunuyorsa, soyu tükenmek üzere olan “kelaynak” kuşları misali de olsa, hala bu dünyada ve bu ülkede, sırf Allah rızası için, insanlardan maddi bir talepte bulunmadan, yapılan sihir ve büyüleri bozmaya vesile olabilen ilim sahibi kişiler var ve derhal onlardan birini bulmanız gerekiyor.

Onlardan birini ararken de dikkatli olmanız gerekiyor. Zira meydanda dolananların binde dokuz yüz doksan dokuzu sahtekar ve hırsız. Kendi bağlayıp sonra kendi çözenler, anlaşarak biri bağlayıp diğeri çözenler, çözebilecekmiş gibi yapıp yıllarca sömürenler bile var. Siz “kelaynak” kuşlarını bir an önce bulun.

Psikologlara, psikiyatrlara ve ilaç sektörüne de soyulmayın. Uzun yıllar şifa bulacağınız ümidi ile boş yere yeşil reçeteli ilaçlarla çile çekmeyin. Etrafınıza da çektirmeyin. Sizden önce sözde bilim psikiyatrinin sömürü tuzağına düşenlerin ve onlarca yıl sonra bile tedavi olamamışların hallerine bakın, ibret alın.

Sihir-büyü hususunu abartmayın, her şeyi buna bağlamayın ama küçümseyip hafife de almayın.
Bilin ki o “kelaynak” kuşları misali nesli tükenmek üzere olan gerçek hocalar, haya sahibi olurlar. Gözleri yerde olur. Yüzleri nurlu olur. Sözleri kibar ve ince olur. Kadınlarla asla aynı odada baş başa kalmazlar. Hatta tokalaşmazlar. Büyüyü çözeceğim diye kadınların ellerini bile tutmazlar. Ailelerin yanında da olsa asla kadınların saçların başlarını açtırmazlar. Helale harama, şer’i emir ve yasaklara dikkat ederler. Bırakın günah batağında olmayı, sigara bile içmezler. Kendilerini övmezler. Sizden, ücret belirleyip baştan para istemezler. Masrafını çıkarsın ve geçimini temin etsin diye, gönül rızası ile verdiğiniz makul miktarda parayı kabul ederler ve fazlasını da istemezler. Size kimin kastettiğini, asla ama asla söylemezler.

Son olarak, şu yazıyı okurken “Sanki bazıları bende var gibi ama yok yok, bana sihir büyü işlemez.” ya da “Tamam. Sanki bazıları bende var gibi ama bunların büyüden kaynaklandığı ne malum. Hem “kelaynak” kuşları misali az var dedi, ben nereden bulurum.” dediyseniz, herkesten önce sizin bu işin ehline bir danışmanız gerekiyor.

http://www.tibbinkaranlikyuzu.com

Mehmet Fahri Sertkaya

Cinlerin insan üstündeki etkilerinden bazıları…

Sadece bedenimizin değil, ruhumuzun da organları vardır ve savunmasız/korumasız olan insanların ruhunun organlarına da cinler müdahil olabilirler. Bunun neticesi olarak, yeterli ilmi olmayan Müslümanların, dünyasını ahiretini cehenneme çevirebilirler. 

Reenkarnasyon (ikinci kere ve başka bir bedende dünyaya gelmiş olma) hissi, cinlerden kaynaklanan bir rahatsızlık halidir.

Cinlerin insanların hafızasını silme, sanal hafıza ekme yetenekleri vardır. Bu sadece beynin kontrolü ile ilgili değildir. İnsanın bedeninin organları olduğu gibi ruhunun da organları vardır ve ruhun organlarından biri olan ahfa, insanın görüp duyup his ettiklerinin kayıtlı olduğu yerdir ki göğsün orta kısmında biraz karna yakın tarafındadır.

Cinler insanların manevi organlarına doğrudan müdahale edebilmektedir ki göğsün açılması, genişlemesi ve dolayısı ile müdahaleye açık olması durumu İnşirah (elem neşrahleke) suresinde geçmektedir. Bu açılma, genişleme ve daralma halleri, fiziki anlamda değildir. Ruhi/manevi anlamdadır. Cinler ahfa ile oynamak suretiyle, kişinin daha önce görmediği ve yaşamadığı şeyleri görmüş ve yaşamış gibi his etmesini de sağlayabilirler, daha önce görüp yaşadığı ve hatırlaması gereken şeyleri hiç hatırlamamasını da sağlayabilirler.

Bir insanın gerçek olan hatıralarının ahfasından alınarak, başka bir kişinin ahfasına yüklenmesi de mümkündür. Cinler bunu da yapabilirler. Böyle bir müdahaleye maruz kalan kişi, kendisine ait gerçek hatıraları ile, yüklenen ve başkasına ait olan gerçek hatıraları iyice birbirine karıştırır ve kendisinin iki hayat yaşadığını, daha önce de başka bir bedenle başka birilerinin arasında, başka bir ülkede ve zamanda yaşadığını düşünür. Böyle bir şeye inanmak, öldükten sonra tekrar dünyaya başka bir beden ile geldiğine inanmak ise küfürdür. İslam’dan çıkarır. Zira bunun mümkün olmayacağı Kur’an-ı Kerim’de ayet-i kerime ile açıkça bildirilmiştir. Buna rağmen bu sapkın fikre inanmak, Hz. Allah’ı ve Hz. Peygamberi (s.a.v.) yalanlamak olur. İnsanların sadece bir kere dünya hayatı yaşadıkları/yaşayacakları, Allah yolunda şehit olurken çok büyük bir manevi lezzet alan şehitlerin “Bizi bir daha dünyaya gönder. Senin rızan için bir daha şehit olalım ve bu lezzeti bir daha tadalım” dedikleri halde, şehitlerin bu taleplerine bile olumsuz karşılık verildiği dini deliller ile, tartışmaya mahal vermeyecek netlikte meydandadır. Aksine bir iddiada herhangi bir bahane ile devam etmek, kişiyi sonsuz cehenneme azabına götürür.

Günümüz bilimi de, beyin kontrolü ile buna çok yakın tesirler oluşturabilmektedir. Yani kişilerin istemedikleri anıları silmekte, gerçek olmayan anılar ekebilmekte ve tamamen hafızasını silmekte ya da silinmiş hafızayı tamamen geri getirebilmektedir. Lakin şeytanlar yani kafir cinler, bu işi çok kaliteli ve kişinin kendisinin anlayamayacağı şekilde yapabilmektedir. Bir gece yatıp, sabah kalktığında, kişinin hafızasının/hatırasının büyük bölümü silinmiş olabilir ve bir uzman fark edene kadar kişi bunu ömrünün sonuna kadar bile anlayamayabilir.

Bir takım tuhaflıklar olduğunu fark edebilir ama hafızasının silindiğini ve bu yolla silindiğini bilemez, bu hususta karar kılamaz. Aslında silmekten kasıt da sadece ulaşılamaz hale getirmektir. İnsanın ahfası yani görüp duyup yapıp yaşadıklarının kayıtlı olduğu manevi organı ilahi bir koruma altındadır. Tamamen silinip tahrip edilmesine müsaade yoktur. Hesap günü her kul yaptıklarını banttan yayın gibi buradan seyir edecektir.

Reenkarnasyon hissi, şizofreni, manik depresyon ya da şimdiki yeni adı ile bipolar bozukluk… Hepsi de cinlerden kaynaklanan rahatsızlıklardır ve doğru bir manevi tedavi uygulandığında birkaç ayda kolayca tedavi edilebilmeleri mümkündür.

Sözde bilim Psikiyatrinin ve sözde hekim Psikiyatrların ve ilaç endüstrisinin sizleri daha fazla sömürmesine izin vermeyin. 15-20 yıl boyunca ilaç kullandırmak tedaviye yönelik bir uygulama değildir. Sömürüye yönelik bir uygulamadır. Bu hususlarda bilimsel delilleri ile birlikte daha geniş malumat için bkz: www.tibbinkaranlikyuzu.com

Mehmet Fahri Sertkaya

Psikiyatrlar zihin kontrolü hususunda hiçbir şey bilmiyorlar. Tek bildikleri ilaç vermek…

Türkiye dünyaya rezil oluyor!


Çin’in TV üreticisi Konka, yaklaşık beş yıldır, zihin kontrolü ile kumanda edilen TV modelleri üretiyor.

Japon oyuncak sektöründe yaklaşık on yıldır zihin kontrolü teknolojisine dayanan oyuncaklar üretiliyor. Bu oyuncaklardan birinde bele bağlanan bir kuyruk, kişi heyecanlandığında sallanıyor. Bir kibrit kutusu kadar bile olmayan bir elektronik devre, oyuncağı beline takan kişinin beyninden yayılan bütün sinyalleri okuyor, aralarında heyecan sinyali olunca otomatik olarak kuyruğu sallıyor.

ABD ordusu için üretilen zihin kontrolü ile çalışan robot asker birlikleri hazır. Bunlar, gerçek askerler tarafından beyin kontrolü yöntemi ile kontrol ediliyor.

NASA zihin okuyarak terörist avlayacak teknolojisini basına duyuralı yaklaşık 16 yıl oluyor.
Adana’da iki kardeş, beyin kontrolü ile çalışan robotu geliştirip başarı ile sunum yapalı dört yıl oluyor.

Youtube’da, ciddi araştırma tesislerinde ve kliniklerde, farelerin ve maymunların uzaktan zihin kontrolüne tabi tutuldukları ve sonuçların başarılı olduğu videolar bulunabiliyor.

Zihin kontrolü ile çalışan yapay-protez kollar, eller ve bacaklar, başarı ile çalışıyor ve bunların videoları Youtube’da zahmetsizce bulunabiliyor.

Beyne ulaşacak sinirler üzerine elektrotlar takılarak ya da gözlere çok özel bir gözlük takılarak, kişinin sanal bir gerçeklik yaşamasını ve kurgulanmış bir oyunun içinde gerçekten yaşıyormuş-bulunuyormuş gibi his etmesini sağlayan teknolojiler PC oyunları üreten büyük firmalar tarafından çoktan kullanılmaya başlandı bile..

İnsanın gördüğü doğal rüyaları kayıt eden teknolojiye bir Türk üniversitesi de ulaştı ve bunu medyaya duyurdu. Avrupa’da ya da ABD’de ise onlarca yıldır kullanılan bir teknoloji ile kişiye PC’de kurgulanmış bir yapay rüyanın gösterilebildiği de bir gerçek…

Beyne gönderilen bir takım kimyasallar ya da elektromanyetik dalgalar ile, beynin cinsiyet tanımının değiştirilebildiği, erkeğin beyninin kadınsı bir eğilim göstermesi sağlandığı da çoktan medyada yer bulan ve hiç gizlenmeyen teknolojilerden biri…

Sadece bir çeşit lazer ışık kullanarak canlıların beyinlerini kontrol eden, hafızalarını silen ya da geri getiren teknolojiler, böceklerin ya da farelerin beyinlerini kontrol ederek doğal afetlerde arama kurtamada kullanmaya yönelik başarılı projeler ve daha da fazlası çoktan ilan edilmiş durumda…
Zihin kontrolünün en az elli yıldır aktif olarak kullanıldığını ispat eden yerli yabancı yüzlerce ciddi kitap bulunuyor ve bunlar çok ciddi ispatlara dayanıyor. Bütün bunlara kayıtsız kalamayan GATA‘da birileri gayrete geliyor ve uzaktan zihin kontrolü teknolojilerine dair çalışmalar-testler, neler döndüğünden haberdar olmayan Mehmetçiklerin üzerinde yapılırken çekilen görüntüler basına bile sızıyor.

Ama…. Türkiye’deki Psikiyatrlar ve adli tıp kurumları ve de ruh ve sinir hastalıkları hastahaneleri, zihinlerinin kontrol edildiğini iddia eden insanların psikolojik hasta olduklarına dair raporlar veriyor. 
İstanbul Adli Tıp Kurumu‘nda, kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığını anlamak için tabi tutulduğu testte, yaklaşık 560 sorunun yaklaşık yarısı, testi cevaplayan kişinin “Zihnim kontrol ediliyor.” cevabını vermesini sağlamaya yönelik hazırlanmış. Bu cahilliğin bir an evvel düzeltilmesi gerekiyor. Bu masum insanların bu psikiyatrların ve uydurma bilim psikiyatrinin elinden derhal kurtarılması gerekiyor. Bunun için bir an evvel kamuoyu oluşturulmalı ve yasal düzenlemeler yapılmalı… 

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com (İlk yayın tarihi: Ağustos 2015)

Mehmet Fahri Sertkaya

GATA profesörü kabul etti: “Şizofreni cin çarpmasıdır.”

Gülhane Askeri Tıp Akademisi‘nde görevli Prof. Dr. Kemal Irmak‘ın uluslararası hakemli dergi Journal of Religion and Health‘in haziran ayı sayısında yayımlanan makalesi tartışma yarattı. Irmak, “Schizophrenia or possession?” (Şizofreni mi, cin çarpması mı?) başlıklı makalesinde beyne yerleşmiş cinlerin şizofreni semptomları oluşturabileceğini belirterek, bazı üfürükçülerin de hastaları tedavi ettiğini ileri sürdü. Tıp mesleğinin “cin çarpması” olasılığını artık hesaba katması gerektiğini savunan Irmak, doktorların “dini şifacılar” ile birlikte çalışması gerektiğini savundu. 

“CİNLİ BİR DÜNYA” YAKLAŞIMI

Prof. Dr. Irmak makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Halüsinasyon problemine karşı geliştirilebilecek bir yaklaşım, cinli bir dünyanın varlığı ihtimalini düşünmek olabilir. Cinler bütün ana dinlere göre, var olduğu ve insanları ve insanların vücutlarını yönlendirdiği düşünülen görünmez varlıklardır. Cinlilik durumu, sanrılar ve halüsinasyonlarla birlikte gözlemlenen ruhsal bozukluğun yarattığı bir dizi tuhaf davranış olarak yorumlanabilir. Bu nedenle şizofrenideki halüsinasyon, cinlerin gerçek görüntüsünden kaynaklanan yanlış bir yorum/yanılsama olabilir. Bulunduğumuz bölgedeki bir üfürükçü, şizofreni hastalarının iyileşmesine yardımcı olmaktadır. Tedavi yöntemi, hastaların 3 ay içinde görünen semptomlardan kurtulduğu düşünüldüğünde başarılıdır. Bu nedenle tıp insanlarının üfürükçülerle çalışmaları, şizofreni için daha faydalı bir tedavi yolu sunmaktadır.”

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com(İlk yayın tarihi: Temmuz 2015)

Mehmet Fahri Sertkaya

Masum antidepresan yoktur…

Masum antidepresan yoktur. Antidepresan intiharı ve cinneti tetikliyor.

‘Mucize haplar’ olarak sunulan antidepresanlar gerçekten işe yarıyor mu? Psikiyatrist Mutluhan İzmir, gereksiz kullanıldığında cinnet ve intiharı tetikleyen bu ilaçları ‘Antidepresan Tuzağı’ kitabında mercek altına alıyor. 

Antidepresan ilaçlar ağır depresyon vakalarında hayli işe yarıyor. Ancak son yıllarda adeta şeker niyetine verilir oldu hastalara. Çevrenize dikkatlice baktığınızda bu ilaçları hayatı boyunca hiç kullanmamış kişilerin pek az olduğunu göreceksiniz. Peki çerez niyetine tüketilen bu ilaçlar sanıldığı gibi mutluluk vaat ediyor mu? Bilinçsiz kullanımı ne gibi zararlara yol açıyor? Antidepresanların uzun bilimsel çalışmalar neticesinde değil tamamen tesadüf eseri bulunduğunu söyleyen Psikiyatrist Doktor Mutluhan İzmir, Hayy Kitap’tan çıkan ‘Antidepresan Tuzağı’ adlı kitabında bu ilaçlarla ilgili bilinmeyen noktalara ve ‘psikiyatrinin karanlık yüzü’ne ışık tutuyor. Zira geçen yıl neredeyse 50 milyon kutuya yakın ilaç kullanılmış ülkemizde. Yani çalışır nüfusu göz önüne aldığınızda her kişiye bir kutu psikiyatri ilacı düşüyor.

Antidepresanlar mutluluk hapı adıyla ve mucize ilaçlar olarak tanıtılıyor, Mutluhan İzmir’e göre. Sanki her sıkıntı ve mutsuzluk durumunda rahatlıkla ve uzun süre düşünmeden kullanabileceğimiz masum ilaçlarmış gibi sunulmasına da oldukça karşı. “Bu imaj çok yanlış, mucize ve çok masum da değiller. İlaç bir hastalık durumunda kullanılan tedavi edici bir maddedir. Antidepresanlar da bir ilaç ve yalnızca hastalık durumunda kullanılmaları gerekir. Ancak mucize ilaç, mutluluk hapı, masum ilaçlar olarak tanıtılınca sanki hastalık dışında, ufak tefek sıkıntı durumunda da rahatlıkla kullanabileceğimiz maddeler gibi algılanıyorlar ve bu nedenle hastalık durumu dışında da kullanımları teşvik edilmiş oluyor.” diyen İzmir’e göre son yıllarda bu ilaçların kullanımındaki patlamada bu imajın büyük rolü var.

Rahatlatması her zaman avantaj değil

Eğer gerçekten hastaysanız, her ilaç gibi bu ilaçlar da hastalığı tedavi ederek kişiye bir rahatlama sağlıyor. Bu ilaçların hastalık dışında da rahatlatıcı etkileri var çünkü kaygıyı azaltıyor ya da ortadan kaldırıyor. Kaygıdan arınmış olarak yaşamak bir avantaj gibi görünse de, bu halin insanları koruyucu işlevi de var. Kaygı bütünüyle ortadan kalktığında sonunu hesap etmeden davranma durumu yaygınlaşıyor. Sonuçta bu ilaçları almazken yapmaktan çekindiğiniz birçok şeyi yapar hale geliyorsunuz. Bu bir avantaj gibi görünüyor, hayatı daha doya doya yaşamak gibi. Ancak doya doya yaşamanın faturası ağır biçimde çıkabiliyor bir süre sonra. Mutluhan İzmir’e göre geriye dönüp baktığında pişman olduğu tercihlerin bir kısmını ya da büyük kısmını, bu ilaçların verdiği mutluluk, rahatlık ve umursamazlığın etkisiyle yapmış olduğunu görüp hayıflanabiliyor insanlar. Rahatlık ve umursamazlığın getirdiği mutluluk uzun vadede insanın aleyhine işleyebiliyor.

İntihar ve cinneti tetikliyor

Antidepresanlar her ne kadar şeker niyetine verilir hale gelse de kullanmadan önce iki kez düşünmek gerekiyor. Zira bu ilaçların bilinçsiz kullanımı dürtü kontrolünün bozulması, hesapsız hareket etme, kolay boşanma, maddi zararlara uğrayacak ilişkilere kolay girme, kontrolsüz cinsel ilişkide artış, saldırganlık, öfke kontrolünde bozulma gibi ciddi yan etkilere sebep oluyor. Halk arasında cinnet olarak bilinen ‘mani’ durumunu da tetikliyor. Bu sebeple ciddi hastalıklar dışında kullanılmaları doğru değil.

Depresyon, ilaçlar piyasaya sürülünce ortaya çıktı

Bu ilaçların piyasaya sürülmesiyle birlikte giderek artan depresyon teşhisi sayısının kafalarda bir kuşku uyandırdığı görüşünde Doktor Mutluhan İzmir. “1960’ların ortasında tarihte ilk kez antidepresan olarak adlandırılan ilacın piyasaya sürülmesiyle birlikte, depresyon adlı bir hastalık da ortaya çıkıyor ve her yeni ilaç piyasaya sürüldükçe depresyon teşhisinde artış yaşanıyor. Şu anda elimizde antidepresan ilaç olarak adlandırdığımız ve 40 yıl önce ortalıkta hiç olmayan çok sayıda ilaç var ve bunların tedavi ettiğini iddia ettiğimiz depresyon adlı hastalık da 40 yıl öncesine göre binlerce kat artmış durumda.” diyor. Hatta bu durumda depresyonun varlık nedeni bu ilaçlardır demek abartı olmaz, diye de ekliyor.

Tesadüf eseri bulunmuş!

Olumsuz duygular ve depresyona çare olarak sunulan antidepresan ilaçlar aslında uzun süreli ve yoğun bilimsel araştırmaların sonucunda bulunmuş ilaçlar değil. İlaçların bulunuş hikâyesini Mutluhan İzmir anlatıyor: “Geçen yüzyılın ilk yarısında çok ciddi bir sağlık sorunu olan tüberküloz (verem) hastalığının tedavisi için bulunan yeni antitüberküloz ilaçların bazılarının, hastalar üzerinde depresyonu düzeltici etki yaptıkları tesadüfen gözlenmiş ve bu gözleme dayanarak ilk antidepresan ilaçlar üretilmiş.” Ancak o sıralarda henüz bu ilaçlara antidepresan denilmiyordu. O dönemde henüz depresyon olarak adlandırılan bir hastalık ortada yokken, bu ilaçlar melankoli olarak isimlendirilen psikiyatrik tablolarda tedavi amacıyla kullanılmaya başlanmış. Ancak o dönemde kullanımlarının çok sınırlı ve bugüne göre de kısa süreli oluşuna dikkat çekiyor İzmir. 5-10 yıl önce bulunmuş ilaçları, uzun vadede ne gibi bir etkilerinin olacağını bilmeden rahatlıkla ve yaygın biçimde kullanılmasını da eleştiriyor.

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com(İlk yayın tarihi Temmuz 2015)

Modern Psikiyatrinin babası, anasına sulanırdı. Sigmund Freud gerçekte kimdi…

Sapıkların babası Sigmund Freud

Freud, insanı belirli davranışlara zorlayan dürtüleri olduğunu iddia eder. Ona göre acıkan karnını doyurur, yorulan uyur, ancak “cinsî içgüdüler” şuur altına itilir ve bastırılır. Freud, psişik hayâtımıza sadece seksüel dürtülerin yön verdiğini savunur ve tezini anormal vak’alardan hareketle izâha çalışır.

Freud’e göre çocuklar, birçok cinsî sapıklık modellerini peş peşe sıralayan komple bir “sapık”tırlar. Elbette bu marazî isteklerini cemiyet baskısı altında doyuramazlar. Onları şuur altına iterler ve bir takım iç çatışmalar başlar. İşte Freud’a göre ruh hastalıklarının tek sebebi budur. “Psikanaliz” ile şuur altının derinliklerine inilmeli, doyurulmamış sapık arzular bulunmalı ve “kabûl edilebilir hâle” getirilip tekrar sunulmalıdır. 

Yeni değil, çarpıtılmış 

Allahü teâlânın “kâinâtın en şereflisi” olarak yarattığı insanı, bir takım süflî içgüdülerin esiri gibi göstermeye çalışan bir teori elbette taraftar bulamaz. Kaldı ki insana “serbest irâde”“seçme hürriyeti” ve “iyiyi kötüden ayırt edebilme kâbiliyeti” verilmiş olmasa, “suç ve cezâ” kavramlarının içi dolmaz. 

Freud’un getirdiği “şuur altı” ibaresi “ona has” ve “yeni” değildir. İslâm âlimleri içgüdülere, “nefs-i emmâre” adını verirler ki, insana yükselme, kendini koruma ve neslini idâme gücü veren tahrik edici bir kuvvettir. Bulunması şarttır ama dizginlenmesi lâzımdır. Bunu tıpkı kazandaki buhara benzetebiliriz. Eğer kendi haline koyuverirseniz kazanı patlatır. Ama kontrol altında tutarsanız koca lokomotifi, hedefine ulaştırır.

Yanlışta ısrar 


Freud, bu görüşlerini birebir münazaralarda sıkça savunur ancak “Histerinin cinsel etiyolojisi” üzerine verdiği bir konferansta açıkça dillendirince skandal çıkar. Öyle tepki alır ki, artık ne öğrencisi ne de çalışma arkadaşı kalır. Tam “bittim artık” dediği günlerde birileri gelip sırtını sıvazlar, onu tekrar psikanaliz üzerinde çalışmaya zorlarlar. Hatta elinden tutar bir anda (1902) profesör yaparlar. Bâzı arızalı doktorları bulup buluşturur, hizmetine yollarlar. Dahası Viyana’da Psikanaliz Enstitüsü kurar (1908) ve bu müesseseye milletler arası hüviyet kazandırırlar. 
Freud enstitü filan yönetecek kapasitede değildir, zihni dağınıktır. Bu yüzden kurumun idâresini öğrencisi Carl Gustav Jung’a bırakır. Ancak psikanaliz yaygınlaştıkça, teorideki çarpıklıklar, ortaya çıkar, dostları Freud’u yalnız bırakırlar. Freud’un en güvendiği isimlerden Adler ve Jung bile psikanalizde aradıklarını bulamaz. Rûhî hayâtın izâhını marazî modellere dayandırmayı, günahsız çocuğu birtakım cinsî sapıklıkların toplamı gibi görmeyi “insan” olma vasfına yakıştıramazlar. Adler insanoğlunun hâkim dürtüsünün “yükseklik ve üstünlük duygusu” olduğunu savunmaya başlar, Jung ise milletlere, kavimlere ve âilelere has ortak bir alt şuurdan, “kolektif şuur altı”ndan bahs açar. 

Fitneciler Londra’ya! 

Freud yenilgiye doymaz, psikanalizi antropolojiye uyarlar. Yaratılışı ret eden Darwin’e destek olmak için elinden geleni yapar. Freud, Hitler’in Avusturya’yı işgali üzerine (1938) Londra’ya kaçar, İngilizler, Yahudi biraderlere (Darwin ve Freud’a) her imkânı açar, medyayı emirlerine verip, reklâmlarını yaparlar. 

Hakkında ne dediler? 


► O, kendi zaferi için insanları kullanan bir egoistti. Hastalarının intihar eşiğine gelmesi umurunda bile değildi. Prof F. Crews

► Freud araştırıcı filan değil, istediği neticeye varmak isteyen ahlâksız bir oportünistti. A. Esterson► Çok psikanaliz yaptım ama hep sıkıldım. Hastalarımı hiçbir zaman tanıyamadım. Freud nevrotik bir insandı ve onun gibilerin bu saygıdeğer meslekten çekilmesi lâzımdı. Dr. Erich Fromm
► Psikanaliz herşeye el atar ama hiçbir şeyi açıklayamaz. M. Johoda

► Freud’u hekimden saymayın, o materyalist ideoloji için çalışan bir felsefecidir. H. Ellenburger

► Psikanaliz masaldır, hem zararlı bir masal. P. Medawar

► Psikanaliz çağımızın vebasıdır. Ona inananlar “dürtü” adına “tiran” kesildiler, artık bu kaosun bitmesi gerek. E. Levinas

► Freud’a göre cömertlik, fedakârlık gibi kelimeler anlamsızdır. Bu piyesin oyuncuları kötü olmak zorundadırlar ve final daima ağlatır. M. Tournier…

Kaldı ki Freud, “Ben ne ilim adamıyım ne de mütefekkir. Sadece maceracıyım ve bu hoşuma gidiyor” demekten çekinmez. 


İrfan Özfatura 


Yazarın faydalandığı eser: “Dünyayı Aldatanlar” Prof. Dr. Sefa Saygılı

PİSLİĞİN TEKİYDİ.

Modern psikiyatrinin babası sayılan Sigmund Freud, kelimenin tam anlamı ile pisliğin tekiydi.

Öz annesine karşı sapkın cinsi duygular besleyen ve yıllar sonra bile bunu gizlemeyen, insanlıktan çıkmış biri idi… Babasından 20 yaş küçük olan annesini zayıf, çekici, koruyucu, sevgi dolu bir kadın olarak tarif eden ve ona karşı tutkulu, seksüel bir bağlılığı olduğunu gizlemeyen tipik bir ensest Yahudi idi kendisi… Sorunlu ve iğrenç bir Yahudi ailenin daha küçük yaşta psikopata bağlamış sorunlu bir ferdi idi. 

Psikiyatride kendine has iddialar uydurdu. İlgi alanı daha ziyade insanların rüyaları idi. Gerçekte bir şeyi başaramamış ve asla başaramayacak biri için harika bir tercihti rüyalar… Uzun ömründen geriye tuttuğu bir tek not bile bırakmamış olmasını ve aşırı dikkatle hepsini imha etmiş olmasını da göz önünde bulundurursanız, ne demek istediğimi çok daha iyi anlayabilirsiniz.

Ömrü kuramlar/teoriler üretmekle geçti ve bir tanesini bile ispat edemedi. Onun savunucuları, gerçekliği ispat edilememiş kuramların çürütülemediğini iddia etmek gibi bir komiklik sergilemekteler. İnsanların rüyalarında yaşayan ya da insanların kendilerinin bile bilmediği bir bilinçaltı bulunduğunu iddia edip var olup olmadığı ispat edilemeyen bu bilinçaltında yaşayan sözde hekim özde üçkağıtçı bir acayip mahlukun, kendinden acayip uydurmalarını kim nasıl çürütebilsin?

Akademik çalışmalarına devam edip profesör ünvanı alması gerekiyordu ama o çalışmalarına ara verip bir yazıhane açmayı uygun gördü. Otuz yaşına gelmişti ve evleneceği kız daha fazla bekleyemezdi. Tedavi iddiası ile insanları dinledi ve bol bol paralar aldı ki zaten 1960’lara kadar Psikiyatrlar reçete yazamaz, ilaç kullandıramaz sadece dinlerdi. Hem bu sahada geliştirilmiş ilaç yoktu hem de kimse psikiyatrları hekim kabul etmezdi. İlk antidepresan bile Freud’un ölümünden yaklaşık otuz yıl sonra 1960’larda tüberküloza çare aranırken tamamen tesadüfen bulundu. O gün bu gün de psikiyatrların hiçbir ilacı hiç kimseyi gerçek anlamda tedavi etmedi. 

Kendi sağlığını bile düşünmeyen zavallı bir tipti Freud… Günde en az yirmi puro içerdi ve ömrünün son altı yılında üst damak ve üst çene kanserinden mustarip tarifsiz acılar çekti. Üst çene kemiği, dişleri ve damağı adeta çürüyüp yok olmuştu. Konuşamıyor ve yemek bile yiyemiyordu. Ancak bir protez uydurularak bir nebze olsun yemek yemesi ve zorlanarak da olsa konuşması sağlanmıştı.
1939 yılında acıları dayanılmaz hale geldiğinde doktoruna “Artık bu işkenceden başka bir şey değil ve hiçbir anlamı yok” dediği, doktorundan kendisini iğne ile öldürmesini istediği de ciddi ciddi iddia edilmektedir. 

Hasılı kelam, günümüzün çakma bilimi psikiyatrinin babası bile işte böyle bir babadır. Evlatlarının onlarca yıldır bir şey başaramamış olması şimdi size tuhaf geliyor mu?

YAHUDİLERDE CİNSEL SAPIKLIK – ENSEST İLİŞKİ


Kaptın günlümü, kız kardeşim, yavukluk! Gözlerinin bir bakışı ile… Okşamaların ne güzel, kız kardeşim, yavuklum!Şaraptan ne kadar hoştur okşamaların,(Bozulmuş Tevrat, Neşideler Neşidesi Bölümü, 4/9-10)

Hahamlar Tevrat’a, kendi sapkın görüşlerine uygun olarak, ahlakı bozacak emir ve konuları katmayı da ihmal etmemişlerdir. Bu sapık sözde ayetler, Yahudilerin ellerinde bulunan Tevrat’ın Allah tarafından indirilen asıl Tevrat olmadığına da delil oluşturmaktadırlar. Aile içi cinsel ilişkiye varan bütün sapıklıklar Bozulmuş Tevrat’ta övgüyle anlatılır. Hahamların Bozulmuş Tevrat’a ekledikleri Lut Peygamber ve kızları hakkında çirkin iftira, sapık Yahudi adetlerinden olan ensest’i (aile içi cinsel ilişki) meşru göstermek için uydurulmuştur.

“Ve Lut Tsoardan çıkıp dağda oturdu, ve iki kızı onunla beraberdi; çünkü Tsoarda oturmaktan korktu; ve o, ve iki kızı bir mağarada oturdular. Ve büyük kızı küçüğüne dedi: ‘Babamız kocamıştır, ve bütün dünyanın yoluna göre yanımıza girmek için mem­lekette erkek yoktur; gel, babamıza şarap içirelim, ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla yatarız.’
Ve o gece babalarına şarap içirdiler ve büyük kız girip, babası ile yattı… Ve ertesi gün dedi: İşte dün gece babamla yattım, bu gece de ona şarap içirelim, sende gir onunla yat… Ve küçük kız kalkıp onunla yattı.”(Bozulmuş Tevrat, Tekvin Bölüm 19/30-36)

Bunun yanı sıra, Bozulmuş Tevrat’ın metinlerinde pek çok müstehcen ifade vardır. Bir ilahi kitapta bulunması mümkün olmayan aşağıdaki ifadeler bozulmuş Tevrat’tan alınmıştır:
İki memen, sanki bir çift geyik yavrusu.Zambaklar arasında otlayan, İkiz ceylan yavrusu.Kaptın gönlümü, kız kardeşim, yavuklum!”Gözlerinin bir bakışı ile,Gerdanının tek zinciri ile gönlümü kaptın.Okşamaların ne güzel, kız kardeşim, yavuklum!Şaraptan ne kadar hoştur okşamaların,Itırın güzel kokusu da her çeşit baharattan!Ey yavuklum, bal damlatır dudakların;Balla süt senin dilinin altındadır,Evsabının kokusu da, sanki Libnan kokusu.Kızkardeşim, yavuklum, kapalı bir bahçedir,Kapalı bir kaynaktır, mühürlenmiş pınardır.” 
(Bozulmuş Tevrat, Neşideler Neşidesi Bölümü 4/8-12)

“Çarıklar içinde ayakların ne güzel, Ey emir kızı!Toplu kalçaların sanki mücevherler.Üstat ellerinin işi.Göbeğin yuvarlak bir tas,Onda karışık şarap eksik değil;Karnın buğday yığını,Zambaklarla kuşanmış…Zevkler içinde, ey sevgilim,Sen ne güzelsin, ve ne şirinsin.Bu senin boyun hurma ağacına,Memelerin de salkımlara benziyor.Hurma ağacına çıkayım,Dallarını tutayım, dedim; Keşke sen bana.Anamın memelerini emmiş kardeş gibi olaydın!Dışarıda seni bulunca,Ben seni öperdim;Beni de kınamazlardı.Küçük bir kız kardeşimiz var,Ve onun daha memeleri yok;Ben duvarım,Memelerim de kuleler gibi.”(Bozulmuş Tevrat, Neşideler Bölümü Bab 8/1,8,10)

“Memelerin üzüm salkımları gibi olsun, Fahişelik ettikleri zaman kızlarınızı Ve zina ettikleri zaman gelinlerinizi Cezalandırmayacağım.”
(Bozulmuş Tevrat, Hoşca bölümü, Bab 4/14)

“Soluğun kokusu da elma gibi, ve ağzın en iyi şarap gjbi.” (Bozulmuş Tevrat, Neşideler Neşidesi Bölümü, Bab 7/6-9)

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com(İlk yayın tarihi: Ekim 2015)

Mehmet Fahri Sertkaya